
91
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
İç hastalıkları kliniklerinde yatan yaşlılarda sıvı dengesini etkileyen faktörler
Bu araştırma iç hastalıkları kliniklerinde yatan yaşlı bireylerde sıvı dengesi ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Dokuz Eylül Üniversitesi İç Hastalıkları kliniklerinde yatan hastalardan ve araştırma örneklemini bilişsel yeterliliği olan, okuma yazma bilen, araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve 0.5-1 ml/kg/h' den fazla idrar çıkışı olan 100 hasta oluşturulmuştur. Araştırma verileri 01.07.2013-30.09.2013 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi İç Hastalıkları kliniklerinde, anket formu kullanılarak yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, kikare, MannWhitney U testi, korelasyon, regresyon ve logistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Hastaların aldığı çıkardığı sıvıların denge durumu incelendiğinde; %48'inin dengede olduğu, % 52'sinin ise dengede olmadığı görülmüştür. Hastaların günlük aldığı toplam sıvıların (IV+ oral) ortalaması 1290.55±374.03 ml olarak bulunmuştur. Hastaların aldığı çıkardığı sıvı denge durumu ile hastaların aldığı toplam sıvılar (IV,oral) (p<0,05) ve hastaların aldığı IV sıvılar (p<0,05) arasında da pozitif yönlü ve orta güçte bir korelasyon olduğu bulunmuştur. Hastalarda sıvı dengesini etkileyen faktörlerden idrar kaçırma durumunun sıvı dengesi üzerinde etkili olduğu bulunmuştur (p<0,05). Yaş, cinsiyet, tanılar, kullandığı ilaçlar, suyu kendi alma durumu, defekasyon çıkışı ve bulantı/kusma durumu ile sıvı dengesi arasındaki istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Hastaların sıvı dengesine ilişkin parametreler (vücut ağırlığı, kan basıncı, nabız, solunum, vücut ısısı, deri turgor tonüsü, 24 saatlik idrar çıkışı, idrar pH, idrar osmolaritesi) ile sıvı dengesi arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Bu sonuçlara göre yaşlı hastalara aldığı çıkardığı sıvı dengesine yönelik bilgiler verilmeli, sağlık çalışanlarının da bilgileri yenilenmeli ve farkındalık düzeyleri arttırılmalı; hem sağlık çalışanlarına, hem de hasta ve yakınlarına eğitimler planlanmalıdır.
Lise öğretmenlerinde inme alarm belirtileri ve risk faktörleri farkındalığı
Bu araştırma, Aydın il merkezinde bulunan liselerde görev yapan, 40 yaş üstü öğretmenlerde inme alarm belirtileri ve risk faktörleri farkındalığını incelemek amacıyla, tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Aydın il merkezinde bulunan liselerde (1256 öğretmen) görev yapan öğretmenler oluşturmuş, 40 yaş üstü öğretmenler için örneklem yöntemi kullanılmayarak tam sayım (census) yoluna gidilmiştir. Çalışmaya 40 yaş ve üstü, inme geçirmemiş, katılmaya istekli 567 (%81) öğretmen alınmıştır. Veriler; etik kurul onayı ve izinler alındıktan sonra, literatüre dayalı, uzman görüşü alındıktan ve ön uygulaması yapıldıktan sonra geliştirilen "yapılandırılmış soru formuyla", 19 Şubat- 19 Mart 2014 tarihleri arasında, mesai saatlerinde, okullarda toplanmıştır. Veri toplama formu katılımcılar tarafından doldurulmuş, İstatistiksel değerlendirme SPSS programında yapılmıştır. Katılımcıların %55,7'si erkek; %89,8'i evli; %88,9'u lisans mezunu ve yaş ortalaması 47,37±5,66'dır. Katılımcıların %30,3'ünün "inmede etkilenen organı" ve %70'inin "inme nedenini" bilmediği saptanmıştır. Katılımcıların "inme alarm belirtileri"ne ilişkin en iyi bildikleri üç belirtiye ilişkin toplam cevapları (n=1529) en fazladan en aza doğru sıralandığında; kol-bacakta uyuşma ve güçsüzlük (%22) ve konuşma ve anlama bozukluğu (%12,3) olduğu belirlenirken; %46,3'ünün AHA/ASA'nın tanımladığı "inme alarm belirtileri" ile ilgisi olmayan cevaplar verdiği saptanmıştır. Katılımcıların "inme risk faktörleri"ne ilişkin yazdıkları üç faktöre ilişkin toplam cevapları (n=1538) en fazladan en aza doğru sıralandığında; stres (%15,5), hipertansiyon (%12,3), sigara- alkol (%9) olduğu belirlenirken; %24,5'inin AHA/ASA'nın tanımladığı "inmenin risk faktörleri" ile ilgisi olmayan cevaplar verdiği saptanmıştır. Katılımcıların beyanlarına göre, yüksek kolesterol (%22,0), ailede inme öyküsü (%17,6), yüksek tansiyon (%10,9) ve diabet (%6,5) gibi inme risk faktörlerine sahip oldukları saptanmıştır. Katılımcıların yaklaşık üçte ikisinin (%60,3) inmenin önlebilir ve dörtte üçünün (%75) tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu, bununla birlikte tamamına yakınının (%98,6) inme belirtileri başladıktan sonra hastaneye 3,5 saatten önce (%95,7) gidilmesi gerektiğini belirttikleri saptanmıştır. Katılımcıların inme belirtilerini hissettiklerinde/ gördüklerinde sırasıyla; yaklaşık üçte biri (%32,2) ambulans çağırmayı, üçte biri (%28,6) acil servise gitmeyi ve yaklaşık altıda biri (%15,5) başına soğuk su dökeceklerini belirtmişlerdir. Katılımcıların demografik özellikleri ile inmeden etkilenen organı, inme nedenini, inme risk faktörlerini, alarm belirtilerini ve inme belirtileri görüldükten sonra hastaneye gitme zamanını bilme arasında istatistisel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç; çalışmaya katılan öğretmenlerin danışman ve eğitimci rollerine, inme risk faktörlerine sahip olmalarına ve inme için riskli yaş grubunda bulunmalarına rağmen, inme alarm belirtileri ve risk faktörleri farkındalığı istenilen düzeyde değildir. Anahtar Kelimeler: İnme, farkındalık, lise öğretmenleri, inme risk faktörleri, inme alarm belirtileri
Koroner anjiografi yapılan hastalarda obstrüktif uyku apnesi (OUAS) riski ve ouas risk faktörlerine sahip hastalarda koroner arter hastalığı sıklığı
Bu çalışma koroner anjiografi yapılan hastalarda obstrüktif uyku apnesi (OUAS) riski ve OUAS risk faktörlerine sahip hastalarda koroner arter hastalığı sıklığını saptamak amacıyla yapılan kesitsel türde bir araştırmadır. Örneklemi ≥20 yaş, bilişsel yeterliliğe sahip, okuma yazma bilen, gönüllü olan 400 hasta oluşturdu. Araştırmada veriler; uyku apnesi risk faktörleri, Berlin, STOP Bang anketi ile değerlendirilen Obstruktif uyku apne riski (OUAS) ve anjiyografi bulgularından oluştu, yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak elde edildi. Bulgular Statistical Package for Social Sciences 20.0 programı ile ki-kare, regresyon analizi kullanılarak, % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p≤0.05 düzeyinde değerlendirildi. Boyun çevresi kalınlığı erkeklerin%18,5'inde ≥43cm, kadınların%66'sında ≥38 cm idi. Katılımcıların%86,5'i alkol ve %73,5'i sigara kullanmıyordu ve ortalama yaşları 60,45±1,40, BKI 28,08±4,7 kg/m² idi. Anjiyografi bulgularının%25,2'si normaldi. Katılımcıların yarısından fazlasında OUAS riski vardı. Ki-kare analizinde OUAS riski anketlerinin her ikisine göre yaş ve medeni durumun, STOP-Bang anketine göre erkek cinsiyetin OUAS için bir risk oluşturduğu, yapılan ileri analizlerde erkek cinsiyetin OUAS riskini ve damar tıkanıklığını artıran bir faktör olduğu görülmüştür. OUAS riskine paralel olarak damarda lezyon bulunma riskinin arttığı belirlendi. Anjiyografi sonucu normal olanlarda uykuda tıkanıklık ve horlama oranının düşük düzeylerde olduğu belirlendi. Yapılan Lojistik regresyon analizine göre damar tıkanıklığını etkileyen risk faktörleri yaş (OR: 1,060, %95GA: 1,025-1,097), boyun çevresi (OR: 1,139, %95GA: 1,020-1,272), sigara kullanımı (OR: 3,146, %95GA: 1,273-7,771), erkek cinsiyet (OR:3,443, %95GA:1,040-1,097) hipertansiyon (OR: 3,291, %95GA: 1,408-7,693) ve obezitedir. OUAS risk faktörleri olan ileri yaş, erkek olma, boyun çevresi kalınlığı, BKI, sigara ve hipertansiyon koroner lezyon varlığı ile ilişkilidir. Bakım sağlayıcılar koroner lezyonu olanlarda, OUAS ve risk faktörleri arasındaki ilişkiye odaklanmalıdır. Anahtar Kelimeler; Obstrüktif uyku apne sendromu, risk faktörleri, koroner anjiografi
Meme kanseri risk faktörlerine sahip olma durumu ile mamografi çektirme davranışı arasındaki ilişki: Retrospektif değerlendirme
Bu araştırma kadınların meme kanseri risk faktörlerine sahip olma durumları ile düzenli mamografi çektirme davranışı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmış retrospektif bir çalışmadır. Bu çalışmada, 2004-2011 yılları arasında Aydın Kanser Erken Teşhis-Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM)'ne meme kanseri taraması için gelen 14027 kadına ait Meme Hastası Değerlendirme formuna ilişkin kayıtlar Mayıs-Kasım 2014 tarihleri arasında retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Shapiro-Wilk testi, t-testi, tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Pearson Ki-kare testi, Fisher'in Kesin Ki-kare testi ve Fisher-Freeman-Halton testi, lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Katılımcıların yaş ortalamalarının 50,50±8,17 olduğu, %91,2'sinin çalışmadığı, %97,4'ünün evli olduğu, %96,3'ünün sosyal güvencesinin olduğu, %74,3'ünün 11 yıl ve altı eğitim gördüğü belirlendi. Kadınların risk faktörlerine sahip olma durumları incelendiğinde, %52,8'inin menapozda olduğu, ilk doğum yaşının 21,75(±4,09560) olduğu, %74,5'inin 12 yaş ve altında menarş olduğu, %3,9'unun hiç doğum yapmadığı, %6,7'sinin çocuklarını emzirmediği, %27,5'sinin Oral Kontraseptif kullandığı, %11,6'sının Hormon Replasman Tedavisi(HRT) kullandığı, %12,7'sinde ailede meme kanseri öyküsü olduğu, %11,0'sinde jinekolojik rahatsızlık olduğu belirlendi. Düzenli mamografi çektirme davranışı ile yaş, eğitim ve çalışma durumu, Doğum sayısı, menstruasyon, HRT, ailede meme kanseri öyküsü, kendi kendine meme muayenesi, jinekolojik rahatsızlık geçirme ve mamografide şüpheli kitle (oluşum) saptanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık (p<0,001) bulundu. Yapılan ileri analizlerde düzenli mamografi çektirme davranışını etkileyen faktörler; eğitim (OR:1,324; % 95 GA:1,02-1,71), HRT kullanımı (OR:1,481;% 95 GA:1,24-1,76), ailede meme kanseri öyküsü (OR:1,613; % 95 GA:1,37-1,89), Kendi Kendine Meme Muayenesi (OR:1,221;% 95GA:1,07-1,39) ve memede şüpheli kitle bulunma durumu (OR:1,263; % 95GA:1,09-1,45) olarak belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre kadınlara düzenli mamografi çektirmenin önemi konusunda eğitimler verilmeli ve meme kanseri risk faktörlerinde farkındalıkları arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler; kadın, mamografi, meme kanseri risk faktörleri, sosyo-demografik özellikler, retrospektif değerlendirme
İnmeli yaşlı hastaların malnütrisyon durumunun saptanması
Bu çalışmanın amacı, 65 yaş ve üzeri inmeli yaşlılarda malnütrisyon durumunu saptamak, MNA ve SNAQ65+ölçeklerini karşılaştırmak ve tarama testi olarak kullanabilirliğini belirlemektir.Analitik ve kesitsel tipteki araştırmanın örneklemini, bir üniversite hastanesinde nöroloji polikliniğinde takip edilen inmeli yaşlı 130 birey oluşturdu. Veriler, Yapılandırılmış Soru Formu, Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi (MNA) ve Kısa Nütrisyonel Değerlendirme Ölçeği (SNAQ65+) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama±standart sapma (Ort±Ss), sayı, yüzde dağılımları, chi-square analizleri kullanıldı. Araştırmaya katılan inmeli yaşlı bireylerin yaş ortalaması 74,21±6,04 (Min:65 Maks: 88) yıl olup büyük çoğunluğu (%61,5) erkektir. MNA'ya göre katılımcıların %16,9'u, SNAQ65+'e göre katılımcıların %18,5'inin malnütrisyonlu/risk altında olduğu bulundu. Her iki teste göre eğitim düzeyi ilkokul ve altında olanlarda malnütrisyonun daha yüksek olduğu belirlendi. SNAQ65+ ile MNA tarama puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir uyum olduğu tespit edilmiştir (p=0,000). SNAQ65+ ölçeğinin, MNA ölçeğinin tarama puanına göre duyarlılığı %68,9, özgüllüğü ise %96 olarak belirlendi. SNAQ65+ölçeğine göre 24 hastanın (%18.4) "kötü beslenmiş" olduğu, MNA ölçeğine göre ise 29 (%22.3) hastanın "malnütrisyonlu/riski altında" olduğu, SNAQ65+ ölçeğinin iyi beslenmiş olarak belirlediği 9 hastanın,MNA'ya göre "malnütrisyonlu/riski altında" olduğu saptanmıştır. Yaşlı popülasyonda malnütrisyonu taramada "altın standart" olarak MNA ölçeğinin kullanımı önerilirken, araştırma sonucumuza göre SNAQ65+ ölçeğinin de inmeli yaşlı hastalarda malnütrisyonu taramak amacıyla kullanılabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Malnütrisyon, inme, yaşlı, MNA, SNAQ65+
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) fenotiplerinin yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı fenotiplerinin yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılan tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Mayıs 2014-Mayıs 2015 tarihleri arasında Üniversite Hastanesinde Göğüs Hastalıkları Polikliniğine başvuran 40 yaş üzerindeki araştırmaya dahil edilme kriterlerini [en az 4 haftadır alevlenme geçirmemiş, postbronkodilatör birinci saniyedeki zorlu ekspiratuar volüm / zorlu vital kapasite (FEV1/FVC) oranı ˂%70 ve stabil dönemde olan] karşılayan KOAH'lı hastalar araştırmanın evrenini, araştırmaya katılmaya gönüllü olan hastalar ise araştırmanın örneklemini oluşturdu. Araştırma verileri yüz yüze görüşme yoluyla toplandı. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U, Kruskal- Wallis testi, kikare testi, iki aşamalı kümeleme analizi ve ordinal lojistik regresyon analizleri ile değerlendirildi. Hastalar 13 parametre üzerinden değerlendirildiğinde 2 fenotipik küme tanımlandı. Fenotipler ile cinsiyet, meslek durumu, ek hastalık türü açısından farklılık saptanmazken, yaş (MWU=-2,75), hastalık süresi (ay) (MWU=-3,49), FEV1 yüzdesi (MWU=-8,69), sigara öyküsü (pk-yıl) (x2=6,15), FEV1 evresi (x2=67,00), alevlenme sayısı (x2=125,23), BKİ (x2=12,66), ek hastalık varlığı (x2=4,31) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptandı (p˂0.05). Fenotip 1 kümesinde olan hastaların fenotip 2 kümesindeki hastalara göre daha genç yaşta ve hastalık süresinin kısa olduğu, FEV1 yüzdesinin daha yüksek olduğu belirlendi. Fenotip 1 kümesinin hafif ve orta evre, fenotip 2 kümesinin ağır ve çok ağır evre KOAH hastalarından oluştuğu, fenotip 2 kümesindeki hastaların alevlenme sayılarının daha fazla olduğu, daha fazla ek hastalığının bulunduğu ve daha uzun süre sigara tükettikleri (paket-yıl) ve zayıf oldukları saptandı. Fenotip 2 kümesindeki hastaların yaşam kalitesi puan ortalamaları diğer kümeye göre daha yüksek (kötüleşme) bulunmuştur. Sonuç olarak, uzun süre sigara içen, zayıflarda, ek hastalığın bulunduğu ve alevlenme sayısının fazla olduğu KOAH fenotiplerinde yaşam kalitesi önemli ölçüde bozuktur. Anahtar Kelimeler; KOAH, Fenotip, Yaşam kalitesi, Alevlenme
Diabetes risk assessment of the first degree relatives of patients with TYPE-2 diabetes mellitus
Purpose: This study was to evaluate the risk of diabetes Type-2 diabetics who have not received their 1st degree relatives diagnosed with diabetes, FINDRISK score to test the validity of type-2 diabetes in determining the risk and those who are made to be driven to diagnose high-risk. Equipment and Method: The first degree relatives of the patients being treated in the Izmir Katip Çelebi University Atatürk Education and Research Hospital with no diagnosis of diabetes and willing to participate in the research have been taken in the sectionally planned research. Sampling of the research is based on 200 people defined using power analysis. Data have been collected with question form and FINRISK scale. Weight, length & waist measure in addition to venous fasting plasma glucose (FPG) and Hemoglobin A1c (HbA1c) of the participant have been taken by the researcher. Findings: The age average of the individuals participated in the research is defined as to be 46.93± 14.83 (18-86). Besides it is obtained that 65% of the participants is women, 63% of them is married, 50.5% of them is graduated high school or above and 59% of them is working. It is found that 41.5% of the participants are in the 'high risk group'in terms of Type-2 Diabetes according to the FINDRISK score scale. The sensitivity of the FINDRISK score according to the FPG and specificity of it are founded as 100% and 60% respectively. Conclusions: It is observed that the DM risk of the first degree relatives of the patients being treated as Type-2 DM is high and FINDRISK score scale is good method in predicting the new asymptomatic Type-2 diabetes. Keywords: Risk for diabetes, FINDRISK, type 2 diabetes, first-degree relatives, AKŞ, HbA1
Kanser hastalarının hemşireler tarafından verilen taburculuk eğitimine ilişkin değerlendirmelerinin belirlenmesi
Araştırma, kanser hastalarının hemşireler tarafından verilen taburculuk eğitimine ilişkin değerlendirmelerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini Temmuz-Kasım 2007 tarihleri arasında, Dokuz Eylül Üniversitesi Muzaffer Müfit Kayhan Onkoloji Hastanesi erişkin hematoloji ve onkoloji kliniklerinden taburcu olması planlanan 169 hasta oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, ?Sosyo-Demografik Özellikler? soru formu ve ?Hastaların Hemşireler Tarafından Verilen Taburculuk Eğitimini Değerlendirme? anketi kullanılmıştır. Veriler hastalarla taburcu olmadan 24-48 saat önce görüşülerek toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzdelik dağılım, t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır.Çalışmada yer alan hastaların taburculuk anketinden alabilecekleri maximum puan 36 olmasına rağmen, hastalar ortalama 1.65 puan almıştır. Hastaların % 59' unun 0 puan alarak taburculuğu sırasında hemşirelerden bilgi almadıkları saptanmıştır. Taburculuk değerlendirme anketinden alınan puan ile yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, meslek durumu, çalışma durumu, sosyal güvencesi, gelir durumu, tanı, hastalık süresi, daha önce hastaneye yatma durumu, yatış süresi, tedavi, evde bakımına yardımcı olacak kişinin varlığı arasında anlamlı bir farklılık saptanamamıştır ( p > 0.05).Çalışmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda hasta ve yakınlarına gereksinimleri doğrultusunda hastalık, prognozu, tedavi ve yan etkileri, hastalık ve tedavinin sosyal, iş ve cinsel yaşam üzerine etkileri konularını içeren taburculuk eğitiminin hasta taburcu olmadan en az 24-48 saat içinde yapılması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Kanser Hastaları, Taburculuk Eğitimi, Bilgi Gereksinimi, Hemşirelik.
Kalp yetmezliği olan hastaların eğitim gereksinimleri ve hemşirelerin bu konuda düşünceleri
Günümüzde teknoloji ve tıptaki gelişmelerle kalp yetmezliği olan hastaların hastanede yatış süresi kısalmakta, hemşireler teknik bakıma öncelik vermekte, hastalara eğitim yapılamamakta ya da yetersiz olmaktadır. Bu durumda, hastanın hastanede kaldığı sürenin, eğitim yönünden etkin kullanılması önem kazanmaktadır. Zamanın etkin kullanılamamasının nedenlerinden biri; hemşirelerin hasta için önemli olduğunu düşündüğü konularla, hastanın öğrenme gereksinimi duyduğu konuların farklı olmasıdır.Bu araştırmanın amacı; kalp yetmezliği olan hastaların öncelikli öğrenme gereksinimlerini ve hemşirelerin öğrenilmesini önemli bulduğu eğitim konularını saptamaktırAraştırmanın örneklemini Adana ilinde Adana Numune Fatma Kemal Timuçin Kalp Merkezi, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi ve Adana Başkent Hastanesi'nin Kardiyoloji veya Koroner Yoğun Bakım kliniklerinde en az üç aydır çalışmakta olan 36 hemşire ve aynı hastanelerde yatan 18 yaş ve üstünde olan New York Kalp Derneği (NYHA) sınıflamasına göre düzey II ve III olan hastalık tanısı hakkında bilgilendirilmiş 129 hasta oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak tanıtıcı özellikler anket formu ve kalp yetmezliği ile ilgili eğitim konularının yer aldığı soru kartları kullanılmıştır. Hasta ve hemşirelere eğitim konularını içeren 13 kart verilmiştir. Her iki gruptan da öğrenilmesini önemli buldukları eğitim konularını öncelik sırasına göre, en önemli kart en üste gelecek şekilde sıralamaları istenmiştir. Araştırmada verilerin analizinde frekans ve yüzde tanımlayıcı istatistik yöntemlerinden yararlanılmıştır.Araştırma sonucunda kalp yetmezliği olan hastaların eğitim gereksinimleri ile hemşirelerin bu konudaki düşünceleri farklı bulunmuştur. Hastaların çoğunun çok önemli bulduğu konuların hemşireler tarafından önemsiz olarak değerlendirildiği, ya da hastaların önemsiz olarak değerlendirdiği bir konunun hemşireler tarafından çok önemli bulunduğu saptanmıştır.Bu sonuçlara göre kalp yetmezliği olan hastaların eğitim planına dâhil edilmesi ve eğitime başlamadan önce öncelikli öğrenme gereksinimlerinin belirlenmesi önemlidir.Anahtar Kelimeler: kalp yetmezliği, eğitim gereksinimleri, hemşirelerin düşünceleri
Kalp yetmezliği olan hastaların uyku kalitesi ve etkileyen etmenlerin incelenmesi
Kalp yetmezliği olan hastaların uyku kalitesi %50 oranında azalmaktadır. Araştırmamızda kalp yetmezliği olan hastaların uyku kalitesi düzeyi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştırAraştırma örneklemine kardiyoloji polikliniğinde takip edilen, en az altı ay önce tanı almış, yaşamı tehdit eden başka bir hastalığı olmayan 60 kalp yetmezliği hastası alınmıştır. Sosyodemografik ve hastalık özellikleri ile ilgili veriler araştırmacı tarafından geliştirilen hasta tanıtım formu kullanılarak toplanmıştır. Uyku kalitesini belirlemek amacıyla Pittsburg Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi ile değişkenler arasında farklılık; korelasyon analizi ile değişkenler arasında ilişki aranmıştır.Araştırma sonucunda kalp yetmezliği olan hastaların global PUKİ ortalaması 9.20 ± 2.10 olup uyku kalitelerinin düşük olduğu saptanmıştır. Uyku kalitesinin yaş, cinsiyet, kullanılan yastık sayısı, NYHA (New York Kalp Cemiyeti) sınıflamasına göre sınıf düzeyi değişkenlerinden etkilendiği belirlenmiştir.Bu sonuçlara göre kalp yetmezliği olan hastalarda rutin olarak uyku öyküsünün alınması ve depresyon düzeyi gibi farklı değişkenlerin etkilerini belirlemeye yönelik çalışmalar yapılması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Kalp yetmezliği, uyku kalitesi, uyku, hemşirelik
Diyabetli bireylerin diyabetik ayak görülme durumuna göre ayak bakım davranışlarının incelenmesi
GİRİŞ: Ayak bakımı diyabetik ayağı önlemede önemlidir. Diyabetik ayak ise bireyi, ailesini ve toplumu olumsuz etkilemektedir. Çalışmanın amacı; diyabetik ayağı olan ve olmayan bireylerin ayak bakımı davranışlarını incelemektir.YÖNTEM: Örneklemi, İzmir'de bir üniversite hastanesinin endokrinoloji polikliniğine gelen; diyabetik ayağı olan 68, diyabetik ayağı olmayan 70 olmak üzere toplam 138 tip 2 diyabetli birey oluşturmuştur. Veriler kişisel özellikler, diyabetle ilgili soruları ve diyabette ayak bakım davranışı maddelerini içeren bir form ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde ki-kare, yatest (düzeltmeli ki-kare) ve t testi analizleri kullanılmıştır.BULGULAR: Diyabetik ayağı olan bireylerin ayak bakımı davranış puanları ortalaması diyabetik ayağı olmayanların ortalama puanına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktür. Dokuz ayak bakım davranışının (ayakları her gün yara vb. yönünden muayene etme, ayağı kurulama, nemlendirme, tırnakların düz ve yüzeyel kesme, ayaklar üşüdüğünde ısıtıcı kullanma, ayaklarda nasır olduğunda müdahale etmeden sağlık personeline başvurma, ayakkabıları giymeden önce yabancı cisim yönünden kontrol etme, ortopedik ve yuvarlak burunlu, önü kapalı ayakkabı giyme) diyabetik ayağı olan bireyler tarafından diyabetik ayağı olmayan bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük uygulandığı görülmektedir.SONUÇ: Diyabetik ayağı olan bireylerin özellikle dokuz ayak bakım davranışlarını yetersiz uyguladıkları görülmektedir. Buna bağlı olarak diyabette ayak bakımı davranışlarının diyabetik ayak gelişimini önlemede önemli olduğu düşünülmektedir.ANAHTAR KELİMELER: ayak bakımı, ayak bakımı puanı, diyabetik ayak.
Diabetes mellitusu olan bireylerin kendi kendine insülin uygulama hatalarının incelenmesi
Diyabette kan glikoz kontrolünün sağlanması için tedavi olarak dışarıdan insülin verilmektedir. Acil durumlar dışında deri altına yapılan insülin uygulaması özel bilgi ve beceri gerektirmektedir. İnsülin tedavisi doğru yapılmadığında hastada lipohipertrofi, hipoglisemi ve hiperglisemi gelişebilir. Bu nedenle çalışmada; diabetes mellitusu olan bireylerin kendi kendine insülin uygulama hataları değerlendirilmiştirAraştırma tanımlayıcı tiptedir. Araştırmanın örneklemini, bir üniversite hastanesinin dahiliye kliniklerinde yatan, kendi kendine insülin uygulayan 80 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri anket ve gözlem yolu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde hesaplaması kullanılmıştır.Araştırmanın sonucunda kendi kendine insülin uygulayan diyabetli hastaların; %68.8'inin enjeksiyona başlamadan önce ellerini yıkamadığı, %55'inin kalemin fonksiyonunu kontrol etmediği, %87.5'inin alan kontrolü yapmadığı, %72.5'inin kalemi üzerindeki doz göstergesini görülebilir şekilde tutmadığı başparmağını butona basabilecek şekilde serbest bırakmadığı, %61.5'inin deriyi başparmak ve işaret parmağıyla kavramadığı, %71.2'sinin iki enjeksiyon arası 2-3 cm bırakmadığı, %85'inin alan rotasyonu yapmadığı saptanmıştır. En az hatanın insülin tipini seçme (%8.8) ve doz ayarlamasında (%8.8) olduğu belirlenmiştirÇalışmanın sonucunda kendi kendine insülin uygulayan hastaların tümünün farklı oranlarda hatalar yaptığı belirlenmiştir. Hata oranının azaltılması için, hata yapma nedenlerinin incelenmesi ve uygun girişimlerin sağlanması önemlidir.Anahtar Kelimeler: İnsülin, kendi kendine insülin uygulama, insulin uygulama hataları.
Alzheimer hastalığı olan bireye bakım verenlerin cinsiyetinin bakım veren yükü üzerine etkisi
Bu araştırma Alzheimer hastalığı olan bireye bakım verenlerin cinsiyetinin, bakım verenlerin yükü üzerine etkisini incelemek amacıyla karşılaştırmalı tanımlayıcı bir çalışma olarak yapılmıştırAraştırma 09.03.2009 ? 24.06.2009 tarihleri arasında iki üniversite hastanesinin demans polikliniği, bir özel hastanenin nöroloji polikliniği ve bir Alzheimer derneğinde yürütülmüştür. Kadın ve erkek bakım verenlerin bakım veren yükünü etkileyen etmenler (yaş, bir günde ortalama bakım verme süresi, eğitim düzeyleri, gelir düzeyleri, bakım verme süreleri ve çalışma durumları, bakım verilen hastaların yaşları, MMT ve NPI puan ortalamaları) yönünden benzer tutulmuştur (p > .05). Bu çalışmanın örneklemini Alzheimer hastasına bakım veren 120 kadın ve 72 erkek oluşturmuşturVeriler, hastalara Mini Mental Test (MMT) uygulanarak, bakım verenlere Sosyodemografik Özellikler Anket Formu, Bakım Veren Yükü Envanteri, Nöropsikiyatrik Envanter (NPI) uygulanarak, yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Kurumlardan ve bakım verenlerden yazılı izin alınmıştır. Sosyodemografik verilerin sayı ve yüzde dağılımları verilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştırAlzheimer hastası bireye bakım veren kadınların yük puanları erkeklere oranla daha yüksek bulunmuştur (Kadınlar: 54.63 ± 21.15 Erkekler: 44.63 ± 22.39, p = .002). Alt boyutlardan zaman bağımlılık yükü (p = .040), gelişimsel yük (p = .002), fiziksel yük (p = .001) ve sosyal yük (p = .045) boyutunda kadınlarda erkeklerden daha yüksek olarak anlamlı bir farklılık bulunurken duygusal yük (p = .718) boyutunda istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.Bu çalışmanın sonuçlarına göre, kadınların uygun hemşirelik girişimleri ile daha fazla desteklenmesi, giderek artan erkek bakım verenlerin de gereksinimlerinin göz önünde bulundurulması ve kalitatif çalışmalar yapılarak bakım veren yükünü etkileyen etmenlerin derinlemesine incelenmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Alzheimer hastalığı, bakım veren, bakım yükü, bakım veren yükü, cinsiyet.
Altmış beş yaş ve üstü kişilerde ilaç kullanım bilgi düzeylerinin sorgulanması
Bu çalışma, 65 yaş ve üzeri kişilerde çoklu ilaç kullanımının incelenmesi ve ilaçkullanımını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.Araştırmamız, Mart 2009-Mayıs 2009 tarihleri arasında Afyonkarahisar İliSinanpaşa İlçesine bağlı Tınaztepe Sağlık Ocağı bölgesinde yaşayan 65 yaş ve üzerikişilerden araştırmayı kabul eden 250 kişi üzerinde yapılmıştır.Araştırmada; demografik bilgileri, kronik hastalıkların sayı ve türlerini,kullanılan ilaç sayı ve türlerini, ilaçların kullanılma sürelerini, bu ilaçların düzenlikullanılıp kullanmama durumunu, ilaç kullanım bilgi düzeyini, düzenli olarak doktorkontrollerine gidip gitmeme durumunu ve sağlık kuruluşlarından yararlanmadurumlarını içeren 21 soruluk anket formu yüz yüze uygulanmıştır.Araştırmada anket sonuçlarına ilişkin veriler; tanımlayıcı istatistik ile özetlendive düzenli ilaç kullanım bilgi düzeyini etkileyen faktörler arasındaki ilişkikorelasyon analizi ile araştırıldı.Araştırma; bölgemizde yaşayan 65 yaş ve üstü kişilerde çoklu ilaç kullanımınınsık ve ilaç kullanım bilgi düzeyinin düşük olduğunu göstermiştir. Bilgi düzeyinietkileyen en önemli faktörün geriatrik bireyin yaşı olduğu saptanmıştır. Bireylerineğitim düzeyleri, medeni durumları ve kronik hastalıklarının sayısı ilaç kullanımbilgi düzeylerini etkilemektedir.`Anahtar Sözcükler:' Bilgi Düzeyi, Çoklu İlaç Kullanımı, Geriatri, İlaç,Yaşlı.
Hemodiyaliz hastalarında karakter mizaç özellikleri ve yaşam kalitesi
Bu çalışmada hemodiyaliz hastalarının karakter mizaç özellikleri ve yaşam kalitesinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırma 2012-2013 tarihleri arasında Eskişehir Devlet Hastanelerinde tedavi gören hemodiyaliz hastalarından basit-rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen örneklem içerisinden çalışmaya katılmayı kabul eden ve çalışmaya uygun olan 50 hasta ve 50 sağlıklı birey üzerinde yapılmıştır. Anket uygulamasında Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu, Hasta Tanıtım Formu, Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ve Mizaç ve Karakter Envanteri kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Ki-kare Testi, Mann-Whitney U ve Student ?T testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda HD hastalarında yaşam kalitesi kontrol grubuna göre belirgin olarak düşük bulundu. Mizaç ve Karakter Envanteri değerlerine göre HD hastalarında YA1, ÖB4, ?YT, ?Y1, ?Y3, ?Y5, KYT, KY1, KY2, KY3, KY5 kontrollere göre anlamlı düşük bulunmuştur. KA1, ZKT, ZK4 puanları ise HD hastalarında anlamlı yüksek bulunmuştur. HD hastalarının yaşam kalitesi desteklenerek artırılırsa hemodiyalizin mizaç ve karakter üzerindeki olumsuz etkileri ortadan kaldırılabilir. Anahtar Sözcükler: Hemodiyaliz, Yaşam Kalitesi, Mizaç ve Karakter Envanteri
Hemşirelerin kanserden korunma ve kanserin erken tanısına ilişkin bilgi düzeylerinin ölçülmesi
Hemşirelerin Kanserden Korunma ve Kanserin Erken Tanışma İlişkin Bilgi Düzeylerinin Ölçülmesi Araştırma, Afyon il merkezi hastanelerinde çalışan hemşirelerin kanserden korunma ve kanserin erken tanısına ilişkin bilgi düzeylerinin saptanması amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Bu araştırma Afyon il merkezinde bulunan Afyon Merkez Devlet Hastanesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Afyon Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesi ve Afyon Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nde çalışan 210 hemşire üzerinde yapılmıştır. Örneklem grubunu, anket formunu doldurarak araştırmaya katılmaya gönüllü olan hemşireler oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak hemşirelerin kişisel özellikleri ile kanserden korunma ve kanserin erken tanısı konularım içeren ve araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen anket formu kullanılmıştır. Anket formunda 16 tane tanımlayıcı ve 16 tane de bilgi sorusu yer almaktadır. Araştırmada anket sonuçlarına ilişkin elde edilen veriler, "t testi", "varyans analizi" ve "Mann Whitney U" testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada hemşirelerin büyük çoğunluğu kanserden korunma ve kanserin erken tanısı konularında bilgi puanı olarak 100 puan üzerinden 70 puan almışlardır. Literatürler doğrultusunda hemşirelerin aldıkları puanlar iyi olmakla beraber yine de bu kadar önemli bir konuda hiç bilgi açığının olmaması gerekmektedir. Çalışma sonucunda kanser konusundaki hizmet içi eğitim programlarına yeterince önem verilmediği anlaşılmaktadır. Kanserden korunma ve erken tam konularında hizmet içi eğitim programlarının arttırılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Ayrıca hemşirelerin bir başka nedenle hastanede yatan bireyde gözden kaçan ya da değerlendirilemeyen erken tanıya ilişkin bulguları saptayabileceği belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen veriler doğrultusunda öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kanser, Hemşire, Erken Tanı, Korunma, Bilgi.
Akut miyokard infarktüslü hastaların hastalıkları ile ilgili bilgi düzeylerinin incelenmesi
ÖZET Bu araştırma Muğla Devlet Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Ünitesi'ne 28/09/2002-29/05/2003 tarihleri arasında yatan Akut Miyokard İnfarktüs'lü (AMI) hastaların hastalıkları hakkındaki bilgi düzeylerinin, hastaların sosyo-demografîk özellMerinin, AMI oluşumuna neden olabilecek bazı etmenlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çalışma kapsamına alman 90 hastaya, hasta tamum formu ve hastalığa ilişkin bilgi değerlendirme sorularım içeren anket formu teke-tek görüşme yöntemi ile uygulandı. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tüm verilerin sayı ve yüzde dağılımları ile bağunlı-bağımsız değişkenler arasında SPSS programında varyans analizi, Kruskall-Wallis, anlamlı çıkan değişkenlerin çoklu karşılaşünlrnalarmda Tukey HSD, Tukey LSD analizleri kullanıldı. Sonuç olarak; hastaların konu ile ilgili genel bilgi puanı ortalamalarının 14,57±3,15 olduğu, bilgi düzeylerinin; yaş, eğitim, meslek, tansiyon ve kolesterol değerlerinden ve başka hastalık olup-olmama durumundan etkilendiği saptanmıştır. Bu sonuçlar ışığında; AMI geçirmiş hastalara ve ailesine eğitim verilmesinin, hastaların ileri dönemlerde takip edilmesinin, kardiyolojik birimlerde çalışan hemşirelerin hizmet içi eğitim programlan ile bu konuda bügilendMlmesinin yararlı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Sözcükler: Akut Miyokard İnfarktüsü, Hasta, Hemşirelik, Kalp, Koroner Yoğun Balam Ünitesi.
İç Hastalıkları kliniklerinde, hastaneye yatışın beslenme değişkenlerine etkisi
ÖZET İç Hastalıkları Kliniklerinde, Hastaneye Yatışın^Beslenme Değişkenlerine Etkisi Beslenme-sağlık birbiriyle sürekli etkileşim içindedir. Hastalıklar bireyin verimini düşürmekte ve yaşam süresini kısaltmaktadır. Beslenme durumunun saptanmasında besin tüketimi, antropometrik ölçümler ve klinik bulgulardan yararlanılmaktadır. Beslenme durumunun değerlendirilmesinde; beslenme parametrelerindeki değişiklikler önemli rol oynamaktadır. Bazı hastalıklarda, beslenme durumunu değerlendirmede kullanılat parametrelerde ki değişiklikler önemli bir göstergedir. Bu çalışmada İç Hastalıkları Kliniklerinde, hastaneye yatışın beslenme değişkenleri üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla beslenme durumunu değerlendirme doğrultusunda; hastaların sosyodemografik özellikleri (cinsiyeti, yaşı, eğitim durumu, medeni durumu, mesleği, aylık geliri, tanısı, sosyal güvencesi, hastaneye yatış ve çıkış tarihi, yattığı kliniğin adı, hastanede ve evde kullandığı ilaçlar, aldığı diyet, şeker hastalığı gibi) şikayetierinin olup olmadığı sorulmuş, antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Bu çalışma sırasında hastalardan kan alınmamıştır. Hastaların hastaneye yatış ve çıkışında doktorları tarafından istenen alman laboratuvar sonuçlan değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma hastaların hastanede yattığı süre içinde yapılmıştır. Beslenme durumunun değerlendirilmesi ve antropometrik ölçümler hastaların hastaneye yatışında ve çıkışında yapıldı. Yatış ve çıkış sırasında oluşan değişime göre hastalar değerlendirildi. Nutrisyonel parametrelerinde değişiklik olmayanlar, azalanlar ve artanlar olarak gruplandı, nutrisyonu etkileyen risk faktörleri oluşturuldu. Caliper yardımıyla deri kıvran kalmhklan (Biceps, triseps, subscapular deri kıvran kalınlıkları) ölçüldü. Araştırmanın evrenini yaşlan ortalamalan 57±13,5 yıl olan 208 hasta oluşturmaktadır. Elde edilen bulguların istatistiksel açıdan değerlendirilmesi için t testi, Oneway Anova, Paired Sample ve korelasyon testleri kullamlmıştır. Çalışmamızda hastaneye yatışın, beslenme parametrelerinde; vücut ağırlığında, BKI'inde, bel, kol ve kalça çevresinde, biseps, triceps ve subskapular deri kıvran kalınlıklarında ve vücut yağ oranında azalmaya yol açtığı saptanmıştır. Hastaneye yatışın, bel/ kalça çevresi oranında değişiklik yapmadığı gözlendi.Hastaların hastaneye yatış ve hastaneden çıkış antropometrik ölçümleri farklarının cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum, meslek grupları, sosyal güvence ile arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (P>0,05). Sosyodemografik özellikler antropometrik ölçümleri etkilememektedir. Çalışmamızda hastaların, hastaneye yatış ve hastaneden çıkış laboratuvar bulguları farklarının cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum, meslek grupları, sosyal güvence ile arasında farklılık gözlenmemiştir (P>0,05). Ancak hastaneye yatışm laboratuvar bulgularından kollesterol değerinde belirgin oranda azalmaya yol açtığı gözlenmiştir. Yatış süresi uzadıkça, kollesterol'ün ilk ve son değeri arasındaki farkta azalmaktadır (r=-0,18, p<0,05). Hastaneye yatışm, bakılan diğer laboratuvar bulgularında değişiklik yapmadığı gözlenmiştir (P>0,05). Araştırmaya katılan hastaların antropometrik ölçümlerinin farkları ortalamasının birbirleriyle ilişkisine bakıldığında; kalça çevresi ile WHR arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu. Vücut yağ oram ile vücut ağırlığı ve BKI'i arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Bizim çalışmamızda hastaneye yatış süresinin, beslenme değişkenlerini (laboratuvar bulguları ve antropometrik ölçümleri) etkilediği gözlenmiştir. Hastalık türü ne olursa olsun, hastanede kaldığı süre içinde hastanın uygun beslenmesi, gerektiğinde beslenme desteğinin uygulanması tıbbi tedavinin etkinliğini artırıp, hastalık komplikasyonlanm azaltacağı gibi hastanede kalış süresini kısaltarak hastaya her yönden kazanç sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Beslenme, hastaneye yatmak, hastalık, iç hastalıkları.
Obez hastaların bağımlı-özerk kişilik özelliklerinin ve problem çözme yeteneklerinin değerlendirilmesi
ÖZET Obez Hastaların Bağımlı- Özerk Kişilik Özelliklerinin ve Problem Çözme Yeteneklerinin Değerlendirilmesi Obezite kişinin duygu durumunu, kendi vücut imajını algılamasını, sosyal hayatını, kişilik yapısını etkileyen önemli bir hastalıktır. Bu nedenle bu çalışma ile tüm bu etkilerin altında obez kişilerin normal vücut kitle indeksine sahip kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak bağımlı-özerk kişilik özelliklerinin ve problem çözme yetenekleri konusunda kendilerini nasıl algıladıkları değerlendirilmiş ve yaş, cinsiyet, medeni hal, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çocuk sayısı gibi faktörler bu açıdan araştırılmış ve yine bu faktörler obezite riski yönünden incelenmiştir. Bu çalışma Eylül 2002-2003 tarihleri arasında Afyon merkez ve ilçelerinde yaşayan rastgele 152 kişi üzerinde yapılmıştır. 152 kişi 3 gruba ayrılmış 1. grup obez, 2. grup fazla kilolu, 3. grup normal kilolu kişilerden oluşturulmuştur. Bu gruplama vücut kitle indeksine (VKİ) göre yapılmıştır. VKI > 30 kg/m2 olan olgular obez, 25- 29,9 kg/m2 arasındakiler fazla kilolu, 18-24,9 kg/m2 arasında olanlar normal kilolu olarak kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan 152 kişi obezite dışında ek hastalığı olmayan, sağlıklı kişilerden seçilmiş olup, herhangi bir hastalığı olanlar çalışma dışında bırakılmıştır. Çalışmaya katılan kişiler yaş, çocuk sayısı, medeni hal, cinsiyet, çalışma durumu, eğitim düzeyi, obezite tedavisi alıp almadığı durumuna göre incelenmiştir. Olguların bağımlı- özerk kişilik özellikleri ve problem çözme yetenekleri konusunda kendilerini nasıl algıladıkları sırasıyla sosyotropi- otonomi ölçeği ve problem çözme envanteri (pçe) ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda obez ve normal kilolu kişiler arasında sosyotropi- otonomi ve pçe puanlan arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Yaş, cinsiyet, medeni hal ve çalışma durumunun obezite için birer risk faktörü olduğu (p<0,05), fakat eğitim düzeyi ve çocuk sayısının risk oluşturmadığı saptanmıştır (p>0,05). Bayanların erkeklere göre, evli olanların bekarlara göre, aktif bir işte çalışmayanların çalışanlara göre obezite oluşumu açısından risk taşıdığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak obezitenin daha önceki çalışmalarda bildirildiği gibi depresyon, anksiyete, öz sevgi/saygı azlığı, vücut tatminsizlikleri, hor görülme ve dışlanmaduygusuna neden olmakla birlikte kişilerin bağımlı -özerk kişilik özellikleri ve problem çözme konusunda kendilerini nasıl algıladıkları üzerinde bir etkisi olmadığı kanısına varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Obezite, Problem Çözme, Karakter Analizi, Yeterlilik, Sosyotropi- Otonomi Skalası. SUMMARY Evaluation of dependent- autonomous personality characteristics and problem solving ağabeylity of obeze patients. Obesity is important ilness, affecting the mood, body image perception, social life and personality structure of the people. Therefore the obese people were evaluated as to how they perceive themselves as compared with the control group who have normal body-mass index in terms of their problem-solving abilities and dependent autonomous personality structure under all these parameters through this study. To this end age, gender, marital status, educational level, number of children and similar factors have been examined from the point of the obesity risk. The present study was carried cut on a random sample of 152 persons living in Afyon province and townships between September 2002-2003. This random sample of 152 persons was divided into 3 groups. Amongst these 1st group was composed of obese people, 2nd group was composed of people of excessive weight and the 3rd group was composed of people of normal weight. This grouping was carried out according to body mass index. The cases where VKI > 30 kg/m2 were considered to be excess of weight and those cases where VKI ranges from 18 to 24,9 kg/m2 were considered to be normal weight. 152 persons participating the study were selected from the healthy people who do not have any disorder other than obesity and those who have any disease were left out of the study. The persons participating the study were examined as to the age, number of children they have, marital status, employment state, educational level and as to the fact whether they received obesity treatment or not. The cases were examined in terms of dependent - autonomous personality -personality patterns and their
Yoğun bakım hemşirelerinin hastane infeksiyonlarının önlenmesi ile ilgili bilgi düzeyi ve tutumlarının belirlenmesi
ÖZET Yoğun Bakım Hemşirelerinin Hastane İnfeksiyonlarının önlenmesi île İlgili Bilgi Düzeyi Ve Tutumlarının Belirlenmesi Araştırma, Antalya ve Afyon il merkezi hastanelerinde çalışan yoğun bakım hemşirelerinin hastane infeksiyonlarının önlenmesi ile ilgili bilgi düzeyi ve tutumlarım belirlemek amacıyla kesitsel, tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma kapsamına Antalya il merkezinde bulunan Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Antalya Devlet Hastanesi, Antalya Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesi ve Afyon il merkezinde bulunan Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Afyon Devlet Hastanesi, Afyon Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesi'nde çalışan 160 yoğun bakım hemşiresi alınmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak hemşirelerin tanıtıcı özellikleri ve hastane infeksiyonlarının önlenmesi ile ilgili konuları içeren ve araştırmacı tarafından literatürler doğrultusunda oluşturulan anket formu kullanılmıştır. Anket formları 28 Nisan-5 Mayıs 2003 tarihleri arasında etkileşimi en aza indirmek için her vardiyada hemşirelere araştırmacı ve bir anketör tarafından ayrı ayrı uygulanmıştır. Araştırmada anket sorularına ilişkin elde edilen veriler t testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonuçlarına göre yoğun bakım hemşirelerinin konu ile ilgili bilgi puanı ortalamalarının yeterli olduğu saptanmıştır. Bilgi düzeylerinin; yaş, eğitim, yoğun bakımda çalışma süresinden etkilendiği belirlenmiştir. Bu sonuçlar ışığında yoğun bakım hemşirelerine birimleri ile ilgili özel bilgileri kapsayan hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesinin bu konuda yararlı olacağı, ayrıca infeksiyon kontrol komite çalışmalarının hastane infeksiyonlarının neden olduğu gereksiz yatak işgali, iş gücü kaybı, zaman kaybı, ek masraflar ile ekonomik kayıpları azaltacağı kanaatindeyiz. Anahtar sözcükler: Bilgi, Hastane İnfeksiyonu, Hemşire, Korunma, Yoğun Balom.
Diyabet eğitim yaklaşımlarının hasta bilgi düzeyine etkisi ve psikososyal sorunlarla etkileşimi
ÖZET Diyabet Eğitim Yaklaşımlarının Hasta Bilgi Düzeyine Etkisi Ve Psikososyal Sorunlarla Etkileşimi Bu çalışma, Diyabetes Mellitus'lu hastalarda diyabet eğitim yaklaşımlarının bilgi düzeyine etkisi ve psikososyal sorunlarla etkileşimini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Ocak 2005-Mart 2005 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin İç Hastalıkları A.D. polikliniğine başvuran, Tip 2 Diyabetes Mellitus tanısı almış, en az 1 yıl önce eğitim almış yada hiç eğitim almamış, herhangi bir psikiyatrik hastalık tanısı olmayan, araştırmaya katılmayı kabul eden 40 hasta üzerinde uygulanmıştır. Hastalar 20 kişilik 2 gruba ayrılmıştır. Gruplardan birine bireysel eğitim, diğer gruba ise grup eğitimi verilmiştir. Grup eğitimi alanlar kendi arasında 4 kişi olmak üzere 5 alt gruba ayrılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak üç bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Birinci bölümde demografik bilgiler ile hastalık bilgilerini içeren kişileri tanıcı anket formu kullanılmıştır. İkinci bölümde ise hastaların hastalık bilgilerini ölçmek amacıyla, Michigan Diabetes Research and Training Center tarafından geMştirilmiş Diabetes knowledge test kullamlmıştır. Üçüncü bölümde ise, hastaların anksiyete ve depresyon düzeylerini belirlemek amacıyla "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD)" kullanılmıştır. Üç bölümden oluşan anket formu, her iki grup içinde eğitim öncesi-eğitim sonrası olarak uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde; Oneway ANOVA, t-testi ve ki kare testi kullanılmıştır. Araştırma, hem bireysel hem de grup eğitimi alan hastalarda verilen eğitimin etkili olduğunu göstermiştir. Her iki grupta hastaların eğitimden faydalanma düzeyleri eşit olarak görülmüştür. Grup eğitiminde, eğitim öncesi anksiyete ve /veya depresyonu olmayanların eğitim önce ve sonra puanları yüksek tespit edilmiştir. Bireysel eğitimde ise anlamlı bir farklılık yoktur. Sonuç olarak, diyabetik hastaların tedavisinde mutlaka eğitime gereken önem verilmeli, her diyabetli ve ailesi eğitim programına dahil edilmelidir. Anahtar Sözcükler: Diabetes mellitus, bireysel eğitim, grup eğitimi, anksiyete, depresyon
Diabet hastalarının hastalıklarına ilişkin bilgi düzeyleri ve kullandıkları geleneksel yöntemlerin belirlenmesi
Diabet Hastalarının Hastalıklarına İlişkin Bilgi Düzeyleri ve Kullandıkları Geleneksel Yöntemlerin Belirlenmesi. Diabetes mellitus, sık görülen ve ağır komplikasyonlarla seyreden sistemik bir hastalıktır. Bu çalışmada amacımız hastalarımız arasında geleneksel tedavi yaklaşımlarının profilini ortaya koymak, bu tedavi metotlarını uygulayan hastalarımızın demografik, sosyokültürel özelliklerini ve diabet hakkındaki bilgi düzeylerini anlamak, geleneksel tedavi yöntemini uygulamaya niçin ihtiyaç duyduklarını görmek ve bu tedavi metotlarını uygulamanın diabet regülasyonunu ne şekilde etkilediğini araştırmaktı. Araştırma, Afyonkarahisar merkezde, hastanemizde altı ay boyunca yataklı birimlerde ve ayakta tedavi gören geleneksel yöntem kullanan 100 olgu ile, geleneksel yöntem kullanmayan 100 olgu olmak üzere toplam 200 diabetli birey üzerinde yapıldı. Diabet hastalarının kullandığı geleneksel yöntemleri araştırmak amacıyla Michigan Üniversitesi'nin kullanmış olduğu diabet bilgi düzeyini ölçen anket soruları, Dokuz Eylül Üniversitesi'nin damlacık köyünde tip 2 diabetes mellitus prevelansının belirlenmesi ve diabetes mellitus hastalarına uygulanan diabet eğitim programının değerlendirilmesi anket soruları ve hastaların demografik, sosyokültürel özelliklerini ve hastaların son olarak ölçülen açlık kan şekeri (AKŞ), tokluk kan şekeri (TKŞ), HbAıC, trigliserid, kolesterol değerlerini içeren anket soruları kullanıldı. Elde edilen bulguların değerlendirilmesi için ki-kare (X2) testi ve student-t testi kullanıldı. Çalışmamızda geleneksel tedavi metotlarına ileri yaşlarda, eğitim düzeyi düşük, genelde ev hanımı olan veya bitkilerle uğraşan bireylerin daha çok başvurduğu saptandı. Bu olguların vücut kitle indeksi (VKİ), AKŞ, TKŞ değerlerinin daha yüksek olduğu ve piyasadaki diyet ürünlerim daha fazla kullandıkları görüldü. Çoğu bireyin geleneksel tedavi yöntemlerini kendilerini iyi hissettikleri için kullandığı bir kısmının ise kilo vermek veya kan şekerinin düşürmek amacı ile bu tedaviye başvurduğu tesbit edildi. Çalışmamız geleneksel tedavi yöntemleri konusunda, diabet eğitimi sırasında bireylere mutlaka bilgi verilmesi gerektiğini, sağlık personeli-diabetik birey ilişkisinin hastanın sorunlarını gizlemesini önleyecek şekilde kurulmasının gerektiğini ortaya koymuştur. Çalışmamızda kullanılan geleneksel yöntemlerin kan şekeri regülasyonu, vücut kitle indeksi ve serum lipid düzeyleri üzerinde olumlu bir etkisi tesbit edilemedi. Olguların %68' inin geleneksel tedavi metodlarından hekimlerini haberdar etmedikleri saptandı. Anahtar Sözcükler: Diabetes mellitus, geleneksel yöntemler, bakım
Hemşirelerin acil kalp hastalıklarında görülen EKG bulgularını tanıyabilme ve uygun tedavi yaklaşımlarını değerlendirebilme düzeylerinin tespiti
ÖZETHemşirelerin, Acil Kalp Hastalıklarında Görülen EKG BulgularınıTanıyabilme ve Uygun Tedavi Yaklaşımlarını DeğerlendirebilmeDüzeylerininin Tespiti.Araştırmada; tüm birimlerde çalışan hemşirelerin, acil kalp hastalıklarındagörülen EKG bulgularını tanıyabilme ve uygun hemşirelik yaklaşımları hakkındakibilgi eksikliklerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.Araştırma, Ağustos-Eylül 2004 tarihlerinde Afyonkarahisar KocatepeÜniversitesi Rektörlüğü Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi,Afyonkarahisar Devlet Hastanesi, Afyonkarahisar Kocatepe Devlet Hastanesi,Afyonkarahisar Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nde görev alan ve araştırmayı kabuleden 210 hemşire üzerinde uygulanmıştır.Araştırmada veri toplama aracı olarak 3 bölümden oluşan anket formukullanılmıştır. Birinci bölümde demografik bulgular, 2. bölümde EKG(elektrokardiyografi) çekimi, acil EKG bulguları ve acil hemşirelik uygulamalarınayönelik çoktan seçmeli sorular, 3. bölümde ise 2 adet açık uçlu soru yer almıştır.Anket formu, araştırmacı tarafından hemşirelere bire bir uygulanmıştır. Verilerindeğerlendirilmesinde SPSS For Windows 11.0 (Statistical Package of Science) paketprogramından yararlanmış olup, istatistik analizinde ki-kare testi uygulanmıştır.Araştırmada, Afyonkarahisar il merkezinde görev alan hemşirelerin acil EKGbulguları ve acil hemşirelik girişimleri hakkındaki bilgi düzeylerini etkileyen enönemli faktörlerin; hizmet içi eğitim almış olma ve çalıştıkları birimler olduğusaptanmıştır. Yoğun bakım ve acil birimlerinde görev alan, 3. basamak sağlıkhizmetlerinde çalışan hemşirelerin, Mİ (Miyokard İnfarktüsü) EKG bulgusu ve acilgirişimi hakkındaki bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür.Araştırmamızda, hemşirelerin %93,3'ü doğru EKG çekimini bilmediklerinive acil aritmi tiplerini tanıyamadıklarını ifade etmişlerdir. Katılan hemşirelerin %80'ninin EKG çekimini yanlış yaptıkları tespit edilmiş olup, üniversite hastanesindeçalışıyor olma ve cihazı kullanma süresinin EKG çekiminde göğüs derivasyonlarını1PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.comdoğru yerleştirebilmede istatistiksel olarak olumlu bir etkisinin olmadığıgörülmüştür.Hemşirelerin %88,1'nin hizmet içi eğitim programına katılmadığı tespitedilmiştir. Araştırmamızda, hizmet içi eğitim almış yada almamış olma ile çalışılansağlık kurumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğu ve 3. basamaksağlık hizmetlerinde çalışan hemşirelerin hizmet içi eğitim alma oranlarının dahafazla olduğu belirlenmiştir.Hemşirelerin sadece %38,1'nin VF (Ventriküler Fibrilasyon) ritminitanıyabildikleri ve %20,5'nin defibrilasyon işlemini yapabilecekleri görülmüştür.Katılan hemşirelerin, cihazı kullanıyor olma sürelerinin hiçbir soruya doğruyanıt verilmesinde etkisinin olmadığı ve eğitim düzeyinin sorulara doğru yanıtverebilmede önemli bir farklılığa yol açmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak:Afyonkarahisar il merkezinde, 2. basamak ve 3. basamak sağlık hizmetlerinde görevalan hemşirelerin acil EKG bulguları ve acil girişimler konusunda bilgilerinigeliştirmeleri gerektiği saptanmıştır.Anahtar sözcükler: acil, bilgi düzeyi, EKG, hemşire, kalp hastalıkları.2PDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com
Sağlık çalışanlarında obezite sıklığı ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
8ÖZETSağlık Çalışanlarında Obezite Sıklığı Ve Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesiİl merkezinde görev yapmakta olan hekim veBu çalışma, Afyonkarahisarhemşirelerde obezite sıklığını ve etkileyen faktörleri değerlendirmek amacıylayapıldı.Araştırmamız, Haziran 2005-Eylül 2005 tarihleri arasında AfyonkarahisarDevlet Hastanesi, Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesi, GöğüsHastalıkları Hastanesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve merkeze bağlı11 Sağlık Ocağında araştırmayı kabul eden 182 hekim, 319 hemşire üzerindeuygulandı. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanıldı. Obezitesıklığı ve etkileyen faktörleri değerlendirme doğrultusunda; sağlık çalışanlarınınsosyodemografik özellikleri (yaş, cinsiyet, meslek, medeni durum, eğitim durumu,meslek süreleri, statüleri, aylık geliri, çalıştığı kurum, sigara ve alkol tüketimi, diyet,bayanlar için doğum sayısı, bir günlük aldıkları besin tüketimi ile almış olduklarıkalori hesaplaması, günlük aktiviteleri öğrenilerek harcadıkları kalori hesaplaması)öğrenildi ve antropometrik ölçümler yapıldı.Araştırmada anket sonuçlarına ilişkin verilerin analizinde; Kruskal Walls Testi,Mann-Withney U Testi ve Ki kare testleri kullanıldı.Bulgularımızda; sağlık çalışanlarında obezite sıklığı %7,7 ile genel toplumdakisıklıktan daha düşük bulundu. Obezite üzerine etkili olan faktörler; yaş artışı vebununla ilişkili olarak mesleki süre artışı, evli olmak, kadınlarda doğum yapmışolmak şeklinde saptandı.Sağlık çalışanlarındaki obezite sıklığının düşük bulunması; çalışmagrubumuzun yaş ortalamasının düşük olmasına bağlandı. Diğer çalışmalara parelelolarak yaşın, evli olmanın, doğum yapmanın obezite üzerine etkili olduğu saptandı.Sonuç olarak; obezite konusunda bilinçli ve örnek olması gereken sağlıkçalışanlarında obezite sıklığı düşük bulunmakla birlikte, aynı yaş grubundaki genelpopülasyonla karşılaştırılmalı çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: Obezite, santral obezite, beden kitle indeksi, sağlıkçalışanları, obeziteyi etkileyen faktörlerPDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com
Hemodiyaliz ve periton diyalizi tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının yaşam kalitesinin karşılaştırılması
1â¬ZETHemodiyaliz ve Periton Diyalizi Tedavisi Gâ¢ren Kronik Bâ¢brek YetmezliğiHastalarının Yaşam Kalitesinin KarşılaştırılmasıAraştırmada, Hemodiyaliz (HD) ve Periton diyalizi (PD) tedavisi görenkronik böbrek yetmezliği hastalarında yaşam kalitesinin ölââ¦lmesi ve yaşamkalitesini etkileyen etmenlerin belirlenmesi amaâlandı.Araştırmada 15 Mayıs-15 Ağustos 2005 tarihleri arasında AntalyaDevlet Hastanelerinde tedavi gören HD ve PD hastalarının tâ¦mâ¦ne ulaşılmasıhedeflendi. Araştırma Antalya Devlet Hastanelerinde HD ve PD tedavisi gören (77HD, 110 PD) 187 diyaliz hastası â¦zerinde yapıldı. Veriler anket formu (15 soru) veSF-36 yaşam kalitesi ölâeği kullanılarak toplandı. Hastaların yaşam kalitesinideğerlendirmek iâin SF-36 değerlendirme testi kullanıldı ve ortalama fizikselkomponent ve mental komponent skorları hesaplandı. Fiziksel Komponent (FK) veMental Komponent (MK) skorları ile diyaliz tâ¦râ¦, serum albâ¦min dâ¦zeyi, cinsiyet,yaş, eğitim dâ¦zeyi, hemodiyalize giriş yolları, eşlik eden kronik ve sahip olduklarıbulaşıcı hastalıklar karşılaştırıldı.Veriler ortalama â standart sapma olarak verildi. İstatistiksel analizde Ki-kare Testi, T Testi, ANOVA varyans analizi ve korelasyon analizi kullanıldı.Anlamlılık seviyesi olarak P<0,05 alındı.HD ve PD hastalarının yaşam kaliteleri arasında fark olmadığı, ayıca serumalbâ¦min dâ¦zeylerinde de gruplar arasında fark olmadığı saptandı. Serum albâ¦mindâ¦zeyleri aâısından, HD hastalarında FK değeri ile anlamlı ilişki tespit edilirken,MK' da ise ilişki olmadığı tespit edildi. PD hastalarında ise FK ve MK değerleri ilealbâ¦min arasında anlamlı bir ilişki yoktu. HD hastalarında eğitim durumu ile FKdeğeri arasında anlamlı bir fark varken, PD hastalarında FK ve MK skorların daeğitim durumu aâısından fark olmadığı tespit edildi. HD hastalarında FK ve MKskorlarının cinsiyetlere göre farklılık gösterdiği, PD grubunda ise FK skorununkadınlarda yâ¦ksek olduğu görâ¦ldâ¦. Her iki grupta FK skorlarında yaş gruplarıarasında anlamı bir farklılık olduğu, MK skorlarında ise anlamlı bir farklılıkolmadığı saptandı. HD hastalarında diyalize giriş yolları aâısından FK ve MK2skorları arasında farklılık olmadığı görâ¦ldâ¦. HD ve PD hastalarında kronikhastalıkların varlığına göre SF-36 skorlarında FK ve MK aâısından bir fark olmadığıtespit edildi. HD ve PD hastalarında bulaşıcı hastalık varlığı ile MK'da bir farklılıkyoktu. FK skorunda ise HD hastalarında farklılık bulunmazken PD hastalarındafarklılık tespit edildi.HD ve PD hastalarının yaşam kaliteleri arasında fark olmadığı görâ¦ldâ¦.HD'de hastalarının erkek olanlarında FK'nın kadınlardan daha yâ¦ksek olduğu ancakMK'da ise kadınlardan daha d⦺â¦k olduğu, PD grubunda ise cinsiyetler arasındaMK'da farklılık görâ¦lmezken, FK skorunun kadınlarda daha yâ¦ksek olduğu görâ¦ldâ¦.Yaşın ilerlemesi her iki gruptada FK'nın azalmasına neden olduğu MK'da ise birdeğişikliğe neden olmadığı saptandı. Eğitim dâ¦zeyindeki artışın HD hastalarında FKolumlu yönde etkilerken, PD hastalarında ise eğitim dâ¦zeylerinin yaşam kalitesiâ¦zerindeki etkisi olmadığı görâ¦ldâ¦. HD hastalarının diyalize giriş yollarının ve eşlikeden kronik hastalıkların varlığının yaşam kalitesini etkilemediği bulundu. HDhastalarında serum albâ¦min dâ¦zeyi artışının yaşam kalitesini FK'da olumluetkilerken MK'da etkilemediği, PD hastalarında ise serum albâ¦min dâ¦zeylerininyaşam kalitesi â¦zerinde etkisi olmadığı saptandı.Anahtar Sâ¢zcâ¦kler: Hemodiyaliz, Kronik Böbrek Yetmezliği, PeritonDiyalizi, SF-36, Yaşam Kalitesi.
Kronik karaciğer hastalığı ile karaciğer nakli yapılmış olan hastaların yaşam kalitelerinin incelenmesi
ÖZETKronik Karaciğer Hastalığı Olan ve Karaciğer Nakli Yapılmış Olan HastalarınYaşam Kalitelerinin ncelenmesiKronik karaciğer hastalığı yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sağlık problemlerindenbiridir. Ülkemizde kronik karaciğer hastalığı ve karaciğer nakli yapılmış hastalarınyaşam kalitelerine ait veri yoktur. Bu tezin konusunu oluşturan çalışmanın amacı;kronik viral hepatit, siroz ve karaciğer nakli hastalarında yaşam kalitesinideğerlendirmektir.Araştırma kapsamına Antalya ilindeki Akdeniz Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesi Gastroenteroloji Anabilim Dalı Polikliniğinde takip edilen kronik hepatit Bya da kronik hepatit C tanılı 30 hasta, klinik olarak siroz tanısı olan 30 hasta ile aynıhastanede Organ Nakli Merkezi Polikliniğinde takip edilen karaciğer nakli yapılmış30 hasta olmak üzere toplam 90 hasta alındı. Veri toplama araçları olaraksosyodemografik veri formu ve SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Sirozluhastalarda hastalık şiddetini belirlemek için Child-Pugh skorlaması kullanıldı.Verilerin istatistiksel olarak değerlendirilmesinde ki-kare testi, Kruskal Wallis, MannWhitney U testi ve T-testi kullanıldı.Siroz ve kronik hepatit hastalarının yaşam kaliteleri karaciğer nakli yapılmışolan hastaların yaşam kalitelerinden daha düşük bulundu. Siroz ve kronik hepatithastalarının yaşam kaliteleri arasında rol fonksiyon fiziksel ve zindelik alt boyutlarıanlamlı olarak farklı bulundu. Bu iki boyutta da kronik hepatit hastalarının puanlarıdaha yüksekti. Siroz şiddetinin artmasıyla SF 36 yaşam kalitesi puanlarınındeğişmediği görüldü. Kronik hepatit ve siroz tanısı olan hastalarda, erkek hastalarınyaşam kalitesi kadın hastalara göre daha yüksek, karaciğer nakli yapılmış olanhastalarda cinsiyetler arasında bir farklılık olmadığı bulundu.Sonuç olarak organ nakilli kronik karaciğer hastalarında yaşam kalitesi dahayüksektir. Kronik hepatit ve sirozlu kadın hastalarda daha düşük olan yaşam kalitesinakil sonrası erkeklerle benzerdir. Dolayısıyla organ bağışı konusundaki çalışmalarındaha da artırılması gereklidir. Ayrıca kadın hastalara daha fazla sosyal ve psikolojikrehberlik sağlanması önerilebilir. Hepatitten siroza hastalık şiddeti artarken yaşamkalitesi anlamlı farklılık göstermemektedir. Viral hepatitli hastalarda hastalıkları ileilgili danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin verilmesi bu hastalarda yaşamkalitelerini iyileştirebilir.Anahtar kelimeler: Hepatit B, Hepatit C, Karaciğer Nakli, Sağlıkta Yaşam Kalitesi,Siroz
Demir eksikliği anemisi tanısı konulan hastalarda pika görülme sıklığı ve pikanın anemi semptomları ile ilişkisi
ÖZETDemir Eksikliği Anemisi Tanısı Konulan Hastalarda Pika Görülme Sıklığı ve PikanınAnemi Semptomları ile İlişkisiDünyada en sık görülen anemi demir eksikliğidir. En sık neden yetersiz alımdır. Saçdökülmesi, tırnakta kırılma, halsizlik önemli semptomlardır. Eski tarihlerden beri, demireksikliği anemisinin etyolojik nedenlerinden olan ve psikolojik olarak bilinen pikayenilmemesi gereken objelere karşı aşırı yeme isteği olan yeme bozukluğu olarak tanımlanır.Yapılan araştırmalarda pika çeşitleri buz, dondurma, toprak, kil, çamur, domates, çiğ pirinç,aspirin, coca cola olarak bilinmektedir.Araştırmada amaç, ülkemizde sık karşılaşılan demir eksikliği anemisi tanısı konulanhastalarda pika görülme sıklığını ve pikanın anemi semptomları ile olan ilişkisiniaraştırmaktır.Ankara Fatih Üniversitesi Hastanesi Hematoloji Polikiliniğine gelen demir eksikliğianemisi tanısı konulan 100 bayan hasta örneklemi oluşturmuştur. Veriler Hastalara adı,soyadı, yaşını ve anemi semptomları ile labaratuvar bulgularını değerlendirmek için ilgiliölçek kullanılmıştır. Grup içi tüm verilerin genel ortalamaları, standart deviasyonları, yüzdedağılımları descriptive tanımlayıcı istatistik analiz yöntemleri kullanılarak yapıldı. P değerleri<0.05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Araştırmaya 100 demir eksikliği anemisi tanısı konan hasta dahil edildi. Hastaların100'üde kadındı. Araştırmaya erkek hastalar dahil edilmedi. Araştırmaya dahil edilenhastaların 97'sinde (%97) halsizlik, 66'sında (%66) saç dökülmesi ,54'ünde (%54) tırnakkırılması , 55'inde (%55) çarpıntı , 55'inde (%55) iştahsızlık, 48'inde (%48) pika, 65' inde(%65) mide şikayeti, 13' ünde (%13) hemoroid vardı..Pikası olan ve olmayan hastalarda klinik ve laboratuar parametreleri açısındanistatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.Anahtar sözcükler: Demir Eksikliği, Pika, Anemi, Anemi semptomları
Tip 1 ve tip 2 diyabetik hastaların uyku kalitesi, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Tip 1 Ve Tip 2 Diyabetik Hastaların Uyku Kalitesi, Anksiyete, Depresyon ve YaşamKalitesinin DeğerlendirilmesiDiyabet Mellitus (DM), diğer kronik fiziksel hastalıklar gibi hastanın tüm yaşamınıetkileyen, sosyal ya da psikolojik uyum sorunlarına yol açabilen bir hastalıktır. DiabetesMellitus, fiziksel bir hastalık olmanın yanında, psikiyatrik ve psikososyal boyutları olan birdurumdur ve diabetli hasta fiziksel, duygusal, sosyal ve cinsellikle ilgili bir dizi sorun veçatışmayla karşı karşıyadır. Diyabetli bir hastanın kronik bir hastalığa sahip olduğunu veyaşam biçimini değiştirmesi gerektiğini kabullenmesi çoğu zaman zordur.Bu araştırmamızda, tip1 veya tip2 diabet tanısı alan hastaların anksiyete, depresyondurumlarını, yaşam ve uyku kalitelerini değerlendirmeyi planladık.Ankara Fatih Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı'na bağlıDiyabet Polikliniği'ne gelen 60 tip 2 DM ve AKÜ İç Hastalıkları AD. Diyabet polikliniğinegelen 31 tip 1 DM'li toplam 91 hasta örneklemi oluşturmuştur. Veriler, sosyodemografiksoru formu, anksiyete-depresyon düzeyini, yaşam ve uyku kalitesini değerlendirmek içinilgili ölçeklerle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi ikili karşılaştırmalarda dört gözlütablolarda Fisher's exact test, çok gözlü tablolarda Chi-square testi, ortalamalarınkarşılaştırılmasında non-parametrik testlerden Student's t testi kullanılmıştır.Beck Depresyon ve Anksiyete ölçekleri hastalarla birebir görüşülerek dolduruldu.Buna göre; 31 Tip 1 diyabetli hastanın %9,7'sinde yüksek depresyon, %12,9'unda anksiyetepuanı yüksek bulunurken, 60 Tip 2 diyabetli hastanın %25'inde yüksek depresyon,%20'sinde anksiyete puanı yüksek bulunmuştur. Depresyon ve anksiyete düzeylerininhastaların cinsiyetiyle, yaşıyla, medeni durumlarıyla, mesleki durumları ile önemli derecedeilişkili olduğu belirlenmiştir. HbA1c ve AKŞ değerleriyle anlamlı bir ilişki görülmemiştir.Hastaların uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksiyle birebir görüşme yöntemiyleölçüldü. Buna göre; 31 tip 1 diyabetli hastanın 8'i (%25,8) iyi uyku kalitesine sahipken, 23'ü(%74,2) kötü uyku kalitesine sahip oldukları saptanmıştır. Tip 2 diyabetli 60 hastanın14'ünün (%23,3) uyku kalitesinin iyi olduğu, 46'sının (%76,7) uyku kalitesinin kötü olduğusaptanmış olup uyku kaliteleri arasında fark yoktur (p>0.05). Uyku kalitesi düzeylerininhastaların yaş, cinsiyet, medeni hal, eğitim durumu, başka rahatsızlık olması gibiparametrelerle ilişkisi araştırıldı. Yaşın tip 1 DM'li hastalarda uyku kalitesi üzerine herhangibir etkisi olmadığı, tip 2 DM hastalarında ise yaşın uyku kalitesini anlamlı derecede olumsuzetkilediği saptanmıştır (p= 0,000). Medeni hal tip 1 ve tip 2 DM'lerde uyku kalitesinietkilemektedir. Şöyleki; tip 1 DM olup evli olanların bekar hastalara göre, Tip 2 DM olup dulolanların evli olan hastalara göre uyku kalitelerinin kötü olduğu saptanmıştır.Hastaların yaşam kalitesi EORTQ (version 3) anketiyle birebir görüşme yöntemiyleölçülmeye çalışıldı. Yaşam kalitesi 3 alt grup (genel iyilik hali, fonksiyonel durum, semptomkontrolü) ve onlara ait öğelerden oluşmaktadır. Değerlendirmede bunlar dikkate alınmıştır.Tip 1 DM hastalarının kendi sağlık ve hayat kalitelerini Tip 2 DM'li hastalara göre daha iyibuldukları görülmüştür (p=0.01). Fonksiyonel durum ve semptom kontrolünde ise tip 2 DMhastalarının daha kötü olduğu ve aralarında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır(p<0.05).Bu çalışma kronik hastalıklardan diyabet olan hastaların anksiyete ve depresyon gibipsikolojik problemlere eğilim gösterdiğini ortaya koymuştur. Diyabetik hastalarda uykukalitesinin bozulduğunu göstermiştir. Bu özellikle tip 2 DM'li hastalarda daha fazlasaptanmıştır. Diyabetik hastalarda evli olma, dul olma, eğitim durumunun düşük olması,yaşın büyük olması, komplikasyonların gelişmesi, insülin kullanmaları, eşlik eden başkarahatsızlıkların olması gibi etkenlerin hastanın uykusunu olumsuz etkilediği saptanmıştır.Ayrıca, tüm diyabetik hastallarda yaşam kalitesinin azaldığı belirlendi. Gruplar arasında dayaşam kalitesinin farklı olduğu gözlendi. Hastaların iyi uykuya sahip olmalarının yaşamkalitelerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir.Anahtar Sözcükler: Anksiyete, Depresyon, Tip1 ve Tip2 Diyabet, Uyku Kalitesi, YaşamKalitesi
Yatan hastalarda kolonoskopi öncesi barsak hazırlığı talimatlarına hastaların uyumu ve tolerans düzeyi
ÖZETYatan Hastalarda Kolonoskopi Öncesi Barsak Hazırlığı TalimatlarınaHastaların Uyumu Ve Tolerans DüzeyiKübra YETEMENBu çalışma; kolonoskopi öncesi barsak hazırlığının yetersizliğine neden olanfaktörlerden biri olan talimatlara uyum ve hazırlık ilaçlarını tolere edememeninrolünü yatan hasta grubunda araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada veritoplama aracı olarak üç bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Birinci bölümdemografik bilgileri içermektedir. kinci bölüm hastaların ilacın kullanımı ve diyeteuyumlarını, yan etkilerine karşı toleranslarını belirlemek amacıyla yapılmıştır.Üçüncü bölüm işlem sonrasında hastanın barsak hazırlığı yeterliliğinideğerlendirmek amacıyla kolonoskopiyi yapan hekime yönelik sorulardanoluşmaktadır. Araştırmada anket sonuçlarına ilişkin veriler; Ki kare Testi, Fisher'sexact test, Mann Whitney U Testi, Spearman korelasyon testi uygulanarakdeğerlendirilmiştir.Bulgularımızda; değerlendirmeye alınan hasta sayısı 23 yatan hasta, 43ayaktan hasta idi. Yatan hastalarda yeterli barsak hazırlığı ayaktan hastalara göredaha düşükdü. şlem başarısı ve yeterli barsak hazırlığı oranları yatan hastalarda%73,9 ve ayaktan hastalarda %100 olarak bulundu. ki grup arasında fark istatistikselolarak anlamlı idi (p<0,01). Yatan ve ayaktan hastalarda hazırlık ilaçlarına uyum vetolerans düzeyleri açısından fark yoktu. Her iki grup arasında hazırlık evresindeyalnızca berrak diyete uyum açısından anlamlı fark bulunmuştur (p<0,01).Sonuç olarak; yatan hastalarda ayaktan hastalara göre barsak hazırlığı yetersizgözükmektedir. Yatan hastalarda yetersiz barsak hazırlığı nedeni olarak, berrakdiyete uyumsuzluk saptanmıştır. Kolonoskopi öncesinde barsak hazırlığında hastayaberrak diyetin önemi anlatılmalı, hastalara sıvı diyet listesi düzenlenmeli, yatanhastalarda ağızdan alınan sıvıların takibi yapılmalı ve kontrolü sağlanmalıdır.Anahtar sözcükler: Barsak hazırlığı, hasta uyumu, ilaç toleransı, kolonoskopi
KOAH hastalarında uyku kalitesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Yapılan bu araştırmada KOAH hastalarında uyku ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve bu hastalığın hastabireylerin uyku ve yaşam kalitelerinin ne kadar etkilendiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. KOAH'lı bireylerde yaşam kalitesinin tüm alanlarında sağlıklı bireylere göre düşük olduğu bulunmuştur. Uyku kalitesinin ise sağlıklı bireylere göre düşük olduğu bulunmuştur. Uyku kalitesi ile yaşam kalitesi arasında negetif korelasyon olduğu izlenmiştir.
Hemodiyaliz hastalarının yaşam kaliteleri, hasta özellikleri ve hemşirelik hizmetleri ile ilgili doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yapılan bu araştırmada, hemodiyaliz tedavisi gören hastaların yaşam kalitelerinin, hemşirelik hizmetlerinden algıladıkları hizmet doyumunun ve bu doyumun hemodiyaliz hastalarının yaşam kaliteleri üzerinde ne kadar etkili olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır.Bu araştırma 6 Kasım-15 Aralık 2006 tarihleri arasında Uşak ve Afyon bölgesinde tedavi gören hemodiyaliz hastalarından basit-rasgele örnekleme yöntemiyle seçilen örneklem içerisinden, araştırmaya katılmayı kabul eden 152 hasta üzerinde yapılmıştır. Anket uygulamasında Hasta Bilgilendirme ve Rıza Formu, Sosyodemografik Özellikler, Sf- 36 ve SERVQUAL ölçeği kullanılmıştır. Sf-36 ile ve SERVQUAL ölçeği ile sosyodemografik özellikler, ayrıca sf-36 ile SERVQUAL ölçeği karşılaştırılarak hemşirelik hizmetlerinden algılanan doyumun yaşam kalitesine ne düzeyde etkisi olduğu araştırılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Pearson Correlation, One-Way ANOVA, Independent Samples t Test ve Paired Samples t Test kullanılmıştır.Çalışmanın sonucunda, hastaların yaşam kalitelerinin düşük olduğu ve hastaların hizmet doyumunu sağlayamadıkları yani memnuniyetsiz oldukları görülmüştür. Hastaların hemşirelik hizmetlerinden algıladıkları doyumun yaşam kalitesini etkilemediği saptanmıştır.Hastaların sunulan hizmetlerden doyumunun sağlanabilmesi için hemodiyaliz hemşirelerine yönelik hizmetiçi eğitimin verilmesi gerektiği, hastaların da hemodiyaliz işlemi hakkında yeterli bilgilendirilmesinin faydalı olacağı kannatindeyiz. Ayrıca, hastaların yaşam kalitesini etkileyen faktörler araştırılarak, iyileştirilmesine yönelik tedbirler alınmalıdır.
Kemoterapi alan evre I-III kanser hastalarında tedaviye yanıtın beslenme durumu ve uyku kalitesiyle ilişkisi
Çalışmamız, kemoterapi alan evre I-III kanser hastalarında tedavi yanıtının beslenme durumu ve uyku kalitesiyle ilişkisinin belirlenmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir.Kesitsel olarak planlanan araştırmada Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastaneleri Zehra Ulusoy Onkoloji Merkezi kemoterapi ünitesine başvuran, araştırma sınırlılıklarına uygun 19 meme, 4 kolon ve 7 akciğer kanserli 30 olgunun verileri değerlendirildi.Tüm hastalarımıza sosyodemografik özellik formu, SGA, BİA, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, Beck Anksiyete ve Beck Depresyon Ölçeği uygulandı. Bu değerlendirmeler Eylül 2006-Ekim 2007 tarihleri arasında, kemoterapiden önce ve 6. kür kemoterapiden sonra toplam 2 defa olarak yapıldı. Çalışma için hastaneden ve hastalardan yazılı izin alındı.Araştırmamızda olguların %76,7'sinin tedaviye yanıt verdiği, %23,3'ünün progressif olduğu saptandı. Kanser türü, cinsiyet ve meslek tedavi yanıtı ile yakından ilişkili bulundu.Hastalarımızda beslenme durumu kemoterapi öncesi ve sonrası SGA ile, bozulmuş olarak saptandı. Bununla birlikte kötü beslenme oranı anlamlı olmamakla beraber kemoterapi sonrasında azalmaktadır. Ayrıca, üst orta kol çevresi ve subscapular deri kıvrım kalınlığı kemoterapi sonrasında anlamlı olarak yükselmişti. BİA ile tespit edilen yağ kitlesi tedavi cevabı olan hastalarda artarken, progressif hastalarda toplam vücut suyu ve bazal metabolik hız anlamlı şekilde artmıştı.Olgularımızda kötü uyku kalitesi oranı tedavi öncesi %96,7 ve 6. kür kemoterapi sonrası %100'dü. Bununla birlikte çalışmamızda hastaların 6. kür kemoterapi sonrasında öznel uyku kalitesi skorlarının anlamlı şekilde arttığı ve uyku sürelerinin azaldığı saptandı. Kemoterapi alınan süreçte toplam uyku süresindeki bu azalmaya karşın, uyku ilacı kullanma ve gündüz işlev bozukluğu yaşama durumu normal sınırlarda bulundu. Hasta grubumuzda tedaviye yanıt ile uyku kalitesi arasında istatistiki anlamlı fark saptanmadı.Sonuç olarak kanser hastalarında beslenme durumu ve uyku kalitesi bozulmuştur. Kemoterapiye yanıt veren hastalarda beslenme durumu yükselmekte fakat uyku kalitesinde bir değişiklik oluşmamaktadır. Farklı kanser türlerinde yapılan bu çalışma spesifik malignitelerde ve daha yüksek popülasyonla tekrarlanmalıdır.Anahtar kelimeler:1. Kemoterapi 2. Beslenme durumu3. Uyku kalitesi 4. Depresyon 5. Anksiyete
Prediyaliz hasta grubunda anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Kronik böbrek yetmezliği , yaşamı tehdit eden, önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan, hemen her yaş grubunu, etkileyen bir hastalıktır. Renal replasman tedavilerindeki artan bilgi ve teknolojiye rağmen, son dönem böbrek yetmezliği hastalarının morbidite ve mortalitesi hala yüksektir. Kronik böbrek yetmezliği olduğunun öğrenen bir hastanın diyalize geçiş aşamasında bu gerçek ile yüz yüze geldiğinde önemli psikolojik sorunlar yaşayabileceği düşüncesi ile yaptığımız bu çalışmada; prediyaliz hasta grubunda yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyonun belirlenmesi ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlandı.Araştırmamız , Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Bilim Dalı'nda tedavi gören ve poliklinikten izlenmekte olan Kreatinin Klirensi 30 ml/dk altında olan prediyaliz hasta grubu üzerinde yapıldı. Anketler, 15 Temmuz 2007- 15 Ocak 2008 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Araştırma verileri 35 hasta birey (19 kadın, 16 erkek), 35 sağlıklı birey (19 kadın, 16 erkek) olmak üzere toplam 70 kişiye uygulandı. Araştırma için sosyodemografik özellikleri içeren veri formu, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizi olarak Ki-kare ve student t- testi ile yapıldı, p< 0,05 anlamlı kabul edildi.Araştırma sonuçlarına göre; yaş, cinsiyet, yaşanılan yer, medeni durum, ailedeki birey sayısı, maddi durum, sosyal güvencenin ve biyokimyasal parametrelerden parathormon,üre ve potasyumun bazıları yaşam kalitesinin bazı boyutlarında ilişkili olduğu, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Envanteri soru alanı sonuçlarında korelasyon gösterdiği saptandı. Hasta grubunda kontrol grubuna göre; yaşam kalitesini daha düşük, anksiyete ve depresyon düzeyinin daha yüksek olduğu bulundu.Bu çalışma sonuçları , prediyaliz hasta grubunda, hastalığın yaşam kalitesini etkilediğini, önemli ölçüde depresyon ve anksiyeteye yol açtığını göstermiştir. Bu dönemde hastalara psikolojik destek sağlanması, yaşam kalitesini önemli ölçüde olumlu yönde etkileyebilecektir.Anahtar kelimeler: Prediyaliz, Yaşam kalitesi, Anksiyete, Depresyon.ÖZETPrediyaliz Hasta Grubunda Anksiyete, Depresyon ve Yaşam KalitesininDeğerlendirilmesiKronik böbrek yetmezliği , yaşamı tehdit eden, önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan, hemen her yaş grubunu, etkileyen bir hastalıktır. Renal replasman tedavilerindeki artan bilgi ve teknolojiye rağmen, son dönem böbrek yetmezliği hastalarının morbidite ve mortalitesi hala yüksektir. Kronik böbrek yetmezliği olduğunun öğrenen bir hastanın diyalize geçiş aşamasında bu gerçek ile yüz yüze geldiğinde önemli psikolojik sorunlar yaşayabileceği düşüncesi ile yaptığımız bu çalışmada; prediyaliz hasta grubunda yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyonun belirlenmesi ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlandı.Araştırmamız , Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Bilim Dalı'nda tedavi gören ve poliklinikten izlenmekte olan Kreatinin Klirensi 30 ml/dk altında olan prediyaliz hasta grubu üzerinde yapıldı. Anketler, 15 Temmuz 2007- 15 Ocak 2008 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Araştırma verileri 35 hasta birey (19 kadın, 16 erkek), 35 sağlıklı birey (19 kadın, 16 erkek) olmak üzere toplam 70 kişiye uygulandı. Araştırma için sosyodemografik özellikleri içeren veri formu, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizi olarak Ki-kare ve student t- testi ile yapıldı, p< 0,05 anlamlı kabul edildi.Araştırma sonuçlarına göre; yaş, cinsiyet, yaşanılan yer, medeni durum, ailedeki birey sayısı, maddi durum, sosyal güvencenin ve biyokimyasal parametrelerden parathormon,üre ve potasyumun bazıları yaşam kalitesinin bazı boyutlarında ilişkili olduğu, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Envanteri soru alanı sonuçlarında korelasyon gösterdiği saptandı. Hasta grubunda kontrol grubuna göre; yaşam kalitesini daha düşük, anksiyete ve depresyon düzeyinin daha yüksek olduğu bulundu.Bu çalışma sonuçları , prediyaliz hasta grubunda, hastalığın yaşam kalitesini etkilediğini, önemli ölçüde depresyon ve anksiyeteye yol açtığını göstermiştir. Bu dönemde hastalara psikolojik destek sağlanması, yaşam kalitesini önemli ölçüde olumlu yönde etkileyebilecektir.Anahtar kelimeler: Prediyaliz, Yaşam kalitesi, Anksiyete, Depresyon.ÖZETPrediyaliz Hasta Grubunda Anksiyete, Depresyon ve Yaşam KalitesininDeğerlendirilmesiKronik böbrek yetmezliği , yaşamı tehdit eden, önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan, hemen her yaş grubunu, etkileyen bir hastalıktır. Renal replasman tedavilerindeki artan bilgi ve teknolojiye rağmen, son dönem böbrek yetmezliği hastalarının morbidite ve mortalitesi hala yüksektir. Kronik böbrek yetmezliği olduğunun öğrenen bir hastanın diyalize geçiş aşamasında bu gerçek ile yüz yüze geldiğinde önemli psikolojik sorunlar yaşayabileceği düşüncesi ile yaptığımız bu çalışmada; prediyaliz hasta grubunda yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyonun belirlenmesi ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlandı.Araştırmamız , Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Bilim Dalı'nda tedavi gören ve poliklinikten izlenmekte olan Kreatinin Klirensi 30 ml/dk altında olan prediyaliz hasta grubu üzerinde yapıldı. Anketler, 15 Temmuz 2007- 15 Ocak 2008 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Araştırma verileri 35 hasta birey (19 kadın, 16 erkek), 35 sağlıklı birey (19 kadın, 16 erkek) olmak üzere toplam 70 kişiye uygulandı. Araştırma için sosyodemografik özellikleri içeren veri formu, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizi olarak Ki-kare ve student t- testi ile yapıldı, p< 0,05 anlamlı kabul edildi.Araştırma sonuçlarına göre; yaş, cinsiyet, yaşanılan yer, medeni durum, ailedeki birey sayısı, maddi durum, sosyal güvencenin ve biyokimyasal parametrelerden parathormon,üre ve potasyumun bazıları yaşam kalitesinin bazı boyutlarında ilişkili olduğu, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Envanteri soru alanı sonuçlarında korelasyon gösterdiği saptandı. Hasta grubunda kontrol grubuna göre; yaşam kalitesini daha düşük, anksiyete ve depresyon düzeyinin daha yüksek olduğu bulundu.Bu çalışma sonuçları , prediyaliz hasta grubunda, hastalığın yaşam kalitesini etkilediğini, önemli ölçüde depresyon ve anksiyeteye yol açtığını göstermiştir. Bu dönemde hastalara psikolojik destek sağlanması, yaşam kalitesini önemli ölçüde olumlu yönde etkileyebilecektir.Anahtar kelimeler: Prediyaliz, Yaşam kalitesi, Anksiyete, Depresyon.ÖZETPrediyaliz Hasta Grubunda Anksiyete, Depresyon ve Yaşam KalitesininDeğerlendirilmesiKronik böbrek yetmezliği , yaşamı tehdit eden, önemli ölçüde iş gücü kaybına ve çeşitli komplikasyonlara yol açan, hemen her yaş grubunu, etkileyen bir hastalıktır. Renal replasman tedavilerindeki artan bilgi ve teknolojiye rağmen, son dönem böbrek yetmezliği hastalarının morbidite ve mortalitesi hala yüksektir. Kronik böbrek yetmezliği olduğunun öğrenen bir hastanın diyalize geçiş aşamasında bu gerçek ile yüz yüze geldiğinde önemli psikolojik sorunlar yaşayabileceği düşüncesi ile yaptığımız bu çalışmada; prediyaliz hasta grubunda yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyonun belirlenmesi ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlandı.Araştırmamız , Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Bilim Dalı'nda tedavi gören ve poliklinikten izlenmekte olan Kreatinin Klirensi 30 ml/dk altında olan prediyaliz hasta grubu üzerinde yapıldı. Anketler, 15 Temmuz 2007- 15 Ocak 2008 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Araştırma verileri 35 hasta birey (19 kadın, 16 erkek), 35 sağlıklı birey (19 kadın, 16 erkek) olmak üzere toplam 70 kişiye uygulandı. Araştırma için sosyodemografik özellikleri içeren veri formu, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizi olarak Ki-kare ve student t- testi ile yapıldı, p< 0,05 anlamlı kabul edildi.Araştırma sonuçlarına göre; yaş, cinsiyet, yaşanılan yer, medeni durum, ailedeki birey sayısı, maddi durum, sosyal güvencenin ve biyokimyasal parametrelerden parathormon,üre ve potasyumun bazıları yaşam kalitesinin bazı boyutlarında ilişkili olduğu, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete Envanteri soru alanı sonuçlarında korelasyon gösterdiği saptandı. Hasta grubunda kontrol grubuna göre; yaşam kalitesini daha düşük, anksiyete ve depresyon düzeyinin daha yüksek olduğu bulundu.Bu çalışma sonuçları , prediyaliz hasta grubunda, hastalığın yaşam kalitesini etkilediğini, önemli ölçüde depresyon ve anksiyeteye yol açtığını göstermiştir. Bu dönemde hastalara psikolojik destek sağlanması, yaşam kalitesini önemli ölçüde olumlu yönde etkileyebilecektir.Anahtar kelimeler: Prediyaliz, Yaşam kalitesi, Anksiyete, Depresyon.
Romatoid artritli hastalarda uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Günümüzde tıp ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak, kronik hastalık insidansı artmış olup, Türkiye'deki ölüm nedenleri arasındaki ilk üç nedenin ise kronik hastalıklar nedeniyle olduğu görülmektedir. Kronik inflamatuvar eklem hastalıklarından biri olan Romatoid Artrit, etiyolojisi tam olarak bilinmeyen ve başlıca sinoviyal eklemleri tutan, tüm ırk ve etnik gruplarda görülebilen, ciddi deformite ve sakatlıklara yol açabilen sistemik bir hastalıktır.Bu çalışma, Romatoid Artrit(RA) hastalarında uyku kalitesini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Ağustos 2007- Aralık 2007 tarihleri arasında Konya Meram Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Romatoloji polikliniğine gelen RA tanısı almış 150 hasta ve sağlıklı 150 kontrol grubu üzerinde uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak, Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan hasta tanıtım formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Ki-kare testi, Student t testi, One-way Anova ve Tukey- post hoc analiz yöntemleri uygulanmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, uyku sorunu yaşayan RA'li hastaların toplam PUKİ puanı 10.42 + 3.65, kontrol grubunun ise toplam PUKİ puanı 5.28 + 3.43'tür. Buna göre RA hastalarının kontrol grubuna göre uyku kalitelerinin kötü olduğu saptanmıştır.Çalışma kapsamındaki RA'li bireylerin cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, meslek, aylık gelir, egzersiz yapma, sigara içme ve eşlik eden hastalık değişkenleri ile uyku kalitesi bileşenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunurken(p<0.05); yaş, alkol kullanma, hastalık yılı, ilaç kullanma, kontrollere gelme ve destek kişilerin varlığı değişkenleriyle uyku kalitesi bileşenleri arasındaki ilişki ise anlamsız bulunmuştur(p>0.05).Sonuç olarak ; Romatoid artritli hastaların uyku kalitesinin kötü olduğu ve uyku kalitesini olumsuz etkileyen bazı faktörlerin bulunduğu saptanmış olup, hemşirelerin hastaların uyku düzeni alışkanlıklarını ve uyku sorununa neden olabilecek fiziksel ve psiko sosyal sorunları değerlendirmeleri ve buna yönelik girişimlerde bulunmaları önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Romatoid Artrit, uyku sorunu, uyku kalitesi, hemşirelik.
Afyonkarahisar ili dinar ilçesi 40 yaş ve üzeri popülasyonda hipertansiyon prevalansı ve ilişkili faktörlerin araştırılması
Hipertansiyon bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların en önemlilerinden biridir. Bu çalışmanın amacı Afyonkarahisar İli Dinar İlçesi'ndeki 40 yaş ve üzeri popülasyonda hipertansiyon prevalansı ve ilişkili faktörleri saptamaktır.Araştırma grubu oluşturulmasına Sağlık Grup Başkanlığı'ndan temin edilen ev halkı tespit fişlerinden yararlanılmıştır. Tabakalı örnekleme yöntemi ile Dinar merkez, köyler ve ayrı ayrı olmak üzere kasabalar nüfusa orantılı olarak 898 kişi dahil edilmiş ve tamamına ulaşılmıştır. Araştırma grubuna alınan bireylere yüz yüze görüşme tekniğiyle anket uygulanmıştır. Kan basınçları ölçümünün değerlendirilmesinde Birleşik Ulusal Komite'nin (JNC) VII. raporundaki kriterler göz önüne alınmıştır. Obezitenin değerlendirilmesinde Beden Kitle İndeksi kullanılmıştır.Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 57,4±11,4 olup, %52'sini kadınlar oluşturmaktadır. Araştırma grubuna alınan bireylerde hipertansiyon prevalansı %47,6 olarak bulunmuştur. Hipertansiyon prevalansı erkeklerde %43,4, kadınlarda %51,4 olarak tespit edilmiştir. Bireylerin %98,2'u daha önce tansiyonunu ölçtürdüğünü ifade etmiştir. Hipertansif olarak tespit edilen kişilerin %76,6'sı hipertansiyonları olduğunun farkındadırlar. Eğitim seviyesinin artmasıyla hipertansiyon prevalansı düşmüştür. Yaş ilerledikçe hipertansiyon prevalansının arttığı ve en yüksek 65 ve üzeri yaş grubunda görüldüğü tespit edilmiştir. BKİ?30 olan kişilerde hipertansiyon prevalansı anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (%58,9). Stresli olduklarını belirtenlerin %65,3'ünde hipertansiyon anlamlı olarak yüksektir. Ailesinde hipertansiyon hikayesi olanlarda hipertansiyon görülme oranı %74,6 iken olmayanda bu oran %14'dür. Salamura besin tüketimi fazla olan bireylerde hipertansiyon prevalansı %58,2 olarak bulunmuştur. Fiziksel aktivitelerinin az olduğunu ifade edenlerde ise %66,9 olarak tespit edilmiştir.Sonuç olarak bu çalışma hipertansiyonun yaygın bir sorun olduğunu; bu sorunun yeterince farkında olmadığımızı ve yeterince tedavi edilmediğini hatırlatması açısından önemlidir. Dolayısıyla tüm yaş gruplarına yönelik korunma ve önleme programlarının uygulanmasına önem verilmelidir.Anahtar Kelimeler : Dinar, hipertansiyon, prevalans.
Hipertansif hastalarda yaşam kalitesi ile ilişkili faktörlerin araştırılması
Hipertansiyon günümüzde en önemli sağlık sorunlarından biridir. Hipertansiyon tedavisi yaşam boyu sürdüğü için kan basıncı değişimleri kadar bireyin yaşam kalitesi de göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak hem dünyamızda hem de ülkemizde hipertansiyon kontrol oranları beklenenin çok altındır.Çalışmamızın amacı hipertansiyon tanısı almış hastaların yaşam kalitesi ile ilişkili faktörlerin incelenmesidir. Çalışmaya hipertansiyon tanısı almış ayaktan tedavi gören 100 bireyden oluşan hasta gruba ve hipertansiyon tanısı almamış ve başka rahatsızlığı olmayan 100 gönüllü dahil edilmiştir.Araştırmada hastaların demografik verileri, sigara ve alkol kullanımları, egzersiz ve diyet alışkanlıkları, Beden Kitle İndeksleri (BMI), eşlik eden hastalık öyküsü, ortalama kan basıncı değerleri, total kolesterol düzeyleri ve kullandıkları medikal tedavi değerlendirilmiştir.Gruplar üzerinde yaşam kalitesi skalaları incelenmiş ve anlamlı farklar bulunmuştur. Hasta grupta sağlıklı gruba göre daha düşük yaşam kalitesi verileri elde edilmiştirAraştırma sonuçlarında da görüldü ki; hipertansiyon yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Sigara kullanımı, alkol tüketimi, obezite, düzenli doktor kontrolünün yapılmaması, beslenmede sodyum alımının yüksek olması ve tansiyon ölçümlerinin düzenli yapılmaması hipertansiyonlu hastaların yaşam kalitesi ile ilişkili bulunmuşturToplumdaki hipertansiyonlu hastalara sigara kullanımı, obezite, düzenli doktor kontrolünün yapılması, beslenmede sodyum alımının kısıtlanması gerektiği ve tansiyon ölçümlerinin düzenli yapılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç kullanımı konusunda eğitim verilmelidir.
Böbrek transplantasyonu sonrası huzursuz bacak sendromu sıklığı ve uyku kalitesi ile ilişkisi
Araştırma, hastaya huzursuz bacak sendromu (HBS) semptomları sorgulanarak HBS sıklığını saptamak ve hastaların uyku kalitesi ile huzursuz bacak sendromunun ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Bu araştırma Antalya il merkezinde bulunan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Eğitim,Araştırma ve Uygulama Merkezinde tedavi gören 229 hasta üzerinde yapılmıştır. Örneklem grubunu, anket formunu doldurarak araştırmaya gönüllü olarak katılan böbrek transplantasyonu geçirmiş hastalar oluşturmaktadır.Araştırmada veri toplama aracı olarak hastaların demografik özelliklerini içeren 22 soruluk form, 4 sorudan oluşan huzursuz bacak sendromu anketi ve pittsburg uyku kalitesi anketi kullanılmıştır. Araştırmada anket sorularına ilişkin elde edilen veriler , `t testi' , `varsayılan analizi' testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.Araştırma sonuçlarına göre hastaların 79'unda huzursuz bacak sendromu, 144 hastada uyku kalitesi skoru düşük olarak saptanmıştırBöbrek transplantasyonu olan hastalardaki huzursuz bacak sendromu sıklığı %34,5 olup, uyku kalitelerinin yüksek oranda bozuk olduğu anlaşılmıştır. Huzursuz bacak sendromlu hastalarda uyku kalitesi daha da kötüleşmektedir. Bu nedenle nakil hastalarında HBS sorgulaması daha sık yapılmalı ve uyku kalitesini düzeltmeye yönelik çalışmalar yapılmalıdır.Anahtar sözcükler: Böbrek transplantasyonu, Huzursuz bacak sendromu, Uyku kalitesi
Afyon Kocatepe Üniversitesi öğrencilerinin organ bağışı konusundaki bilgi tutum ve davranışları
Bu araştırma Afyon Kocatepe Üniversitesinde eğitim gören öğrencilerin organ bağışı konusundaki bilgi tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmada veri toplama aracı olarak anket uygulanmıştır. Afyon Kocatepe Üniversitesinde eğitim gören fakülte ve yüksekokul öğrencilerinden tabakalı örnekleme yöntemi kullanılarak 1029 öğrenciye ulaşılması planlanmıştır. .Araştırma sonucunda; öğrencilerin sadece %2.1'inin organlarını bağışladıkları, %42,2'sinin bağışlanabilen organlar arasında ilk sıraya böbreği yazdıkları, fakülte öğrencilerinin %57,8'inin ve yüksekokul öğrencilerinin %45,9'unun parsiyel karaciğer nakli konusunda bilgi sahibi olduğunu, fakülte öğrencilerinin %69,9'unun organ ve doku uyumu olan kadavra ve canlı vericilerin organ vericisi olabileceğini bildiği, öğrencilerin %85,5'inin çift organlarından birinin bağışına olumlu baktığını, %27,5'inin doktorların vermiş olduğu beyin ölümü kararları hakkında bazen tereddüt yaşadıklarını belirtmişlerdir. Fakülte öğrencilerinin %57,5'i beyin ölümü tanısı almış bir kişinin tekrar yaşama dönebileceğini, %85,6 `sı organ bağışının önündeki en önemli engelin organ bağışının yetersiz oluşu olduğunu, %82,2'si bu konuda ulusal birliğe ihtiyaç olduğunu, %35,8 `i organ bağışına dini açıdan bir engel olabilir fikrine katılmadıklarını, %62,4'ü organ bağışı yapacağı kişinin önemli olmadığını, %69,8 `i organ bağışı kararını ailesinin olumlu desteğinin etkileyeceğini belirtmişlerdir.
Hemşirelik öğrencilerinin diyabetik ayak bakımına yönelik bilgi ve tutum düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, hemşirelik bölümü 3. ve 4.sınıf öğrencilerinin diyabetik ayak bakımına yönelik bilgi ve tutum düzeylerini (DABYBT) belirlemektir. Çalışmada öğrencilerin tutum düzeyleri bilişsel, duyuşsal ve davranışsal boyutları ile ele alınmıştır. Çalışmanın evreni 230, örneklemi ise 150 hemşirelik bölümünde eğitim gören 3. ve 4.sınıf öğrencileri oluşmaktadır. Çalışma, 02.05.2024-15.06.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Anket formu öğrenci sosyodemografik özellikler formu ve diyabetik ayak bakımına yönelik bilgi ve tutum (DABYBT) formunu içermektedir. Çalışmanın veri analizinde SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Analizlerde frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma, t-testi, varyans analizi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu (%71,30) diyabetik ayak yarasının önlenmesine yönelik gelişmeleri takip etmemektedir. Ancak, Diyabetik ayak yarasının önlenmesine yönelik eğitim alma istekleri (%70,00) oldukça yüksektir ve %57,83'ü bu konuda eğitim almamıştır. Diyabetik ayak bakımı yapma konusunda öğrencilerin %51,74'ü kendini yetersiz hissetmektedir ve %43,91'i bu konuda kararsızdır. Diyabetik ayak bilgi ve tutum düzeyi ile ilgili bilişsel alt boyutta katılımcıların ortalama puanı 65,18 olup, duyuşsal alt boyutta ortalama puan 32,47, davranışsal alt boyutun ortalaması 76,20, DABYBT toplam puanı ortalaması ise 173,84'tür. Tüm alt boyutlar arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuş olup, özellikle bilişsel ve davranışsal boyutlar diyabetik ayak bilgi ve tutum düzeyi ile en güçlü ilişkiye sahip olan alt boyutlardır. Çalışma sonuçlarına göre, hemşirelik öğrencilerin diyabetik ayak bakımına yönelik bilgi ve tutumları konusunda bilgilerinin geliştirilmesi, eğitim müfredatlarının iyileştirilmesi, öğrencilerin bilgi ve tutumlarının belirli periyotlarla ölçülmesi önerilmektedir.
Tip 2 diyabetli bireylerin hipoglisemik güven düzeyleri ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma, tip 2 diyabetli bireylerin hipoglisemik güven düzeyi ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve ilişkisel tipte olup, dahil edilme kriterlerine uygun 175 tip 2 diyabetli birey ile yürütülmüştür. Çalışmada literatür doğrultusunda hazırlanan Tanıtıcı Özellikler Soru Formu, Hipoglisemik Güven Ölçeği, Hipoglisemi Korku Ölçeği, Diyabet Güçlendirme Ölçeği ve Hipoglisemi Farkındalık Anketi kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum), Mann Whitney-U, Kruskal Wallis, Spearman Korelasyonu kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan tip 2 diyabetli bireylerin hipoglisemik güven ölçeği puan ortalaması (2,16 ± 0,71) ile sosyodemogrofik öyküsü (eğitim, yaş, ekonomik durum vb.), diyabet öyküsü (diyabet komplikasyonu, tedaviye uyum vb.), hipoglisemi öyküsü (hipoglisemi sıklığı, hipoglisemi farkındalığı vb.) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Hipoglisemik güven ölçeği puan ortalaması ile hipoglisemi korkusu arasında negatif korelasyon olduğu (r:-0,53), diyabet güçlendirme ölçeği puan ortalaması ile de pozitif korelasyon (r: 0,42) gösterdiği saptanmıştır. Sonuç: Hipoglisemi yönetiminde, hipoglisemik güven düzeyine ve ilişkili faktörlerine odaklanmak oldukça önemlidir. Diyabetli bireyin hipoglisemik güven düzeyinin yükseltilmesi için bireyi güçlendirmek, hipoglisemi sıklığını azaltmak ve hipoglisemi farkındalığını sağlamak gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Tip 2 Diyabet, Hipoglisemi, Hipoglisemik Güven
Kanser hastalarına bakım veren aile üyelerinin bakım verme sürecine yönelik tepkileri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Kanser hastalarına bakım veren aile üyelerinin bakım verme sürecine yönelik tepkileri ve etkileyen faktörlerin incelenmesidir. Yöntem: Kesitsel tipteki araştırma, Şubat 2019-Temmuz 2019 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Gündüz Tedavi Merkezi'nde ayaktan tedavi alan kanser hastaları ve bakım veren 203 aile üyesi ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında Sosyo-Demografik Özellikler Formu, Rotterdam Semptom Kontrol Listesi, Karnofsky Performans Durum Ölçeği, Charlson Komorbidite İndeksi, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Bakım Veren Tepkilerini Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler korelasyon, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve tek yönlü ANOVA testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Hastanın yaşı, rotterdam fiziksel ve psikolojik semptom puanı, rotterdam günlük yaşam aktiviteleri puanı, karnofsky performans durum puanı ve bakım veren bireyin yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, eğitim düzeyi, hastaya yakınlık derecesi, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalık varlığı, komorbid puanı, algılanan sosyal destek düzeyi ile bakım veren tepkisi ölçeği alt boyutları arasında anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Sonuç: Kanser hastasına bakım veren aile üyelerinin bakım verme sürecinde yaşadıkları olumlu/olumsuz deneyimlerin ve etkileyen faktörlerin tanımlanması bu doğrultuda uygun girişimlerin planlanması hemşirenin önemli sorumluluğudur. Anahtar Kelimeler: Kanser, bakım veren, bakım veren tepkisi.
İnhaler kullanım hataları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, inhaler kullanım hataları ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı, kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Haziran 2019 – Aralık 2019 tarihleri arasında İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları servislerinde yatan örnekleme dahil edilme kritelerine uyan, çalışmaya katılmaya gönüllü 180 hasta oluşturmuştur. Çalışmada literatür doğrultusunda hazırlanan Sosyodemografik Özellikler Formu, Ölçülü Doz İnhaler Kullanma Beceri Çizelgesi, Charlson Komorbitide Envanteri, Günlük Yaşam Aktiviteleri/ Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri, Beck Depresyon Ölçeği, Mini Mental Durum Değerlendirme Testi kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, ortalama, t-test, Mann Whitney–U, Kruskal Wallis, Ki kare testleri, korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonucunda hastaların yaş ortalamaları ile ölçülü doz inhaler kullanım hata sayısı arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.172, p=0.021). Çalışmaya katılan hastaların % 91.1'i inhaleri ağıza almadan önce nefes vermediği, %87.8'i nefesini 10 saniye tutmadığı, %95.6'sı 2. dozdan önce en az 30 saniye tercihen 3-5 dakika beklemediği bulunmuştur. Sonuç: İnhaler kullanımında hastaların inhalasyon öncesi derin nefes vermemek ve ilaç inhalasyonu sonrası aldıkları nefesi belli bir süre tutmamak basamaklarında neredeyse tamamının hata yaptığı saptanmıştır. Bu çalışmanın daha büyük örneklem grubunda yapılması önerilir. Hata oranlarının yüksekliğini eğitimde hemşirenin rol almamasının etkilediği düşünülmektedir. Hemşirenin eğitici rolü göz ardı edilmemelidir. Anahtar Kelimeler: İnhaler Kullanım Hatası, Astım, KOAH.
Multipl sklerozlu bireyler ile aile üyelerinin psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, MS'li bireyler ile aile üyelerinin psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı olarak yapılan bu araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Nöroloji polikliniğinde Şubat 2016- Mayıs 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Nöroloji polikliniği tarafından takip edilen 103 MS'li birey ve 114 aile üyesi çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Her iki gruba da YPDÖ ölçeği ve farklı kişisel bilgi formları uygulanmıştır. Bulgular: Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğine MS'li bireyler ve aile üyelerinin verdikleri cevaplar korelasyon analizi ile değerlendirildiğinde iki grubun psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında bir ilişki bulunamamıştır. Araştırmada YPDÖ ölçeğinden alınabilecek minimum puan 33, maximum puan 165 iken, araştırmaya katılan MS'li bireylerin puan ortalaması 126,30 olarak bulunmuştur. Minimum 69 puan ve maximum 165 puan alan bireylerin olduğu gözlenmiştir. Benzer şekilde araştırmaya katılan aile üyelerinin puan ortalaması 129,89 olarak bulunmuştur. Minimum 61 puan ve maximum 165 puan alan bireylerin olduğu gözlenmiştir. Sonuç: MS'li bireylerde psikolojik dayanıklılığı etkilediği düşünülen faktörlerden biri olan Aile üyelerinin psikolojik dayanıklılığı ile yapılan çalışmada iki grubun psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasında korelasyon bulunamamıştır. Yapılacak yeni çalışmalar ile bu sonucun test edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Multipl skleroz, psikolojik dayanıklılık, bakım verenler.
Hemşirelerde kanıta dayalı akut inme bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Bu çalışma hemşirelerde kanıta dayalı akut inme bilgi düzeyinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu çalışmanın örneklemini Trabzon il merkezinde yer alan Karadeniz Teknik Üniversitesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi Farabi Hastanesi'nde çalışan 245 hemşire oluşturmuştur. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "T.C. Sağlık Bakanlığı İnme Klinik Protokolü" kapsamında oluşturulan "Akut İnme Bilgi Düzeyi Ölçme ve Farkındalık Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk ve Kolmogorov Smirnov ile değerlendirilmiştir. Normal dağılımı olan verilerin karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi ve bağımsız örnekler t testi, normal dağılım göstermeyenlerde Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi, kategorik olan verilerde ki kare testi kullanılmıştır. Bu çalışmada önem düzeyi p<0.05 alınmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin %86.5'i kadın, yaş ortalaması 32.19±7.76 (Min: 20, Max: 60), %64.9'u lisans mezunu ve %93.1'i klinik/servis hemşiresidir. Hemşirelerin %16.3'ünün inme protokolü hakkında bilgisi vardır. Hemşirelerin %87.3'ü iskemik inme triyajını doğru olarak yanıtlarken, %61.2'si tercihen kullanılan inme ölçeğini bilmediğini belirtmiştir. Hemşirelerin %33.9'u rekanalizasyon tedavisi uygulanan hastalarda tedavi sonrası vital bulgu takibini, %28.2'si rekanalizasyon tedavisi uygulanan hastalarda tedavi sonrası nörolojik izlem takibini doğru yanıtlamıştır. Hemşirelerin bilgi puanı ile yaş arasında pozitif yönlü zayıf, istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.158; p=0.013). Hemşirelerin en yüksek oranda doğru yanıtladıkları soruların akut inmede hemşirelik bakımına ilişkin sorular, en düşük oranda doğru yanıtladıkları soruların ise; inme ölçeği, tPA dozu ve inmede zaman yönetimine ilişkin sorular olduğu görülmüştür. Mesleki yayınları takip eden, kongre, kurs ve sempozyum programlarına katılan hemşireler sorulara daha yüksek oranda doğru yanıt vermiştir. Hemşirelerin akut inme bilgi düzeylerinin arttırılması ve kaliteli hasta bakımı yönetimi için hizmet içi eğitim programları geliştirilebilir, bilimsel toplantılara katılımları sağlanabilir ve inme bakımı klinik uygulama kılavuzları geliştirilebilir.
Trabzon il merkezindeki bir hastanede çalışan hemşirelerde kardiyovasküler risk faktörleri sıklığı ve sağlıklı yaşam davranışları
Bu çalışma hemşirelerde kardiyovasküler risk faktörleri sıklığını ve sağlıklı yaşam davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini Trabzon il merkezinde bulunan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 231 hemşire oluşturmuş, örnekleme yapılmadan evrenin tamamı araştırmaya dâhil edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından oluşturulan, hemşirelerin tanıtıcı özelliklerini içeren 'Tanıtıcı Bilgi Formu', 'Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Sıklığı Tanılama Formu' ve 'Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II' kullanılarak toplanmıştır. Ölçümsel veriler için kan basıncı ölçüm aleti, mezura ve baskül kullanılmıştır. Verilerin analizinde Kolmogorov Smirnov, tek yönlü varyans analizi, bağımsız örnekler t testi, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, korelasyon ve ki kare testleri kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenilirlikleri Cronbach's alpha katsayısı ile değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Çalışma için etik kurul kurum izni ve hemşirelerden aydınlatılmış onam alınmıştır. Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği-II puan ortalaması 121.85±10 olarak bulunmuş ve orta düzey olarak değerlendirilmiştir. Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği-II puan ortalamaları incelendiğinde yüksekten düşüğe sırasıyla; manevi gelişim, kişiler arası ilişkiler, beslenme, sağlık sorumluluğu, stres yönetimi ve fiziksel aktivite alt boyutları olarak belirlenmiştir. Sağlık sorumluluğu ile ölçek toplam puanı arasında pozitif yönlü yüksek düzey anlamlı ilişki elde edilmiştir. Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının orta düzeyde olduğu ve önemli düzeyde kardiyovasküler hastalıkları risk faktörlerine sahip oldukları sonucuna varılmıştır. Hemşirelere kardiyovasküler risk faktörleri yönünden fırsatçı taramalar yapılması, kardiyovasküler hastalıklar açısından sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının geliştirilmesinin gerekli olduğu düşünülmüştür.
Kolorektal kanser hastalarının sağlık sorumlulukları ve sağlık kuruluşuna geç başvuruyu etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma kolorektal kanser hastalarının sağlık sorumluluklarını ve sağlık kuruluşuna geç başvuruyu etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemini Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Polikliniği ve Onkoloji Kliniği'nde takip edilen, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 144 kolorektal kanser hastası oluşturmuştur. Çalışmanın verileri Mayıs 2019-Mart 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu ve Sağlık Sorumlulukları Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların cinsiyet, çalışma durumu, fiziksel aktivite düzeyi, kanser olma ihtimalini düşünme durumlarına göre hastaların sağlık sorumluluklarında anlamlı farklılık (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. En sık görülen semptomlar dışkıda kan görme (%33.6), karın ağrısı (%29.9) ve kabızlık (%17.17) olarak bulunmuştur. Sağlık kuruluşuna başvurmama nedenleri sırasıyla; semptomların bekleyince geçeceği düşüncesi (%35.4), rektal kanamayı hemoroid varlığıyla ilişkilendirme (%16.7) ve semptomları önemli görmeme (%16) olduğu belirlenmiştir. Dışkıda kan görme ve ağrı semptomlarının erken başvuruyla, gastrointestinal problemlerin, abdomende değişikliğin ve kabızlığın geç başvuruyla ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Sonuç: Kolorektal kanser hastalarında kadınların erkeklere oranla, çalışmayanların ise emekli ve çalışanlara oranla sağlıkları ile ilgili sorumlulukları yüksektir. Erkeklerin sağlık kuruluşuna geç başvuru oranlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle ulusal alanda kolorektal kanser taramalarına dikkat çekilmesine, hemşirelerin kolorektal kanser tarama ve erken tanı süreçlerine ilişkin toplumu bilinçlendirmede proaktif rol olması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kolorektal kanser, geç başvuru, sağlık sorumluluğu, hemşirelik.
Koroner arter hastalığı tanısı olan ve olmayan tip 2 diyabetli bireylerin diyabet özbakım davranışlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Koroner arter hastalığı tanısı olan ve olmayan tip 2 diyabetli bireylerin diyabet özbakım davranışlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklem grubunu İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Kliniğinde yatan koroner arter hastalığı tanısı konmuş ve tip 2 diyabeti olan 185 hasta ve İzmir Sağlık Bakanlığı Karabağlar 17 No'lu Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 250 Tip 2 Diyabet hastası oluşturmuştur. Araştırma verileri Ocak- Nisan 2015 tarihleri süresinde toplanmıştır. Veri toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen Diyabetli Bireyi Tanılama Formu ve Diyabet Özbakım Aktiviteleri Anketi (DÖBA) kullanılmıştır. İstatistiksel analizler sayı, yüzde, T-Testi, One Way Anova, Kruskal Wallis Testi, Mann Whitney U Testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular:Yapılan çalışma sonucunda koroner arter hastalığı tanısı olan ile olmayan bireylerin diyabet ve özbakım puanları arasında istatistiksel olarak herhangi bir anlamlı fark bulunmamıştır. Koroner arter hastalığı tanısı olanlara baktığımızda diyabet ve diyabet özbakım puanlarını etkileyen faktörler BKİ, eğitim durumu, diyabet tedavi şekli ve diyabet eğitim sayısının olduğu görülmektedir. Koroner arter hastalığı tanısı olmayanları ise etkileyen faktörler cinsiyet, BKİ, eğitim durumu, yaşadığı kişi, diyabet tedavi şekli ve diyabet eğitim sayısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç: Araştırmanın sonucunda; koroner arter hastalığı tanısı olan ve olmayan tip 2 diyabetli bireylerin yeterli diyabet özbakım davranışları göstermedikleri görülmüştür. Tip 2 diyabeti olan tüm bireylere diyabet özbakım davranışlarının kazandırılması, bunun için de diyabet eğitiminlerinin sürekliliğinin sağlanması önerilir. Anahtar Kelimeler: diyabet, koroner arter, özbakım
İnmeli hastalarda yeti yitiminin yorgunluk ve yaşam doyumu ile ilişkisi
Bu çalışma inmeli hastalarda yeti yitiminin, yorgunluk ve yaşam doyumu ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı, ilişki arayıcı türdedir. Araştırma verileri Tokat Devlet Hastanesi ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde 01.10.2023-31.01.2024 tarihleri arasında inme tanılı hastalardan toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini Kısa Yeti Yitimi Anketi'nden 5 ve üzeri puan alan inme tanılı 160 hasta oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Kısa Yeti Yitimi Anketi", "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve "Chalder Yorgunluk Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS-27.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde t-test, One-Way ANOVA analizi, Mann Whitney U analizi, Kruskal Wallis-H analizi, Korelasyon analizi, Kolmograf Smirnov analizi, Tukey HDS testi, Çarpıklık ve Basıklık analizi ve regresyon analizi uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. Araştırma verilerine göre katılımcıların %57.5'inin 55-74 yaş grubunda, %71,9'unun erkek, %83,8'inin kronik bir hastalığı olduğu, %83,8'inin sürekli ilaç kullandığı, %84,4'ünün iskemik inme yaşadığı, %62,5'inin inme tarafının sol taraf olduğu ve %41,9 unun inme sonrası yardımcı cihaz kullandığı belirlenmiştir. Katılımcıların yeti yitimi puan ortalamaları 12,16±5,013, Chalder Yorgunluk Ölçeği puan ortalamaları 19,32±4,719 ve Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalamaları 14,55±3,795 olarak belirlenmiştir. Araştırmamızda yeti yitimi olan inmeli hastaların; yorgunluk şiddetlerinin yüksek düzeyde ve yaşam doyumlarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Yeti yitimi arttıkça; yorgunluk şiddetinin arttığı ve yaşam doyumunun azaldığı görülmüştür. Fiziksel yorgunluk şiddeti yüksek olan bireylerde mental yorgunluk şiddeti de artmıştır. Yorgunluk şiddetinin artmasıyla birlikte yaşam doyumunun azaldığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik Bakımı, İnme, Yaşam Doyumu, Yeti Yitimi, Yorgunluk
Yeni tanı almış 65 yaş üzeri maligniteli hastalarda kırılganlık ve sarkopeni oranlarının belirlenmesi ve arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, yeni tanı alan 65 yaş üzeri maligniteli hastalardaki kırılganlık ile sarkopeni oranlarını belirlemek, etkileyen faktörleri ve sarkopeni ile kırılganlık arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel-tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, örneklemini Aralık 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Gündüz Tedavi Merkezine başvuran, örnekleme dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmaya gönüllü 204 yaşlı hasta oluşturmuştur. Çalışmada literatür doğrultusunda hazırlanan 'Tanıtıcı Özellikler Soru Formu', 'Modifiye Charlson Komorbidite İndeksi', 'Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EFS)' kullanılmıştır. Ayrıca Sarkopeni belirlemeye yönelik ölçümler yapılırken Vücut Analiz Cihazı, el dinamometresi, kronometre, boy ölçer ve mezura kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, ortalama, t-test, Mann Whitney–U, Kruskal Wallis, Ki kare testleri ile logistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan hastaların %12.26'sının kırılgan olduğu belirlenmiştir. Hastaların kırılganlık ölçeği puan ortalamaları ile yaşı arasında pozitif (r = 0.256, p < 0.001), eğitim yılı ile negatif ve istatistiksel olarak anlamlı (r = -0.165, p = 0.018) bir korelasyon bulunmuştur. EFS puan ortalamaları ile hastaların cinsiyeti (p= 0.013), birlikte yaşadığı kişiler (p= 0.016) ve medeni durumu (p= 0.046) arasında anlamlı fark bulunmuştur. Çalışmamızdaki hastaların %6.4'ünde sarkopeni varlığı belirlenmiştir. Hastaların sarkopeni durumlarıyla yaşı (p= 0.021), birlikte yaşadığı kişiler (p= 0.014), sigara kullanımı (p= 0.044) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Ayrıca çalışmamızda sarkopeni varlığı kırılgan olma durumunu 5.3 kat (β=5.344) arttırdığı belirlenmiştir. Sonuç: Yaşlı kanserli hastalarda kırılganlık ve sarkopeni taramalar yapılarak belirlenmesi gereken iki önemli sendromdur. Taramalar sonucunda bireye özgü bakım ve tedavinin sağlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sarkopeni, Kırılganlık, Malignite, Prevalans.
İmplante edilebilen kardiyoverter defibrilatörlü hastaların cinsel yaşam kalitesi ve şok anksiyetelerinin incelenmesi
Amaç: İmplante edilebilen kardiyoverter defibrilatörlü hastaların cinsel yaşam kalitelerini ve şok anksiyetelerini incelemektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışmadır. Çalışma İzmir Tepecik Eğitim ve Araştıma Hastanesi Kardiyoloji kliniği ve polikliniğine başvuran, dahil edilme kriterlerine uyan 167 ICD'li hasta ile yürütülmüştür. Tanıtıcı Özellikler Soru Formu, Florida Şok Anksiyete Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Erkek formları kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, sayı, yüzdelik, korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların Florida Şok Anksiyete Ölçeği puanı 17.21±7.88 olarak bulunmuştur. Kadın hastaların cinsel yaşam kalitesi puan ortalaması 65.78±22.19, erkek hastaların cinsel yaşam kalitesi puan ortalaması 70.91±22.27 olarak bulunmuştur. Hastaların şok anksiyete düzeyleri ve toplam cinsel yaşam kaliteleri arasında negatif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (r= -.299, p=.000). Regresyon analizinde, kadın cinsiyeti ve yaşın şok anksiyete düzeyini anlamlı derecede etkilediği bulunmuştur (ß=0.257, p=0.001; ß=-0.318, p=0.000). Yaş ve şok anksiyetesinin cinsel yaşam kalitesini anlamlı derecede etkilediği bulunmuştur (ß=-0.493, p=0.000; ß=-0.472, p=0.000). Sonuç: Hastaların Florida şok anksiyetesi puanlarının düşük olduğu, cinsel yaşam kalite düzeylerinin iyi olduğu bulunmuştur. Şok anksiyetesi ile cinsel yaşam kalitesi arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. ICD'li hastaların şok anksiyetesi ve cinsel yaşam kalitelerinin rutin olarak değerlendirilmesi ve değerlendirme sonucu hastalara özgü eğitim verilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: İmplante Edilebilir Kardiyoverter Defibrilatör, Cinsel Yaşam Kalitesi, Şok Anksiyetesi, Hemşirelik