Akdeniz University
Discipline

Beslenme Bilimleri Anabilim Dalı

Akdeniz University

9

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

9 Theses
Master'sOpen AccessTR

Farklı yağlı tohumlardan elde edilen sütlerden üretilen kefirlerin özellikleri

Amaç: İnek sütü proteini alerjisi ve laktoz intoleransı gibi sağlık problemleri olan tüketiciler ile vegan/vejetaryen beslenen bireyler için inek sütüne alternatif olduğu düşünülen bitkisel sütlerden katkısız ve şekersiz kefir üretimi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada kaju, fındık, fıstık, ceviz ve badem gibi bazı yağlı tohumlardan bitkisel süt üretilmiştir. İnek sütü ve bitkisel sütler kefir starter kültürü ile fermente edilerek kefir üretilmiştir. Kefir örnekleri 4oC'de 30 gün depolanmış ve depolamanın 1., 15. ve 30. günlerinde fizikokimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal analizlere tabi tutulmuştur. Bulgular: En yüksek enerji değeri fındık sütü ve fındık sütünden üretilen kefir örneğinde saptanmıştır. Depolama süresince kefir örneklerinin pH değerlerinin arttığı, toplam karbonhidrat ve toplam organik asit miktarlarının, görünür viskozite, tiksotropi, akış davranış indeksi ve kıvam katsayısı değerlerinin ise azaldığı bulunmuştur. En yüksek toplam organik asit değeri kaju sütünden üretilen kefirde saptanmıştır. Bitkisel sütlerden üretilen kefir örneklerinde etanolden sonra en yüksek miktarda saptanan uçucu organik bileşiğin etil asetat olduğu tespit edilmiştir. Depolama süresince en yüksek toplam doymuş yağ asitleri, toplam tekli doymamış yağ asitleri ve toplam çoklu doymamış yağ asitleri değerlerinin sırasıyla inek sütünden üretilen kefirde, fındık sütünden üretilen kefirde ve ceviz sütünden üretilen kefirde olduğu saptanmıştır. En yüksek ortalama toplam aerobik mezofilik bakteri, laktokok, laktobasil ve asetik asit bakterisi sayıları inek sütünden üretilen kefirde, en yüksek maya sayısınin ise fıstık sütünden üretilen kefirde saptanmıştır. En açık rengin inek sütünden üretilen kefirde, en koyu rengin ceviz sütünden üretilen kefirde olduğu ve fıstık sütünden üretilen kefir ile fındık sütünden üretilen kefirin daha fazla beğenildiği belirlenmiştir. Sonuç: Yağlı tohumlardan elde edilen sütler bileşimindeki yüksek yağ oranı ve düşük karbonhidrat oranı ile fermantasyon için zorlu bir ortam oluşturmaktadır. Bitkisel sütlerin karbonhidrat içeriği düşük olduğu için fermantasyon inek sütüne göre daha uzun sürede gerçekleşmekte, fermantasyon sonucu oluşan ürünün metabolit konsantrasyonu daha düşük, pH değeri ise daha yüksek olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bitkisel süt, kefir, fizikokimyasal, reoloji, mikrobiyoloji

Bitkisel sütFizikokimyaKefir+4
Ebru Koptagel
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel Türk mutfağı tarifelerinin üç farklı besin ögesi örüntü profili ile değerlendirilmesi

Bedir G., Geleneksel Türk Mutfağı Tarifelerinin Üç Farklı Besin Ögesi Örüntü Profili İle Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme Bilimleri Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018. Dünya mutfakları arasında, Türk mutfağı yemek çeşitleri, pişirme yöntemleri, sofra düzeni ve servis usulleri ile özel bir mutfak olarak kabul edilmektedir. Türk mutfağı veya diğer dünya mutfakları, beslenme ve sağlık açısından ele alındıklarında, genellikle sağlıklı beslenme ilkeleri doğrultusunda subjektif olarak değerlendirilmişlerdir. Oysa ki, son yıllarda geliştirilen çeşitli besin ögesi örüntü profilleri, yiyecek ve içeceklerin besin değerlerinin objektif olarak değerlendirilmesine olanak vermektedir. Bu çalışma, geleneksel Türk mutfağında yer alan tarifelerin üç farklı besin ögesi örüntü profili ile objektif olarak değerlendirilmesi ve referans mutfak olarak kabul edilen Akdeniz mutfağı ile karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada kullanılan besin ögesi örüntü profilleri, Amerika Birleşik Devletleri'nde geliştirilen Besin Ögesinden Yoğun Besin NRF9.3 modeli, İngiltere Besin Standartları Ajansı tarafından geliştirilen FSA-Ofcom-WXY modeli ve Fransız Besin Standartları Ajansı tarafından geliştirilen SAIN-LIM skorudur. Çalışmada on bir yemek grubu başlığı altında Türk mutfağından toplam 281 adet, Akdeniz mutfağından ise 252 adet yemek tarifesinin içerikleri değerlendirilmiştir. NRF 9.3 modeline göre, Türk mutfağında en düşük puanı çorbalar (-10,03), en yüksek puanı dolma ve sarma yemekleri (3,30) alırken; Akdeniz mutfağında en düşük puanı börek-çörek-mantı yemekleri (-1,61), en yüksek puanı dolma ve sarma yemekleri (3,42) almıştır. Türk ve Akdeniz mutfaklarında yer alan çorbalar, et ve kümes hayvanları yemekleri ve pilavların NRF 9.3 puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (her biri için p<0,05). FSA-Ofcom-WXY modeline göre, Türk mutfağı tarifelerinin %27'si, Akdeniz mutfağı tarifelerinin ise %4,4'ü sağlıklı olarak değerlendirilmiştir. Yemek grupları arasında, sağlıklı tarife oranı en yüksek olanlar Türk mutfağında salatalar (%100) ve kurubaklagil yemekleri (%85,7) iken, Akdeniz mutfağında salatalar (%23,8) ve yumurta yemekleridir (%16,7). Türk ve Akdeniz mutfaklarında yer alan yemek gruplarının FSA-Ofcom-WXY puanları karşılaştırıldığında, çorbalar, et ve kümes hayvanları yemekleri, salatalar, sebze yemekleri, kurubaklagil yemekleri, balık yemekleri, börek-çörek-mantılar, dolma ve sarmalar ile tatlıların FSA-Ofcom-WXY puanları arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (her biri için p<0,05). SAIN-LIM modeline göre ise, Türk mutfağı tarifelerinin %50,5'i tercih edilebilir olarak tanımlanrken, bu oran Akdeniz mutfağı tarifelerinde %12,3'tür. SAIN-LIM modeline göre tercih edilebilir tarife oranı en yüksek olan yemek grupları Türk mutfağında kurubaklagil yemekleri (%100), salatalar (%84,2), balık yemekleri (%72,7) ve çorbalar(%68,5); Akdeniz mutfağında ise salatalar (%28,6) ve çorbalardır (%20). SAINS toplam skorları karşılaştırıldığında, balık yemekleri ve tatlıların aldıkları skorların iki mutfak arasında önemli farklılık gösterdiği saptanmıştır (her biri için p<0,05). Sonuç olarak, geleneksel Türk mutfağında yer alan yemek tariflerinin NRF 9.3 modeline göre Akdeniz mutfağı kadar zengin bir içeriğe sahip olmadığı, ancak FSA-Ofcom-WXY ve SAIN-LIM modellerine göre ise Akdeniz mutfağı kadar zengin bir içeriğe sahip olduğu saptanmıştır. Sağlıklı olarak değerlendirilemeyen Türk mutfağı tarifeleri incelendiğinde, temel nedeninin tarifenin yüksek doymuş yağ, tuz ve eklenmiş şeker ile düşük posa içeriğinden kaynaklandığı gösterilmiştir. Tarifelerin bu besin ögeleri içerikleri göz önünde bulundurularak yeniden düzenlenmesi Türk mutfağı tarifelerinin daha sağlıklı olmasını sağlayacaktır.

Akdeniz mutfağıBesin ögeleriBesleyici maddeler+3
Gültap Bedir
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde obsesif kompulsif yeme davranışı ölçeği ile beslenme durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma 14 sorudan oluşan Obsesif Kompulsif Yeme Davranışı Ölçeği'nin (OKYD) geçerlik-güvenirliliğini belirlemek ve bu ölçek ile beslenme durumu arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacı ile planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde lisans eğitimi alan, herhangi bir besin veya besin grubundan kaçındığını belirten 265 (170 kadın, 95 erkek) öğrenci ile yapılmıştır. Çalışma iki aşamalı olarak yürütülmüştür. İlk aşamada Obsesif Kompulsif Yeme Davranışı Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliği yapılmıştır. Ölçeğin geçerliği için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri uygulanmış, Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26) ve Yale Besin Bağımlılığı Ölçeği ile arasındaki korelasyonlar incelenmiştir. Ölçeğin güvenirliği için ise Cronbach-α katsayısına bakılmıştır. İkinci aşamada öğrencilerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları ile yeme tutumu (YTT-26), besin bağımlılığı, sağlıklı beslenme takıntısı (ORTO-11), antropometrik ölçümleri ve fiziksel aktivite düzeyleri değerlendirilmiştir. Bireyler obsesif kompulsif yeme davranışı olma (OKYD ≥11) ve olmama (OKYD<11) durumuna göre değerlendirilmiştir. Bireylerin yaş ortalaması 20,83 ± 1,96 yıl, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması 22,19 ± 2,85 kg/m2, toplam OKYD, düşünce bastırma & kontrol, çabalama & performans, imajinasyon, besin bağımlılığı semptom sayısı, YTT-26 ve ORTO-11 puan ortalamaları sırasıyla; 7,94 ± 6,53, 4,59 ± 4,02, 1,15 ± 1,62, 1,73 ± 1,57, 3,51 ± 1,33, 15,76 ± 9,34, 27,24 ± 4,43'tür. Çalışmaya katılan bireylerin %33,2'sinde Obsesif Kompulsif Yeme Davranışı belirlenmiştir. Bireylerin OKYD'ye göre cinsiyet, yaş, , öğrenim durumu, sağlık sorunu varlığı, öğünleri tüketme durumu, arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), ana öğün atlama nedenleri arasında 'yemek hazır olmadığı için' yanıtını veren bireyler arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). OKYD'ye göre bireylerin fiziksel aktiviteleri ve antropometrik ölçümleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Toplam OKYD puanı ile besin bağımlılığı semptom sayısı, YTT-26 puanı ve ORTO-11 puanları arasında anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Bel çevresi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı ile OKYD puanı, besin bağımlılığı semptom sayısı ve ORTO-11 puanları arasında bir korelasyon bulunmazken (p>0,05); bel çevresi ve bel/kalça oranı ile YTT-26 puanları arasında zayıf, negatif bir korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Obsesif kompulsif yeme davranışı ile besin bağımlılığı ve sağlıklı beslenme takıntısı arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için toplumda farklı yaş gruplarına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Obsesif kompulsif yeme davranışı, besin bağımlılığı, yeme tutumu, sağlıklı beslenme takıntısı

BağımlılıkBeslenmeBeslenme davranışı+7
Kerim Kaan Göküstün
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sirkadiyen ritimleri bozulmuş farelerde probiyotik takviyesinin sirkadiyen ritim genleri ve serum zonulin düzeyleri üzerine etkisinin belirlenmesi

Araştırmamızda aydınlık ve karanlık döngüleri her iki haftada bir değiştirilerek sirkadiyen ritimleri bozulmuş farelerde probiyotik takviyesinin; merkezi sirkadiyen ritim gen ekspresyonları ve bir bağırsak bariyer geçirgenliği belirteci olan serum zonulin düzeyi üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. BALB/c türü her biri 8 fareden oluşan 3 farklı deney hayvanı grubu oluşturulmuştur. Gruplar sırasıyla; Kontrol grubu, Sirkadiyen ritimleri aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmuş grup (BSR) ve Sirkadiyen ritimleri aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmuş ve çalışmanın son iki ayında probiyotik takviyesi verilmiş (Probiyotik+BSR) gruplardır. Farelerde merkezi sirkadiyen ritim gen ekspresyonları incelenmiş ve ağırlık kazanımı hesaplanmıştır. Biyokimyasal parametreler için ELISA yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonunda sirkadiyen ritimleri bozulmuş gruplar arasında başlangıç ve son ağırlıklar ile ağırlık değişimleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). BSR ve Probiyotik+BSR gruplarında Zonulin seviyelerinde Kontrol grubuna kıyasla artış saptanmıştır. Fakat bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildir (p= 0,503). Merkezi sirkadiyen ritim genleri olan Clock, Bmal1 ve Per2 genlerinin ekspresyonları gruplar arasında ve örnek alım saatleri arasında değişiklik gösterse de sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı değildir. Sonuç olarak, sirkadiyen ritimlerin aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmasının ağırlık kazanımını artırdığı, serum zonulin düzeylerinde artırıcı bir etkisinin olduğu ve merkezi sirkadiyen ritim genleri üzerine ekspresyon seviyelerinin değişmesine sebep olduğı görülmüştür. Sirkadiyen ritimleri değiştirilmiş farelerde probiyotik takviyesinin ağırlık kazanımını probiyotik almayan gruba göre azalttığı, serum zonulin seviyesi üzerine ve Per2 geninin ekspresyon seviyesinde olumlu etki gösterdiği sonucuna varılmıştır.

Bağırsak geçirgenliğiFarelerHayvan deneyleri+3
Büşra Tepebaşı
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Sirkadiyen ritimleri bozulmuş farelerde probiyotik takviyesinin bağırsak geçirgenliği ve diyabet ile ilişkili parametreler üzerine etkilerinin deneysel olarak araştırılması

Çalışmamızda deneysel olarak aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek sirkadiyen ritimleri bozulmuş hayvan modellerinde, probiyotik takviyesinin; diyabet ve bağırsak bariyer geçirgenliği belirteçleri üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Her biri 8 Balb/c faresinden oluşan 3 farklı deney hayvanı grubu oluşturulmuştur. Birinci grup kontrol grubu, ikinci çalışma grubu sirkadiyen ritimleri aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmuş grup ve üçüncü çalışma grubu sirkadiyen ritimleri aydınlık/karanlık döngüleri değiştirilerek bozulmuş ve çalışmanın 8. haftasından 16. haftasına (çalışmanın sonu) kadar probiyotik takviyesi yapılan gruptur. Üç deney hayvanı grubu da tüm çalışma boyunca standart yem ile beslenmiştir, ağırlık değişimleri haftalık olarak takip edilmiştir. Biyokimyasal analizler için ELISA yöntemi kullanılmıştır. Çalışmamızın sonucunda sirkadiyen ritimleri bozulmuş gruplar arasında başlangıç ve son tartımlar arasındaki ağırlık değişimlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlenmiştir (p<0,05). Sirkadiyen ritimleri bozulan farelerde insülin ve HOMA-IR değerlerinde kontrol grubuna kıyasla artış QUICKI değerinde ise azalma saptanmıştır (p<0,05). Açlık kan glukozu ve zonulin düzeylerindeki değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Sirkadiyen ritimleri bozulmuş farelerde probiyotik takviyesinin ağırlık kazanımını, serum zonulin düzeyleri, İnsülin, HOMA-IR ve QUICKI düzeylerine olumlu etki gösterdiği sonucuna varılmıştır.

Bağırsak geçirgenliğiDiabetes mellitusFareler+5
Arzou Kıose Serıf
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Çocuk Nöroloji Polikliniğine baş ağrısı şikayeti ile başvuran çocuk ve adölesanların beslenme durumlarının ve yaşam kalitelerinin değerlendirilerek verilen beslenme eğitiminin etkinliğinin saptanması

Amaç: Birincil baş ağrısı tanısı alan çocuk ve adölesanların beslenme durumlarının ve yaşam kalitelerinin saptanmasının ardından verilen beslenme eğitiminin baş ağrısı parametreleri, yaşam ve beslenme kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışma Ondokuz Mayıs Üniversitesi Çocuk Nöroloji Polikliniğine başvuran ve birincil baş ağrısı tanısı alan 10-17 yaş arasındaki 17 çocuk ve adölesanı kapsamaktadır. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu ölçümleri alınmış ve biyokimyasal parametre değerleri dosyalarından alınmıştır. Besin sıklığı anketi, üç günlük besin tüketim kaydı ve Çocuklar ve Adölesanlar için Akdeniz Diyet Kalite İndeksi (Kidmed) skorları ile beslenme durumları saptanmış, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) kullanılarak bireylerin yaşam kaliteleri belirlenmiştir. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) aracılığıyla fiziksel aktiflik düzeyleri belirlenmiştir. Görsel Analog Skala (VAS) ve Pediatrik Migren Özürlülük Ölçeği (Pedmidas) kullanılarak baş ağrısı ile ilgili veriler toplanmıştır. Katılımcılara yüzyüze ve çevrim içi olmak üzere (toplmada en az 11 görüşme) beslenme eğitimi verilmiş ve üç ay sonra eğitim öncesi ve sonrası olmak üzere ölçekler tekrar uygulanmış olup bulgular SPSS ile değerlendirilmiş ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Beslenme eğitimi öncesinde çocuk ve adölesanların Kidmed skorları ve yaşam kaliteleri düşük iken Pedmidas skorları yüksek bulunmuştur. Ayrıca serum D vitamini düzeylerinin katılımcıların çoğunda ciddi yetersiz olarak gösterilmiştir. Katılımcıların Akdeniz diyetine bağlılıklarının yetersiz olduğu ve verilen eğitim sonrasında olumlu değişimler olduğu görülmüştür. Beslenme eğitimi sonrasında ÇİYKÖ, Kidmed, Pedmidas ve VAS skorlarında anlamlı iyileşmeler meydana gelmiştir (p<0,05). Ayrıca Kidmed ve Pedmidas skorları arasıda negatif yönlü bir korelasyon olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Yürütülen çalışmada baş ağrısı yaşayan çocuk ve adölesanların beslenme alışkanlıklarının iyileştirmeye ihtiyacı olduğu görülmüştür. Yaşanılan baş ağrısının bu yaş grubunda yaşam kalitesinde düşüşlere yol açabileceği de bulunan sonuçlar arasındadır. Verilen beslenme eğitiminin baş ağrısı parametreleri başta olmak üzere beslenme alışkanlıkları ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu sonuçlar verdiği gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Çocukluk çağı birincil baş ağrıları, Beslenme durumu, Yaşam kalitesi, Beslenme eğitimi, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği

Akdeniz diyetiAğrıBaş ağrısı+7
Merve Samancı
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

9-24 aylık bebeğe sahip annelerin bebek besleme tutumları ile bebeklerinin beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; 9-24 aylık bebeklerin beslenme durumlarının ve annelerinin bu süreçteki tutumlarının değerlendirilmesi, bebeklerin beslenme durumları ile annelerinin bu dönemdeki tutumları arasındaki ilişkilerin belirlenmesidir. Materyal ve Metot: Çalışma, Samsun Halk Sağlığı Müdürlüğüne bağlı Aile Sağlığı Merkezleri'ne kayıtlı sağlıklı bebek izlemi yapılan 9-24 aylık bebekler ve anneleri (n=141) üzerinde yürütülmüştür. Veriler; aile ile ilgili sorular, bebekle ilgili sorular, bebek beslenmesiyle ilgili sorular, Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği ve besin tüketim kaydından oluşan anket formuyla toplanmıştır. Elde edilen veriler Beslenme Bilgi Sistemi (BeBiS) 7 ve SPSS Version 26.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen annelerin (n=141) yaş ortalaması 31.94.59 yıl, bebeklerin yaş ortalaması 15.65.33 aydır. Bebeklerin %89.4'ünün vücut ağırlığı, %85.1'inin boy uzunluğu ve baş çevresi normal aralıktadır. Çalışmaya dahil edilen tüm bebeklerin bir günlük enerji alım ortalaması 911.6±210.68 kkal'dir. Bebeklerde enerjinin karbonhidrattan gelen yüzdesi 41.4±7.51, yağdan gelen yüzdesi 44.7±7.02, proteinden gelen yüzdesi 13.73.39'dur. Annelerin Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği'nden aldığı toplam puan ortalama 55.9±19.09'dir. Bebeklerin enerji alımını karşılama yüzdesi ile annelerin "öğün sırasındaki negatif duygu durumu" alt boyutundan aldığı puan arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Bebeklerin protein alımı karşılama yüzdesi ile ölçeğin toplam puanı arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Sonuç: Bebeklerin beslenme durumu ile annelerin öğün sırasındaki negatif duygu durumu, yetersiz/dengesiz beslenmeye ilişkin tutumları, negatif besleme stratejileri ve zorla besleme uygulamaları alt boyutlarının ilişkili olduğu ve bebeklerin beslenme durumları değerlendirilirken annelerin bu süreçteki tutumlarının da göz önüne alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.

AnnelerBebek bakımıBebek beslenmesi+4
Beyza Baycan
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hafif kilolu/obez bireylerde glütensiz diyet ve akdeniz diyeti beslenme eğitiminin klinik, biyokimyasal bulgular ve yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma; hafif kilolu/obez bireylerde glütensiz diyet ve Akdeniz diyeti beslenme eğitiminin antropometrik ölçümlere, klinik, biyokimyasal bulgulara ve yaşam kalitesine etkisini belirlemektedir. Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Obezite merkezine başvuran BKİ>25 kg/m2 olan ve tansiyon dışında herhangi bir kronik hastalığı olmayan bireyler, rastgele glütensiz diyet grubuna (n=32) veya Akdeniz diyeti grubuna (n=36) ayrılmışlardır. 6 haftalık beslenme eğitimi verilen bireylere çalışma başlangıç ve sonrasında klinik bulgular, antropometrik ölçümler, biyokimyasal bulgular, besin tüketim sıklığı, SF-36 ve Akdeniz diyeti bağlılık ölçeği uygulanmış ve çalışmanın ortasında 3 günlük besin kayıtları alınmıştır. Bulgular SPSS ile değerlendirilmiş, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Vücut ağırlığı glütensiz diyet uygulayan bireylerde 90,1 kg'dan 87,6 kg'a (p<0,001); Akdeniz diyeti uygulayan bireylerde 96,1 kg'dan 93,3 kg'a düşmüş (p<0,001) ancak her iki diyet uygulaması arasında bir fark olmamıştır (p>0,05). Antropometrik ölçümlerde boyun çevresi dışında fark saptanmamıştır (p>0,05). Akdeniz diyet grubunun Akdeniz ölçek puanı 7,0±1,8'den 8,3±1,6'ya yükselmiş (p=0,001); glütensiz diyet grubunda artış saptanmamıştır (p>0,05). Glütensiz diyet grubu beslenmesi, Akdeniz diyet grubuna göre daha yüksek yağ, kolesterol ve B12 vitamin seviyelerine sahipken; Akdeniz diyet grubu glütensiz diyet grubuna göre daha yüksek karbonhidrat, lif, A vitamini, karoten, B6 vitamin, sodyum, potasyum ve magnezyum seviyelerine sahiptir (p<0,05). Glütensiz diyet uygulayanlarda saçlarda dökülme, baş ağrısı, gaz şikayeti, şişkinlik, çevreye karşı ilgisizlik, yorgunluk, eklem ağrısında azalma; Akdeniz diyeti uygulayanlarda saçlarda kolay dökülme, gaz şikayeti, şişkinlik, eklem ağrısında azalma saptanmıştır (p<0,05). Glütensiz diyet grubunda başlangıca göre ALT ve B12 artmış; Akdeniz diyeti grubunda ALT, AST, ferritin ve B12 artmış, kolesterol düşmüştür (p<0,05). Glütensiz ve Akdeniz diyetinin klinik, biyokimyasal bulgular ve yaşam kalitesi üzerine etkileri benzerdir ancak glutensiz diyet tedavisinin uzun vadede etkileri dikkatle takip edilmelidir.

Akdeniz diyetiBeslenme eğitimiBiyokimyasal özellikler+4
Semiha Kadıoğlu
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter hastalığı tanısı alan ve almayan bireylerin beslenme durumlarının ve Akdeniz tarzı beslenmeye uyumlarının karşılaştırılması

Koroner arter hastalığı (KAH) tanısı alan ve almayan bireylerin beslenme durumlarının ve Akdeniz tarzı beslenmeye uyumlarının karşılaştırılmasını amaçlayan bu çalışma, 18 yaş üstü 71 erkek ve 43 kadın olmak üzere toplam 114 yetişkin birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada kardiyolog hekim tarafından KAH tanısı alan (KAH+) (n=57) ve KAH tanısı almayan (KAH-) (n=57) bireylerin oluşturduğu iki grup yer almıştır. Çalışmanın verileri anket formu aracılığıyla elde edilmiştir ve yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Anket formu bireylerin demografik özelliklerini ve beslenme durumlarını sorgulamaya yönelik sorulardan, Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, 24 saatlik besin tüketim kaydı, antropometrik ve vücut analizi ölçüm kaydı, kan basıncı ölçüm kaydı ve biyokimyasal bulgu formu başlıkları altındaki bölümlerden oluşmuştur. KAH+ grubunun yaş ortalaması (59.3±8.80 yıl), KAH- grubunun yaş ortalamasından (53.8±8.69 yıl) daha fazla bulunmuştur (p<0.05). KAH- grubunun KAH+ grubuna göre dışarıda yemek yeme sıklığı daha fazla bulunmuştur (p<0.05). KAH+ grubunun KAH- grubuna göre ortalama plazma açlık glukozu (mg/dL) ve HbA1c (%) değerlerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin serum lipid profili incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). KAH+ grubunun KAH- grubuna kıyasla günlük diyetle doymuş yağ asitleri (%) alımının daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0.05). KAH+ grubunun MEDAS ortalama toplam skorları 6.30±1.88, KAH- grubunun ortalama toplam skorları 7.14±2.00 olarak bulunmuştur (p<0.05). KAH+ grubunun %38.6'sının, KAH- grubunun ise %64.9'unun Akdeniz tarzı beslenmeye uyumlarının yeterli düzeyde olduğu bulunmuştur (p<0.05). KAH+ grubundaki bireylerde MEDAS toplam skorları ile serum hemoglobin, hematokrit, total kolesterol, LDL kolesterol ve BUN değerleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki görülmüştür (p<0.05). Bu çalışmanın sonunda Akdeniz tarzı beslenmeye uyumun artmasının KAH görülme riskini azaltabileceği ve bu konuda yapılacak büyük örneklemli çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

Akdeniz diyetiBeslenmeBeslenme incelemeleri+2
Onur Yıldıran
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00