
57
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Performans esaslı bütçeleme sistemi ve Türkiye'de uygulanabilirliği
Bütçelerde devletin gelecek bir döneme ilişkin gelir ve gider tahminleri yer almaktadır. Bu yönde bütçe; belirli bir düzen içinde hazırlanmakta, uygulanmakta ve sonuçlandırılmaktadır. Kamu hizmetlerinin sınırlı tutulduğu dönemlerde bütçe sistemleri nispeten daha dar kapsamlı yapılandırılmıştır. Ancak artan toplumsal ihtiyaçlar, kamusal kaynakların daha etkin kullanımı hususunu ön plana çıkarmış ve bütçe sistemlerini daha karmaşık hale getirmiştir. Böylece çeşitli modern bütçe sistemleri uygulamaya konulmuştur. Bu sistemler içinde gelinen son aşama, performans esaslı bütçeleme sistemidir.Bu çalışmanın amacı, modern bütçe sistemlerinden performans esaslı bütçeleme sistemine neden gereklilik olduğunu ortaya koymak ve bu yönde sistemin ülkemizde uygulanabilirliğini değerlendirmektir. Bu kapsamda tezde önce performans esaslı bütçeleme sisteminin teorik altyapısı ortaya konulmuştur. Sonra sistemin çeşitli ülkelerde nasıl uygulandığı incelenmiş, buradan hareketle de ülkemiz için bazı sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın son kısmında ise Türkiye'de yeni bütçeleme sistemine geçişin temel gerekçeleri ve bu yöndeki çalışmalar ele alınmıştır. Türkiye'nin performans esaslı bütçeleme sistemini ne düzeyde uygulayabileceğini tespit etmek amacıyla da bazı kamu kurumlarını kapsayan bir analiz yapılmıştır. Tezde analizden elde edilen bulgular ışığında performans esaslı bütçeleme sisteminin tüm kamu kurumlarında başarılı bir şekilde nasıl uygulanabileceğine dair somut önerilere yer verilmiştir.
Hasta güvenliği kültürü ile kalite yönetim sistemi arasındaki ilişkinin analizi
Günümüz toplumlarının sosyo-ekonomik gelişme düzeylerinin en önemli göstergelerinden birisi de sağlık hizmetlerinin sunumudur. Risk faktörünün yüksek olması nedeniyle, hasta güvenliği kültürünün yerleştirilmesi ve geliştirilmesi, sağlık hizmeti veren kurumların başarısında önemli bir yer tutmaktadır. Güçlü güvenlik kültürleri, bireylere zarar verebilecek hataların önlenmesinde kurum kültürü ile birbirini tamamlayıcı birer unsurdur.Son yıllarda sağlık hizmetlerinin verimli ve kaliteli bir şekilde sunulabilmesi için Toplam Kalite Yönetimi uygulamaları hız kazanmıştır. Bu çalışmada, hastanelerde uygulanan kalite yönetim sistemlerinin hasta güvenliği kültürü üzerindeki etkisi incelenmiştir. Birinci bölümde sağlıkta kalite ve hastanelerde uygulanan kalite sistemleri, ikinci bölümde kurum kültürü ve hasta güvenliği kültürü üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise, hastanelere yönelik yapılan araştırmada elde edilen verilerin analiz ve değerlendirmeleri yer almaktadır.
Avrupa Parasal Birliği'nde maliye politikası koordinasyonu ve Türkiye analizi
Avrupa Birliği, ulusüstü karar mekanizmalarıyla oluşan ve siyasî birliğe ulaşma hedefi içerisinde bulunan bir bütünleşmedir. Bütünleşme hedefi kapsamında Avrupa Birliği, ekonomik, parasal ve siyasî konularda üye ülkeleri birbirlerine yakınlaştırmayı amaçlamaktadır. Avrupa Birliği özellikle ekonomik bütünleşme üzerine kurulan bir birlik olması sebebiyle, ekonomik bütünleşmeyi öncelikli olarak ele almaktadır. Bütünleşme, çalışmanın esasını teşkil eden Avrupa Birliği maliye politikasının koordinasyonunu da gündeme getirmektedir. Parasal birlik ile ekonomik bütünleşmenin güçlendirilmesi amaçlanmakta ve tüm bu yakınlaşmalar da belirli kriterlerin uygulanması zorunluluğunu doğurmaktadır.Ekonomik birlik kapsamında herhangi bir üye ülkede yaşanacak olumsuzluk diğer ülkeler için maliyet unsuru oluşturmaktadır. Maliye politikası araçları olarak baz alınan Maastricht diğer adıyla Yakınlaşma Kriterleri bu sebeplerle parasal birliğe dâhil ülkelerde kaçınılmaz hedefler olarak ele alınmaktadır. Avrupa Parasal Birliği'ne üye ülkelerde hem yasal uyumlaştırma hem de maliye politikalarında koordinasyon sağlanmaya çalışılmaktadır.Çalışma, belirtilen sebepler dolayısıyla, Avrupa Parasal Birliği'nde maliye politikasının koordinasyonu konusunu analiz etmektedir. Bu amaçla, birinci bölümde, günümüze kadar olan tarihsel süreç incelenmekte ve Avrupa Birliği'nin karar mekanizmaları olan organların amaç ve görevleri belirtilmektedir.İkinci bölümde; öncelikle maliye politikasının koordinasyonunda büyük önem arz eden ve uyum sürecinin ilk aşaması olan parasal birlik, teori ve gelişim süreci açısından ele alınmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın bu bölümünde Avrupa Birliği ve parasal birlik olarak maliye politikası koordinasyonu günümüz ülke performansları yönünden de değerlendirilmektedir.Son bölümde ise; Türkiye-Avrupa Birliği ilişkisinde müzakerelerin başlangıç tarihine kadar geçen sürede, gerek birlik müktesebatının üstlenilmesi, gerekse Maastricht Kriterleri'ne ulaşılması konusunda üstüne düşen görevleri yerine getirmedeki performansı değerlendirilmektedir. Analiz kısmında da, Avrupa Parasal Birliği'ne üye ülkelerin maliye politikası açısından koordinasyonu istatistiksel açıdan karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Yapılan istatistiksel analiz Avrupa Parasal Birliği'ne üyelik hedefi göz önünde tutulduğundan Türkiye performansı yönünden de genişletilmektedir.Çalışmada ulaşılan sonuç; Avrupa Parasal Birliği'nde maliye politikası koordinasyonunun genel anlamda sağlandığı yönündedir. Ancak böyle olmakla birlikte, günümüz birlik performansının siyasi birliği sağlama yönünden pek de yeterli olmadığı ve dolayısıyla arttırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Türkiye için ise, son dönemdeki olumlu gelişmelere bağlı olarak uyum sağlamadaki başarı derecesinin yükseldiği söylenebilmektedir.
Bireysel emeklilik sisteminin vergileme açısından değerlendirilmesi, Türkiye örneği
Sosyal güvenlik; devletin, kurumları vasıtasıyla bireylerini mesleki, fizyolojik, sosyo-ekonomik risklere karşı korumak amaçlı oluşturulmuş bir sistemi ifade etmektedir. Sistemin oluşturulmasındaki temel amaç kişilerin mal varlıklarının azalmasını engellemek ve kişileri insan onuruna yakışan bir hayat standardına eriştirmektir. Sakatlık, yaşlılık gibi klasik riskleri güvence altına alarak ilk kez Amerika Sosyal Güvenlik Yasasında yazılı bir metin olarak yer alan sosyal güvenlik, sürekli revize edilmiştir. Revize çalışmaları sistemin kapsadığı risk türlerini sürekli olarak çoğaltmış bunun sonucunda aşırı büyümüş bir sistem meydana gelmiştir. Aşırı büyümenin meydana getirdiği eksiklikler, özel şirketlere sosyal güvenlik alanında sağlanan yetkilerle aşılmaya çalışılmıştır.Bireysel emeklilik sistemi bireylerin aktif çalışma süresince yapmış oldukları tasarrufları yatırıma yönlendirmek ve böylece emekliliklerinde yaşam standartlarını korumaya yardımcı olacak ek geliri elde etmek için gerekli olacak toplam birikime ulaşmalarını sağlamak amaçlı kurulmuş bir sistemdir. Bu sistemdeki en önemli nokta, her katılımcının kendi yatırım tercihine göre değerlendirilen katkılarından oluşacak birikimi ile orantılı bir emeklilik geliri elde etmesidir. Diğer yandan da denetim ve vergilendirme önemli kontrol noktaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu projede Türkiye'de ve kimi dünya ülkelerinde bireysel emeklilik sisteminin işleyişi incelenmiştir.
Bir koruma tedbiri olarak Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda tutuklama
Ceza muhakemesinin temel amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması faaliyetinde kişi hak ve özgürlüklerine müdahale niteliği doğurabilecek bazı tedbirlere ihtiyaç duyulabilir. Tutuklama da bu tedbirlerden biridir. Zira tutuklama ile henüz suçluluğu ispat olunmamış kişinin en temel haklarından biri olan özgürlüğü sınırlandırılmaktadır. O halde, aşırılık halinde kişi özgürlüğünün keyfi biçimde ihlali anlamına gelebilecek tutuklamanın Anayasa ve kanun ile düzenlenmesi gerekir.Tutuklamanın anayasal dayanağı, Anayasa'nın 19. maddesinde yer almaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100 ila 108. maddelerinde de tutuklamaya ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Ayrıca kişi temel hak ve özgürlüklerine ilişkin ve ülkemizin de taraf olduğu birçok uluslararası sözleşmede tutuklamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, tutuklama için maddi şartlar ve şekli şartlar şeklinde tasnif edilebilecek bazı şartların oluşması gerekir. Tutuklamanın maddi şartları; şüpheli/sanığın huzurda bulunması, somut olgulara dayalı kuvvetli suç şüphesinin varlığı, ölçülülük ilkesine uygunluk ve kanunda yer alan tutuklama nedenlerinden şüpheli/sanığın kaçma veya saklanma şüphesi altında olması, delilleri karartma veya tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapması veyahut da kanunda belirtilen bazı ağır suçların işlendiği yönünde kuvvetli şüphenin bulunmasıdır. Tutuklamanın şekli şartları ise; yargılama şartının gerçekleşmiş olması ve bir tutuklama kararının varlığı olarak ifade edilebilir.Tutuklama, tüm maddi ve şekli şartları oluşsa da başvurulması zorunlu olmayan ihtiyari nitelikli bir koruma tedbiri olmanın yanı sıra bu şartların ortadan kalkmasıyla birlikte derhal son verilmesi gereken geçici nitellikli bir tedbirdir. Tutuklama sırasında şüpheli/sanık mutlaka müdafi yardımından yararlandırılır. Tutuklama kararı veya tutukluluk halinin devamına ilişkin karardan kişinin yakınına veya belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir. Tutukluluk hali, kanunda belirtilen süreler içinde kendiliğinden veya istem veya itiraz üzerine kontrol edilir. Tutuklama belirli bir üst süreye bağlıdır. Bu süre suçun ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlardan olup olmamasına göre belirlenmektedir. Tutuklanan kişinin de bazı hakları ve yükümlülükleri mevcuttur. Bu hak ve yükümlülüklere Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da yer verilmiştir.
Güçlü marka konumlandırmasında bilişim sistemlerinin rolü ve bir e-işletmecilik örneği
Pazarlama, işletmelerin vazgeçilmez yönetim fonksiyonlarından biridir. Küreselleşen dünya ile birlikte işletmeler iç pazarlardan dış pazarlara açılmak ve ürettikleri ürün veya hizmetleri tüm dünya ülkelerinde satmak istemektedirler. Örnek olarak incelediğimiz mermer sektöründe üretici firmalar için dış pazarlara açılım neredeyse bir zorunluluktur. Ürün çeşitliliğinin fazla olması ve dış pazarlardaki rekabet işletmeleri farklı yaklaşımlara yöneltmiştir. Marka yönetimi ve güçlü marka konumlandırması, işletmelerin pazara yayılmada kullanabilecekleri önemli bir araçtır. İşletmeler, güçlü marka konumlandırmasını, uluslar arası pazarlarda güvenilirliklerini ve karlılıklarını arttırmak için kullanabilirler. Teknolojideki ilerlemenin hızına bağlı olarak gelecekte işletmelerin hayatında her işlemin elektronik ortamda yürütüleceği öngörüsünü yapmak yanlış olmaz. E-işletmecilik Uygulamasında incelediğimiz mermer sektör araştırmaları da bu öngörüyü destekler niteliktedir.
Tasarruf ve yatırım arasındaki ilişkinin sermaye hareketliliği üzerine etkileri
Son yıllarda özellikle gelişmekte olan ülkelerin sermaye piyasalarının, dünya sermaye piyasalarına olan entegrasyon derecesinin hızla artması, sermaye akımları belirleyicileri ve sermaye hareketliliğinin belirlenmesi ile ilgili yapılan çalışmaların önemini arttırmıştır. Sermaye akımları belirleyicileri, politika kararlarının alınmasına yardımcı olurken sermaye hareketliliği derecesinin bilinmesi uygulanan politikaların ülke ekonomisi üzerinde yarattığı etki gücünün belirlenmesinde kullanılmaktadır. Türkiye'de 1980 yıllarının başından itibaren finansal serbestleşme çabaları sonucu sermaye girişlerinin artması ülke ekonomisinin yeniden canlanmasına neden olmuştur. Ancak, finansal serbestleşmenin zamansız ve uygun bir ekonomik ortam oluşturulmadan başlaması aynı zamanda uygulanan politikaların da finansal serbestleşme süreci ile uyumsuz olması, ileriki yıllarda Türkiye ekonomisi içerisinde problemlerin oluşmasına neden olarak finansal krizleri ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle, Türkiye'de kırılgan olan ekonomik yapının iyileştirilerek istikrarsız yapının ortadan kaldırılması için etkin politika kararlarının alınması konusu, Türkiye'nin sermaye hareketliliği derecesinin incelenmesini ve doğru bir şekilde yorumlanmasını gerektirmektedir.Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin sermaye hareketliliği derecesini ve Türkiye ekonomisi içerisindeki tasarruf kaynaklarının daha çok hangi tür yatırımların finansmanında kullanıldığını belirlemektir. Bu nedenle, çalışmada yurtiçi yatırım ve yurtiçi tasarruf oranları arasındaki korelasyonu temel alan Feldstein-Horioka modeli kullanılmıştır. Bu doğrultuda, yurtiçi yatırım ve yurtiçi tasarruf oranları arasındaki uzun dönem eşbütünleşme denklemi elde edilerek elde edilen modelde yer alan tasarruf tutma katsayısı sermaye hareketliliği derecesi olarak yorumlanmıştır. Çalışmada kullanılan veriler yıllık olup, 1962?2007 dönemlerini kapsamaktadır.Çalışmada elde edilen bulgular, Türkiye'de sermayenin hareketli olduğunu gösterirken, Türkiye ekonomisi içerisinde yer alan tasarrufların daha çok özel kesim yatırımlarının finansmanında kullanıldığı görülmektedir. Bununla birlikte, bir önceki dönemim yatırımından elde edilen karın bir sonraki dönemin yatırımlarını, o yıl yapılacak olan tasarruflardan daha çok etkilediği belirlenmiştir. Türkiye'de yaşanan krizler incelendiğinde, özellikle 2001 Şubat krizinin etkisinin ele alındığı çalışmada, tüketicinin tasarruflarında artış olmasına rağmen yatırımların azaldığı yönünde bir sonuç bulunmuştur. Aynı zamanda, Türkiye'de 1989 yılında yaşanan tam finansal serbestleşme ve tam konvertible yapıya geçilmesi sonucu, yatırım ile tasarruf arasındaki uzun dönemli ilişkinin reel kesim ve finansal kesim arasındaki ilişkinin kopması ile ortadan kalktığı görülmektedir.
Yapay sinir ağlarında duyarlılık analizleri
Yapay Sinir Ağlarını (YSA) insan beyninin çalışma mantığından esinlenerek geliştirilmiş, örneklerden öğrenen ve öğrendiklerinden çıkarsamalar yapabilen bir istatistiksel metot olarak tanımlamak mümkündür. YSA, regresyon modelleri ve diğer ilgili istatistiksel tekniklerin geleneksel olarak kullanıldığı genel kapsamda tahminleme ve sınıflandırma alanlarında başarıyla kullanılmaktadır. İstatistik metotlara olan üstünlüğü gürültülü, doğrusal olmayan, eksik verilerin bulunduğu durumlarda eldeki girdi ve çıktı değişkenleri arasındaki ilişkiyi temel alarak, kabul edilebilir hata düzeyiyle sonuçlar oluşturabilmesidir. YSA, bu işlemi ağ içersindeki hücrelerin birbiriyle iletişimini sağlayan bağlantı ağırlık değerlerini iteratif olarak değiştirerek yerine getirmektedir. Bağlantı ağırlıklarının nasıl değiştirileceğine karar verme işini öğrenme algoritması üstlenmektedir. Fakat klasik YSA yaklaşımlarında girdi ile çıktılar ilişkilendirilirken, hangi girdinin çıktı üzerinde ne yönde ve ne büyüklükte bir etkiye sahip olduğu belirlenememektedir. Özellikle sosyal bilimler açısından ele alındığında amaç sadece basit bir tahminleme oluşturmak değil incelenen olayın açıklanabilmesidir.Bu çalışmada girdi ve çıktı parametreleri arasındaki ilişki duyarlılık analiziyle açıklanmaya çalışılmıştır. Kullanılan duyarlılık analizi yöntemi, geri yayılım algoritmasının türetildiği zincir kuralından bir kez daha yararlanarak girdilerin çıktılar üzerindeki etkisinin belirlenmesine dayanmaktadır. Önerilen yöntemin doğruluğunun ve tutarlılığının gösterilmesi amacıyla incelenen problemin altında yatan fonksiyonun doğrusal olduğu varsayılmıştır. Böylelikle bu doğrusal fonksiyonun bilinen katsayı parametrelerinin tahmini sinir ağı ve klasik, bilindik çoklu doğrusal regresyon analiziyle karşılaştırmalı olarak yapılmıştır. Bununla da yetinilmemiş çoklu doğrusal regresyon analizinin bazı varsayımlarının sağlanmadığı durumlarda her iki yöntemden elde edilen sonuçların araştırılmasına gidilmiştir.Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre önerilen metot YSA `nın işleyişi üzerine herhangi bir kısıt getirmemekte ve incelenen problemin altında yatan fonksiyonun modeli hakkında bir bilgiye ihtiyaç duymamaktadır. Doğrusal regresyon analizinin çeşitli varsayımlarının sağlanmadığı durumlarda regresyon analiziyle yapılan katsayı tahmininin kötüleştiği gözlemlenmiştir. Sinir ağlarında duyarlılık analizi adı altında tanıtılan metottan elde edilen sonuçlarda önemli herhangi bir farklılığa rastlanmamıştır. Böylece girdi ve çıktı değişkenleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi sağlanmıştır. Bu bağlamda çalışmada klasik olarak YSA için söylenen kara kutu benzetmesinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir adım atılmıştır.
Yaşam memnuniyeti ve yaşam memnuniyetini etkileyen değişkenler ile ekonometrik uygulama: Türkiye örneği
ıYaşam memnuniyeti, bireyin kendi yaşam kalitesini bütünüyle değerlendirmesi sonucunda ulaştığı olumluluk derecesi anlamına gelmektedir. Aynı zamanda yaşam doyumu ya da mutluluk olarak da ifade edilebilen yaşam memnuniyeti, bireyin hayattan ne derecede memnun olduğunun, yaşamından ne kadar hoşlandığının önemli bir göstergesi olarak kabul edilebilir.Birçok insan için yaşamdaki en önemli amaç mutluluk arayışıdır. Yaşam memnuniyeti hane halkı gelirinin, yaşın, cinsiyetin, işgücü durumu ve eğitim durumunun bir fonksiyonu olarak gösterilebilir. Ayrıca bireyin sağlık durumu, kentsel farklıkla, bireyin yaşadığı döneme göre hayata bakış açıları ve umutları mutluluğu açıklamada kullanılabilmektedir.Bu çalışmanın amacı bireylerin yaşam memnuniyetini etkileyen faktörlerin neler olduğunu belirlemektir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan 2004 yılı hane halkı yaşam memnuniyeti araştırması anket verileri kullanılarak yaşam memnuniyetini etkileyen faktörler sıralı probit model yaklaşımı ile elde edilmeye çalışılmış, sonuçlar iktisadi ve istatistikî olarak yorumlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Sıralı Probit Model, yaşam memnuniyeti, mutluluk
Çalışma yaşamında bireysel temel yetkinlikler ve kazanılmasında okul öncesi dönemde anne baba yetiştirmesinin önemi
Çalışma yaşamındaki gelişmeler daha yetkin çalışanlara ihtiyaç duyulmasına yol açmıştır. Çalışma yaşamında yetkin bireylerin gelişimi sadece formal eğitim ve devamındaki informal eğitimin başarısına dayanmamaktadır. Yetkinlik kazanımı gelişimin temelinin atıldığı okul öncesi dönemde başlamakta ve ilerleyen dönemlerde geliştirilmektedir. Okul öncesi dönem bireyin sonraki dönemlere hazırlandığı bir dönemdir.Son yıllarda nöropsikoloji ve ekonomi alanında yapılan araştırmaların bulguları bireysel yetkinlik yönetiminin okul öncesi dönemde başlaması gerektiğini vurgulamaktadır. Okul öncesi dönem bireyin bilişsel potansiyelinin kalıcı olarak şekillendiği ve sonraki dönemlerdeki öğrenme performansını belirleyen öğrenme eğilimlerinin kazanıldığı bir dönem olarak bireyi çalışma yaşamına da hazırlamakta kaçınılmaz olan bir dönemdir.Bireyin yaşamının geri kalanında sağlıklı ve çalışma yaşamında yetkin olabilmesi anne babasının okul öncesi dönemde uygun, yeterli, sürekli ve tutarlı olarak sosyal uyarı gönderebilmesine bağlıdır. Okul öncesi dönemdeki yetkin anne baba yetiştirmesi bireyin geri kalan yaşamındaki performansını değiştirebilmektedir. Devletlerin ve toplumların bu dönemi kaçırmayan politikalar üretebilmesi bireysel, kurumsal ve toplumsal ekonomik, sağlık ve sosyal performansı belirleyecektir.Bireyin çalışma yaşamında yetkin performans gösterebilmesi için gerekli olan McCleland'ın Bireysel Temel Yetkinlik Modeli'ndeki ?başarıya odaklanma, bilgi edinme arayışı, empati kurma, insiyatif kullanma, işbirliği yapabilme, kavramsal düşünüş, özgüven ile etki ve nüfuz? yetkinlikleri, okul öncesi dönemde ?örnek olma? ve ?yönlendirme? boyutlarında yetkin anne baba yetiştirmesi ile kazandırılabilmektedir.