Ankara Hacı Bayram Veli University
Anabilim Dalı

Arkeoloji Anabilim Dalı

Ankara Hacı Bayram Veli University

524

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Acemhöyük'te asur ticaret kolonileri çağı ölü gömme adetleri

M.Ö. II. binin başlarında Kuzey Suriye-Kuzey Mezopotamya şehirleri ile Anadolu arasında gelişen yoğun ticari faaliyetler, farklı kültürlerin ve inançların karşılaşmasına ve kaynaşmasına zemin hazırlamıştır. Toplumların inançları, ölü gömme adetleri, öteki dünya anlayışları, onların kültürleri hakkında önemli bilgiler vermektedir. Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nın, en önemli kentlerinden olan Acemhöyük'te, elli yıldır sürdürülen kazılarda açığa çıkarılan, yerleşim içi mezarlar ve yerleşim dışında Arıbaş Mezarlığı'nda bulunan mezarlar, dönemin ölü gömme gelenekleri ile var olan bilgilere önemli katkılar yapmıştır. Yerleşim yerinde, genellikle evlerin tabanları altına yapılan gömülerin çoğu, basit toprak mezar türündedir. Bunun yanında üzeri seramik parçalı mezar ve kap mezar birer örnekle temsil edilmektedir. Yön birliği göstermeyen söz konusu mezarlara, genellikle bebek ve çocuklar gömülmüştür. Yerleşim içi mezarlar, ölü hediyeleri bakımından zayıf mezarlardır. Yakarak gömülen bir örnek dışında, mezarların tamamına bireyler, ceset halinde ve hoker pozisyonda gömülmüştür. Arıbaş Mezarlığı'nda tespit edilen yüz altmış yedi mezarın çoğu, kremasyon gömülerden oluşmaktadır. Üç evreli olduğu anlaşılan mezarlık, Acemhöyük'ün Asur Ticaret Kolonileri Çağı'na ait bir halk mezarlığıdır. Mezarlıkta, basit toprak, küp, kap ve basit yakarak gömme mezarlar olmak üzere dört farklı mezar tipi tespit edilmiştir. Farklı mezar tipleri ve gömü biçimleri görülmesine rağmen, ölü hediyelerinin mezar tiplerine göre farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Bu hediyelerin birçoğu, Acemhöyük yerleşim alanında benzerlerine rastlanan eşyalardır. Arıbaş Mezarlığı ile çağdaş mezarlık ve yerleşimlerde ele geçen buluntularla yapılan karşılaştırmalar sonucunda, Arıbaş Mezarlığı'nın Kani?- Karum II. yapı katı ile Eski Hitit Çağı aralığında kullanılmış olduğu anlaşılmıştır.

AcemhöyükAsur Ticaret Kolonileri ÇağıTörenler+2
Hamza Ekmen
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kazakistan ve çevresindeki İskit ve Sarmat silahları

?Kazakistan ve Çevresindeki İskit ve Sarmat Silahları? konulu bu tez çalışmamızda İskit ve Sarmat kavimlerinin tarih sahnesine çıkışları, kökenleri, siyasi tarihleri, sanatı, kurgan yapıları ve esas olarak kullandıkları silah tipleri ele alınmıştır. Çalışmamız kapsamında ele alınan silahların kendi arasında stil kritiği ve teknik özellikleri göz önünde tutularak bir tipolojik dizi içinde ele alınmıştır. Her tip içinde yer alan buluntuların hangi kurganlardan çıkartıldığı ve tarihlendirmeleri ele alınmıştır.Bu çalışmanın kapsamında kazısı yapılmış ve yayınlanmış Kazakistan ve çevresindeki İskit ve Sarmat kurganlarından ele geçen buluntular oluşmaktadır. İskit ve Sarmat kavimlerinin kendi silah tipleri ile dışarıdan gelen tipler değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra, İskit ve Sarmat coğrafyasındaki çeşitli bölgelerde kullanılan karakteristik silah tipleri saptanmıştır.

AntropolojiArkeolojik kazılarArkeolojik yerleşim+7
Bagdaulet Sızdıkov
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta Anadolu'da demir çağı mimarisinin gelişimi ve kentleşme süreci

Bu tezde, Orta Anadolu'da Demir Çağında siyasi yapıdaki değişimle beraber gelişen mimari ve bu mimariye bağlı olarak oluşan kentleşme süreci incelenmiştir.Dönemin siyasi gelişimiyle şekillenen kentleşme süreci kapsamında incelenmiş olan merkezler arasında Kerkenes Dağ, Göllüdağ, Gordion mimari kalıntıları bakımından çeşitliliği ile öne çıkmaktadır.Kızılırmak'ın kuzeyi ve güneyi baz alınarak araştırılan merkezlerde (Pazarlı, Alaca Höyük, B. Güllücek, Boğazköy, Maşat Höyük, Kaman- Kalehöyük, Kırşehir- Yassıhöyük, Kerkenes Dağ, Alişar, Ovaören-Yassıhöyük, Kültepe, Göllüdağ, Porsuk/ Zeyve Höyük, Suluca Karahöyük, Gözecik, Sultanhanı, Kululu, Gordion, Elbistan Karahöyük, Yassıdağ) açığa çıkan mimari kalıntılar üzerinde mimari gelişim incelenmiştir. Tespit edilen mimari yapıların niteliği Demir Çağ kronolojisi içerisinde, malzeme ve yapım teknolojileri açısından incelenmiştir.Açığa çıkartılmış olan kalıntılara göre Orta Anadolu'da Demir Çağı'nda yaşayan toplulukların Erken Demir Çağı, Orta Demir Çağı ve Geç Demir Çağı sürecinde mimari gelişimlerin yaşandığı, bu gelişmeyle beraber kentleşmenin geliştiğini söylemek mümkündür.Anahtar SözcüklerDemir ÇağıOrta AnadoluMimariKentleşme

Demir ÇağıKentleşmeKentleşme süreci+4
Derya Şahin
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kapadokya'da Zeus kültü

EpitetKültNevşehir-Kapadokya+1
Meral Hakman
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

M.Ö. 2. bin Anadolu tasvir sanatında insan-hayvan karışımı varlıklar

M.Ö. 2. Bin Anadolu Tasvir Sanatında İnsan-Hayvan Karışımı Varlıklar konulu tez çalışması kapsamında çeşitli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıkların ikonografik özellikleri, üslup özellikleri ve zaman içindeki tarihsel gelişimi ele alınmaya çalışılmıştır. Tez çalışmasının amacını, insan-hayvan karışımı varlıkların karakteristik özelliklerinin ortaya çıkışı, sınıflandırılması, tarihlendirilmesi, tasvirler üzerinde yer alan mitolojik ve dinsel içeriklerin M.Ö. 2. Bin Anadolu toplumlarının manevi dünyasına ve dinsel inanışlarına katkısı hakkında detaylı bilgi edinmek oluşturmaktadır.Tez çalışması kapsamında kaya anıtları, kaya kabartmaları, bullalar, mühürler, levhalar, figürinler ve heykelcikler üzerindeki tasvirlerde ve yazılı kaynaklarda geçen insan-hayvan karışımı varlıklar anlatılmaktadır. Tez çalışması kapsamında çeşitli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıklar, arkeolojik ve filolojik belgeler ışığında yorumlanmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında eskiçağ Anadolu toplumlarının Anadolu dışındaki kültürlerle kurdukları ilişkiler sonucunda bu etkileşimin eserler üzerindeki yansımaları değerlendirilmeye çalışılmıştır.Tez çalışması sonucunda, çeşitli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıkların farklı kökenleri olduğu anlaşılmaktadır. Bunların bazılarının Anadolu kökenli, bazılarının Mezopotamya kökenli, bazılarının ise Mısır kökenli olduğu anlaşılmıştır. Tez çalışması kapsamında çeşitli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıkların farklı işlevleri olduğu görülmektedir. Tasvirli eserler üzerinde betimlenen insan-hayvan karışımı varlıkların bir kısmının, ölüm, bir kısmının doğum, bir kısmının bereket, bir kısmının zafer ve bir kısmının da hastalık önleyici fonksiyonlara sahip olduğu anlaşılmaktadır.Bu değerlendirme sonucunda, insan-hayvan karışımı varlıkların günümüz dinsel inanışları ve batıl inanışları içinde yaşamaya devam eden motifler olduğu görülmektedir.Anahtar Sözcükler:1.İnsan-Hayvan karışımı varlık2.Dinsel inanış3.Arkeolojik ve filolojik4.İkonografik5.Mühür

Hayvan figürleriHayvanlarM.Ö. 2000+5
Ebru Oral
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Acemhöyük Erken Tunç Çağı seramiği

Acemhöyük Erken Tunç Çağı Seramiğinin ele alındığı bu çalışmanın öncelikli amacını farklı tabakalarda açığa çıkarılan seramiklerin teknik özelliklerinin belirlenmesi, sınıflandırılması ve seramik malzemenin genel karakterinin ortaya çıkarılması oluşturmuştur. Tez çalışmasına konu olan malzemenin büyük bir bölümünün açığa çıkarıldığı güneydoğu eteğinde ele geçen malzemenin stratigrafik olarak değerlendirilmesi sonucunda, Acemhöyük'ün Erken Tunç Çağı II sonlarından itibaren kesintisiz olarak iskan edildiği belirlenmiştir. Acemhöyük'te farklı alanlarda gerçekleştirilen kazı çalışmalarından elde edilen tüm Erken Tunç Çağı seramikleri değerlendirildiklerinde, Orta Anadolu Bölgesi'nin genel seramik karakterine aykırı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu durum, özellikle çark yapımı yerel seramiğin X. tabakadan itibaren daha yoğun olarak ortaya çıkışıyla kendini göstermektedir. Erken Tunç Çağı III başından itibaren seramik üretiminde görülen bu gelişmenin yanı sıra Batı Anadolu kökenli seramikler ile Suriye Şişesi parçalarının da bulunması Acemhöyük'ün bu dönemde bölgeler arası kültürel ve ticari ilişkilerde oynadığı rolü göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Erken Tunç Çağı, Erken Tunç Çağı'ndan Orta Tunç Çağı'na Geçiş, Acemhöyük, Seramik,Orta Anadolu

AcemhöyükErken Tunç ÇağıSeramik sanatı+1
Yalçın Kamış
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu'da Neolitik Çağdan Tunç Çağı sonuna kadar kabartma insan ve hayvan figürleriyle bezeli pişmiş toprak kaplar

Anadolu'da Erken Neolitik Dönem'den itibaren görülen, pişmiş toprak kapların üzerinin kabartma olarak yapılmış insan ve hayvan figürleriyle süslenmesi anlayışı, Eski Hitit Dönemi'nde doruk noktasına ulaşmaktadır.M.Ö. 2. bin yılın ilk yarısında, Asur Ticaret Kolonileri Çağı ve Eski Hitit dönemlerinde yaygın olarak görülen bu kapların, bu dönemde Mezopotamya ile girilen yoğun ticari ilişkilerin ve etkileşimin bir sonucu olarak karşımıza çıktığı kabul görmüştür.Bu tez çalışmasının amacı, özellikle vazo formlarında karşımıza çıkan bu bezeme anlayışının Erken Neolitik Dönem'den Geç Tunç Çağı sonuna kadar incelenmesi yoluyla, ele alınan dönemler boyunca bu kap tipinin tipolojik gelişiminde ve kullanım amacında bir sürekliliğin olup olmadığının incelenmesidir. Çalışma sırasında, ele alınan malzeme, Neolitik Dönem, Kalkolitik Dönem ve Tunç Çağı olmak üzere üç ana dönemde incelenmiştir. Kabartma figürlü kapların ele geçtiği yerleşimler ana dönem başlıkları altında ayrı ayrı ele alınmış ve mümkün olduğunca buluntular ele geçtikleri arkeolojik kontekstlerle birlikte değerlendirilmiştir. Kabartma figürler, oluşturdukları konu bütünlüklerine göre gruplara ayrılarak, incelenen her örnek için kataloglama çalışması yapılmıştır.

Hayvan figürleriHitit seramiğiHititler+9
Şifa Demir Yılmaz
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nevşehir ? Avanos Camihöyük yontmataş endüstrisinin tipolojik analizi

Yontmataş aletlerin tipolojik analizleri, üretildikleri dönemdeki sosyo-kültürel ve ekonomik yapının anlaşılmasının yanı sıra, tarihöncesi kültürlerin geliştikleri ve yayıldıkları coğrafi alanların karşılaştırılmasıyla bu kültürlerin etkilerinin ve sürekliliklerinin de anlaşılmasını sağlar.Tipolojik analizler çerçevesinde, öncelikle parçanın alet olup olmadığı; aletse taşımalığı, hangi alet grubuna dahil olduğu, hangi yongalama ve düzeltileme yöntemleriyle bu alet grubuna dahil olduğu, hammaddesi, boyutları ve tam olup olmadığı kriterleri incelenir. Alet olmayan parçaların üretim artığı mı yoksa taşımalık mı olduğu ve herhangi bir düzelti taşıyıp taşımadığı belirlenir.Camihöyük yontmataş endüstrisi için, teknolojik özellikler ve alet ve silah tipleri olmak üzere iki bölüme ayrılarak yapılan analizde, hammadde, taşımalık ve düzeltileme özellikleri ile endüstri içerisinde tespit edilen alet grupları tanımlanmıştır.Bölgedeki diğer arkeolojik buluntuların yayınları hammadde ve alet grupları açısından taranmış, Camihöyük yontmataş endüstrisi ile benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuştur.Çalışmamızın sonunda incelemeye alınan her parça için hazırlanmış analiz fişleri, parçaya ait tüm bilgileri fotoğraf ve çizimi ile birlikte göstermektedir.Anahtar Sözcükler1.Yontmataş2.Obsidiyen3.Orta Anadolu4.Nevşehir5.Neolitik-Kalkolitik

CamihöyükNevşehir-AvanosObsidyenler+1
Simge Gökkoyun
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nevşehir Camihöyük Helenistik ve Roma dönemi seramikleri

Bu tezde, 2009-2010 yıllarında Nevşehir Camihöyük kurtarma kazılarından elde edilen Helenistik ve Roma Dönemi seramik buluntuları değerlendirilmiştir. Çalışma sonucu elde edilen verilere göre, Helenistik ve Roma Dönemleri'ne tarihlenen kap türleri özellikleriyle birlikte tespit edilmeye çalışılmıştır.Ayrıca sınırlı sayıdaki ithal malzemeden yola çıkarak ticaretin bölgeler arası etkileşimi saptanmaya çalışılmıştır.Çoğunluğu yerel üretimden oluşan seramik buluntularının tipolojisinin belirlenmesi ve diğer merkezlerdeki benzer buluntulardan faydalanarak karşılaştırılması neticesinde, bölgenin Kuzey Suriye, Güney Anadolu ve Karadeniz Bölgesi ile bağlantısının olduğu anlaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Seramik2.Galat Seramiği3.Helenistik ve Roma Dönemi Seramiği4.Doğu Sigillata A Grubu Seramiği5.Pontus Sigillata Seramiği

ArkeolojiCamihöyükHelenistik Dönem+4
Canan Uysal Tezer
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Demir Çağından Roma Dönemine Urartu, Phrygia ve Paphlagonia anıtsal mezar mimarisinde kabartma ve resim programları arasındaki ilişkiler

Bu çalışma, Demir Çağı'ndan Roma Dönemi'ne uzanan süreçte Urartu, Phrygia ve Paphlagonia kültür bölgelerindeki anıt mezarlarda yer alan ortak figürlerin nasıl biçimlendiğini ve bu temaların mezar mimarisi içerisinde nasıl görselleştirildiğini incelemektedir. Farklı geleneklere ait kabartma ve resim programları, tematik örüntüler aracılığıyla ortak bir kavramsal zeminde ele alınmıştır. Urartu, Phrygia ve Paphlagonia'daki anıt mezarlarda tekrar eden figürler ve kompozisyonlar, her ne kadar her bölgeye özgü sanatsal yaklaşımlarla şekillenmiş olsa da ölüm karşısındaki ortak simgesel düşünce biçimlerinin izlerini taşımaktadır. Bu ortaklık, ölümden sonra yaşam, güçlü bir kimlik bırakma ve koruyucu ruhlar aracılığıyla ölüye eşlik etme gibi inançların üç kültürde de benzer şekilde görselleştiğini göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, belirlenen zaman dilimi içerisinde bu üç bölgenin mezar mimarisi üzerinden şekillenen ortak temaların ve kültürlerarası etkileşimlerin ikonografik çözümlemesini sunmayı amaçlamaktadır.

KabartmalarPaphlagoniaPhrygia+2
Gamze Nur Tali
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya Müzesi'ndeki atlı Tanrı tasvirli adak stelleri

"Antalya Müzesi'ndeki Atlı Tanrı Tasvirli Adak Stelleri" başlığı altında sunulan bu tez çalışmasının konusunu, Antalya Müzesi envanterindeki atlı tanrı betimi taşıyan adak stelleri oluşturmuştur. Çalışmanın amacı, Roma İmparatorluk Dönemi Anadolu'sunda atlı tanrı ikonografisininin derinlemesine incelenmesi; kültün sosyal, siyasal ve dinsel yaşamdaki yeri ve bu algının toplumlardaki yansımasına ışık tutmaktır. Yapılan bu çalışmayla steller üzerinde tespit edilebilen tanrılar ve kültleri bir bütün içerisinde incelenmiştir. Konuya ilişkin yapılan çalışmalardaki eksiklikler tez çalışmasının önemini ve gerekliliğini ortaya koymakta, edindiğimiz yeni bulgularla konuyu aydınlatmaktadır. Çalışmada, daha önce yayımlanan kazı ve araştırmalar içerisinde yer alan atlı tanrılar ile ilintili bilgiler derlenip incelenmiştir. Tez çalışmasında, tanrıların kökenlerine ve tapınımlarına ilişkin arkeolojik ve epigrafik bilgilere, kimlik ve niteliklerine, isimlerine ilişkin dilbilimsel verilere, farklı eser grupları üzerindeki ikonografilerine ve tüm bunlarla ilgili yorum ve görüşlere yer verilmiştir. Müzedeki eserlerin formları, kabartmada yer alan figürlerin kompozisyonları, tipolojisi, işçilikleri incelenmiştir. Buluntu yerleri belirsiz eserlerin köken araştırması yapılmış ve lokalize edilmeye çalışılmıştır. Müzede çalışılan eser gruplarının birbirleriyle ve daha önce yayımlanmış diğer materyallerle analojileri yapılmış, ortak yönler ve farklılıklar ortaya konularak değerlendirilmiştir. Tez kapsamında, Antalya Müzesi'nde atlı tanrı tasviri içeren katalogta bir araya getirilmiş 92 adet adak steli bulunmaktadır. Buna göre stellerin adandığı tanrıları şu şekilde sıralamak mümkündür: Kakasbos/Herakles, Ordas, Dioskurlar ve Tanrıça, Apollon, Sozon ve Ares. Stellerin tamamına yakını yerel kireçtaşından üretilmiş, bölgedeki büyük sanat merkezlerinin ve kent işçiliğinin uzağında kırsal, yayla ve dağlık alanlarda yerel ustalar/sanatçılar ve atölyelerce yapılmıştır. Halk sanatının ürünleri olan kabartmalarda stil-kritik yapılamadığından dar ve kesin bir tarihleme mümkün olmasa da, eserler üzerinde yer alan yazıtlardan anlaşıldığı kadarıyla MS 2-3. yüzyıllarda yoğunlaşmaktadır. Sonuç olarak kapsamlı katalog ışığında ortaya konan çalışma, Lykia, Pisidia, Kabalis/Kabalia ve Milyas kültür bölgelerinin dinsel repertuvarına yeni bilgiler eklenmesine olanak sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Atlı tanrılar, Kakasbos/Herakles, Dioskurlar ve Tanrıça, Ordas, Sozon

Adak levhalarıAnatanrıçaAntalya Müzesi+7
Ali Baran Can
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sikkelerdeki tasvirler ışığında pisidia bölgesi men kültü

Çalışmanın amacı, her ne kadar köken sorununa bir netlik kazandırılamamış olsa da araştırmacıların Ay Tanrısı olarak kabul ettiği Men'in Pisidia Bölgesi'nde gördüğü tapınımın, antik çağın en etkili malzemesi olan sikkeler üzerindeki yansımalarını araştırmaktır. Bu doğrultuda, araştırma kapsamında bölgede Tanrı Men tasvirli sikke basan kentler ele alınmıştır. Anadolu'nun yerel ve en saygın tanrılarından biri olan Men, Küçük Asya topraklarında pek çek bölgede tapınım görmüştür. Tanrı Men, çalışma alanımız olan Pisidia Bölgesi'nin yanı sıra sınır komşusu olan Phrygia ve Lydia Bölgelerinde de yoğun bir tapınım görmüş ve bu etkiler sikke tasvirlerinde yerini almıştır. Pisidia Bölgesi'nde Antiokheia kenti, tanrı kültünün merkezi halini alarak varlığını uzunca bir süre korumuştur. Pisidia Men'i diyebileceğimiz tanrı, MÖ 2 binden MS 4. yy'a kadar bölgede tapınım görmüştür. Tanrının uzunca bir süre tapınım gördüğü bu bölgede en bilinen tasviri, kültün merkezi olan Antiokheia kentinden almış olduğu "Antiokheia Tipi"dir. Ayakta durur vaziyette betimlenen tanrı olasılıkla tapınaktaki kült heykelinden esinlenilerek bu tipte tasvir edilmiş olmalıdır. Bunun dışında farklı olarak özellikle Phrygia Bölgesi'nde görülen "Atlı Men" ve Lydia Bölgesi'nde görülen "Tapınak içinde Men" tasvirleri, bölgeler arası etkileşimi anlamamız açısından anlamlıdır. Şüphesiz sikke tasvirlerindeki bu çeşitlilikte Via Sebaste büyük rol oynamaktadır. Ayrıca Augustus'un en büyük projesi olan koloni kentleri de kentlerin önemini ve sikke sirkülasyonunu arttırmıştır. Ancak yapılan araştırmaların yetersizliği bölgenin en saygın ve eski tanrılarından biri olan Men'in, hala gizemli bir kült olmasına neden olmaktadır.

Kübra Kaçar Yavuz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kibyratis ve çevresi kaya kabartmaları

Erken dönemde Kabalis olarak adlandırılan, daha sonraki ismiyle Kibyratis Bölgesi, antikçağda Karia, Lykia, Pisidia ve Phrygia kültür bölgelerinin kesişme noktasında konumlandığından bu dört bölgeyi birbirine bağlayan noktada, merkezi bir konumda olmasıyla oldukça önemli bir bölgedir. Kabaca, Pisidia Bölgesi'nin batısında, güneyde Milyas ile kuzeyde Phrygia ve batıda Karia ile çevrelenmiş olsa da, tam olarak sınırlarını söyleyebilmek oldukça zordur. Buna göre doğuda; Tefenni Ovası, Olbasa antik kenti sınırları, kuzeyde; Acıpayam ovası, güneydoğuda ise Söğüt (Karalitis) Gölü ve Elmalı Platosu bölge sınırlarını oluşturur. Bu bölge içerisinde özellikle Roma Dönemi'nde yoğunlaşan kaya kabartmaları bölge dini, mitolojisi ve günlük yaşamına dair önemli bilgiler vermektedir. Söz konusu bölgede Kakasbos, Herakles, Dioskurlar ve Tanrıça başta olmak üzere yoğun olarak atlı tanrı kabartmaları görülmektedir. Bunların dışında Ana Tanrıça, Theoi Dikaioi gibi tanrı ve tanrıça kabartmaları da bulunmaktadır. Bu kabartmalar daha çok kırsal alanlarda bulunmaktadırlar. Ayrıca bölgede çok sayıda kabartmanın monoblok bir kaya üzerinde görüldüğü kutsal alanlar bulunur. Bazı kabartmaların ikonografisi hakkında birçok tartışma bulunmasına karşın, bir kısmının kesin olarak kim olduğu henüz çözülememiştir.

AnatanrıçaAtlı tanrılarKaya kabartmaları+3
Nurhan Beceren
Zonguldak Bülent Ecevit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Perge F-5 Çeşmesi

Su antik dönemlerden beri insanlar için hayati önem taşır. Kimi zaman kutsal bir vasıf atfedilip onunla ilgili tanrılar meydana gelirken, kimi zamanda hayatın başlangıcını oluşturan temel madde olarak karşımıza çıkar. İnsanlar ilk çağlardan beri tatlı su kaynakları etrafında toplanıp yerleşim alanları oluşturmuşlardır. İlk başlarda doğal yollar ile su ihtiyacını karşılayan toplumlar, daha sonra nüfusun artması, iklim değişiklikleri gibi sebepler ile suyu yaşadıkları alanlara taşıyabilmek için çeşitli mimari faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bunun sonucunda çeşmeler ortaya çıkmıştır. Yunan coğrafyasında ilk olarak kutsal birer alan niteliğindeyken, Roma Dönemi içerisinde zamanla bu vasfını kaybetmiştir. Çeşmeler ilk önce villa ve sarayların süs elemanları olarak karşımıza çıkarken, propaganda amaçlı büyük yapılar olarak da görüldüğü gibi, temel ihtiyaçların karşılandığı günlük kullanımı sağlamak için yapılan mimari unsurlar da olmuştur. Terminoloji bakımından çeşmeler oldukça zengindir. Üstlendikleri vazifelere göre çeşmeler Nymphaeum, Pege, Hydreion, Krene, Hydrekdokhion gibi isimler alabilirler. Plan olarak birçok farklı şekilde karşımıza çıkan çeşmelerin içerisinden çalıştığım yapı itibari ile exedra formlu olanlara bakacak olursak; kökeninin Nymphelere adanmış olan ve onların kutsal alanlarını ifade eden Nympheaion olarak adlandırılan mağara-çeşme düzenlemelerinden geldiğini söyleyebiliriz. Perge F-5 Çeşmesi de plan olarak exedra formlu bir çeşmedir. 16x18 m. ölçülerinde olan bu çeşmenin yarıçapı ise 7 m.'dir. Apsis havuzunun içinde yine apsis formunda küçük bir daldırma havuzu vardır. Yapı diğer benzer örnekleri ile karşılaştırıldığında üst yapısının kubbe şeklinde bir tonoz ile örtülü olduğunu söyleyebiliriz. Çeşmenin buluntuları olan 10 heykelin ise yapıya ait olduğunu gösterecek elimizde herhangi bir veri bulunmamaktadır. MS 2. yy. içerisinde Perge antik kentinde başlayan oldukça geniş kapsamlı mimari faaliyetler ve bu çeşme ile benzer Anadolu'da aynı plan ile yapılmış çeşmelerin değerlendirilmesi sonucu Perge F-5 Çeşmesi'ni MS 2. yy. içlerine tarihlendirebiliriz. Çeşmenin batı kısmında tuğlalar ile bir onarımdan bahsedebiliriz. Bu onarımın tarihlendirilmesi ise; mimaride tuğla kullanımın oldukça fazla olduğu, yanında bulunan Kuzey Hamam'ın tarihlendirilmesinden de yola çıkılarak MS 3. yy. olarak kabul edilebilir.

Antalya-PergeArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+5
Emrullah Can
Zonguldak Bülent Ecevit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lykia Bölgesi toplantı yapıları

Antik dönemde, kentlerde siyasal yaşamın gelişimine paralel olarak, kent meclislerinin toplanıp tartıştığı ve kimi zaman da kanunlar çıkardığı yapılar inşa edilmiştir. Meclis binaları, son derece önemli bir yapı türü olmasının yanı sıra kentlerin sosyal yaşamlarıyla ilgili birçok bilgiyi de barındırır. Tez çalışmasının amacı; Lykia bölgesinde bulunan antik kentlerdeki toplantı yapıları hakkında bilgi vermektir. Çoğu antik kentte meclis binasının bulunmaması ve yerine belki de tiyatro yapılarının kullanılmasından dolayı çalışmada tiyatrolardan da detaylıca bahsedilmektedir. Çalışma 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Lykia bölgesinin coğrafi ve tarihi gelişimi hakkında detaylı bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde, antik Yunan ve Roma'daki yönetim Resimleri detaylıca anlatılmıştır. Bunun sonucunda da meclis binalarının özelliklerinden ve işlevlerinden bahsedilen üçüncü bölüm bulunur. Dördüncü bölümde ise çalışmanın ana konusu olan Lykia kentleri detaylıca anlatılmıştır. Kentlerin tarihçeleri, yapılan araştırmalar ve kent planlarının ardından kentte bulunan toplantı yapılarına yer verilmiştir.

Antik mimariAntik şehirlerArkeolojik alanlar+5
Nazım Ülkü
Zonguldak Bülent Ecevit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2006-2018 yılları arasında Kibyra kazılarında ele geçen kemik eserler

Kibyra, Burdur ilinin Gölhisar ilçesi sınırları içerisinde yer alan önemli antik yerleşim yerlerindendir. Söz konusu kentte 2006 yılından itibaren bilimsel kazı çalışmaları yürütülmeye başlamış olup halen devam etmektedir. Kibyra kazı çalışmalarında ele geçen kemik eserler, ilk kez bu çalışmayla bilimsel olarak incelenmiştir. Çalışmanın konusunu 2006 - 2018 yılları arasında Kibyra'da ele geçen kemik eserler oluşturmaktadır. Kemik eserler buluntu yerleri ve varsa buluntu kontekstleri göz önünde bulundurularak ayrıca benzerleri ile analojik karşılaştırılması yapılarak eserlerin kullanım alanları ve tarihlendirilmesi ile ilgili öneriler yapılmıştır. Kemik eserler Doğu Nekropol, Odeion, Geç Dönem Hamamı, Roma Hamam Kompleksi, Stadion, Agora ve dükkân içlerinden ele geçmiştir. 186 adet eser bu kapsamda değerlendirilmiştir. Roma ve Geç Roma Dönem'lerine tarihlendirilen eserler, her iki dönemde de tam ve sağlam olarak ele geçen eserlerin az olması, ham maddesinin net bir kronoloji belirlemeye uygun olmaması ve bu alandaki çalışmaların azlığı gibi sebepler tip incelemelerinde ve kullanım işlevlerini belirlemede yetersiz kalınmasına neden olmuştur. Kemik eser üretim merkezine dair mimari alan, atölye çıkmamasına rağmen kazılarda ele geçen yarı işli ve üretim atığı kemiklerin Kibyra antik kentinde kemik eser üretim merkezi ve ya küçük taşınabilir seyyar tezgahlarda kemik işleme ustaları tarafından işlenip halka açık kamusal alanlarda söz konusu eserlerin yer almış olabileceği konusunda ipuçları vermektedir. Bu çalışma, kentte devam eden kazı çalışmalarında ele geçecek olan yeni buluntuların tarihlendirilmesine ve sınıflandırılmasına yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kibyra, Kemik Eser, Roma, Dokuma, Takı

Cerrahi aletlerKemik aletlerKemik ve kemikler+2
Ezgi Ceren Kutluer
Zonguldak Bülent Ecevit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Perge Batı Nekropolisi M58 Mezarı

Perge kentinin Batı Nekropolisi'nde, parsel 42 sınırları içerisinde yer alan M58 Mezarı, düzgün kesilmiş kireçtaşı bloklarla örülmüş, yüksek bir podyum üzerine konumlandırılmış, tetrastylos prostylos planlı, üst yapısı arşitrav, friz ve üçgen alınlıkla oluşturulmuş, iki hyposoriona sahip anıtsal bir mezar yapısıdır. Mezarın güneybatısında, mezara yakın konumu nedeniyle yapıyla ilişkili olduğu düşünülen bir lahit (L1) ve büyük bir sunak bulunmaktadır. Roma İmparatorluk Dönemi'nde inşa edilen mezar, cephe düzenlemesi ve mimari detayları ile tipolojik olarak tapınak tipli bir mezardır. Toplumda saygınlık kazanmış, önemli vasıfları olan, yüksek statüye sahip soylu bireyler için inşa edilen bu tip mezar yapılarında, bireyin ölümünden sonra da saygınlığını koruduğunu belirtmek ve onu yüceltmek amaçlanmaktadır. Ayrıca görkemli kamu yapıları gibi, tapınak tipli mezarlar da refahı, zenginliği ve statüyü vurgulayan birer propaganda aracı olarak görülebilir. Anadolu'da erken örneklerini Likya'da MÖ 4. yüzyıldan itibaren gördüğümüz bu mezar tipi, MS 1. yüzyılın ortalarından itibaren ve özellikle MS 2. yüzyılda yaygın olarak görülmeye başlamıştır.

Arkeolojik alanlarArkeolojik kazılarArkeolojik yerleşim+4
Hilal Kılıçay
Zonguldak Bülent Ecevit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kibyra'dan bir grup heykeltıraşlık eser

"Kibyra'dan Bir Grup Heykeltıraşlık Eser" isimli bu tezin konusunu, günümüze değin yapılan kazılar sırasında bulunmuş heykeltıraşlık eserlerin tipolojik ve ikonografik tanımlamaları oluşturur. Günümüzde Burdur ilinin güneybatısında, Gölhisar ilçesi sınırlarında yer alan Kibyra, Kabalia ya da Kibyratis Bölgesi'nin büyük ve önemli bir kentiydi. Kent, Roma İmparatorluk Dönemi'nde Karia, Phrygia, Lydia, Pisidia ve Lykia gibi farklı kültür bölgelerinin kesişme noktasında yer almıştır. Kentte yapılan kazı çalışmaları sonucunda Hellenistik Dönem izlerine rastlanırken, Roma İmparatorluk Dönemi'nde ise Kibyra'nın altın çağını yaşadığı görülür. Tez konusuna dahil olan eserler, Anadolu'daki birçok kent ve Avrupa'nın değişik müzelerinde sergilenen heykel tipleri ile benzerlik gösterir. Tezin içeriğinde yer alan heykeller tanrı ve tanrıçalar, Heroslar (kahraman) ve diğer insan heykellerine ait baş ve vücut parçalarından ibarettir. Çalışmanın ana konusunu, üçüncü bölümdeki Kibyra Heykeltıraşlık Eserleri adlı başlık altında incelenen buluntular oluşturur. Her bir eserin teknik bilgilerinin bulunduğu bölümde detaylı tanımların dışında, tartışma ve tarihleme önerileri de sunulmuştur. Kazı çalışmaları esnasında ortaya çıkarılan heykeltıraşlık eserler genel olarak yapı içinde ya da yapı çevresinde dolgu topraktan atıl vaziyette ele geçmiş olup, tarihlendirmeye yardımcı konteks yapılar içinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Eserler için tarihleme önerileri stil kritik yoluyla yapılmıştır. Ayrıca kentteki heykel üretim aktivitesinin sürekliliğine işaret eden kesin kanıtlar bulunamamıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda tez kapsamında incelenen heykeltıraşlık eserler, sayı ve nitelik açısından değerlendirildiğinde kentte heykel alanında MS 1. ve 2. yüzyıllarda sanatsal faaliyetlerin yoğun olduğu görülür. Anahtar Kelimeler: Kibyra, Kibyratis, Heykel, Tanrı ve Tanrıçalar, Heroi.

Anıtsal heykelHeykelHeykel sanatı+4
Süleyman Kılıçkaya
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antik dönem Pisidia bölgesi su yapıları

Su insan yaşamında her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Yerleşik yaşama geçiş ve tarımın başlangıcı su ile bağlantılıdır. Önceleri kentlerin çoğu akarsu yakınlarına kurulmuştur. Güvenlik gerekçeleriyle kentlerin, muhkim alanlara konumlandırılmasıyla, suyun kente taşınması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Yunan ve Roma şehirlerinin en önemli sorunu, konumlandıkları coğrafya nedeniyle su temin etmek olmuştur. Su yapıları bu noktada kurtarıcı olmuş ve zamanla ihtiyaç karşılamaktan ziyade sanat eserleri haline gelmiştir. Suyollarının geçtiği coğrafi koşullara göre inşa edilen yapılar, su kaynağından başlamak üzere, suyolları, su kemerleri, çeşmeler, hamamlar ve sarnıçlardır. Romalılar kentlere su götürürken, kemer ve tonoz işçiliğinde usta oldukları için sanat eseri niteliğinde olan su kemerlerini kentlere kazandırmışlar ve bunlar günümüze kadar gelmiştir. Kentlere su getirmek için coğrafi koşullar uygun ise taş, kurşun veya pişmiş toprak künklerin birbirine eklenmesi yoluyla yapılan su yoları kullanılmıştır. Fakat arazi koşulları buna uygun değilse bir veya birden fazla katlı su kemerleri (aquaduct) inşa edilmiştir. Bazı durumlarda kilometrelerce uzunlukta suyolları inşa edildiği bilinmektedir. Tez kapsamında, Antik Dönem'de, su iletim sistemleri, su yapıları ve suyu ileten suyolları ve boru sistemleri irdelenmiş, Pisidia Antiokheia, Ariassos, Apollonia, Konana, Kremna, Sagalassos, Seleukeia Sidera ve Termessos Antik Kentlerinde bulunan su yapıları değerlendirilmiştir.

Antik ÇağArkeolojik alanlarArkeolojik eserler+3
Fatih Altınışık
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tunç ve Demir çağında Anadolu'nun güneyinde Orthostatin mimaride kullanımı ve işlevi

Anadolu yarımadası, özellikle de Anadolu' nun güney kesimi ideal iklimi, zengin maden yataklarına sahip olması ve kültürel geçiş güzergâhında (Mısır, Mezopotamya, Suriye, Anadolu ve Balkanlar) yer alması bakımından tarihöncesi devirlerden bu yana önemini korumaktadır. Tunç ve Demir Çağı'nda da devem eden söz konusu bu popülarite, mimarinin gelişiminde de etkili olmuştur. Duvar bedenlerinin alt kısımları, dış etmenlere ve neme karşı en zayıf bölüm olması bakımından orthostatlar ile korunmaya alınmıştır. Orthostatlar hem yapının statiğinin arttırılması hem de yapıya anıtsallık-görsellik kazandırılması amacıyla kullanılmıştır. Anadolu'da Orta Tunç Çağı' ndan beri mimaride kullanılan orthostatlar Levant ve Ege grubu olmak üzere hem fonksiyonel hem de biçimsel bakımından iki farklı tipte gelişim göstermiştir. M.Ö. 13. yy.' ın sonlarında hem iklimsel değişiklik hem de deniz kavimlerinin akınları sonucu Anadolu' nun siyasi yapısı tümüyle değişerek nihayetinde Hitit İmparatorluğu da yıkılmıştır. Kuzeyden güneye adeta bir domino etkisiyle görülen kültürel göçler neticesinde Anadolu' nun güney kesiminde yeni kültür bölgelerinin şekillenmesiyle sonuçlanmıştır. Demir Çağı' nda Hitit-Assur etkisiyle şekillenen orthostatlar, Geç Hitit sanatının en önemli mimari ürünlerindendir. Ağırlıklı olarak bazalt ve kireçtaşı malzemeden yapılar orthostatlar tapınaklar, kent kapıları, saray ve hilani yapıları, mezar yapısı, anıtsal cadde duvarları ve sivil mimari yapılarında kullanım görmüştür. Anahtar Kelimeler: Anadolu, orthostat, statik, anıtsallık, Hitit, Assur.

AnadoluArkeolojik eserlerAsurlular+7
Ali Ilgaz
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hierapolis, laodikeia lahitlerinin atölye ilişkisi

Çalışma içerisinde Hierapolis ve Laodikeia ait olan iki girlandlı lahdin arasındaki ilişki değerlendirilecektir… Çünkü bu lahitler tip yönünden birbirlerine benzemektedirler. Her iki lahdin devamlarına ne Hierapolis ile Laodikeia'da ne de Anadolu'da rastlanılmamıştır. Devamları olmayan bu lahitler her ne kadar tip olarak birbirlerine benzeseler de aralarında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Lahitlerdeki en önemli farklılıklar; işçilik ve temel şablon betimlemeleridir. Örneğin Hierapolis lahdinin ön uzun yüzünde çift girland bezemesi (Lev. I-Res. 1), arka uzun yüzünde Madalyonlu lahitler içerisinde değerlendirilen friz betimlemesi (Lev. I-Res. 2) bulunmaktadır. Laodikeia lahdinin ön ve arka uzun yüzlerinde çift girland bezemeleri tasvir edilmiştir; fakat girland boşluklarında, ön uzun yüzde kadın-erkek büst betimlemesi (Lev. II-Res. 4), arka uzun yüzde girland boşluklarında mask betimlemeleri (Lev. II-Res. 5) detaylandırılmıştır… Çalışma içerisinde değerlendirilecek olan lahitlerin benzer ve farklı yönlerinin bulunması, atölye ilişkilerinin nasıl olduğu konusu da merak uyandırmaktadır.Hierapolis ve Laodikei lahitleri dikkatli incelendiğinde temel şablonları Anadolu girlandlı geleneğinin tam tersi yönde yapıldığı gözlemlenilmiştir. Örneğin Anadolu girlandlı lahit geleneği üç girland bezemesiyle tanımlanmıştır. Hierapolis ile Laodikeia'da yer alan lahitler ise çift girland bezemeleriyle şekillendirilmiştir. Dolayısıyla bu lahitlerin hangi atölyenin çizgisinde hazırlandığı ve yerel bir gelenek sonucunda mı üretildi yoksa sipariş üzerine mi lahitler bu şekilde biçimlendirildiği çalışma içerisinde belirlenmeye çalışılacaktır… Ayrıca lahitlerin başka örneklerinin bulunmaması özgün eser niteliğinde olduklarını da göstermektedir. Bu yüzden Hierapolis ve Laodikeia lahitlerinin, girlandlı lahitler içerisinde ayrıcalıklı bir yerinin olduğu da anlaşılmıştır.

Arkeolojik alanlarArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+4
Sultan Gökpunar
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pisidia antiokheia Bizans Dönemi nekropolleri

Pisidia Antiokheiası Helenistik dönemde kurulmuş, Roma ve Bizans Döneminde varlığını sürdürmüş önemli bir antik kenttir. Kent, özellikle Hıristiyanlık inancının yayılması ile beraber var olduğu zaman içerisinde büyük öneme sahip olmuş ve Hıristiyanlık inancıyla birlikte bölgenin metropoliti haline gelmiştir. Kentin özellikle Roma Dönemi iyi bilinmekle birlikte Hellenistik ve Bizans dönemine ait bilgilerin nispeten daha az olduğu söylenebilir. Bunun en önemli nedenlerinden biri kente gelen araştırmacıların kentte yaptıkları çalışmalarda daha çok mimari yapılarla ilgilenmiş olmalarıdır. Bu çalışmada, erken dönem araştırmacılarının birbirinden bağımsız olarak yaptıkları çalışmalardaki nekropol alanlarına ait veriler bir araya getirilmiş ve Helenistik Dönemden Bizans Dönemine kadar olan gömü geleneğindeki farklılıklar ele alınmıştır. Gömü geleneğindeki bu değişim mezar yazıtlarından da anlaşıldığı üzere Hıristiyanlık inancının etkisiyle açıklanabilir. Antiokheia nekropol alanları, 4 farklı yönde dağılım göstermekte ve günümüz Yalvaç yerleşim sınırları içerisinde kalmaktadır. Çalışmada ağırlıklı olarak nekropollerin dağılım gösterdiği alanların topoğrafyası, mezar tipolojisi ve mezarların ait olduğu dönem incelenmiştir. Çalışmada ayrıca, nekropol alanlarının dağılım gösterdiği 4 farklı noktadan biri olan Görgü Bayram Mahallesi'nde yapılan kazı çalışmalarına ait veriler sunulmuş ve belirlenen 8 farklı mezar mimarisine ait detaylar araştırılmıştır. Bu kapsamda belirlenen mezar tipleri tanımlanmış ve değerlendirmeye alınmıştır. Özelikle Görgü Bayram Mahallesi'nde yer alan mezarlık alanının Geç Bizans Dönemi'ne ait olduğu sonucuna varılmıştır. Kentin sit alanı dışında kalan ve kaçak kazılarla tahrip edilen diğer üç nekropol alanı da değerlendirmeye alınmış ve bu üç alan da mezar tipolojisi, dönem ve buluntu ilişkisi açısından incelenmiştir.

Bizans DönemiBizans eserleriBizans sanatı+4
Fatma Kahraman
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Roma dönemi öncesi agoralar

Agora genellikle halk arasında pazar yeri olarak bilinmektedir fakat agoranın ilk anlamı toplanma yeridir. Erken dönemde herhangi bir alan agora olarak adlandırılabiliyordu, örneğin bir devlet büyüğünün kapısının önünde ya da bir geminin önünde toplanıldığı an orası agora oluyordu. Zamanla agora kelimesi soyut kavramdan somuta geçerek binaların yer aldığı bouleterion, odeon, tiyatro, sunak vb. mimari ögelerin olduğu yer anlamını taşımaya başladı. Arkaik dönemde kuşkusuz gözlenebilen en güzel agora; Atina Agorası olmuştur, onu Olynthos, Kassope gibi kentler takip etmiştir. Anadolu' ya baktığımızda ise ne yazık ki Arkaik ve Klasik döneme tarihlenen çoğu agoranın kazısı yapılmamıştır. Yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar doğrultusunda İonia, Karia, Pisidya, Mysia, Lykia, Troas bölgelerindeki belli kentlerde Arkaik ve Klasik döneme tarihlenen agoralar tespit edilmiştir. Arkaik dönem agoraları genellikle dağınık, düzensiz, plansız olmakla birlikte satıcıların ahşap tezgah vb. portatif stantlarda satış yaptığı düşünülmektedir. Klasik döneme gelindiğinde daha düzenli, malzemesi bölgesel olarak değişse de taş ya da mermerden oluşan yapılarla çevrilmiş; sunağı, tiyatrosu, odeonu, bouleterionu, dükkanları olan agoralar görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Agora, Arkaik Dönem, Klasik Dönem, Anadolu Agoraları

AgoraAnadoluArkaik Dönem+5
Didem Elif Çatalköprü
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pisidia bölgesi mezar sanatında silah tasvirleri

Günümüzde Göller Bölgesi veya Göller Yöresi olarak bilinen Pisidia Bölgesi, Milyas arazisi ile birlikte Mare Pamphylium'un (Akdeniz Körfezi) kuzeyindeki ovada yer alan Pamphylia'yı çeviren Toros Dağlarıyla güneyinde Anaua Lacus (Acı Tuz Gölü) ile Askania Lacus (Burdur Gölü) arasından geçen Söğüt Dağları'nın uzantılarıyla dik olarak birleşen Sultan Dağları ile kuzeyden çevrilmiştir. Karalis Lacus'un (Beyşehir Gölü) güneydoğusundan Melas Çayı'nın (Manavgat Çayı) yukarı ve orta çığırına kadar olan tepelikler ise doğu sınırını oluşturmaktadır. Çalışmamız Pisidia Bölgesi'nin sınırları içerisinde konumlanan, mezar steli, lahit ve ostothek üzerinde betimlenen silah tasvirlerini kapsamaktadır. Bölgenin coğrafyası, yol haritası, önemli kentleri ve bu kentlerin nekropolis alanları incelenerek; üzerine yapılmış olan akademik çalışmalar ve yapılan bilimsel kazılar göz önünde bulundurularak bir çerçeve belirlenerek ve bu çerçeve içerisinde bölgenin mezar yapısı ve tasvirleri hakkında fikir elde edilmesine çalışılacaktır. Bu kapsamda eldeki veriler ışığında yapılan çalışmalar, alan taraması ve yüzey araştırmaları dikkate alınarak konu ile ilgili ortak bir üslup ve fikir birliğine varılması amaçlanmaktadır. Pisidia Bölgesi; gömü gelenekleri ve nekropolis alanları, silah betimlerinin kullanıldığı mezar tipleri, ostothek, lahit ve mezar stelleri, bu donelerin kökeni ve ilk örnekleri incelenerek Phrygia, Pamphylia, Lykia, Ikonia, Isaura ve Makedonia örnekleri ile anoloji kurulmaya çalışılarak akültürasyon olup olmadığına dair veriler incelenecektir. Pisidia Bölgesi mezar stelleri, ostothek ve lahitleri üzerinde tasvir edilen silah betimleri; kendi içerisinde saldırı ve savunma silahları olup olmadığına bakılacaktır. Bu tasvirlerin yaşanan süreç içerisinde etnik kimlik ilişkisi, ikonografik açıdan değerlendirilmeye çalışılacaktır.

LahitlerMezar taşlarıMezarlar+3
Şevval Rukiye Erdoğan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2006-2015 yılları arasında Kibyra kazılarında ele geçen terrakotta figürinler

Gruplara ayrılarak incelenen 104 adet figürin, teknik ve stilistik açıdan değerlendirilmelerinin ardından benzerleri ve aynı tipteki yakın örnekleriyle karşılaştırılmıştır. Figürinler üzerinde yapılan incelemeler sonucunda tamamının kalıp yapımı olduğu tespit edilmiştir. Katalogda yer alan bilgiler; figürinlere ait detaylar, buluntu durumları ve aynı tipteki benzer örnekleri göstermektedir. Aphrodite ve Eros gibi dini kimliklerin, teatral konuların ve mizah görselli grotesk figürinlerin sevilerek işlendiği, çocuk mezarlarına adak olarak bırakılan hayvan figürinlerinin de rağbet gördüğü tespit edilmiştir. Eserlerin buluntu yerleri ve varsa buluntu kontekstleri ile ilgili veriler ele alınarak, figürinlerin işlevleri ve buluntu tarihleriyle ilgili öneriler yapılmıştır. Bu çalışma, kentte devam eden kazı çalışmalarında ele geçecek olan yeni buluntuların tarihlendirilmesine ve gruplandırılmasına yardımcı olacaktır.

Arkeolojik alanlarArkeolojik kazılarArkeolojik yerleşim+3
Belma Günal
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pamphylia bölgesi sur sistemleri ve kapı yapıları

Pamphylia Bölgesi'nin önemli kentlerinden olan Perge, Side, Aspendos, Attaleia, Sillyon ve Lyrbe kentleri, Antalya ilinde yer almaktadır. Bu çalışmada, Pamphylia Helenistik Dönem savunma sistemi olarak inşaa edilen sur ve kapılar ele alınmıştır. Kentlerin savunma sistemleri, sur duvarları ve kapılar ayrı başlıklar altında, plan ve mimari özellikleri bakımından incelenmiştir. Ayrıca, yapılan literatür araştırmalarında arkeolojik veriler (seramik ve diğer küçük buluntular), epigrafik buluntular (yazıtlar) ile birlikte değerlendirilmiş, Pamphylia'nın Helenistik Dönem sur ve kapı sisteminin incelenmesi jeofizik yöntemlerle de desteklenmiştir. Yapılan çalışmalarda kent surlarının genel olarak birbirini dik açılarla kesen dirseklerle güçlendirildiği belirtilmiş ve sur duvarlarının tarihlendirilmesinde, duvar örgü teknikleri, işçilik özellikleri, kentte bulunan sur inşa yazıtları ve arkeolojik buluntulardan faydalanılmıştır. Pamphylia Kenti Helenistik Dönem surlarının iki evreli olduğu sonucu çıkmaktadır. Buna göre surların ilk evresi, MÖ 4. yy'ın son çeyreğinden MÖ 3. yy ortalarına, ikinci evresi ise MÖ 3. yy ortası-MÖ 2.yy başlarına tarihlenmelidir.

Arkeolojik alanlarArkeolojik yerleşimKaleler+4
Numan Emin Ünver
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneybatı Anadolu'da geç neolitik erken kalkolitik hacılar boyalı seramik geleneği

Güneybatı Anadolu'da Göller Yöresinde bulunan boyalı seramikler krem üzeri kırmızı ve kırmızı üzeri krem renkte boyanmıştır. Kaplarda kase, çömlek, bardak ve ayrışık formlar görülür. Bant, geometrik ve figüratif motifler görülen bu kaplarda bezeme serbest, panelli, çerçeveli ve rezerve olarak yapılır. Boyalı seramikler Burdur, Isparta, Antalya, Denizli, Afyonkarahisar ve Muğla illerinde görülür. Seramikler Geç Neolitik ve Erken Kalkolitik Dönem'e tarihlenir.

Burdur-HacılarGüneybatı Anadolu bölgesiKalkolitik Dönem+5
Serhat Demirörs
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

M.Ö. 1. bin öncesi Anadolu saray mimarisi'nin ortaya çıkışı, gelişimi ve yönetime dair düşündürdükleri

"M.Ö. I. Bin Öncesi Anadolu Saray Mimarisinin Ortaya Çıkışı, Gelişimi ve Yönetime Dair Düşündürdükleri" isimli tezin konusunu Anadolu coğrafyasında belirli bir zaman aralığında inşa edilmiş saray yapıları oluşturmaktadır. Çalışma, konuya ilişkin Anadolu coğrafyası temel alınarak saray yapılarının neler olduğu ile ilgili olarak gerekli yayınların taranması, konunun kronolojik olarak değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Bununla beraber araştırma ile saray yapılarını oluşturan, şekillendiren ve zamanla değiştirerek geliştiren unsurların neler olduğu geçmiş yayınların taranması yardımıyla incelenmiş, saray yapılarının hangi kriter ve parametreler ışığında değerlendirilmesi gerektiği irdelenerek konunun daya iyi anlaşılması sağlanmıştır. Ayrıca saray yapılarının ilk olarak nasıl ortaya çıktığı, mimarilerinin nelerden oluştuğu, dönemsel ve kültürel özellikler ile benzerlik ve farklılıkların neler olduğu ile beraber yönetim kavramı üzerine düşündürdükleri kapsamlı değerlendirilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde yönetim adına birçok bilimsel veriyi de kendi içerisinde saklamayı başarabilmiş olan bu mimari formların dikkatle incelendiğinde, tüm insani faaliyetlerin sürdürüldüğü temel yerleşim alanlarında, iklimin ve çevresel koşulların ana etkenliği de dikkate alınarak şekillendirildikleri bariz bir şekilde görülmektedir. Tüm işlevsel ve çok amaçlı yanlarının yanı sıra içinde bulundukları yerleşim alanına şekillendirici bir örneklik teşkil etmeleri bakımından da mimarlık tarihi açısından oldukça önemli bir yer edinmektedirler. I. Bin öncesinde varlığı bilinen Anadolu saray örneklerinin yer aldığı yerleşim yerlerinin örneklendirilmesi ile genişletilmiş olan bu çalışma ile saray yapılarını ortaya çıkaran süreç, yönetim kavramının süreçle ilişkisi, gibi basamaklar titiz bir çalışmayla sunulmaya çalışılmıştır. Son olarak değerlendirmeler kısmında mimari gelişim ve yönetim adına düşündürdükleri açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anadolu, Saray, Mimari, Yönetim, Organizasyon. (ŞAHİN, Gökhan, M.Ö. I. Bin Öncesi Anadolu Saray Mimarisinin Ortaya Çıkışı, Gelişimi ve Yönetime Dair Düşündürdükleri, Yüksek Lisans Tezi, Burdur, 2019)

AnadoluAnadolu mimarisiMekansal yapılar+7
Gökhan Şahin
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlk çağdan günümüze Gelendost'daki yerleşimler ve kültürel ilişkiler

Bu çalışmada Gelendost İlçesinin tarih öncesi ve tarihi çağlarıyla ilgili bilgi verilmesi amaçlanmaktadır. Giriş bölümü hariç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Gelendost ilçesinin tarihsel coğrafyası antik kaynaklar ve bölgede günümüze kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar vasıtası ile anlatılmakta, ikinci bölümde ilçeye bağlı günümüz yerleşimlerinden kısaca bahsedilmekte, üçüncü bölümde tarih öncesi dönemden günümüze değin ilçeye ve çevresine ulaşımı sağlayan yol güzergâhlarından bahsedilmektedir. Dördüncü bölümde İlçe sınırları içerisinde tespit edilmiş olan yerleşimler kronolojik olarak değerlendirilmektedir. Son bölümde ise Prehistorik Dönemden, günümüze değin ilçede sınırlarında bulunan tüm yerleşimler bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmiştir. Sonuç itibari ile Gelendost sınırları içerisinde yer alan yerleşimlerin Paleolitik dönemden günümüze kadar aslında çokta fazla bir değişim olmaksızın yerleşim gördüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pisidia, Gelendost, Yerleşim, Mimari,

Arkeolojik alanlarArkeolojik yerleşimIsparta-Gelendost+6
Ersin Özen
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Burdur Müzesi'nden iki lahit fragmanı

Çalışma kapsamında değerlendirilecek olan "Burdur Müzesi'nden İki Lahit Fragmanı" adlı konunun içersinde iki lahit fragmanının araştırması yapılacaktır. 1 Numaralı Lahit Fragmanı ve 2 Numaralı Lahit Fragmanı iki farklı girlandlı lahde aittir. Bu lahitlerin ön uzun yüzü olduğu düşünülen ve dikdörtgen bir forma sahip olan girlandlı lahitlere ait oldukları, benzer örneklerinin karşılaştırılması sonucunda belirlenmiştir. Yapılan araştırmalar sırasında metin içerisinde bahsi geçen girlandlı lahit parçalarının daha önceki süreçlerde herhangi bir çalışmasının yapılmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada içinde fragmanların ilk bilimsel çalışma ve araştırmasını oluşturmaktadır. Lahit fragmanları, Burdur Arkeoloji Müzesi'ne arkeolojik bir kazı sonucunda değil, satın alma yoluyla kazandırılmıştır. 1 Numaralı Lahit Fragmanı'nın buluntu yerinin Kremna olup olmadığı araştırılacaktır. Çalışma içerisinde özellikle atölye-işçilik bakımından değerlendirilecek ve Anadolu, Roma ile Attika girlandlı lahitleriyle karşılaştırılması yapılarak hangi atölyeye/atölyelere ait oldukları belirlenmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Burdur Müzesi, Girlandlı Lahit, Fragman, Kremna, Atölye, İşçilik, Karşılaştırmalı Arkeoloji Yöntemi

AtölyeBurdur MüzesiLahitler+1
Özgür Emrah Şahin
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pisidia Antiokheia'sı Aedilicus Tepesi Kilisesi

Pisidia Antiokheia'sı Hellenistik Dönemde kurulmuş; Roma ve Bizans Dönemlerinde varlığını sürdüren, Galatya, Frigya ve Pisidia Bölgeleri'nin ortasında kalmış bir kenttir. Hellenistik ve Roma Dönemlerinde askeri bir koloni statüsünde olan kent, MS 3. yy'da Hıristiyanlığın Anadolu'da ivme kazanması ile birlikte Pisidia Bölgesinin metropolü ve dini merkezi haline gelmiştir. St. Paul'un kente gelmesiyle filizlenen Hıristiyanlık, 6. yy 'da doruk noktasına ulaşmış, Aedilicus Tepesi Kilisesinin yıkılmasına denk kentte varlığını sürdürmüştür. Tez çalışmasının birinci bölümünde Pisidia Antiokheia'sının tarihsel süreç içerisindeki gelişimi, ikinci bölümde kentte bilinen diğer kiliselerin mimari özellikleri, üçüncü bölümde Aedilicus Tepesi Kilisesi'nde yapılan kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılan mimari kalıntılar ve kilisenin evreleri ve bölümleri ile birlikte kapalı Yunan haç planın ortaya çıkışı, gelişimi ve Aedilicus Tepesi Kilisesi'nin planı dikkate alınarak kilisenin Orta Bizans Dönemindeki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde kilise içinde ve çevresinde gerçekleşen kazı çalışmalarında ele geçen seramik, mermer, metal, cam ve kemik gibi arkeolojik buluntular tanımlanarak analoji yöntemiyle tarihlendirilmeleri yapılmıştır. Aedilicus Tepesi Kilisesi, Arap akınları ile başlayan yıkım süreci sonrasında, kent içerisinde tahrip edilen yapılardan devşirilen mimari parçalarla inşa edilmiştir. Kilise, dıştan dışa apsisi ile birlikte, 40,5 m uzunluğu, 24,5 m genişliği ile kapalı Yunan haç planlı kiliselerin en büyüklerinden birisidir. Batısında dikdörtgen narteks ve nef ayrımlarındaki serbest ayaklar; doğusunda içten yuvarlak, dıştan üç köşeli apsisleri ile karakteristik Orta Bizans Dönemi kapalı Yunan haç plan özelliklerini tam olarak yansıtırken, tipolojik olarak ise dört destekli kiliseler arasında sayılır. Kentin, Arap akınlarından sonra ekonomik olarak çöktüğü, askeri yönden zayıfladığı, halkın büyük çoğunluğunun tarımla uğraşan çiftçilerden oluştuğu arkeolojik kalıntılarla belgelenmiştir. Kent halkının zayıflayan ekonomiye rağmen, anıtsal boyutta bir kilise inşa etmeleri dışarıdan destek aldıklarını ve inançlarını kaybetmediklerini göstermektedir. Kilisenin etrafında yapılan kazılarda, özellikle yapının kuzey ve güneyinde ortaya çıkarılan mekanlar, kilisenin sadece ibadethane olarak değil, burada görev yapan din adamları ve görevlilerin günlük ihtiyaçlarına yönelik bir kompleks olduğunu göstermektedir. Kilise duvarlarında ve çevresinde, tapınak malzemesi olduğu düşünülen lento, söve, postament ve arşitrav parçaları tespit edilmiştir. Kentin kuzeyine hâkim olan tepenin konumu ve arkeolojik materyallerin varlığı MS 2-4. yy'a ait, hangi tanrıya adandığı henüz tespit edilemeyen bir tapınağa işaret etmektedir. Serbest ayakların arasında zeminden başlayarak 3 m derinliğe ulaşan duvar hatları ve bu duvarlara paralel uzanan kilise dış duvarlarının diğer duvarlara göre geniş olması, 6. yy özelliklerini gösteren bazilikal planda bir kiliseyi işaret etmektedir. Günümüze ulaşan mevcut planı ile kapalı Yunan haçı olarak nitelendirilen plana sahip olan kilise, 10-12. yy aralığında aktif olarak kullanılmış, geçirdiği yangınla yoğun tahribata uğrayarak yıkılmıştır. Fakat tahribat yangından önce başlamış, zemin kaplamaları ve duvarların bir kısmı önceden sökülmüştür. Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait bir tapınağın üzerine kurulmuş olduğu öngörülen kilisenin bu dönemdeki işlevi yapılacak olan yeni kazılar sonucunda anlaşılacaktır. Anahtar Kelimeler: Pisidia Antiokheia, Aedilicus Tepesi Kilisesi, Kapalı Yunan Haç Plan

Bizans kiliseleriKiliselerKlasik arkeoloji+3
Ali Gündoğan
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göller Yöresi'nde Geç Kalkolitik kültürleri

Çalışma konusu kapsamında ele alınan "Göller Yöresi'nde Geç Kalkolitik Kültürleri" incelenerek ortaya konulmaktadır. Bu konu araştırması yapılırken önce Göller Yöresi ve yakınlarında yapılan araştırmalar değerlendirilmektedir. Bu araştırmalar ışığında Yöre içerisinde ve yakınlarında Geç Kalkolitik Dönem veya bu dönem olabileceği düşünülmüş yerleşimlere bakılmıştır. Bu yerleşimlerden çıkan buluntular başlıklar halinde konumu, çevresel özellikleri, stratigrafisi, mimarisi, çanak çömleği, maden ve diğer küçük buluntuları ve ölü gömme adetleri tek tek araştırılmış ve aktarılmıştır. Göller Yöresi'nde kazısı yapılmış ve kazısı yapılmaya devam eden Beycesultan Höyük ve kazısı bitirilmiş Kuruçay Höyük, Geç Kalkolitik Dönem Kültürlerini yansıtma anlamında önemli bir noktadadır. Bu iki yerleşim dışında yine kazısı yapılan Bağbaşı Yerleşimi de dönemi aydınlatma bakımından önemli veriler sunmaktadır. Kazılar ve yüzey araştırmaları yapılan Antalya İli'nde ki Katran Dağı Mağaraları da incelenip Dönem içerisinde ki buluntuları ele alınmaktadır. Ayrıca Yöre'de yapılan yüzey araştırılmaları da tez içeriğine eklenmiştir. Gruplara ayrılarak ve lokalizasyonu yapılarak incelenen yerleşimler ve bu yerleşimlerden çıkan buluntular, Geç Kalkolitik Dönemi aydınlatma bakımından önemlidir. İncelenen bu yerleşimler, kültürel ve sosyo-ekonomik yapıları anlamaya ve ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Göller Yöresi, Geç Kalkolitik Dönem, Kültürler, Yerleşimler

Arkeolojik yerleşimGöller bölgesiKalkolitik Dönem+2
Mert Koca
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alaşehir tipi girlandlı lahitler

Batı Anadolu'nun önemli bir bölümünü oluşturan Lydia Bölgesi eski çağlardan itibaren yerleşim görmüş, önemli uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Bölgenin asıl gelişimi Roma Dönemi'nde gerçekleşmiştir. Roma döneminde bölge her açıdan gelişim göstermiş ve bu gelişimini sanat eserlerinde de göstermiştir. Roma Döneminde heykeltıraşların lahit yapımlarına yönelmeleri sonucu heykel sanatının izlerini ve roma dönemindeki gelişimini, ele geçirilen lahitlerden izlemek mümkündür. Bu noktada tez konumda incelediğim malzemeler önem arz etmektedir. Çalışma, adını Uşak Müzesi'nde sergilenen Alaşehir'den bulunmuş olan lahitten almaktadır. Manisa Müzesi'nde bulunan on üç lahit çelenklerin tipolojisi, biçemi Alaşehir Lahdi ile benzerlik oluşturmakta ve aynı grup içerisinde incelenmektedir. Lahitlerin incelenmelerinde daha önce yapılmış olan çalışmalar bir araya getirilmiştir. Ephesos, Aphrodisias ve Karia atölyelerinin etkilerinin de görüldüğü lahitlerde yerel unsurlarda bulunmaktadır. Bu da bölgenin sanat olarak farklı bölgelerden her ne kadar etkilense de gelişimini kendi çizgisinde tamamladığını göstermektedir. Dört ana grup içerisinde incelenen Alaşehir Tipi Girlandlı Lahitlerinin sayıları kaçak kazılar ve kurtarma kazıları ile her geçen gün artmaktadır.

GirlandLahitlerLidya+4
Hayriye Akın
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Burdur Müzesi'nde bulunan Alper Erdem'den müsadere edilmiş Pontos ve Paphlagonia sikkeleri

Antik dönemlerde insanların ödeme yapmak amacıyla kullandıkları sikkelerin üzerinde yer alan tasvirler, basıldığı dönem hakkında bizlere bilgi vermektedir. Bu tasvirler sayesinde dönemin dini, ticari hayatı, kent yaşamı ve insanların inanışları ile ilgili pek çok bilgiye ulaşılabilmektedir. "Burdur Müzesi'nde Bulunan Alper Erdem'den Müsadere Edilmiş Pontos ve Paphlagonia Sikkeleri" konulu tez çalışması hazırlanırken gerçekleştirilen metodun ilk aşamasını kaynak taraması oluşturmuştur. Çalışmaya kaynak oluşturabilecek tez, kitap ve makaleler, taranarak temin edilmiştir. Çalışmanın ikinci ve üçüncü aşamasında Burdur Müzesi'ndeki sikke envanter defterleri taranmış, Pontos ve Paphlagonia adı altında kayda alınan sikkeler incelenmiş ve çalışma için ön hazırlık yapılmıştır. Çalışmanın dördüncü aşamasını katalog kısmı oluşturmaktadır. Bu aşamada kronolojik bir sıraya göre düzenlenen sikkelerin darp tarihi, darp yeri, ölçüleri vb. bilgileri verilmiş ve tanımları yapılmıştır. Tez çalışmasının katalogunda toplam 175 adet sikke yer almaktadır. Sikkeler, Pontos ve Paphlagonia bölgelerinden elde edilmiştir. Katalogdaki sikkeler; Pontos bölgesi kentlerinden Amisos'tan 138, Khabakta'dan 2, Komana'dan 6, Paphlagonia bölgesi kentlerinden Sinope'den 20, Pimalisa'dan 1, Amastris'ten 8 adettir. Katalog kısmında bulunan sikkeler incelenirken kronolojik olarak ele alınmış, ilk olarak tek tek fotoğraflanmış, ağırlık ve ölçüleri alınmış ve dönemi belirlenmiştir. İncelenen bu sikkeler dönem olarak Hellenistik Dönemi kapsamaktadır. En erken tarihli sikkeler İ.Ö. 120 yılına ait olup en geç sikkeler ise İ.Ö. 56 yılına aittir. İ.Ö. 120-100 tarihleri arasına ait 1 adet sikke, İ.Ö. 120-63 yılları arasına ait 41 adet sikke, İ.Ö. 105-90 yılları arasına ait 83 adet sikke, İ.Ö. 100-85 yılları arasına ait 1 adet sikke ve İ.Ö. 85-65 yılları arasına ait 40 adet sikke, İ.Ö. 80-70 yılları arasına ait 5 sikke, İ.Ö. 56 yılına ait 4 adet sikke, katalogda yer almaktadır. Katalogda yer alan sikkelerin ön ve arka yüzlerine bakıldığında farklı tiplere yer verildiği görülmektedir. Gorgo ya da Medusa başlı Aigis ve Nike figürlü sikkeler katalogdaki en kalabalık gruptur. Bunların dışında Athena, Pegasos, Perseus, Medusa, Dionysos ve Ares figürlü sikkelere de yer verilmiştir. Ayrıca sikkelerin ön ve arka yüzlerinde bulunan Latince yazılar da ön ve arka yüz lejant listesi bölümünde belirtilmiştir.

Burdur MüzesiPaphlagoniaPontos+1
Caner Rende
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Burdur Müzesinden bir grup dörtgen sunak

Burdur Müzesinde bulunan ve geliş yerleri bilinmeyen sunakların özellikle yazıtlı olanları konusunda çalışmalar olsa da, atölyeleri hakkında yoğun bir araştırma yapılmamıştır. Bu teze konu olan sunakların çoğu satın alma yolu ile Burdur Müzesine getirilmiş olup yalnızca beşinin geliş yeri bilinmektedir. Dolayısıyla çalışma konusu olarak seçilen dörtgen sunakların biçim ve biçem yönünden incelenerek, tasvir alanlarındaki betimlemelerle birlikte yorumlanması bölgedeki sunak yapım ve atölyelerine dair izler sunacaktır.

Burdur MüzesiMüzelerPisidia+1
Gizem Uygun
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eski Anadolu'da sikke tipleri ışığında ana tanrıça mater ikonografisi

Tarih öncesi dönemden, günümüze kadar gelen Ana Tanrıça Kybele, Anadolu'nun en önemli ve en eski Tanrıçasıdır. Doğanın doğurganlık ve besleme nitelikleri onunla dile getirilmiş zamanla, bolluk, verimlilik ve ürün kaynağı olma niteliği kazanmıştır. Kökleri Orta Anadolu'ya dayanan ve Kubileya, Matar ya da Meter adı ile bilinen ana tanrıça kültü, ilerleyen zamanlarda Yunan ve Roma medeniyetlerinde yerini Kybele'ye bırakmıştır. Tez çalışmasının esas konusunun oluşturan Ana Tanrıça Meter ya da Magna Mater kültü, özellikle Phrygler döneminde tüm Anadolu'ya yayılmış ve kendini sanat eserlerinde ya da dönemin darphanelerinde basılan sikkelerde göstermiştir. Çalışmanın ilk bölümünde Neolitik dönemden Roma dönemine kadar olan zaman içerisinde yer alan Ana Tanrıça kültü ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölüm, çalışmanın ana bölümünü oluşturmaktadır. Bu bölümde Ana Tanrıça Meter figürü kullanılarak basılmış olan sikkeler bir katalog halinde sunulmuştur. Toplam 59 adet sikkeden oluşan bu katalogda Bithynia, Phrygia, Ionia, Kilikya, Karia, Lydia, Likya, Mysia, Galatia ve Pamphylia bölgelerinde bulunmuş olan Hellenistik Dönem ve Roma Dönemi'ne ait sikkeler yer almaktadır.

AnatanrıçaAnatanrıça kültüEski Anadolu+5
İlyas Tekin
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Korkuteli-Gürbelen tepe yontmataş endüstrisi

Bu çalışma "Şeref Höyük/Komama ve Çevresi Yüzey Araştırması" ekiplerince 2018 yılında Korkuteli-Gürbelen Tepe'nin doğu yamacından toplanan yontmataş endüstrisinin tekno-tipolojik incelemeleri ve analizleriyle oluşturulmuştur. Üzerinde yoğun çakmaktaşı hammadde olan Gürbelen Tepe'de bulunan ve 125 yontmataş parçadan oluşan bu endüstri üzerinde analiz çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalara göre yongalar, çekirdekler, makrolit parçaları, döküntü parçalar, kornişli parçalar ve dilgiler gibi endüstri öğeleri incelenmiştir. Bu incelemelerin sonunda çoğunlukla Orta Paleolitik Dönem'e tarihlenebileceği düşünülen bu parçalar için tipler ve alt tipler belirlenmiştir.

Antalya-KorkuteliArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+4
Rıdvan Can Parmak
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batı Anadolu'da geç Kalkolitik Çağ ve Erken Kunç Çağı damga mühürleri

Çalışma konusunu oluşturan damga mühürler, Anadolu Neolitik Çağı'nın ilk tarımcı toplumlarının kazanmış olduğu buluşlar neticesinde sanatsal boyutta gelişerek günümüze kadar kesintisiz bir şekilde gelmiş olan önemli birer belgeleme ve temsil özelliğine sahip nesnelerdir. İşlevi bakımından ticari ve haberleşme faaliyetleri çerçevesinde kontrol, garantörlük, yetki ve koruma amacıyla farklı malzeme ve özelliklerde kullanılmıştır. Bununla beraber kişi ya da kurumların meşruiyetini sağlaması açısından her dönem önemini korumuştur. Batı Anadolu coğrafyası içerisinde gerçekleştirilen bilimsel kazı çalışmaları göz önünde bulundurarak tez çalışmam için ele aldığım merkezleri sırasıyla İç-Kıyı Ege'de Bakla Tepe, Çakırbeyli-Küçüktepe, Liman Tepe, Troia ve Yeşilova-Yassıtepe Höyük; İç Batı Anadolu Beycesultan, Çiledir Höyük, Höyüktepe, Kusura, Küllüoba, Seyitömer Höyük ve Şar Höyük; Güneybatı Anadolu'da Aphrodisias, Bademağacı, Hacılar Büyük Höyük, Hacımusalar, Karataş-Semayük ve Kadıkalesi olarak belirlemiş bulunmaktayım. Bunun yanı sıra Isparta ve Burdur İli sınırları içerisinde müze tarafından satın alınmış damga mühürler de sınıflandırılarak tez çalışmam içersinde incelenmiştir. Bu yerleşim merkezlerinde ele geçmiş olan Geç Kalkolitik Çağ ile Erken Tunç Çağı evreleri arasına tarihlenen damga mühürlerin biçim özellikleri incelenerek bölgesel özellikleri de değerlendirilmiştir. Çalışma sahası dışında ele geçmiş olan benzer örnekleri ile karşılaştırma yapılarak form ve yerel-bölgesel bezeme üslup özellikleri göz önünde bulundurularak Şevron, Nokta, Kafes, Bitkisel motifler, Haç ve Geometrik motifler şeklinde sınıflandırılarak değerlendirme yapılmıştır. Yapılan çalışmalar kapsamında 179 damga mühür buluntusu incelenmiştir. Bunun neticesinde buluntuların istatistiksel dağılımı %37,43 Çoklu Geometrik, %24,60 Şevron, %7,82 Nokta, %11,17 Kafes, %2,23 Zikzak, %2,23 Bitki, %9,50 Haç ve Gamalı Haç, %1,12 Şua, % 0,55 Meander, %2,80 Anafor, ve %0,55 Bezemesi-Motifsiz mühürler şeklinde olduğu anlaşılmıştır. Kronolojik gelişim açısından bakıldığında ise Geç Kalkolitik Çağ, ETÇ, ETÇ I, ETÇ II, ETÇ II-III, ETÇ III, ETÇ IV, ETÇ IV-OTÇ. Tabakalarına ait örnekler ile dönemi bilinmeyen bir grup mühür çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Dönemin tarihlemesi ise şu şekildedir: Geç Kalkolitik 4000-3300 Erken Tunç Çağ 3300-2000 Erken Tunç Çağı I A 3200-2900 Erken Tunç Çağı I B 3000/ 2900-2700 Erken Tunç Çağı II 2700-2400 Erken Tunç Çağı III A 2400-2200 Erken Tunç Çağı III B / Orta Tunç Çağı Geçiş Dönemi 2200/1900-1800. Anahtar Kelimeler: Mühür, Damga Mühür, Batı Anadolu, Geç Kalkolitik Çağ, Erken Tunç Çağı

Batı AnadoluDamgaErken Tunç Çağı+2
Deniz Kutlu
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihöncesi Anadolu'da boğa tasvirleri ve kültürel ilişkileri

Anadolu'da en erken örneği, Epi-Paleolitik Dönemde görülmeye başlayan boğa tasvirleri, dönemsel olarak devamlılığını koruyarak değişik versiyonlar ile birçok malzeme üzerine işlenmiştir. Asıl simgesi güç, kuvvet ve üreme ile ilişkilendirilmiştir. Paleolitik Dönemden Tunç Çağına kadar erilliği simgeleyen boğa kültürü, Tunç Çağı ile birlikte Hitit geleneğinde tanrısal bir algıya bürünerek baş Tanrı Teşup' un yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Anadolu toprakları üzerinde hiçbir zaman önemini yitirmemiş olan boğa kültü, sadece tarihöncesi dönemlerde değil, tarihi dönemlerde kullanılmıştır. Hatta günümüzde dahi kurban edilerek kutsallığını hiçbir zaman kaybetmemiş olan boğanın kafatasları ise bereketin simgesi olarak kullanılmaktadır.

AnadoluArkeolojik eserlerArkeolojik yerleşim+5
Güldali Akgün
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antik Çağ'da Batı Anadolu'da ( Troas, Aiolis ve İonia) kremasyon

Gerek Antik Dönem ve sonrasında gerek Antik Dönem'den asırlar önce Üst Paleolitik döneme kadar uzanan süreçte; ölüme karşı bilinçli ya da bilinçsiz farkındalık oluşturmuş her toplum, o dönemin koşulları içinde ölen kişiye birtakım davranışlar aracılığı ile saygı göstermeye çalışmıştır. Bu saygıyı belli bir süre sonra belirli ritüeller ile daha resmi bir şekilde ifade etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda ölüm ânı ve ölüm sonrası cenaze ritüelleri ortaya çıkmıştır. Antik Hellen toplumu, gömülmeyen bir bedenin asla dinlenemeyeceğine ve huzur bulamayacağına inanmış ve ruhun yolculuğunu gerçekleştirebilmesi için bu ritüeller eşliğinde onu gömmüş böylece ruhu sonsuz hayata uğurladığına inanmıştır. Ölüyü gömmek Hellen toplumunda o kadar önemlidir ki, toplumda büyük ve affedilmeyecek bir suç işlemiş biri öldüğünde ona verilebilecek en ağır cezalardan biri onu gömmemektir. Tam aksine, savaşırken ölen onurlu bir asker ya da uzakta ölen birinin bedeni bulunamadığında veya maddi imkansızlıklar yüzünden getirilemediğinde, onu şereflendirmek için ölen kişiyi temsil eden Kenotaphion (boş temsili mezarlar) yapmışlardır. Antik Çağ Toplumu'nda ölü gömme iki şekilde uygulanmıştır. Bunlar 'Kremasyon (yakarak gömme)' ve 'İnhumasyon (doğrudan gömü)' gömülerdir. Başlarda basit inhumasyon gömü tercih edilmiş ve zamanla bu gömü türü çeşitlenmiştir. Buna paralel olarak görülen ve şüphesiz ki en çok sorgulanmak istenen gömü biçiminin bir diğeri kremasyondur. İnhumasyon gömü türleri çeşitlendiği dönemlerde dahi kremasyon hemen hemen her dönem tercih edilmiştir. Bedenin yakılması olarak tanımlanan kremasyon, sorgulanabilir istisnai örnekler dışında bebek ve çocuklara uygulanmamıştır. Kremasyon kendi içinde birincil ve ikincil kremasyon olarak çeşitlenmiştir. Birincil kremasyon doğrudan bedenin gömüleceği mezarın içinde uygulanırken, ikincil kremasyonda beden belirlenen yakma alanında yakıldıktan sonra geriye kalan kül ve kemikler toplanıp dönem dönem materyal ve form olarak çeşitlenen urnelerin içine konmak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Antik Dönemde yaşamış toplumların gerek birbiri ile ticari ve siyasi iletişimleri, gerekse o dönem yaşanan zorunlu göçler, toplumların birbiri ile yalnızca ekonomik açıdan değil, kültürel ve sosyal açıdan da birbirlerinden etkilenmesine neden olmuştur. Yazılı eserler ve kazı çalışmaları sonucu ele geçen buluntular aracılığı ile bu değişimleri takip etmenin ve araştırmanın mümkün olduğu alanlardan biri ölü gömme gelenekleridir. Günümüzde devam eden sistematik arkeolojik çalışmalar ve ortaya çıkan eserler aracılığı ile Antik Yunan Toplumunun Kuzeybatı Anadolu kıyılarında (Troas, Aiolis ve İonya) ölüme bakış açıları ve bu konuda sergiledikleri davranışları izlemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Troas, İonia, Aiolis, İnhumasyon, Kremasyon, Yakma Gömü, Ölü Gömme Gelenekleri, Cenaze Ritüelleri, Mezar, Antik Yunan

Aiolis bölgesiAntik ÇağArkeoloji+6
Kıymet Karaca
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu'da Peristyl'li konutlar

Anadolu, insanoğlunun yerleştiği ilk bölgelerden belki de en önemlisidir. Konut kavramı literatürde terminoloji olarak hem mimari bir yapıyı hem de bir yaşam alanını ifade eder. Toplumların yaşam alanlarını düzenleme şekilleri kendilerini ait hissettikleri kültürler hakkında bizlere ipucu vermektedir. Anadolu'da konut ve yerleşme erken dönemlerden beri kültürden kültüre tutarlı ve sürekli bir tarihsel gelişme gösterir. On iki bin yılı aşan bu ilerlemenin bütünlüğü içerisinde anlaşılması, yalnızca köklülüğünü ve zenginliğini değil, geleceğin farklılığının toplum anlayışımızda saklı olduğunu görmemizi sağlayabilir. Ortak yarar ve kan bağı ile bir araya gelmiş insanlardan oluşan ailenin yaşamını sürdürme sürecinde ev özel ve önemli bir yer almıştır. Duvarlarla çevrili gizemli bir dünya olmuştur. Barınma ihtiyacına yönelik olan ihtiyaçlar evin asılını oluşturmuş, aynı zamanda sosyal yaşam ile ilişkili şekilde bahçe, depo, işlik gibi bölümlere ayrılmıştır. Bu çalışma, Klasik Dönemde en erken örneklerini gördüğümüz ama aslında Hellenistik Dönem ile özdeşleşen "Peristyl" tipi konutları konu almıştır. Peristyl, etrafı sütunlarla çevrili olan bahçeli veya bahçesiz açık bir avludur. Çalışmaya başlarken öncelikle peristyl'in kökeni üzerinde durulmuş ve bu konuda araştırmalar yapılmıştır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ise dönemsel bir ayrım ile Klasik, Hellenistik, Roma ve Geç Antik Dönemlerdeki peristyl'li konutlar örnekler ışığında anlatılmıştır.

AnadoluAntik mimariAntik Çağ+3
Ekin Orakçal
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karadeniz Bölgesi tümülüsleri

Tümülüsler yığma taş, toprak ile kapatılmış suni tepe görünümü veren mezar tipidir. Dünyanın çeşitli alanlarında bulunan tümülüslerin birbiri ile kültürel ve kronolojik bağlantıları bulunmamaktadır. Balkanlarda yoğun olarak görülen bu mezar tipi buradan Türkiye Coğrafyası içerisinde bulunan Thrakia Bölgesi'ne gelerek Karadeniz Bölgesi'nin kuzey kesimine doğru yayılım göstermiştir. Karadeniz Bölgesi'nde bulunan tümülüsler Bithynia Bölgesi, Paphlagonia Bölgesi ve Pontos Bölgesi tümülüsleri olarak ayrılmıştır. Bulunan tümülüslerin mimari ve ele geçen buluntular açısından değerlendirilmesi yapılarak tarihlendirilmeleri yapılmıştır. Bazı tümülüslerin ise sadece yüzey araştırmaları gerçekleştirilmiş ve tescillendirilmeleri yapılmıştır. Karadeniz Bölgesi'nde bulunan tümülüslerin en erken örnekleri Demir Çağı'na tarihlendirilmesi yapılmıştır. Akhamenid Dönem, Hellenistik Dönem ve Roma Dönemlerine tarihlendirilen örnekleri de bulunur. Bazı tümülüs mezarlarında tahribin fazla olması ve hiçbir buluntuya rastlanılamadığı için tarihlendirilmeleri yapılamamıştır. Bu çalışmada toplam 68 tümülüs, 1 stel, 1 kabartmalı blok bulunmuş, tahrip durumu, kazı yapılıp yapılmadığı ve hangi döneme tarihlemesi yapıldığı hakkında bilgiler verilmiştir.

Bithynia bölgesiKaradeniz bölgesiPaphlagonia+2
Büşra Kırmızı
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nazilli ilçe merkezindeki bir grup taş eser

Nazilli, Aydın İli'ne bağlı Menderes Nehri kenarına kurulmuş bir ilçedir. İlçe Kalkolitik Dönem'den günümüze kadar farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Menderes Nehri'nin sağladığı su imkanı, verimli ovaları, doğal savunma mimarisi, antik dönemde Ephsos'u Celenai'ye bağlayan önemli bir yol güzergahında günümüzde ise İzmir'i Denizli'ye bağlayan yol güzergahında olması Nazilli'yi hem geçmişte hem günümüzde önemli kılmıştır. Nazilli MÖ. 6. yy'a kadar kuzey Karia Bölgesi'nin bir parçası olmuştur. MÖ. 6. yy'dan sonra ise Nazilli'nin Büyük Menderes Nehri'nin güneyi Karia kuzeyi ise Lydia Bölgesi olarak isimlendirilmiştir. Nazilli'de en erken yerleşim Toygar Höyük ile birlikte Geç Kalkolitik Dönem'de başlamaktadır. Toygar Höyük ile başlayan bu yerleşimi Harpasa Antik Kenti, Anineta Antik Kenti, Mastaura Antik Kenti Ortaçağ'a kadar devam ettirmiştir. Günümüzde ise yerleşim Antik Dönem yerleşimleri ile iç içe geçerek devam etmektedir. Nazilli'nin ev sahipliği yaptığı bu yerleşimlerde günümüze kadar farklı çalışmalar yürütülsede tam kapsamlı bir kazı çalışması henüz yapılmamıştır. Nazilli tarihine en çok ışık tutacak olan bu kazı çalışmalarının en kısa sürede başlaması Nazilli tarihi için önemli bir gelişme olacaktır. Nazilli tarihini anlamamızı sağlayacak elimizdeki veriler ise Antik yazarlar ve Avrupalı Seyyahların bize aktardığı bilgiler, nümüzmatik veriler, seramikler, yapı kalıntıları ve tezin de ana konusunu oluşturan mimari taş eserlerdir. Nazilli İlçe Merkezinde bulunan bu mimari taş eserler Nazilli'de Yahya Paşa Cami, Ağa Cami, Çarşı Cami, Sümer Rekreasyon alanı ve Dallıca Mah. meydanı gibi yerlere taşıma yolu ile getirilmiştir. Bu eserler iki adet lahit, bir adet sunak, sekiz adet postament, iki adet kaide, on dört adet sütun tamburu, bir adet paye başlığı, bir adet sütun başlığı, bir adet arşitrav, iki adet yazıtlı blok olmak üzere toplam otuz iki adettir. Bu alanlanlara getirilen eserlerin en erkeni Hellenistik Dönem'e en geç Bizans Dönemi'ne tarihlendirilmiştir. Bu parçalarından Bizans Dönemi'ne tarihlenen parçalar teze dahil edilmemiştir.

Antik şehirlerAydın-NazilliLahitler+7
Emel Çapacı
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kibyra'dan tapınak tipli anıt mezar

Kibyra'dan Tapınak Tipli Anıt Mezar adlı tez çalışması kapsamında, Kibyra üçüncü derece sit alanı dışarısında yer alan ve tapınak cepheli olarak tasarlanmış anıtsal mezar ele alınmıştır. Öncelikle yapının bulunduğu kent hakkında bilgiler verilmiş kentin nekropolleri, mezar tipleri ve ölü gömme gelenekleri incelenerek mezar yapısının kent içerisindeki durumu netleştirilmiştir. Sonrasında, tapınak mezar kavramı, kökeni ve gelişimi irdelenerek tapınak cepheli olarak tasarlanmış Anadolu örnekleri hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Ana konuyu oluşturan Kibyra Tapınak Mezarının rölöve ve rekonstrüksiyon çizimleri yapılarak olması gereken mimari kurgusu ortaya konulmuştur. Bu bağlamda yapının, Anadolu örnekleri ile benzer ve farklı mimari özellikleri karşılaştırılmış ve mimari örgeleri üzerinde bulunan bezemeleri ile stil kritik çalışması gerçekleştirilerek tarihleme önerisi sunulmuştur.

Anıt mezarlarKibyraMezarlar+3
Semagül Yalçın
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

III. Gordian dönemi Lykia sikkelerinde tapınak betimli tipler

Bu tez çalışması; Roma İmparatorluk döneminde yalnızca III. Gordian döneminde kent baskısı görülen Lykia'nın mimari tasvir içeren arka yüz tiplerini ortaya koymayı, bu tiplerin kent baskıları içindeki yerini ve ikonografik anlamını değerlendirmeyi amaç edinmektedir. Çalışma çerçevesinde öncelikle dönem sikkelerinin kataloglarını içeren literatür taraması yapılmıştır. Katalog taramalarına ek olarak güncel dönemlerde ortaya konulan çeşitli özel müze ve müzayede katalogları değerlendirilmiş, bu kataloglar içeresinde yer alan tapınak tasvirli sikkeler belgelenmiştir. Yapılan derlemeler sonucu bu tipler için katalog çalışması yapılmış ve tipler kentlerden elde edilen diğer arkeolojik ve epigrafik veriler çerçevesinde yorumlanmıştır. Bu çalışmalar neticesinde III. Gordian döneminde yirmi kentte sikke basımı tespit edilmiştir. Bu yirmi kentten altısında, basılan sikkelerin arka yüzlerinde, mimari yapı barındıran betimlerin darp edildiği görülmüştür. Yirmi beş olarak ayrı sikke olarak kataloğa geçen bu tiplerin%52'sini Myra, %16'sını Akalissos, %12'sini Patara, %8'ini Aperlai, % 4'ünü Korydalla ve %4'ünü Gagai'nin bastığı tespit edilmiştir. Tapınak tasviri barındıran tipler üzerinde yapılan incelemeler sonucu, her kentin kendi kült anlayışları çerçevesinde tapınak tasvirlerini çeşitlendirdiği görülmüş olup, söz konusu bu tiplerin dönemin mimari planını yansıtmaktan ziyade, kent içerisinde yer alan bir tapınağın varlığını ortaya koymaya çalıştığı şeklinde yorumlanmış ve bu öngörüler çerçevesinde sunulan fikirler sonuç kısmında değerlendirilmiştir.

Cankat Sazak
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta Anadolu Orta Demir Çağı boyalı çanak çömleğindeki figüratif bezemeler

Orta Anadolu'da Orta Demir Çağı sanat faaliyetlerinin oluşumunda esas unsur olarak düşünülen Frigler'in M.Ö. 12 yüzyılda Asur sınırında ortaya çıkan ve Asur Kaynaklarında sıkça bahsedilen Muşkilerle akraba oldukları tartışılmaktadır. Frigler'in doğu kolu durumundaki Muşkiler'in Asur Baskısı nedeniyle M.Ö. 9 yüzyılda Anadolu'nun içlerine gelip yerleştikleri ve burada bir kültür meydana getirdikleri tarihi kaynaklardan anlaşılmakta buna karşın Frigler'den doğulu komşuları tarafından bahsedilmemesi bu uygarlığın doğuda Muşki batıda Frig olarak tanındıkları tarihi vesikalardan anlaşılmaktadır.M.Ö 9. yüzyıldan itibaren Kızılırmak kavsinin doğusundaki merkezlerde geomerik motifli ve silüet tekniğinde süslenmiş seramikler görülmekte olup Kızılırmak kavsinin batısında yer alan merkezlerde ise öncelikle geometrik daha sonra ise Linear Stilde süslenmiş seramikler görülmektedir dolayısıyla Orta Anadolu Orta Demir Çağı seramiğinde iki ayrı üslup gelişmiştir. Bunun nedenini daha çok iki bölge arasındaki etnik farklılıklar, bu etnik grupların gelenekleri ve ayrıca kültürel etkileşimde bulundukları coğrafyaların sanat anlayışında aramak gerekmektedir.Temelini yakın doğu kültüründen almış bu uygarlık sanatsal alandaki üstünlüğü ve coğrafyası gereği doğu batı arasında bir köprü kurmuş ve batı dünyasının Oryantalizan döneme geçişinde rol oynamıştır.Anahtar Sözcükler:FrigMuşkiÇanak ÇömlekOrta Demir ÇağıSilüet TekniğiLinear Stil

AnadoluDemir ÇağıOrta Anadolu bölgesi+6
Deniz Tamer
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batı Anadolu Yunan konut mimarisi ve sosyo-kültürel açıdan değerlendirilmesi (Arkaik-Klasik-Helenistik Dönem)

Bu Çalışmada Arkaik- Klasik ve Helenistik Dönem İçersinde Batı Anadolu'da Yunan toplumunun sosyo-kültürel ve ekonomik açıdan incelenerek, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelerin konut mimarisine yansıması değerlendirilmiştir.Tezin başlangıç kısmından itibaren Anadolu da kentleşme sürecide ele alınarak Yunan polis- Kent Devletlerinin planlanması ile birlikte konut mimarisinin gelişimi ve düzeni de birlikte ele alınmıştır. Çalışmamda ağırlıklı olarak Yunan toplumunun Sosyo- ekonomik durumundaki değişmelerin tarihi, coğrafi, fiziki ve siyasi olgularla birlikte ele alınarak, bu değişim ve gelişmelerin kültürel anlamda nasıl bir etkileşim yarattığını ve bu etkileşimin; Arkaik, Klasik ve Helenistik dönemler içerisinde Konut mimarisine yansımasını inceledim.Sonuç olarak bu çalışma Arkeoloji, Mimari, Sosyoloji, Tarih ve Ekonomi bilim disiplinleri kapsamında ele alınıp değerlendirilmiştir.Anahtar Sözcükler1.Yunan Konut Mimarisi2. Arkaik, Klasik, Helenistik Dönem3.Batı Anadolu4.Yunan Tarihi, Kültür ve ekonomisi5. Megaron, Pastas, Prostas, Peristyl

ArkeolojiKonutKonut planları+2
Ergun Çağman Esirgemez
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Turizm ve arkeolojik kazı ilişkisi: Troya örneği

?Turizm ve Arkeolojik Kazı İlişkisi: Troya Örneği? isimli araştırmanın amacı; bugüne kadar pek ele alınmamış olan turizm ve arkeolojik kazı ilişkisinde bu iki unsurun birbirini olumlu yönde etkilediğini göstermek ve Troya'nın ziyaretçi sayısının koruma ve kullanma dengesi kapsamında nasıl arttırılabileceğinin araştırılarak, klasik arkeolojik kazı anlayışından farklı bir yaklaşımla öneriler ortaya koymaktır.Araştırma, turizm ile koruma-kullanma dengesi açısından kazı başkanlığınca izlenen kazı politikasının ve verimli ekip çalışmasının önemine dikkat çekmektedir, böylece araştırma ülkemizin örenyerlerinde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda turizm açısından karşılaşılan problemlerin giderilmesine katkı sağlayacaktır.Araştırma için ilgili literatür incelenmiştir. Alan araştırması yapmak amacıyla ören yeri Troya'ya iki ziyaret gerçekleştirilmiş ve durum tespiti yapılmıştır. Çanakkale Müzesi Müdürlüğü çalışanları ve kazı ekibi başkan vekili ile araştırma çerçevesinde görüş alışverişinde bulunulmuştur.Araştırma; yıllardır kazı çalışmaları devam eden, zengin tarihi ve kültürel değere sahip ve turizm açısından büyük bir potansiyel vadeden Troya Ören yerinde öncelikle iyi hazırlanmış bir yönetim planının geliştirilmesi ve uygulanmasının gerekliliğine dikkat çekmektedir. Yönetim Planı, turizm ile kültürel değerlerin olumlu entegrasyonunu sağlanması bakımından önemlidir. Bunun yanı sıra, ören yerinde inşa edilecek bir müze kompleksi alanın rasyonel kullanımına olanak tanıyacaktır. Troya Tarihi Milli Parkı ile ilgili gerekli istihdam sağlanarak etkili yönetim hayata geçirilmesi gereken diğer bir husustur. UNESCO, Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Troya'nın hak ettiği ünvanına yakışan ziyaretçiyi ve ilgiyi çekmesini sağlama gerekliliği oluşmuştur.Turizm ve arkeolojik kazı ilişkisi göz önünde bulundurularak ören yerlerinde ziyaretçi sayısının artırılmasıyla ilgili tüm uygulamalarda sorumluluk öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ve kazı ekibinin üzerindedir. Turizm ile arkeolojik kazı faaliyetleri arasında kurulacak olumlu etkileşim, hem kültürel değerlerin korunarak gelecek nesillere ulaştırılmasını sağlayacak hem de tanıtım açışsından büyük katkı sağlayacaktır.

ArkeolojiArkeolojik kazılarMilli parklar+2
Serkan Atalay
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu'da Kimmer-İskit iz ve etkileri

M.Ö. 8. yüzyıldan başlayarak M.Ö. 6. yüzyıla kadar Anadolu'da etkinliklerini gördüğümüz Kimmer ve İskit göçebe savaşçılarının, Anadolu'ya göçleri, Anadolu Kültürleri ile olan İlişkileri ve Anadolu Kültürleri üzerindeki etkileri tezimizin konusu oluşturmaktadır. Demir Çağının Anadolu yerel krallıkları olarak karşımıza çıkan Urartu,Geç Hitit Kentleri, Phryg, Lydia ve Batı Anadolu'da ki Ionlar Kimmer ve İskit akınlarından olumsuz etkilenmiş, Urartuları İskitlerin, Phrygleri ise Kimmerlerin yıktığı kabul görmüştür.Yazılı bir kültür oluşturmayan Kimmer ve İskitlerin Anadolu kültürleri ile olan ilişkilerini anlayabilmek için ilişkiye geçtikleri Urartu, Asur ve Greklerin yazılı kaynaklarına başvurulmuş, Anadolu'da ortaya çıkarılmış ve göçebe kavimlere ait olduğu düşünülen arkeolojik buluntular, ele geçtikleri merkezlerin konumları da dikkate alınarak incelenmeye çalışılmıştır.Göçebe kavimler Anadolu devletlerinin sadece siyasi tarihlerini etkilemekle kalmamış, özellikle Phryg ve Lydia sanatlarında Bozkır hayvan üslubundan etkilenerek yapılan eserlerden de anlaşıldığı gibi kültürel alanda da Anadolu uygarlıkları üzerinde de etkileri görülmüştür. Göçebe kavimlerin savaşlardaki üstünlüklerini sağlayan en önemli unsurlardan olan uzun mesafe okçuluğundaki başarılarının nedenlerinden biri olan kovanlı ok uçları da büyük olasılıkla Anadolu'ya bu kavimlerin aracılığı ile gelmiş ve Anadolu devletlerinin savaş teknolojilerini etkilemiştir.

Timur Demir
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Side 807 ada 1 parsel, 1 No.lu konut: Mimarisi ve buluntuları

Side, Melas Çayı'nın batısında kurulmuş bir Doğu Pamphylia kentidir. Side, Attaleia kuruluncaya kadar Pamphylia Bölgesi'nin en önemli liman şehri olmuştur. Kent her daim gezgin ve araştırmacıların ilgi noktası olmuş ancak kentte ilk kazılar 1947 yılında Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel tarafından başlatılmıştır. Side'nin geçmişten günümüze kadar uzanan uzun araştırma tarihinde 2014 yılı bir dönüm noktası olmuştur. 2024 yılında, kentin liman ile tiyatro arasında kalan ve I. derece Arkeolojik Sit olan bölümü Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit olarak koruma altına alınmıştır. 2014 yılından bu yana, Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanında önce Side Müze Müdürlüğü, 2019 yılından buyana ise Prof. Dr. Feriştah Soykal Alanyalı'nın başkanlığında toplam 134 parselde kazı, koruma ve onarım çalışmaları yürütülmüştür. Bu çalışmalar kapsamında, Side'nin yerleşim tarihine yönelik çok önemli bilgilere ulaşılmış ve birçok yapı açığa çıkarılmıştır. Bu yapılar arasında çok sayıda konutta yer almaktadır. Side'de ilk açığa çıkarılan konutlar Arif Müfid Mansel tarafından açığa çıkarılan R1 ve R2 konutlarıdır. MÖ 2-1 yüzyıllarda inşa edilmiş olan bu konutlar, MS 7. yüzyıla dek kullanım görmüştür. 2024 yılında Side Müze Müdürlüğü tarafından 'Side Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanı'nda 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 Parselde yapılan kazılarda açığa çıkarılan konutlar Fatma Çağım Özcan tarafından bir doktora tezi kapsamında değerlendirilmiştir. Bu tez kapsamında, 2023 yılında, Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanında Prof. Dr. Feriştah Alanyalı başkanlığında yürütülen kazılar sırasında 807 ada 1 parselde 3 ayrı konut açığa çıkarılmıştır (Konut I, Konut II ve Konut III). Parselde tespit edilen üç konutta mimarisi ve buluntularıyla değerlendirilmiş olup, "Konut I" tez kapsamında ana konuyu oluşturmasından dolayı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Konut I'de yapılan kazılar sırasında ele geçen arkeolojik buluntular yapının MÖ 1. yüzyılda inşa edildiğini ve MS 7. yüzyılın sonuna kadar kesintisiz olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Yaklaşık 7 yüzyıl boyunca kullanılan bu yapı köklü değişimler geçirmiştir.

Pamphylia
Akın Doğan
Biruni University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00