Karadeniz Technical University
Departman

Ekonomi Bölümü

Karadeniz Technical University

61

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğrusal hedef programlama ve sanal bir tekstil firmasında uygulama denemesi

İnsanlar gerek günlük gerekse is yaşamlarında kararlar alarak hayatlarına devam etmektedirler. Bu kararlar kimi zaman önemsiz kararlar olmakla birlikte çoğu kez oldukça önemli sonuçlara neden olmaktadır. Bir kararın verilebilmesi için birden fazla seçeneğin olması gerekmektedir. Böylece karar verecek olan kişi faydası en fazla olan seçeneği seçerek kararını belirleyecektir.Çalışmanın amacı, çağın ilerlemesiyle birlikte gelişen teknolojinin insanların gereksinimlerinin artması ve karmaşıklaşması sonucu ortaya çıkan problemlerin çözümünde yaygın olarak kullanılan bir yöntem olan Hedef Programlama yönteminin kullanımını ve amacını anlatmaya çalışmaktır.Çalışmanın teori kısmında Doğrusal Hedef programlama, çözüm yöntemleri ve türleri açıklanmaya çalışılacaktır.Uygulama kısmında ise, sanal bir işletme olan KAR tekstil firması üzerinde Hedef Programlama yöntemi uygulanmıştır. Yöntem uygulanırken, yönetimin isteklerine göre Ağırlıklı Doğrusal Hedef Programlama ve Eşit Ağırlıklı Doğrusal Hedef Programlama modelleri tercih edilmiştir. Modeller Lingo paket programı ile çözülmeye çalışılıp, işletmenin karar verme modellerinin çözümleri tartışılacaktır.

Doğrusal programlamaHedef programlamaKarar verme yöntemleri+4
Müyesser Candeğer Şirin
Karadeniz Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ulusal ve uluslararası yatırım fonlarının karşılaştırmalı risk analizi

Tasarrufların sürekli bir artış gösterebilmesi yatırım yapılacak araçların türüne ve risk düzeyine bağlıdır. Bu araçlardan biri olan yatırım fonları, Dünya'da yaşanan krizler nedeniyle, günümüzde her türlü risk tercihine cevap verebilecek çeşitliliktedir.Yatırım fonlarının Dünya'da ilk uygulamaları 1850'li yıllarda ortaya çıkmıştır. Türkiye'de ilk yatırım fonu organize piyasaların geç kurulmasına bağlı olarak yaklaşık 90 yıllık gecikme ile kurulabilmiştir. Dünya genelinde yaşanan savaşlar ve ekonomik krizler, yatırım fonlarının gelişmesini olumsuz etkilemiştir.Küreselleşme süreci ile birlikte 1990'lı yıllardan itibaren sermaye akımının etkisi ile yatırım fonlarının gelişme ve büyümesi hız kazanmıştır. Fakat bu sermaye akımı, özellikle gelişmekte olan ülkeler için dışarıdan gelebilecek risklere duyarlılığı artırmıştır. 1998 yılında yaşanan Asya Krizi, krizlere bakış açısını değiştirmiştir. Kriz öncesinde getiri odaklı yatırım araçları tercih edilirken, kriz sonrası risk ve getiriyi birlikte dikkate alan yatırım araçları tercih edilmeye başlanmıştır. Yatırım fonları da bu araçlardan biridir.Bilişim teknolojisinde yaşanan hızlı gelişim, karmaşık ve zor olması nedeniyle yapılamayan risk ölçümlerini kolaylaştırmıştır. Riski sayısal olarak hesaplayabilen yöntemler ve doğruluk testleri, bu ölçümlerin kullanımını yaygınlaştırmıştır. Krizlere karşı önlemler ülkelerin tercihlerine bırakılmadan Basel uygulamaları ile zorunlu hale gelmiştir. 2008 yılında yaşanan son kriz, bunun ne kadar gerekli olduğunu kanıtlamıştır. Bu çalışmada ulusal ve uluslararası yatırım fonlarının karşılaştırmalı risk analizi teorik ve uygulamalı olarak incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Yatırım Fonu, Oynaklık, Çarpıklık, Basıklık, Finansal Risk Analizi, Riske Maruz Değer (VaR).

Finansal riskKarşılaştırmalı analizOynaklık+3
Aylin Satır
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de dış borçların ekonomik büyümeye etkilerinin analizi

Dış borçlanma özellikle ekonomik performansları düşük ve kaynak yetersizliğine sahip gelişmekte olan ülkelerin başvurduğu bir finansman yöntemidir. Gerek gelişmekte olan ülkelerin gerekse gelişmiş ülkelerin dış borçlanmaya giderek, ülke ekonomilerine bir ivme kazandırma çabalarına yıllar boyunca rastlanmıştır. Büyüme ve kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi noktasında yabancı kaynak kullanımı devreye girmekte, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler yüksek bütçe gerektiren sanayileşme girişimleri için borçlanmak durumunda kalmaktadırlar. Dış borçlanmanın üretken yatırımları finanse etmek amacıyla kullanılması halinde ulusal çıktı düzeyi üzerindeki olumlu etkisi, geri ödemelerin gerçekleştiği dönemlerde karşılıksız bir fon akışına neden olduğu için tersine dönmektedir. Ayrıca zamanında ödenemeyen borçlar, ekonomiye mali bir yük getirerek borç krizine yol açabilmekte ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sorunlar, ekonomik dengeleri dış şoklara karşı daha kırılgan hale getirebilmektedir.Literatürde dış borçlanma ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki tartışmalıdır. Yapılan ampirik çalışmaların büyük bir kısmında yüksek dış borca sahip ülkelerde dış borç ile ekonomik büyüme arasında negatif bir ilişki tespit edilmiştir. Bu çalışmada, dış borç ve ekonomik büyüme ilişkisi Türkiye ekonomisi açısından ele alınmıştır. Çalışmada, Türkiye için 1980-2006 dönemine ait yıllık veriler kullanılmıştır. Bu çalışma, Türkiye'de dış borç ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi eşbütünleşme ve nedensellik analizlerini kullanarak 1980 -2006 arası dönem için incelemektedir.

Dış borçlanmaEkonomik büyümeEşbütünleşme+1
Ceyhun Onur
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

IMF anlaşmaları'nın istikrar programlarının güvenilirliğini artırmadaki rolü: Türkiye örneği

Makroekonomik değişkenler kullanılarak yapılan tahminlerin yanı sıra sosyal ve psikolojik faktörlerin de ekonometrik modeller ile ölçülmeye çalışıldığı son dönemlerde bireylerin karar almalarında en etkili psikolojik faktörlerden biri olan ?güvenilirlik? kavramının da ekonomik değişkenler üzerindeki etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Ekonomide güven konusu, beklentilerle çok yakından ilişkilidir. Beklentiler, gelecek olaylarla ilgili, mevcut bilgilere dayalı tahminlerdir.İktisat biliminde güvenilirlik analizi 1970'li yıllardan sonra ortaya çıkan krizlerle gündeme gelmiştir. Bu dönemde gelişmekte olan birçok ülke uluslararası piyasalardan kaynak sağlayamamış hatta kullandıkları kaynakları geri ödemek zorunda kalmışlardır. Bu bağlamda yaşanan finansal krizler sonrası gelişmekte olan ülke ekonomileri için Uluslararası Para Fonu (IMF) ile istikrar programları uygulamak önem kazanmaya başlamıştır. Çünkü hükümetlerin enflasyon hedeflerine ulaşmadaki başarısı da ekonomideki aktörlerin (yerli ve yabancı yatırımcıların) uygulanan politikaları algılama ve yorumlamaları ile yakından ilgilidir. Uygulanan politikalara duyulan güven ya da güvensizlik; amaca ulaşmada başarı ya da başarısızlığını belirlemektedir.Gelişmekte olan ülkelere gelen uluslararası sermaye hareketlerinin artması, döviz ve hisse senedi piyasalarının değişkenliğinin yüksek olması uygulanan istikrar programlarına duyulan güvenilirlik analizini daha da önemli kılmıştır. Finansal kriz yaşayan ülkelerde uygulanan istikrar programları piyasa oyuncularının hükümete duyduğu güvensizlik nedeniyle başarısızlığa uğrayabilmektedir. Bu durumda hükümetler IMF onayını alarak uygulanan istikrar programlarına duyulan güveni ve dolayısıyla başarısını artırmak isterler. Bu durumda IMF borç veren son kredi merci (lender of last resort) rolünü üstlenmektedir. IMF ise programın istikrarını ve başarısını sağlamak için şartlılık ilkesine, program gözden geçirmelerine ve performans kriterlerine başvurarak programın başarısını ve güvenilirliğini artırmaya çalışmaktadır. Bu çalışmanın amacı IMF kredilerinin ülkelerde güvenilirlik algılamasını artırıp artırmadığını test etmektir. Eğer kredi anlaşmaları güvenilirlik algılamasını artırıyorsa, hedeflenen makroekonomik değişkenlere ulaşmak için uygulanması gereken sıkı para ve maliye politikaları daha esnek uygulanabilir. Bu amaca yönelik olarak öncelikle güvenilirlik endeksi elde edilmiş daha sonra da IMF Destekli İstikrar Programları'nın güvenilirliği artırıp artırmadığı (Türkiye Örneği) test edilmiştir. Daha sonra elde edilen güven endeksinin IMKB 100 borsa endeksi üzerindeki etkisi incelenmiştir.

Sevcan Güneş
Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
DoktoraAçık ErişimTR

Performans esaslı bütçeleme sistemi ve Türkiye'de uygulanabilirliği

Bütçelerde devletin gelecek bir döneme ilişkin gelir ve gider tahminleri yer almaktadır. Bu yönde bütçe; belirli bir düzen içinde hazırlanmakta, uygulanmakta ve sonuçlandırılmaktadır. Kamu hizmetlerinin sınırlı tutulduğu dönemlerde bütçe sistemleri nispeten daha dar kapsamlı yapılandırılmıştır. Ancak artan toplumsal ihtiyaçlar, kamusal kaynakların daha etkin kullanımı hususunu ön plana çıkarmış ve bütçe sistemlerini daha karmaşık hale getirmiştir. Böylece çeşitli modern bütçe sistemleri uygulamaya konulmuştur. Bu sistemler içinde gelinen son aşama, performans esaslı bütçeleme sistemidir.Bu çalışmanın amacı, modern bütçe sistemlerinden performans esaslı bütçeleme sistemine neden gereklilik olduğunu ortaya koymak ve bu yönde sistemin ülkemizde uygulanabilirliğini değerlendirmektir. Bu kapsamda tezde önce performans esaslı bütçeleme sisteminin teorik altyapısı ortaya konulmuştur. Sonra sistemin çeşitli ülkelerde nasıl uygulandığı incelenmiş, buradan hareketle de ülkemiz için bazı sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın son kısmında ise Türkiye'de yeni bütçeleme sistemine geçişin temel gerekçeleri ve bu yöndeki çalışmalar ele alınmıştır. Türkiye'nin performans esaslı bütçeleme sistemini ne düzeyde uygulayabileceğini tespit etmek amacıyla da bazı kamu kurumlarını kapsayan bir analiz yapılmıştır. Tezde analizden elde edilen bulgular ışığında performans esaslı bütçeleme sisteminin tüm kamu kurumlarında başarılı bir şekilde nasıl uygulanabileceğine dair somut önerilere yer verilmiştir.

Ahmet Özen
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hasta güvenliği kültürü ile kalite yönetim sistemi arasındaki ilişkinin analizi

Günümüz toplumlarının sosyo-ekonomik gelişme düzeylerinin en önemli göstergelerinden birisi de sağlık hizmetlerinin sunumudur. Risk faktörünün yüksek olması nedeniyle, hasta güvenliği kültürünün yerleştirilmesi ve geliştirilmesi, sağlık hizmeti veren kurumların başarısında önemli bir yer tutmaktadır. Güçlü güvenlik kültürleri, bireylere zarar verebilecek hataların önlenmesinde kurum kültürü ile birbirini tamamlayıcı birer unsurdur.Son yıllarda sağlık hizmetlerinin verimli ve kaliteli bir şekilde sunulabilmesi için Toplam Kalite Yönetimi uygulamaları hız kazanmıştır. Bu çalışmada, hastanelerde uygulanan kalite yönetim sistemlerinin hasta güvenliği kültürü üzerindeki etkisi incelenmiştir. Birinci bölümde sağlıkta kalite ve hastanelerde uygulanan kalite sistemleri, ikinci bölümde kurum kültürü ve hasta güvenliği kültürü üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise, hastanelere yönelik yapılan araştırmada elde edilen verilerin analiz ve değerlendirmeleri yer almaktadır.

Ali Çakır
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
DoktoraAçık ErişimTR

Avrupa Parasal Birliği'nde maliye politikası koordinasyonu ve Türkiye analizi

Avrupa Birliği, ulusüstü karar mekanizmalarıyla oluşan ve siyasî birliğe ulaşma hedefi içerisinde bulunan bir bütünleşmedir. Bütünleşme hedefi kapsamında Avrupa Birliği, ekonomik, parasal ve siyasî konularda üye ülkeleri birbirlerine yakınlaştırmayı amaçlamaktadır. Avrupa Birliği özellikle ekonomik bütünleşme üzerine kurulan bir birlik olması sebebiyle, ekonomik bütünleşmeyi öncelikli olarak ele almaktadır. Bütünleşme, çalışmanın esasını teşkil eden Avrupa Birliği maliye politikasının koordinasyonunu da gündeme getirmektedir. Parasal birlik ile ekonomik bütünleşmenin güçlendirilmesi amaçlanmakta ve tüm bu yakınlaşmalar da belirli kriterlerin uygulanması zorunluluğunu doğurmaktadır.Ekonomik birlik kapsamında herhangi bir üye ülkede yaşanacak olumsuzluk diğer ülkeler için maliyet unsuru oluşturmaktadır. Maliye politikası araçları olarak baz alınan Maastricht diğer adıyla Yakınlaşma Kriterleri bu sebeplerle parasal birliğe dâhil ülkelerde kaçınılmaz hedefler olarak ele alınmaktadır. Avrupa Parasal Birliği'ne üye ülkelerde hem yasal uyumlaştırma hem de maliye politikalarında koordinasyon sağlanmaya çalışılmaktadır.Çalışma, belirtilen sebepler dolayısıyla, Avrupa Parasal Birliği'nde maliye politikasının koordinasyonu konusunu analiz etmektedir. Bu amaçla, birinci bölümde, günümüze kadar olan tarihsel süreç incelenmekte ve Avrupa Birliği'nin karar mekanizmaları olan organların amaç ve görevleri belirtilmektedir.İkinci bölümde; öncelikle maliye politikasının koordinasyonunda büyük önem arz eden ve uyum sürecinin ilk aşaması olan parasal birlik, teori ve gelişim süreci açısından ele alınmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın bu bölümünde Avrupa Birliği ve parasal birlik olarak maliye politikası koordinasyonu günümüz ülke performansları yönünden de değerlendirilmektedir.Son bölümde ise; Türkiye-Avrupa Birliği ilişkisinde müzakerelerin başlangıç tarihine kadar geçen sürede, gerek birlik müktesebatının üstlenilmesi, gerekse Maastricht Kriterleri'ne ulaşılması konusunda üstüne düşen görevleri yerine getirmedeki performansı değerlendirilmektedir. Analiz kısmında da, Avrupa Parasal Birliği'ne üye ülkelerin maliye politikası açısından koordinasyonu istatistiksel açıdan karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Yapılan istatistiksel analiz Avrupa Parasal Birliği'ne üyelik hedefi göz önünde tutulduğundan Türkiye performansı yönünden de genişletilmektedir.Çalışmada ulaşılan sonuç; Avrupa Parasal Birliği'nde maliye politikası koordinasyonunun genel anlamda sağlandığı yönündedir. Ancak böyle olmakla birlikte, günümüz birlik performansının siyasi birliği sağlama yönünden pek de yeterli olmadığı ve dolayısıyla arttırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Türkiye için ise, son dönemdeki olumlu gelişmelere bağlı olarak uyum sağlamadaki başarı derecesinin yükseldiği söylenebilmektedir.

Avrupa Para BirliğiKoordinasyonMaastricht Anlaşması+2
Özay Özpençe
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireysel emeklilik sisteminin vergileme açısından değerlendirilmesi, Türkiye örneği

Sosyal güvenlik; devletin, kurumları vasıtasıyla bireylerini mesleki, fizyolojik, sosyo-ekonomik risklere karşı korumak amaçlı oluşturulmuş bir sistemi ifade etmektedir. Sistemin oluşturulmasındaki temel amaç kişilerin mal varlıklarının azalmasını engellemek ve kişileri insan onuruna yakışan bir hayat standardına eriştirmektir. Sakatlık, yaşlılık gibi klasik riskleri güvence altına alarak ilk kez Amerika Sosyal Güvenlik Yasasında yazılı bir metin olarak yer alan sosyal güvenlik, sürekli revize edilmiştir. Revize çalışmaları sistemin kapsadığı risk türlerini sürekli olarak çoğaltmış bunun sonucunda aşırı büyümüş bir sistem meydana gelmiştir. Aşırı büyümenin meydana getirdiği eksiklikler, özel şirketlere sosyal güvenlik alanında sağlanan yetkilerle aşılmaya çalışılmıştır.Bireysel emeklilik sistemi bireylerin aktif çalışma süresince yapmış oldukları tasarrufları yatırıma yönlendirmek ve böylece emekliliklerinde yaşam standartlarını korumaya yardımcı olacak ek geliri elde etmek için gerekli olacak toplam birikime ulaşmalarını sağlamak amaçlı kurulmuş bir sistemdir. Bu sistemdeki en önemli nokta, her katılımcının kendi yatırım tercihine göre değerlendirilen katkılarından oluşacak birikimi ile orantılı bir emeklilik geliri elde etmesidir. Diğer yandan da denetim ve vergilendirme önemli kontrol noktaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu projede Türkiye'de ve kimi dünya ülkelerinde bireysel emeklilik sisteminin işleyişi incelenmiştir.

Tunç Baran
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir koruma tedbiri olarak Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda tutuklama

Ceza muhakemesinin temel amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması faaliyetinde kişi hak ve özgürlüklerine müdahale niteliği doğurabilecek bazı tedbirlere ihtiyaç duyulabilir. Tutuklama da bu tedbirlerden biridir. Zira tutuklama ile henüz suçluluğu ispat olunmamış kişinin en temel haklarından biri olan özgürlüğü sınırlandırılmaktadır. O halde, aşırılık halinde kişi özgürlüğünün keyfi biçimde ihlali anlamına gelebilecek tutuklamanın Anayasa ve kanun ile düzenlenmesi gerekir.Tutuklamanın anayasal dayanağı, Anayasa'nın 19. maddesinde yer almaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100 ila 108. maddelerinde de tutuklamaya ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Ayrıca kişi temel hak ve özgürlüklerine ilişkin ve ülkemizin de taraf olduğu birçok uluslararası sözleşmede tutuklamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, tutuklama için maddi şartlar ve şekli şartlar şeklinde tasnif edilebilecek bazı şartların oluşması gerekir. Tutuklamanın maddi şartları; şüpheli/sanığın huzurda bulunması, somut olgulara dayalı kuvvetli suç şüphesinin varlığı, ölçülülük ilkesine uygunluk ve kanunda yer alan tutuklama nedenlerinden şüpheli/sanığın kaçma veya saklanma şüphesi altında olması, delilleri karartma veya tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapması veyahut da kanunda belirtilen bazı ağır suçların işlendiği yönünde kuvvetli şüphenin bulunmasıdır. Tutuklamanın şekli şartları ise; yargılama şartının gerçekleşmiş olması ve bir tutuklama kararının varlığı olarak ifade edilebilir.Tutuklama, tüm maddi ve şekli şartları oluşsa da başvurulması zorunlu olmayan ihtiyari nitelikli bir koruma tedbiri olmanın yanı sıra bu şartların ortadan kalkmasıyla birlikte derhal son verilmesi gereken geçici nitellikli bir tedbirdir. Tutuklama sırasında şüpheli/sanık mutlaka müdafi yardımından yararlandırılır. Tutuklama kararı veya tutukluluk halinin devamına ilişkin karardan kişinin yakınına veya belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir. Tutukluluk hali, kanunda belirtilen süreler içinde kendiliğinden veya istem veya itiraz üzerine kontrol edilir. Tutuklama belirli bir üst süreye bağlıdır. Bu süre suçun ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlardan olup olmamasına göre belirlenmektedir. Tutuklanan kişinin de bazı hakları ve yükümlülükleri mevcuttur. Bu hak ve yükümlülüklere Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da yer verilmiştir.

Zekiye Özen İnci
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güçlü marka konumlandırmasında bilişim sistemlerinin rolü ve bir e-işletmecilik örneği

Pazarlama, işletmelerin vazgeçilmez yönetim fonksiyonlarından biridir. Küreselleşen dünya ile birlikte işletmeler iç pazarlardan dış pazarlara açılmak ve ürettikleri ürün veya hizmetleri tüm dünya ülkelerinde satmak istemektedirler. Örnek olarak incelediğimiz mermer sektöründe üretici firmalar için dış pazarlara açılım neredeyse bir zorunluluktur. Ürün çeşitliliğinin fazla olması ve dış pazarlardaki rekabet işletmeleri farklı yaklaşımlara yöneltmiştir. Marka yönetimi ve güçlü marka konumlandırması, işletmelerin pazara yayılmada kullanabilecekleri önemli bir araçtır. İşletmeler, güçlü marka konumlandırmasını, uluslar arası pazarlarda güvenilirliklerini ve karlılıklarını arttırmak için kullanabilirler. Teknolojideki ilerlemenin hızına bağlı olarak gelecekte işletmelerin hayatında her işlemin elektronik ortamda yürütüleceği öngörüsünü yapmak yanlış olmaz. E-işletmecilik Uygulamasında incelediğimiz mermer sektör araştırmaları da bu öngörüyü destekler niteliktedir.

Selcan Karabacak
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00