Akdeniz University
Anabilim Dalı

İktisat Anabilim Dalı

Akdeniz University

4.441

Arşivlenen Tez

9

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Cambridge tartışmaları kapsamında sermaye kavramı

Klasik ve Marksist iktisatçılardan bu yana sermaye ve bölüşüm konusu literatürde önemli bir yer tutmuş; özellikle karşıt ideolojilerdeki Ricardo ve Marx'ın değerin açıklayıcısı olarak emeği ön plana çıkarması, marjinal devrim denen Neoklasik Teorinin ortaya çıkmasında önemli bir etken olmuştur. Emek ve sermayeye marjinal verimlilikleri ölçüsünde yapılacak ödemenin adil bir bölüşüm sağlayacağını iddia eden Neoklasik Teori, sermayeyi ele alış biçimindeki iç tutarsızlık nedeniyle özellikle 1950'li yılların ortasından itibaren eleştirilmeye başlanmıştır. Sraffa (1960) ile birlikte söz konusu eleştiriler önemli bir dönemece girmiş; nihayetinde literatüre Cambridge Sermaye Tartışmaları olarak geçen, İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi ile ABD'deki Cambridge merkezli MIT arasındaki Neoklasik Teorinin tutarsızlığına ilişkin tartışmalar vuku bulmuştur. Söz konusu tartışmalar temelde Neoklasik Teorinin heterojen mallardan oluşan sermayeyi emek ya da toprak gibi tek bir büyüklük olarak ele almasıyla ilgilidir. Sraffa (1960)'ın bölüşüm değiştikçe malların fiyatının değişeceğine ve heterojen nitelikte olan sermaye mallarının tek bir büyüklük olarak alınamayacağına ilişkin görüşleriyle alevlenen, neoklasik cepheden gelen cevaplar ve İngiltere'deki Camridge cephesinden gelen karşı cevaplarla şekillenen bu tartışmalar günümüzde hala sürmektedir. Bu çalışmada da öncelikle teorik çerçevenin bir bütünlük içerisinde ele alınabilmesi adına sırasıyla Klasik, Marksist, Neoklasik ve Sraffacı bölüşüm teorilerine yer verilmekte; daha sonra çalışmanın son bölümünde Cambridge Sermaye Tartışmalarına ilişkin teorik ve ampirik detaylardan bahsedilmektedir. Gerek teorik gerekse ampirik literatür incelendiğinde, Cambridge Sermaye Tartışmalarının kazananı olmayan bir düello olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak bu durum iktisadi anlamda bazı çıkarımlar yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Özellikle Neoklasik Teoriyi savunan görüşlerin teorik ve ampirik kusurlarının net bir biçimde ortaya koyulması, iktisadi politikaların Neoklasik Teorinin tek mallı bir dünya için geçerli olan tek yönlü çıkarımları dikkate alınarak şekillendirilmemesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Değer teorisiEkonomi eğitimiEkonomi politikaları+7
Soner Uysal
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Azerbaycan vergi sisteminin ekonomik analizi

Vergi, ülke içi dengeli gelir dağılımını sağlamak amacıyla transfer ödemeler yapıp alt ve üstyapı çalışmaları yürüterek, en önemli gelir kaynağı olup ve bu gelirlerle sağlık, eğitim, hukuk ve güvenlik hizmetleri gibi alanlarda devletlerin birçok ihtiyacına katkıda bulunur. Toplumsal gelişimin her aşamasında, devletin kendi vergi politikası formları ve işlevleri vardır. Devlet, vergi sistemini hem ekonomik hem de sosyal yaşam alanı üzerinde olumlu bir etki oluşturarak toplumun tüm üyelerine fayda sağlayacak biçimde düzenlemelidir. Aynı zamanda, vergiler bütçe gelirlerinde önemli bir rol oynamakla birlikte uyarıcı, düzenleyici bir işlevi de yerine yetirmektedir. Vergi oranlarındaki değişiklikler, yeni vergilendirme biçimlerinin getirilmesi yoluyla devletin ekonomik faaliyetini güçlendirebilir veya zayıflatabilir. Bu bağlamda vergiler, modern zamanlarda milli gelirin yeniden dağıtılması için en önemli araç olma özelliğine sahip bireysel ve sosyal çıkarlar arasında optimal bir denge oluşturmaya yardımcı olan bir sistemdir. Araştırmanın evreni Azerbaycan vergi sistemidir. Azerbaycan'da vergi sistemi dört gelişim sürecini kapsamaktadır ki, bunlara, XIX yüzyılın sonu XX yüzyılın başlarındaki vergiler, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti zamanındaki vergiler, Sovyet hakimiyeti dönemindeki vergiler ve Azerbaycan bağımsızlık dönemi sonrası vergilerdir. 1991 yılında Sovyetler birliğinin dağılması ve Azerbaycan'ın bağımsızlığını ilan etmesi Azerbaycan tarihi için önemli bir adım olsa da sosyalist ekonomiden kapitalist ekonomiye geçişin ilk yılları ülke ekonomisi için zorluklu ve ağrılı süreci arkasıysa getirmiştir. Diğer taraftan ise Ermenistan'la siyasi istikrarın bozulması ve ülke topraklarının %20 işgal olunması, ekonomik durumu daha da kötüleştirerek, sosyal-ekonomik ve demografik yapının bozulmasına neden olmuştur. Ülkede 1991-1992 döneminde, çağdaş vergi sisteminin oluşturulması aynı anda esaslı iktisadi değişiklikler ve piyasa ekonomisine geçiş süreci başlamıştır. Azerbaycan vergi sistemi ile bağlı daha önce birtakım araştırmalar yapılsa da, vergi sistemin ekonomik analizi, onun ekonomik büyüme, milli gelir, istihdam üzerindeki payı araştırılmamıştır. Bu araştırma, gelecekte vergi sisteminin gelişmesi ve ekonomideki payının yükseltilmesi için önemli kaynak olma özelliği taşımaktadır. Araştırmanın temel amacı, Azerbaycan vergi sistemini inceleyerek yıllar içinde değişen vergi oranlarının hangi minval de hareket ettiğini belirlemek, onun ekonomik büyümeye ve milli gelirlere etkisini tespit ederek şu anki durumunu ortaya koymaktır. Çalışmada temel olarak nitel yöntem kullanılsa da, tezin bazı bölümlerinde istatistik ve sayısal veriler de kullanıldığından zaman zaman nicel yönteme de başvurulacaktır. Araştırmada yaygın kullanılan veri/doküman analizinde Azerbaycan vergi sistemi incelenecek ve istatistik veriler toplanarak karşılaştırmalı analizler yapılacak ve bu değişmenin ekonomik büyümeyi ne kadar etkilediği ortaya konulacaktır. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan Ekonomisi, Azerbaycan Vergi Sistemi, Vergi Oranları, Ekonomik Büyüme

AzerbaycanEkonomik analizMaliye politikaları+2
Zabita Mammadzada
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role of health in economic growth

Sustainable economic growth depends heavily on human capital. It is also well-established that higher quality of health affects the quality of human capital. And health indicator can be considered as a good proxy for human capital. The purpose of this study is to shed some light on the empirical nature of the health role on the long-run economic growth. In this study, two different models are used to see health role on the long-run economic growth using panel least squares method with fixed effects by considering various control variables for the selected group of countries that are classified by income group and geographic region. In the first growth regression, life expectancy is used a health indicator over the period from 1960 to 2014 with 10-year average. In the secong growth regression, health expenditure per capita growth is used as a health indicator over the period from 1995 to 2014 with 5-year average.

EconomyEconomic growthHealth+4
Özdemir Teke
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Measuring pro-poor growth in Turkey

This study aims to answer to the question of whether the growth process in Turkey has been pro-poor for the 2003-2014 period. Towards this end, we first introduce the concept of pro-poor growth and then, we present four ways of measuring pro-poor growth, namely pro-poor growth index (Kakwani and Pernia, 2000), rate of pro-poor growth (Ravallion and Chen, 2003), poverty growth curve (Son, 2004), and poverty equivalent growth rate (Kakwani and Son, 2008). We apply these measures to Turkey by utilizing household budget surveys conducted by Turkish Statistical Institution. We found that growth has been pro-poor in absolute sense for most of the yearly periods. In terms of relative approach, we made varied conclusions even for the same year based on the usage of different poverty measures. However, there is one striking finding that ultra-poor people has gained less from growth when compared to less poor people. Lastly, we decomposed the change in poverty into growth and redistribution components and we found that the main factor of the change in poverty has been derived by the growth component and the effect of growth gets higher if we use PGI and SPGI to measure poverty. Besides, in terms of redistribution, the results suggest that redistribution has hurt the ultra-poor people most compared to less poor people.

GrowthEconomic policiesEconomic growth+2
Hikmet Kaya
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Impact of education quality on economic performance of countries

Since economists Jacob Mincer, Theodore Schultz and Gary Becker coined and popularized the term human capital in the literature in 1960s, a lot of interest has been paid to the relationship between economic growth and human capital development. Educated individuals are more capable of having high income and more likely to contribute more to enterprises for which they work by means of increased productivity and hence to the country in which they live. At this point, it becomes obvious that effective role of human capital in an economy of a country is closely related to education because human capital could be invested and developed through education like any other type of physical capital investment. In this manner, this study aims to investigate the relationship between the education in both quality and quantity terms rather than a broad measure of educational quantity and economic performances of countries measured by real income per capita growth. More specifically, country mean scores achieved by students at Programme for International Student Assessment (PISA) and at Trends in International Mathematics and Science Study (TIMSS) are harnessed to proxy education quality. Cross sectional and panel analyses are conducted in order to investigate such a relationship and the empirical results from each analysis indicate evidence in favour of significant influence. According to cross-country empirical analysis, there is strong evidence for country mean scores at each subject of each test do have significantly positive impact on average annual growth rate of real income per capita. Based on the empirical analysis in panel framework indicate that although neither of country mean scores at any subject of PISA test is significant in the process of economic growth, TIMSS subject scores are significant in determining economic growth.

Human capitalEconomic growthEconomic performance+5
Selin Erdoğan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1980 sonrası Türkiye'nin enerji politikası

1980 yılında imzalanan 24 Ocak Kararları ile birlikte neoliberalizm ve küreselleşmenin hız kazanması ve 1973'de yaşanan Petrol Krizi sonucunda petrolün güvenilir bir enerji kaynağı olmaktan çıkıp enerji kaynaklarının çeşitlilik kazanmaya başlamasıyla birlikte 1980 sonrası Türkiye'nin enerji politikaları farklılaşmaya başlamıştır. Ülkede özel sektörün de enerji piyasalarındaki varlığı güçlenmiştir. Özellikle doğalgazın enerji karışımına girmesiyle birlikte ülkenin enerjide dışarıya bağımlılığı giderek artmış ve kömür ve hidrolik enerji gibi ülkede potansiyel anlamında bol miktarda bulunan kaynaklardan yeterli düzeyde fayda sağlanamamıştır. Özel sektörün de enerji piyasalarındaki etkisi giderek artmış, ancak özelleştirmeler genel anlamda liyakat temel alınarak yapılmadığından bu durum verimlilik artışlarını beraberinde getirmemiştir. Bu çalışmada 1980 sonrası Türkiye'nin uyguladığı enerji politikaları incelenirken; öncesinde enerji politikalarını etkileyen faktörler ve yenilenemeyen ve yenilenebilir enerji kaynaklarının geçmişten günümüze tüketim, maliyet ve çevresel etkiler anlamında dünyadaki genel durumu okuyucuya sunulmuş ve elde edilen bulguların Türkiye'nin uyguladığı enerji politikalarının değerlendirilmesinde yardımcı olması amaçlanmıştır. Sonrasında ise Türkiye'nin enerji kaynak ve potansiyelleri verilerek, bu veriler ve dünyadaki gelişmeler ışığında Türkiye'nin gelecekte yenilenebilir ve yenilenemeyen kaynaklar bağlamında uygulayabileceği enerji politikaları tartışılmıştır.

1980 sonrası24 Ocak 1980 kararlarıEnerji+6
Ceyhun Turan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Finansal istikrar ve risk yönetiminde Takasbank'ın rolü

2008 Küresel Finansal Krizi sonrası ABD ve Avrupa Birliği, bir asırdan bu yana gelişerek kabul görmüş temel regülasyon prensiplerini ve özellikle vadeli işlem piyasaları olmak üzere piyasa geleneklerini gözden geçirme eğilimi göstermişlerdir. Her iki kıtadaki çalışmalarla (ABD-Dodd-Frank Kanunları, AB-CPMI-IOSCO Prensipleri), kanunlardan sıkı kurumsal prosedürlere uzanan değişiklikler yapıldığı gibi, Avrupa Birliği tarafından birlik dışı olmaları sebebiyle "üçüncü dünya ülkesi" olarak tanımlanan ülkelerin bile regülatörlerinin, merkez bankalarının ve finansal sistemlerinin her bir unsurunun uyumlu olmakla yükümlü olduğu bir dizi yenilik geliştirilmiştir. Düzenlemelerin Türkiye'ye yansıması T.C. Sermaye Piyasası Kurulu'nun 2012'de Takasbank'a merkezi takas kurumu yetkisini vermesiyle başlamıştır. Bu yetkiyle birlikte çalışmanın özünü oluşturan Takasbank'ın faaliyete geçirdiği "merkezi takas ve risk yönetimi hizmeti", piyasaları etkileme boyutunda yerel ve uluslararası çerçevede ele alınmıştır. Merkezi Karşı Taraf (CCP) olarak Takasbank, piyasada pozisyonu oluşmuş olan alıcı ve satıcı arasına girerek belirlediği şartlara uygun üyelerinin piyasalarda yaptığı işlemlerden kaynaklanan risklere karşılık topladığı teminatlarla ve MKT olarak kendisini de oyunun içine katarak potansiyel üye iflaslarına karşı tahsis ettiği kaynaklarla risk yönetimini gerçekleştirmektedir. Fakat Borsa bünyesindeki Pay, Vadeli İşlem (VİOP) ve Para Piyasası ile Takasbank'ın işletmekte olduğu Ödünç Pay Piyasaları'nda, bahsedilen koruma kalkanının piyasanın likidite dengesini bozmadan oluşturulması önemlidir. Çalışma 3 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde merkezi karşı tarafın ortaya çıkma ihtiyacından ve yasal platformdaki dayanağından bahsedilmektedir. İkinci bölümde, Takasbank'ın sermaye piyasalarında fonksiyonel açıdan diğer kurumlarla ilişkisi gösterilmektedir. MKT'nin geçerli olduğu finansal piyasaların yapısı, büyüklükleri, risk yönetimi metodolojileri yer almaktadır. Alternatif piyasaların ve bunların işleyişinin mevcut olup olmadığına yer verilmektedir. Son bölümde VİOP'ta 2016 yılından önce SPAN - Portföy Bazlı Teminatlandırma, bugün ise Pay Piyasası dahil olmak üzere SPAN benzeri bir algoritma sonucu elde edilen teminat gereksinimlerinin veri analizleri özellikle karşı taraf kredi riski, likidite riski ve üyelerin likidite olanakları kapsamında yapılmaktadır. Karşı taraf kredi riskini yönetmekte kullanılan kaynakların piyasaların olağanüstü koşullardaki durumunu ortaya koyan stres testlerine, risk hesaplama yöntemlerine, teminatların piyasa değerindeki düşüşlere karşılık uygulanan indirgeme katsayılarına ve temerrüt yönetim süreci gibi araçlara Brezilya takas kurumu BM&FBOVESPA ile karşılaştırmalı olarak yer verilmektedir.

Finansal istikrarMerkezi karşı tarafRisk+2
Belfin Kara
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye otomotiv sektörü ve küresel rekabet gücünün analizi

Sanayileşmeyle birlikte üretiminde hız kazanan otomotiv, günümüzün en popüler sektörleri arasında yer almaktadır. Buna neden olarak da; başta birçok sektörle olan sürükleyici-lokomotif ilişkisi, teknolojik gelişimi desteklemesi, ana ve yan sanayide yarattığı istihdam ile ekonomiye en büyük katma değer sağlayan sektörler arasında olması gösterilmektedir. Bununla beraber; artan küreselleşme, bilgi ve iletişim teknolojilerinin her geçen gün daha fazla önem kazanması gibi nedenler de otomotivi birçok sektöre göre bir adım daha öne çıkartmıştır. Bu tez çalışmasında, Türkiye otomotiv sektörünün rekabet gücü incelenmiş ve küresel rekabette sektörün önde gelen üreticileri değerlendirilmiştir. Ülkelerin rekabet gücünün incelenmesi, sektörel politikaların hazırlanması sürecinde büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, otomotivin tüm sanayileşmiş ülkelerde ekonomiyi yönlendirici etkiye sahip olması da ülkeler tarafından yakından takip edilen sektörler arasında olmasına neden olmuştur. Çalışmada, sektörün önemi birçok açıdan vurgulanırken, rekabet güçlerini etkileyen faktörlerin belirtilmesi amaçlanmaktadır. Söz konusu analizin yapılması; ülkelerin gelişmişliklerinin arttırılması bakımından oldukça faydalı olmaktadır. Üreticiler; gelişmiş ülkeler ve ekonomik birlikler ile gelişmekte olan ülkeler olarak ayrı başlıklar altında ele alınmış, ülke örnekleri seçilerek sektörel değerlendirmeler yapılmıştır. Ülkelerin rekabet güçleri tespit edilirken; tarihsel gelişim, mevcut durum ve sektörel rekabette söz konusu ülkenin gelişimini etkileyen faktörler, alt başlıklar halinde incelenmiş, ülkelerin sektördeki rekabet güçlerinin hesaplanmasında Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler Endeksi(RCA) kullanılmıştır. Bununla beraber gelecekte adından oldukça söz ettirecek olan Endüstri 4.0 kavramının sektörle olan ilişkisi açıklanmış, önerilerde bulunulmuştur.

Endüstri 4.0Otomotiv endüstrisiOtomotiv sektörü+3
Nihal Gabaçlı
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Havayolu yolcu taşımacılığında rekabet: Türkiye örneği

Ulaşım ağının önemli bir parçası olan havayolu taşımacılığı sektörü gelişen teknolojinin de etkisiyle sürekli büyüyen ve kendini yenileyen bir sektör olmuştur. Bu sektör dünyadaki birçok ülkenin birbiriyle bağlantısını sağlayarak küresel ekonominin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Sektör dünya ekonomisine doğrudan katkılarının yanı sıra dolaylı katkılarıyla da ön plan çıkmış ve turizm gibi başka sektörleri için de kilit unsur olmuştur. Dünyada havayolu taşımacılığının liberalleşmesi ile birlikte havayolu yolcu taşımacılığı küresel bir misyon kazanmış ve serbestleşmenin ardından artan firma sayısı sektörün rekabetle tanışmasına imkân tanımıştır. Küresel düzeyde yaşanan bu serbestleşme, Türkiye' de de 1983 yılında yayınlanan kanunla birlikte başlamıştır. Devam eden süreçte fiyat kısıtlamalarının kaldırılması ve yapılan düzenlemeler yeni firmaların sektöre girişini kolaylaştırmıştır. Öte yandan 2003 yılında THY'nin kamu payının düşürülmesi piyasalardaki rekabetin daha adil bir şekilde yürütülmesini sağlamıştır. Ayrıca serbest piyasa koşullarına göre firmalar kendi fiyatlarını belirleyebilir konuma gelmiştir. Tüm bu gelişmeler dünyada olduğu gibi Türk Havayolu taşımacılığı sektöründe de rekabeti yoğunlaştırmıştır. Bu çalışmada da Türkiye'deki havayolu taşımacılığı sektöründe rekabetin ölçümlenmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda, dünyada havayolu taşımacılığının başladığı ve geldiği noktaya değinilmiş, Türkiye ayağı detaylı olarak incelenmiştir. Havayolu taşımacılığında talep, talep esnekliğinin ölçülmesi ve talebi etkileyen; fiyat, gelir, ikame ürünler ve sektöre özgü talebin belirleyicileri; demografik, coğrafi faktörler de ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Yapı davranış performans (SCP) yaklaşımı ile sektörün yapısı, fiyatlama ve üretim stratejileri gibi firma davranışları ve sektörün performansı anlatılmıştır. Rekabet analizi amprik bir çalışmayla yapılmış ve bu doğrultuda firmaların her bir piyasadaki paylarının dağılımını ölçümleyebilmek için Herfindahl – Hirschman endeksi kullanılmıştır. Veri setinde literatüre uygunluk açısından şehir çiftleri piyasa olarak kabul edilmiş ve bu piyasaların yoğunlukları HHI ile endeksi hesaplanmıştır. Amprik analiz, şehir çiftleri piyasalarının, piyasa yapılarının doğal bir oligopol olduğuna ve her hava yolu piyasasında bir veya iki firmanın üstünlüğünün bulunduğunu kanıtlamıştır. Piyasanın nüfus yoğunluğunun havayolu şirketlerinin söz konusu piyasaya giriş kararını etkilediği görülmüştür.

Hava yolu işletmeleriHava yolu taşımacılığıHavacılık sektörü+2
Semra Şimşek
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında ücret eşitsizliği: Türkiye ve AB ülkeleri karşılaştırması

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği sadece ülkelerin değil dünyanın sorunu olmaktadır. Toplumun eğitim yapısını, politikasını, ekonomisini, büyümesini, kalkınmasını ve daha birçok alanı etkilemektedir. Bu yüzden söz konusu eşitsizlik için hemen hemen bütün ülkelerde farkındalık oluşmaktadır. Söz konusu eşitlik hem AB hem de Türkiye için önemli bir amaç olmaktadır. Bu yüzden Türkiye ve AB söz konusu eşitlik için hem anayasada hem de piyasada birçok düzenleme yapmaktadır. Bu bağlamda Türkiye ve AB'de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin boyutunu görebilmek için Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu, Küresel Ücret Raporu, pek çok veri seti ve kaynaktan hareket ile söz konusu ülkelerdeki cinsiyet eşitsizliği incelenmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ücret eşitsizliği üzerindeki etkisi karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Elde edilen verilere göre Türkiye'deki cinsiyet eşitsizliği hemen hemen bütün AB ülkelerinden daha fazla olduğu görülmektedir. Fakat bu durumun cinsiyete göre ücret eşitsizliğine aynı oranda yansımadığı ve birçok AB ülkesinden daha iyi durumda olduğu görülmektedir. Fakat Türkiye'de genel olarak bir iyileşmeden bahsedilse de aynı eğitimi ve aynı mesleği yapanlarda cinsiyete göre ücret eşitsizliğinin genel olarak erkeklerin lehine olmaktadır. Bu yüzden hem Türkiye hem de AB cinsiyet eşitsizliğini ve cinsiyete göre ücret eşitsizliğini ortadan kaldırmak için mücadele etmelidir. Bu amaç doğrultusunda önyargıları, toplumsal cinsiyete dayalı hükümet düzenlemeleri, meslek ayrımcılığı, cinsiyet ayrımcılığı gibi eşitsizlik yaratan birçok sorun ortadan kaldırılmalıdır.

Avrupa BirliğiEşit ücretKadın-erkek eşitliği+3
Gülcan Güzel
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Türkiye'de pay takas sistemi

This paper examines the role of clearing and settlement system in capital markets and explains how clearing and settlement process works particularly in Turkey. Based on this basic information, this study tries to explain the working mechanism and efficiency of Turkey's experience. Although clearing and settlement processes do not known clearly by end investors, it is very crucial part of financial markets because of its power to decrease risk, increase safety, provide efficiency and stabilize the market. First, we clarify equity clearing and settlement process with daily cycles and examples. In the first part of paper, we start with the main institutions for capital markets and then continue with trading, clearing and settlement processes. In the second part of the study, we explain clearing and settlement in the world by investigating the historical process of post trade institutions, international organizations and standards that are used in the developed countries. Finally, we emphasize on Turkey's effort for efficient mechanism in clearing and settlement system by explaining historical process, services, values, targets and of Takas Istanbul. We aim to detail clearing and settlement process that is not discussed broadly academically before this study and enlighten all stakeholders of the capital market about this process.

Stock exchangeİstanbul Stock ExchangeStocks+5
Anıl Coşkun
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin medikal turizmde ekonomik performansı: Bir karşılaştırma

Çalışmanın temel amacı, dünyada ve Türkiye'de gelişim gösteren medikal turizm sektörünün incelenmesidir. Bu bağlamda sektörde lider ülke olarak kabul edilen ülkelerle, medikal turizm ile ilgili göstergeler de dikkate alınarak, karşılaştırma yapılmıştır. Yapılan karşılaştırma ve literatür taraması sonucunda Türkiye'nin medikal turizm sektöründeki güçlü ve zayıf yanları ortaya koyularak, karşısındaki fırsatlar ve tehditler ele alınmıştır. Türkiye medikal turizm sektörünün ayrıntılı şekilde analiz edildiği çalışmada, sektörün belirtilen dönemde uygulanan neoliberal politikalar ile giderek geliştiği ve Türkiye ekonomisine katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.

Ekonomik etkiMedikal turizmTurizm sektörü+1
Buket Yılmaz
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tükiye'de 1980 sonrası liberalleşmenin işsizlik üzerindeki etkisi

24 Ocak Kararları ile Türkiye ekonomisinde önemli bir dönüşüm süreci başlamıştır. 1980 öncesi dönemde planlı kalkınmadan beklenen kararlı bir ekonomik büyümedir ancak kalkınma planları değişen konjonktürün de etkisiyle, beklenenin aksine büyük ekonomik bunalımları beraberinde getirmiştir. Bu ekonomik bunalımlara çözüm olarak ve dünyadaki gelişmelere paralel yeni politika kararları ile 1980-88 yılları arasında dışa açılma ve 1989 sonrası finansal serbestlik süreçleri başlamıştır. Bu yeni ekonomi politikalarının pek çok makroekonomik değişkene etkisi olmuştur. Bu makroekonomik değişkenlerin en önemlilerinden bir tanesi ise işsizlik olmuştur. İşsizlik olgusu bu dönüşüm sürecinden sonra daha dikkat çeken bir boyut kazanmıştır. Bu çalışmada 1980 sonrası gerçekleşen liberalleşmenin işsizlik üzerine etkisi incelenecektir. Bu amaçla ilk olarak emek piyasası ve işsizlik ile ilgili temel yaklaşımlar ele alınacaktır. Bu temel yaklaşımlar ele alınırken konu farklı okulların görüşleri çerçevesinde değerlendirilecektir. İkinci bölümde ise 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde yaşanılan dönüşümün emek piyasasına etkisi incelenecektir. Bu bölümde ilk olarak 1980 dönüşümünün Türkiye için ne anlama geldiği kısaca anlatıldıktan sonra Türkiye'deki emek piyasasının yaşadığı değişim sendikalar, eğitim, cinsiyet ayrımcılığı ve esnek istihdam yapıları perspektiflerinden ele alınacaktır. Üçüncü bölümü oluşturan Türkiye'de işsizlik konusu incelenirken sayısal verilerden yararlanarak işsizlik konusunda Türkiye'nin Dünya ülkeleri arasındaki konumu araştırılacaktır. Çalışma genel bir değerlendirme ve Türkiye'nin işsizlik konusuna ilişkin politika önerileri ile sonuca ulaşmaya çalışacaktır. Anahtar Kelimeler: İstihdam, işsizlik, Emek Piyasası, Türkiye, Liberal Politikalar

1980 sonrasıEkonomik etkiLiberal ekonomi+5
Gökçe Dağlı
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bağımsızlık kriteri seçiminin transfer fiyatlandırması analizleri için önemi ve etkileri

Günümüzde en çok kullanılan transfer fiyatlandırması yöntemlerinden biri işleme dayalı net kâr marjı yöntemidir. Bu yöntem ile yapılan analizlerde emsal alınacak verilerin ilişkisiz kişiler arasında gerçekleşen işlemlere ait olması için bağımsızlık kriteri belirlenir. Söz konusu kriter belirlenirken veri tabanının oluşturduğu bağımsızlık göstergeleri kullanılır. Ancak bağımsızlık kriteri belirlenirken hangi göstergelerin kullanılacağı konusunda ulusal ya da uluslararası bir yönerge yoktur. Bu nedenle, emsal seçimi sürecinde hangi bağımsızlık göstergelerinin kullanılacağı genellikle subjektif yargılarla belirlenmektedir. Emsallere uygunluk ilkesini en titiz şekilde sağlayacak ideal durum, bağımsızlık kriterinin en muhafazakâr göstergenin kullanılarak belirlenmesidir. Ancak bu ideal durum, araştırma konusu şirketin faaliyet alanına göre genellikle emsal veri yetersizliğine yol açar. Bu sorunu gidermek için alternatif yollara başvurulabilir. Bu çalışmada Amadeus veri tabanı kullanılarak üç ayrı endüstri için emsal veri araştırması yapılmış ve bağımsızlık kriterinin emsal kârlılık sonuçlarına etkisi incelenmiştir. Daha sonra bu sonuçlardan yola çıkarak hangi uygun alternatiflerin uygulanabilir olduğu üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu amaçla her bir araştırma için, veri tabanı üzerinde kullanılacak araştırma stratejileri belirlenmiş, elde edilen veriler işlenmiş ve istatistiki yöntemler kullanılarak emsal kârlılık aralığı hesaplamaları yapılmıştır. Daha sonra hesaplamalardan elde edilen sonuçlar değerlendirilerek bağımsızlık kriterinin belirlenmesinde kullanılabilecek alternatif stratejiler ve bunların uygunluğu yorumlanmıştır. Bağımsızlık kriterinin genişletilmesi durumunda ortaya çıkan ilk sonuç, emsal olarak kullanılabilecek veri sayısının yaklaşık üç-dört katına çıkmasıdır. Bu sonuç, kıyaslamada istatistiki olarak anlamlı bir aralık belirlemek için bağımsızlık kriterinin genişletilmesinin gerekli olabileceğini ortaya koymaktadır. İkinci olarak ortaya çıkan sonuç, bağımsızlık kriteri genişletildiği zaman kârlılık göstergelerinde genel bir artış eğilimi görülmektedir. Bu eğilim transfer fiyatlandırması analizine vergi idarelerinin bakışını etkileyecektir.

BağımsızlıkKar marjlarıTransfer fiyatlandırma
Burak Uluçoban
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Forecasting economic variables using google trends

This thesis examines the ability of Google Trends (GT), i.e. the free public tool for obtaining data regarding web search activities, in forecasting economic variables of Turkey by using different query selection methods. It reports whether internet search activity improves forecasting of tourism demand, unemployment, and car sales by comparing forecast errors of models with and without GT variable. For each variable of interest, three models are constructed. The first, baseline model, is estimated using only the past values of selected variables. The second model, in addition to the past values of the economic variables, integrates additional regressor constructed from the simple query selection method, where search indices of single keywords related to each of the selected variables are obtained. The third model follows the same approach as the second, but with different query selection method, where composite search index using Principal Component Analysis (PCA) is constructed from the large number of queries related to our economic variables. All models are estimated using the Autoregressive Integrated Moving Average (ARIMA) methodology. Forecast comparisons indicate that models with GT information outperformed the basline models in most of the forecasting experiments. When it comes to performance of the two query selection methods, composite search index, on average, provides better forecasts. The study's results could be beneficial for the policy makers and other stakeholders as selected variables play important role for the Turkish economy. GT offers a new way of tracking economic behavior at almost zero cost. Furthermore, they have ability to get real-time insights regarding economic decisions.

ARIMABig dataGoogle Trends+2
Ahmed Omıc
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Malatya'da tarım ve hayvancılığın ekonomiye katkısı

Malatya, tarım ve hayvancılık alanında çevre illere göre yüksek verim elde edilen bir il olarak dikkat çekmektedir. Bu başarının arkasında, Malatya'nın özgün yer şekilleri ve iklim özellikleri yatmaktadır. Bu özellikler, ilde çeşitli tarım ürünlerinin yetişmesini mümkün kılmaktadır. Malatya'nın en bilinen tarımsal ürünü kayısıdır. Kayısı yetiştiriciliği konusunda il, Türkiye'nin yaş kayısı üretiminin yarısını ve kuru kayısı üretiminin %80-85'ini karşılamaktadır. Ayrıca, dünya genelindeki yaş kayısı üretiminin %6'sı ve kuru kayısı üretiminin %50-55'i Malatya'da üretilmektedir. Bu veriler, Malatya'yı dünya kayısı sektöründe önemli bir oyuncu yapmaktadır. Hayvancılık sektöründe ise Malatya, bölgedeki diğer illerle karşılaştırıldığında yüksek bir potansiyele sahip olsa da, bu potansiyelin etkin bir şekilde değerlendirilmesi konusunda zorluklar yaşamaktadır. Özellikle küçükbaş hayvancılık alanında üretim miktarı oldukça düşüktür. Ancak, Malatya'daki tavuk üretim çiftlikleri, ilin kanatlı hayvan üretiminde öne çıkmasını sağlamıştır. Malatya'daki tarım ve hayvancılık faaliyetleri, mevcut bazı sorunlara rağmen sürdürülmektedir. Bu üretimlerin ihracatında kurumsallaşmaya gidilmesi ve pazarlama faaliyetlerinin daha etkili hale getirilmesi, hem Malatya hem de ülke ekonomisi için faydalı olabilir.

Süheyla Kurnaz
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6 Şubat depremi sonrası Malatya ekonomisi üzerine bir değerlendirme

Bu çalışmanın amacı, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin Malatya ili üzerindeki sosyo-ekonomik etkilerini kapsamlı biçimde incelemek ve afetin kentin ekonomik yapısında yol açtığı dönüşümü ortaya koymaktır. Bu kapsamda gelir dağılımı, işsizlik, göç hareketleri, inşaat sektörü, dış ticaret, tarım ve hayvancılık gibi temel ekonomik alanlar analiz edilmiştir. Araştırmanın yöntemi, betimsel (deskriptif) analiz yaklaşımına dayanmaktadır. Çalışmada karma yöntem benimsenmiş; hem nicel veriler (TÜİK, AFAD, İŞKUR, Malatya TSO ve Tarım İl Müdürlüğü istatistikleri) hem de nitel veriler (yerel basın haberleri, akademik çalışmalar, saha gözlemleri) birlikte değerlendirilmiştir. Veriler, 2019–2025 dönemini kapsayacak şekilde karşılaştırmalı olarak incelenmiş; depremin doğrudan ve dolaylı etkileri tematik başlıklar altında analiz edilmiştir. Bulgular, depremin Malatya'da özellikle inşaat, tarım ve hizmet sektörlerinde üretim kapasitesini önemli ölçüde azalttığını; buna karşın yeniden yapılanma faaliyetlerinin kısa vadede istihdamı artırarak ekonomide geçici bir canlanma yarattığını göstermektedir. Ayrıca gelir dağılımında eşitsizlik artmış, kırsal bölgelerden kent merkezine ve diğer illere yönelen göç hız kazanmıştır. Sonuç olarak, Malatya ekonomisinin afet sonrası dönemde yeniden dengelenebilmesi için sürdürülebilir kalkınma politikalarının uygulanması, üretim altyapısının güçlendirilmesi ve yerel sektörlere yönelik uzun vadeli destek programlarının geliştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Malatya Ekonomisi, 6 Şubat Depremi, Sosyo-Ekonomik Etkiler, Gelir Dağılımı, İşsizlik, Yerinde Dönüşüm.

Muhammed Rihavi
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Gravity vs conflict: What determines internatinoal trade

This research aims to examine the impact of distance and conflict and their interrelations on the dynamics of foreign trade by using Turkish bilateral trade data. We accept the presumption the distance matter in international trade. However, the gravity model of international trade works only if there is no conflict. This study, therefore, incorporates international conflicts into gravity model of foreign trade. Three main questions have motivated this study: (1) What is the determination of trade performance? (2) Does conflict impacts international trade? (3) Does conflict between trading partners affect Gravity Model? In order to explain different types of conflict on trade relations we defined and measured two types of conflict: Diplomatic, and Security. In our analysis, we also checked the impact of Arab-Spring on trade relation of Turkey. The results based dynamic panel data models, Generalized Methods of Moments (GMM), based on UN COMTRADE data for Turkey from 1990 to 2013 show that our trade model fits well with gravity approach in the case of Turkish foreign trade. The estimation results shows that Diplomatic Conflicts have negative impact on trade in specific cases but also Security Conflicts and Arab Spring effects trade relation negatively. Moreover, in the case of Security Conflicts the positive impact of geographical proximity on trade relations disappears.

Gravity modelsForeign trade policiesTrade relations+2
Ilhom Temurov
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliği üzerine etkisi: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine bir uygulama

Bir ülkede toplumsal refahın arttırılabilmesi için gelir dağılımının daha adil bir düzeye getirilmesi gerekmektedir. Ancak, son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde gelir eşitsizliğindeki artışın hızlanması oldukça dikkat çekmektedir. Gelir eşitsizliğindeki bu fark edilen artışın hızlı teknolojik gelişmelerle aynı zamana denk gelmesi, teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliğini artırdığına dair iddiaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelir eşitsizliğinin altında yatan faktörlerin belirlenmesi, etkin politikaların oluşturulması için önem arz etmektedir. Bu bağlamda, çalışmada teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliği üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. 1997-2010 dönemi için, Türkiye'nin de dahil olduğu 28 OECD ülkesini kapsayan bu çalışmada ekonometrik yöntem olarak hem zaman hem de yatay kesit boyutunu bir arada dikkate alan panel veri analizi kullanılmıştır. Gelir eşitsizliği, en uygun ölçüt olan Theil endeksi ile hesaplanmıştır. Teknolojik yayılma ise kişi başına düşen patent sayısı, internet kullanıcı sayısı ve yüksek teknoloji gerektiren ürünlerin toplam ithalatı olmak üzere üç farklı şekilde ölçülerek modellenmiştir. Analiz sonucunda, teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliğini arttırdığı iddiası doğrulanmaktadır. Ancak, daha kaliteli eğitimin teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliği üzerindeki olumsuz etkiyi azalttığı bulgusu elde edilmiştir.

Ekonometrik analizGelir dağılımıOECD ülkeleri+6
Reyhan Cafrı
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de uygulanan para politikaları kapsamında fedakarlık oranının tahmin edilmesi

Başarılı bir para politikası yönetimi çerçevesinde merkez bankalarının, uygulanan para politikasının bütün etkilerini önceden tahmin edebilmesi gerekmektedir. Çağdaş merkez bankacılığının temel amacı olan fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi, bugün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının da temel amacıdır. Literatürde, özellikle 2008 finansal krizinden sonra fiyat istikrarının sağlanmasının yanında, dezenflasyon politikaları maliyetlerinin tartışılması hız kazanmıştır. Buna göre dezenflasyon politikaları toplam çıktı düzeyini istikrarsızlaştırmakta ve toplam üretimde bir kayba neden olarak işsizlik oranlarını arttırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de dezenflasyon politikası döneminde toplam çıktı miktarında bir kayıp olup olmadığını ölçmektir. Tahmin; 2005M01- 2013M12 dönemleri, aylık bazda tüfe ve sanayi üretim endeksi seriler kullanılarak, yapısal VAR (SVAR) modeliyle yapılmıştır. Tahmin sonucunda, teorik beklentileri destekler biçimde Türkiye'de dezenflasyon sürecinde enflasyon oranı ile sanayi üretim endeksi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir parasal şok karşısında enflasyondaki bir puanlık düşüşün, bir yıllık üretimde kümülatif olarak 0,88 puan azalmaya neden olduğu tahmin edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fedakarlık oranı, Çıktı açığı, Para politikası, SVAR

FaizFaiz politikalarıFedakarlık+5
Burak Kılıçoğlu
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir sürdürülebilir kalkınma göstergesi olarak ekolojik ayak izi ve Türkiye

Sürdürülebilir kalkınma, bugünkü toplulukların ihtiyacı olan ekonomik gelişmenin gelecekte dünya üzerinde yaşayacak olan toplulukların ihtiyaçlarını karşılamada engel oluşturmayacak şekilde olmasını gerektirmektedir. Geleneksel enerji üretim ve tüketim alışkanlıklarının çevre ve doğal kaynaklar üzerinde yerel, bölgesel ve küresel ölçekte olumsuz etkilere neden olduğu bilinmektedir. Fosil yakıtların kullanımına bağlı olarak başta karbondioksit olmak üzere sera etkisi yaratan gazların atmosferde hızla artması insanlığın karbon ayak izini arttırmakta ve Türkiye'nin de aralarında bulunduğu gelişmiş ve gelişmekte olan bir çok ülkede ekolojik açık sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin karbon ayak izini azaltmaya yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesinin ne derece gerekli olduğuna vurgu yapılmıştır. Temiz enerji üretim ve tüketiminin yaratacağı pozitif etkilerin çevresel, sosyal ve ekonomik yönleri sürdürülebilirlik yolunda büyük değer kazanmaktadır. Bu doğrultuda enerji kaynaklarından gerçekleştirilen enerji üretiminin yüksek verim ve temiz teknolojilerle gerçekleştirilmesi, fosil yakıtların yerine çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının teşvik edilmesi günümüzün en önemli hedefleri arasında yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Ekolojik Ayak İzi, Karbon Ayak İzi, Türkiye

Ekolojik ayak iziKalkınmaKalkınma politikaları+5
Ahmet Dinç
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekonomik büyüme ve yenilenebilir enerji tüketimi – üretimi ilişkisi; Türkiye örneği

Gelişmiş ekonomiler, büyümeye devam ederken doğaya verilen zararı en aza indirmeye çalışmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin kullanımı da bu çabanın temelini oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin de hede-fi istikrarlı büyümedir. Literatürde özellikle CO2 salınımının tehlikeli boyutla-ra ulaştığı 21.yy'ın başlarından sonra bu konuda yapılmış olan çalışmalar hız kazanmıştır. Konu üzerinde yapılan çalışmalara göre dört ana hipotez mevcut-tur. Bunlardan birincisi ekonomik büyüme ve yenilenebilir enerji tüketimi ara-sında ilişki yoktur. İkinci hipotez ise yenilenebilir enerji tüketiminden ekono-mik büyümeye doğru bir nedensellik ilişkisinin bulunmasıdır. Üçüncü hipo-tez, ekonomik büyümeden yenilenebilir enerji tüketimine doğru bir nedensel-lik ilişkisinin bulunmasıdır. Dördüncü ve son hipotez ise feedback (geribildi-rim) hipotezi olarak adlandırılır. Feedback hipotezi; yenilenebilir enerji tüke-timi ve ekonomik büyüme arasında çift yönlü bir nedensellik bulunmasını ifa-de eder. Bu çalışmanın amacı Türkiye nezdinde yenilenebilir enerji tüketimi ile ekono-mik büyüme arsındaki nedensellik ilişkisinin incelenmesidir. Granger Neden-sellik Testi; 1980 – 2013 yılları arasındaki 2005 yılı sabit dolar ile ölçülmüş GSYH verileri ve 1980 – 2013 yılları arasındaki yakılabilir yenilenebilir enerji kaynakları ve atık enerjisi tüketimi verileri ile yapılmıştır. Test sonucunda teo-rik beklentilerden birisi olan ekonomik büyüme ve yenilenebilir enerji tüketi-mi arasında, yenilenebilir enerjiden ekonomik büyümeye doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Yenilenebilir enerji, Ekonomik büyüme, Granger Nedensellik Testi, Yeşil ekonomi, Çevre.

BüyümeEkonomik büyümeEnerji+5
Özgür Akçiçek
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir kalkınma temeline dayalı yaşanabilir çevre oluşturulması: Eskişehir Tepebaşı ilçesi örneği

Günümüzde enerjiye olan aşırı talep nedeniyle her türlü enerji kaynağının kullanımı çevresel sorunları da beraberinde getirmektedir. 1992 Rio Konferansı ve 1996 yılında Habitat-2 Kent Zirvesi'nde sürdürülebilirlik ve yaşanabilir çevre oluşumu amaçlarının benimsenmesi günümüzde sürdürülebilir kentsel gelişmenin "ekolojik temele" dayandırılmasını gerektirmektedir. Nitekim tüm bunlar sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir kentsel gelişme kavramlarının günümüz ve gelecek kuşaklar için daha iyi bir yaşam kalitesi, ekonomik ve toplumsal kalkınmayla birlikte çevrenin korunması gerekliliğini beraberinde getirmektedir. Bu amaçla örnek model olarak alacağımız Eskişehir Tepebaşı İlçesi bir rol model olarak tercih edilmektedir. Çalışmada sürdürülebilir kentsel gelişmenin, bilhassa kentsel değişim ile beraberinde getirdiği gelişmenin çevreye zarar vermeyecek şekilde yönlendirilmesi açısından ele alınmak istenmektedir. Tepebaşı İlçe Belediyesi, tüm bu aşamaları gerçekleştirirken küresel ısınmanın en önemli unsuru sayılan karbondioksit emisyonu oluşturmamayı ve sera gazı gibi çevresel sorunlara sebebiyet vermemeyi hedeflemesinden dolayı ülkemizde sürdürülebilir çevre ve kalkınma anlayışına hizmet etmede yol gösterici nitelikte olması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Çevre, Sürdürülebilir Kalkınma.

Sürdürülebilir enerjiSürdürülebilir kalkınmaSürdürülebilir kentleşme+5
Zehra Lale
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık sektörü harcamalarının Türkiye'nin kalkınmasındaki rolü

Bu tezde ülkemizdeki sağlık harcamaları kalkınma bağlamında değerlendirilmiş ve sağlık harcamaları ile kalkınma ve büyüme arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Birinci bölümde öncelikle sağlıkla ilgili genel kavramlar tanımlanmış ve ekonomi açısından sağlık harcamalarının ne şekilde ele alındığı beşeri sermaye tanımı çerçevesinde irdelenmiştir. İkinci bölümde, ülkemizdeki sağlık sistemi ve bileşenler tanımlanmıştır. Finansman ve hizmet sunumu açısından yaşanan son değişikliklere de vurgu yapılarak, ülkemizde gerçekleşen sağlık harcamaları hem fonksiyonel hem de idari ayrımları açısından analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde uluslararası, ulusal ve bölgesel çerçevede sağlık harcamaları ve kalkınma ilişkisine değinilmiş ve ekonomik göstergeler ile sağlık göstergeleri insani gelişim yönünden değerlendirilmiş ve OECD ülkeleri ile Türkiye'nin durumu karşılaştırılmıştır. Üçüncü bölümün sonunda bir genel değerlendirme yapılmış ve sağlık harcama bileşimi ile harcama düzeyleri konularında tespit ve önerilerde bulunulmuş ve sağlık harcamalarının hane halkları üzerinde yoksullaştırıcı etkisi incelenmiştir. Sonuç bölümünde çalışma sonucunda ulaşılan bulgular çerçevesinde sağlık harcamalarının kalkınma ile genel sağlık düzeyini ne şekilde etkilediği sorunsalı üzerinde durulmuş ve konuya ilişkin tespit ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Ekonomi, Kalkınma, Büyüme, Sağlık Harcamaları

Ekonomik kalkınmaKalkınmaKamu harcamaları+2
Engin Alacahan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Savunma harcamaları ve iktisadi büyüme arasındaki ilişkinin analizi:Türkiye örneğinde uygulamalı bir çalışma

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de savunma harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin analizini yapmaktır. Çalışmada; savunma hizmeti ve savunma harcamalarına ilişkin genel bilgilere, dünyadaki diğer ülkelerdeki savunma harcamalarına, Türkiye'de savunma harcamalarının genel durumuna ve finansman kaynaklarına, savunma harcamalarının ekonomik etkilerine, savunma harcamaları- büyüme ilişkisi üzerine ileri sürülen farklı görüşlere yer verilmiştir. Tezin araştırma kısmında Türkiye'nin 1987 - 2012 Yılları arasındaki büyüme oranları ve savunma harcamalarına ilişkin veriler baz alınarak Granger nedensellik testlerine yer verilmiştir. Granger nedensellik testi sonuçlarında savunma harcamalarının ekonomik büyümenin nedenlerinden biri olduğu ve ekonomik büyümeyi desteklediği ortaya çıkmıştır

Askeri harcamalarAskeri savunmaBüyüme+3
Ayla Özerdem
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Esnek işgücü piyasası politikalarının ücret ve kar üzerine etkisi: 1998-2008 dönemi karşılaştırmalı ülke analizi

1970'li yıllarda kapitalizmin krizine yanıt olarak ortaya konulan neo-liberal politikalar, üretimin ve rekabetin küresel bir boyut kazanmasıyla birlikte serbest bir piyasa mekanizmasının genelleşmesine neden olmuştur. İşgücünün dünya ölçeğinde kullanılmasına olanak sağlayan bu dönemde, sınıflar arası güç dengesi değişmiş ve yaşanan yüksek oranlı işsizliğe çözüm olarak işgücü piyasalarının esnekleştirilmesi sunulmuştur. Esneklik politikaları, sermayenin karlılığı önündeki tüm engellerin tasfiye edilmesi hedefiyle işçiler açısından güvencesiz, denetimsiz bir işgücü piyasasına neden olmuştur. Bu çerçevede çalışmanın amacı, 1998-2008 döneminde 34 OECD ülkesini inceleyerek, esneklik, ücret, kar ve işgücü üretkenliği arasındaki ilişkiler üzerine bulgular sunmaktır. Ülkeler arası karşılaştırmaya dayanan çalışmada, işgücü piyasalarının istihdamı korumada ne derece katı ya da esnek olduğunu gösteren OECD "İstihdam Koruma Mevzuatı Endeksi"nden yararlanılmış ve 1998-2008 yıllarını kapsayan panel veri seti kullanılmıştır. GMM ve Sabit Etki modelleri kullanılarak yapılan tahminlerde, istihdamı korumada katılık derecesindeki artışın ücretleri artırıcı etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kuramsal beklentilerle örtüşen bu sonuca ek olarak, üretkenliğin istihdam koruma ile etkileşimi, istihdamı korumada katılık derecesinin ücretler üzerindeki etkisini azaltmış, azalan etkinin ise katma değer içinde kâra yansıyıp ücretleri negatif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşgücü Piyasaları Esnekliği, Ücret, Kar, İşgücü Üretkenliği

Esnek çalışmaKarKar yönetimi+7
Hazel Başköy
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cari açık ve ekonomik büyüme ilişkisi Türkiye örneği

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin önemli sorunlarından olan cari açık özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki etkileri konusunda kesin sonuca varılamadığı için uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur. Türkiye'nin değişen büyüme verileriyle birlikte cari açık verilerinde de değişimler gözlenmektedir. Buradaki sorun cari açık mı büyümeyi etkilemekte yoksa büyümede meydana gelen değişimler mi cari açığı tetiklemektedir. Bu çalışmada, bu soruya cevap bulabilmek amacıyla cari işlemler dengesi/GSYİH ve GSYİH'daki yüzde değişim için 1998Q1-2014Q1 dönem verileri kullanılarak Türkiye üzerine bir nedensellik testi ve VAR analizi yapılmıştır. Bulgular büyümeden cari açığa doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisine işaret etmektedir.

Cari açıkEkonomik büyümeEkonomik etki+1
Bağdat Sıla Avcı
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Küreselleşme sürecinde Türkiye'de yoksulluk sorunu

Bu tezin amacı, küreselleşme ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve küreselleşme süreci ile birlikte Türkiye'de derinleşen eşitsizlik ve yoksulluk sorununu rakamsal verilerle irdelemektir. 1980 sonrasında küreselleşme paralelinde gelişen piyasa ve rekabet odaklı iktisadi yapı, Türkiye'de yoksulluğu arttırıcı etkiler meydana getirmiştir. Sıcak paraya dayalı büyüme politikaları, ithalat odaklı üretim stratejisinin hâkim olması, dış ülkelerle yoğun ticari ve finansal ilişkilerin artması işgücü piyasalarını olumsuz yönde etkilemiştir. İşgücü piyasalarının esnekleşmesi ve üretimin yapısında ortaya çıkan değişimler sonucu reel ücretler ve istihdam kapasitesi önemli ölçüde düşmüştür. Üretim ve işgücü maliyetlerinin düşürülmesi gelir dağılımının bozulmasına yol açmıştır. Ayrıca neo-liberal dönüşüm süreciyle birlikte reel ekonomiden transfer ekonomisine geçilmesi, yurtiçi kaynakların üretken alanlarda kullanılamamasına ve gelir eşitsizliğinin artmasında etkili olmuştur. Teknolojideki devasa gelişmeler nitelikli işgücü talebini arttırarak, nitelikli ve niteliksiz işgücü arasındaki ücret farklılıklarının açılmasına neden olmuştur. Tarımsal istihdam olanaklarının azalması sonucu kırdan kente göçün artmasıyla bu durum daha da belirgin bir hâl almıştır. Diğer taraftan, yabancı ülkelerden gelen göçmenlerin etkisiyle kentlerdeki nüfus artmış ve kayıt dışı istihdam yaygınlık kazanmıştır. Özelleştirme ve taşeron uygulamalarının artması sendikaların etkinlik alanlarının büyük ölçüde daralmasına yol açmıştır. Küresel düzen, iktisadi dengeleri altüst etmiş ve ülke ekonomisinde bir işsizlik-yoksulluk sarmalı oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Yoksulluk, İşsizlik, Gelir Dağılımı, Sendikalar

Gelir dağılımıKüreselleşmeSendikalar+2
Turgay Ceyhan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birlik ülkeleri örneği

Küreselleşme son on yıllarda büyüyen bir olgudur. Bu küreselleşmenin, özellikle gelişmiş ve bazı gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyümesine etkisi, çeşitli ampirik analizlerde ortaya çıkmıştır. Dünya ticareti ve doğrudan yabancı yatırımın %2'sinden azı ile Afrika küreselleşmenin dışında görünmektedir. Bu gözlemler, Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği (BAEPB) ülkelerinde ekonomik küreselleşmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisine bakmamıza neden oldu. Bu çalışma, 2000-2014 dönemini kapsayan bir panel seri çerçevesi kullanarak, küreselleşmenin BAEPB ülkelerinde kısa ve uzun dönemde ekonomik büyüme üzerindeki etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Ekonomik küreselleşmenin etkilerini yakalamak için iki tahmin yöntemi kullanılır: kısa vadeli etkileri incelemek için sabit etkiler modeli ve uzun vadeli etkileri yakalamak için dinamik bir panel modeli. Elde edilen sonuçlar küreselleşmenin ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediğini ve kısa vadede de %10'luk bir anlamlı sahip olduğunu göstermektedir. Uzun vadede, ekonomik küreselleşme ekonomik büyüme üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir ve %5 anlamlıdır. Aslında, uzun vadede, ekonomik küreselleşmede %1'lik bir artış, ortalama olarak, %0.032 ile ekonomik büyümeyi artıracaktır. Bu sonuçlara dayanarak, yerel ekonominin uluslararası pazara açılmasının, BAEPB ülkeleri için uzun vadede daha üretken olduğuna karar verebilmektedir. Anahtar Sözcuükler: Küreselleşme, Ekonomik Büyüme, Sabit etkiler, GMM Sistem,BAEPB, Panel Veri.

Batı AfrikaBatı Afrika Devletleri Ekonomik TopluluğuBüyüme+4
Aymar Berenger Ismael Nana
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye hizmet sektöründe yapısal değişim, üretkenlik ve rekabet edebilirlik

Ekonomik kalkınma ile birlikte gelişen ve değişen ekonomilerde ortaya çıkan önemli yapısal değişimlerden biri de, hizmet sektörünün genel ekonomi içerisindeki payının hem üretim hem de istihdam açısından hızla artmasıdır. Türkiye ekonomisinde de benzer bir süreç gözlenmiş ve 1960'larda %32 seviyelerinde olan hizmet sektörünün toplam ekonomi içerisindeki payı son yıllarda %64'lerin üzerine çıkmıştır. Hizmet sektöründeki bu gelişime ve değişime rağmen, özellikle hizmet sektörünün yapısı gereği ortaya çıkan ölçme sorunları Türkiye ekonomisinde hizmet sektörünün yeterince araştırılamamasına neden olmuştur. İşte bu nedenle, bu çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisi içerisinde hizmet sektörünün evrimini ve dinamiklerini incelemektir. Bu amaçla, öncelikle 1960-2014 yılları arası Türkiye hizmet sektörü; üretim, istihdam, üretkenlik ve dış ticaret açısından betimlenmiştir. İkinci olarak, hizmet sektörü içerisinde yapısal değişim araştırılmış ve hizmet sektöründeki yapısal değişimin, hizmet sektörü üretkenliğine etkisi ortaya konulmuştur. Son olarak Türkiye ve seçilmiş ülkelerde, hizmet sektörünün rekabet edebilirliği sabit pazar payı analizi ile incelenmiştir. Bu çalışmada Dünya Bankası'nın (WB), Dünya Kalkınma Göstergelerinden (WDI), UN Service Trade Data ve TÜİK'in hizmet sektörü ile ilgili verileri kullanılmıştır.

DeğişimHizmetHizmet sektörü+6
Zühal Yurtsızoğlu
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaçağ Avrupasındaki karanlık feodalizmin iktisatla aydınlanışı

Bu çalışmada Avrupa sosyal tarihinin en önemli siyasi kavramı olan feodalizmin; Ortaçağ döneminde oluşum nedenleri, dönemin konjonktürel yapısı içerisindeki rolü incelenmektedir. Bu konjonktür içerisinde, toplum belirli sınıflara ayrılmıştır. Toplumun üst katmanını oluşturan asiller ticaret gibi faaliyetlerle uğraşmış, toprak kazanılmasını sağlayan savaşçılar toplumda önemli mevkilere sahip olmuştur. Korunmasız olarak yaşayan halk, çevresi kalelerle çevrili kale-kentlere yerleşerek korunmacı bir sosyal hayata geçiş yapmıştır. Toplumun hizmetkarı olan köleler sefalete ve işkencelere maruz kalmış, toplumun dua edenleri olan ruhban sınıfı ise Kilise faktörü ile ekonomik ve sosyal hayatı yönlendiren unsur haline gelmiştir. Kilise, sorgulanamayan dogmatik inançlar ile toplumu belirli sınırların içine almıştır. Ekonomi artan oranlı bir eğilim ile üretim aşamasına geçmiştir. Üretilen mallar pazarlanmaya başlanarak panayırların ve han kültürlerinin ilk tohumları atılmıştır. Bu araştırmada, tarihçiler ve iktisatçılar tarafından karanlık olarak adledilen çağın iktisadi yöntemler ile aydınlanışı ve bir devrin kapanışı analiz edilmeye çalışılmıştır.

AvrupaEkonomiEkonomi tarihi+4
Gizem Yılmaz
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi

Bu çalışmanın temel amacı gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerinde bir etkisinin olup olmadığını tespit etmektir. Teorik çalışmalarda gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme arasında negatif ya da pozitif ilişki olabileceği veya herhangi anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı ileri sürülürken; ampirik çalışmalarda da teorik literatürle uyumlu olacak şekilde oldukça farklı sonuçların elde edildiği görülmektedir. Buna bağlı olarak bu çalışmada da gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi farklı gelir seviyelerinde bulunan ülkeler temel alınarak araştırılmaktadır. Eşitsizliğin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini daha net bir şekilde ortaya koymak için 154 ülkeye ait 1980-2014 dönemini kapsayan veri seti ile düşük ve düşük-orta gelirli ile üst orta gelirli ve yüksek gelirli ülkeler için tahminler yapılmaktadır. Gelir eşitsizliğinde yaşanan değişimin ekonomik büyümeyi nasıl etkilediğine dair yapılan bu tahminlerde temel Solow büyüme modeli (1956) ve bu modele beşeri sermayenin de dahil edildiği Mankiw, Romer ve Weil (1992) modeli diğer bir ifadeyle genişletilmiş Solow büyüme modeli kullanılmaktadır. Çalışmanın genel bulguları, gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin ülkelerin gelir seviyelerine göre değişebileceğini göstermektedir. Düşük ve düşük-orta gelirli ülkelerde gelir eşitsizliğindeki artış ekonomik büyümeyi arttırırken üst-orta gelirli ve yüksek gelirli ülkelerde ise ekonomik büyümeyi azalttığını destekleyen kanıtlar elde edilmektedir. Anahtar Sözcükler: Gelir Eşitsizliği, Ekonomik Büyüme, Solow Büyüme Modeli, Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu.

BüyümeBüyüme politikalarıEkonomi politikaları+3
Seher Gülşah Topuz
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Foreign direct investment and macroeconomic stability: The Turkish case

This study investigates the relationship between foreign direct investment (FDI) and macroeconomic stability for Turkey. To represent the macroeconomic stability, two main variables are examined. The first of these is inflation rate that represents the economic stability in real sector and the second one is real exchange rate representing the stability in the financial sector. In addition to these variables; market size, openess to trade and financial development variables are used as control-transmission variables. Used data are mothly and include the term from 2003 January to 2015 April. Emprical methods used in the study are unit root tests, cointegration analyses, VECM model and Granger causalitytest. Obtained emprical results show that fluctuations in inflation and real exchange rate have a negative and permanent effect on FDI which means that instabilities occured in real and financial markets negatively affect the inward FDI. Therefore, Turkey which has enough potential to attract FDI, has to provide stabilitiy in its macroeconomic indicators to attract more amount of FDI.

Foreign direct investmentsEconomic stabilityMacro stability+6
Merve Altın
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The effect of smes' performance indicator of business turnover as a dimension of economic growth: Borama case

This study examines the effect of SMEs' performance indicators on business turnover as a dimension of economic growth, in a manner which SMEs can improve their performance for effective contribution to economy Borama city such as utilization local production and social economic condition improvement. Challenges hinder SMEs performance also examines in this study, SMEs in Borama face militating problems while government and other related institutions giving no attention also there is no clear SMEs policy. Financial problem and lack of government support become the main problem blocks SMEs potentials for improving their performance and their contribution to economy in Borama. For that reason, the study used to uncover the effect of SMEs performance indicator on business turnover as a dimension of economic growth in Borama, Primary data gathered from the responses of 211 SMEs operating in Borama. Descriptive statistics conducted to realize demographic characteristics of the main variables, SMEs performance, source of their finance and challenges they face. Further, the researcher investigates the direction and the strengths the relationship between the main variables of the study through regression and correlation analyses. The result of both regression and correlation analysis indicates that SMEs performance indicator of business turnover portrayed negative effect on profitability of the business and Entrepreneurship. Investment, employment and infrastructural development followed SMEs establishment show positive influence SMEs performance indicator of business turnover. Therefore, based on the result of the study, government should give more attention development and support of SMEs in Borama and the country as well. Keywords: SMEs, SME performance, Economic growth, Turnover.

EndorsementEconomic growthFirm performance+2
Mohamed Aden Abdırahman
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu borçlanmasında piyasa yapıcılığı sistemi ve Türkiye uygulaması

Özellikle gelişmekte olan ülkelerin, en temel ekonomik sorunlarından biri kamu açıklarının finansmanıdır. Bu konuda ülkelerin başvurabileceği başlıca iki yöntem mevcuttur. Bunlar iç borçlanma ya da dış borçlanmayla kamu açıklarının kapatılmasıdır. Türkiye ekonomisinin 2012 yılı verileri göz önüne alındığında; kamu iç borcunun 408.3 milyar TL, kamu dış borcunun ise, 154.6 milyar TL olduğu görülür. Özellikle Türkiye gibi iç borç stoku dış borç stokundan büyük oranlarda fazla olan ülkelerde, kamu borç yöneticilerine büyük görev düşmektedir. Borç yöneticilerinin amacı, bütçe açıklarının finansmanı için gerekli olan miktarı, mümkün olan en düşük maliyet ve en az riskle finanse etmektir. Kamu borçlarının finansmanında, borç yöneticilerini risk ve maliyet minimizasyonuna kavuşturacak en kabul görmüş yöntem ise piyasa yapıcılığı sistemidir. Çalışmamızın amacı; piyasa yapıcılığı sisteminin genel çerçevesinin, kamu borç yönetiminde ki öneminin ve 2000 yılından bu yana devam eden Türkiye uygulamasının; hem aracı kurumlar hem de Hazine Müsteşarlığı açısından analiz edilmesidir. Üç bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde sistem tüm yönleriyle ele alınmış ve seçilmiş çeşitli ülke örnekleriyle konu pekiştirilmiştir. İkinci bölümde sistemin Türkiye uygulaması incelenmiş, 2000-2013 yılları arasındaki gelişimi analiz edilmiş ve son hali değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise sistemin Türkiye uygulaması, sistemle bağlantılı verilerden yola çıkılarak değerlendirilmiş, Türk bankacılık sistemi ve kamu borç yönetiminin finansmanı konularında başarısı irdelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Piyasa yapıcılığı sistemi, Kamu borç yönetimi

Aysu Moroğlu
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Finansal krizler ve erken uyarı sistemleri: Türkiye uygulaması (1988-2012)

Bu çalışmanın amacı, finansal krizlerin öncü göstergeler ile önceden tahmin edilebilirliğinin analiz edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle finansal krizlere dair finansal kriz kavramı, nedenleri ve türleri detaylarıyla ele alınmış, finansal krizlere öncü olabilecek göstergeler incelenmiştir. Finansal krizleri önceden tahmin etmeye yardımcı olan erken uyarı sistemlerinde kullanılan yöntemler açıklanmıştır. Çalışma 1988-2012 dönemini kapsamaktadır. Kriz tahmininde kullanılacak olan göstergeler sinyal alma yöntemi ile incelenmiştir. Sinyal dağılımı açısından anlamlı olan göstergeler bir araya getirilerek etkin çalışan bir bileşik gösterge modeli oluşturulmuştur. Elde edilen bu bileşik öncü gösterge modelinde anlamlı göstergeler; reel döviz kuru, uluslar arası rezervler, M2 para çarpanı, yurtiçi kredi hacmi, reel faiz oranı ve kredi faiz oranı/mevduat faiz oranı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda çalışmada ortaya çıkan sonuçta, modelin krizi öngörme gücü bir erken uyarı özelliği gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Finansal Krizler, Erken Uyarı Sistemleri, Öncü Göstergeler, Sinyal Yaklaşımı

Erken uyarı sistemleriFinansal krizÖncü göstergeler
Fulya Seyrek
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Döviz kuru ve sektörel reel döviz kuru volatilitesinin dış ticaret hacmi üzerine etkileri

1973 yılında Bretton Woods sisteminin çöküşünün ardından, dalgalı döviz kuru rejimi döviz kuru dalgalanmalarının dış ticarete olası negatif etkileri nedeniyle eleştirilere hedef olmuştur. Döviz kuru volatilitesinin dış ticaret üzerine etkilerini belirlemeye yönelik çok sayıda teorik ve ampirik çalışma yapılmasına rağmen, döviz kuru volatilitesinin dış ticareti etkileyip etkilemediğine, eğer etkiliyorsa bu etkinin hangi yönde olduğuna ilişkin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bu tezde, döviz kuru volatilitesinin Türkiye dış ticaret hacmine etkisi ISIC Rev. 3 sınıflandırmasına göre 22 imalat sanayi sektörü özelinde incelenmiştir. Bu amaçla, ele alınan 22 imalat sanayi için sektörel reel döviz kuru hesaplanmış ve ekonometrik analiz sürecine bu kurlar üzerinden dört farklı yöntem kullanılarak elde edilen reel döviz kuru volatilitesi serileri dahil edilmiştir. 2005:Q1-2012:Q2 dönemi verileriyle panel veri analizi kullanılarak yürütülen ekonometrik analiz sonuçlarına göre, sektörel reel döviz kuru volatilitesinin sektörel ihracat hacmi üzerine etkisi pozitif ve anlamlı iken; sektörel ithalat hacmine anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, sektörel reel döviz kuru volatilitesinin sektörel ticaret hacmi üzerindeki net etkisi dış ticareti arttırıcı yönde olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sektörel reel döviz kuru, volatilite, sektörel dış ticaret

Reel döviz kuruSektörel dış ticaret
Esin Kılıç
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Regülasyon ve büyüme

Devlet tarafından ekonomik faaliyetleri etkilemek için kullanılan regülasyonlar önemli politik araçlarıdır ve bu yolla ekonominin toplam çıktı kapasitesi etkilenebilir. Bu çalışmanın temel dayanağını regülasyonların ülkelerin büyüme performansı üzerindeki etkilerinin araştırılması oluşturmaktadır. Çalışmada ampirik olarak tutarlı sonuçlar ortaya koyan temel Solow model büyümenin önemli bir belirleyicisi olan beşeri sermayeyi içermediğinden, onun yerine hem bu değişkeni içeren hem de tutarlı sonuçlar üreten Mankiw, Romer ve Weil model kullanılmıştır. Bu model çerçevesinde regülasyonların büyüme üzerindeki etkisinin ölçülmesi için 27 OECD ülkesine ait 1975-2010 dönemini kapsayan panel veri seti kullanılmıştır. Regülasyonlar, doğrudan ekonomik birimlerin kararlarını kısıtlayan kredi, emek ve reel piyasa regülasyonları endeksi ve piyasa yanlısı olan mülkiyet haklarının korunması ve hukuki yapı endeksi ile ifade edilmiştir. Statik ve dinamik panel veri modelleri yardımıyla yapılan analiz sonucu elde edilen bulgular, piyasaya doğrudan müdahalede bulunan yani piyasa oyuncularının kararlarını kısıtlayan regülasyonların büyüme üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Diğer yandan piyasanın etkin çalışması için gerekli ortamın tesis edilmesine yönelik olan piyasa yanlısı regülasyon uygulamalarının büyüme üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Regülasyon, Büyüme.

BüyümeEkonomik büyümeRegülasyon
Sultan Fatih Kostakoğlu
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ekonomideki yapısal dönüşümlerin işgücü piyasaları üzerine etkileri

Dünya ekonomisindeki küresel dönüşümler neticesinde yapısal dönüşüm kavramı önem kazanmıştır. Günümüzde bu süreç; Neo-Liberalizm, küreselleşme, sanayisizleşme ve finansallaşma ile karakterize edilmektedir. Yapısal dönüşümler ve verimlilik artışı gibi gelişmeler ekonomik büyümede önem bir rol oynamaktadır. Ekonominin gelişme sürecinde bazı sektörlerin karakteristik değişimlere bağlı olarak diğerlerine nazaran hızlı büyümesi söz konusu olmaktadır. Ekonomideki kaynaklar, bu süreçte düşük verimli sektörlerden daha verimli sektörlere kaymaktadır. Böylece tarım sektörünün toplam istihdamdaki payı giderek azalırken, önce sanayi, sonra da hizmetler sektörünün payı artmaktadır. Bu yapısal değişiklikler, aynı zamanda kalkınma sürecinin belirleyici özelliklerini oluşturmaktadır. Çalışmada OECD ülkelerinde yapısal dönüşümlerin işgücü piyasaları üzerine etkileri analiz edilmiştir. Analizde statik panel veri modellerinin yanı sıra dinamik panel veri modellerinden yararlanılmıştır. Analiz bulguları; ekonomideki yapısal dönüşümlerin işgücü piyasaları üzerinde anlamlı etkilerinin olduğunu göstermektedir. Bulgular aynı zamanda, ekonomide işgücü verimliliği artışının, beklenen şekilde sanayi sektörü istihdamında gerilemeye yol açtığını, dolayısıyla sanayisizleşme olgusunun gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Yapısal Dönüşüm, Yapısal Değişme, Sanayisizleşme, İşgücü Piyasası, OECD Ülkeleri.

Ekonomik değişmeEkonomik gelişmelerOECD ülkeleri+3
Oytun Meçik
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Serbest ticaret anlaşmaları ve endüstri-içi ticaret: Türkiye üzerine bir inceleme

Uluslararası dış ticareti ülkelerin farklılıklarına dayandıran geleneksel dış ticaret teorileri, ülkeler arasında gerçekleşen ve karmaşık bir yapıya sahip olan günümüz ticaret akımlarını açıklamada yetersiz kalmaktadır. Bu durum yeni dış ticaret teorilerinin gelişmesine neden olmuştur. Ülkelerin karşılıklı küresel ekonomik bağımlılıkla birlikte benzerliklerinin artması endüstri içi ticaret (EİT) kavramının ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Krugman (1979,1980), Lancaster (1980) ve Helpman (1981) tarafından geliştirilen "yeni" dış ticaret teorileri içinde EİT, eksik rekabet, ölçek ekonomileri ve mal farklılaştırması ile açıklanmaktadır. EİT benzer malların eşzamanlı ihracatı ve ithalatı olarak tanımlanır. Buradaki benzerlik ise aynı istatistiki ürün kategorisinde sınıflandırılmış olan mal veya hizmetlerdir. Bu tezde, öncelikle serbest ticaret anlaşmaları kavramı, gelişimi ve etkileri incelenmiş, daha sonrasında ise EİT'nin tanımı, ilk bulguları, kuramsal yaklaşımları ve ölçme yöntemleri açıklanmaya çalışılmıştır. Tezin analitik kısmında, 1990-2012 yılları arasında imalat sanayi endüstrileri için serbest ticaret anlaşmaları çerçevesinde Türkiye'nin EİT'sinin rolü ve belirleyicileri araştırılmıştır. Model 1993-2012 dönemi için panel veri analizi kullanılarak tahmin edilmektedir. Çalışmanın sonucunda Türkiye'nin ticaret ortaklarıyla arasında gerçekleşen ticaret şeklinin rekabetçi yapıdan ziyade tamamlayıcı yapıda gerçekleştiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Serbest Ticaret Anlaşmaları, Endüstri-içi Ticaret, Grubel-Lloyd Endeksi, Dikey, Yatay, Marjinal Endüstri içi Ticaret

Endüstri içi ticaretGrubel-Lloyd endeksiSerbest ticaret+2
Sevilay Küçüksakarya
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Merkez Bankası faiz kuralı çerçevesince Taylor Kuralının incelenmesi

Ekonomik çevrelerce ve iktisat literatüründe para politikalarının kurala mı yoksa duruma mı bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği uzun zamandır tartışılmaktadır. Genel kanı olarak kurala bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği belirtilirken kuralın ne olması gerektiği konusunda ise bir fikir birliğine varılmış değildir. Genel olarak ekonomik birimlerce anlaşılabilen, karmaşık olmayan bir kuralın yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. Bahsedilen bu kural aynı zamanda para politikasının reaksiyon fonksiyonudur. Bu çalışmada ekonomik birimlerce anlaşılması kolay ve karmaşık olmayan bir kural olarak Taylor Kuralının geçerliliği Türkiye ekonomisi için test edilmiştir. Klasik Taylor Kuralında döviz kuru yer almadığından dolayı tahmin edilen reaksiyon fonksiyonuna döviz kuru eklenerek Genişletilmiş Taylor kuralı çerçevesince reaksiyon fonksiyonu tahmini yapılmıştır. Reaksiyon fonksiyonu 2002:07 - 2013:11 dönemleri arasında aylık veriler kullanılarak tahmin edilmiştir. Tahmin sonucunda para politikasının performansını gösteren değişkenler arasındaki ilişki de yorumlanmıştır. Belirtilen dönemler arasında oluşturulan reaksiyon fonksiyonu sonucunda üretim açığı, enflasyon açığı ve döviz kurunda yaşanabilecek bir şoka kısa vadeli faiz oranlarının tepkisinin istatistiksel olarak anlamsız olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar uyarınca kısa vadeli faiz oranları istikrarlı bir enflasyon oranı ve üretim miktarını yakalayabilmek adına tek başına yeterli olmadığı belirlenmiştir. Kısa vadeli faiz oranlarının enflasyon oranlarında, üretim miktarında ve döviz kurunda yaşanabilecek şoklara istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif tepkiler verebilmesi için öncelikli olarak kamu kesiminin borç miktarının azaltılması ve kamu borcunun finansman şeklinin gözden geçirilmesi maliye politikası yürütücülerine bu çalışma kapsamında önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Taylor Kuralı, Faiz Reaksiyon Fonksiyonu, VAR Modeli

FaizFaiz politikalarıMerkez Bankası+4
Onur Sürmeli
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye ile Euro bölgesi arasındaki uyum ve uyumu etkileyen faktörler

Ekonomik bütünleşmenin en önemli aşamalarından olan parasal birlik Avrupa Birliği içinde 1999 yılında gerçekleştirilmiştir. Optimum para sahaları (OPS) teorisi kriterleri, tek para birimi etrafında bir araya gelen ülkelerin benzer politikaları uygulamaları gerektiğini öne sürer. Parasal birlik içinde yer alan ülkelerin politikalarının uyumlaştırılması sürecinde, aralarındaki ticaret çok önemlidir. Ülkeler arasındaki ticaret yoğun ve endüstri-içi ticaret özelliği gös¬teri¬yor¬sa, bu ülkelerin arasındaki uyum artar. Endüstri-içi ticaret ülkeler arasında benzer malların tica¬retinden ortaya çıkacağından, ülkeler benzer politikaları uygulayabilirler. Buna karşılık ülkeler a¬ra¬sın¬daki ticaret endüstriler-arası ticaret olduğunda her ülke ürettiği farklı sektörde uzman¬laşmaya gider. Benzer politikalar yerine her ülke kendi politikasını uygulamayı tercih eder.Ülkelerin para politikasını ulus-üstü kuruma devrettikleri ve kural temelli politikaları benimsedikleri Avrupa Parasal Birliği, Türkiye'nin ticaretinde de çok önemli bir yere sahiptir. Panel veri yöntemine dayalı olarak yapılan testler sonucunda artan endüstri-içi ticaretin, Türkiye ile Euro bölgesinin gelir uyumunu hızlandırıcı bir etki gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte endüstri-içi ticaret tek başına uyumu sağlayan bir etken değildir. Endüstri-içi ticaretin yanı sıra ülkelerin kendi iç ekonomi politikasını yönlendiren yapılarda da uyumu sağlaması gerekir. Esnek istihdamı sağlamaya yönelik politikalar, endüstri-içi ticarette olduğu gibi ülkeler arasındaki uyumu arttırıcı bir işlev görür. Gelir uyumunu arttırıcı bir diğer etken de maliye po¬litikalarını disipline etmeleri ve kamu borçlanmalarını azaltmalarıdır. Buna karşılık her ülkede farklı dinamiklerin rol oynadığı şehirleşme, gelir uyumu üzerinde negatif bir etki gösterir.

Avrupa BirliğiBütünleşmeEkonomik bütünleşme+4
Ragıp Yılmaz
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üretim açığının tahmini ve para politikalarında kullanımı: Türkiye 2002-2014

Gerçekleşen çıktının potansiyel çıktıdan farkını ifade eden üretim açığı kavramı, enflasyonist baskının ölçülmesi açısından önem arz etmektedir. Merkez Bankasının temel hedefi fiyat istikrarının sağlanması olduğundan, üretim açığının asgari hata payı ile tahmin edilmesi, uygulanacak para politikasının etkinliği açısından kritiktir. Çalışmamızda üretim açığı hesaplanmıştır. Bu doğrultuda yapılan hesaplamalar 4 farklı yöntem ile Türkiye özelinde 2002-2014 dönemi için gerçekleştirilmiştir. Bu hesaplamalardan ikisi istatistiksel tekniklerden Doğrusal Trend Modeli ve Hodrick-Presscot (HP) Filtresi iken diğer ikisi yapısal yöntemlerden Çok Değişkenli Yapısal Model ve Yapısal Otoregresyon (SVAR) modeli olarak seçilmiştir. Hesaplamaların sonucunda enflasyonu en iyi açıklayan üretim açığının, SVAR modeli ile tahmin edilen üretim açığı tahmini olduğu sonucuna varılmıştır. HP filtreleme tekniği ise SVAR modelini izleyen en iyi ikinci teknik olarak karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimler: Üretim Açığı, Çıktı Açığı, Potansiyel GSYİH, HP Filtresi, SVAR Modeli, Doğrusal Trend Modeli, Çok Değişkenli Yapısal Model

EnflasyonGayri safi yurtiçi hasılaPara politikaları+1
Suzan Şahin
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Uzun dönem reel döviz kurlarının belirlenmesi ve reel döviz kurlarının yanlış dengelenmesi: Türkiye örneği

Reel döviz kurlarının yanlış seviyede dengelenmesinin, refah üzerinde olumsuz etkiler yarattığı konusunda bir görüş birliği vardır. Kalıcı yanlış dengelenmeler ekonomik birimlere yanlış sinyaller göndererek ekonomik istikrarın bozulmasına neden olmaktadır. Özellikle yerli para biriminin reel manada aşırı değerlenmesi, uluslararası rekabet gücünü ve cari hesap dengesinin sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemekte ve ekonomiyi spekülatif ataklara açık hale getirmektedir. Dolayısıyla reel döviz kurlarının yanlış dengelenmesi meydana gelen finansal krizlerin nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle ekonomik istikrarsızlıkların önüne geçilmesi açısından yanlış dengelenmenin ölçülmesi büyük önem arz etmektedir. Çalışmada Türkiye için reel döviz kurlarının yanlış dengelenmesi, satın alma gücü paritesi, davranışsal denge döviz kuru ve doğal denge döviz kuru olmak üzere üç farklı denge reel döviz kuru modeli ile belirlenmiştir. Analizde denge reel döviz kurunun elde edilmesi amacıyla eşbütünleşme teknikleri uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, Türkiye'de reel döviz kurlarının sabit döviz kuru rejiminin uygulandığı 90'lı yıllar ve 2000'li yılların başında denge seviyesinden ciddi ölçüde sapma gösterdiğini, esnek döviz kuru rejimine geçilmesinin ardından ise denge seviyesine yakınsadığını ortaya koymaktadır. Analizden elde edilen bir diğer önemli bulgu ise Türkiye ekonomisinde meydana gelen krizlerin, Türk lirasının aşırı değerlendiği dönemlerin ardından gerçekleştiği yönündedir. Anahtar Kelimeler: Reel döviz Kuru, Denge Reel Döviz Kuru, Yanlış Dengelenme

Döviz kuruDöviz kuru riskiReel döviz kuru
Mustafa Karabacak
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Para politikasının banka kredi kanalı yolu ile reel etkileri ve banka kredi faiz oranlarına geçişkenliği: Türkiye örneği

Para politikası uygulamaları reel ekonomik faaliyeti parasal aktarım mekanizması kanalları aracılığıyla etkilemektedir. Standart IS-LM modeline dayanan faiz oranı kanalının etkilerini genişleten kredi kanalında, bankalar finansal sistemde özel bir rol oynamaktadır. Kredi kanalının alt dalı olan banka kredi kanalında, para politikası uygulamaları bankaların kredi arzını değiştirerek reel sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye ekonomisinde 2002:01-2014:1 dönemi için VAR yöntemi kullanılarak banka kredi kanalının etkinliğini incelemek bu çalışmanın ilk amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla ampirik analiz yapılmadan önce, Türkiye ekonomisin banka kredi kanalının etkinlik koşullarını büyük ölçüde sağladığı belirlenmiştir. Yapılan etki-tepki fonksiyonları sonuçları, banka kredi kanalının etkin olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, para politikasının bankaların kredi arzı üzerindeki etkisinin yanında kredi talebinin en önemli belirleyicilerinden olan kredi faiz oranları üzerindeki etkisi de incelenerek, para politikasının kredi arz ve talebini yönlendirme gücü tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle, politika faiz oranının bankaların ihtiyaç, konut, taşıt ve ticari kredi faiz oranlarına geçiş etkisi aynı dönem için ARDL modeli ve Kalman filtresi yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonuçları incelenen dönemde en yüksek geçişkenliğin ihtiyaç kredisi faiz oranında bulunduğunu ve politika faiz oranının kredi faiz oranları üzerindeki dinamik etkisinin genel olarak 2008 yılına kadar azaldığı ve küresel finans krizi sonrası daha istikrarlı olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmada, TCMB'nin banka kredi kanalı yoluyla makroekonomik değişkenleri etkilediği ve kredi faiz oranlarını ve dolayısıyla kredi talebini etkileme gücünün yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Para Politikası, Banka Kredi Kanalı, Faiz Oranı GeçiĢkenliği, VAR, ARDL, Kalman Filtresi.

ARDL Sınır TestiBanka kredi kanalıBanka kredileri+5
Pınar Karahan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Finansal liberalizasyon ve kriz öncü göstergelerinin analizi

Dünya ekonomisinde küreselleşmeyle birlikte nedenleri ve etki alanları birbirinden farklı sayıda kriz yaşanmıştır. Özellikle, 1900'lü yıllarda artan krizler kriz öncü göstergelerinin belirlenmesine yönelik çalışmaları beraberinde getirmiştir. Artan krizler, McKinnon ve Shaw'un teorik temelini oluşturduğu finansal liberalizasyon kavramının da sorgulanmasına neden olmuştur. Bu çalışmada ilk olarak, finansal liberalizasyonla ilgili teorik çalışmalar ele alındıktan sonra, 1980 sonrası finansal liberalizasyon sürecinde, Türkiye ekonomisinde yaşanan yapısal dönüşümlere paralel olarak artan krizlere dikkat çekilecektir. Bunun için, Türkiye'de yaşanan 1994, 2000-2001 ve 2008 krizleri incelenecektir. Ekonometrik analiz bölümünde ise finansal liberalizasyon göstergeleri ve Kaminsky, Lizondo ve Reinhart'ın KLR yaklaşımı olarak bilinen çalışmasından esinlenilerek seçilen kriz öncü göstergeleri incelenecektir. Türkiye ekonomisi için, finansal liberalizasyon sürecinin tamamlandığı 1989 sonrası zaman aralığında, bu göstergelerin birbirleriyle olan etkileşimleri, şokların analizi ve nedensellik ilişkileri VAR modeli ve Toda-Yamamoto testi aracılığıyla araştırılacaktır. Amaçlanan, finansal liberalizasyon göstergeleri olan kredi büyümesi, reel faiz oranları ve sıcak para akımlarının kriz öncü göstergelerini olumsuz etkileyerek Türkiye'de yaşanan krizleri tetiklediğini göstermektir. Ayrıca, Türkiye ekonomisi için, kriz öncü göstergeleri üzerindeki en etkin finansal liberalizasyon göstergelerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. VAR modeli ve Toda-Yamamoto nedensellik testi sonuçlarına göre finansal liberalizasyon göstergelerinden sıcak para hareketleri ve reel faiz oranlarının kriz öncü göstergeleri üzerindeki olumsuz etkisi, bu göstergeleri açıklama yüzdesi ve nedensellik ilişkileri kredi büyümesine göre daha fazla çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Finansal liberalizasyon, Kriz öncü göstergeleri, KLR yaklaĢımı,VAR modeli, Toda-Yamamoto nedensellik testi.

Ekonomik kriz 1994Ekonomik kriz 2008Ekonomik kriz+7
Ömer Uğur Bulut
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de cari açık sorunu ve politika uygulamaları

Cari işlemler hesabı açıkları, son yıllarda hızlı küreselleşmenin ve finansallaşmanın etkisi ile özellikle gelişmekte olan ülke ekonomileri için önemli bir tehdit unsuru halini almaktadır. Aynı durum Türkiye ekonomisi için de geçerli olup son yıllarda cari açık ile mücadele amaçlı politika önerileri ve tedbirler öngören birçok çalışma yapılmıştır. Cari açığa yönelik olarak sürdürülebilirlik ve finansman sorunlarından önce, cari açığın dinamiklerinin bilinmesinin büyük önem arz ettiği düşünülmektedir. Bu çalışmada, cari açığa etki eden belirleyiciler ve bu kapsamda uygulanan politikalar ele alınarak, cari açığın kapatılmasına yönelik politika önerileri sunulması amaçlanmaktadır. Çalışmada, 2003-2015 yılları arasında, aralarında eş-bütünleşme ilişkisi bulunan, ihracatın ithalatı karşılama oranı, petrol fiyatları, reel efektif döviz kuru, reel faiz oranı ve Bist100 değişkenleri, VECM ile analiz edilmektedir. Analiz sonucunda Türkiye ekonomisi için ihracatın ithalata bağımlılığının cari işlemler hesabındaki dengesizliklerin en önemli nedeni olduğu saptanmıştır. Ayrıca Türkiye ekonomisinin, üzerinde tartışılan yapısal reformları bir an önce hayata geçirmesinin cari açık ile mücadelede hızlı bir biçimde yol kat edebilmek adına etkili bir faktör olacağı da çalışmanın elde ettiği diğer bir önemli sonuçtur. Anahtar Kelimeler: Ödemeler bilançosu, Cari açık, Ekonomi politikaları, VECM analizi, Türkiye.

Cari açıkCari işlemlerCari işlemler dengesi+3
Veysel Karagöl
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de optimal para politikası ve makro ihtiyati politikalar

2008 Küresel Finansal Krizi finansal istikrar ve makroekonomik istikrar üzerinde önemli sorunlar ortaya çıkarmıştır. Geleneksel para politikalarının tek başına bu sorunların üstesinden gelememesi alternatif politika araçlarının kullanılmasını beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede kriz sonrası makro ihtiyati politikaların kullanılması makroekonomi politikaları açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur. Makroekonomi politikalarındaki böylesi bir dönüşümden yola çıkarak bu çalışma kriz sonrasında birçok ülkede sıklıkla kullanılan makro ihtiyati politikaların Türkiye'de finansal ve makroekonomik istikrarı sağlamadaki etkinliğini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda bir makro ihtiyati politika aracını içerecek şekilde tasarlanan Yeni Keynesyen DSGD modeli Türkiye ekonomisi için Bayesian yöntemler kullanılarak tahmin edilmektedir. Çalışmada kullanılan yedi adet değişkene ait çeyrek dönemlik veriler 2003 ve 2015 yılları arasını kapsamaktadır. Çalışmanın genel bulguları makro ihtiyati politikaların özellikle finansal dalgalanmaları azaltmada etkili olduğu yönündedir. Diğer önemli bir sonuç ise para politikasının kredi genişlemesine tepki vermesi ve beraberinde makro ihtiyati politikaların kullanılması birçok ekonomik koşul altında makroekonomik istikrarı artırmakta ve dolayısıyla refah artışı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler : Finansal İstikrar, Makro İhtiyati Politikalar, DSGD Modelleri,Optimal Politika Kuralları

Dinamik stokastik genel denge modeliFinansal istikrarMakro ihtiyati politikalar+1
Taner Sekmen
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konjonktür dalgalanmaları, tasarruf ve kâr oranları arasındaki ilişki: Teori ve uygulama

İktisat teorisi, A. Smith'in yaşadığı dönemden bu yana ekonomide konjonktür dalgalanmalarının kaynakları ile ilgili görüş birliğine varabilmiş değildir. Konjonktür dalgalanmalarının nedenleri, ekonominin herhangi bir müdahale olmaksızın dengeye gelip-gelmemesine göre açıklanmaktadır. Ana akım iktisat düşüncesinin öncülük ettiği yaklaşıma göre, genişleme ve daralma dönemlerinin ortaya çıkmasında dışsal şoklar (teknoloji ve arz şokları gibi) etkilidir. Keynesyen çizgideki iktisat düşüncesine göre ekonomide görülen dalgalanmaların içsel (toplam talep, yatırım, bölüşüm vb.) nedenleri vardır. Bu tez çalışmasında, OECD ekonomilerinde, 1990-2013 dönemi için, konjonktür dalgalanmalarının ortaya çıkmasında büyük rol oynayan özel sektörün tasarruf ve kâr oranlarının etkileri panel veri yöntemleri kullanılarak araştırılmaktadır. Bulgular; kâr ve bir yıl gecikmesi alınmış tasarruf oranlarının konjonktür dalgalanmaları üzerinde pozitif etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bir başka ifadeyle, tasarruf ve kâr oranlarındaki artış trend düzeyinden yukarı doğru sapmalara neden olmaktadır. Diğer taraftan analizlerde kullanılan; ticari ve finansal açıklık, toplam faktör verimliliği, ileri teknoloji ihracatı, yurt içi kredi hacmi, M2 para arzı, reel döviz kuru ve hükümet harcamaları değişkenlerindeki artışlar trend düzeyinden yukarı (canlanma eğilimi), faiz, enflasyon ve işsizlik oranları ise trend düzeyinden aşağıya doğru (resesyon eğilimi) sapmalara yol açmaktadır. Panel ARDL sonuçları ise tasarruf ve kar oranlarının konjonktür yönlü olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Konjonktür Dalgalanmaları, Konjonktür Teorileri, Tasarruf ve Kâr Oranları, Panel Veri Analizi.

Kar oranlarıKonjonktür dalgalanmalarıPanel veri modelleri+1
Efe Can Kılınç
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Lojistik sektörünün ekonomiye etkisi : OECD ülkeleri üzerine bir uygulama

Lojistik sektörü, yarattığı istihdam, milli gelir ve yabancı yatırımları yönlendirmesi açısından ülke ekonomisine makro açıdan önemli katkılar sağlamaktadır. Lojistik sektörünün katkıları mikro açıdan ise firmaların rekabet gücünü artırması açısından görülmektedir. Lojistik sektörü, sağladığı makro ve mikro katkıları, ülkelerin rekabet gücünü sağlamada en önemli kilit sektör halini almıştır. Ayrıca lojistik sektörü diğer sektörlerin canlanması ve rekabet gücünün artırılması açısından da önemli misyon yüklenmiştir. Tüm sektörler artık gelinen noktada lojistik sektörüne bağımlı hale gelmiştir. Tez çalışmasında lojistik sektörünün ekonomiye etkisi OECD ülkelerinde 1970-2014 dönemi için araştırılmıştır. Araştırmada dengesiz panel veri analizi kullanılmıştır. OECD ülkelerinde ilgili dönemde taşıma ve haberleşme sektörlerini temsil eden değişkenlerin ekonomik büyüme üzerinde pozitif ve anlamlı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler : Lojistik Sektörü, Ekonomik Büyüme, Dengesiz Panel Veri Analizi, OECD.

Ekonomik büyümeEkonomik etkiLojistik+3
Sevgi Sezer
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00