
206
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Asymmetric volatility modelling in the Istanbul stock exchange
In the financial world, capital structure policy refers to the strategic decisions regarding maximization the firm's value, while dividend policy pertains to the decision of how to distribute this value. Numerous theoretical and empirical studies have been undertaken on the dividend policy choices of companies from developed and developing countries which have high importance in finance literature. In the light of all theoretical and empirical research carried out in this field, significant articles and their methodological approaches are re-examined and the related findings are reported in this thesis. This paper also looks into the dividend policies of Turkish companies listed on the Istanbul Stock Exchange (ISE), employing event study methodology (ESM). In addition, the study examined whether those firms follow stable and regular dividend policy, and also analyse how firms' dividend distributions effect financial markets before and after events (event day=0). The study aimed to investigate the dividend policies of these companies and to investigate the changes occurred in the legal arrangements between the years 1992 and. A number of empirical investigations conducted in the Turkish market have yielded the conclusion that the companies in question adhere to dividend policies that are both unstable and irregular. The capital markets are not experiencing any information signaling impact as a consequence of the instability that has been seen. To put it another way, dividend policies do not offer Turkish investors any type of information on the future prospects of companies. The study's findings also indicate that the primary determinant affecting firms' dividend policies is the company's earnings generated in a specific year. The fact that developing countries such as Turkey have weak-form markets and also activities of companies, their financial structure and investment policies affect dividend to be distributed to shareholders, because inflation will affect interests of the firm in developing countries. Therefore, firms's earnings change because of inflation. Because of this, change in earnings determines changes in dividend policies. As a result, instability and unregularity in earnings are the most important negative factor for dividend policies. Therefore, companies that incur losses in a specific year are unable to distribute dividends to their shareholders. With regulation of Board of Capital Market in 1995, companies that traded on ISE had gained freedom in determining their own dividend policy. In accordance with the initial legal amendment in 1982 and subsequent to 1995, Corporations listed on ISE are permitted to pay cash dividends on an annual basis. The stockholders are entitled to receive these dividends at the last day of May in the subsequent fiscal year. This research contains periods of 1982-1995 and 1995-2004. In order to get more healthy results from data in empirical study, company data were used between 1998 and 2004.
Method of moment modeling of wave scattering from arbitrary geometries in 3-D in free space
In this thesis, wave scattering from electromagnetic (EM) wave – object interaction and radar cross section (RCS) prediction of arbitrary-shaped (conducting or dielectric) objects in three dimensional (3-D) free space is considered. Problem is formulated in terms of volume integral equations containing Dyadic Green Functions. Method of Moments (MoM) is used to the given problem. In the context of MoM, point matching technique is applied. The volume of the scatterer is represented by cubical cells over which the electric field is assumed constant. The electric field integral equation (EFIE) is enforced at the center of each cell to produce a system of equations in a matrix form. Here, the incident field, location, geometry and electrical parameters (relative permittivity and conductivity of the object) of the object are known. The unknowns are the equivalent volume current densities. After obtaining the unknowns of the problem, one can easily derive scattered fields at any given point in the space. This is then used in RCS calculations for both bistatic and monostatic cases. The algorithm developed for this purpose is coded in MATLAB. The model and the algorithm are already validated; here only the code is verified through some canonical tests and comparisons. First, a reference object – sphere – is used. The sphere has analytical exact solution in terms of Mie series summation. Another MATLAB code is prepared for the accurate calculation of the analytical solution. To be able to acquire satisfactory results for a sphere, the size of the cells are smaller than which depends also the values of relative permittivity. Simulations are performed for different material spheres. Simulations of perfectly electrical conducting (PEC) canonical structures are also performed and results are compared with the Transient Solver code of CST Microwave Studio which uses Finite Difference Time Domain.
Türkiye'nin dış ticaret dengesinin petrol fiyat değişimlerine verdiği tepkinin analizi: Eşik vektör otoregresif modeli uygulaması
Petrolün arz ve talebindeki meydana gelen yapısal değişmeler, finansal piyasalarda meydana gelen beklenmedik dalgalanmalar, büyük petrol fiyat şokları,uluslararası emtia piyasalarındaki spekülatif işlemler, makroekonomik ve bölgesel jeopolitik risklerle artan belirsizlikler gibi faktörler sebebiyle petrol fiyatlarındaki oynaklıklar artabilecektir. Petrol fiyatlarında meydana gelen dalgalanmalar, ithalatçı ülkelerde başlıca arz taraflı etkilere sebep olurken, petrol ihracatçı ülkelerde ise talep taraflı etkilere sebep olmaktadır. Petrol ihracatçısı ülkelerin ekonomileri, petrol ihracatı yaparak sağladıkları gelirler kanalıyla petrol fiyat artışlarından olumlu yönde etkilenmektedirler. Petrol ithalatçısı ülkelerde ise, petrol fiyat artışları, imalat sanayi sektöründeki üretim maliyetlerini arttırarak büyüme ve verimlilikte düşüşe neden olabilmektedir. Farklı açıdan ele alındığında, yüksek petrol fiyatları, petrol ihracatçısı ülkelerin yerel para birimlerinin değerlenmesine ve mevcut üretim faktörlerinin yeni kaynağa yönelmesine ve böylece, toplam üretimlerinde azalmaya (Hollanda Hastalığı) sebep olabilmektedir. Öte yandan petrol ithalatçısı ülkelerde, artan maliyetler ve petrol ihracatçısı ülkelere olan varlık transferleri, bu ülkelerin yerel para birimlerinde değer kaybına sebep olabilmekte ve böylece bu ülkelerin ihracatlarını daha cazip hale getirebilmektedir. Bu ülkelerdeki bozulan dengelerin sağlanabilmesi için merkez bankaları tarafından izlenen karşı para politikaları büyük öneme sahiptir. Parasal otoriterler petrol fiyat oynaklıklarına karşı doğru sinyalleri alabilirlerse, ekonomik performansa olan reel etkilerin doğru ve etkin politikalar ile yönetilmesi sağlanabilecektir. Bu tezde,petrol ithalatçısı olan Türkiye'nin ticaret dengesinin petrol fiyat değişimlerinden nasıl etkilendiği ampirik olarak analiz edilmektedir. Bu konuda yapılmış olan çalışmalardan faklı olarak, petrol fiyatları ve ticaret dengesi arasındaki ilişki,farklı rejimlere dayalı olan çoklu Eşik Vektör Regresyon yöntemi kullanılarak analiz edilmektedir. Çalışmada, doğrusal VAR ve eşik TVAR modellerinden elde edilen etki tepki fonksiyonları ve varyans ayrıştırma analizi bulguları karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre,petrol fiyatları ve ticaret dengesi bileşenleri arasında doğrusal olmayan asimetrik ilişkinin varlığı tespit edilmiştir.Petrol fiyat oynaklıklarının yüksek olduğu rejimde, toplam ticaret dengesi, petrol ve doğalgaz hariç ticaret dengesi, ara malı ticaret dengesi ve tüketim malı ticaret dengesi, petrol fiyat oynaklıklarının düşük olduğu rejim ve doğrusal VAR modeline göre, petrol fiyat şoklarına karşı çok daha güçlü tepkiler verdikleri tespit edilmiştir. Yüksek rejimde gerçekleşen petrol fiyat artış şokları, toplam ticaret dengesi, petrol ve doğalgaz ticaret dengesi ve ara malı ticaret dengesini bozucu etkide bulunurken, tüketim malı ticaret dengesini pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca diğer ticaret bileşenlerine kıyasla tüketim malı ticaret dengesinin, etki-tepki ve varyans ayrıştırma analizlerine göre petrol fiyatlarından en yüksek oranda etkilendiği tespit edilmiştir. Son olarak, doğrusal VAR ve düşük rejiminden elde edilen bulguların ise genelde birbirine benzer sonuçlandığı ve ticaret dengesi bileşenlerini daha az etkiledikleri tespit edilmiştir.
Kayıt dışı ekonominin etkileri : Türkiye'den bir uygulama
Günümüzde kayıt dışı ekonomi yalnızca gelişmekte olan ülkelerin değil gelişmiş ülkelerin de karşı karşıya kaldığı büyük problemlerden bir tanesidir. Nitekim Türkiye'de söz konusu birçok ekonomik faaliyetin kayıt altında olmadığı sıklıkla tartışılmaktadır. Bu çalışmada kayıt dışı ekonominin etkilerinin madeni yağ sektöründe incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda sektörde söz sahibi olan sanayiciler ve kayıt dışı ekonomi konusunda uzman olan vergi denetmenleri ile derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış ve kullanılan teknik sonucunda oluşan bulgular sektörde çalışan kişilere anket çalışması ile yeniden test edilmiştir. Elde edilen derinlemesine görüşme verileri, içerik ve betimsel analiz yöntemleri ile çözümlenirken, anket verileri de tanımlayıcı analiz teknikleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda madeni yağ sektöründeki kayıt dışılığın gerekçeleri olarak öncelikle yüksek vergi oranları sonrasında vergi bilincinin düşük olması ortaya çıkmakta olup önerilen önlemler arasında denetimin artması gerekliliği ön planda yer almaktadır.
Çok oyunculu çevirimiçi video oyunu bağımlılığı olan genç yetişkinlerde bağımlılık şiddeti ile dissosiyatif belirtiler ve çocukluk çağı travmalarının ilişkisi
Gelişen teknoloji hayatımızı kolaylaştıran birçok yenilik yanında yeni alışkanlıklar ve bağımlılıkları da beraberinde getirmiştir. Son yıllarda internet bağımlılığı başlığı altında, sosyal medya bağımlılığı ve çevrim içi oyun oynama bağımlılıklarına da sıkça yer verilmiştir. Bu bağımlılıkların altında yatan nedenleri ve motivasyonları anlamak, bağımlılığın tedavisi açısından büyük önem taşımaktadır. Araştırmanın örneklemi Türkçe okuma yazma bilen, 18-40 yaş aralığında, çevrim içi video oyunları oynayan, 334 bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın sosyodemografik bilgileri ve katılımcıların oyun oynama alışkanlıklarına ilişkin sorular araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin internet oyun bağımlılık düzeyleri "İnternet Oyun Oynama Bağımlılığı Ölçeği Kısa Formu (IGDS-SF)", çevrim içi oyun oynama motivasyonları "Çevrim içi Oyun Oynama Motivasyonları Ölçeği", çocukluk çağı travma düzeyleri "Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (CTQ-28)", dissosiyatif yaşantı düzeyi ise "Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES II)" kullanılarak, "Qualtrics Survey" ile oluşturulan çevrim içi anket ile ölçülmüştür. Tüm ölçeklerin alt boyutları dahil olmak üzere internet oyun bağımlılığıyla ilişkileri incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeli olarak tasarlanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 25 programı kullanılmış, istatistiksel analizlerde p<0,05 değerleri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, çevrim içi video oyun bağımlılığı olan genç yetişkinlerde, yaş ve cinsiyetin internet oyun bağımlılığı ile anlamlı ilişkisinin bulunmadığı, oyun oynamaya ayrılan sürenin internet oyun bağımlılığının yordayıcısı olduğu, çocukluk çağı travmaları ve dissosiyatif yaşantılarının internet oyun oynama bağımlılığı ile ilişkisi olduğu, bu ilişkide dissosiyatif yaşantıların aracı rolünün olduğu bulunmuştur. MMORPG bağımlılığı olan genç yetişkinlerde, çocukluk çağı travmaları, dissosiyatif yaşantılar ve çevrim içi oyun oynama motivasyonlarından kaçış motivasyonun internet oyun bağımlılığını yordamaktadır. Çevrim içi video oyunları ile ilgili son zamanlarda birçok çalışma yapılmıştır. Çevrim içi video oyunları çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Bizim çalışmamızın, özgül olarak MMORPG oynayan grupları diğer oyun oynayan gruplardan ayırarak, çocukluk çağı travmaları, dissosiyatif yaşantılar ve çevrim içi oyun oynama motivasyonları arasındaki ilişkileri ele alarak, alanyazına büyük katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Opiyat kullanım bozukluğu hastaları ile kumar oynama bozukluğu hastalarının yönetici işlevler yönünden karşılaştırılması
Yürüttüğümüz bu çalışma ile arındırma tedavisini tamamlamış, DSM-V'e göre opiyat kullanım bozukluğu (OPKB) ve kumar oynama bozukluğu (KOB) tanısı alan hastaların yönetici işlevleri yönünden sağlıklı kontrollerle karşılaştırılıp değerlendirilmesi ve bağımlılıkların nöropsikolojisinin daha net anlaşılabilmesi ve bağımlılık tedavi planlarının geliştirilebilmesine katkıda bulunulması amaçlanmaktadır. Araştırmamız Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Amatem Kliniği'nde çalışmaya alınma ve dışlanma kriterlerini karşılayan opiyat kullanım bozukluğu tanısı alan 50 erkek hasta, kumar oynama bozukluğu tanısı alan 50 erkek hasta ve sağlıklı kontrol grubu olarak da alınan 50 erkek olmak üzere toplamda 150 katılımcı ile yürütüldü. Katılımcılara demografik bilgi formu, Beck depresyon ve anksiyete ölçeği, kısa semptom envanteri, klinik ve demografik özelliklerini değerlendirmek için verildi, yönetici fonksiyonları değerlendirmek için de Stroop testi Çapa formu, Wisconsin kart eşleme testi, İz sürme testi A ve B formu, ileri ve geri sayı menzili testi, sözel akıcılık testi ve bilgisayardan Londra kulesi testi ile Iowa kumar testi uygulandı. Sosyodemografik veriler yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, medyan, minimum, ve maksimum değerleri olarak verildi, ikili veriler Pearson Ki-kare testi ile incelendi. Elde edilen bulgular normal dağılmadığından grup karşılaştırmaları Kruskall Wallis testi ve post hoc bonferonni karşılaştırmalı Mann Whitney U testi ile kullanılarak değerlendirildi. Demografik ve klinik değişkenlerle yönetici işlevlerin ilişkisi yaş ve eğitim kontrol edilerek, kısmi Spearman korelasyon analizi ile incelendi. Opiyat, kumar ve sağlıklı kontrol grupları arasında, opiyat kullanım bozukluğu tanısı almada yaş, eğitim ve yönetici işlev testlerinin etkisi, lojistik regresyon analizinin Enter yöntemi ile incelendi. Çalışma neticesinde elde edilen bulgulara göre uzun süreli opiyat kullanımının yarattığı nörotoksik etkilere bağlı olabilecek şekilde, opiyat kullanım bozukluğu grubunun Stroop testi, Wisconsin kart eşleme testi, ileri ve geri sayı menzili testi, sözel akıcılık testi, iz sürme testi A ve B bölümü, Londra kulesi testi ile Iowa kumar testlerine ait bazı bölümlerden elde ettikleri puanların, kumar oynama bozukluğu ve sağlıklı kontrol grubuna göre daha düşük seviyede olduğu ve kumar oynama bozukluğu grubunun da bu testlerden elde ettikleri puanların sağlıklı kontrol grubuna göre daha düşük seviyede olduğu saptandı. Kumar oynama süresinin yalnızca İz sürme testi A bölümü puanı ile arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyonun ilişkisinin bulunduğu saptandı. En son günlük opiyat kullanım miktarı ile WKET 7 puanı arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı. Opiyat kullanım süresi ile İz sürme testi A bölümü düzeltme sayısı arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyon ve toplam opiyat kullanım süresi ile İST A bölümü düzeltme sayısı arasında da negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı. Madde kullanmaya başlama yaşı ile İST A bölümü hata sayısı ve opiyat kullanmaya başlama yaşı ile İST B/A puanı arasında pozitif yönde zayıf düzeyde bir korelasyon görülürken; madde kullanmaya başlama yaşı ile İSM ve İGSMT puanları arasında da negatif yönde zayıf düzeyde bir korelasyon saptandı. OPKB-KOB grupları arası anlamlı bulunan lojistik regresyon modellerinde OPKB tanısı almayı en fazla yordayan risk faktörlerinin; WKET 1, İSM, Stroop D enterferansa direnç süresi ve SAT toplam harf perseverasyonu puanının olduğu; OPKB-SK grupları arası anlamlı bulunan modellerde, OPKB tanısı almayı en fazla yordayan risk faktörlerinin; Stroop C, Stroop C spontan düzeltme sayısı ve İST B-A süre farkının olduğu saptandı. OPKB-KOB gruplarından ortak etkilenen nörokognitif özellikler ve ilgili beyin alanları ile yalnızca OPKB'nda etkilenen nörokognitif özellikler ve ilgili beyin alanları saptandı ve bunlara yönelik tedavi modaliteleri uygulanabilmesi için önerilerde bulunuldu. Ayrıca araştırmanın sınırlılıkları ile ileride yapılacak çalışmalar için de ayrıca önerilerde bulunuldu. Elde edilen bu bulgular bağlamında, kişiye özel bilişsel işlevlerin geliştirilmesine yönelik bağımlılık tedavilerine bilişsel rehabilitasyon programlarının eklenmesinin, bağımlılıklarla ilgili sorunların çözümüne katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
Yetişkin bireylerin yas süreçleri ile MMPI-2 profilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin yas süreçleri ile kayıp yaşantısına ilişkin değişkenler ve kişilik özelliklerini ifade eden MMPI-2 profilleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bireylerin yas süreçlerinin şiddeti, kaybı travmatik algılama düzeyleri ve kayıp sonrası sosyal işlevsellik düzeyleri ile kayıp yaşantıları değişkenleri olan ölüm şekli, ölüm nedeni, ölümün ani/beklendik oluşu, ölen kişinin yaşı, ölen kişi ile olan yakınlık vb. faktörler ve yas yaşayan kişinin kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bununla beraber yas yaşayan bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile yas süreçleri arasındaki ilişkinin incelenmesi de hedeflenmiştir. Bu araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşamını sürdüren, 18 yaşın üzerinde olan ve verilerin toplandığı süreçte en az 6 ay en çok 2 yıllık süreç içerisinde birinci derece bir yakınını kaybetmiş olan 90 kadın ve 124 erkek olmak üzere toplam 214 yetişkin birey oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Temel Yas Unsurları Envanteri, İki Boyutlu Yas Ölçeği ve Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri-2 kullanılmıştır. Veri analizine başlamadan önce, toplanan veriler bilgisayar ortamına gönderilmiş ve istatistiksel analizi SPPS 25 programıyla yapılmıştır. Analizin ilk aşaması olan normallik testi uygulanmış ve basıklık-çarpıklık değerleri kontrol edilmiştir. Basıklık-Çarpıklık değerleri -2, +2 arasında olduğundan dolayı normal dağılım olduğuna karar verilmiştir. Güvenilirlik düzeyi %95 olarak belirlenmiştir. İki bağımsız değişken arasındaki farkın analizi için T-Testi uygulanmıştır. Çoklu grup arasındaki farkın analizi için ANOVA analizi uygulanmıştır. İki veya daha fazla değişken arasındaki ilişki için Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Çoklu Doğrusal Regresyon kullanılarak, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkene etkisi görülmüştür. Yapılan çalışma sonucunda MMPI-2 klinik ölçeklerinden depresyon, hipokondriyazis, hipomani, psikasteni ve sosyal içe dönüklük düzeylerinin yetişkin bireylerin yas süreçleri üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. MMPI-2 içerik ölçeklerinden anksiyete, korkular, sağlık ile ilgili endişeler, öfke, düşük kendilik değeri ve aile sorunları puanlarının yas sürecinin ne şekilde seyrettiği ile ilişkili olduğu ortaya konulmuştur. Bunlarla beraber MMPI-2 PSY-5 alt ölçeklerinden saldırganlık, olumsuz duygulanım ve içe dönüklük ile tamamlayıcı ölçeklerden olan travma sonrası stres bozukluğu alt ölçeğinin de yetişkin bireylerin yas süreçleri ile ilişkili olduğu verilerine ulaşılmıştır. Sosyo-demografik özelliklerden cinsiyet ve medeni durum ile kayıp yaşantısına ait değişkenler olan ölüm nedeni, ölen kişinin ne kadar yakın algılandığı, ölümün beklendik olup olmaması ve kaybedilen kişinin yaşı ile yas süreçleri arasında anlamlı ilişkilerin olduğu sonuçları elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yas Süreci, Kişilik Özellikleri, MMPI-2
Çocuk cinsel istismar suçundan hüküm giymiş erkeklerin MMPI-2 profillerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada çocuk cinsel istismar suçundan hüküm giymiş erkeklerin MMPI-2 profillerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yapmış olduğumuz bu çalışmanın cinsel saldırıya neden olan kişilik faktörlerinin ve suçlu profillerinin belirlenip gerek önlemler ve erken müdahale programları için, gerek de bu suçtan hüküm giymiş kişilerin rehabilitasyonu açısından önemli bilimsel katkılar sağlaması hedeflenmiştir. Bununla beraber çocuk cinsel istismar suçundan hüküm giymiş erkeklerin sosyo-demografik özelliklerine ilişkin değişkenleri, MMPI-2 profilleri açısından değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Bu araştırmanın evrenini İstanbul ilindeki Ceza İnfaz Kurumlarında bulunan ve çocuğa yönelik cinsel istismar suçundan dolayı hüküm giymiş erkekler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, İstanbul'daki Metris 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ve Maltepe Ceza İnfaz Kurumunda bulunan ve çalışmanın dahil edilme kriterlerini taşıyan çocuk cinsel istismar suçundan hüküm giymiş 18 yaş üstü 180 erkek katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama araçları olarak Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri-2 ve araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizlerine başlanmadan önce, toplanan veriler bilgisayar ortamına girilmiş ve çalışmanın istatistiksel analizi SPPS 25 programıyla yapılmıştır. Analizin ilk aşaması olan normallik testi uygulanmış ve basıklık-çarpıklık değerleri kontrol edilmiştir. Basıklık-Çarpıklık değerleri -2, +2 arasında olduğundan dolayı normal dağılım olduğuna karar verilmiştir(George ve Mallery, 2010). Güvenilirlik düzeyi %95 olarak belirlenmiştir. İki bağımsız değişken arasındaki farkın analizi için T-Testi uygulanmıştır. Çoklu grup arasındaki farkın analizi için ANOVA analizi uygulanmıştır. Yapılmış olan bu çalışmada, çocuk cinsel istismar suçundan Hüküm giymiş erkeklerin MMPI-2 klinik ölçeklerinden Psikopatik Sapma(Pd) ve Sosyal İçe Dönüklük(Si) puanlarının yüksek, Erkeklik-Kadınlık (Mf) puanlarının düşük olduğu görülmüştür. MMPI-2 içerik ölçeklerinden Öfke(Ang), Antisosyal Uğraşılar(Asp), Tip A kişilik(Type A), Düşük Kendilik Değeri(Lse) ve Aile Problemleri(Fam) puanlarının yüksek çıktığı saptanmıştır. MMPI-2 PSY-5 alt ölçeklerinden Saldırganlık(Aggr) ve Sınır Tanımama (Disc) puanlarının yüksek çıktığı saptanmıştır. MMPI-2 tamamlayıcı ölçeklerinden Baskılama (R) ve Düşmanlık (Ho) puanlarının yüksek çıktığı saptanmıştır. Elde edilen bu sonuçlar çalışmanın tartışma ve yorum bölümünde ilgili literatür ışığında ayrıntılı olarak tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cinsel İstismar, Çocuğun Cinsel İstismarı, Kişilik Özellikleri, MMPI-2
Reklam çekiciliğinin ve reklam stratejilerinin farklı cinsiyetlerde yarattığı algının dezenfektan reklamları üzerinden değerlendirilmesi
İşletmelerin pazarlama karar ve strateji belirlemesinde cinsiyet kavramı, etkili bir pazar bölümleme değişkenidir. Ürünlerin ve hizmetlerin hedef kitlenin isteklerine ve ihtiyaçlarına hitap edebilmesi, hedef kitlenin dikkatini çekebilmesi etkin bir pazarlama iletişimi ile mümkün olabilmektedir. Satın alma davranışını önemli ölçüde şekillendiren reklamlar, pazarlama iletişimi açısından hedef kitleye ulaşmada anahtar rol üstlenmektedir. Hedef kitlenin, reklamı yapılan ürüne veya hizmete dikkatinin çekilmesi, ürünün veya hizmetin akılda kalıcılığının sağlanması, rakiplerinden ayırt edilebilir olması için geliştirilen unsurları ifade eden reklamda çekicilik ve strateji, bu çalışma ile irdelenen başlıklar arasındadır. Bu kapsamda dezenfektan reklamlarında kullanılan görsellerin reklamda çekicilik ve strateji oluştururken cinsiyet kaynaklı; algılama farklılıkları, dikkat süreleri ve sayılarındaki farklılıklar, nöropazarlama araştırma tekniklerinden Eye Tracking yöntemi ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma; Fırat Üniversitesi Pazarlama ve Nöropazarlama Araştırma Merkezi kapsamında 15 kadın ve 15 erkek olmak üzere toplam 30 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, hedef kitlenin Eye Tracking analiz yöntemi ile dezenfektan reklamlarında kullanılan görsellerin farkındalık düzeyleri araştırılmış ve görsel etki düzeyleri belirlenmiştir. Dezenfektan reklamlarında kullanılan görsellerde; reklamda çekicilik ve strateji oluştururken dikkat sürelerinde ve sayılarında cinsiyete göre oluşan farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu sebeple, dezenfektan reklamları aracılığı ile kadının ve erkeğin marka seçimindeki farklı kararlarının altında yatan gerçek sebepler anlaşılmaya çalışılmıştır. Böylece, dezenfektan reklamları üzerindeki görsel etki düzeylerinin cinsiyete göre farklılaşma düzeyleri tespit edilmiştir.
E-ticaret ürünlerindeki türkçe kullanıcı yorumlarınınoyunlaştırma, nlp ve makine öğrenmesi teknikleri ile sınıflandırılması
Türkiye'de ve dünyada internet alışverişi, günden güne büyüyen, önemi giderek artan, dev bir sektör halini almış durumdadır. Özellikle bu tezin yazıldığı dönem itibari ile pandemi sürecinin getirdiği global kısıtlamalarla beraber altın çağını yaşayan internet alışverişinin önemi bir kez daha görülmüştür. Zaman tasarrufu, evden çıkmadan alışveriş yapmanın rahatlığı, yorulmadan ayağımıza gelen hizmet, ürün çeşitliliği, ödeme kolaylığı, ürünler ile ilgili yorumları görebilme, ürün karşılaştırmaları ve teslimat kolaylığı tüketicileri internet alışverişine çeken önemli unsurların başında gelmektedir. Bu unsurlardan bazıları tüketicilerin ürün tercihlerini ciddi oranda etkilemektedir. Bunlardan biri de ürünlere yapılmış olan tüketici yorumlarıdır. Bir ürünü daha önce almış ve deneyimlemiş tüketicilerin yorumları, ürünü alacak olan tüketicilerin tercihlerini etkilemektedir. Bu tezin başlıca amacı, Türkiye'deki internet alışverişi sitelerindeki satılan ürünlere yapılan yorumları sınıflandırma algoritmaları, oyunlaştırma ve doğal dil işleme (NLP) teknikleri kullanılarak değerlendirilmesi amacıyla gelecek çalışmalara ışık tutmaktır. Toplamda 27 teknoloji ürünü ve 11236 kullanıcı yorumu üzerinde oyunlaştırma tekniği kullanılmıştır. Mobil uygulama oyunu üzerinden yapılan bir yarışma ile veri tabanında saklanan veriyi, rastgele bir şekilde uzmanlara göstererek, manuel etiketlemeler sonucu kategorize edilmiş eğitim verisi, doğal dil işleme (Zemberek, gürültü azaltma,belirteç oluşturma, normalleştirme), makine öğrenmesi ve sınıflandırma teknikleri (Fasttext, cbow, skipgram) kullanılarak 5 farklı duyguya (Çok olumlu, olumlu, nötr, olumsuz, çok olumsuz) kategorize edilmiştir. Kullanıcıların yazdıkları yorumlar ve verdikleri puanlardaki bazı tutarsızlıklar da grafiksel olarak gösterilmiş olup, gelecek çalışmalara yönelik olarak yorumlanmıştır.