Akdeniz University
Anabilim Dalı

Kamu Hukuku Anabilim Dalı

Akdeniz University

2.209

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de idari yargı kararlarının uygulanmaması sorunu

İdari yargı, idarenin hukuka uygunluğunu denetleyen temel bir mekanizma olarak, hukuk devleti ilkesinin pratikteki en önemli uygulayıcılarından biridir. İdare hukukunun temel ilkelerinden biri olarak hukuk devleti; hukukun üstünlüğü esasına dayalı ve konulan kuralların, kuralı koyanlar dâhil olmak üzere tüm kişi ve kuruluşları bağlayan, hukuk güvenliğinin tesis edildiği, devletin tüm organlarının hukuka bağlı olduğu ve yargı denetimine olanak sağlanan çağdaş ve demokratik devleti ifade etmektedir. Hukuk devleti, polis devletinin aksine devletin yalnızca kural koyduğu değil aynı zamanda koyduğu kurallara herkesle birlikte kendisinin de bağlı olduğu bir kavramı ifade etmekte ve uluslararası alanda hukuk sisteminin meşruiyetinin bir ölçüsü olarak dikkate alınmaktadır. Hukuki güvenlik ve istikrarın teminatı olarak hukukun en somut görünümü olan yargı kararlarının uygulanması demokratik hukuk devletinin gereklerindendir. Hukuk devletinde, yargı kararının uygulanmaması gibi bir düşüncenin söz konusu olmaması gerekmekte ise de teoride doğru olan bu düşünce pratikte ortaya çıkabilecek olumsuz ihtimallere karşın ülkemizde de yasal düzenlemelerle güvence altına alınmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda, ülkemizde güncelliğini yitirmeyen ve yargının kronik problemlerinden biri olan idari yargı kararlarının uygulanmaması sorunu irdelenmiştir. Çalışmamız, yargı sisteminin bir mensubu olarak edinilen tecrübeler ve mevcut hukuki mekanizmalar ışığında, soruna ilişkin hukuki çerçeveyi detaylıca incelemeyi ve uygulanabilir çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda çalışmamızda, idari yargı teşkilatının yapısı, yargılama sürecinde verilen kararlar ve kararların uygulanmalarına ilişkin genel hukuk kuralları, doktrin ve yargısal içtihatlar çerçevesinde değerlendirilerek ülkemizdeki bu yapısal soruna yönelik somut çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Hukuk devleti, yargı kararlarının uygulanmaması, idarenin sorumluluğu, tazminat

Tuba Bakan
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gönüllü vazgeçme

Suç kural olarak belli aşamalardan geçerek gerçekleşmektedir. Suçun meydana gelinceye kadar geçtiği aşamaların bütününe suç yolu "iter criminis" denilmektedir. Her suç için söz konusu olmasa bile suç yolu; düşünce, icra, tamamlanma ve son bulma aşamalarından oluşur. İşte bu yol üzerinde fail icra hareketlerine başladıktan sonra kendi iradesiyle suç yolundan dönebilir. Gönüllü vazgeçme olarak adlandırılan bu durum Türk Ceza Kanunu'nun 36. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre "icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçen ya da kendi çabasıyla suçun tamamlanmasını ya da sonucun gerçekleşmesini önleyen fail teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; ancak tamam olan kısım esasen bir suç teşkil ediyorsa bundan dolayı cezalandırılır". Bu çalışmada bir bütün olarak "gönüllü vazgeçme" konusu incelenmiştir. Çalışma gönüllü vazgeçme kavramının ortaya çıkışı ve bu kavramın tarihsel gelişiminin anlatılması ile başlamaktadır. Bir sonraki bölümde gönüllü vazgeçmenin temelini açıklayan teoriler incelenmiştir. Daha sonra gönüllü vazgeçme kurumu bütün unsurlarıyla bir incelemeye tabi tutulmuştur. Bu kurumun hukuki sonuç ve etkileri ve etkin pişmanlıkla olan ayrımı anlatıldıktan çalışmamız sonuç bölümüyle bitirilmiştir. Anahtar kelimeler: Gönüllü vazgeçme, teşebbüs, suç siyaseti, etkin pişmanlık, icra hareketi, sübjektif ve objektif teori.

Etkin pişmanlıkGönüllü vazgeçmePişmanlık+2
Murat Arabacı
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Demokrasi yolunda bir adım olarak radikal demokrasi kuramları

Son zamanlarda giderek yoğunlaşan bir şekilde liberal demokrasilerin içine düştüğü krizden söz edilmektedir. Söz konusu kriz dolayısıyla liberal demokrasiler artık ihtiyaçlara tam manasıyla cevap verememektedir. Bu tezin amacı, öncelikle sorunun tespitini ve sorunun çözümlemesini yaparak buna yönelik çözüm arayışlarından radikal demokrasinin "müzakereci" ve "çekişmeci" versiyonunu incelemektir. Liberal demokrasinin temsil, katılım ve meşruiyet olmak üzere başlıca üç boyutta yaşadığı kriz analiz edilmiştir. Her iki kuram da katılımcı yaklaşımlar olmakla beraber, bu krizi aşmaya yönelmiş Jürgen Habermas'ın müzakereci demokrasisi kamusal alanda etkin bir iletişim yoluyla bireylerin siyasete aktif katılımını vurgular. Öncülüğünü Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe'un yaptığı çekişmeci demokrasi ise farklılıkların ve kimliklerin korunarak sisteme dahil olmalarını hedefler. Çekişmeci demokrasi, toplumsal hayatta ve siyasette çatışmanın, antagonizmanın sürekliliğine ve var olması gerekliliğine vurgu yapar. Radikal demokrasi kuramları başlığıyla incelenen müzakereci demokrasi ve çekişmeci demokrasi kuramları liberal demokrasiye tamamen yüz çevirmemiş, onun temel değerlerini kendi kuramlarıyla yoğurmuşlardır. Demokrasinin geliştirilmesinde ve derinleştirilmesinde (demokratikleştirilmesinde), aynı zamanda liberal demokrasinin de değerlerinden yararlanmayı hedefleyen radikal demokrasi kuramlarının temel savları incelenmiştir. Temsil ve katılım krizinin yanı sıra çoğulculuk ve kimlik kavramları da günümüzde önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmada bir taraftan temsil sisteminin olanakları ve sınırlılıkları ortaya konularak katılımı artıracak mekanizmalar, diğer taraftan çoğulculuk, fark ve kimlik kavramlarının demokratikleşmedeki önemi değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: liberal demokrasi, meşruiyet krizi, radikal demokrasi

DemokrasiDemokratik meşruiyetDemokratikleşme+3
Rabia Beyza Candan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İhaleye fesat karıştırma suçu

İhaleye fesat karıştırma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, Kanun'un "Özel Hükümler" adlı ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı Üçüncü Kısmının "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer almaktadır. Maddeye göre; Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde de bir takım değişiklikler yapılmıştır. Çalışmada bu değişiklikler çerçevesinde ihaleye fesat karıştırma suçu ele alınmıştır.

Ceza hukukuKanunlar 5237 sayılıKanunlar+6
Süleyman Numan Özcan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ağ toplumunda arzu demokrasisi ve demokratik deneyim

Demokrasi kavramının otorier rejimlerin meşruiyetlerinin ya da uluslararası askeri operasyonların gerekçelerine girdiği bir dönemde kavramın şu an burada yaşayan bizler için ne anlam ifade ettiği ve kavram üzerine inşa edilen, demokratik sıfatıyla taçlandırılmış rejimlerin ne ölçüde demokratik olduğu sorunları artık siyasetin tam merkezindedir. Bu sorunlar, bizi rejimlerin ne ölçüde demokratik olduğu problemini de aşan bir biçimde demokrasinin zamanımızda ne anlama geldiği problemiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Karşı karşıya kalınan bu problemler, demokratik olduğu iddia edilen bir rejim altında yaşamakla demokrasiyi tecrübe etmek arasında ciddi farklar olduğunu ve iktidarın tam da bu farklılığın maskelenmesi üzerinden kurularak demokrasi kavramının yaşayanların özgürlüğüne değil yaşamın iktidar tarafından kontrolüne özgülenmiş bir makine olarak kullandığını göstermektedir. Bu bağlamda içinde bulunduğumuz zamanda demokratik bir yaşam demokrasilerin tahakkümü altındadır. Demokrasi kavramı ve bu kavramın üzerine inşa edildiği toplumsal düzenin yaşamı iktidar üreten bir makineye dönüştürdüğü bu yapı, demokrasinin yaşamın içinde tecrübe edilmesinin karşısındaki en büyük engel olduğu için; demokrasiyi tecrübe etmek tam da bu yapıya karşı mücadele etmeye tekabül etmektedir. Demokrasiyle mücadele arasındaki bu ilişki ise demokrasiyi tecrübe etmenin, yaşamı iktidarı üreten bir makineye dönüştüren bu yapıya karşı verilen mücadelenin içinde somutlaştığı hatta mücadelenin ta kendisinin tecrübesi olduğu bir duruma işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Hakikat Rejimi, Üretimsellik, İktidar, Demokrasi, Demokrasi Mücadelesi

DemokrasiDemokratik devletDemokratik toplum+2
Ozan Giray Şahin
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tanzimat döneminin sonuna kadar Osmanlı Devletinde padişahlık makamı

Türkler, tarih içerisinde farklı devletler kurarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Türklerin kurmuş olduğu devletlerde yönetim devlet başkanı ve yardımcıları ile sağlanmıştır. Eski Türk devletlerinde bu kişi kağan, han gibi unvanlar almıştır. İslamiyet'in kabul edilmesiyle birlikte hükümdar; sultan, padişah, halife gibi unvanlar kullanılmıştır. Türklerin kurmuş olduğu en uzun soluklu devletlerden biri olan Osmanlı devleti başlamıştır. Osmanlı devletinde güçler ayrılığı ilkesi mevcut olmadığı için devletin, başlangıçta bir beylik olarak ortaya çıkmıştır. Eski Türk gelenekleri ve İslami öğelerle harmanlanan devlet anlayışı Fatih döneminden itibaren değişmeye yasama, yürütme ve yargılama fonksiyonu padişahın tekelinde toplanmıştır. Ancak Fatih, merkezi bir devlet kurmak adına padişahın bu yetkilerini vezir-i âzâm, dîvân-ı hümâyun ve diğer devlet adamlarına devretmiştir. Padişah bu yetkilerini yine de eski Türk gelenekleri ve şer'i hükümler çerçevesinde kullanmaya devam etmiştir. Devlet düzeninde bozulmaların başlamasıyla birlikte yenileşmeye ihtiyaç duyulmuştur. Padişahlar Batı'nın üstünlüğünü kabul ederek askerî alan başta olmak üzere birçok alanda yenilikler yapmışlardır. Özellikle bu dönemde divanın yerini alan Meşveret meclisleri, yeni kurulan nazırlıklar ve diğer meclisler parlamentarizm alanında atılan önemli adımlar olmuştur. Padişahlık makamı, yine bu dönemde devlet kademesinin en tepesinde yer alan güç olarak varlığını korumuştur. Ancak Tanzimat ve Islahat Fermanları ile padişah kendi iradesiyle egemenliğini reaya lehine sınırlandırmıştır.

Osmanlı DevletiPadişahlarSaltanat+1
Merve Ünal Açıkgöz
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilişim alanındaki gelişmeler karşısında vergi mahremiyeti

Çağımızdaki teknolojik gelişmelerin bir sonucu olan bilişim alanı karşısında devletler, elektronik altyapıya geçerek iş ve işlemlerini gerçekleştirmektedir. Bu amaçla, Türkiye'de vergilendirmeye ilişkin elektronik altyapı için Vergi Daireleri Otomasyon Projesi yürütülmektedir. Bu proje kapsamında, hangi sistemlerin uygulamaya konduğu ve vergi mahremiyetinin nasıl korunduğunu incelemek çalışmamızın amaçlarından biridir. Vergi idaresinin iç işlemlerine ve yazışmalarına yönelik uygulamalara ve mükellef ya da muhasebe işlerini yürüten meslek mensuplarına yönelik geliştirilen ve bazılarına zorunlu kılınan uygulamalara çalışmamızda yer verilmiştir. Bu durumda vergi mahremiyetinin nasıl korunduğu da çalışmamızın bir diğer amacıdır. Vergi mahremiyetinin idare tarafından korunması, EİK kapsamında nitelikli elektronik sertifikanın temini, güvenli e-imza ve mali mühür kullanımıyla gerçekleştirilmektedir. Yargısal koruma ise, kural olarak, vergi mahremiyetinin ihlali suçuna ilişkin Vergi Usul Kanunu'nun 362. maddesinden ve 6183 sayılı Kanun'un 107. maddesinden Türk Ceza Kanunu'nun 239. Maddesine yapılan yollamalarla sağlanmaktadır. Çalışmamızda son olarak, bilişim alanında gerçekleşen vergi mahremiyetinin ihlali hem bu hükümlere göre hem de bunların uygulanamadığı haller bakımından, cezai yaptırımlarıyla birlikte ele alınmıştır.

Bilgi teknolojisiBilişimElektronik devlet+6
Deniz Aktaş
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukukunda yükseköğretimin vergilendirilmesi

Türk hukukunda, yükseköğretim kurumlarına ve öğretim elemanlarına özel bir hukuki statü tanınmıştır. Bu tez kapsamında, öncelikle yükseköğretim kurumlarının ve öğretim elemanlarının hukuki statüleri tespit edilmiştir. Daha sonra, yapılan tespitlere bağlı olarak yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarının gelirleri belirlenmiş ve bu gelirlerin tabi olduğu vergi rejimi ele alınmıştır. Son olarak, yükseköğretim kurumlarının kurumsal olarak vergi hukuku karşısındaki durumları açıklanmıştır.

HukukHukuka uygunlukKamu hukuku+4
Yusuf Nusret Barutcu
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İdari işlemin konu unsuru

İdare asli gayesi olan kamu yararını idari işlem ve eylemlerle yerine getirir. Hukuk devletinin olmazsa olmaz gereklerinden biri idarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olmasıdır. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ise idari yargıda işlemin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarının hukuka aykırılığının incelenmesi ile sağlanır. Bu bağlamda idari işlemin konusu, doğuracağı hukuki sonuçtur. Bu çalışmanın birinci bölümünde genel olarak idari işlem kavramı ile idari işlemin özellikleri ve unsurları incelenmiştir. İkinci bölümde ise idari işlemin konu unsuru, konu unsurundaki sakatlıklar ve idarenin takdir yetkisinin konu unsuruna yansıması doktrindeki görüşler ve yargı içtihatları ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İdari işlem, idari işlemin unsurları, idari işlemin konu unsuru,takdir yetkisi, hukuk devleti…

Hukuk devletiTakdir yetkisiİdare hukuku+2
Mustafa Doğan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ceza kovuşturmasında delillerin ortaya konulması ve değerlendirilmesi

Ceza muhakemesinde, geçmişte yaşanmış uyuşmazlık konusu olay, onu temsil eden deliller vasıtasıyla ortaya konulmaya çalışılır. Bu bağlamda maddi gerçek, uyuşmazlık konusu olayın deliller aracılığıyla ortaya konulmuş halini ifade eder. Ceza muhakemesinde maddi gerçeğin bulunmasının ve hukuk düzeni açısından doğru bir karar verilebilmesinin öncelikli şartı, delillerin sağlıklı bir şekilde ortaya konulup değerlendirilmesidir. Deliller duruşmada hükmün oluşmasına katkı sağlayacak süjelerin önüne konulmalı ve tartışmaya açılmalıdır. Deliller ortaya konulduktan sonra sıra değerlendirilmesine gelir. Geçmişte yaşanmış olayın bugün gerçeğe uygun biçimde temsil edilebilmesi için delillerin doğru değerlendirilmesi gerekir. Vicdani ispat sisteminde hakim duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delilleri akıl yürütmek suretiyle serbestçe değerlendirerek vicdani kanaatini oluşturur. Bu çalışmada "Ceza Kovuşturmasında Delillerin Ortaya Konulması ve Değerlendirilmesi" konusu ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde modern ceza muhakemesi ispat sistemi olarak vicdani ispat sistemine ilişkin temel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde delillerin ortaya konulması ve tartışılması açıklanmıştır. Üçüncü bölümünde delillerin serbestçe değerlendirilmesi incelenmiştir. Nihayet sonuç kısmında çalışma sayesinde ulaşılan sonuçlar özetlenerek çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Ceza kovuşturması, Delil, Delillerin ortaya konulması, Delillerin değerlendirilmesi, Vicdani kanaat

Ceza soruşturmaCeza yargılamasıDelil+3
Metin Köse
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsan haklarının korunması ve soykırıma karşı olarak insani müdahalenin meşruluğu

İnsani müdahale sorunu uluslararası hukukun son zamanlardaki en önemli konularından birisidir. Bir yandan uluslararası hukukun temel prensiplerinden olan kuvvet kullanma yasağı ve devletlerin egemenliği ilkesi, diğer yandan devletlerin kendi ülkeleri içinde ağır ve sistematik insan hakkı ihlalleri yapması halinde insan haklarını korumak için müdahale gereği, konuya uluslararası hukuka uygun çözüm aranmasına yol açmıştır. Tek taraflı insani müdahele doktrini; devlet(ler)in, genellikle toplu cinayetler ve soykırımlar şeklinde çok büyük insan hakları ihlallerinin yapıldığı egemen devletlerin içişlerine müdahele etmesine müsaade etmektedir. Bu nedenle insani müdahele doktrininin, uluslararası hukuğun temel prensiplerinden biri olan "müdahele etmeme" ilkesini ihlal etmekte olduğu gözükmekte ve dolayısıyla bu doktrinin yasallığına şiddetle itiraz edilmektedir. Bu çalışma tek taraflı insani müdahele doktrininin yasallığını incelemekte ve bu inceleme sırasında Ruanda Soykırımı'na yeniden değinilerek, nelerin yanlış gittiği analiz edilmekte ve ardından gelecekte yapılacak müdaheleler ile ilgili öneriler sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kuvvet Kullanma, İnsani Müdahale, İnsan Hakları, Koruma Sorumluluğu, Devlet Egemenliği , Ruanda Soykırımı

Devlet egemenliğiKuvvet kullanmaRuanda+3
Lebohang Matsoso
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Afganistan

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra savaş suçlularının yargılanması için Nüremberg ve Tokyo Uluslararası Askeri Ceza Mahkemeleri galip devletler tarafından kurulmuştur. Bu mahkemeler galip devletler tarafından kurulduğu için birtakım eleştirilere maruz kalsa da uluslararası hukukun gelişmesi konusunda sağladığı katkılar neticesinde günümüzde hukukçular tarafından olumlu gözle bakılmaktadır. Bu çalışmada, iki mahkemenin ardından Eski Yugoslavya ile Ruanda ve diğer ad hoc niteliğine sahip uluslararası ceza mahkemelerinin BMGK'nin aldığı kararlarla kurulmuş olması, UCM'nin kurulma sürecinin hızlanmasına neden olmasıyla beraber önemli rol oynadığına değinmektedir. Aynı zamanda UCM'nin bağımsız, evrensel ve daimi olmasına ve içerdiği suçları işleyen kişiler hakkında ve tabi oldukları ülkelerde sürdürmüş olduğu davalara da yer verilmektedir. Diğer yandan Afganistan'da Sovyetler Birliğiyle yaşanan çatışmalar, bitmeyen iktidar kavgası ve 11 Eylül terör saldırılarından sonra gündeme gelen gelişmeler ele alınmasıyla birlikte Taliban'ın tekrar hükümete karşı başlattığı silahlı mücadeleri ve çatışmalar sırasında taraf olan bütün taraflar tarafından işlenen ağır suçlar incelenmektedir. Bu amacı göz önünde tutarak, Afganistan UCM'nin bir taraf ülkesi olarak Savcılık Bürosu tarafından öne sürdürülen ön incelemeler karşısında barış ve adaletin sağlanması için hukuki yükümlülüğü gözden geçirilmektedir. Aynı zamanda Afganistan'da barış, güvenlik, istikrarın neden sağlanamamasına ilişkin ve hükümet kurumlarına devam eden yolsuzluğa değinilmeye çalışılmaktadır. Anahtar Sözçükler: Uluslararası Ceza Mahkemesi, Roma Statüsü, Afganistan, Taliban, 11 Eylül Terör Saldırısı ve ABD.

11 Eylül 2001 olayıAfganistanTaliban+3
Khangul Rahımı
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukukunda doğrudan bilişim suçları

Bilişim alanı, her geçen gün gelişimini sürdürmektedir. Bir süre önce hayal bile edilemeyecek teknolojik ürünler, bugün neredeyse toplumsal yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, yeni bilişim araçları insanlığın kullanımına sunulmuştur. Hayatın hemen her anında kullanılan bilgisayarlar başta olmak üzere bilişim araçları, insan hayatını kolaylaştırmaktadır. Bilişim teknolojisinde yaşanan gelişmeler ve bilişim araçlarının çok farklı alanlarda kullanılabiliyor olması, bu alanda birtakım hukuka aykırı fiilleri de beraberinde getirmiştir. Bilişim araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanan suç failleri, sürekli yeni yöntemler geliştirmek suretiyle kişilerin haklarını ihlal etmektedir. Bundan dolayı, bilişim alanında gerçekleşen ihlal hareketleriyle mücadele edebilmek ve kişi haklarını korumak için ulusal ve uluslararası düzeyde mevcut normların gözden geçirilmesi ve bazı yeni ceza normlarının düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde, bilişim alanıyla ilgili bazı temel kavramlar açıklandıktan sonra bilişim suçlarının işlenme sebepleri ve en sık görülen suç işleme yöntemleri anlatılmıştır. İkinci bölümde ise, Türk Hukukunda doğrudan bilişim suçlarına yönelik düzenlemeler ele alınmıştır. Başta Türk Ceza Kanunu olmak üzere Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Elektronik İmza Kanunu'nda yer verilen doğrudan bilişim suçlarına yönelik düzenlemeler unsurları yönünden ayrıntılı olarak incelenmiştir. Konuyla ilgili uluslararası sözleşmelerdeki hükümlere de ilgili bölümlerde yer verilmeye çalışılmıştır. Kanunlardaki düzenlemelerin eksik ya da hatalı bulunan tarafları belirtilerek yapılması gerekenlerle ilgili birtakım önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Bilgisayar, İnternet, Bilişim, Bilişim suçu.

Bilgisayar suçlarıBilişim suçlarıKamu Hukuku+4
Hasan Burak Öndin
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Anayasal hakların çatışması

Bu çalışmanın konusunu, "anayasal hakların çatışması" oluşturmaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde anayasal hakların çatışma teorisi, ikinci bölümünde anayasal hak çatışmalarının çözüm teorisi ve son bölümünde çatışma çözüm yöntemi olarak dengeleme ile Türk Anayasa Mahkemesinin çatışmaya yönelik tutumu ele alınmıştır. Birinci bölümde, anayasal hakların çatışmasına dair kavramsal çerçeve çizilmiş ve konunun, önemini göstermek amacıyla, diğer anayasa hukuku sorunlarından farkları ile bu sorunlarla ilişkisi incelenmiştir. Çalışmada, anayasal hakların yapısı özellikle deontik mantık açısından değerlendirilmiştir. Ardından hak çatışmaları ile norm çatışmaları arasındaki ilişki analiz edilmiş ve anayasal hak çatışmaları kategorize edilmiştir. Bununla bağlantılı olarak, çözüme yönelik genel çıkarımlar yapılmış ve çatışma tipolojisi çizilerek bölüm sonlandırılmıştır. Çatışmanın çözümü, çatışan iki hak arasında mevcut olan sınırı gösterebilmek veya yeni bir sınır çekmek anlamına geldiği için ikinci bölümde, anayasal hakların sınırlandırılması ve içkin sınır teorilerine geniş bir yer verilmiştir. Bu bölümde hak-kapsam teorileri incelenmiş ve anayasal hakların çatışmasından doğan sınırlılık tezi ileri sürülmüştür. Bu teze dair sorunlar her yönüyle ele alınmış, hakka içkin sınır oluşturduğu için hakkın dışında kalan spesifik durumlardan ise ayrıca bahsedilmiştir. Özellikle Alman anayasa hukuku literatürünü temel alarak yürütülen bu çalışmada, ideal çözüm yöntemi olan pratik uyuşum, çatışmadan doğan sınırlılık tezi bağlamında ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde, çatışma çözüm yöntemi olan dengeleme yöntemi olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirilmiştir. Bölümün son ana başlığında Türk Anayasa hukukunda hakların sınırlandırılması ve çatışmadan kaynaklanan sınırlılık hali, Anayasa Mahkemesinin özellikle bireysel başvuru kararlarındaki tutumu göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Çalışmamız, ulaşılan sonuçların açıklandığı sonuç bölümüyle bitmiştir.

AnayasaAnayasa hukukuAnayasal düzen+3
Sibel Yılmaz Coşkun
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ceza hukukunda fuhşa sürükleme suçu

Fuhuş suçu, daha doğru söyleyiş ile fuhşa sürükleme suçu, kanunumuzda suç olarak tanımlanmıştır. Esas olarak bu suçun unsurlarını incelediğimiz çalışmamızda, fuhşun geçmişte ortaya çıkışı ile günümüze gelene kadar geçirdiği süreç de değerlendirilmiştir. Ayrıca genel kadınlar ve genelevlerin hukuki durumu ile fuhşu azaltmaya yönelik önerilerimiz de tez çalışmamızda yer almıştır. İlk bölümde fuhuş kavramı ile bu kavramın dünyada ve ülkemizdeki tarihi gelişimi ele alınmıştır. Fuhşa ilişkin hukuki düzenlemeler ile milletlerarası sözleşmelere de yer verilmiştir. Bunun yanında ülkemizdeki genel kadınlar ile genelevlerin hukuki durumunu incelediğimiz bölümdür. Genel kadınların çalışma şartları ve genelevlerin uyması gereken kuralların önemli olanlarının anlatıldığı bu bölümde, fuhşu azaltmaya ve genel kadınların korunmasına yönelik önerilerimiz de yer almıştır. İkinci bölümde ise fuhşa sürükleme suçunun unsurları incelenmiştir. Suç incelemesinde öncelikle korunan hukuki değer tespit edilmiştir. Sonra ise tipiklik incelemesi yapılmıştır. Suçun, tipe uygun olması bakımından maddi ve manevi unsurlar belirtilmiştir. Sonra hukuka uygunluk sebepleri ile kusur durumunu etkileyen haller tespit edilerek ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde, suçun özel görünüş biçimleri ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Yaptırım ve muhakemeye ilişkin kuralların da ayrı başlıklarda ele alınmış; fuhşa sürükleme suçuna özgü düzenlenen özel hüküm ifade edilerek çalışma sonuçlandırılmıştır.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukukuFuhuş+5
Burak Fidan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Filistin ve Ürdün Anayasaları çerçevesinde dijital mahremiyet hakkı: Niteliği, kapsamı ve mevcut anayasal güvenceler

Bu tez, dijital mahremiyet hakkının Ürdün ve Filistin'deki anayasal düzenlemesini ele almakta ve özellikle dijital mahremiyet hakkının gelişimi, yasal kapsamı, Ürdün ve Filistin anayasalarındaki ele alınışı ve iki ülke mevzuatının bu hakka tanınan anayasal güvencelere uygunluğu gibi çeşitli konuları incelemektedir. Ayrıca tezin önemi, dijital mahremiyet hakkı anlayışının yeni olmasından ve anayasa ile diğer mevzuat kapsamında bu hakkın konusunu düzenleyen açık ve net yasal metinlerin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, doğalarındaki benzerlikten dolayı özel hayat gizliliği hakkının genel kurallarını dijital mahremiyet hakkı için uyarlama ve örnek alma gerekliliğini doğurmaktadır. Zira günümüz dünyasında dijital mahremiyet hakkı, giderek daha önemli bir hale gelmektedir. Bu tezin ilk bölümü, dijital mahremiyet hakkı anlayışının gelişim tarihini sunarken, ikinci bölüm, bu hakkın Ürdün ve Filistin anayasal ve yasal anlamda ele alınmasını ve bunların karşılaştırılmasını incelemiştir. Üçüncü bölüm ise, Ürdün ve Filistin'de dijital mahremiyet hakkına tanınan anayasal güvenceleri analiz etmiş ve bu hakla ilgili yasaların Ürdün ve Filistin anayasalarının ilkeleriyle ne kadar uyumlu olduğu ele almıştır.

AnayasaFilistinKamu hukuku+5
Mahmoud W. M. Abunada
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk anayasa hukukunda yasama fonksiyonunun sınırlılığı

Tezimizin konusunu Türk hukukunda yasama fonksiyonunun sınırlılığı meselesi oluşturmaktadır. Tezimizin ilk bölümü, temel aldığımız geçerlilik anlayışı olan normatif pozitivist görüşün esas aldığı geçerlilik anlayışının açıklanması, kavramsal çerçevenin çizilmesi ve yasama fonksiyonunun diğer fonksiyon ve iktidar türlerinden farklarının ortaya konmasına ayrılmıştır. Ardından da yasama fonksiyonunun sınırlılığının temel olarak diğer fonksiyonların sınırlılığı ile aynı bağlam içerisinde değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla sınırlılığın yasama işlemlerinin unsurları bakımından benzer sonuçlara sahip olduğu savunulmuştur. Tezimizin ikinci bölümünde, yasama fonksiyonunun sınırlılığının, yasama işlemlerinin dış unsurları olarak kabul ettiğimiz yetki, usul ve şekil unsurları üzerindeki sonuçları izah edilmiştir. Sınırlılığa ilişkin kabul ettiğimiz standartlar bağlamında özellikle yetki un-suru hakkında önemli sonuçlara ulaşılmıştır. İçtihatta ve doktrinde kabul edilen yasama yetkisinin asliliği ve genelliği ilkelerinin Türk hukuku bakımından neden geçerli olamaya-cağı açıklanmıştır. Bunun yanı sıra yetki unsurunun geçerlilik ve hukuka uygunluk bağlamında önemli sonuçları olduğu ve parlamento kararları ve kanunlar arasındaki sınırı oluşturduğu vurgulanmıştır. Daha sonra da sınırlılığın usul ve şekil unsuru üzerindeki yansımaları ve geçerlilik ile bağlayıcılık meseleleri bağlamındaki belirleyiciliği açıklanmıştır. Tezimizin üçüncü bölümünde de sınırlılığın yasama işlemlerinin iç unsurları olarak kabul ettiğimiz sebep, konu ve amaç unsurları bağlamında sonuçları ve bu sınırların tespitinde bü-yük önem arz eden takdir yetkisi kavramı açıklanmıştır. Sebep unsuru bakımından yetkinin sınırlılığı konusundaki kabullerimiz doğrultusunda hukuki sebep kavramının yasama işlemleri için de kabul edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda Anayasada sebep unsurunun nasıl düzenlendiğine veya düzenlenmemesine ilişkin bağlanan sonuçlar değerlendirilmiştir. Konu unsuru bakımından da Anayasanın bu unsuru nasıl düzenlediği ve buna bağlanan sonuçların ne olduğu meselesi açıklanmıştır. Amaç unsuru bağlamında ise bu unsurun belirleyicisi olan kamu yararı kavramı açıklanmış ve Anayasanın yasama işlemleri için belirlediği özel amaçlar hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Tezimizin son bölümünde de ulaştığımız sonuçlar özetlenmiştir.

Anayasa hukukuKamu hukukuSorumluluğun sınırlandırılması+5
Salih Taşdöğen
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hukukta madde ve form dikotomisi

Çalışmamızda hukukta önemli derecede kullanım sıklığına sahip form ve madde kavramlarının belirlenmesi, bu iki kavram arasında form lehine olan hiyerarşik ilişkinin tespiti, bu üstünlüğün sebepleri ve yerindeliğinin analizi amaçlanmıştır. İlk bölümde kavramsal bir analiz yapılarak form ve madde unsurlarının içine hangi özelliklerin girdiğini tespit edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda belirlilik ve kesinlik; kavramsallık ve sistemsellik; yazılılık ve kodifikasyon; yöntemsellik ve bilimsellik hukukun formunu oluşturan unsurlar olarak ele alınmıştır. Hukukun maddesinin ise amaç, toplumsal olgu, anlam ve içerik unsurlarından oluştuğu belirtilmiştir. İkinci bölümde, form unsuru olarak tespit ettiğimiz kriterler göz önünde bulundurularak, Roma Hukukunda ve Common Lawda form analizi yapılmıştır. Bu tartışmanın akabinde modern dönemle birlikte form ve madde dikotomisinin oluşmaya başladığı, bir başka deyişle bu düalitede, form kavramın maddeye nazaran üstün kabul edildiği gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümün sonunda, teorik tartışmaların pratik örnekler üzerinden gösterilmesi amacıyla madde yerine forma önem veren bir Yargıtay kararı ve genel olarak tebligat hukukuna ilişkin form ve madde analizi yapılarak, hukukta form unsurunun madde unsuruna üstün olduğuna ilişkin temel tezin desteklenmesi amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise hukukta form olarak kabul ettiğimiz belirlilik, kesinlik, kavramsallık ve yöntemsellik gibi niteliklerin, çağdaş bilim felsefesi görüşleri doğrultusunda eleştirel analizi konu edinmiştir. Böylece, belirliliğin, kesinliğin ve bilimselliğin sağlanması uğruna madde unsurunun ikinci plana atılmasına rağmen; belirliliğin, kesinliğin ve bilimselliğin ne kadar sağlandığı ya da sağlanamadığı gösterilemeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Amerika ve Avrupa'da ortaya çıkan, hukukun formel özelliklerini azaltmaya yönelik gelişmelere değinilmiştir. Ancak bu gelişmeler "alternatif" olma niteliği sebebiyle asıl olan hukuki çözüm mekanizmalarının formel niteliğinde bir değişim sağlamamıştır. Dolayısıyla, anti-formel hukuk hareketlerinin, modern hukukun form unsuruna öncelik veren niteliğinde önemli ölçüde bir değişim yaratmadığı ifade edilebilecektir. Anahtar Kelimeler: Esas, form, madde, usul.

BiçimDikotomiHukuk+3
Neslihan Özeler Sezici
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İdari yargılama hukukunda ısrar kararı

Israr kararı alt derece mahkemesinde görev yapan yargıcın üst derece mahkemesinin vermiş olduğu karara karşı direnmesine imkan tanıyan bir usul hukuku müessesesidir. Çalışmanın esas amacını ısrar kararının idari yargılama hukuku açısından mahiyetinin ortaya konulması oluşturmaktadır. Bunu gerçekleştirirken pozitif hukuk düzenlemeleri, doktrinde yer alan görüşler ile yargı kararlarına yer verilmiş ve ısrar kararına ilişkin tartışmalı meselelere çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmıştır.

Usul hukukuİdare hukukuİdari yargı+1
Melike Pala
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanuni idare ilkesi bağlamında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi

"Kanuni İdare İlkesi Bağlamında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi" başlıklı tez çalışmasında, Anayasa'ya yeni bir hukuki işlem türü olarak dahil edilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin anayasal kapsamı, hukuki niteliği ve normlar hiyerarşisindeki yeri öğretideki farklı görüşler çerçevesinde açıklanmıştır. 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu, hükümet sistemi değişikliğinin ötesinde Anayasa'nın yürütme bölümünde radikal bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirmiştir. Bu değişimin önemli sonuçlarından biri de kanunilik güvencesi kapsamında bulunan idari birimlerin teşkilatlanma yetkisinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin düzenleme alanına bırakılmış olmasıdır. Bu nedenle, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanuni idare ilkesinin unsurlarından olan "kanun" ve "idarenin kurulması" kavramları kapsamında incelenmiştir. Son olarak, yasama ve yürütme fonksiyonlarına ilişkin temel prensiplerin kanuni idare ilkesi ile kesiştiği zemin üzerinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesine yönelik tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.

CumhurbaşkanıKanun hükmünde kararnamelerKanunilik+4
Betül Merve Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının insan haklarının korunmasındaki rolü

Küreselleşme ve çeşitli alanlarda meydana gelen uluslararası gelişmeler, uluslararası sistemde büyük değişikliklere yol açmıştır. Uluslararası forumlarda sivil toplum, insan hakları ve kamuoyu gibi bazı kavramlar büyük önem kazanmıştır. Devletin geleneksel rolü azalmış ve devletler, artık küresel politikaların belirlenmesinde ve tanımlanmasındaki tek temel unsur değildir. Yeni dünya düzeninin dünyadaki sorunların çözümüne etkin bir şekilde katkıda bulunabilecek yeni uluslararası unsurlara ihtiyacı vardır. Uluslararası sivil toplum kuruluşları, en önemli yeni aktörlerden biridir ve uluslararası karar alma sürecinde önemli bir etkiye sahiptir. Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının her düzeyde artan öneminin bir sonucu olarak Birleşmiş Milletler, rolünü uluslararası ilişkilerde önemli ve temel bir ortak olarak kabul etmiştir. Bu kuruluşların yaptığı katkılar, zamanla artarak dünyada üçüncü otorite haline gelmiştir. Bu kuruluşlar, sahip oldukları büyük yetenekler ve uyguladıkları çeşitli mekanizmalar nedeniyle dünyadaki insan haklarını koruma sürecinde, önemli bir unsur olarak kabul edilmektedir. Sivil toplum kuruluşları, uluslararası insan hakları sözleşmeleri geliştirmeye ve uygulamaya çalışmakta ve uluslararası insan hakları hukukunun kurallarına uymanın bir garantisi haline gelmektedir. Dünyadaki temel hak ve özgürlüklerin durumunu da izlemekte ve insan hakları ihlallerini tespit etmek için çalışmaktadır. Ayrıca bu kuruluşlar, uluslararası toplumdaki insan hakları ihlalleri ile mücadele etmek için uluslararası yargı organları nezdinde büyük çabalar sarf etmektedir. Bu çalışma, uluslararası sivil toplum kuruluşlarının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi alanındaki katkılarını ve uluslararası düzeyde insan hakları standartları ve antlaşmaları süreçlerindeki rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca bu kuruluşların, dünyada insan haklarını garanti altına almak için izledikleri çeşitli mekanizmalara da ışık tutmaya çalışmaktadır. Anahtar kelimeler: Uluslararası sivil toplum kuruluşları, Uluslararası sözleşmeler, İnsan hakları, Uluslararası insan hakları hukuku

Sivil toplum örgütleriUluslararası hukukUluslararası sözleşmeler+2
Muhammed Muhammed
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yargı kararları ışığında Türk vergi hukukunda muvazaa ve peçeleme işlemleri

Çağdaş toplumlarda devletler, yüklenmiş olduğu misyon gereği kamu gelirlerine ihtiyaç duymaktadır. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi için vergi toplanarak vergi geliri elde edilmesi, devletlerin geçirmiş olduğu uzun bir evrimin sonucudur. Bununla birlikte vergilerin, devletin üstün egemenlik gücüne dayanılarak toplanmasının yanı sıra, vergilendirmede keyfiyete engel olan bireyleri koruyucu anayasal ilkeler de mevcuttur. Bunlardan en önemlileri, 1982 Anayasası'nda yer alan eşitlik ve mali güce göre vergilendirme ilkeleridir. Bu kapsamda Türk vergi sistemine ilişkin uygulamalarda, devletin kamu hizmetlerini görürken ihtiyaç duyduğu vergi gelirlerinde kayba sebebiyet veren ve aynı zamanda eşitlik ve mali güce göre vergilendirme ilkelerine de zarar veren bazı işlemler mevcuttur. Bu işlemler, muvazaa ve peçeleme işlemleridir. Türk vergi sistemi içerisinde mükellef ve vergi sorumlularının sözleşme özgürlüklerini kullanarak, vergiden kaçınma veya vergiden kaçırma amacıyla giriştikleri bu işlemler, vergi hukuku açısından tespiti, nitelendirilmesi ve yargı aşamasında ispatı çok önemli hususlardır. Vergi mevzuatının kapsamlı ve karmaşık yapısı sebebiyle bu işlemler çok farklı şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu işlemlerin dinamik yapısı sebebiyle de yeni peçeleme ve muvazaa işlemleri de ortaya çıkabileceğinden, bu işlemleri mevzuat kapsamında yasaklamak kalıcı bir çözüm olamayacaktır. Bu sebeple muvazaa ve peçeleme işlemlerin önlenmesine yönelik çabaların en başında doğru nitelendirme ile etkin ve etkili bir yargılama sistemi olması gerekmektedir. Peçeleme ve muvazaa işlemlerinin içeriğini belirlemek, yargı kararlarında bu işlemlerin ne şekilde ele alındığı göstermek, akademik literatüre katkı sağlamak ve vergi hukuku alanında üzerinde sınırlı çalışma yapılmış bir konuyu incelemenin yararlı olacağı sebebiyle, peçeleme ve muvazaalı işlemler, araştırma konusu olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında, muvazaa ve peçeleme işlemleri kavramları, bu kavramların benzer diğer kavramlardan farkları, yargı kararları ve öğreti doğrultusunda bu işlemlerin ne şekilde ortaya çıktığına yönelik örnekler ve bu işlemlerin ispatının ne şekilde olacağı hususları ele alınmıştır.

DanışıklılıkMuvazaaPeçeleme+6
Ahmet Onarıcı
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişisel verilerin korunması

Çalışmanın amacı giderek daha da önem kazanan kişisel verilerin hayatın her alanında korunması gerekliliğini açıklığa kavuşturmak ve konunun önemini vurgulamaktır. Zira gün geçtikçe kişilerin özel nitelikteki bilgilerinin izinsizce ele geçirilmesi gelişen teknoloji sayesinde daha da kolay hale gelmektedir. Kişilerin telefon konuşmalarının izinsizce dinlenmesi, kayıt altına alınması, görüntülerinin kayıt altına alınması, iletişim bilgilerinin, banka hesap bilgilerinin aynı şekilde ele geçirilmesi veya ifşa edilmesi özel hayatın gizliliğinin giderek ortadan kalkması sonucunu beraberinde getirecektir.

Kişisel veriVeri güvenliğiÖzel hayatın gizliliğinin korunması+1
Hussein Erdoğu
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza muhakemesinde suça sürüklenen çocukların yargılanması

Bireysel veya çevresel farklı faktörler neticesinde, erken yaşlarda suç yoluna giren çocukların, ceza adalet sistemi içerisinde farklı bir konuma oturtulması gerekliliği zaman içerisinde geçerlik kazanmıştır. Bu doğrultuda kabul gören uluslararası antlaşmalar ve ulusal kanuni düzenlemelerle, suça sürüklenen çocuklara yetişkinlerden ayrı yargılama usulleri tanınmıştır. Tezimizde öncelikle ulusal ve uluslararası hukuktaki çocuk kavramları tanımlanmış, daha sonra çocukları suça sürükleyen nedenler üzerinde durulmuştur. Ardından Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu temelinde suça sürüklenen çocukların yargılama süreçleri güncel yargı kararları eşliğinde incelenmiştir. Çocuğun tüm ceza muhakemesi süreçlerinde, üstün yararının korunması amacına öncelik verilmiş, mevcut düzenlemeler ve gelecekten beklentiler karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.

Ceza adaleti sistemiCeza muhakemesi hukukuCeza yargılaması+2
Özge Özkan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ceza hukuku'nda hapis cezalarının infazında ceza infaz kurumları

Hapis cezası; Türk Ceza Kanunu m. 45'te öngörülen yaptırımlardan biri olup Türk Ceza Kanunu'nun 46. maddesi gereği üç tür ("ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, müebbet hapis cezası ve kısa süreli hapis cezası") hapis cezası mevcuttur. En genel haliyle hapis cezası, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunan hükümlünün, özgürlüğünden bir süre yoksun kalması suretiyle infaz edilen bir yaptırım türüdür. İnfazın nasıl gerçekleşeceğine dair Türk Ceza Kanunu'nun 47, 48, 50. maddeleri ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 25'te hükümler mevcuttur. Çalışma kapsamında, Türk Ceza Hukukunda hapis cezası, hapis cezasının infazı ve ceza infaz kurumu türleri incelenmiştir. Özellikle; hapis cezasının, cezalandırmanın amacından beklenen gayeleri gerçekleştirmede ne derece etkin olduğuna teorik düzlemde yer verilmiştir. Sonuç kısmında ise, hapis cezasının suçun önlenmesindeki rolü, birkaç istatiksel tablo incelenerek değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hapis cezası, hapis cezasının infazı, ceza infaz kurumu, ceza infaz kurumu türleri.

Ceza hukukuCeza infaz hukukuCeza infaz kurumları+3
Kadir Durkal
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza muhakemesi hukukunda sanığın duruşmada hazır bulunması hakkı

Ceza muhakemesi, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin bütününü ifade etmektedir. Muhakeme bu iki evre üzerinden şekillenir ve hükmün kesinleşmesiyle sona erer. Bu süreç, yetkili adli makamların bir suç işlendiği şüphesini uyandıran herhangi bir emareye ulaşmalarıyla başlar. Suç şüphesi altında bulunan kişi soruşturma evresinde şüpheli, kovuşturma evresinde ise sanık olarak ifade edilir. Kovuşturma evresinin içinde ve ona dahil olan duruşma aşamasında; iddia ve savunma makamlarının delilleri ortaya koyulur, ortaya konulan deliller birbirleriyle ilişkilendirilir ve yargılama makamı tarafından vicdani kanaate ve delillere dayanılarak hüküm verilir. Verilen hüküm; var olan şüphenin yenilmesi, ortadan kaldırılması ve maddi gerçeğin açığa çıkarılmasını amaçlamaktadır. Sanık, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ne olduğu sorusuna beyanlarıyla cevap verebilecek en önemli süje ve delildir. Ceza muhakemesinde birçok ilkenin uygulanabildiği duruşma ortamında, sanığın hazır bulunması da ilkesel bir kuraldır. Gerek evrensel hukukta gerekse de hukukumuzda kural olarak duruşma ancak sanığın hazır bulunduğu bir anda ve ortamda gerçekleştirilebilecektir. Nitekim sanığın hazır bulunduğu her an, maddi gerçeğe erişmek ve şüpheyi ortadan kaldırmak daha mümkün hale gelecektir. Sanığın duruşmada hazır bulunması hakkını ele aldığımız çalışmanın birinci bölümünde, muhakemenin odağı ve en önemli süjesi olan sanığa ilişkin olarak; sanığın kim olduğu, ceza muhakemesindeki statüsü, yeri ve önemi, temel hak olarak savunma hakkı ve sanığın savunma hakkının önemi, sanığın duruşmada hazır bulunması ve bunun savunma hakkıyla ilişkisi ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde; duruşma kavramına, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının amacına ve kapsamına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin istisnalar ile bu istisnalara ilişkin doktrin ve yargı kararlarıyla birlikte değerlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanık, savunma hakkı, ceza muhakemesinde duruşma, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı.

Ceza muhakemesi hukukuCeza yargılamasıDuruşma+4
İsmail Kılıçlar
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

İdari işlemin sebep unsuru ve yargısal denetimi

İdari işlem, idare hukukunun temel konularından biridir. Sebep unsuru ise, idair işlem teorisini diğer teorilerden farklı, kendi özgü bir teori hâline getiren bir unsurudur. Sebep unsuru, idari işlemin yapılmasında dayanılan fiili ve hukuki etkenlerdir. Türk hukukunda sebep unsuru kural olarak kanundaki düzenleme şekillerine göre belirlenir. Sebep unsurunun kanunda hiç düzenlenmemesi ve belirsiz kavramlarla düzenlenmesi takdir yetkisine değil, hukuki yorum yükümlülüğüne işaret eder. Sebep unsurunun hukuka uygunluğu ayrıca sebep ilkeleri olarak adlandırılan birtakım içtihadi ilkelere de bağlıdır. Her idari işlem mutlaka bir sebebe dayanmalıdır, sebepsiz idari işlem olmaz. Sebepler gerçek ve hukuka uygun olmalıdır. Sebepler objektif olarak belirlenmeli, somut nitelikte olmalıdır. Sebep sakatlıkları sonradan giderilemez. Sebep unsuru şekle indirgenemez. Keza sebep ikamesi bu ilkeyi doğrulamaktadır. Sebep unsurunun hukuka uygunluğunun arandığı zaman, istisnaları olmakla birlikte kural olarak idari işlemin yapıldığı zamandır. Sebep sakatlıkları üç türe ayrılır. Hukuki sebep sakatlıkları, hukuki dayanaktan yoksunluk ve hukuki hatadır. Fiili sebeplerin maddi doğruluğunda hata, fiili hata olarak adlandırılabilir. Fiili sebeplerin maddi doğruluğu sebep unsurunun hukuka uygunluğu için yeterli değildir, fiili sebeplerin hukuki nitelendirmesi de hukuken doğru olmalıdır. Danıştay genellikle fiili sebeplerin hukuki nitelendirmesinde denetim yetkisini sınırlandırmamakta, tam denetim yürütmektedir. Açık değerlendirme hatası ve tam ölçülülük denetimi Türk hukukunda henüz istisnai uygulama alanına sahiptir ve örnekleri azdır. Sebep sakatlıklarının yargısal yaptırımı kural olarak iptaldir; ancak Danıştay'ın istisnai sayıdaki kararlarında hukuki yokluk müeyyidesinin kabul edildiği görülmektedir.

GerekçeGerekçe yükümlülüğüKanunilik+3
Güher Ulu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

İdare hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi

İdarenin kusursuz sorumluluğu sanayi devriminin ve bunun birlikte gelişen makineleşme, kentleşme ve sosyal devlet anlayışının bir ürünüdür. Kusura dayanmayan bu sorumluluk türü fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi üzerine kuruludur. Ancak Türk idare hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi, literatürde ve yargı kararlarında genellikle risk ilkesinin yanında tamamlayıcı bir ilke olarak ele alınmakta ve ayrıntılı bir şekilde açıklanan risk ilkesinin ardından fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinden kısaca bahsedilmektedir. Bu çalışma, idari sorumluluk hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin anlamı, kapsamı, uygulama alanı ve işlevine yönelik ayrıntılı bir çalışmaya duyulan ihtiyaçtan doğmuştur. Çalışmanın asıl amacı, fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin, idarenin kusura dayanmayan sorumluluğu içindeki konumunun, anlamının ve işlevinin belirlenmesidir. Bununla bağlantılı bir diğer hedef ise, fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin teorik ve pratik temellerini, kapsamını ve yargı mercilerinin bu ilkeye bakışını ortaya koymaktır. Söz konusu amaçlar doğrultusunda öncelikle, çeşitli hukuk sistemlerinde ve idari sorumluluk hukukundan çok daha eski bir geçmişe sahip olan medeni sorumluluk hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin varlığı araştırılmıştır. Ardından, idare hukukunda fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin anlamı, kapsamı, unsurları belirlenmiş, kendine özgü nitelikleri ortaya konulmuştur. Risk ilkesi ile arasındaki ilişki üzerinde özellikle durulmuştur. Risk ilkesi karşısında fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin konumu, risk ilkesine atfedilen belirleyicilik ve fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesine atfedilen tamamlayıcılık nitelikleri değerlendirilmiştir. Literatürde fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinden daha fazla ilgi gösterilen risk ilkesinin, ayrı bir ilke olarak gerekliliği sorgulanmıştır. Son olarak fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesinin uygulama alanı, idarenin faaliyetleri ve idarenin müdahalesinin birey üzerindeki etkisi üzerinden kategorilere ayrılmıştır. Çalışma konusu ilkenin ihlali sebebiyle idarece ödenen tazminatın anlamı ve kapsamından söz edilmiştir.

Fedakarlığın denkleştirilmesiKusursuz sorumlulukTazminat+2
Ayşe Aslı Alçın
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hakkı olmayan yere tecavüz suçu (TCK M. 154)

Malvarlığı değerleri, toplumun temel değerlerinden birini teşkil etmektedir. Çalışmanın konusunu oluşturan hakkı olmayan yere tecavüz (TCK m. 154) düzenlemesi de bu malvarlığı değerlerinin bir kısmını korumak maksadına matuftur. Düzenleme üç fıkradan müteşekkildir ve her bir fıkrada ayrı bir suç tipine yer verilmiştir. Bu suçlarda malvarlığı değerleri, taşınmazlar üzerinden gerçekleştirilen ihlallere karşı korunmaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmayla ilgili bulunan mülkiyet ve zilyetlik kavramları ve bunların diğer hukuk dallarındaki koruma yollarına, taşınmazların korunmasına yönelik bir ceza normu getiren 3091 sayılı kanuna ve 765 sayılı kanunda yer alan hakkı olmayan yerlere tecavüz düzenlemesine değinilmiştir. İkinci bölümde ise 5237 sayılı kanunun 154. maddesinde yer alan suçların incelemesine geçilmiştir. Birinci fıkrada özel mülkiyetteki taşınmazların, malikmiş gibi işgal edilmesi, sınırlarının değiştirilmesi veya bozulması ve hak sahibi kimselerin taşınmazdan faydalanmasına engel olunması suç haline getirilmiştir. İkinci fıkrada köy tüzel kişiliğine ait veya köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş taşınmazların, zapt edilmesi, bunlarda tasarrufta bulunulması ve sürüp ekilmesi suç olarak tanımlanmıştır. Sonuncu ve üçüncü fıkrada düzenlenen suç ise aidiyeti ehemmiyet taşımadan, suların mecrasının değiştirilmesi halinde vücut bulmaktadır.

GayrimenkullerMülkiyetMülkiyet hakkı+6
Abdullah Enes Karacan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İmar kirliliğine neden olma suçu (TCK m. 184)

İmar kirliliğine neden olma suçu; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile ilk defa ceza hukuku anlamında cezalandırılabilir bir fiil olarak düzenlenmiştir. Elbette ki imar kirliliğine neden olma fiiline vücut veren hareketler TCK'da suç olarak kabul edilmeden önce de işlenmekte idi. Fakat bu fiiller sadece kabahat şeklinde nitelendirilip çeşitli idari yaptırımlara tabi tutulmakta idi. Avrupa Birliği Hukukuna uyum çerçevesinde çevreye karşı suçların ceza hukuku yoluyla korunma altına alınması esasında yeni bir olgudur. İmar kirliliğine neden olma fiili de çevreye karşı suçlardan biri olup ceza hukuku yoluyla koruma altına alınması uygun görülmüştür. Tezimizde üzerinde durulan noktalardan bir tanesi de çevreye karşı suçlardan olan imar kirliliğine neden olma suçunun ceza hukuku yoluyla korunmasının ne derecede sağlandığı olacaktır. Tezimizin inceleme konusu olan imar kirliliğine neden olma suçu esasında içerisinde üç ayrı suçu taşımaktadır. Bunlar sırasıyla; yapı ruhsatiyesi alınmadan ya da ruhsata aykırı olarak bina yapmak veya yaptırmak, yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etmek ve son olarak da yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade etmektir. Çalışmada bu fiiller ayrı ayrı incelenmiş ve yasalaşmadan önce TBMM Genel Kuruluna sunulan ilk metni ile de karşılaştırmalar yapılmıştır.

Ceza HukukuKanunlar 5237 sayılıKent imar planı+5
Suzan Aslan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza muhakemesi hukukunda ifade alma

Adaletin temin ve tesisi, hukuka aykırılıkların doğru saptanması ile mümkündür. Suç işlediği düşünülen ve şüpheli olarak nitelenen kişi ya da kişilerin olaya ilişkin beyanlarına başvurulması işlemi ifade almadır. Soruşturma sürecine yön veren ve ceza muhakemesi hukukunun amacı olan maddi gerçeğe ulaşmada önemli katkı sağlayan ifade almanın usul ve esasları, Türk mevzuatında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 145-148 maddeleri arasında ve uygulama detaylarını ortaya koyan Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Yönetmeliği'nde düzenlenmiştir. Yetkili merciler olarak Cumhuriyet savcısı ve kolluk tarafından hukuka uygun teknik ve taktikler yardımıyla ifade alınırken yasal düzenlemelerde belirtilen sınırlar çerçevesinde işlem tesis edilmesi, alınan ifadenin muhakeme sürecinde delil olarak değerlendirilmesi bakımından gereklidir. Bu aşamada yapılacak usul hataları, ifadenin kullanılması imkânını ortadan kaldırabilir ve belki önemli bir delilin kaybına yol açabilir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ifade almanın yer aldığı soruşturma evresinin ceza muhakemesindeki konumu, bu evrede muhakeme süjesi olan şüphelinin hakları ve bu konulardaki hukuki yaklaşımın tarihi gelişimi ele alınmaktadır. İkinci bölümde Türk ceza muhakemesinde ifade almanın usul ve esasları açıklanmaktadır. Son bölümde ise, ifade alma teknik ve taktikleri ile yasak ifade alma usulleri ve ifadenin ceza muhakemesi hukuku bağlamında değerlendirilmesi yapılarak çalışma tamamlanmaktadır.

Ceza muhakemesi hukukuCeza soruşturmaHukuka aykırılık+4
Furkan Sena Bayraktutan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Parselasyon işlemlerinde mülkiyet hakkına müdahaleler

Mülkiyet hakkı, insanoğlunun sahip olduğu en önemli haklardan birisidir. İnsanın varlığının başlangıcından bu yana önemini korumuştur. Buna karşın, kısıtlanması mümkün olmayan bir hak değildir. Pek tabi ki mevzuatta öngörülen şartlar dahilinde de kısıtlanması ve bu hakka yönelik bazı müdahalelerde bulunulması mümkündür. İnsanların toplu yaşama içgüdüsü şehirleşmeye ve şehirlerin büyümesine neden olmuştur. Bunun sonucunda ise düzensiz ve çarpık yerleşmeler ortaya çıkmış ve kamu güvenliği, kamu sağlığı ve kamu yararı gibi ihtiyaçlar risk altına girmiştir. Bu nedenle şehirleşmenin bir düzene bağlanması ve bazı kamusal alanların oluşturulması gibi ihtiyaçlar ortaya çıkmış, böylelikle imar kavramı meydana gelmiştir. Bu amaçların yerine getirilebilmesi adına ise imar faaliyetleriyle mülkiyet hakkına yönelik bazı müdahalelerde bulunulmaktadır. İmar kavramının ve İmar Hukukunun en önemli adımlarından birisi olan parselasyon işlemi mülkiyet hakkına büyük oranda müdahale eden bir idari işlem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yetkili idareler tarafından tesis edilen parselasyonla doğrudan malikin arazisine veya arazideki hissesine etki edilmektedir. Hak kayıplarının önüne geçilmesi ve yetkili idarelerce keyfiyetinin önlenebilmesi adına mülkiyet hakkı üzerinde yadsınamayacak etkileri olan parselasyonun müdahale şekillerinin ve sınırlarının da ortaya konulması gerekmektedir. Parselasyon işlemini tesis eden idarelere ve hak sahiplerine yararlı olması bakımından bu çalışma dört bölüm olarak hazırlanmıştır. İlk bölümde mülkiyet hakkına ilişkin, ikinci bölümde parselasyon işleminin anlaşılabilmesi adına planlara ilişkin genel bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde parselasyon ele alındıktan sonra dördüncü ve son bölümde ise parselasyon işlemlerinde mülkiyet hakkına yönelen müdahaleler ele alınmıştır.

Kamu HukukuMülkiyetMülkiyet hakkı+4
Furkan Ustaoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6528 sayılı kanun sonrası dönemde Milli Eğitim Bakanlığı'nda görev yapan öğretmenlere verilen disiplin cezaları ve yargısal denetimi

Kamu hizmetlerinin sunumunda görev alan kamu görevlilerinin içerisinde büyük çoğunluğunu eğitim kamu hizmetinde görevli olan öğretmenler oluşturmaktadır. Eğitim hizmetinin düzenli ve sürekli bir şekilde sağlanabilmesi için bazı kurallar ve kuralların ihlali sonucunda yaptırımların uygulanması gerekmektedir. Bu yaptırımlar öğretmenler için 1.3.2014 tarih ve 6528 sayılı Kanun öncesi ve sonrası dönemde farklılaşmaktadır. 6528 sayılı Kanun öncesi dönemde 1702 ve 4357 sayılı Kanunlarda bulunan öğretmenlik mesleğine özel nitelikteki suç ve cezalar ihdas edilmiş olup bu kanunlara göre cezalandırmalar yapılmıştır. Ancak 6528 sayılı Kanun ile söz konusu hükümler yürürlükten kaldırılmasından dolayı öğretmenlerin disiplin işlemleri genel kanun niteliğinde olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır. Bu durum uygulamada boşluklara ve farklı disiplin işlemlerine neden olduğundan öğretmenlik mesleğine özel disiplin hükümleri içeren kanun ihtiyacının olduğu değerlendirilmektedir. Ayrıca disiplin suçlarını oluşturan fiil ve davranışların tamamının kanunlarda belirtilmemiş olması ve somut olaylarda benzer suçlar için idareye takdir yetkisi verilmiş olmasından dolayı cezalandırma işlemlerinin iptali için başvurulan idari yargı mercilerince verilen yargı kararları da uygulamanın gelişmesini sağlayarak uygulamaya yön vermektedir. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Öncelikle tez ile ilgili temel kavramlar, disiplin hukukuna hâkim olan ilkeler ile öğretmenlere disiplin cezası verilme usulü açıklanmıştır. Daha sonra 6528 sayılı kanun öncesi ve sonrası dönemde öğretmenlere verilen disiplin cezaları ile bazı fiillerin cezalandırılma uygulamalarına değinilmiştir. Son olarak ise öğretmenlere verilen disiplin cezalarında yargısal denetime konu olan hususlar incelenmiştir. Yapılan incelemeler çerçevesinde 6528 sayılı kanun öncesi dönemde olduğu gibi öğretmenlik mesleğine özel disiplin hükümlerinin Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun içerisinde veya ayrı bir düzenleme olarak ihdas edilmesi gerekliliği sonucuna ulaşılmıştır.

CezaDenetimDisiplin+5
Resul Kesin
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Salgın hastalıklarda idarenin sorumlulukları

Salgın hastalıklar pek çok insanın ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde derin yaralar açmıştır. Salgın hastalıkların devletlerin siyasi, askeri ve ekonomik yönden zayıflamasına sebebiyet vermesi, salgın hastalıklarla mücadele konusunu devletlerin önemle üzerinde durduğu bir konu haline getirmiştir. Salgın hastalıklarla mücadelede devletlerin elinde aşı, karantina, sokağa çıkma yasağı ve zorunlu tıbbi müdahale gibi çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Bu yöntemler salgınla mücadelede etkili yöntemler olsa da bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden veya kısıtlayan niteliğe sahiptir. Her ne kadar bu yöntemler bireylerin temel haklarını ihlal etse de sırf temel hakları ihlal etmemek adına salgınla mücadelede devletlerin sorumluluğunun ortadan kalktığının kabulü yerinde olmamaktadır. Burada önemli olan husus salgınla mücadelede idarenin alacağı tedbirler ile bireylerin temel hakları arasındaki dengenin korunması, idarenin sorumluluğu çerçevesinde alınacak tedbirlerin temel hakların sınırlandırılmasında ölçülülük ilkesine uygun hareket edilip edilmediğinin tespitidir. Tez çalışmasında bu hususun üzerinde önemle durulmuştur. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde salgın hastalıklarla ilgili çeşitli kavramlara yer verilmiştir. İkinci bölümde salgın hastalıklarda idarenin alacağı tedbirler değerlendirilmiştir. Zorunlu aşı uygulaması ile ilgili ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile zorunlu aşı uygulamasının içtihadi değerlendirilmesi yapılmış, karantina uygulamasının seyahat özgürlüğünü kısıtlayıcı niteliğe sahip olup olmadığı ve karantina tedbirine aykırı hareket etme fiilinin TCK kapsamında suç teşkil edip etmediği hususları değerlendirilmiş, sokağa çıkma yasağı uygulaması hukuki yönden ve temel haklara etkisi yönünden incelenmiş, sokağa çıkma yasağına dair alınan kararlara karşı hangi yargı yollarına başvurulabileceği hususu değerlendirilmiş, son olarak ise zorunlu tıbbi müdahale kapsamında bireylerin sahip olduğu tıbbi müdahalede onam hakkının hangi hallerde sınırlandırılabileceği hususu değerlendirilmiştir. Son bölümde ise sağlık hakkı ve yaşam hakkına ilişkin yükümlülükler, sağlık hizmetine erişim kapsamındaki yükümlülükler ve pozitif ayrımcılık kapsamındaki yükümlülükler değerlendirilmiştir.

EpdemiKamu hukukuPandemiler+2
Haydar Gündüz
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza muhakemesi hukukunda seri muhakeme usulü

Nüfus artışı, bilim ve teknolojinin ilerlemesi gibi nedenlerle tüm dünyada suç ve suçlu sayısı giderek artmaktadır. Klasik cezalandırma anlayışı doğrultusunda görülen ceza davalarının uzun sürdüğü ve masraflı olduğu bilinmektedir. Bu durum, hukuk devletlerini, failin sorumluluğu kabul etmesine sonuç bağlayan ve ceza muhakemesi sürecini kısaltan alternatif usuller benimsemeye yöneltmektedir. Suçun failinin ikrarına dayalı pazarlık sistemi, Anglo-Sakson hukukuna ait bir kurum olup bu sistemin temel alınması ile geliştirilen benzer usuller birçok hukuk sisteminde yerini almıştır. Ceza muhakemesi sistemimize yabancı sayılabilecek bu kurum, mukayeseli hukuktaki benzerlerinden esaslı farklar içermekle birlikte 7188 sayılı yasa ile seri muhakeme usulü adı altında kabul edilmiştir. Şüphelinin özgür iradesi ile kabul etmesi halinde uygulanabilen, Cumhuriyet savcısının özellikle yaptırımları belirlemede etkin olduğu ve iddianame ile kamu davası açılmadığından teknik anlamda kovuşturma aşaması bulunmayan kovuşturmaya alternatif bir usul olarak düzenlenmiştir. Klasik ceza muhakemesine hakim ilkelere aykırılıklar barındıran usulün, uygulamada ortaya çıkaracağı sorunlarla birlikte özellikle yargıdaki iş yükünün azaltılmasına yönelik fayda sağlaması beklenmektedir. Usulün, başta adil yargılama hakkı bağlamında ceza muhakemesi ilkelerine uyumlu hale getirilmesi, failin bir anlamda bazı haklardan feragat etmesinin makul sayılabilmesi için yasa koyucu tarafından öngörülen güvencelerin etkinliğinin artırılması gerekmektedir. Üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde seri muhakeme usulünün tanımı, hukuki niteliği ve amacı ile benzer kurumlarla mukayesesi yapılmıştır. İkinci bölümünde usulün uygulanma şartları incelenmiş ve son bölümünde ise usulün uygulanması süreci ve sonuçları ele alınarak tez tamamlanmıştır.

Ceza muhakemesi hukukuCeza yargılamasıSeri muhakeme usulü
Tahir Akgül
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2863 sayılı Kanun'a göre tabiat varlıklarının korunması

İnsanlığın ortak mirası olarak nitelendirilen tabiat varlıklarının tespiti, korunması ve gelecek nesillere aktarılması gün geçtikçe önemi anlaşılan uluslararası bir meseledir. Küreselleşen dünyada bilhassa gelişmiş ülkelerde çevre sorunlarına çözüm aranırken korunan tabiat varlığı sayısı da hızla artmaktadır. Yıllardır öğretilen ülkemizin üç tarafının denizlerle çevrili, dört mevsimin bir arada yaşandığı önemli ve zengin bir coğrafyada yer aldığı yönündeki ezberlerin ötesine geçilerek, çevrenin ve tabiat değerlerinin korunmasına yönelik geniş katılımlı çalışmalar yapılmalı ve ortak bir koruma bilinci oluşturulmalıdır. Koruma kullanma dengesinin tüm canlılar için önemi göz önüne alınarak yasal düzenlemelere yön verilmelidir. Bu çalışmada, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında korunacak tabiat varlıklarına ilişkin idare hukuku bağlamında inceleme yapılmıştır. Tabiat varlıklarının korunmasında görevli ve yetkili idarelerin sorumlulukları ve tabiat varlıklarını koruma komisyonlarının yapısı, işleyişi, görevleri ve verdikleri kararlar detaylı biçimde incelenmiştir. Uygulamada karşılaşılan sıkıntılara değinilerek çözüm önerileri sunulmuştur.

Doğa korumaDoğa koruma alanlarıKoruma alanları+2
Pınar Üstünyer Çetinkaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vergi mahremiyetinin ihlali suçu

Geçmişten günümüze kadar insanlar arasında anlaşmazlıklar hep var olagelmiştir. Bu anlaşmazlıkların sonucunda insanların hukuken korunan değerleri ihlal edilmekte; ihlallerin neticesinde ise devlet otoritesi kamu düzeninin bozulması tehdidi ile karşılaşmaktadır. Bireylerin hukuki değerlerinin korunmasının yoluysa devlet tarafından suç işlenmesinin önlenmesi ve suç işlenmesi halinde yaptırımının olmasıdır. Devletler toplumsal barışı, kişi hak ve hürriyetlerini, kamu düzenini koruyabilmek maksadıyla bazı eylemleri suç olarak kabul etmiştir. Suç, ceza normuyla korunmaya çalışılan hukuki değerlerin ihlaline sebep olan eylemlerdir. Yaptırım ise suç teşkil eden haksız fiilin karşılığına bağlanan hukuki sonuçtur. Toplumu oluşturan bireylerin ihtiyaçlarının karşılanması devletin sorumluluğundadır. Bu maksatla devlet kamu hizmetlerini finanse etmek için bireylerden vergi almaktadır. Vergi hukukunun alanı olan devletle birey arasındaki vergi ilişkisinin düzenlenmesi amacıyla kanunlarla belirlenen kaidelere riayet edilmesi gerekmektedir. Vergi yasalarının düzenlemiş olduğu ödev ve yükümlülüklere sorumlular ile mükellefler tarafından yaptırım gerektirecek biçimde aykırı davranılması halinde vergi suçları ortaya çıkmaktadır. Vergi cezalarıysa, vergi suçlarıyla kabahatlerinin karşılığını oluşturan, ceza mahkemesi veya vergi dairesi tarafından verilen, kişiyi bazı yoksunluklara maruz bırakan kanunla düzenlenmiş yaptırımlardır. VUK'un 362. maddesinde mündemiç vergi mahremiyetinin ihlalinin kaleme alınmasındaki asıl amaç vergi mahremiyeti hakkının korunmasıdır. Vergi mahremiyeti, vergilendirme sürecindeki görevlilerin öğrendiği, mükelleflerin özel yaşamlarına ilişkin bazı sırlarla gizli kalması gereken hususları korumayı hedefler. Zira beyan esasına dayanan Türk vergi sisteminde vergi sürecinin eksiksiz ve sekteye uğramadan işleyebilmesi, mükelleflerin beyan ettikleri kendilerine ait bilgilerin başkalarıyla paylaşılmayacağına güven duymalarına bağlıdır. Vergi mahremiyetini düzenleyen VUK'un 5. maddesi vergi mahremiyetine uymakla yükümlü olan kişileri ve vergi mahremiyetinin istisnalarını hüküm altına almıştır. Vergi mahremiyetinin ihlali suçunun düzenlendiği VUK'un 362. maddesi ise vergi mahremiyetini ihlal edenlerin TCK'nın 239. maddesine göre cezalandırılacağını hüküm altına almıştır. Bu bağlamda ilgili suçun incelenmesinde VUK ve TCK arasındaki ilişkiden yola çıkılarak vergi mahremiyetinin ihlali suçunun unsurları, özel görünüş biçimleri ve cezası hususlarının irdelenmesinde VUK'un 5. maddesi, TCK'nın genel hükümleri ve 239. maddesinden hareketle bir sonuca ulaşılmaktadır.

Vergi cezalarıVergi mahremiyetiVergi suçları+1
Esranur Pekbak Ertan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsan hakları bağlamında sağlık hakkı

İnsan hakları arasında yaşam hakkı ilk sıralarda gelmekle birlikte yaşam hakkı ile sağlık hakkı arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Yaşam hakkının da bir gerekliliği olarak gelişme gösteren sağlık hakkı iki görünümle karşımıza çıkar. Bunlardan ilki kişinin hastalanması halinde uygun tedaviye ulaşma hakkı olarak karşımıza çıkar. İdare bu hakkın gerekliliğini sağlık teşkilatlanması, modern cihazlarla ve yetkin hekimlerle dolu hastaneler ile sağlamaktadır. Sağlık hakkının bir diğer görünümü ise sağlıklı kalma hakkıdır. Kişinin sağlığını bozan fiziki ve psikolojik dış etkenlerden korunması olarak da ifade edilebilir. Sağlık hakkının ikinci görünümü olan sağlıklı kalma hakkı idareye birçok yükümlülük getirmektedir. Elbette sağlık hakkını öncelikle idarenin bizatihi kendisi ihlal etmemelidir. Sağlıklı ve dengeli bir ortam ile temiz çevre, gıda, su, sağlam ve yaşanabilir kent ve konutlar vb. daha birçok gerekliliğin yanı sıra iyi işleyen kolluk ve adalet sistemi vasıtasıyla fiziksel ve psikolojik şiddetin önlenmesi de hakkın gerçekleştirilmesi için gerekenlerdendir. Tüm bu sorumluluklar idareye pozitif yükümlülük anlamında yüklenmiştir. İdare eşitlik ilkesi gereğince herkesin eşit sağlık hizmeti alabilmesi için gereken tedbirleri almakla yükümlüdür. Konusu sağlık olan bilimsel verilere herkes ulaşabilmeli, tıp bilgi ve birikiminin artırılması için çaba sarf edilmeli ve etik veya ahlaki bir sakınca olmadıkça tıp bilimine ilişkin veriler sansüre tabi tutulmamalıdır. İdare ayrıca sağlık hakkının gereklerini yerine getirirken mülteci, engelli, mahkûm vb. özel duruma sahip kimselerin durum ve koşullarını göz ardı etmemelidir. Türkiye'de Sosyal Devlet ilkesinin bir gereği olarak sağlık hizmetlerinin gereklerini yerine getirmek üzere ve genel sağlığın korunması yönünde son derece kapsayıcı tedbirlerin alındığı ve alınmaya devam edildiği görülmektedir.

Kamu hukukuSağlık hukuku
Nozad Habib Abbas Kaki
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı

Ceza muhakemesinde adil bir yargılamanın gerçekleştirilmesi, sanığın savunma hakkını etkili bir şekilde kullanmasına bağlıdır. Savunma hakkının kullanımının anahtarı ise duruşmada hazır bulunma hakkıdır. Zira sanığın adil bir şekilde yargılandığından söz edilebilmesi için yargılamaya doğrudan, etkin ve verimli bir şekilde katılabilmesi gerekmektedir. Duruşmada hazır bulunan sanık; mahkeme önünde bizzat savunmasını yapabilecek, lehine ve aleyhine olan delilleri değerlendirerek yargılamanın sonucuna doğrudan etki edebilecektir. Ayrıca sanığın duruşmada hazır bulunması, maddi gerçeğe ulaşılması ve temel cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi bakımından bir gerekliliktir. Bu nedenle sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına yapılacak her türlü müdahale, ancak kesin olarak zorunlu ve gerekli ise yapılmalı; buna ilişkin düzenlemeler açık, net ve istisnai olmalıdır. Ancak ceza muhakemesi hukukunda kural, sanığın duruşmada hazır bulunması olmasına rağmen bu kurala birçok istisna getirildiği ve bu istisnalara ilişkin düzenlemelerde adil yargılanma hakkıyla bağdaşmayan hususlar bulunduğu görülmektedir. Uygulamada ise koşulları oluşmadan sanığın yokluğunda duruşma yapılmakta, sanığın bizzat duruşmada hazır bulundurulması yerine video konferans (SEGBİS) yöntemiyle duruşmaya katılması sıklıkla tercih edilmektedir. Bu durum, sanığın savunma hakkının kısıtlanmasına yol açmakta ve adil yargılanma hakkının ihlaliyle sonuçlanmaktadır. Bu çalışmada sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının savunma hakkı içerisindeki yeri, kapsamı ve önemi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında incelenmiş; sanığın duruşmada hazır bulunma hakkına istisna teşkil eden düzenlemeler, adil yargılanma hakkı bağlamında değerlendirilerek mevzuat ve uygulamadan kaynaklanan sorunlar tespit edilmiş ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerinde bulunulmuştur.

Adil yargılamaCeza yargılamasıSanık
İdris Doğan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İdari yargıda miktar artırımı

İdari yargıda kural olarak dava açma süresi geçtikten sonra dava konusu istemin genişletilmesi ya da değiştirilmesi yasaktır. Ancak bu yasağın hiçbir istisna barındırmamasından dolayı yaşanan mağduriyetler nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye aleyhine ihlal kararları verilmiştir. Hak ihlallerini önlemek için 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda yapılan değişiklikle idari yargıya miktar artırımı kurumu getirilmiştir. Miktar artırımı, Medeni Usul Hukukundaki ıslahtan oldukça farklıdır. Islah, davanın tamamen değiştirilmesine dahi imkan vermektedir. Oysa 2577 sayılı Kanun'da miktar artırımının çerçevesi çok daha dar çizilmiştir. Kanun'a göre miktar artırımı ile yalnızca tam yargı davalarında talep edilen miktar artırılabilmektedir. Ayrıca bu imkanın tek seferlik olduğu ve nihai karar verilinceye kadar kullanılabileceği de kurala bağlanmıştır. Ancak bazen davacının ikinci kez miktar artırımı yapması gerekebilir. Aynı şekilde istinaf kanun yolunda da bu hakkın kullanılması söz konusu olabilir. Kanun maddesi bu tür sorunlara cevap vermekten uzak olduğundan miktar artırımı hakkında mahkemelerin farklı uygulamalarına tanık olunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, miktar artırımında karşılaşılan sorunlar hakkında yargı makamlarının verdiği kararları aktarmak ve bu konuları bir ölçüde de olsa aydınlatmaktır.

Nursevim Yalçın
Altınbaş University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sınıraşan suların hukuki yorumu

Bu çalışmada, sınıraşan suların hukuki yorumlarının yapılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda; ilk olarak sınıraşan sular ile ilgili tanımlamalar yapılmıştır. Sonrasında, su kaynakları ile ilgili anlaşmazlığa neden olan sebepler açıklanmıştır. Sınıraşan suların güvenliklerinin sağlanmasının önemi belirtilmiş ve ülkelerin bu yöndeki çabaları örneklendirilmiştir. Su paylaşımı hususunda; kabul edilen ve kullanılan doktrinler belirtilmiş, sınıraşan sularda ülkelerin iş birliği sağlamasının önemi ve gerekliliği üzerinde durulmuştur. Sonrasında; Türkiye içerisinde sınıraşan su örnekleri aktarılmış, söz konusu suların örf ve adet hukuku kapsamındaki değerlendirmeleri belirtilmiş, bahsi geçen suların kurumsal yönde düzenlenmesi aktarılmış ve uluslararası kuruluşlar ile sınıraşan suların bağlantısı gösterilmiştir. Ardından; sınıraşan suların hukuki yönden değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışma sonucunda; sınıraşan suların dünyanın ve insanlığın devamlılığı için kritik önem taşıdığı ve sürekli olarak bu değerin artmaya devam ettiği belirtilmiş, bu açıdan sınıraşan suların ülkeler arasında sürekli daha önemli hale geldiği belirlenmiştir. Sınıraşan sulara dair ülkeler arasında, meydana gelen anlaşmazlıkların çözüme ulaştırılmasının, barışçıl ve sürdürülebilir gelecek inşa edilmesi yönünde kritik önem taşıdığı belirlenmiştir.

Dicle HavzasıFırat HavzasıHavza yönetimi+2
Necmettin Gökay Şengül
Altınbaş University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilaç yapma veya satma suçu (TCK 187)

İnsanlar tarih boyunca sağlıklarını korumak veya tedavi olmak için ilaç kullanımına başvurmuşlardır. Fakat ilaçlar, insanlara sağlığını korurken diğer taraftan da bilinen ya da olası yan etkileriyle insan sağlığında olumsuz neticelere de yol açabilmektedirler. Bazı durumlarda insanların kullandıkları ilaçlar, yaşamlarını kaybetmelerine dahi sebep olabilmektedir. Dolayısıyla ilaçlar, insan sağlığına doğrudan etki ettiğinden, modern tıp biliminin bir ilaç için öngördüğü deney aşamalarının başarılı şekilde tamamlanması ve ilacın yetkili makamlarca onaylanması gerekir. Bu yüzden ilaçların üretiminde ve satılmasında, bu aşamalara çok dikkat edilmeli ve oluşan yan etkiler de takip edilmelidir. Bazen araştırmalar bile ilacın yan etkilerinin tespiti noktasında yeterli olamamaktadır. İlaç piyasaya sunulup önemli sayıda kişi tarafından kullanılmasından sonra bile olumlu sonuç vermesinin aksine ağır hastalıklara yol açması mümkündür. Bu kapsamda ilaçların üretimi ve satımı işlemleri büyük bir öneme sahip olup ilaç üreticisi şirketten, bu ilacı reçete eden doktora ve eczacıya kadar çok sayıda şahsın sorumlulu¬ğu gündeme gelebilecektir. Kanun koyucu bu çerçevede, Türk Ceza Kanunun 187. maddesinde şahısların sağlığını ve yaşamını tehlike¬ye düşürecek biçimde ilaç yapma ya da satma eylemlerini suç olarak öngörmüştür. Çalışmada ilaç ve ilaç üreticisi kavramları, bu suçun maddi konusu, suçun maddi ve manevi unsurları, korunan hukuki değer, bu suçun fail ve mağduru, suça etki eden nedenler, suçun özel görünüş şekilleri ile diğer suçlarla ilişkileri ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: İlaç hukuku, eczacı, sahte ilaç, ceza hukuku.

Türk ceza hukuku
Erkan Şahin
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza muhakemesinde kanunilik ilkesi bağlamında hükmen tutukluluk uygulaması ve değerlendirilmesi

Ceza muhakemesinde, yargılamanın sürdürülmesi ve yargılama sonucu verilen hükmün infazının yerine getirilmesi amacıyla koruma tedbirlerine başvurulmaktadır. Koruma tedbirleri temel hak ve özgürlüklere kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmaksızın müdahalede bulunmaktadır. Temek hak ve özgürlüklere yönelik sınırlayıcı özellik göstermesi sebebiyle koruma tedbirleri ceza muhakemesinde uygulanan sınırlı kanunilik ilkesinin kapsamına girmektedir. Koruma tedbirlerinin içerisinde tutuklama tedbiri, kişi özgürlüğü hakkına doğrudan müdahalede bulunması sebebiyle en ağır koruma tedbiri olarak kabul edilir. 5271 sayılı Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesinde azami tutukluluk süreleri düzenlenmiştir. Bu süreler tutuklu bulunan şüpheli veya sanık hakkında ceza muhakemesinin tamamı için geçerlidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatlarıyla geliştirilen hükmen tutukluluk uygulaması azami tutukluluk sürelerin hesabında ilk derece ceza mahkemesinin mahkûmiyet hükmü sonrası istinaf ve temyiz kanun yollarında geçen süreyi dikkate almamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatları doğrultusunda Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi de hükmen tutukluluk uygulamasını benimsemiştir. Hükmen tutukluluk kavramı ulusal ve uluslararası mevzuatta bulunmamaktadır ve uygulamada birçok soruna yol açmaktadır. Tez çalışmasında hükmen tutukluluk kavramının tanımı, kapsamı, ulusal ve uluslararası mevzuatta ki yeri, bu konuda uygulamada meydana gelen sorunlar tespit edilmiş ve çözüm önerileri üzerinde durulmuştur.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukukuTürk ceza hukuku
Hatice Zehra Kurman
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu

Hürriyetlerin korunması için hukuki olarak tanınmaları yeterli olmamış, aynı zamanda hürriyetlerin ihlal edildiği durumları cezalandıran bir sistem kurulması gerekmiştir. Hürriyete karşı suçların yasal olarak mevzuatta yer alması bu konuda atılan önemli adımlardan biridir. 5237 sayılı TCK'nın ikinci kısım, yedinci bölümde yer alan Hürriyete Karşı Suçlar düzenlemesi ile bu bölümde yer alan hürriyetlerin gerçek anlamda tanınması sağlanmıştır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu Hürriyete Karşı Suçlar bölümünde m. 109'da düzenlenmiştir. Kişinin bir yere gitmek ya da bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması suç olarak kabul edilmiştir. Aktüel ve potansiyel hareket hürriyetinin korunan hukuki değer olduğu bu suç tipinde, suçun işlenmesindeki kolaylık ve fiilin haksızlık içeriği esas alınarak nitelikli hâller düzenlenmiştir. 5271 s. CMK ve ilgili yasal düzenlemelerde yer alan koruma tedbirlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda hukuka uygunluk sebebi olması, başka birçok suçun işlenmesinde mağdurun hareket hürriyetinin sınırlandırılmasının zorunlu olması ve suçla korunan hukuki değere ilişkin belirsizlik dikkate alınarak, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu tez konusu olarak seçilmiştir.

Hürriyeti tahdit suçuKanunlar 5237 sayılıKişi özgürlüğü+1
Zeynep Büşra Şenyiğit
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Hukukunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı ve etkin soruşturma ilkesi

Anayasa, AİHS ve ek protokollerle ortak koruma altına alınan temel hak ve özgürlüklerinden birinin kamu gücü tarafından ihlâl edildiğini iddia eden herkese, ihlâli ortadan kaldırmak amacıyla iç hukukta öngörülen olağan kanun yollarını tükettikten sonra, ikincil nitelikte bir hukuk yolu olan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanınması ile temel hak ve özgürlüklerin korunması adına Türk pozitif hukukunda önemli bir adım atılmıştır. Bireysel başvuru usulüyle, hak ihlâllerinin önlenmesi ve giderilmesini sağlamada etkili bir denetim mekanizması oluşturmak amaçlanmıştır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin ihlâl iddialarına ilişkin incelemeleri, yorumları ve başvuruya ilişkin vereceği kararlar büyük öneme haizdir. Anayasa Mahkemesi, bireylere temel hak ve özgürlükleri tanımakla yetinmemeli, bu hak ve özgürlüklerin ihlâline neden olan olayları aydınlatma ve sorumluları tespit etmek amacıyla yetkili makamların etkin bir soruşturma yapıp yapmadıklarını tespit etmelidir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, kendisine yapılan başvurulara ilişkin olarak öncelikle etkin bir soruşturmadan bahsedebilmek için aranan şartların tespitini yapmalı sonrasında yetkili makamların bu şartları yerine getirip getirmediklerine kanaat getirmelidir. Anahtar Kelimeler: Bireysel başvuru hakkı, temel hak ve özgürlükler, Anayasa Mahkemesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması, etkin soruşturma.

Anayasa MahkemesiBireysel başvuruSoruşturma+2
Aslıhan Arık
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de serbest seçim hakkı

Serbest seçim hakkı, demokrasinin kurucu bir unsuru olarak halkın devlet yönetimine katılımını sağlamaktadır. Bu bakımdan Türkiye'de demokrasinin geliştirilebilmesi ile birey ve hak temelli bir yaklaşımın hâkim olması için seçimlerle ilgili kuralların serbest seçim hakkı yönünden nasıl geliştirilebileceği önemli bir sorundur. Bu çalışmada serbest seçim hakkının hem teorik temelleri hem de uluslararası belgelerdeki düzenlemeler üzerinde durularak, Türkiye uygulamasındaki sorunlara dair bazı çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu çıkarımlar yapılırken teorik yaklaşımlar ve uluslararası insan hakları hukuku, özellikle de Türk mevzuatına da yön veren İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi sistemi incelenmiştir. Anayasal ve yasal düzenlemelerde yer alan bazı problemler doktrin ile İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi içtihatları ışığında yorumlanmıştır. Çalışmada serbest seçim hakkı ile ilgili sorunlardan ilki oy kullanma hakkına yönelik sınırlamalar ve seçimlerde aday olma yeterlikleri ile ilgili bazı Anayasal hükümler olarak belirlenmiştir. Ayrıca kişiler seçildikten sonra görevini sürdürülebilme hakkına da sahiptir. Bu bağlamda, çalışmada bu hak ile yakından bağlı olan yasama dokunulmazlığı kurumu ile ilgili Anayasal hükümler ele alınmıştır. Öte yandan çalışmada Türkiye'de mevcut seçim sistemi ile ilgili eleştiriler de ele alınmıştır. Son olarak Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru dâhil iç hukuk yolları ile ilgili düzenlemelerde yer alan sorunlar değerlendirilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları MahkemesiAvrupa İnsan Hakları SözleşmesiBireysel başvuru+5
Uğur Tabak
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Ceza Kanunu'nda çocukların cinsel istismarı suçu

Toplumun geleceğini oluşturan çocuğun, sağlıklı bir birey olarak yetişebilmesi için her türlü istismar ve şiddette karşı korunması gerekir. Özellikle çocuğun maddi ve manevi varlığı üzerinde derin izler bırakan ve toplumda nefretle karşılan cinsel istismar, etkili müdahaleyi gerektiren bir istismar türüdür. Bu müdahalenin bir gereği olarak, çocukların cinsel dokunulmazlığının, ceza hukukunda hukuki himayenin konusuna dâhil edilmesi zorunludur. Cinsel dokunulmazlığı korumak ve özellikle çocukların sağlıklı bir cinsel gelişim gösterebilmelerini sağlamak amacıyla, çocukların cinsel yönden istismarına yönelik filler 5237 sayılı TCK m. 103'te yaptırım altına alınmıştır. Son yıllarda çocukların cinsel istismarı suçunda önemli derecede artış görülmektedir. Bu artışın önünün kesilmesi ve çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmesi adına her alanda ciddi çalışmalar yapılmaktadır. İnsan soyunun en sevilesi varlığı olan çocuğun, maruz kaldığı bu istismar türüne karşı korunması için yapılan çalışmalara katkı sağlamak amacıyla, çocukların cinsel istismarı suçu tez konusu olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında suça ilişkin temel kavramlar, suçun tarihi gelişimi ve mukayeseli hukuktaki görünüm şekilleri ile 6545 sayılı Kanun değişikliği ile getirilen yenilikler ışığı altında, teknik hukuk açısından düzenlenme şekli incelenmeye çalışılmıştır.

Cinsel suçlarTürk Ceza KanunuÇocuk istismarı-cinsel+2
Funda Kaya
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Marka hakkına karşı işlenen suçlar ve yaptırımları

Marka bir mala veya bir hizmete ilişkin olup, bu mal veya hizmeti, yabancı menşeli başka mal ve hizmetlerden ayıran bir işaret ya da mal ile hizmetlerin kaynağını veya kalitesini göstermek açısından sahibine mutlak haklar sağlayan ve ayırt edici niteliğe sahip olan işaret şeklinde tanımlanabilir. Ve marka özellikle XX. yüzyılda kapitalizmin gelişmesi ile birlikte firma ve şirketlerin piyasalarda yer edinmelerini sağlayan en önemli unsurlardan birisi olmuştur. Markanın bu denli önemli bir unsur olmasından mütevellit ülkemizde de marka hukuku önem arz etmektedir. Arz ettiği önem nedeniyle marka hem 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hem de 5833 Sayılı Kanun ile koruma altına alınmıştı. Bu düzenlemeler kapsamında Anayasa Mahkemesi 2002/92 Esas ve 2004/25 Karar Numaralı, 02.03.2004 Tarihli Kararı ile 556 Sayılı KHK' nın marka hakkına tecavüz niteliği taşıyan düzenlemeleri olan m. 9/I (b), 9/II (b), 61/(a) ve 61/(c) hükümlerini Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiş ve Anayasa'ya aykırılık gerekçesi olarak da suçta ve cezada kanunilik ilkesini belirtmişti. Bu iptal kararlarının yürürlüğü, kanunda boşluk doğabileceği gerekçesiyle altı ay (6 ay) ertelenmişti. 6 aylık geciktirici yürürlük süresinin dolması halinde söz konusu fiillerin cezai anlamda nasıl korunacağı sorunu ortaya çıkmıştı. Kanun koyucu, bu nedenle (Kanun Tarihi: 21.01.2009, R.G: 28.01.2009, Sayı: 27124) 556 sayılı KHK' nın ilgili maddelerini değiştiren 5833 Sayılı Kanun'u kabul etti. Söz konusu 5833 Sayılı Kanun, mülga KHK' da yer alan ve m. 61/A'da suç ve ceza içeren hükümleri tek madde altında toplamış bulunmaktaydı. Bu nedenle, tam bir ceza normu içermekte olup, suçta ve cezada kanunilik ilkesi de sağlanmış bulunmaktaydı. Marka hakkına karşı işlenen suçlar mülga 556 Sayılı KHK' nın 61/A maddesinde yer almaktaydı. Bu madde 21.01.2009 tarihinde 5833 Sayılı Kanun ile köklü bir değişikliğe uğramış ve yeniden kaleme alınmıştı. Bu değişikliğin temel sebebi önceki hükmün 5237 Sayılı TCK'nın beşinci ve geçici birinci maddelerine aykırı hükümler içermesiydi. 5833 Sayılı Kanun ile de hem maddi ceza hukukuna hem de yargılama hukukuna ilişkin temel değişikliklere gidilmişti. Ancak 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile bahsi geçen KHK ve 5833 Sayılı Kanun yürürlükten kalkmış, Sınai Mülkiyet Kanunu ile marka hakkı ve diğer fikri ve sınai haklar daha güçlü bir şekilde koruma altına alınmıştır. Böylelikle marka hakkı mevzuatında birlik sağlanmaya çalışılmış ve suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle de tam anlamıyla bağdaşan bir düzenleme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fikri Mülkiyet Hakkı, Marka Hakkı, Marka Hakkına Tecavüz Halleri, Marka Suçu, 556 Sayılı KHK,

Ekonomik suçlarMarka hakkıMarka hakkını ihlal+4
İlknur İşler
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dış ticaret vergileri ve hukuki esasları

Türkiye'de dış ticaret üzerindeki mali yükümlülükler ithalat ve ihracat vergileri olarak gümrük vergileri, ithalattan alınan diğer vergiler ile yürütme tarafından konulan ek mali yükümlülüklerden oluşmaktadır. Bu bağlamda dış ticaret vergileri olarak gümrük vergileri ve ithalattan alınan diğer vergiler hukuki esasları çerçevesinde incelenmiş, ek mali yükümlülük olan fonlardan da önemli olanlara yer verilmiştir. Çalışmamızın birinci bölümünde, ilk olarak dış ticaret vergilerinin uluslararası boyutu kapsamında yapılan anlaşmalar ve vergileme ilkeleri ele alınmıştır. Dış ticaret düzenlemesi çerçevesinde yürütmeye yetki tanıyan anayasal düzenlemeler de değerlendirilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergiler ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamındaki gümrük verilerinin temel kavramları aralarındaki farkların ortaya konması adına karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca gümrük vergileri açısından önem arz eden gümrük rejimleri, eşyanın menşei, tarife cetveli ile kıymet tespit yöntemleri ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde, Türkiye'de dış ticaret üzerindeki mali yükümlülükler olarak gümrük vergileri ve diğer vergiler ile fonların neler olduğu, temel unsurları göz önünde bulundurularak ve vergileme tekniği açısından incelenmiştir.

Dış ticaret vergileriGümrük vergisiHukuki işlemler+7
Abdullah Ceylan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında umut hakkı

Ömür boyu hapis cezası, uluslararası insan hakları hukuku açısından ciddi anlamda sorgulanmaktadır. Bu sorgulamanın yansımaları, pozitif hukuku değişikliğe zorladığı gibi ulusal ve uluslararası mahkemelerin kararlarında da vücut bulmaktadır. Ömür boyu hapis cezası mahkûmlarının tahliye olma imkânlarının bulunmamasının eleştirildiği söz konusu kararlar, temel itiraz noktalarıyla birlikte bu çalışmada incelenmiştir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu konuda vermiş olduğu kararlar, ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü uluslararası insan hakları hukukunun genel prensiplerini etkileyen alanlarda, Mahkeme'nin iç hukuka müdahale etme gücü bulunmaktadır. Zira verilen kararlar, üye devletler açısından yerine getirilmek zorundadır. Bu konuda üye devletlerin egemenlik anlamındaki bazı kaygıları da birlikte düşünülünce, Mahkeme'nin kararlarını analiz etmek, ayrı bir anlam taşımaktadır. Genel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde umut hakkı kavramı bulunmamaktadır. Ancak Mahkeme, bireylerin ölünceye kadar sürecek bir hapis cezası almaları durumunu dinamik bir şekilde yorumlamaktadır. Bu anlamda bir hükümlünün tahliye olma imkânı bulunmadan bir müebbet hapis cezasına çarptırılması, Sözleşme'nin 3. maddesindeki işkence yasağıyla birlikte ele alınmaktadır. Çünkü bu ceza, kişinin ölüm anına kadar sürdüğü için insan onuru ve işkence yasağına aykırılık yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bu açıdan Mahkeme, Sözleşme'nin 3. maddesinin standartları olarak adlandırdığı şartları, umut hakkı kavramının mihenk taşları olarak oluşturmuştur. Sözleşme üzerinden üye devletlere yapılan denetim de genel olarak bu kriterlere göre gerçekleştirilmektedir.

Avrupa insan hakları hukukuAvrupa İnsan Hakları MahkemesiAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi+4
Mustafa Günebakan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00