Atatürk University
Discipline

Family Medicine

Atatürk University

396

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran pediatrik yaş grubundaki hastaların birinci basamak sağlık tesisinde yönetilebilirliği

GİRİŞ VE AMAÇ: Acil servislerdeki hasta başvuru sayıları gün geçtikçe artmaktadır. Acil servisin kullanım özellikleri, nedenleri, sık acile başvuranların sosyo-demografik özellikleri, nitelikleri gibi faktörlerin belirlenmesi uygun sağlık politikalarının geliştirilmesine ışık tutacaktır. Buradan hareketle çocuk acil servisine başvuran hastaların aciliyet durumlarının değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Tıpta uzmanlık tezi kapsamında olan bu çalışma, Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisine 01.12.2022 ile 31.12.2022 tarihleri arasında başvuran hastaların ebeveynlerine ve çocuk acil hekimlerine uygulanmıştır. Çalışmamız anket soruları üzerinden yürütülen bir araştırmadır. Çalışmanın örneklemi; %95 güven aralığı, uygunsuz acil servis kullanım sıklığı %50 alınarak 378 katılımcı olarak hesaplanmıştır. Çalışmanın verileri anket formu şeklinde sosyo-demografik özellikleri, sağlık hizmetlerini kullanma şekilleri ve hekimlerin hastayı değerlendirme sonuçları içerir şekilde hazırlanmıştır. BULGULAR: Çalışmamıza kabul edilen çocukların 208'i (%55,0) erkek, 170'i (%45,0) kız çocuğuydu. Yaşları 0,0-17,0 arasında değişmekte olup, ortalama (SS) 6 (4,7), ortancası 5 yıldı. Katılımcılardan çocukları hastalandığında ilk olarak acil servise başvuranların sayısı 177 (%46,8) idi. Hasta çocukların acil servise başvuru sebepleri incelendiğinde en sık başvuru şikayetinin öksürük olduğu, en sık aldıkları tanının Üst Solunum Yolu Enfeksiyonu olduğu bulundu. Başvuran hastaların %70,6'sının birinci basamakta yönetilebileceği saptandı. Ebeveyn ile hekimin aciliyet puanları karşılaştırıldığında ise, sağlık kuruluşları hakkındaki düşüncelerin her bileşeninde aciliyet puanları hekimlerde daha düşüktü. (p değeri<0,05). SONUÇ: Ebeveynlerin çocukları için aile hekimliği sağlık hizmetlerini kullanmak yerine çocuk acil servislere başvurmalarının önemli nedenlerinden birisi ebeveynlerin yanlış aciliyet algısıdır. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarının sağlık durumunu doğru şekilde yönetmesi acil servislerin kullanımında son derece önemli role sahiptir. Acile gelmeden önce ebeveynlerin, birinci basamak sağlık hizmetlerini tercih etmeleri yönünde teşvik edilmelidir. Anahtar Sözcükler: Acil başvuru, aciliyet algısı, çocuk acil servisi, uygunsuz kullanım

Acil servis-hastaneAcil tıpBirinci basamak sağlık hizmetleri+4
Metin Sezgin
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İlahiyat fakültesi öğrencilerinin organ bağışı ve nakli konusunda bilgi, tutum ve davranışları

GİRİŞ VE AMAÇ: Bulaşıçı olmayan kronik hastalıkların artışı organ yetmezliklerinin sıklığında artışı da beraberinde getirmiş, nakil yapılan hasta ile bekleyen hasta sayısı arasındaki açığın iyice derinleşmesine neden olmuştur. Kişilerin bağışçı olma düşüncesinde önemli etkenlerden birisi dini inançlarıdır. Bu çalışmada din görevlisi adaylarının organ bağışı ve nakli konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi, ilişkili olabilecek faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Çalışma 1 Nisan 2022-1 Haziran 2022 tarihleri arasında yürütülen tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırmadır. Çalışma grubu Sakarya Üniversitesi İlahiyat fakültesinde öğrenim gören 260 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmanın verileri anket formu ile toplanmıştır. Anket formu dijital ortamda doldurulmuştur. Çalışmada elde edilen veriler bilgisayar ortamında IBM SPSS (versiyon 20,0) paket programında analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile değerlendirilmiştir. Normal dağılım göstermeyen verilerin analizinde Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Sürekli değişkenler arasındaki ilişki Spearman korelasyon analizi ile test edilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışma grubunu oluşturanların 166'sı kadın (%63,8), 94'ü erkekti (%36,2). Katılımcıların yaşları ortalama 22,8 (±3,4), ortanca 22,0 yıldı. Katılımcıların 126'sı (%48,5) organ bağışı yapma konusunda kararsızken, 72'sinin (%27,7) organ bağışı yapma düşüncesi olumluydu. Bağış yapan ve bağış kartı olan katılımcı yoktu. Aile gelir düzeyi 4000-6000 ₺ arasında olanlar 4000'den az olanlara göre Organ-Doku Bağışı ve Nakli Konusunda Bilgi Düzey Ölçeği (ODB-BÖ)'nden aldıkları puan daha yüksek olarak saptandı (p=0,022). Katılımcılardan organ bağışçısı olma düşüncesi olumlu olanlarda, İslam dininin organ bağışına olumlu baktığını ifade edenlerde, Müslüman olmayan kişilerden organ alınabileceğini düşünenlerde ODB-Tutum Puanı daha yüksekti (her biri için p<0,05). SONUÇ: Çalışmada katılımcıların organ-doku nakli konusundaki tutumları, bilgi düzeyleri ile pozitif yönlü korelasyon göstermekte idi. Bilgi düzeylerindeki yetersizliklerin organ-doku nakli konusundaki tutuma olumsuz yansıdığı görüldü. Bu bağlamda dini bilgi vermede yetkili kişilerin organ bağışı konusunda daha bilgili olması ve eğitim sürecinde bu konuya ağırlık verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Din adamı, ilahiyat fakültesi, organ-doku bağışı, organ-doku nakli.

Bilgi düzeyiDavranışDoku ve organ tedariği+4
Sarfinaz Gonca Mandacı
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sakarya ilinde çalışan aile hekimlerinin alkol madde ve tedavi merkezlerine hasta yönlendirme hakkındaki bilgi düzeyi ve farkındalıklarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bağımlılık, tarih boyunca hemen her dönemde bireyleri, ailelerini ve toplumları etkileyen önemli bir sosyal sorun olmuştur. Alkol ve madde kullanım durumları giderek yaygınlaşmakta ve başlama yaşı her geçen gün düşmektedir. Bağımlılıkla mücadelenin etkili bir şekilde yürütülmesi için kurumların işbirliği içerisinde hareket etmesi gerekmektedir. Çalışmamızda aile hekimlerinin karşılaştıkları bağımlı hastaları AMATEM'lere yönlendirme hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu araştırma tanımlayıcı tipte kesitsel bir çalışma olarak 1 Aralık 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında Sakarya ilinde Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan aile hekimleri üzerinde yapılmıştır. 325 aile hekiminden çalışmaya katılmayı kabul eden, anket formunu tam ve hatasız dolduran 196 aile hekimi çalışmaya dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak 30 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. Veri toplama araçları yüz yüze ve çevrimiçi uygulanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 26 programı kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmamızda aile hekimi olarak çalışma süresiyle muayene sırasında hastalara alkol kullanımı sorgulama durumu arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Çalışma süresi ve aile hekimi olarak çalışma süresi ile muayene sırasında madde kullanımı sorgulama durumu arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Çalışma süresi, aile hekimi olarak çalışma süresi ve günlük bakılan hasta sayısı ile alkol/madde kullanım bozukluğu olan hastaları ilgili merkezlere yönlendirme durumu arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). SONUÇ: Aile hekimleri sağlığın korunması ve artırılması kapsamında kendilerine başvuran kişileri aile hekimliği çekirdek yeterlilikleri kapsamında bütün olarak ele almalı, muayene esnasında sigara, alkol ve madde kullanımını da sorgulamalı gerekli hallerde kişilerin ihtiyacına göre ilgili merkezlere yönlendirmelidir. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, alkolizm, bağımlılık, bağımlılıkla mücadele, uyuşturucu bağımlılığı.

AlkollerBilgi düzeyiDoktorlar+4
Asım Çalkay
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dermatoloji polikliniğine başvuran hastaların birinci basamakta yönetilebilirliğinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Toplumun genelinde yaygın olarak karşılaşılan sağlık sorunları arasında dermatolojik hastalıklar yer almaktadır. Aile hekimliği hizmetlerine yapılan başvuruların incelenmesi sonucunda, başvuruların önemli bir bölümünün dermatolojik hastalıklarla ilgili olduğu görülmektedir. Hastaların etkin bir şekilde tedavi alması ve uygun basamakta tedavi edilmeleri, sağlık hizmetlerinin sunumunda verimliliği artırmaya yardımcı olacaktır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmamızda dermatoloji polikliniği başvurularının ne ölçüde birinci basamak sağlık hizmetlerinde yönetilebileceğini belirlemeyi amaçlamaktayız. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız tek merkezli tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırma olup 1 Ekim 2022 - 31 Mart 2023 tarihleri arasında Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri hastalara yüzyüze görüşme yolu ile 30 soruluk anket uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 429 hasta dahil edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmamızda değerlendirilen hastaların %39,6'sının birinci basamak düzeyinde tanı ve tedavi süreçlerinin yönetilebileceği tespit edilirken, hastaların %37,1'inin ise birinci basamak sağlık hizmetlerinde tanı alabilmesine rağmen sigorta tarafından karşılanmaması sebebiyle tedaviye başlanamadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların şikayet süresi, laboratuvara ihtiyaç duyulması, girişimsel işlem durumu ile birinci basamakta yönetilme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Katılımcıların medeni durumu, aile hekimini tanıma durumu ile şikayetleri için ilk başvurdukları kurum arasında ve hastaların yaşına göre şikayetleri için ilk başvurdukları kurumlar değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). SONUÇ: Dermatoloji polikliniklerine başvuran hastalara konulan teşhislerin çoğu, birinci basamak sağlık kuruluşlarında yönetilebilir olduğu tespit edilmiştir. Sevk sisteminin uygulanması, aile hekimi tarafından reçete edilen ilaçlarla ilgili olarak sigorta ödemelerine yönelik düzenleme yapılması, aile hekimlerinin yeteneklerinin geliştirilmesi ve toplumun farkındalık düzeyinin artırılmasıyla aile hekimliği uygulamasının etkinliği artırılabilir. Bu şekilde, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarının amaçlarına yönelik kullanımları sağlanabilir.

Deri hastalıklarıDermatolojiDoktorlar-birinci basamak
Ayşe Canbolat
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortopedi ve travmatoloji polikliniğine başvuran hastaların başvuru sebeplerinin birinci basamakta yönetilebilirliğinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Aile hekimliği birinci basamak sağlık hizmetlerinin merkezinde bulunmakla ve sürdürülebilir bir sağlık sisteminin oluşturulmasında temel bir role sahiptir. Kas ve iskelet sistemi hastalıkları ülkemizde yaygın olarak polikliniklere başvuru nedenlerindendir. Bu çalışmamızda ortopedi ve travmatoloji polikliniklerine başvuran hastaların birinci basamakta yönetilebilirliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tıpta uzmanlık tezi kapsamında olan bu çalışma, Sakarya Yenikent Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Polikliniğine 01/10/2022 ile 01/02/2023 tarihleri arasında başvuran toplam 473 hastaya, kendilerinden veya yakınlarından bilgi alınarak uygulanmıştır. Çalışmamız hastalara yüz yüze görüşme yolu ile anket soruları üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmamıza 18 yaş altı hastaların ebeveynlerinden, 18 yaş üzeri olan hastaların kendilerinden gönüllü olan hastalar dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından oluşturulan 28 soruluk bir anket kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmamıza katılan hastaların %53,5'inin (n:253) herhangi bir sağlık sorununda ilk başvuru merkezi olarak aile sağlığı merkezini (ASM) tercih ettiği görüldü. Mevcut şikayetleriyle aile hekimliğine başvuranların oranı %33,4 (n:158) olarak belirlendi. Katılımcıların ASM'yi tercih etmeme sebepleri sorulduğunda %33,3 (n:105) oranında "ASM'lerde görüntüleme yöntemi olmadığı için gitmedim" cevabı alındı. Başvuran hastaların %51,4'ü görüntüleme yapılamadığın dolayı ve %27,7'si girişimsel işlem gerektirdiği için yönetilemez şeklindeyken %17,3'ünün birinci basamakta tanısı konulup yönetilebileceği belirlendi. ASM'ye başvuran hastaların yaş ortalaması hastaneye başvuranlara göre anlamlı derecede daha yüksek olarak belirlenmiştir (p<0,05). Laboratuvar tetkikine ihtiyaç duyulmayanlar, görüntüleme tetkiki yapılmayanlar, girişimsel işlem yapılmayanlar, travma öyküsü olmayanların birinci basamakta yönetilebilir olma sıklıkları anlamlı derecede daha fazladır (p<0,05). SONUÇ: Çalışmamıza katılan hastaların büyük bölümünün ilk başvuru merkezi olarak ASM'yi belirtmesine rağmen ortopedik şikayetler mevcut olduğunda üst basamaklara başvuru yaptığı görülmüştür. Hastaların ASM'ler yerine ortopedi ve travmatoloji polikliniğine başvurmalarının en önemli nedeni olarak ASM'lerde görüntüleme tetkiklerinin bulunmaması olduğu tespit edilmiştir. Ortopedi polikliniklerine uygunsuz başvurunun en aza indirilmesi için ASM'lerde görüntülemelere yönelik gerekli altyapının planlanmasının uygun olacağı kanaatindeyiz.

Birinci basamak sağlık hizmetleriDoktorlar-birinci basamakHasta başvurusu+1
Siraceddin Delice
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fiziksel tıp ve rehabilitasyon polikliniğine başvuran hastaların başvuru sebeplerinin birinci basamakta yönetilebilirliğinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Aile hekimliği birinci basamak sağlık sisteminin merkezinde yer almakla beraber ikinci ve üçüncü basamağın koordineli bir şekilde çalışmasında ve sürdürülebilir bir sağlık sistemin oluşturulmasında önemli bir role sahiptir. Bu çalışmadaki amacımız bir eğitim ve araştırma hastanesinde fiziksel tıp ve rehabilitasyon (FTR) polikliniğine başvuran hastaların başvurularını belirleyen durumların değerlendirilmesi ve bu hastaların birinci basamakta yönetilebilirliğinin değerlendirilmesi olacaktır. Yöntem: Çalışmamız kesitsel tipte tanımlayıcı bir araştırma olup 1 Ekim 2022- 1 Şubat 2023 tarihlerinde Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde FTR polikliniğine başvuran 500 hastadan yüz yüze görüşme yolu ile anket uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmamıza 18 yaş ve üzerinde olup çalışmamıza katılmaya gönüllü olan hastalar dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından oluşturulan 32 soruluk bir anket kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların %74'ü (n:370) herhangi bir sağlık problemlerinde ilk olarak iki veya üçüncü basamak hastaneleri tercih ettikleri gözlendi. Mevcut şikayetleri için ilk olarak aile hekimliğine başvuranların oranı %19,4 (n:97) olarak belirlendi. Katılımcıların ASM'yi tercih etmeme sebepleri sorulduğunda %31 (n:125) oranında ''ASM'lerde yeterli test olmadığı/yapılamadığı için gitmedim'' cevabına ulaşıldı. FTR uzmanlarının görüşleri doğrultusunda polikliniğe başvuran hastaların %57sinin ASM'lerde yönetilebileceği belirlendi. Yaşlıların, kadınların, ilkokul ve ortaokul mezunlarının, çalışmayanların, kronik hastalığı olanların, köyde yaşayanların, ekonomik durumu düşük olanların hastaneler yerine aile hekimliklerini daha çok tercih ettiği istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0.05). Laboratuvar testi istenmeyen, görüntüleme yöntemleri uygulanmayan ve girişimsel işlem yapılmayan hastaların diğer hastalara oranla ASM'de yönetilebileceği istatistiksel olarak anlamlı görüldü (p<0.05). Sonuç: Çalışmamıza katılan hastaların bir sağlık problemlerinde ilk tercih olarak ASM'ye başvuru oranlarının düşük olduğu ve bunu önemli sebeplerinden birinin hastaların aile hekimlerinin yetkileri konusunda bilgi eksikliği olduğunu görmekteyiz. Çalışmamızda FTR polikliniğne başvuran hastaların yarısından fazlasının yönetimi halihazırda birinci basamak hekimlerince yapılabileceği görüldü. ASM'lerdeki fiziksel imkanların geliştirilmesi ve birinci basamakta tanı konulan hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların sağlık sigortaları tarafından karşılanması durumunda iki ve üçüncü basamaklarda hasta yükünü azaltacağını düşünmekteyiz.

Aile hekimliğiBirinci basamak sağlık hizmetleriDoktorlar-birinci basamak+6
Hamza Ali Akgüneş
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyon hastalarının yaşam tarzı değişikliği önerileri ve ilaç tedavisine uyumlarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Hipertansiyon günlük hayatta her hekimin karşılaşabildiği, morbiditesi ve mortalitesi yüksek, günümüz dünyasının en önemli hastalıklarından bir tanesidir. Hastalığa erken tanı konulması ve hasta gruplarının bilinçlendirilmesi, potansiyel komplikasyonların önlenmesi açısından büyük öneme sahiptir. Hipertansiyonlu bireylerin yaşam tarzı değişikliklerini içselleştirmesi ve tıbbi tedavi önerilerine uyum sağlaması, tedavinin temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada hipertansif hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyum düzeylerinin ve ilaç tedavisi uyumlarının belirlenmesi ve bunları etkileyen faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM: Araştırmamız tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırma olup Sakarya Üniversitesi Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniği'ne bağlı poliklinikler ve kliniğimize bağlı Zümrüt Müftüoğlu Eğitim Aile Sağlık Merkezi'ne herhangi bir nedenle başvuran 351 hipertansiyon hastasına yüz yüze görüşme yolu ile anket uygulanarak yapılmıştır. Araştırmaya polikliniklerimize ayaktan başvuran, 18 yaş ve üzeri, en az 1 yıldır antihipertansif ilaç kullanan, iletişim engeli olmayan ve araştırmayı kabul eden gönüllü hastalar dahil edilmiştir. Hastalara araştırmacılar tarafından hazırlanmış sosyodemografik verilerin, hastalığına ait genel bilgilerin ve yaşam tarzı değişikliği önerilerine uyumun değerlendirildiği soruların bulunduğu 31 soruluk bir anket ve Morisky 8 Maddeli İlaç Uyum Ölçeği uygulanmıştır. BULGULAR: Çalışmamızda hastaların %85,2'sinin hipertansiyon tanısı aldığında doktoru tarafından yaşam tarzı değişiklik önerileri hakkında bilgilendirildiği, bilgilendirilen hastaların; tuz alımlarında ve kilolarında azalma olduğu, fiziksel aktivitelerinde artış gözlendiği, yemek alışkanlıklarında olumlu yönde artış gözlendiği istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Yaşadığı yer kırsal bölge olan hastalarda kentsel bölge olan hastalara göre, evde tansiyon aleti bulunduranlarda bulundurmayanlara göre, tansiyonlarını düzenli ve bazen ölçenlerde düzenli ölçmeyenlere göre, kontrollere düzenli olarak giden hastalarda kontrollere düzenli olarak gitmeyen hastalara göre, günlük tuz alımları 5-6 gr'dan az olan hastaların fazla olanlara göre tedavi uyumu istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek tespit edilmiştir (p<0,05). SONUÇ: Hipertansiyon tanılı hastalara yaşam tarzı değişikliklerinin anlatılması ve bu değişikliklerin hayata geçirilmesi konusunda desteklenmeleri, yaşam tarzı değişikliklerinin içselleştirilmesine ve ilaç uyumunun artmasına katkıda bulunacağını düşünmekteyiz.

Doktorlar-birinci basamakHasta uyumuHipertansiyon+3
İbrahim Etem Acar
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabet polikliniğine başvuran hastaların başvuru sebeplerinin birinci basamakta yönetilebilirliğinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Basamaklandırılmış sağlık hizmet sunumuyla sağlık hizmetlerinin ilgili sorunlar için uygun eğitimi almış sağlık uzmanları tarafından sunulması ve özel becerilere sahip uzmanların daha az özelleştirilmiş sağlık hizmetleri için kullanılmaması amaçlanmış olmasına rağmen, ülkemizde üst basamaklardaki hasta yükü sistemin kapasitesini zorlamaktadır. Çalışmamızda, diyabet prevalansındaki artış da göz önünde bulundurularak, üçüncü basamak sağlık kuruluşuna başvuran hastaların başvuru nedenlerine göre birinci basamakta yönetilebilirliğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız tek merkezli tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırma olup Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi diyabet polikliniğine başvuran hastalara yüz yüze görüşme yolu ile anket uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmamıza 18 yaş ve üzerinde olup çalışmamıza katılmaya gönüllü olan hastalar dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak 27 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmamızda; diyabet polikliniğine başvuran katılımcıların yaklaşık yarısına yakınının (%48,5) kontrol/takip amacıyla diyabet polikliniğine başvurdukları görülmektedir. Takip eden nedenlerin; kan şekeri regülasyonunda bozulma (Hipo/hiperglisemi) ve hastalar tarafından diyabet ilişkili olabileceği düşünülen yakınmalar olduğu saptanmıştır. Katılımcıların yaklaşık yarısının (%50,7) diyabet polikliniğine kimse tarafından yönlendirilmeden başvurduğu görülmüştür. Katılımcıların %52'sinin birinci basamak sağlık tesislerinde yönetilebilir olduğu saptanmıştır. Bunun yanında; klinik yeterlilik açısından değerlendirildiğinde, katılımcıların %25,2'sinin birinci basamak hekimi tarafından yönetilebileceğini ancak hastanın ihtiyacı olan ilaçların birinci basamakta reçete edildiğinde geri ödeme kapsamında olmadığı ve bu nedenle branş hekimi başvurusunun gerektiği görülmüştür. SONUÇ: Birinci basamak sağlık kuruluşları arasında yer alan aile hekimliği sisteminin, etkili ve verimli bir şekilde kullanılmasıyla, üst basamak sağlık kuruluşlarındaki diyabet hastalarının yükünü yarıya yakın bir oranda azaltabileceğini düşünmekteyiz. Aile hekimlerinin reçete edebildiği ve rapor çıkarabildiği OAD ve insülin ilaçlarının kapsamının genişletilmesi yönetilebilir hasta oranının artmasını sağlayacaktır. Hastaların aile hekimliği kapsamında sunulan sağlık hizmetleri ve aile hekimlerinin yetkinlikleri konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Birinci basamak sağlık hizmetleri ve aile hekimliği sistemi güçlendirilerek zorunlu sevk sisteminin uygulanmaya başlanmasıyla üst basamaklardaki hasta yükünün azalacağını düşünmekteyiz.

Birinci basamak sağlık hizmetleriDiabetes mellitusDoktorlar-birinci basamak+1
Ahmet Talha Türkmen
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin tiroid hastalıklarının tanı ve tedavisi hakkındaki bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ:Tiroid hastalıkları toplumda sık görülen, genellikle nonspesifik semptomlarla ortaya çıkan, çeşitli metabolik etkilerle seyreden hastalıklardır. Tiroid hastalıklarının değerlendirilmesi anamnez, fizik muayene, biyokimyasal testler ve görüntüleme teknikleriyle yapılmaktadır.Aile hekimleri, birinci basamakta tiroid hastalıklarının tanı ve tedavisinde önemli rol oynamaktadır. Çalışmamızın amacı, teşhis/tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlar doğurabilen tiroid hastalıklarının tanı ve tedavisi hakkında Sakarya'da ilinde çalışan aile hekimlerinin bilgi düzeylerinin ve buna etki eden faktörlerin değerlendirilmesi, aynı zamanda hekimlerin bu konudaki farkındalığının artırılmasıdır. YÖNTEM:Kesitsel tipte ve tanımlayıcı olarak yapılan çalışmamız kapsamında 01.05.2023 ile 31.05.2023 tarihleri arasında Sakarya ilinde bulunan aile sağlığı merkezlerinde çalışan 213 aile hekimi çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılarayüzyüze ya da internet üzerinden 28 sorudan oluşan anket uygulanmıştır. Veriler SPSS 20.0 programına kaydedilerek istatistiksel analizi yapılmıştır. BULGULAR:Toplam 213 katılımcı ile yapılan çalışmamızda 129(%60,5) kişi erkek iken 84 (%39,5) kişi kadın olarak saptanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 40,54±9,3 Standart Sapma (SS) olarak bulunmuştur. Katılımcıların anket sorularından tiroid hastalıkları tanı ve tedavisi, tedavide kullanılan ilaçlar bu ilaçların etkileri ve yan etkileri hakkındaki 8 sorunun 5'inde %60'ın üzerinde doğru yanıt verdikleri saptanmıştır. Çalışma süresi ile puan ortalamaları karşılaştırıldığında 11 yıldan daha fazla süredir çalışan katılımcıların ortanca test puanları 17,0 iken 10 yıldan daha az çalışanların ortanca puanı 15,0 olarak saptanmıştır bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p= 0,002). SONUÇ: Tiroid hastalıklarının yönetiminde aktif bir rol alan aile hekimlerinin tanı ve takipte birincil, ikincil ve üçüncül koruma gereksinimlerini karşıladıkları ve acil durum olsun olmasın ekip çalışması ile tüm süreci yönetebildikleri anlaşılmıştır. Katılımcıların soruların büyük kısmının doğru cevaplayarak birinci basamak sağlık hizmeti sunumunda tiroid hastalıklarına ile ilgili; kişiye özel tedavi planının, kapsamlı bir şekilde literatüre uygun olarak sunulduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler:Aile hekimliği, birinci basamak sağlık hizmetleri, tiroid hastalıkları

Doktorlar-aileDoktorlar-birinci basamakHipertiroidizm+2
Selman Ekin
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir eğitim araştırma hastanesi aile hekimliği polikliniklerine başvuran 65 yaş ve üzeri hastalardaki polifarmasi sıklığı ve potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Polifarmasi, potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerinin artmasındaki ana risk faktörlerindendir. Yaşlandıkça kronik hastalık sayısındaki artış ile yaşlılar daha yüksek risk altındadır. Bu çalışmada Aile Hekimliği polikliniklerine başvurusu olan 65 yaş ve üzeri hastalardaki polifarmasi sıklığı ve potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma retrospektif kesitsel tipte tanımlayıcı bir araştırma olup 1 Ocak 2022 ile 31 Aralık 2022 tarihleri arasında Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvurusu olan 65 yaş ve üzeri hastaların dosyalarının retrospektif olarak incelenmesiyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 690 hasta dahil edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,01 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Bu çalışmadaki polifarmasi sıklığı %36,4 olup kronik hastalık sayısı ile polifarmasinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,001). Medscape ve Drugs.com veri tabanlarına göre potansiyel ilaç-ilaç etkileşimleri incelenmiş olup ciddi tür potansiyel ilaç-ilaç etkileşimleri sırası ile %5,7 ve %3,5'tir. En çok görülen potansiyel ilaç-ilaç etkileşim türü ise orta tür potansiyel etkileşimdir. Ayrıca Medscape'a göre iki hastada kontrendike tür potansiyel ilaç-ilaç etkileşimi görülmüştür. Her iki veri tabanına göre en sık potansiyel ilaç-ilaç etkileşimine giren ilaçlar ise; aspirin, hidroklorotiazid ve metoprolol'dür. Her iki veri tabanına göre potansiyel ilaç-ilaç etkileşimi varlığı ile kronik hastalık sayısı ve polifarmasi istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). SONUÇ: Hastaların her başvurusunda düzenli olarak kullandığı ilaçlar gözden geçirilmeli, ciddi ve kontrendike tür potansiyel ilaç-ilaç etkileşimleri tanınmalı ve tedavi buna göre düzenlenmelidir. Ayrıca reçete yazarken bilgisayar tabanlı uyarı sistemleri gibi uygulamaların geliştirilmesi ve kullanılması hastalardaki ciddi ve kontrendike tür potansiyel ilaç-ilaç etkileşimlerinin önlenmesine veya azaltılmasına katkı sağlayabilir. Yine ilaç etkileşimlerinin incelendiği veri tabanlarındaki farklılıklardan dolayı potansiyel ilaç-ilaç etkileşimleri incelenirken en az iki farklı veri tabanından faydalanmak daha doğru sonuçlara ulaşmayı sağlayabilir.

Aile hekimliğiPolifarmasiYaşlılar+1
Zeynep Arıcıoğlu
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabet hastalarının yaşam tarzı değişikliği önerileri ve ilaç tedavisine uyumlarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Beslenme bozukluğu, obezite ve hareketsiz yaşam tarzı gibi faktörlere bağlı olarak diyabet prevalansının dünyada artması, Tip 2 diyabet hastalarının yaşam tarzı değişikliklerine ve ilaç tedavilerine uyumunun kapsamlı bir şekilde incelenmesine yol açmıştır. Çalışmamızda, tip 2 diyabeti olan bireylerin yaşam tarzı değişiklikleri önerilerine ve tedaviye uyumlarını ayrıca bunları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Zümrüt Müftüoğlu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'nde gerçekleştirilen bu tek merkezli, tanımlayıcı, kesitsel çalışmada, yüz yüze görüşme yoluyla iki veri toplama aracı kullanıldı: 35 soruluk anket ve Morisky-8 Tedavi Uyum Ölçeği. BULGULAR: Çalışma, sigara ve alkolü bırakma oranlarının düşük olmasıyla birlikte yaşam tarzı değişikliklerine yönelik optimal uyumun sağlanmadığını göstermiştir. Ancak hastaların yaklaşık yarısında kilo kaybı, düzenli egzersiz ve beslenmeye dikkat gibi olumlu davranışlar gözlemlenmiştir. Özellikle, beslenmeye dikkat eden hastalarda tedavi uyumu artışı ile ilişkili bulunmuştur. Morisky-8 Tedavi Uyum Ölçeği kullanılarak yapılan analiz, hastaların %41,3'ünün iyi uyum sağladığını göstermiştir. Ev hanımlarının tedavi uyumu çalışan hastalara göre daha iyi bulunmuştur. İnsülin ve insülin+OAD kullanan hastaların ilaç uyumları OAD kullanan hastalara göre kötü bulunmuştur. Düzenli kontrollerin, tedavi uyumunu, artan beslenme farkındalığını ve artan egzersiz oranlarını beraberinde getirdiği gözlemlenmiştir. SONUÇ: Çalışmamız sonucunda hastaların yaşının, cinsiyetinin, medeni durumunun, çalışma durumunun, hastalık süresinin, uyguladığı tedavi şeklinin, kontrole düzenli gitmenin yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç uyumunu etkilediği gösterilmiştir. Uyumu arttırmak için hastalara düzenli diyabet eğitimi verilmeli, eğitimlerde hastalar kilo verme, düzenli doktor kontrolü, kan şekeri takibi, beslenme, egzersiz yapma, ilaç kullanımı gibi konularda bilgilendirilmelidir.

Diabetes mellitus-tip 2Hasta uyumu
Beyza Toprak Sağır
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Görsel ve işitsel bilgilendirmenin diyabetik hasta yönetimine etkileri

GİRİŞ VE AMAÇ: Diyabetin artan hastalık yüküne karşılık gelişen mobil sağlık (mSağlık) teknolojileri hastalığın yönetimi ve kontrolünde etkili olabilecek araçlardır. Bu çalışmada görsel ve işitsel eğitimlerin diyabet hastalarında bazı metabolik parametreler ve öz yönetim üzerine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. YÖNTEM: Çalışma 01.01.2022 ile 30.06.2022 tarihleri arasında Sakarya Akyazı 1 No'lu Aile Sağlığı Merkezi 5402005 No'lu aile hekimliği birimine kayıtlı veya başvuran DM'li hasta popülasyonunda yürütülen randomize kontrollü bir araştırmadır. Çalışma grubu tip 2 diyabet tanısı olan 150 hastadan oluşmaktadır. Çalışmaya dahil edilen hastaların başlangıç antropometrik ölçümleri ile bazı laboratuvar parametreleri kaydedilmiştir. Beraberinde hastalara "çok boyutlu diyabet anketi" uygulanmıştır. Müdahale gruplarında yer alan hastalara 3 hafta süreyle 3 günde bir düzenli olarak akıllı telefon aracılığıyla görsel ve işitsel bilgilendirmeler yapılmıştır. 3 ay sonunda ölçümler ve anket tekrarlanmıştır. Veriler müdahale öncesi-sonrası ve gruplar arası olmak üzere karşılaştırılmıştır. BULGULAR: Çalışmada müdahale gruplarının kilo, BKİ, kalça çevresi ölçümlerinde; sistolik ve diyastolik kan basınçları, açlık kan glukozları, HbA1C ve lipit profilinde; diyet ve ilaç uyumu ile evde kan şekeri kontrolünde; diyabetle ilgili engel, ciddiyet, öz yeterlilik ve sonuç beklentisi algılarında anlamlı şekilde iyileşme tespit edilmiştir. Görsel müdahale grubunda diyete uyum ve evde kan şekeri kontrolündeki iyileşmeler; işitsel müdahale grubunda ciddiyet algısındaki iyileşme daha fazladır. Diğer sonuçlarda müdahale grupları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. SONUÇ: Tip 2 diyabet hastalarında video ve işitsel tabanlı mSağlık eğitim mesajlarının hastalığın öz yönetimine katkısı bulunmaktadır. Bu uygulamaların geliştirilmesi, tanıtılması ve birinci basamakta kullanımının teşvik edilmesi hastalığın kontrolünde etki sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Tip 2 DM, mSağlık, öz yönetim, hastalık yönetim platformu, birinci basamak sağlık hizmetleri

Diabet komplikasyonlarıDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+6
Fırat Karadeniz
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği asistanlarının osteoporoz hakkındaki farkındalığının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Osteoporoz; yaşlanma, menopoz gibi nedenlerle kemiğin kırılganlığında ve kırılma riskinde artma ile karakterize olan ilerleyici oldukça yaygın bir kemik hastalığıdır. Erken teşhis ve dolayısıyla kırıkların önlenmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda hekimler arasında osteoporoz hakkındaki farkındalık düzeyinin arttırılması bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada aile hekimliği asistanlarının osteoporoz farkındalık düzeyinin değerlendirilmesi ve bu konuda farkındalık oluşmasını sağlayarak osteoporoz hakkında bilgi düzeyinin arttırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM: Araştırmamız tanımlayıcı tipte kesitsel bir çalışma olup, 01.12.2022 ile 31.12.2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Türkiyedeki tüm aile hekimliği asistanlarına ulaşılması hedeflenmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul eden, anket formunu eksiksiz dolduran 265 aile hekimliği asistanı araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmacılar tarafından hazırlanmış, demografik bilgileri ve Osteoporoz Farkındalık Ölçeği Türkçe Versiyonunu içeren anket formu çevrimiçi platformlar üzerinden uygulanmıştır. Veriler SPSS 20.0 (SPSS Inc,Chicago,IL,USA) programına kaydedilerek istatistiksel analizi yapılmıştır. BULGULAR: Toplam 265 katılımcı ile yapılan çalışmamızda katılımcılardan 119 (%44,9) kişi erkek, 146 (%55,1) kişi kadındır. Katılımcıların yaş ortalaması 32,06±6,83 (SS) olarak bulunmuştur. Katılımcıların osteoporoz farkındalık ölçek puan ortalaması 83,21±13,16 (SS) (min:27, max:108), olarak orta-yüksek seviye olarak saptanmıştır. Katılımcıların Osteoporoz Farkındalık Ölçeği'nde yer alan önermelere verdikleri yanıtlar değerlendirildiğinde, yaş, meslekte çalışma süresi ve aile hekimliği yapma süresi ile osteoporoz farkındalık ölçeği puanları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,05). Ayrıca, mezuniyet öncesi osteoporoz hakkında yeterli düzeyde eğitim aldığını düşünenlerin Osteoporoz Farkındalık Ölçeği puanının istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). SONUÇ: Yaşam tarzı değişiklikleri ve tarama çalışmalarıyla önlenebilecek olan osteoporozun önlenebilirliğinin yüksek olması, sağlık hizmeti veren aile hekimliği asistanlarının farkındalığının yüksek olması ile sağlanabilir. Bu farkındalığın arttırılması amacıyla aile hekimliği asistanlarının bu konuda daha fazla eğitim alması ve aile hekimliği eğitim müfredatında güncelleme yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Alptekin Ceylan
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezine başvuran 65 yaş ve üstü popülasyonun günlük fiziksel aktivite düzeylerinin yaşam kalitesi ve yaşam doyumuna etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Dünya nüfusu giderek yaşlanmaktadır. Yaşlandıkça meydana gelen fiziksel yetersizlikler, bilişsel yetilerdeki azalma, kronik hastalıkların meydana çıkması ile yaşam kaliteleri ve doyumları azalmaktadır. Çalışmamızda Aile Sağlığı Merkezine başvuran 65 yaşında ve daha büyük yaştakilerin fiziksel aktivite düzeylerinin yaşam kalitesi ve yaşam doyumu ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Çalışmamız 01.12.2022 ile 31.12.2022 tarihleri arasında Sakarya İlinde bir aile hekimliği birimine başvuran 65 yaşında ve daha büyük yaştaki kişiler üzerinde yapılmıştır. Çalışmaya dahil edilme özelliklerine uygun ve çalışmayı yapmaya razı olanlara, 5 bölümden oluşan anket formu yüz yüz görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Anket formunun ilk bölümünde katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini sorgulayan sorular, ikinci bölümde "Yaşam Doyumu Ölçeği", üçüncü bölümde "Notthingam Sağlık Profili (NHP)", dördüncü bölüm "Barthel İndeksi" ve beşinci bölümde ise "Birinci Basamak İçin Fiziksel Aktivite Anketi" yer almıştır. Veriler SPSS 20.0 programına kaydedilerek istatistiksel analizi yapılmıştır. BULGULAR: Toplam 260 katılımcı ile yapılan çalışmamızda 107 (%41,2) kişi erkek iken 153 (%58,8) kişi kadın olarak saptanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 73,93±6,52 Standart Sapma (SS) olarak bulunmuştur. Katılımcılardan 241'inin (%92,7) en az bir kronik hastalığının bulnduğu, birinci basamakta fiziksel aktivite durumları incelendiğinde ise 161'inin (%61,9) hareketsiz, 40'ının (%15,4) az hareketli, 22'sinin (%8,5) orta derecede hareketli, 37'sinin (%14,2) ise hareketli olduğu saptanmıştır. 81 yaş ve üzerinde olanlarda, gelir düzeyi düşük olanlarda, öğrenim düzeyi ilkokul ve altında olanlarda ve pandemi döneminde fiziksel aktivitelerinde engel olanlarda hareketsiz olma oranının daha fazla olduğu saptanmıştır. Hareketli ya da az hareketli olan katılımcıların yaşam doyumu ölçek puanı; hareketsiz olanlara göre ve hareketli, orta derecede hareketli ya da az hareketli olanlarda modifiye Barthel indeksi hareketsiz olanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. SONUÇ: Yaşam doyumunun ve kalitesinin arttırılması için gereken fonksiyonellik yolu fiziksel aktiviteye çıkmaktadır. Yaşlı nüfusun bağımlılık düzeyinin azalması, yaşam kalitesinin ve yaşam doyumunun artması için fiziksel aktivitelere önem verilmesi ve fiziksel aktivite farkındalığının artırılması gerekmektedir.

Elif Akar
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sakarya ilindeki ilköğretim okullarındaçalışan öğretmenlerin dıabetes mellıtushakkındaki bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Diabetes Mellitus, morbiditesi ve mortalitesi yüksek, sedanter yaşam ve obezite nedeniyle son yıllarda sıklığı artan günümüzün en önemli hastalıklarındandır. Diyabetli çocuklar zamanlarının büyük kısmını okulda geçirmektedir. Çalışmamızda Sakarya ilinde ilköğretim okullarında hizmet veren öğretmenlerin Diabetes Mellitus hakkındaki bilgi düzeylerinin ve ilişkili faktörleri değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Araştırmamız Sakarya ilinde ilköğretim düzeyinde hizmet veren öğretmenler üzerinde yürütülmüş tanımlayıcı kesitsel tipte bir araştırmadır. 330 öğretmene yüz yüze görüşme yolu ile anket uygulanarak yapılmıştır. Öğretmenlere sosyodemografik özelliklerini, öz-soy geçmiş özelliklerini, okullarında diyabet tanılı öğrenci olup olmadığını sorgulayan önermelerden ve öğretmenlerin diyabet konusunda bilgi düzeylerini sorgulayan 26 önermeden oluĢan DM bilgi düzeyini ölçme aracı uygulanmıştır. BULGULAR: Çalışmamızda kadın öğretmenlerin erkek öğretmenlere göre, algılanan gelir düzeyi orta/iyi olanların gelir düzeyi kötü olanlara göre DM-BD ölçüm aracından aldıkları puanlar istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Öğretmenlerden hekim tanılı kronik hastalığı olan, daha önce diyabet ile ilgili eğitim alan, yakın çevresinde DM tanısı olan birey olan, okul yetkililerin/öğretmenlerinin diabetes mellitus ile ilgili yasal sorumlulukları olduğunu, tedavisine yardımcı olunması gerektiğin ifade eden ve okullarda yürütülen DM eğitimini duyanların DM-BD ölçüm aracından aldıkları puanlar istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). SONUÇ: Ülkemizde 13 yıldır Okulda Diyabet Programı yürütülmektedir. Öğretmenlerin ―Okulda Diyabet Programı eğitimini almasının tanısı olan öğrencilerin hastalık yönetiminde ve benzer semptomları olan çocukların erken tanı almasında rol oynayacağını düşünmekteyiz.

Yasemin Zeytinoğlu
Sakarya University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin morbid obez hastalarda yaşam tarzı değişikliklerine uyumun önündeki engellerin ve kolaylaştırıcıların değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Obezite yönetiminin temelini sağlıklı beslenmeye dayalı değişiklikler, günlük enerji harcamasını artıran fiziksel aktiviteler ve tüm bunları sürdürülebilir kılan davranış düzenlemelerini içeren yaşam tarzı değişiklikleri oluşturmaktadır. Çalışmamızın amacı erişkin morbid obez hastaların yaşam tarzı değişikliği önerilerine uyumları süresince karşılaştıkları engelleri ve kolaylaştırıcıları deneyim ile derinlemesine değerlendirebilmektir. YÖNTEM: Bu araştırma tanımlayıcı bir nitelikte olup niteliksel yöntemle yapılmıştır. Veriler; sosyo-demografik özellikleri sorgulayan beş, antropometrik ölçümlerin sorgulandığı bir ve yaşam tarzı değişikliklerine uyumun değerlendirildiği bir olmak üzere toplam yedi sorudan oluşan anket formu ve morbid obez bireylerin deneyimlerini derinlemesine incelemeyi amaçlayan beş açık uçlu soru içeren yarı yapılandırılmış bir görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Derinlemesine görüşme tekniğiyle elde edilen görüşler; kategoriler, alt temalar ve temalar şeklinde gruplandırılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya 14 kadın (%82,3), 3 erkek (%17,6) olmak üzere 17 morbid obez hasta katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 47,76 ± 14,88 Standart Sapma (SS) olarak saptanmıştır. Araştırmamızda elde edilen bulgular doğrultusunda; genel sağlık durumu, içsel motivasyon, sosyal ilişkiler ve etkileşimler, fırsatların varlığı, kontrol edebilirlik ve yeterlilik inançları kategorileri belirlenmiştir. Bu kategoriler engeller ve kolaylaştırıcılar olmak üzere iki tema altında yer almıştır. SONUÇ: Yaşam tarzı değişikliğini benimsemenin önündeki engeller ve kolaylaştırıcılar tedavinin başlangıcında ele alınmalı ve bunlara göre bireyselleştirilmiş öneriler sunulmalıdır. Uyum iyileştirilirse, tedavi etkinliği, sağlık sonuçları ve kronik hastalıkların nihai yükünün de iyileştirilebildiği bilinmektedir. Ayrıca morbid obez bireylerde reddedilemez olabilecek kişiye özel tedavi ve psikososyal refaha odaklanma gibi müdahalelerin geliştirilmesi ve sunulması obezitenin yönetilmesi adına önemli bir katkı sağlayacaktır.

Obezite-morbidYaşam tarzı
Ayşenur Derici
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların birinci basamakta yönetilebilirliğinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Aile hekimliği kişinin ikametine yakın bir yerde bulunan, hastaların sağlık problemleri için ilk başvurması gereken yerlerdir. Ülkemizde etkin bir sevk zinciri uygulanmaması sonucu üçüncü basamak hastanelerin iş yükleri artmaktadır. Amacımız kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların tanı, takip ve tedavilerinin ne oranda aile hekimince yapılabileceğini belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmamız 01/05/2023-30/06/2023 tarih aralığında Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi kardiyoloji polikliniğinde bekleme alanında bulunan 458 hasta ile yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanan 24 sorudan oluşan anket formu verileri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Araştırmamıza katılan hastaların %49,6'sının (227) sağlıklarıyla alakalı problemlerde başvurdukları öncelikli merkezin aile sağlığı merkezi olduğu bulunmuştur. Araştırmaya katılanların %78,8'i (361) aile hekimine başvurmadan kardiyoloji polikliniğine başvurmuştur. Hastaları muayene eden kardiyoloji uzmanlarının değerlendirmelerine göre hastaların %36,7'sinin (168) tanısı birinci basamak hekimince konulup yönetilebilirdi. Aile hekimliğinde kardiyolojik ilaçların yazılabildiğini ve bazı tahlil ve tetkiklerin istenebildiğini bilen katılımcıların bilmeyenlere kıyasla birinci basamakta yönetilebilirliği istatistiksel anlamda daha düşük ölçülmüştür (p<0,001). SONUÇ: İlk muayenelerin birinci basamakta yapılması ve sevk sisteminin aktif bir şekilde uygulanması ile üçüncü basamaktaki hasta yoğunluğunun azalacağını düşünmekteyiz. Bunların gerçekleştirlmesinin ASM'lerin teknik ve donanım olarak güçlendirilmesi, ASM'de uzman sayıların artırılması ve ASM'lerin topluma tanıtılması ile mümkün olabileceğini sonucuna varmaktayız. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, kardiyoloji, sevk zinciri

Atilla Kuru
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hasta kan yönetimi polikliniğine başvuran hastaların depresyon anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi ve ilişkili faktörlerin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Demir eksikliği anemisi (DEA), dünya genelinde en yaygın görülen anemi türü olup, önemli bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilimsel araştırmalar, DEA ile depresyon ve anksiyete bozuklukları gibi psikiyatrik rahatsızlıklar arasında anlamlı bir bağlantı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışmada demir eksikliği anemisi olan hastaların anksiyete ve depresyon düzeylerinin ölçülmesi ve ilişkili faktörleri dosya taraması yaparak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Çalışmamız 01.02.2024- 31.04.2024 tarihleri arasında Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hasta Kan Yönetimi / Anemi polikliniğine başvuran kişilere yapılmıştır. Araştırmacılar tarafından hazırlanan anket, çalışmaya dahil edilme özelliklerine uygun ve çalışmayı yapmaya razı olanlara, yüz yüze uygulanmıştır. Anket formunun ilk bölümünde sosyo-demografik özellikleri sorgulayan sorular, ikinci bölümde ise 'Beck Depresyon Öleçeği' ve 'STAI I VE II Ölçeği' yer almaktadır. Veriler, IBM SPSS Statistics v20.0 programına aktarılarak analiz edilmiştir. Gruplar arasında farklılık için normal dağılıma uygunluğa göre bağımsız örnekler t testi, Mann Whitney U testi ile grup sayısı ikiden fazla ise One-way ANOVA ya da Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiştir. Kategorik değişkenler arasındaki ilişki için ki-kare testinden yararlanılmıştır. BULGULAR: Toplam 281 katılımcı ile yapılan çalışmamızda katılan hastaların %2,5'i (n=7) erkek, %97,5'i (n=274) kadındır. Bu çalışmada, DEA tanısı ile tedavi edilen hastalarda başvuru anında yüksek düzeyde kaygı ve depresyon belirtileri saptanmıştır. Tedavi sonrasında ise depresyon ve anksiyete düzeylerinde anlamlı düşüş gözlenmiştir. Çalışmada DEA semptomlarının şiddeti ile depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Kronik hastalığı olanlarda DEA semptomları ve depresyon skorları daha yüksek olarak saptanmıştır. Tedavi sonrası demir durumuna göre yapılan gruplandırmada ise depresyon ve anksiyete puanları açısından anlamlı fark gözlenmemiştir. SONUÇ: Sonuç olarak, çalışmamız, DEA hastalarında tedavi ile birlikte depresyon ve anksiyete düzeylerinin anlamlı şekilde düzeldiğini ortaya koymuştur. DEA semptomları ile ruhsal belirtiler arasındaki ilişki gösterilmiştir. DEA'nin erken tanı ve tedavisi, bireylerin yaşam kalitesini artırmada ve psikiyatrik komorbiditelerin önlenmesinde etkili olabileceği saptanmıştır. Gelecekte yapılacak prospektif ve geniş örneklemli çalışmalarla, DEA'nin psikiyatrik bozukluklarla ilişkisinin daha kapsamlı bir şekilde incelenmesi, bu alandaki bilgi birikimini artıracak ve daha etkili tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Demir Eksikliği Anemisi, Depresyon, Anksiyete

Betül Dertli
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir aile hekimliği birimine kayıtlı hedef nüfusta yapılan okul çağı izlemlerinin retrospektif analizi

GİRİŞ VE AMAÇ: Ülkemizde "Okulda Sağlığın Korunması ve Geliştirilmesi Programı" kapsamında çocukların her yıl aile hekimleri tarafından periyodik sağlık muayenelerinin yapılması planlanmıştır. Bu çalışmada; 2020-2023 yılları arasında yaptığımız taramaların verilerini inceleyerek bölgemizdeki obezite, anemi, dislipidemi, kırma kusurları ve diş çürükleri gibi kronik hastalıkların sıklığı hakkında fikir edinmeyi, ayrıca ülkemizdeki ve dünyadaki çalışmalarla kıyaslayarak yapılan taramaların mevcut hastalıkları tespit etmedeki etkinliğini ortaya koymak amaçlandı. YÖNTEM: Çalışmamız; 01.01.2020 – 31.12.2023 tarihleri arasında Sakarya İli Akyazı İlçesi Çatalköprü Aile Sağlığı Merkezi 5402019 numaralı birimde yapılan okul çağı taramalarının retrospektif olarak incelendi. 5-18 yaş arasındaki 862 çocuğun boy, kilo, BKİ, hemoglobin ve hematokrit değerleri, HDL-K, LDL-K, trigliserit değerleri, görme değerlendirmesi ve ağız diş sağlığı değerlendirmesi sonuçları kayıt altına alındı. Çocukların boy, kilo ve BKİ'lerinin yaş ve cinsiyete göre persentil değerleri ve Z değerleri hesaplandı. Normal dağılıma uygunluk durumu Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi. Analizler için SPSS v20.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 20.0; Armonk, NY, USA) paket programı kullanıldı. BULGULAR: Araştırmaya dahil edilen çocukların %48,8'i erkek, yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde %47,3'ü 5-9 yaş arasında, %41,9'u 10-14 yaş arasında, %10,8'i 15-18 yaş arasındadır. BKİ persentil değerlerine göre %14'ü fazla kilolu, %12'si obezdir. Öğrencilerin %8'inde anemi, %13,3'ünde hipertrigliseridemi, %5,1'inde LDL-K yüksekliği, %11,8'inde HDL-K düşüklüğü, %18,4'ünde göz patolojisi, %38,5'inde diş çürüğü tespit edilmiştir. SONUÇ: Çalışmamız, aile hekimliğinin geniş kapsamlı sağlık hizmetlerini sunma amacını vurgulamakta ve bu bağlamda özellikle koruyucu hekimlik uygulamalarının önemine dikkat çekmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimliği, okul çağı çocuklar, periyodik sağlık muayeneleri, tarama programları.

Mebrure Şeyma Akçay Tekiner
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran yetişkin hastaların kanser taramalarına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Aile hekimliği için koruyucu sağlık hizmetlerinin bir parçası olan kanser taramaları önemli bir yere sahiptir. Taramalar, kansere bağlı ölümleri azaltabilen, yaşam süresini uzatan, sağlığa ekonomik yükü azaltan önemli sağlık uygulamasıdır. Bu çalışmada amacımız Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran hastaların kanser taramalarına yönelik farkındalık ve bilgi düzeylerini tespit etmek ve tarama oranlarını artırmak için neler yapmamız gerektiğine dair bir yol haritası oluşturmaktı. YÖNTEM: Bu çalışmada Aile Hekimliği polikliniklerine ayaktan başvuran hastaların kanser taramalarına yönelik tutum ve davranışlarını ölçmek amaçlanmıştır. Katılımcılara sosyodemografik ve bazı sağlık özellikleri ile ilgili sorular, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği ve Kanser Taramalarına Yönelik Bilgi Ölçeği kullanıldı. Hazırlanan anket formunda sosyodemografik ve klinik özellikleri, kanser ve kanser taramaları bilgi düzeyi, tarama yaptırmama nedenlerinin tespiti planlandı. BULGULAR: Katılımcılardan kanser taraması önerilenlerin %32,7'si, ulusal kanser tarama programları hakkında bilgi sahibi olanların %46,8'i ve KETEM'den haberdar olanların %84,7'si kanser taraması yaptırmıştır. Kadınların ve akrabalarında kanser öyküsü bulunanların kanser taraması yaptırma oranı daha yüksekti. Kanser taraması yaptıranların çoğunluğu meme ve serviks kanseri taraması yaptırmıştır. Kanser taraması önerilenlerin çoğunluğunu bu önerileri aile hekimlerinden aldıklarını ifade ettiler. Kanser taraması yaptıranlar genellikle daha yüksek bilgi düzeyine sahipti. SONUÇ: Sonuçlarımız, kanser taramalarının yaygınlaştırılması ve erişilebilirliğinin artırılması için edinilmesi gereken farkındalığa dikkat çekmektedir. Kamu sağlığı kuruluşları ve sağlık profesyonelleri, toplumu kanser taraması konusunda daha etkin bir şekilde bilinçlendirmek üzere kapsamlı bilgilendirme kampanyaları düzenlemelidir. Aile hekimleri, kanser taraması önerilerini daha titizlikle ve sistematik bir yaklaşımla sunmalıdır. Anahtar Kelimeler: Bilgi düzeyi, kanser, kanser taramaları, tutum.

Müsemma Bolat
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri arasında internet bağımlılığının yalnızlık ve depresyonla ilişkisinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Teknolojinin hızlı ilerlemesi ve yaygınlaşması, insanların teknolojiyle olan etkileşimini artırmıştır. İnternet, bu etkileşimin önemli bir parçasıdır. İnternetin yoğun kullanımı, özellikle üniversite öğrencileri arasında internet bağımlılığının görülmesine yol açmaktadır. İnternet bağımlılığının etkileri arasında yalnızlık ve depresyon bulunmaktadır. Bu çalışma, Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri arasında internet bağımlılığının yalnızlık ve depresyonla ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. YÖNTEM: Kesitsel tipte, tanımlayıcı ve analitik bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Örneklem grubunun internet bağımlılığı, yalnızlık ve depresyon ilişkisi incelenmiştir. Verilerin toplanması için Kişisel Veri Formu, İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçları belirli kriterlere göre analiz edilmiş ve değerlendirilmiştir. BULGULAR: Katılımcılar 190 (%54) kadın 160 (%46) erkek olmak üzere 350 öğrenciden oluşmaktadır. İnternet bağımlılığının yaşla ve sınıf düzeyiyle doğru orantılı arttığı görülmüştür. Depresyon belirtilerinin yaşla ters orantılı ve sınıf düzeyiyle doğru oratnılı olduğu bulguları elde edilmiştir. Yalnızlıkla ilişkili veriler incelendiğinde ise yalnızlığın cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği verisine ulaşılmıştır. SONUÇ: Araştırma, yaşın artmasıyla birlikte internet bağımlılığı ve depresyon düzeyinin arttığını göstermektedir. İnternet bağımlılığının sınıflar ilerledikçe arttığı ancak depresyon belirtilerinin azaldığı görülmüştür. Araştırma, internet bağımlılığının öğrencilerin psikolojik sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu ve yalnızlık ile depresyon arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, internet bağımlılığıyla başa çıkma stratejilerinin geliştirilmesi ve bireye özgü yaklaşımların teşvik edilmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Yalnızlık, İnternet Bağımlılığı Bozukluğu, Tıp Öğrencileri.

Cennet Çınar
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eğitim Aile Sağlığı merkezlerinin Aile Hekimliği uzmanlıköğrencilerinin gözünden eğitim süreçlerine katkısının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Eğitim Aile Sağlığı Merkezleri aile hekimliği uzmanlık eğitiminde saha eğitiminin temel gerekliliklerinden biri olup son yıllarda ülkemizde sayısı giderek artmakta ve eğitim klinikleri tarafından uygulama alanı olarak kullanılmaktadır. Bu araştırmada aile hekimliği uzmanlık öğrencilerinin gözünden eğitim aile sağlığı merkezlerinin eğitim süreçlerine katkısının değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu tez çalışması tanımlayıcı nitelikte olup niteliksel yöntemle yapılmıştır. Çalışmaya Sakarya ilindeki aile hekimliği uzmanlık öğrencileri katılmıştır. Veriler; sosyodemografik özelliklerin ve eğitim aile sağlığı merkezinin eğitim süreçlerine katkılarının değerlendirildiği yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen görüşler; alt temalar ve temalar şeklinde gruplandırılmıştır. BULGULAR: Araştırmamıza 16'sı kadın (%76,19), 5'i erkek (%23,81) olmak üzere toplam 21 aile hekimliği uzmanlık öğrencisi katılmıştır. Katılımcılardan 5'i (%23,81) uzmanlık eğitimine başlamadan önce ASM'de çalışmış olup kalan 16'sı (%76,19) daha önce hiç ASM'de çalışmamıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler E-ASM'nin hasta yönetimine ve ASM yönetimine sağladığı katkılar olarak iki grupta incelendi. Hasta yönetiminde sağlık hizmetlerinin ilk temas noktasında ayrışmamış hastalıkların yönetimi ve bekle-gör yaklaşımının tecrübe edilmesi; ASM yönetiminde ise hasta iletişimi ve idari sorumluluklar açısından uygulama alanı imkanı bulmaları öne çıkan alt temalardı. SONUÇ: Her uzmanlık eğitiminde olduğu gibi uygulama eğitimi aile hekimliği uzmanlık eğitiminde de geniş yer tutar. Aile hekimliği disiplininin temel özellikleri gereği bu uygulama eğitiminin eğitim ASM'lerde yapılabilmesi ve eğiticilerin de bu konuda teşvik edilmesi önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, birinci basamak, eğitim aile sağlığı merkezi, uzmanlık eğitimi.

Kübra Eroğlu
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların başvuru sebeplerinin birinci basamakta yönetilebilirliğinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bir eğitim ve araştırma hastanesinin Göğüs Hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların başvuru nedenlerini, aile hekimine başvuru geçmişlerini, başvuru sebeplerinin birinci basamakta yönetilebilirliğini ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin poliklinik yükü üzerindeki etkisini araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız, Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran 18 yaş ve üzeri 500 hasta ile gerçekleştirilen tek merkezli, tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırmadır. Araştırma, 1 Ekim 2023 ile 28 Şubat 2024 tarihleri arasında yüz yüze görüşerek 34 soruluk anketle yapılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 istatistiksel paket programı kullanılmış olup, istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Araştırmanın sonuçlarına göre, göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların %12,8'i birinci basamakta yönetilebilecek durumdayken, %30,6'sı birinci basamakta yönetilebilirdi ancak ilgili ilaçlar SGK kapsamında olmadığı için bu mümkün olmamıştır. Hastaların %36,0'lık bir kısmının laboratuvar, görüntüleme veya test imkanları yetersizliği nedeniyle birinci basamakta yönetilemez olduğu görülmüştür. Ayrıca, katılımcıların sahip oldukları kronik hastalık sayısı, aile hekimine başvuru sıklığı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir (p<0,05). Çalışmamızda katılımcıların aile hekiminin ünvanına göre şikayetleri için ilk başvurdukları kurum, aile hekimine başvuru sıklığı ve göğüs hastalıkları polikliniğine başvuru öncesinde aile hekimine başvurma durumu gibi değişkenler arasında da istatistiksel olarak anlamlı farklar belirlenmiştir (p<0,05). SONUÇ: Aile hekimliği sisteminin güçlendirilmesi, zorunlu sevk uygulaması ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin kapasitesinin artırılması, hastaların ASM'lere başvurmasını teşvik ederek hastane yoğunluğunu azaltabilir ve sağlık hizmetlerinin verimliliğini artırabilir.

Feyza Karaboğa
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin hepatit B virüsü ve aşısı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada, hepatit B enfeksiyonunun tanı, tarama ve bağışıklamada kritik rol oynayan aile hekimlerinin HBV enfeksiyonu ve HBV aşıları hakkındaki bilgi düzeylerini, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. YÖNTEM: Kesitsel tipte ve tanımlayıcı olarak yapılan çalışmamız kapsamında 22.12.2023 ile 10.07.2023 tarihleri arasında Sakarya ilinde bulunan aile sağlığı merkezlerinde çalışan 200 aile hekimi çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara internet üzerinden 25 önermeden oluşan anket uygulanmıştır. Veriler SPSS v.23 programına kaydedilerek istatistiksel analizi yapılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya 106 kadın, 94 erkek olmak üzere 200 aile hekimi katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 40,80±9,24 dır. Hekimlerden 161 kişi (%80,5) şehir merkezinde, 39 kişi (%19,5) de kırsalda görev yapmaktadır. Kırsal kesim de görev yapan hekimlerin bilgi düzeyi ile şehir merkezinde görev yapan hekimlerin bilgi düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır (p=0,013). Araştırmaya katılan hekimlerin Hepatit B virüsü ve aşısına yönelik bilgi düzeyi puan dağılımlarına göre bakıldığında çoğunluğu (%67) kısmen yeterli görülmüştür. En fazla doğru cevap verilen soru HBV'nin cinsel sıvılar ve kan yoluyla bulaştığı ile ilgili soru iken (%98,5), en az doğru yanıt verilen soru ise HBV pozitif anneden doğan bebeğin aşılama programı ile ilgili soru olmuştur (%15). SONUÇ: Bu araştırma aile hekimlerinin heapatit B enfeksiyonu ve aşısı hakkında bilgi düzeylerindeki eksiklikleri ortaya koymakta ve aile hekimlerinin sürekli eğitimlerinin öneminde dikkat çekmektedir.

Rabia Ermiş Yeşil
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de çalışan hekimlerin tükenmişlik düzeyleri ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Hekimler, yoğun çalışma temposu, stresli iş ortamı ve yüksek sorumluluk nedeniyle mesleki tükenmişlik riski altındadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de çalışan hekimlerin tükenmişlik düzeylerini ve bu tükenmişlik ile ilişkili olabilecek faktörleri belirlemektir. YÖNTEM: Araştırma, Türkiye genelinde çalışan hekimler üzerinde yapılan kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışmanın evrenini Türkiye genelinde çalışan hekimler oluşturmuştur ve örneklem randomize yöntemle seçilmiştir. Veri toplama aracı olarak, katılımcılara demografik bilgiler ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği içeren bir anket uygulanmıştır. Anket sonuçları istatistiksel olarak analiz edilmiş ve tükenmişlik düzeyleri ile ilişkili olabilecek faktörler incelenmiştir. Çalışmada tükenmişlik düzeylerini etkileyen demografik, kurumsal ve iş yükü ile ilgili değişkenler değerlendirilmiştir. BULGULAR: Araştırmanın bulguları, Türkiye'de çalışan hekimlerin büyük bir kısmının orta ve yüksek düzeyde tükenmişlik yaşadığını göstermektedir. Hekimlerin yaş, medeni hal, çocuk sahibi olma, hekimlik süresi, çalıştıkları sektör, görevi nedeniyle davalı/davacı olma, idari görev varlığı, görevi başında şiddete maruz kalma durumu, hasta yükü durumlarının duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeyleri ile ilişkili olduğu, bunun yanında mesleği bırakma düşüncesi, nöbet tutarak çalışma, çalışılan ortamın fiziki özellikleri, hekim dışı sağlık personelinin desteği ve gelir algısı gibi değişkenlerin ise duygusal tükenme ve duyarsızlaşma düzeylerinin yanında kişisel başarı hissi ile de ilişkili olduğu görüldü. SONUÇ: Bu araştırmanın sonuçları, Türkiye'de çalışan hekimlerin mesleki tükenmişlik riski altında olduğunu ve bu durumun hekimlerin mesleki performanslarını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Hekimler, mesleki tükenmişlik, tükenmişlik

Mehmet Yıldız
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eğitim aile sağlığı merkezlerine kayıtlı hedef nüfusta yapılan gebe izlemlerinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada, Sakarya Zümrüt Müftüoğlu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi ve Karaman 2 No'lu Eğitim Aile Sağlığı Merkezine başvuran gebelere sunulan doğum öncesi bakım hizmetlerinin niteliği değerlendirilmiş ve bu hizmetlerin alınmasını etkileyen faktörler incelenmiştir. Amaç, doğum öncesi bakım hizmetlerinin gebelerin ihtiyaçlarına uygunluğunu belirlemek ve hizmetlerin iyileştirilmesine katkı sağlamaktır. YÖNTEM: Tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlanan çalışma, 4 Kasım 2022 ile 7 Haziran 2024 tarihleri arasında merkezlere başvuran 173 gebe üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veriler, otomasyon sistemi kayıtları ve telefon görüşmeleri yoluyla toplanmış, gebelere sosyodemografik ve gebelik bilgilerini içeren 12 soruluk anket uygulanmıştır. Analizler SPSS v.27 yazılımıyla yapılmış, istatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan 138 gebe anketle değerlendirilmiş, 86 gebe ise dört gebelik izlemini tamamlamış olarak doğum öncesi bakım hizmetlerinin niteliği açısından analiz edilmiştir. Katılımcıların %83,3'ü tetanoz aşısı olmuş, %97,3'ü demir, %92,9'u D vitamini desteği almıştır. Gebelik sürecinde danışmanlık hizmeti alanların oranı %79,5'tir ve en sık beslenme hakkında bilgi verilmiştir. Doğum öncesi bakım hizmet puanı ortalaması X ̄ ±SS=5,62±0,71 olup, istatistiksel analizlerde çeşitli sosyodemografik özelliklerle doğum öncesi bakım puanı arasında anlamlı fark saptanmamıştır. SONUÇ: Çalışma, doğum öncesi bakım hizmetlerinin genel olarak iyi bir düzeyde sunulduğunu, ancak katılımcıların danışmanlık hizmeti alma oranlarının daha da iyileştirilebileceğini ortaya koymaktadır. Sonuçlar, doğum öncesi bakım hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik müdahaleler için yol gösterici olabilir.

Danışmanlık hizmetleriGebelikGebelik öncesi bakım
Meryem Karagür Sarıoğlu
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nöroloji polikliniğine başvuran hastaların birinci basamakta yönetilebilirliğinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Aile hekimliği, bireylerin sağlık sistemine ilk giriş noktası olarak değerlendirilmelidir ve üst basamakla belli bir uyum içinde çalışmalıdır. Bu çalışmada, nöroloji polikliniğine başvuran hastaların başvuru nedenleri ve aile hekimine başvuru geçmişleri incelenerek, sevk zinciri eksikliğinin üçüncü basamaktaki iş yüküne etkisi ve başvuruların birinci basamakta yönetilebilirliği değerlendirilmiştir. YÖNTEM: Araştırmamız, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi nöroloji polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri 502 hasta ile tek merkezde yürütülen tanımlayıcı kesitsel bir çalışmadır. 1 Temmuz - 31 Aralık 2024 arasında yürütülen çalışmada veriler, yüz yüze görüşme ile 25 soruluk anket yöntemiyle toplanmış; analizler SPSS 29.0 kullanılarak yapılmış ve istatistiksel anlamlılık sınırı p<0,05 olarak belirlenmiştir. BULGULAR: Araştırmamızda, nöroloji polikliniğine başvuran hastaların %20,9'unun birinci basamakta yönetilebilir olduğu bulunmuştur. Yönetilebilirlik üzerinde kronik hastalık varlığı, ekonomik durum, çalışma durumu, laboratuvar ve görüntüleme gereksinimi, başvuru şekli ve yaş gibi değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar görülmüştür (p<0,05). Kronik hastalığı olan hastaların %86,8'i ve görüntüleme/girişimsel işlem gereksinimi olanların tamamı birinci basamakta yönetilemez olarak değerlendirilmiştir. Laboratuvar gereksinimi olmayanlarda yönetilebilirlik oranı %31,8 iken, laboratuvar gereksinimi olanlarda bu oran %15,0'dır. Yaş arttıkça yönetilebilme oranı azaldığı görülürken; düşük ekonomik düzeydeki bireylerin aile sağlığı merkezini daha fazla tercih ettikleri görüldü. Aile Sağlığı Merkezinden memnuniyet oranı %90,8 olmasına rağmen, hastaların üçte ikisi doğrudan nöroloji uzmanına başvurduğu görülmüştür. SONUÇ: Aile Sağlığı Merkezlerinde donanımların ve hizmetlerin güçlendirilmesi, sevk sisteminin getirilmesi ve birinci basamakta tanı konulan hastalıkların reçetelendirilen ilaçlarının sağlık sigortaları tarafından karşılanması durumunda, ikinci ve üçüncü basamaklarda hasta yükünün azalacağına inanmaktayız. Bireylere Aile Sağlığı Merkezlerinde verilen hizmetler hakkında bilgilendirmelerin yapılmasının birinci basamağın etkili bir şekilde kullanılmasına katkı sağlayacağını öngörmekteyiz.

Aile hekimliğiNörolojiSağlık hizmetleri
Ayşenur Temel
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda frax skoru kullanılarak major osteoporotik ile kalça kırık riski değerlendirilmesi ve ilişkili faktörlerin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Osteoporoz, kemik dansitesindeki kayıp ve dokusundaki mikromimari yapıda bozulma sebebiyle kemik kırılganlığının artması ile tanımlanan bir hastalıktır. Bu araştırma ile amacımız hastanemize başvuran postmenopozal kadınlardan kemik dansitometrisi ölçülen hastalarda anket yapılarak osteoporoz açısından ilişkili faktörlerle major osteoporotik ve kalça kırık riskinin arasındaki bağlantının saptanmasıdır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma kohort tipte retrospektif bir çalışmadır. Veriler; sosyodemografik veriler, osteoporoz risk faktörleri ve FRAX skorunda yer alan parametrelerden oluşturulan anket formu kullanılarak elde edilmiştir. BULGULAR: Femur boynu t skoru ortalaması – 0,25; FRAX skorundan alınan verilerle 10 yıllık kalça kırık riski ve major osteoporotik kırık riski ortalamaları ise sırasıyla; 2,17±4,74 ve 11,36±8,15 olduğu görüldü. Yaş ile femur boynu t skoru arasında negatif yönde ve zayıf düzeyde anlamlılık saptanmıştır. Beden kitle indeksi ile femur boynu t skoru arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamlılık saptanmıştır. Asetilsalisilik asit (ASA) ve mide koruyucularının kullanım süresi ve sıklığının risk oluşturduğu, düşük eğitim düzeyinde ise riskin arttığı görüldü. SONUÇ: Risk faktörlerinin bazılarının osteoporoz ile arasında önemli bir bağlantı bulunmaktadır. Özellikle ASA ve mide koruyucularının risk grubundaki hastalarda kullanılmasında bu etkilerin göz önünde bulundurulması, bu risk grubundaki hastalara osteoporoz yönünden eğitimlerin verilmesi önem arz etmektedir. Bu ve buna benzer hastalıklarda birinci basamakta koruyucu hekimliğin aktif olarak işletilmesinin ülkelere doğacak gereksiz sağlık harcamalarının önüne geçeceğini ve daha sağlıklı bir yaşam sunmasına vesile olacağını düşünmekteyiz

Furkan Özcan
Sakarya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezine kayıtlı tip 2 diyabetes mellitus hastalarının diyabet ve sağlık okuryazarlığı düzeyinin değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmanın amacı aile sağlığı merkezine başvuran Tip 2 Diyabetes Mellitus hastalarının sağlık okuryazarlığı düzeyleri ve diyabet okuryazarlığı düzeylerini belirlemektir. Materyal-metod: Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma Nisan-Aralık 2019 tarihleri arasında toplam 300 tip 2 diyabet hastası ile yürütüldü. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, Sağlık Okuryazarlığı Avrupa Birliği Anketi (SOYA-AB), Diyabet Bilgi Testi ve Diyabet Sayısal Testi kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 58,2±10,2 olup %51,7'si erkek, %85,0'i evli, %38,3 ü ilkokul mezunu, %40,7'si ev hanımı ve %51,3'ünün gelir durumu düşüktü. Tip 2 diyabet hastalarının ortalama indeks puanı 25,6 olup bu değer "sorunlu-sınırlı" düzeye karşılık gelmektedir. Yapılan kategorik değerlendirmede katılımcıların %41,3'ünün yetersiz, %47,7'sinin sorunlu-sınırlı, %9'unun yeterli ve %2'lik bir kısmının ise mükemmel seviyede sağlık okuryazarlık düzeyine sahip olduğu tespit edildi. Katılımcıların SOY düzeyi sosyo-demografik değişkenlerle karşılaştırıldı. Eğitim düzeyi yüksek, gelir durumu iyi ve evli olan bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyinin daha yüksek olduğu ve yaş arttıkça sağlık okuryazarlığı düzeyinin düştüğü belirlendi (p<0,05). Cinsiyet ile ise anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Tip 2 diyabet hastalarının sağlık okuryazarlığı düzeyi düşük olup %47,7'si sorunlu-sınırlı olarak saptandı. Kronik hastalıkların takibini yapmak, oluşabilecek olumsuz sağlık sonuçlarını önlemek ve özbakım becerileri kazandırmak hastanın sağlık okuryazarlığı düzeyi ile ilişkilidir. Bu noktada hastaların her türlü bakımda ilk başvuru noktası olan ve sürekli sağlık hizmeti sunan aile hekimlerine büyük görev düşmektedir.

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziAnketler+3
Selviye Ünver
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezine kayıtlı kişilerin sağlık okuryazarlığı düzeyinin genel sağlık taramaları ve sağlık algısı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Sağlık okuryazarlığı (SOY), tüm dünyada gün geçtikçe önemi artan bir kavram haline gelmiştir. Toplumun sağlık okuryazarlık düzeyini belirlemek, sağlık okuryazarlığını geliştirmek için atılacak adımlardan en önemlisidir. Çalışmamızda katılımcıların sağlık okuryazarlık düzeyini ve ilişkili faktörleri belirlemeyi, sağlık okuryazarlık düzeyinin sağlık algısına ve sağlık taramalarını yaptırma durumuna olan etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: Araştırmanın evrenini 5 farklı ASM'ye kayıtlı 18-65 yaş arası 300 birey oluşturdu. Ankette sosyo-demografik veriler, genel okuryazarlık durumunu ölçen sorular, kanser taramalarına ve diğer koruyucu hekimlik önerilerine katılımı ölçen sorular, Sağlık Okuryazarlığı Anketi- Avrupa Birliği (SOYA-AB) ve Sağlık Algısı Ölçeği (SAÖ) yer almıştır. İstatistiksel analiz için SPSS 20 programı kullanıldı ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 39,1±12,9, %53'ü kadın, %76,7'si evli, %31'i ev hanımı, %35'i üniversite mezunudur. Çalışmaya katılan bireylerin SOY puan ortalaması 31,07±7,61 olup ''sorunlu-sınırlı'' sağlık okuryazarlık düzeyine karşılık gelmektedir. Katılımcıların SOY düzeyi sosyodemografik değişkenlerle karşılaştırıldı ve gençlerde, bekarlarda, eğitim seviyesi ve gelir düzeyi yüksek olan kişilerde daha yüksek saptandı (p<0,001). Katılımcıların SAÖ ortalama puanı 48,83±8,85'dir ve SOY düzeyinin sağlık algısı ile pozitif korelasyon gösterdiği saptandı (r=0,445; p=0,001). Ayrıca SOY düzeyinin kişilerin meme, serviks ve kolon kanseri taraması yaptırma durumu üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı, ancak her yıl grip aşısı yaptırma ve yılda bir kez diş hekimi kontrolüne gitme üzerinde olumlu etkisinin olduğu belirlendi (p<0,05). Tartışma-Sonuç: Katılımcıların %61,7'sinin SOY düzeyi yetersiz veya sınırlı-sorunlu olduğu belirlendi. Türkiye SOY araştırmasında katılımcıların %64,6'sının, sekiz Avrupa ülkesini kapsayan geniş çaplı başka bir çalışmada ise %47,6'sının yetersiz veya sınırlı-sorunlu SOY kategorisinde olduğu bildirilmiştir. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar yetersiz sağlık okuryazarlığının evrensel bir problem olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Okuryazarlığı, Sağlık Taramaları, Sağlık Algısı, Aile Sağlığı Merkezi

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziAlgı+4
Zeliha Alagöz Ekti
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamağa başvuran hipertansif hastaların ilaç tedavisi ve diyet uyumunun değerlendirilmesi

Giriş: Hipertansiyon tüm dünyada erişkin nüfusun önemli bölümünü etkileyen ve büyük ölçüde önlenebilen kardiyovasküler bir hastalıktır. Bu çalışma aile sağlığı merkezine başvuran hipertansiyon hastalarının kullandıkları ilaç ile diyet uyumlarını ve etki eden faktörleri belirlemek amacı ile yapıldı. Materyal-metod: Tanımlayıcı, kesitsel nitelikte olan çalışmamız Afyonkarahisar'da, 6 Aile Sağlığı Merkezine 1 Haziran-31 Temmuz 2020 arasında başvuran 400 hipertansiyon hastası ile yürütüldü. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, Antihipertansif Uyum Ölçeği, Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kullanıldı. İstatistiksel analiz için SPSS 20 programı kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 60,79±9,09 olup %61,5'i kadın, %52,3'ü ilkokul mezunu, %87,3'ü evli, %56'sı ev hanımıdır. Katılımcıların beden kitle indeksi ortalaması 31,92±4,80 kg/m², bel çevresi ortalaması 102,52±9,77 cm, sistolik kan basıncı ortalaması 133,77±15,18 mmHg, diyastolik kan basıncı ortalaması 83,42±9,87 mmHg'dır. Katılımcıların %76,3'ünün tansiyonunun 140/90 mmHg'dan yüksektir. Katılımcıların hipertansiyon tanı yılı ortalaması 9,74±6,80 ve %79,5'i antihipertansif ilaç tedavisine uyumludur. Erkek, evli, memur, üniversite mezunu, il merkezinde yaşayan, genel sağlık algısı iyi, kan basıncı kontrol altında olan, 11 yıl ve üzerinde hipertansiyon tanısı olanların antihipertansif ilaç tedavisine uyumunun daha yüksek olduğu belirlendi. Erkek, evli, eşi ile birlikte yaşayanların antihipertansif diyetin tedavi üzerinde etkili olduğuna inancı ise daha düşük bulundu. Katılımcıların yaşı arttıkça, eğitim düzeyi azaldıkça, hipertansiyon tanı süresi arttıkça toplam fiziksel aktivitelerinin azaldığı belirlendi. Sonuç ve Öneri: Üniversite mezunu, genel sağlık algısı iyi olan ve kan basıncı kontrol altında olan katılımcıların antihipertansif ilaç ve diyet uyumu daha yüksek belirlendi. Hipertansiyonu kontrol altında tutmak ve oluşabilecek komplikasyonların önüne geçebilmek için hastaların ilk başvuru noktası olan ve sürekli sağlık hizmeti sunan aile hekimlerine büyük görev düşmektedir. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, İlaç Uyumu, Diyet Uyumu, Fiziksel Aktivite, Aile Sağlığı Merkezi

DiyetHipertansiyonTedaviye bağlılık ve uyum+2
Pınar Kurttaş Çolak
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamağa başvuran depresyon hastalarında sosyal destek durumu ve tedaviye uyuma etki eden faktörler

Giriş: Depresyon toplumda sık görülen ve kişilerin yaşamında biyolojik, sosyal kayıplara ve yeti yitimine, hatta ölümlere sebep olabilen ciddi psikiyatrik bir hastalıktır. Bu araştırmanın amacı, sağlık hizmetlerinin ilk başvuru noktası olan birinci basamak sağlık hizmeti sunan kuruluşlara başvuran depresyon hastalarındaki sosyal destek durumlarına ve tedaviye uyumlarına etki eden faktörlerin belirlenmesidir. Materyal-metod: Tanımlayıcı, kesitsel nitelikte olan çalışmamız Afyonkarahisar'da, 6 Aile Sağlığı Merkezine 01 Haziran-31 Ağustos 2020 arasında başvuran 470 depresyon hastası ile yürütüldü. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Modifiye Morisky Ölçeği kullanıldı. İstatistiksel analiz için SPSS 20 programı kullanıldı, p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortancası 48 (min:19, max:85) olup %56,6'sı (n=266) kadın, %42,6'sı (n=200) ilkokul mezunu, %41,7'si (n=196) ev hanımıdır. Katılımcıların ÇBASDÖ'den aldıkları ortanca puan 53 (min:20, max:84) olarak bulundu. Sosyal desteğin azalmasına; ileri yaş, eşinden ayrı olma, yalnız yaşama, okuryazar olmama, emekli olma, düşük gelir düzeyinde olma ve kronik hastalığın olması faktörlerinin etkili olduğu belirlendi. Katılımcıların Modifiye Morisky Ölçeği'ne göre %67,7'si (n=318) yüksek bilgi ve %76,2'si (n=358) yüksek motivasyon düzeyi ile depresyon tedavisine uyumu yüksek bulundu. Tedaviye uyumun azalmasına; ileri yaş, eşinden ayrı olma, yalnız yaşama, okuryazar olmama, düşük gelir düzeyi, daha önce depresyon tedavisi alıp tedaviyi bırakma faktörlerinin etkili olduğu belirlendi. Sonuç ve Öneri: Birinci basamak hekimleri sağlık hizmetlerine giriş noktasında kolay ulaşılabilir olması, düşük prevalans hekimi olması, ayrışmamış hastalıkları sık görmesi nedeniyle bedensel hastalıklarda olduğu kadar ruhsal hastalıklarda da önemli bir rol oynamaktadır.

Birinci basamak sağlık hizmetleriDepresyonSosyal destek+2
Gizem Şen
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Öğretmenlerin geleneksel/tamamlayıcı tıp uygulamalarına yönelik tutumu ile sağlık algısı ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışma ilkokul öğretmenlerinin geleneksel tamamlayıcı tıp uygulamalarına yönelik tutumu ile sağlık algısı ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi incelemek için yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu araştırma 1 Aralık 2020-28 Şubat 2021 tarihleri arasında, Afyonkarahisar Merkez ilçesine bağlı okullarda çalışan 420 ilkokul öğretmeni ile yapıldı. Bu araştırmada kullanılan anket formunda; hastaların sosyo-demografik özelliklerini sorgulayan sorular, Geleneksel Tamamlayıcı Tıp ile ilgili sorular, Geleneksel Tamamlayıcı Tıp tutum ölçeği, Sağlık Algısı ölçeği ve Sağlık Okuryazarlığı ölçeği yer almaktadır. İstatistiksel analiz için SPSS 26 paket programı kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan öğretmenlerin yaş ortalaması 39,34±7,81'dir. Öğretmenlerin %52,4'ü (n=220) kadın, %47,6'sı (n=200) erkek'dir. Öğretmenlerin %80'i (n=336) evlidir. GTT yöntemlerini bilen/duyan katılımcıların oranı %61,7'dir (n=259). En fazla bilinen GTT yöntemi kupa tedavisidir (%79,9 n=207). Öğretmenlerin %60'ının GTT yöntemlerini faydalı bulduğu, %27,6'sının en az bir GTT yöntemi kullandığı belirlendi. En çok kullanılan GTT yöntemin fitoterapi (%66,3 n=77) olduğu belirlendi. Öğretmenlerin, GTT Tutum Ölçeği ortalama puanı 112.04±16.46, Sağlık Algısı Ölçeği ortalama puanı 49,26±6,43, Yetişkin Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ortalama puanı 17,33±3,46'dır. Yetişkin Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği puanı ve Geleneksel Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği puanı arasında pozitif yönlü düşük ilişki bulundu (p<0,001, r=0,293). Yetişkin Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği puanı ile Sağlık Algısı Ölçeği arasında pozitif yönlü düşük düzeyde ilişki bulundu (p<0,001, r=0,331). Geleneksel Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği ile Sağlık Algısı Ölçeği arasında pozitif yönlü düşük ilişki bulundu (p<0,001, r=0,139). Katılımcıların bir ölçekten aldığı puan arttığında, diğer ölçeklerden de alınan puanın arttığı saptandı. Tartışma ve Sonuç: GTT yöntemleri hakkında öğretmenlerin bilgisinin arttıkça GTT tutumunun da arttığı saptandı. Araştırma bulgularına göre öğretmenlerin sağlık okuryazarlık ve sağlık algısı düzeyi arttıkça geleneksel tamamlayıcı tıbba olan tutumlarının da pozitif yönde arttığı saptandı.

Sağlık okuryazarlığıTamamlayıcı tedavilerTutumlar+1
Mustafa Karabulut
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 tanılı hastalarda hepatit B ve hepatit C seroprevalansının değerlendirilmesi

Amaç: COVİD-19 hastalarında karaciğer hasarının patogenezi tam olarak bilinmemekle birlikte, muhtemelen çok faktörlü olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde kronik karaciğer hastalığının en sık nedeni Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonlarına bağlı kronik viral hepatitlerdir. Bu çalışma ile COVİD-19 tanısı almış hastalarda Hepatit B ve Hepatit C seroprevalansının değerlendirilmesi ve sosyodemografik özellikler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı kesitsel nitelikte olup 1 Ocak 2021- 30 Haziran 2021 tarihleri arasında üniversite hastanesi COVİD polikliniğine başvuran PCR testi pozitif çıkan 1026 hasta ile yapıldı. Hastalara uygulanan olgu bilgi formunda: sosyo-demografik özellikler, sarılık risk faktörleri, başvuru şikayeti, Toraks BT sonucu yer aldı. Ayrıca AST, ALT, GGT, Total Bilirubin, Direk Bilirubin, İndirek bilirubin, Hemogram, HBsAg, anti-HBs, anti-HBc IgG, anti-HCV düzeyleri çalışıldı. Verilerin analizi için tanımlayıcı istatistikler ve nonparametrik testler kullanıldı. İstatistiksel analiz için SPSS 20 programı kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 45,11±16,12; %53,6'sı (n=550) kadın; %30,0'u (n=308) lise mezunu; %25,7'si (n=264) ev hanımıdır. Başvuran hastalarda sırasıyla öksürük %39,9 (n=409), halsizlik %34,3 (n=352), ateş %26,1 (n=267) en sık belirtilen şikayetlerdi. Katılımcıların HBsAg seroprevalansı %1,4 (n=14/1026); AntiHbs seroprevalansı %48,5 (n=498/1026); AntiHbc IgG seroprevalansı %18,2 (n=187/1026); Anti HCV seroprevalansı %0,5 (n=5/1026) saptandı. Hastaların hepatit seroloji sonuçları cinsiyete göre karşılaştırıldığında kadınlarda belirlenen AntiHbs sonuç negatifliği erkeklerden daha yüksek bulundu (p=0,034). Çalışmamızda COVİD-19 hastalarında WBC %13,5'inde, NEU %21,0'inde AST %9,5'inde, ALT %12,6'sında, GGT %7,1'inde, Total Bilirubin %2,9'unda, CRP %57,0'sinde (n=700); Ferritin %52,5'inde (n=421) yüksek bulundu. LY %23,7'sinde, HGB %51,8'inde, PLT %10,7'sinde düşük bulundu. Toraks BT çekilen hastaların %60,5'inde (n=310/512) BT bulgusu pozitif olarak bulundu. Sonuç: COVİD-19 korunma, tanı ve tedavi şartlarındaki gelişmelere ve toplumu aşılama çalışmalarındaki ilerlemelere rağmen önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olarak etkisini sürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: COVİD-19, Seroprevalans, Hepatit B, Hepatit C

COVID 19Hepatit BHepatit C+3
Mustafa Cihat Çeliköz
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

15-49 yaş kadınlarda sağlık okuryazarlığı ve kontrasepsiyon tercihlerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı aile sağlığı merkezine başvuran 15-49 yaş evli kadınların sağlık okuryazarlık düzeyini, kontrasepsiyon tercihlerini ve kontrasepsiyon tercihlerine etki eden faktörleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma Ocak-Mart 2022 tarihleri arasında toplam 450 kadın ile yürütüldü. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik, obstetrik, aile planlaması özelliklerine ilişkin sorular ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) kullanıldı. İstatistiksel analiz için SPSS 20 paket programı kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 36,6±7,2 olup, %44,9'u ilkokul mezunu, %80,4'ü ev hanımı, %66,9'u çalışmamaktadır. Katılımcıların sağlık okuryazarlığının ortalama genel index puanı 24,61±8,03 olup, bu değer yetersiz sağlık okuryazarlığı düzeyine karşılık gelmektedir. Yapılan kategorik değerlendirmede katılımcıların %49,3'ü yetersiz, %37,6'sı sorunlu-sınırlı, %12,4'ü yeterli ve %0,7'si mükemmel seviyede sağlık okuryazarlık düzeyine sahip olduğu tespit edildi. Katılımcıların sağlık okuryazarlık düzeyleri sosyodemografik değişkenlerle karşılaştırıldığında, 45 yaş üzeri, ilkokul mezunu, ev hanımı, gelir düzeyi 4250 Tl (asgari ücret) ve altı olan, çalışmayan, sosyal güvencesi olmayanlarda sağlık okuryazarlığı daha düşük saptandı (p<0,05). Katılımcılar %58,7 ile modern yöntem kullanmakta, tüm yöntemler içinde en sık %43,4 ile geri çekmeyi tercih etmektedir. Katılımcıların modern-geleneksel yöntem tercihleri sosyodemografik değişkenlerle karşılaştırıldığında, sosyal güvencesi olan, üç doğum yapan, yaşayan çocuk sayısı iki ve üç olan, çocuk istemi olmayan, aile planlaması danışmanlığı alan, eşi ilkokul mezunu olan katılımcıların modern yöntemi daha çok tercih ettiği saptandı (p<0,05). Çalışmamızda modern ve geleneksel aile planlaması yöntem tercihi ve aile planlaması yöntemleri ile sağlık okuryazarlığı karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç: 15-49 yaş kadınların sağlık okuryazarlığının yetersiz olduğu saptandı. Kadınların çocuk istemi olmamasına rağmen tüm yöntemler içinde geri çekme kullananların daha fazla olduğu saptandı. Kadın sağlığında istenen hedeflere ulaşmak için kadınlarda sağlık okuryazarlığının arttırılmasına ve modern aile planlaması yöntemlerinin teşvik edilmesine öncelik ve önem verilmelidir. İlk temas ve erişim fırsatları açısından oldukça önemli yere sahip olan birinci basamakta, aile planlaması danışmanlık hizmetlerine ve sağlık eğitimine daha fazla önem verilmelidir. Anahtar kelimeler: Sağlık Okuryazarlığı, Aile Planlaması, TSOY-32, Aile Sağlığı Merkezi

Aile planlamasıAile sağlığı merkeziDoğum kontrolü+5
Melike Nur Şahan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelerde iyot eksikliği için optimal indeks ve iyotla ilişkili beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; aile sağlığı merkezlerinde takip edilen gebe kadınların, trimesterlere göre iyot durumu ve tiroid fonksiyon testleri açısından değerlendirilmesi, iyot durumunu değerlendirmede en uygun yöntemin araştırılması, besinlerle iyot alım durumları ile iyottan zengin besin kullanımı hakkındaki bilgi düzeyleri ve iyot eksikliğine neden olabilecek faktörlerin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel nitelikte olan bu çalışma 01 Mart-01 Eylül 2022 tarihleri arasında, rutin kontrol için başvuran 227 gebe kadın ile tamamlandı. Gebelerden sosyodemografik bilgiler yüz yüze anket yöntemi ile alındı. Laboratuvar tetkikleri için kan ve idrar numuneleri alındı. Verilerin analizinde SPSS 20 paket programı kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların medyan yaşı 27,0 (4,9) idi. Gebelerin %87,2'si iyotlu tuz kullanıyordu. Gebelerin spot idrarda iyot konsantrasyonu (UIC) medyan değeri 59,0 μg/L iken %90,8'i iyot yetersiz olarak bulundu. 24 saatlik idrarda iyot atılımı (24h-UIE) medyan değeri 111,2 μg/gün olarak saptandı. Spot idrarda iyot/kreatinin oranının (UIC/UCr) medyan değeri ise 72,7 μg/g olarak bulundu. 24h-UIE değeri ile UIC/UCr ve UIC arasında pozitif korelasyon saptanmakla beraber UIC/UCr ile arasındaki korelasyon katsayısı daha yüksek bulundu. Ayrıca UIC ve UIC/UCr değerlerinin iyot alımının yeterliliğini tespit gücü ROC eğrisi ile test edildiğinde UIC/UCr değerinin UIC değerine üstün olduğu görüldü. Bu veriler gebelerin yakın zamanlı iyot alımının tespitinde UIC/UCr değerinin UIC değerinden daha üstün olduğunu desteklemektedir. Gebelerin tiroid stimüle edici hormon (TSH) medyan değeri 2,05 mIU/L, medyan sT4 değeri 1,07 ng/dL idi. Tiroid fonksiyon testi sonuçlarına göre gebelerin %16,3'ünde (n=37) subklinik hipotiroidi tespit edildi. Subklinik hipotiroidi olan ve olmayan gebelerin iyot durumları arasındaki fark anlamlı bulunmadı. Sonuç: Katılımcılardan elde ettiğimiz verilere göre Afyonkarahisar'daki gebelerde iyot eksikliği sorunu devam etmektedir. Gebelerde subklinik hipotiroidi çalışmamızda oldukça yüksek prevalansa sahiptir. Gebelerdeki iyot durumunu göstermede UIC/UCr değeri UIC değerine göre daha güçlü görünmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelerde İyot Eksikliği, Subklinik Hipotiroidi, Aile Sağlığı Merkezi, İyot Kreatinin Oranı

Beslenme alışkanlıklarıGebelikVücut kitle indeksi+2
Emre Altuğ
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş ve üzeri bireylerde sarkopeni sıklığı ve ilişkili faktörler

Amaç: Bu çalışmanın amacı aile sağlığı merkezlerine başvuran 65 yaş ve üzerindeki bireylerdeki sarkopeni prevalansı ile sarkopeniyle ilişkili olabilecek sosyodemografik özellikler , komorbid durumlar ve düşme gibi diğer geriatrik sendromlar hakkında koruyucu hekimlik alanında farkındalık oluşturmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmanın türü kesitsel ve tanımlayıcıdır. Çalışmamıza 10.12.2022-14.06.2023 tarihleri arasında Afyonkarahisar ilinde yer alan Afyonkarahisar Erkmen Aile Sağlığı Merkezi, Ataköy Aile Sağlığı Merkezi, Çayırbağ Aile Sağlığı Merkezi, 15 Nolu Aile Sağlığı Merkezi, Salar Aile Sağlığı Merkezi, Sülümenli Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 65 yaş ve üzeri 559 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri, komorbiditeleri, geriatrik sendrom durumu ve SARC-F ölçeği bilgisi araştırmacı tarafından yüz yüze bilgi formu doldurularak alınmış; antropometrik ölçümleri, jamar el dinamometresi ile üst ekstremite gücü ölçümü, beş tekrarlı otur kalk testi ve zamanlı kalk ve yürü testi araştırmacı tarafından ölçülmüş. Bireylerin sarkopeni risk durumları EWGSOP-2 algoritmasına göre belirlenmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 70,23±4,95, kadınların yaş ortalaması 69,99±4,96 erkeklerin 70,7 ±4,91'dir. 559 katılımcıdan 240'ının (%42,9) SARC-F ölçeği pozitifti. Sarkopeni prevalansı %13,59, kadın sarkopeni prevalansı %12,46, erkek sarkopeni prevalansı %15,21 saptandı. Sarkopenik katılımcılar ile sarkopenik olmayan katılımcılar arasında diyabet, kalp-damar hastalıkları, romotolojik hastalıklar, görme kaybı, üriner inkontinans ve düşme öyküsü polifarmasi egzersiz durumları ve gıda takviyesi alma durumları arasında istatiksel olarak anlamlı fark görüldü (p<0,005). Sarkopenik katılımcılar ile sarkopenik olmayan katılımcılar arasında hipertansiyon, böbrek hastalıkları, depresyon/ psikiyatrik hastalıklar, tiroid hastalıkları, malignite, işitme kaybı, uyku bozuklukları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu (p>0,005). Sonuç: Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte yaşam kalitesini düşüren, morbidite ve mortaliteyi yüksek oranda arttıran ve önemli bir geriatrik sendrom olan sarkopeniye erken dönemde tanı konulabilmesi için tarama testleri ile bireylerin düzenli aralıklarla taranması önemlidir. Tüm toplumun kolaylıkla erişebildiği birinci basamak sağlık kuruluşlarında bu tarama testleri pratik bir biçimde uygulanabilir. Koruyucu hekimlik uygulamalarının ön planda olduğu birinci basamak sağlık hizmeti veren aile sağlığı merkezlerinde; sarkopeni ve riskleri açısından dezavantajlı grupların bilinmesi, uygun tarama testleri ile tespit edilmesi ve tedavi ve takiplerinin yapılması geri dönüşsüz hasarlar oluşmadan morbidite ve mortalitenin önlenmesinde fayda sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Sarkopeni, Yaşlı, Kas gücü dinamometresi, Kas kuvveti, Geriatrik değerlendirme, Aile hekimliği

Aile hekimliğiDinamometreGeriatri+5
Ahmet Yaprak
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp öğrencilerinde empati ve bütünlük duygusunun değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; tıp öğrencilerinde empati, bütünlük duygusu ve benlik saygısı kavramlarının değerlendirilmesidir. Hekimlik empatisi, bütünlük duygusu, benlik saygısı ve bunlarla ilişkili olabilecek durumların belirlenmesi ile literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel analitik tipte olup, 15.04.2023-01.07.2023 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde, 624 öğrenci ile yapılmıştır. Katılımcılara araştırmanın amacı anlatılıp, sözlü onamları alınarak, çalışmaya katılmayı kabul edenlere düzenlenen anket formu online olarak uygulanmıştır. Çalışmada sosyodemografik bilgileri sorgulayan tarafımızca literatür eşliğinde hazırlanan anket formu, Jefferson Hekim Empati Ölçeği Öğrenci Versiyonu (Jefferson Scale of Empathy S-Version), Bütünlük Duygusu Ölçeği (Sense of Coherence Scale-Short Form), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 26 programı kullanılarak yapılmış p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan öğrenciler; 18-29 yaş aralığındadır. Katılımcıların %40,2'si (n=251) erkek ve %59,8'i (n=373) kadındır. Katılımcıların %19,2'si (n=120) 1. sınıf, %16,5'i (n=103) 2. sınıf, %14,9'u (n=93) 3. sınıf, %16,8'i (n=105) 4. sınıf, %15,5'i (n=97) 5. sınıf, %17'si (n=106) 6. sınıf olarak öğrenim görmektedir. Sınıflar arası değerlendirmede JSPE alt boyutu olan şefkatle davranma için, 1.sınıfların puanı 5. ve 6. sınıflara göre, 3. sınıfların puanı 5. ve 6. sınıflara göre istatistiksel olarak anlamlı düşük saptanmıştır. Hastanın ayakkabısını giyme alt boyutunda 1. Sınıfların puanı 6. Sınıfların puanından istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunmuştur. Rosenberg benlik saygısı ölçeği puanı ile bütünlük ölçeğine ait anlaşılabilirlik alt boyutu arasında negatif yönde anlamlı orta düzeyde ilişki (r=-0,343; p<0,0001), yönetilebilirlik alt boyutu arasında negatif yönde anlamlı orta düzeyde ilişki (r=-0,390 ; p<0,0001), anlamlılık alt boyutunda negatif yönde anlamlı zayıf düzeyde ilişki (r=-0,197 ; p<0,0001) ve bütünlük duygusu toplam ölçek puanı arasında negatif yönde anlamlı orta düzeyde ilişki saptanmıştır (r=-0,397 ; p<0,0001). Empati ölçeğine ait hastasının ayakkabısını giyme alt boyut toplam puanı ile bütünlük duygusuna ait anlamlılık alt boyut toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı zayıf ilişki saptanmıştır (r=0,116; p=0,004). Diğer ölçek ve alt boyut puanları arasında ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda bütünlük duygusu, benlik saygısı ve ilişkili faktörler incelenmiş, bu üç kavramın tıp öğrencilerinde geliştirilmesi ve kavramlar hakkında farkındalık oluşturulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Hekim hasta iletişimi iyi, empati yapabilen, kendisi sağlıklı olan ve etrafını da sağlığa teşvik edebilen bireyler için bu kavramların ele alınıp geliştirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: JSPE, RBSÖ, SOC13, benlik saygısı, bütünlük duygusu, empati

Kübra Aslan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp, Eczacılık ve Diş Hekimliği Fakültesi öğrencilerinin yapay zekâ konusunda tutum ve kaygılarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Tıp, Diş Hekimliği ve Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin yapay zekâ kullanımına yönelik tutumlarını belirlemek ve tutum üzerinde demografik faktörlerin, kişilik özelliklerinin ve yapay zeka kaygısının etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu araştırmaya, 2022-2023 eğitim-öğretim döneminde Tıp, Diş Hekimliği ve Eczacılık Fakültelerinde öğrenim gören 751 öğrenci katıldı. Araştırma verileri; katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, Yapay Zekâya Yönelik Genel Tutum Ölçeği, Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği ve On-Maddeli Kişilik Ölçeğinin yer aldığı online Google anket formu ile toplandı. İstatistiksel analiz için SPSS 20 paket programı kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 22,15±1,93, %61,1'i (n=459) kadındı. Katılımcıların %86,7 (n=651)'sinin yapay zekâ hakkındaki bilgilerini internet ve sosyal medyadan edindikleri saptandı. Yapay zekâya yönelik pozitif tutum erkeklerde yüksek bulundu (p<0,05). Kadınların yapay zekâ kaygısı erkeklerden daha yüksek bulundu (p<0,05). Yapay zekâya yönelik pozitif tutumun yapay zekâ kaygısı ile negatif yönde ilişkili olduğu (r=-0,271, p=0,001); yapay zekâya yönelik negatif tutumun yapay zekâ kaygısı ile negatif yönde ilişkili (r=-0,563, p=0,001) olduğu belirlendi. Yapay zekâya yönelik pozitif tutumun dışa dönüklük ile pozitif yönde ilişkili olduğu belirlendi (r=0,096, p<0,009). Yapay zekâya yönelik pozitif tutumlar ve yapay zekânın olumsuz yönlerine karşı duyulan hoşgörü azaldıkça yapay zekâ kaygısının arttığı görülmüştür. Sonuç: Çalışmamızda katılımcıların yapay zekâ ya yönelik genel tutumlarının olumlu, kaygılarının da ortalamanın altında olduğu saptandı. Yapay zekâ uygulamalarının klinik ortamlarda etkin kullanılabilmesi ve bu konudaki kaygıların önüne geçilmesi için eğitim müfredatına yapay zekâ konularının eklenmesi ve bu alanda daha çok çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Yapay zekâ, tutum, yapay zekâ kaygısı, kişilik özellikleri

Doğukan Kayadibinli
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli hastalarda diyabetik retinopati farkındalığı ve ilişkili faktörler

Amaç: Diyabetik retinopati (DRP), diyabetin yol açtığı ciddi sağlık sorunları arasında yer alan ve anjiyopati ile nöropati gibi komplikasyonlarla ilişkili kronik bir komplikasyondur. Bu çalışmada, Afyonkarahisar ilindeki aile sağlığı merkezlerinde (ASM) tip 2 diyabetes mellitus (DM) tanılı hastaların DRP konusunda farkındalık düzeylerini değerlendirmek, DRP sıklığını ve ilişkili faktörleri araştırmak, DRP farkındalığının artırılması ve erken teşhis edilmesinin önemine dikkat çekmek istedik. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı olan bu çalışmamıza Şubat- Ekim 2024 tarihleri arasında Afyonkarahisar ilinde yer alan düşük, orta ve yüksek sosyoekonomik seviyedeki dokuz adet ASM'ye kayıtlı tip 2 DM'li hastalar dahil edilmiştir. Dahil edilme kriterlerini sağlayan katılımcıların sözlü ve yazılı onamları alındıktan sonra sosyodemografik özelliklerini, komorbiditelerini, klinik ve laboratuvar verilerini ve DRP farkındalıklarını sorguladığımız literatür eşliğinde hazırladığımız soruları içeren veri toplama formu araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmış; antropometrik ölçümleri ve tansiyon ölçümleri yapılmıştır. Göz muayeneleri ikinci basamak sağlık kuruluşunda göz hekimi tarafından yapılmıştır. Verilerin analizleri IBM® SPSS® 26 yazılımı kullanılmış, tanımlayıcı analizlerin yanında t- testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Shapiro-Wilk testi uygulanmış, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 244 tip 2 DM hastası alınmış ancak göz muayenesini kabul eden 214 hasta ile devam edilmiş ve çalışma tamamlanmıştır. DRP görülme sıklığı %29 saptanmıştır. HbA1c ortalaması yüksek olan, glisemik kontrolü sağlayamayan, DM süresi fazla olan hastalarda DRP sıklığı istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Tedavi şekilleri, diastolik kan basıncı ortalaması, kalça çevresi, bel çevresi ile DRP sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,05). Hastaların diyabet hastalığına bağlı görmelerinin etkilenebileceğiyle ilgili bilgi ve farkındalıklarının az olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Diyabetik retinopati, diyabetin ciddi ve erken evrelerde belirti vermeyen bir komplikasyonudur, tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir. Çalışmamızda, DRP sıklığının %29 olduğu ve hastaların DRP konusundaki bilgi ve farkındalık seviyelerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular, sağlık profesyonelleri ve toplumun diyabetik retinopati konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini, özellikle aile hekimlerinin bu konuda daha aktif rol almasının önemini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, Diyabetik retinopati, Diyabet komplikasyonları, Farkındalık, Glisemik Kontrol, Koruyucu Hekimlik

Hatice Obut
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nullipar gebelerin doğum sağlık inancı ve doğum şekli tercihleri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, nullipar gebelerin doğum sürecine ilişkin sağlık inançlarını ortaya koymak ve bu inançların doğum şekli tercihleri üzerindeki etkisini incelemektir. Bu sayede, sağlık profesyonellerinin ve politika yapıcıların, gebelerin ihtiyaçlarına ve tercihlerine daha uygun destek ve bilgilendirme sağlamalarına katkı sunulması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışma 15.10.2024-15.01.2025 tarihlerinde Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde 384 nullipar gebenin katılımıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri; katılımcıların sosyodemografik ve psikososyal özellikleri ile Sezaryen Niyet Ölçeği ve Doğum Sağlık İnancı Ölçeği'ni içeren anket formunun yüz yüze görüşme tekniğiyle doldurulması yoluyla toplandı. İstatiksel analiz için SPSS 26 paket programı kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %67,7'si (n=260) normal doğumu tercih etmiştir. %28,12'si (n=108) sezaryen, %4,2'si (n=16) ise kararsız olduklarını belirtmiştir. Gebelerin tercih ettikleri doğum şekli ile DSİÖ alt boyut puan ortalamaları değerlendirilmiştir. Tercih edilen doğum şekilleri ile DSİÖ tüm alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). DSİÖ bazı alt boyutları ile SNÖ arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Öz Yeterlilik ve Motivasyon Algısı alt boyutu ve Yarar Algısı alt boyutunun SNÖ toplam puanı ile arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (sırasıyla r=-,528, r=-377; p<0,05). Duyarlılık Algısı alt boyutu ve Engel Algısı alt boyutu ile SNÖ toplam puanı arasında ise pozitif yönlü ve anlamlı ilişki gözlenmiştir (sırasıyla r=538, r=,483; p<0,05). Önemseme/Ciddiyet Algısı alt boyutu ile SNÖ arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (sırasıyla r=-0,066; p>0,05). Sonuç: Sonuç olarak, gebelerin doğum şekli tercihlerinde sağlık inançlarının etkili olduğu belirlenmiştir; Özyeterlilik, Motivasyon, Yarar Algısı ve Önemseme/Ciddiyet Algısı yüksek olan gebeler normal doğumu tercih ederken, Engel ve Duyarlılık Algısı yüksek olan gebelerin sezaryen doğumu tercih ettikleri görülmüştür. Bu doğrultuda, doğuma yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetlerinde sağlık inançlarını olumlu yönde değiştirecek müdahalelere ağırlık verilmesi önerilmektedir.

Şükran Baş
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ebeveynlerin çocukluk çağı aşıları hakkında görüşleri ve aşı karşıtlığı nedenlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma, Afyonkarahisar'daki Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 0-4 yaş arası çocuğu olan ebeveynlerin çocukluk çağı aşılarına yönelik düşüncelerini ve aşı kararsızlığına neden olan temel etkenleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Temmuz-Ekim 2024'te, farklı sosyodemografik yapıya sahip 9 ASM'de 351 ebeveynle yürütülen tanımlayıcı ve kesitsel tipteki çalışmada, anket formu ve Aşı Karşıtlığı Ölçeği yüz yüze uygulanmıştır. Veriler SPSS 26 ile analiz edilmiştir (p<0,05). Bulgular: Katılımcıların %81,2'si annelerden oluşmakta, ortalama çocuk sayısı 2,02±1,02'dir. Ebeveynlerin %36,8'i aşılar hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu belirtirken, %50,1'i sınırlı, %13,1'i ise hiç bilgi sahibi olmadığını ifade etmiştir. En sık bilgi kaynağı sağlık kuruluşları olurken (%76,9), sosyal medya da önemli bir yer tutmuştur (%34,2). Bilgi düzeyi arttıkça aşı karşıtlığı puanlarının azaldığı, sağlık çalışanı ebeveynlerin tutumlarının daha olumlu olduğu görülmüştür (p<0,001). Eğitim seviyesi arttıkça "aşı tereddüdünün meşrulaştırılması" azalmakta, ancak yüksek eğitimli annelerde aşı güvenliğine dair şüphelerin arttığı gözlenmektedir (p=0,03). Şehir merkezinde yaşayan ebeveynlerin aşıya daha olumlu yaklaştığı belirlenmiştir (p<0,05). Aşı yaptırma oranı %94,6 gibi yüksek bir düzeyde olup, aşı yaptırmayan (%4,3) veya eksik yaptıran (%1,1) ebeveynlerin en yaygın gerekçeleri aşıların gereksiz olduğunu düşünmeleri ve yan etki kaygısıdır. Ücretli aşı yaptırma oranı %19,1 olup, bu grupta en sık tercih edilen rotavirüs aşısıdır (%89,6). Sonuç: Ebeveynlerin çoğu çocukluk çağı aşılarının yararına inanmaktadır. Aşı karşıtlığı düşüktür; alternatif yöntemlere yönelim sınırlıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, Aşılama, Aşı kararsızlığı, Aşı reddi, Koruyucu hekimlik

Aysel Özkan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerinin obez bireylere yönelik tutum ve iletişim becerilerinin değerlendirilmesi

Amaç : Bu çalışmanın amacı Aile Hekimlerinin obezite ile ilgili tutumlarını ve iletişim becerilerini değerlendirmek ve bu durumu etkileyen faktörleri incelemektir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan araştırmamıza 01.09.2024 - 31.12.2024 tarihlerinde Aile Sağlığı Merkezlerinde görev yapan 428 Aile Hekimi katıldı. Gönüllü katılımcılara kişisel bilgi formu, Obez Bireylere Yönelik Tutum Ölçeği (OBYTÖ) ve İletişim Becerileri Envanteri Kısa Formu (İBE-Kısa Form) 'Google Forms' aracılığıyla online anket şeklinde uygulandı. Bulgular: Çalışmaya katılan Aile Hekimlerinin yaş ortalaması 40,88±8,89, Beden Kitle İndeksi ortalaması 26,76±4,07 kg/m², %62,4'ü erkek, %14,7'si uzman hekimdir. Katılımcıların OBYTÖ puan ortalaması 62,23±13,12'dir. İBE-Kısa Form puan ortalaması 62,49±6,99'dur. Katılımcıların %59,1'i obezite konusunda eğitim almış, %36,7'si obez hastaların yönetimi konusunda kendisini yeterli görmekte, %74,8'i obez hastaların yaşam tarzı değişiklikleri ile kalıcı şekilde kilo verebileceğini düşünmekte, %93,2'si obez hastaların sağlık sistemi üzerindeki yükü artırdığını düşünmektedir. Sonuç: Çalışmamızda Aile Hekimlerinin obez bireylere yönelik tutumlarının sınırlı pozitif, iletişim becerilerinin ise yüksek olduğu saptandı. Aile Hekimlerine yönelik düzenlenen obezite eğitimlerinin kapsamı artırılmalı ve içeriği gözden geçirilmelidir. Anahtar kelimeler: Aile Hekimliği, obezite, tutum, iletişim becerileri

İrfan Akgül
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

18 yaş ve üstü bireylerde osteoporoz farkındalığı, fiziksel aktivitedüzeyi ve kemik mineral yoğunluğu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma ile 18-70 yaş arası Kemik Dansitometri ölçüm birimine başvuran kadınlarda; osteoporoz farkındalığı, fiziksel aktivite değerlendirilmesi ve kemik mineral ölçüm değerini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışma 15.03.2025-15.06.2025 tarihlerinde, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesi Kemik Mineral Yoğunluğu birimine, kemik mineral yoğunluğu ölçümü için yönlendirilen hastalarda osteoporoz farkındalığı, fiziksel aktivite yoğunluğu ve kemik mineral ölçüm değerlerinin birbirleri ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın verileri; katılımcıların sosyodemografik ve tanımlayıcı özellikleri ile Osteoporoz Farkındalık Ölçeği ve Fiziksel Aktivite Anketinin Kısa Formunu içeren anket formunun yüz yüze görüşerek doldurulması tekniğiyle toplandı. İstatistiksel analiz için SPSS 26 paket programı kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırma, kemik dansitometri ölçümü amacıyla başvuran 428 kadın birey üzerinde gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 50,9±11,5 yıldır. Çalışmada Osteoporoz Farkındalık Ölçeği puanlarının yaş, eğitim, gelir, meslek ve medeni durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği; genç yaş, yüksek eğitim ve gelir düzeyi, memuriyet ve egzersiz yapanlarda farkındalığın daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Fiziksel aktivite düzeylerinde şiddetli ve orta şiddetli aktiviteler düşük iken, yürüyüş süreleri özellikle genç ve yüksek eğitimli gruplarda anlamlı olarak daha yüksek bulundu.T skorları yaş, menopoz, gelir, beden kitle indeksi ve bel çevresine göre anlamlı farklılık göstermiş olup; yaşlı, düşük gelirli, menopozda olan, zayıf/normal kilolu ve bel çevresi <80 cm olanlarda daha düşük; obez grupta ise daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Premenopozal dönemde Z skorları büyük oranda yaşa uygun düzeyde iken, femur bölgesinde bazı gruplarda anlamlı farklılıklar izlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Araştırmada osteoporoz farkındalığının yaşla azaldığı, eğitim ve gelir düzeyi arttıkça yükseldiği, egzersiz yapanlarda daha yüksek olduğu saptanmıştır. Fiziksel aktivite düzeyleri genel olarak düşük bulunmuş özellikle şiddetli ve orta şiddetli aktiviteler yetersizdir. DEXA ölçümlerinde T skorları yaş, menopoz, BKİ ve bel çevresine göre anlamlı farklılık göstermiş olup; obez bireylerde daha yüksek, yaşlı ve menopozda olanlarda daha düşük bulunmuştur. Bu sonuçlar, osteoporoz farkındalığını artırmaya ve koruyucu yaklaşımları güçlendirmeye yönelik çalışmaların önemini vurgulamaktadır.

Tuğçe Nur Acar Çalışkan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metabolik sendrom ve sigara ilişkisi: Olgu kontrol çalışması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Aile Hekimliği Sigara Bırakma polikliniğine başvuran 18–70 yaş aralığındaki bireylerde sigara kullanımının metabolik sendrom ile ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif olgu-kontrol çalışması, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Aile Hekimliği ve Sigara Bırakma Polikliniğine başvuran 229 sigara içen ve 295 sigara içmeyen bireyin verileri incelenerek yapıldı. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri, klinik ölçümleri, biyokimyasal değerleri ve sigara kullanım bilgileri toplandı. Veri analizleri, IBM SPSS Statistics for Windows sürüm 26.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirildi. Tüm testlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda metabolik sendrom prevalansı %26,71 (n=140) olarak bulundu. Metabolik sendrom prevalansı sigara içenlerde %34,5 (n=79), içmeyenlerde %20,7 (n=61) olarak tespit edildi. Sigara içenlerde metabolik sendrom prevalansı daha yüksek bulundu (p<0,001). Sigara içenlerde fizyolojik ve antropometrik karşılaştırmalarda sistolik kan basıncı, boy ve bel çevresi daha yüksek saptandı (p<0,05). Laboratuvar bulgularında, HDL düzeyi sigara içmeyenlerde daha yüksek; trigliserid düzeyi ise sigara içenlerde daha yüksek bulundu (p<0,05). Sigara içenlerde hem vücut kitle indeksine hem de bel çevresine göre hesaplanan MetsCalc Z skorları ve Plazma aterojenite indeksi (PAI) daha yüksekti (p<0,001). PAI risk sınıflamasında sigara içenlerde yüksek risk oranı (%32,3), sigara içmeyenlerden (%14,9) anlamlı olarak fazlaydı (p<0,001). Sigara içen grupta erkeklerin total kolesterol, bel çevresi ve PAI değerleri daha yüksek; kadınların HDL düzeyi daha fazlaydı (p<0,05). Ağır içicilerde sistolik/diyastolik tansiyon, bel çevresi, VKİ, AKŞ, LDL, total kolesterol, trigliserid, PAI, Metscalc Z skorları ve Fagerström nikotin bağımlılık puanları daha yüksek; HDL ve satürasyon daha düşüktü (p<0,05). Metabolik sendrom ve yüksek PAI riski ağır sigara içicilerde anlamlı şekilde artmış olarak tespit edildi (p=0,022; p=0,003). Sonuç: Çalışmamızda sigara içen bireylerde metabolik sendrom, plazma aterojenite indeksi, bel çevresi ve trigliserid düzeyleri daha yüksek; HDL düzeyleri daha düşük olarak tespit edildi. Ayrıca ağır içicilik düzeyiyle birlikte metabolik risklerde belirgin bir artış gözlendi. Elde edilen bulgular sigara kullanımının metabolik sağlık üzerinde önemli bir yük oluşturduğunu ve bu bireylerde erken dönem metabolik risk değerlendirmelerinin önem arz ettiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Sigara, Metabolik Sendrom, Plazma aterojenite indeksi, MetSCalc, Z Skoru, Fagerström

Mehmet Samed Kandemir
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Afyonkarahisar'da yaşayan bireylerin Brusella hastalığı hakkındaki bilgi düzeyi ile davranış biçimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda Afyonkarahisar halkının bruselloz hakkındaki bilgi seviyesinin yeterli olup olmadığını değerlendirmeyi ve farkındalığını artırmayı amaçladık. Bölgemizde yaygın olarak görülen bruselloza ilişkin bilgi düzeyini değerlendirmek ve elde edilen bulgularla gerekli koruyucu önlemlerin önünü açmayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte bir anket çalışması olan bu araştırma 15.04.2025-15.08.2025 tarihlerinde Afyonkarahisar'da hizmet veren merkezde ve merkeze bağlı kasabalar olmak üzere toplamda 11 tane aile sağlığı merkezinde 534 katılımcıyla yapılmıştır. Veri toplama formunda sosyodemografik durumlar ile bruselloz hakkında bilgi durumunu sorgulayan sorular mevcut olup yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulandı. İstatiksel analiz için SPSS 26 paket programı kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: 40 yaş üstü, lisans ve üstü eğitim alanlar, gelir durumu orta ve yüksek olanlar, hayvancılıkla uğraşanlar ve memurlar brusellozu daha yüksek oranda duyduğu belirtti. 40 yaş üstü bireyler, erkek bireyler, köy-kasabada ikamet edenler ve hayvancılıkla uğraşanlar daha yüksek oranda bruselloza yakalandığını belirtti. 40-59 yaş arası bireyler, lisans ve üstü eğitim alanlar, geliri giderine eşit ve geliri giderinden fazla olanlar, hayvancılıkla uğraşanlar ve memurlar brusellozun çiğ sütten bulaştığını daha yüksek oranda belirtti. Erkek bireyler, köy-kasabada ikamet edenler, geliri giderinden fazla olanlar ve mesleği hayvancılık olan bireyler sütün kaynatılmasıyla brusella bulaşmasının önlenebileceğini daha yüksek oranda belirtti. Sonuç: Sonuç olarak, çalışmamızda elde edilen bulgular, literatürdeki diğer araştırmalarla benzer biçimde, toplumda bruselloz farkındalığının hâlen istenilen düzeye ulaşmadığını göstermektedir. Bruselloz hakkında bilgi sahibi olduğunu belirten bireylerin büyük kısmının doğru bilgi oranı düşük olup, özellikle bulaş yolları, aşılama ve koruyucu önlemler hakkında bilgi eksiklikleri bulunmaktadır. Bu durum, hastalığın kontrol altına alınabilmesi için toplum temelli eğitim programlarının yaygınlaştırılmasının ve birinci basamak sağlık hizmetleri aracılığıyla farkındalık çalışmalarının artırılmasının önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Bruselloz
Emre Erdoğan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetli bireylerde sağlık okuryazarlık düzeyinin diyabet komplikasyonlarına yönelik risk algısı ve özbakım davranışı üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışma ile Afyonkarahisar merkeze bağlı 6 adet Aile Sağlığı Merkezinde 20-75 yaş arası tip 2 diyabetli bireylerde sağlık okuryazarlık düzeyinin diyabet komplikasyonlarına yönelik risk algısı ve özbakım davranışı üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, araştırmada diyabetli bireylerin sağlık okuryazarlık düzeyi ile diyabet komplikasyonlarına yönelik risk algıları arasındaki ilişki incelenerek, sağlık okuryazarlığının risk algısı üzerindeki etkisi incelendi. Ayrıca, sağlık okuryazarlık düzeyinin diyabet özbakım davranışlarını nasıl etkilediği araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu araştırmaya, 01.09.2024 - 30.11.2024 tarihlerinde belirlenen ASM'lere başvuran 20-75 yaş arası tip 2 diyabetik bireyler dahil edildi. Çalışmaya katılanlara yüz yüze olacak şekilde kişisel bilgi formu, diyabet sağlık okuryazarlık ölçeği, risk algı ölçeği - diabetes mellitus ve diyabet özbakım aktivite anketi uygulandı. Veri analizleri, IBM SPSS Statistics for Windows sürüm 26.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Tüm testlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 27 ile 75 yaşları arasında olan 348 tip 2 diyabetli bireylerin yaş ortalaması 56,98±10,9 olarak bulundu. Katılımcıların %60,6'sı kadın, %75'i evli, %55,2'si ilkokul mezunu, %51,1'i ev hanımı, %52'si asgari ücretin altında gelir düzeyine sahipti. Çalışmaya katılan tip 2 diyabet hastalarının diyabet süre ortalaması 10,95±8,21 yıl olarak bulunmuştur. Diyabet Sağlık Okuryazarlık ölçeği puan ortalamaları fonksiyonel SOY alt boyutunda 15,58±4,05, interaktif SOY alt boyutunda 12,15±4,82, eleştirel SOY alt boyutunda 6,18±2,68 olarak bulunmuştur. Risk Algı Ölçeği - DM puan ortalamaları risk bilgisi alt boyutunda 2,10±0,88 , bileşik risk alt boyutunda 1,95±0,46, endişe alt boyutunda 2,25±1,17, iyimserlik alt boyutunda 2,72±0,79, kişisel hastalık riski alt boyutunda 1,98±0,61, çevresel risk alt boyutunda 1,67±0,61 olarak bulunmuştur. Diyabet Özbakım Aktiviteleri Anketi puan ortalamaları alt boyutlarından; diyet 3,20 ± 0,97, egzersiz 0,57±0,89 , kan şekeri 0,85±1,32 , ayak bakımı 0,33±0,66 olarak bulunmuştur. Sonuç: Tip 2 diyabetli bireylerde sağlık okuryazarlık düzeyinin, diyabet komplikasyonlarına yönelik risk algısı ve özbakım davranışları üzerinde önemli bir etkisi olduğunu göstermiştir. Diyabetli bireylerde sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarının, hastalık yönetimi ve komplikasyonların önlenmesi açısından kritik bir öneme sahip olduğunu ve etkin özbakım uygulamalarıyla ilişikili olduğunu göstermektedir.

Gülseren Gizem Demirci Bağdat
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

internet ve televizyonda sağlık bilgisi arama davranışı ve ilişkili faktörler

GİRİŞ VE AMAÇ: Günümüzde internet ve televizyon, sağlık bilgisi için sık tercih edilen birer kaynak haline gelmişlerdir. Bu çalışmada internet ve televizyondan sağlık bilgisi arama davranışının nedenlerini, olası sonuçlarını belirlemek ve bazı ilişkili faktörleri göstermek amaçlanmıştır. MATERYAL VE METOT: Çalışma 25 Eylül 2018 – 1 Kasım 2018 tarihleri arasında, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sakarya Yazlık Aile Sağlığı Merkezi ve Sakarya Bahçelievler Aile Sağlığı Merkezinde yapılmıştır. Katılımcılara kişisel bilgi formu, televizyonda yayınlanan sağlık programlarıyla ilgili bilgi, tutum ve davranışlarının sorgulandığı bir anket formu ve SCÖ Kısa Formu uygulandı. Birbirleri arasındaki ilişki değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyini belirlemek için, %95 güven aralığında ve p≤0,05 anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 318 katılımcının %52,8'i kadın, %59,1'i evli, %52,7'si çocuk sahibi, %39,3'ü üniversite mezunudur. Yaş ortalaması 34,70±12,51 SS'dır. Kadın cinsiyet, 35 yaş üstünde olmak ve çocuk sahibi olmak televizyonda yayınlanan sağlıkla ilgili programları daha fazla izlemeyle ilişkili bulunmuştur. 35 yaş altında olan, üniversite mezunu olan, kendi sağlığının kötü olduğunu düşünen, internetten edindiği bilgiler nedeniyle herhangi bir tedaviye başlayan ve internetten edindiği sağlıkla ilgili bilgileri güvenilir bulanların ölçekten daha yüksek puanlar aldığı ve ortalamalar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir. SONUÇ: Yaş, eğitim durumu ve genel sağlık algısı gibi sosyodemografik özelliklerin televizyon ve internetten sağlık bilgisi arama ve etkileriyle ilişkili olduğu görülmüştür. İnternetten edinilen bilgilere güven arttıkça siberkondri gelişimine eğilimin arttığı sonucu çıkarılabilir. İleride daha kapsamlı ve uzunlamasına yürütülecek araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: İnternet, Sağlık Bilgisi Arama, Sağlık Programı, Siberkondri, Televizyon.

AnksiyeteSağlıkSağlık bilgi sistemleri+4
Tuğçe Erdoğan Özyurt
Sakarya University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sakarya Üniversitesi öğrencilerinin akıllı telefon kullanma düzeyleri ve yaşam kalitesi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Akıllı telefon kullanımındaki hızlı artış, bağımlılığı ve problemli kullanımı beraberinde getirmektedir. Yapılan araştırmalar akıllı telefon kullanımının sağlığa olumsuz etkisini vurgulamaktayken, yaşam kalitesi ile olan ilişkisini tam olarak verememektedir. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. MATERYAL VE METOT: Çalışma Mart 2018 – Mayıs 2018 tarihleri arasında Sakarya Üniversitesinde lisans eğitimi alan 507 üniversite öğrencisi üzerinde gerçekleşmiştir. Öğrencilere sosyodemografik özelliklerin sorgulanması amacıyla hazırlanan bir kişisel bilgi formu, akıllı telefon kullanım düzeylerini ölçmek için "Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği" ile yaşam kalitelerini ölçmek için "WHOQOL-BREF TR Yaşam Kalitesi Ölçeği" uygulandı. Öğrencilerin ölçeklerden aldığı puanlar arasındaki ilişki istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya 267 (%52,7)'si kadın ve 240 (%47,3)'ı erkek toplam 507 kişi dahil edilmiştir. Öğrencilerin akıllı telefon kullanım özelliklerine yönelik değerlendirmede kadınların erkeklere göre, aylık harcaması yüksek olanların düşük olanlara göre, düşük yaş grubundakilerin yüksek yaş grubundakilere göre akıllı telefon bağımlılık düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Akıllı telefon kullanımının yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirdiğimizde ise bağımlılık düzeyi yüksek olanların yaşam kalitesinin fiziksel, psikolojik ve çevresel sağlık ile sosyal ilişkiler alt gruplarında düşük puan aldığı görülmüştür. SONUÇ: Akıllı telefonların günlük hayatı kolaylaştırıcı etkilerinin yanında, aşırı kullanımının yaşam kaliteleri üzerine negatif yönde etkileri olabileceği görülmektedir. Bu konu üzerine daha kapsamlı ve uzun süreli çalışmaların yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Akıllı Telefon Kullanma Düzeyi, Üniversite Öğrencileri, Yaşam Kalitesi

Akıllı telefonlarCep telefonuSakarya+2
Erdi Ulutaş
Sakarya University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir eğitim ve araştırma hastanesi çalışan sağlığı biriminde değerlendirilen personelin genel sağlık durumunun, yakınmalarının ve sık görülen hastalıklarının incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada, bir eğitim ve araştırma hastanesi çalışan sağlığı biriminde değerlendirilen sağlık çalışanlarının, genel sağlık durumlarının incelenmesi, bazı sosyodemografik özelliklere göre yakınma ve kronik hastalık sıklıklarının hesaplanması, iş kazası sıklığı ve özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Epidemiyolojik tanımlayıcı tipteki bu araştırmada, 2017 yılında, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çalışan sağlığı biriminde değerlendirilen sağlık personeline ait, çalışan sağlığı bilgi formları incelemeye alınmıştır. Çalışma analizine 549 kişi dâhil edilip, SPSS (20.0) paket programı kullanılarak veri tabanı oluşturulmuş ve istatistiksel anlamlılık p<0,05 kabul edilmiştir. BULGULAR: Katılımcıların %78,7'si kadın, yaş ortalaması 34,74 ± 8,67 SS, %71,9'u ebe ve hemşiredir. Katılımcıların %36,7'si en az bir kronik hastalık beyan etmiştir. En sık semptom %27,2'lik oranla eklem ağrısı olurken, ardından %19,6 ile sırt ağrısı gelmiştir. Ayrıca alerji (ilaç, lateks, diğer) sıklığı %23,2 olduğu ve çalışanların %7,1'inin meslek hayatları boyunca en az bir kez iş kazası geçirdiği saptanmıştır. Katılımcıların %29,3'ü sigara kullanırken, alkol kullanım oranı %2,2'dir. Obezite sıklığı %11,5 (erkeklerde %14,9, kadınlarda %10,6), hipertansiyon %10,7 (erkeklerde %15,3 kadınlarda %9,5), diyabet %0,5 ve prediyabet %7,4 oranında saptanmıştır. SONUÇ: Sağlık çalışanlarında, hastanelerdeki artmış tehlike ve risk etmenlerinin yanı sıra yaptıkları işin de etkisiyle, özellikle kas iskelet sistemi hastalıkları, kesici-delici alet yaralanmaları, deri hastalıkları ve solunum sistemi hastalıkları sıklıkla izlenmektedir. Ancak yine de iş kazası görülme sıklığının beklenenden düşük olması nedeniyle, çalışan sağlığı bilgi formuna sağlık alanında sık görülen iş kazası tipleri eklenebilir. Katılımcıların şiddeti iş kazası olarak belirtmediği görüldüğünden, çalışanların tehdit, fiziksel, sözel vb. şiddete uğrayıp uğramadıkları sorgulanabilir. Formda psikososyal risk faktörlerine yönelik sorgulamalar yer almadığından, depresyon ve tükenmişlikle ilgili tarama testlerinden faydalanılarak eklemeler yapılabilir. Kas iskelet sistemi semptomları yetersiz sorgulandığından, ağrı skalalarından faydalanılarak ağrının lokalizasyonu ve derecesine yönelik sorgulamalar eklenebilir. Farklı sağlık meslek gruplarında olmanın ve hastanenin farklı bölümlerinde çalışmanın, kendilerine özgü riskleri olacağından bunlara özel sorgulama formları oluşturulabilir. Anahtar Sözcükler: Hastanelerdeki Riskler, İşle İlgili Kas İskelet Hastalıkları, İş Kazaları, Meslek Hastalıkları, Sağlık Çalışanları.

HastalıkHastanelerKas-iskelet hastalıkları+7
Mehmet Pekdemir
Sakarya University
2019
00