
1.162
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Üniversite kütüphanelerinde algılanan hizmet kalitesi boyutlarının öğrenciler üzerindeki tatmin, değer ve sadakat oluşumları üzerine etkisi
Hizmet kalitesi, müşterilerin ihtiyaçlarını, beklentilerini karşılayan ve ne kadar örtüştüğünün seviyesine yönelik müşteriyi tatmin etme düzeyidir. Teknolojik gelişmeler ile kâr amacı gütmeyen kuruluşlardan olan üniversite kütüphanelerinde de hizmet kalitesinin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Üniversite kütüphanelerinin ana hedefi, kullanıcılarının ihtiyaçlarını, beklentilerini memnun edecek şekilde karşılamak ve onları sunduğu hizmet hususunda tatmin etmek olmalıdır. Bu alanda yapılan çalışmaların da hizmet kalitesinin önemine paralel olarak arttığı görülmektedir. Artan önem, hizmet kalitesinin etkin şekilde ölçülmesi gerekliliğini ortaya çıkartmıştır. Enformasyon bilimi ve kütüphane aktiviteleri içerisinde hizmetlere dayalı kalitenin ölçülmesi için farklı düzeyde bakış açıları ve çeşitli çalışmalar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada Ankara Gazi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ve Çankırı Karatekin Üniversitesi kütüphanelerinde algılanan hizmet kalitesi boyutlarının, öğrenciler üzerindeki tatmin, değer ve sadakat oluşumları üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın amacı, farklı üniversitelerde öğrenim gören kütüphane kullanan öğrencilerin algıladıkları hizmet kalitesinin, öğrenciler üzerindeki tatmin, değer ve sadakat oluşumlarına etkisinin LibQUAL+™ hizmet kalitesi ölçüm anketi kullanılarak ortaya konulmasıdır. Yapılan bu çalışmanın, elde edilen bulguların sonuçlarının değerlendirilmesi ve çeşitli öneriler sunulması ile üniversite kütüphanelerinin hizmet kalitesinin iyileştirilmesi çalışmalarına ve literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Yapılan çalışma sonucunda analiz sonuçlarına göre; kütüphane hizmet kalitesi boyutlarından olan elektronik kaynaklar ve mekân boyutlarının öğrenciler üzerindeki sadakat, değer ve tatmin oluşumları üzerindeki etki değeri en yüksek hizmet kalitesi boyutları olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye toponimisi: Topografya haritaları üzerinden bir değerlendirme
Toponimi, yerleşim birimleri ile yeryüzünde bulunan bir fiziki unsura verilen isimleri köken, oluşum, anlam ve dağılış bağlamında inceleyen bilim dalıdır. Yer ve yerleşme isimleri yalnızca belirli mekânları gösteren birer isim olmaktan ziyade; o yerin coğrafyasına, tarihine, arkeolojisine, jeolojisine, botaniğine, folklorüne sosyolojine ilişkin bilgiler de içermektedir. Toponimi temelde araştırma konusu bir ad olduğu için dilbilimin, taşıdığı tarihi birikim nedeniyle tarihin, beşeri ve fiziki ortama dair izler barındırması nedeniyle de coğrafyanın inceleme alanına dâhil olmaktadır. Toponimi araştırmaları ilk olarak dünyada 19. yüzyılda ortaya çıkmış olup Türkiye'de ise Cumhuriyet'in ilk yıllarında bilim insanlarının dikkatini çekmeye başlamıştır. O tarihten bu yana gerek yurtdışında gerekse Türkiye'de yapılan toponimi çalışmaları incelendiğinde toponimlerin tasnif edilmesi noktasında standart bir modelin olmadığı görülmektedir. Ayrıca Türkiye'de yapılan toponimi çalışmalarının münferit araştırmalar olduğu ve yer ve yerleşme adlarıyla ilgili Türkiye genelini yansıtan bir çalışmanın olmayışı dikkat çekmektedir. Buradan hareketle, bu çalışmada ilk olarak hem yurt dışında hem de Türkiye'de yapılan toponimi araştırmaları özenli bir şekilde muhakeme edilerek değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın temel amacı seçilen mekânlardaki toponimik örüntüler ile yer ve yerleşme adı verme eğilimlerini ortaya koymak olduğundan Türkiye'nin tamamını yansıttığı/yansıtabileceği düşünülen üç örneklem alanı seçilmiştir. Coğrafya çalışmalarında konu veya alan sınırlandırması yapılırken zaman ya da kaynak sınırlandırmasına gidilir. Söz konusu çalışmada ise örneklem alanı seçerken temel veri kaynağının topografya haritaları olması sebebiyle mekân seçiminde pafta sınırları temel alınmıştır. Türkiye'nin genelini yansıtacağı düşünülen Batı Anadolu, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu'dan seçilen mekânlarda toponimik analiz yaparak ülkemizdeki genel toponimik örüntünün ve ad verme eğilimlerinin nasıl olduğu ortaya konulmuş olup Türkiye toponimisi için bir tasnif modeli denemesi yapılmıştır. Örneklem alanından elde edilen toplam 77.632 yer ve yerleşme adlarının hepsi, belirlenen ad verme eğilimlerine göre tasnif edildiğinde toponimlerin %49,47'si betimleyici toponimler; %19,92'si kişisel ve toplumsal toponimler; %17,94'ü fonksiyonel toponimler olarak tasnif edilmiştir. Geri kalan %12'si ise herhangi bir kategoriye dâhil edilememiş olup diğer toponimler başlığı altında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Toponimi, semantik tasnif, coğrafya, tarihi coğrafya, kültürel miras.
Osmanlı'da modern kolluk teşkilatının kurumsallaşması ve kolluk faaliyetleri (1826-1846)
Bir devlet organizasyonunun temel enstrümanlarından biri otoritesini toplumun geniş kesimleri üzerinde hissettirecek kolluk gücüdür. Fakat bu öneme rağmen bahse konu kolluk kurum ve uygulamaları tarihçilerin ilgisini çok az çekmiştir. Bu çalışma, konu hakkında hissedilen bir eksikliğin mümkün olduğunca giderilmesi amacıyla 1826-1846 yılları arasında İstanbul'da kolluk örgütlerinin kurumsal gelişmelerini kent asayişi üzerinden ele almaktadır. Konu hakkında az sayıda çalışmadan müteşekkil mevcut literatürde, Yeniçeri Ocağının kaldırılması ile 1845 yılında Polis ve 1846 yılında Zaptiye örgütlerinin kuruluşları arasında kestirme yoldan bir bağlantı kurulmaktadır. Fakat arada bulunan yaklaşık yirmi yıllık sürecin etrafından dolaşılmakta ya da basit bir yaklaşımla bu süreç görmezden gelinmektedir. Oysa çalışma sonucunda görüldüğü gibi söz konusu yirmi yıl, bilgi ve istatistik üzerinden şekillenen modern devlet aygıtları ve iktidar teknolojilerinin ortaya çıktığı bir dönemi ifade etmektedir. Tez çalışmasının temel odak noktası olan kolluk kurum ve uygulamaları ise bahse konu modern devlet aygıtları içerisinde oldukça hayati bir konum işgal etmektedir. Dönemin kısıtlı imkân ve kapasiteleri çerçevesinde kolluk hizmetleri konusunda girişilen kurumsal gelişmelerin ele alınan dönemde toplumsal düzeni nasıl etkilediği, güvenlik için duyulan endişe kaynaklarının nasıl dönüştüğü ve bu endişeler ile nasıl başa çıkıldığı gibi sorulara yanıt aranmıştır. Bu amaç çerçevesinde karşılaştırmalı bir perspektif sunabilmek ve 1826 yılı sonrası düzenlemeler hakkında anlamlı bir takım çıkarımlar yapabilmek adına ilk adımda geleneksel dönemde yürütülen kolluk ve asayiş uygulamaları değerlendirilmiştir. İkinci adımda ise 1826 düzenlemelerini müteakiben İstanbul kolluğunun iki temel aktörü olan Seraskerlik ve İhtisap Nezareti'nin uygulamalarına odaklanılmıştır. Üçüncü aşamada İhtisap Nezareti'nin görev ve sorumluluklarını Zaptiye kurumuna devir ve ilga süreci mercek altına alınmıştır. Çalışmada ağırlıklı olarak arşiv kaynakları ve dönemin kronikleri kullanılmış, bununla birlikte yabancı gözlemcilerin eserlerinden de istifade edilmiştir. Çalışma sonucunda İstanbul kolluğunun iki önemli paydaşı olan Seraskerlik ve İhtisap Nezareti'nin kolluk hizmetlerinin niteliği ve her iki kurumun ilişki ve işbirliğine dair tespit edilen çıkarımlar paylaşılmıştır. Ayrıca Zaptiye teşkilatının kuruluş girişimlerinin geri planında yer alan temel motivasyon kaynakları hakkında tespit edilen bulgular ileri sürülmüştür.
Osmanlı Devleti'nde şehitlik ve gazilik (1826-1918)
Bu çalışmada öncelikle şehitlik ve gazilik kavramlarının Osmanlı Devleti'ndeki tarihsel değişimi ve dönüşümüne değinilmekte daha sonra bu iki kavram çerçevesinde arşiv belgelerinden yararlanılarak Osmanlı Devleti'nin sosyal devlet olma çabalarına vurgu yapılmakta ve son olarak da Müslümanlar için büyük bir önem taşıyan bu kavramların devletin son dönemlerinde propaganda amacıyla kullanılmasına yoğunlaşılmaktadır. Ülkemizde kavram tarihi açısından pek çalışma bulunmaması bu çalışmayı yaparken belirli zorluklarla karşılaşmamıza neden olmuştur. Çalışma şehitlik ve gazilik kavramları özelinden, kelimelerin zaman içerisinde yaşanan tarihsel olaylar neticesinde anlam değişikliğe uğrayabileceğini veya var olan anlamının yanına yeni anlamlar da yüklenebileceğini göstermeyi hedeflemektir. Özellikle toplum üzerinde yoğun etkiye sahip kavramların aktif kullanımlarında zaman içerisinde değişiklik olmuştur. Şehitlik ve gazilik kavramları da bazı toplumlarda etkisi olan kitleleri aynı anda harekete geçirebilecek kelimeler arasındadır. Özellikle Fransız Devriminden sonra ortaya çıkan milliyetçilik akımıyla, artık ulus-devlet olmuş devletler milliyetçi bir anlayışla hareket ederken zorunlu olarak askere aldığı vatandaşları bu kavramlarla etkilemeyi hedeflemektedir. Böylece dini anlamlarla anılan kavramlar artık milliyetçide olmuştur. Savaşla ilişkili olan bu kavramlların hemen hemen her devirde aktif bir biçimde kullanıldığı görülmektedir. Toplumu derin bir şekilde etkileyen iki kavram hakkında daha önce böyle bir çalışma yapılmamıştır. Çalışmanın amacı literatürdeki bu eksikliği birazda olsa gidermeye çalışmaktır.
1844 (H.1259) tarihli Çerkeş Kazası Nüfus Defterinin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Nüfus, sosyal ve ekonomik açıdan bir toplumun gelişmesine etki eden en büyük faktörlerden biridir. Bunun yanında bir devletin nüfusunun durumu ve özellikleri ile de ülkenin gelişmişlik düzeyi arasında sıkı bir bağ söz konusudur. Bu nedenle nüfusun özelliğini ve sayısını belirlemek için yapılan sayımlar tarih boyunca önemli bir veri kaynağı olmuştur. Son dönemlerde farklı bölgelere ait sayıları artan nüfus çalışmaları birçok alana ışık tutmaktadır. Yapılan ve yapılmaya devam eden bu çalışmalar Osmanlı Devleti'nin sosyolojik ve demografik yapısının bir bütün olarak ele alınmasına katkı sağlayacak bilgiler içermektedir. Çalışmanın konusunu oluşturan 1844 tarihli Çerkeş Kazası Nüfus Defteri, Çankırı Belediyesi bünyesinde bulunan Dr. Rıfkı Urga Araştırma Merkezi Arşivi'nden temin edilmiş ve dijitale aktarılan belgeler üzerinde transkripsiyonu yapılıp veriler hazırlanarak değerlendirme çalışması yapılmıştır. Defterdeki kayıtların incelenmesi neticesinde Çerkeş Kazası, mahalle ve köylerinde yaşayan şahısların fiziki özellikleri, özür durumları, lakapları, yaşları, doğumları, ölümleri, askerlik durumları ve meslekleri hakkında bilgiler sunulmaya ve çıkarımlarda bulunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ehl-i İslam Nüfus Defteri, Demografi, Osmanlı Devleti, Çerkeş Kazası, Nüfus Sayımı
Marka ülke kökenin tüketici satın alma davranışı üzerine etkisi: Cibuti örneği
Uluslararası ticaretin hızlanması ve tüketim toplumunun ortaya çıkmasıyla birlikte çeşitli ülkelerin ürünleri raflarda yerini almakta ve tüketicilere farklı seçenekler sunulmaktadır. Ancak, üretimde yer değiştirme, taşeron ülkeler arası iş birlikleri olgularının çoğalması ve üretimin uluslararası düzeyde sağlanabilmesi nedeniyle, tüketicinin ürüne menşe atfetmesi de giderek zorlaşmıştır. Bu nedenle menşe ülke ve menşe ülkenin tüketici davranışları üzerindeki etkileri araştırmacıların ilgi alanına girmektedir. Bu çalışma, menşe ülke imajı, marka farkındalığı ve etnosentrizm kriterinin, marka sadakati üzerindeki etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle gelişmiş bir ülke olan Fransa ile gelişmekte olan ülkeler Çin ve Türkiye dahil olmak üzere üç ülkenin markalı ürünlerinin Cibuti tüketicileri üzerindeki etkisini ölçmeye yönelik bir araştırma yapılmıştır. Çalışmada uygulanan anket 1 Temmuz-1 Ağustos 2020 tarihleri arasında 400 kişilik bir örneklem ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, söz konusu üç ülkenin menşe imajlarının ve marka farkındalıklarını yanı sıra, Cibuti tüketicileri tarafından marka sadakati düzeylerinin öne çıkarılmasını da sağlamıştır. Böylece bu üç ülkenin markalı ürünlerine ilişkin tüketici algıları analiz edilmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre, oluşturulmuş olan hipotezler doğrulanmıştır. Gelişmiş ülkelerden gelen ürünlerin genellikle gelişmekte olan ülkelerin ürünlerine göre daha iyi menşe ülke imajına sahip olduğu belirlenmiştir.
İkinci Meşrutiyet ve Mütareke döneminde Serbesti gazetesi (1908-1920)
II. Meşrutiyet'in ilanından sonra, 16 Kasım 1908 tarihinde yayına başlayan Serbesti gazetesi, döneminin en şiddetli muhalefetini yaparak ön plana çıkmıştır. Gazete, meşrutiyetin ilanından önceki 33 yılı bir esaret olarak değerlendirmiş, bu sebeple her fırsatta Sultan II. Abdülhamid ve istibdat olarak değerlendirdiği dönemini eleştirmiştir. Meşrutiyetin ilanından sonraki dönem için de bazen ülkeyi doğrudan yöneten, bazen de dolaylı olarak yönetime müdahale eden İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni hedef almıştır. Üstelik Cemiyet'e yönelttiği eleştiriler daha şiddetli ve daha keskin olmuştur. Gazetenin İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne yönelttiği eleştiriler, Cemiyet'in gazeteye gönderdiği tehdit mektuplarıyla karşılık bulmuşsa da Serbesti eleştiriden geri durmamıştır. Bu muhalefet, tarihe ilk basın şehidi olarak geçen Hasan Fehmi'nin öldürülmesine sebep olmuş, devamında ise 31 Mart Vakası'yla sonuçlanmıştır. Dolayısıyla 31 Mart Vakası'nda Serbesti'nin yayın politikası önemli bir kilometre taşı olmuştur. Serbesti gazetesi, Balkan Harbi sıralarında orduya ve askere ciddi anlamda destek vermiştir. Fakat Milli Mücadele döneminde aksi istikamette hareket ederek Kuvâ-yi Milliye, Mustafa Kemal Paşa ve onun yol arkadaşlarına olanca gücüyle saldırmış; bağımsızlık mücadelesinin karşısında durmuştur. Kürt milliyetçiliğinin en ateşli savunucularından olan gazete, Kürtlere yeni ve müstakil bir kimlik oluşturmada büyük çaba harcamış; aynı zamanda bağımsız bir Kürt devleti kurulması için çok çalışmıştır. Bunların yanında, Serbesti yayın hayatında kaldığı on bir yılı aşkın sürede, eğitim, adalet, hürriyet ve temel insan hakları gibi konuları işlemiş, ülkede meydana gelen kanunsuz eylemlere, yolsuzluklara sütunlarında çokça yer vermiştir. Bu çalışmanın amacı, Serbesti gazetesinin ilk çıktığı günden, son sayısına kadar geçirdiği aşamaları, düşünce dünyasındaki değişimleri ve neden bu derece şiddetli bir muhalefete ihtiyaç duyduğunu anlatmaktır. Bu kapsamda gazetenin elde edilen tüm sayıları dikkatli bir incelemeye tabi tutulmuş, bunun yanında dönemin diğer gazeteleri ve arşiv belgeleri de değerlendirilmiştir. Netice itibarıyla, Serbesti'nin muhalefet politikasının altında yatan temel faktörler ortaya çıkarılmış, tarihe damga vuran önemli olaylarda Serbesti'nin ne derece etkisinin olduğu anlatılmıştır.
Üniversite kütüphanesi konu rehberlerinin kullanılabilirliğinin ölçülmesi – Çankırı Karatekin Üniversitesi örneği
Konu rehberleri kütüphane bilgi hizmetlerinde sıklıkla kullanılan araçlardır. Kullanıcıya özel bilgi hizmeti verme anlayışının bir ürünü olan konu rehberleri, bir konu veya disiplindeki bilgi kaynaklarının, araçların ve diğer materyallerin sistematik bir biçimde kullanıcıya sunulmasını amaçlar. Konu rehberlerinin içerik, biçim ve arayüz bakımından kullanışlı ve kullanımının kolay olması gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı Çankırı Karatekin Üniversitesi Kütüphanesindeki konu rehberi hizmetinin farklı kullanıcı grupları üzerinde kullanılabilirliğini test ederek sistemin kullanılabilirlik problemlerini keşfetmek, kullanıcı beklentilerini karşılamayan özellikleri tanımlamak ve guruplar arası kullanılabilirlik farklılıklarını incelemektir. Bu bağlamda konu rehberleri üzerinde kullanıcı temelli bir yaklaşım tercih edilmiş, 16 katılımcı (8 lisans, 8 yüksek lisans öğrencisi) ile ISO 9241-11 (1998) kriterleri (etkinlik, verimlilik ve memnuniyet) göz önüne alınarak görev tabanlı kullanılabilirlik testleri uygulanmıştır. Sesli düşün protokolü, gözlem ve görüşme teknikleri ile veriler toplanmıştır. Araştırma sonucunda, kullanıcıların konu rehberlerine karşı tutumu genel olarak olumlu olmuştur. Kullanıcı memnuniyet düzeyleri (%72,69) ve performansa ilişkin görev tamamlama başarıları (%88,20) yüksek bulunmuştur. Araştırma hipotezleri ile ilişkili olarak performans ve memnuniyet değerleri arasında pozitif yönlü korelasyon tespit edilmiştir (H3). Kullanıcı grupları arasında istatistiki olarak etkinlik, verimlilik ve memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı, yalnızca bazı görevlerde farklılaşmanın olduğu gözlemlenmiştir (H1, H2). Kullanıcıların konu rehberlerinden genel olarak beklentileri sadelik, içerik-başlık uyumu, tutarlılık, jargon kullanılmaması ve alan rehberi içeriğinin yeterli olması gibi ana başlıklar altında sıralanmaktadır.
Marka nefreti öncülleri ve marka nefretinin tüketicinin markadan kaçınma davranışlarına etkileri
Tüketicilerin markalarla olan ilişkileri olumlu olabildiği kadar olumsuz da olabilmektedir. Tüketicilerin çeşitli nedenlerden dolayı markalara yönelik geliştirdikleri olumsuz duygular bu duyguların en güçlüsü olan marka nefretine dönüşebilmektedir. Tüketicilerin bu nefreti sonraki davranışlarını etkileyerek markalar için oldukça olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Tüm bu olumsuzlukların fark edilmesiyle birlikte, çalışma kapsamında ele alınan marka nefreti kavramı gün geçtikçe pazarlama literatüründe daha fazla yer almaya başlamış olsa da kavramın daha fazla anlaşılmaya ve mevcut literatürün zenginleştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmanın amacı, literatürde yaygın olarak kabul edilmiş olan marka nefreti öncüllerinin (olumsuz geçmiş deneyim, sembolik uyuşmazlık ve ideolojik uyumsuzluk) marka nefreti boyutlarından (öfke, üzüntü ve korku) hangisini daha çok tetiklediğini belirlemektir. Dahası söz konusu marka nefreti boyutlarından hangisinin tüketicilerde markadan kaçınma davranışını daha çok tetiklediği ortaya koyulmuştur. Bu amaçla oluşturulan araştırma modeli, 585 tüketiciden elde edilen veriler kapmasında çoklu regresyon analiziyle test edilmiştir. Çalışma sonucunda, tüketicilerin markayla yaşadığı ideolojik uyumsuzluk marka nefretinin öfke ve korku boyutlarını daha fazla tetiklerken, markayla yaşadıkları olumsuz geçmiş deneyim üzüntü boyutunu daha fazla tetiklemektedir. Ek olarak marka nefretinin sembolik uyuşmazlık ve ideolojik uyumsuzluk öncülleri marka nefretinin öfke, üzüntü ve korku boyutlarını olumlu yönde ve anlamlı şekilde etkilemektedir. Olumsuz geçmiş deneyim öncülünün ise öfke ve üzüntü boyutları üzerinde olumlu yönde anlamlı etkisi varken, korku boyutu üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Dahası tüketicilerin markadan kaçınma davranışı üzerinde sırasıyla marka nefretinin üzüntü, öfke ve korku boyutlarının etkili olduğu belirlenmiştir.
Mustafa Kutlu'nun "İyiler Ölmez" adlı eserinin söz dizimi açısından incelenmesi
Kendine has bir üslubu bulunan Mustafa Kutlu, daha çok hikâyeleriyle ön plana çıkmış ve edebiyatımıza birçok eser kazandırmıştır. Bu çalışmada Kutlu'nun İyiler Ölmez adlı hikâye kitabının Dergâh Yayınları'ndan çıkan Kasım 2019'da basılan 14. baskısı kullanılmıştır. Bu tezde amaç söz dizimi çalışmalarına dikkat çekmek ve bahsi geçen eseri kelime, kelime grupları ve cümle üzerinden eserden örnekler vererek ayrıntılı incelemektir. Yazarın dili nasıl kullandığını ve söz dizimini esere nasıl yansıttığını görmek amaçlanmaktadır. İyiler Ölmez'de çok çeşitli cümle yapıları bulunmaktadır. Eksiltili cümlelerle diğer cümleler arasında anlam bağı kurulmuştur. Çalışma sekiz bölümden oluşmaktadır. Tezin giriş bölümünde teze dair ön bilgilere, yönteme, amaca ve öneme değinilmiştir. Sonra yazar tanıtılmış, eserlerine yer verilmiş ve bahsi geçen eserin özetine yer verilmiştir. Daha sonra eser cümle, cümle dışı ögeler, kelime grupları, cümle türleri bakımından incelenmiştir. Böylece, konunun bütün yönleriyle ortaya konulması sağlanmıştır. Çalışma, bu açıdan önem taşımaktadır. Eserden cümleler tahlil edilerek örneklendirilmiştir. Sonuç bölümünde tüm bu incelemeler göz önünde bulundurulup sonuçlar aktarılmıştır.