Yeditepe University
Departman

Diş Hekimliği Bölümü

Yeditepe University

30

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Ortodontik tedavi görmemiş iskeletsel sınıf ı bireylerde dehisens ve fenestrasyon görülme sıklığının anterior çapraşıklık miktarı ile ilişkisi

ÖZET Bu çalışmanın amacı, iskeletsel Sınıf I bireylerde dehisens ve fenestrasyon görülme sıklığının çapraşıklığa bağlı artıp artmadığının Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) kullanarak yapılan ölçümler üzerinde araştırılmasıdır. Bu amaçla; yapılan arşiv taraması sonucunda toplam 46 bireyin radyolojik görüntüleri çalışmaya dahil edilmiştir. 5 mm'nin üzerinde anterior çapraşıklığı bulunan bireyler çapraşıklık grubuna, 5 mm'den az anterior çapraşıklığı olan bireyler ise kontrol grubuna dahil edilmiştir. Maksillada kontrol grubunda 31, çapraşıklık grubunda 15 birey, mandibulada ise kontrol grubunda 26, çapraşıklık grubunda 20 birey incelenmiştir. Ölçümler yapılırken öncelikle ölçüm yapılacak olan diş sagital, koronal ve aksiyal düzlemler üzerinde oryante edilmiştir. Daha sonra bukkal ve lingual yüzeylerdeki kemik kaybı aksiyal kesitler üzerinde değerlendirilmiştir. Mine-sement sınırından başlayarak kemiğin ilk görüldüğü noktaya kadar olan mesafe ölçülmüş, bu mesafe 2 mm'den fazla ise dehisens olarak kabul edilmiştir. Eğer ilk kemik görüntüsü, mine-sement sınırından itibaren 2 mm'den az bir mesafede görülüyorsa fakat, apikale doğru ortadan kayboluyorsa bu durum fenestrasyon olarak kabul edilmiştir. Bu ölçümler sırasında kök yüzeyindeki etkilenen alanı saptayabilmek için dişin kökü apikal 1/3 orta 1/3 ve gingival 1/3 olarak 3 bölgeye ayrılmıştır. Her bölgede art arda 3 kesitte kemik izlenemiyorsa o bölgede kemik kaybı olduğu kabul edilmiştir. Sonuçlar değerlendirilirken, dehisens ve fenestrasyon alanları yerine, aksiyal görüntüler üzerinde değerlendirilen ''kemik kaybı var'' veya ''kemik kaybı yok'' terimleri kullanılmıştır. Kesici dişlerin keser açıları ölçülmüş, kemik kaybı miktarı ile ilişkisi araştırılmıştır. Bulgular istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, üst 3 numaralı dişin apikal bukkal bölgesi haricinde hiçbir bölgede çapraşıklık miktarı ile kemik kaybı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır( p>0,05). Keser açıları ile kemik kaybı arasında da bir ilişki kurulamamıştır. Sonuç olarak, iskeletsel Sınıf I bireylerde çapraşıklığın şiddeti ile alveolar kemik miktarı arasında ilişki yoktur. Diş diziliminin düzgün olduğu olgularda alveolar kemik kalınlığında bir avantaj bulunmamış, çapraşıklığı olan olgularda da kemik kaybına eğilim görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: alveolar kemik kaybı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, çapraşıklık

Alveolar kemik kaybıDişlerFenestrasyon+2
Simge Diren
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı mine pürüzlendirme ve temizleme yöntemlerinin diş renk değişikliği üzerine etkilerinin in-vitro olarak karşılaştırılması

Bu çalışmada, dört farklı pürüzlendirme yöntemi uygulanan dişlerin; iki farklı frez ile yapılan bitim-cila işlemlerinden sonra, mine yüzeylerinde oluşan renk değişikliklerinin in-vitro olarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada 106 adet çekilmiş insan küçük azı dişi kullanılmıştır. Dişler pürüzlendirme yöntemlerine göre %37 ortofosforik asit ile, 50 μm partikül boyutunda kumlama ile, kumlama sonrası %37 ortofosforik asit ile ve ER:YAG lazer ile olmak üzere dört çalışma grubu ve bir kontrol grubu olarak beş gruba ayrılmıştır. Her çalışma grubunun 12 bıçaklı tungsten karbid ve beyaz kuşaklı elmas frez olmak üzere iki alt grubu bulunmaktadır. Mine pürüzlendirilmesi yapılmayan kontrol grubu dışındaki tüm dişlere metal braket yapıştırılmıştır. Gruplar renk solüsyonunda bekletilmeden önce braketleri sökülmüştür. Yapıştırıcı artıkları iki ayrı frez ile temizlendikten sonra Sof-Lex™ disklerle cilalanmıştır. Başlangıçta, renklendirme sonrasında ve artıkların temizlenmesi sonrasında dişlerin renk ölçümleri spektrofotometre ile yapılmıştır. Elde edilen L*, a* ve b* değerleri CIELab cinsinden kayıt edilerek ΔE renk farklılığı hesaplanmıştır. İstatistiksel analizler NCSS 2007 paket programı ile yapılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular incelendiğinde; başlangıç ve temizleme sonrası ∆E değerleri bütün gruplarda artış göstermiştir. Tungsten karbid frez kullanıldığında en yüksek ∆E 18,88±11,83 değeriyle lazer ile pürüzlendirme grubunda, en düşük ∆E 11,21±5,81 değeriyle ortofosforik asit ile pürüzlendirme grubunda bulunmuştur. Beyaz kuşaklı elmas frez kullanıldığında ise en yüksek ∆E 22,48±13,12 değeriyle ortofosforik asit ile pürüzlendirme grubunda, en düşük ∆E 10,79±5,37 değeriyle kumlama sonrası %37'lik ortofosforik asit ile pürüzlendirme yönteminde bulunmuştur. Temizleme materyalleri karşılaştırıldığında; tungsten karbid ve elmas frez arasında kum, lazer ve kumlama sonrası %37'lik ortofosforik asit ile pürüzlendirme gruplarında renk değişikliği açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, sadece %37'lik ortofosforik asit ile pürüzlendirme grubunda elmas frezin ∆E değeri, tungsten karbid freze göre anlamlı olarak fazla bulunmuştur. Sonuç olarak, mine pürüzlendirme yöntemlerine bakıldığında bütün gruplar arasında %37'lik ortofosforik asit grubunda daha fazla renk değişikliği olmuştur. %37'lik ortofosforik asit grubundaki bu renk değişikliğinin temizlenmesinin karşılaştırılmasında ise beyaz kuşaklı elmas frez, tungsten karbid freze oranla daha efektif bulunmuştur.

Dental mineDental mine erirliğiDiş aşınması+4
Bertan Güzel
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kritik boyutlu kemik defektlerinde lokal simvastatin ve led ile uygulanan fotobiyomodülasyonun kemik iyileşmesi üzerine etkilerinin histopatolojik incelenmesi

Kemik iyileşmesi üzerine yapılan çalışmalar kolay elde edilebilen ve ucuz ilaçlar ile hasta konforunu yüksek tutan biyostimülatif cihazlar üzerine yoğunlaşmıştır. Yüksek kan kolesterol seviyesini düşürme amaçlı kullanılan statinler pleiotropik etkileri ile bu ilaçların başında gelmektedir. Fotobiyomodülasyon (FBM) ışık saçan diyod (LED) cihazlarla kemik oluşumunu hızlandırmaya yönelik tedavi alternatifidir. Bu çalışmanın amacı sıçan kalvaryumlarında oluşturulan kritik boyutlu defektlerde FBM ve lokal simvastatinin yeni kemik yapımına etkilerini histopatolojik olarak değerlendirmektir. Çalışmada 13 haftalık 28 adet Spraque Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Deneklerin kalvaryumlarına bilateral olarak açılan kritik boyutlu defektlerin birine lokal simvastatin yerleştirildi diğeri boş bırakıldı. Deneklerin yarısına FBM tedavisi uygulanırken diğer yarısı spontan iyileşmeye bırakıldı. Denekler 7 ve 14 gün sonra sakrifiye edilerek örnekler histopatolojik incelemeye alındı. Histopatolojik inceleme sonrası 14. gün FBM ve simvastatinin yeni kemik yapım değerleri 7. günden anlamlı derecede yüksek bulundu. FBM ve simvastatinin birlikte yeni kemik yapım değerleri kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek bulundu. FBM ve lokal simvastatinin yeni kemik yapımına olumlu etkilerinin olduğunu ancak daha çok çalışma yapılması gerektiği sonucuna varıldı.

Antikolesteremik ajanlarCerrahi-oralKemik defektleri+6
Muammer Çağrı Burdurlu
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ortodontik örtücülerin florür salınımı, reşarjı ve ortama farklı yöntemlerle florür eklenmesinin demineralizasyon üzerindeki etkisi

Çalışmamızın amacı florür salınımı yapma özelliğine sahip bir örtücü materyal olan Ortho Coat'un florür salınım miktarı, bu salınımın zamanla değişimi ve ortama florür eklenmesi ile reşarj olabilme potansiyelinin in-vitro ortamda değerlendirilmesi ve ortama farklı yöntemlerle florür eklendiğinde bu örtücü materyalin diş demineralizasyonu üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmanın 1. bölümünün ilk kısmında Ortho Coat (O) ve Pro Seal (P) materyallerinden hazırlanan toplam 20 adet diskin 56 günlük bir süreçte yapay tükrük içine florür salınımları İyon Selektif Elektrot yöntemi ile ölçülmüştür. İkinci kısımda ise, yine aynı yüzey örtücülerden hazırlanan toplam 80 adet disk, 1 haftalık deşarj döneminin ardından, 8 adet diskten oluşan 10 gruba ayrılmıştır. P DM (Pro Seal-Diş macunu) ve O DM (Ortho Coat-Diş macunu) gruplarına florürlü diş macunu, P G (Pro Seal-Gargara) ve O G (Ortho Coat-Gargara) gruplarına florürlü gargara, P MI (Pro Seal- MI Paste Plus) ve O MI (Ortho Coat-MI Paste Plus) gruplarına florür içeren CPP-ACP, P DM+G (Pro Seal-Diş macunu ve Gargara) ve O DM+G (Ortho Coat-Diş macunu ve Gargara) gruplarına diş macunu ve gargara, P DM+MI (Pro Seal-Diş macunu ve MI Paste Plus) ve O DM+MI (Ortho Coat-Diş macunu ve MI Paste Plus) gruplarına ise diş macunu ve florür içeren CPP-ACP uygulanmıştır. Diş macunu uygulaması 3 hafta süreyle devam ederken, gargara ve florür içerikli CPP-ACP uygulaması 1. haftanın sonunda bırakılmıştır. Üç hafta boyunca florür salınımları ölçülmüştür. Çalışmanın 2. bölümünde 50 adet premolar diş 5 gruba ayrılarak Transbond XT kullanılarak braketler yapıştırılmıştır. Kontrol grubuna (T) herhangi bir örtücü ve reşarj ajanı uygulaması yapılmazken, geri kalan tüm gruplara Ortho Coat yüzey koruyucusu uygulanmıştır. Birinci haftanın sonundan başlanarak, 1 hafta boyunca fırçalamaya ek olarak T+O+DM+G (Transbond+Ortho Coat+Diş macunu+Gargara) grubuna gargara, T+O+DM+MI (Transbond+Ortho Coat+Diş macunu+MI Paste Plus) grubuna da CPP-ACP uygulanmıştır. T (Transbond) ve T+O (Transbond+Ortho Coat) grubu dışındaki tüm gruplara diş macunu uygulaması 3 hafta boyunca devam etmiştir. Toplam 4 hafta süren bu süreçte dişler günde 16 saat remineralizasyon, 7 saat demineralizasyon solusyonunda bekletilmiştir. Her bir yarım kuron üzerinde, braketin 200 μm servikalinde ve 20 μm, 30 μm, 50 μm ve 70 μm derinliklerde mikrosertlik ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızın 1. bölümünde her iki yüzey örtücünün de anlamlı düzeyde florür salınımı yaptıkları bulunmuştur (p<0.001). Ortho Coat en yüksek florür salınımını 1. günde gerçekleştirirken, 3. günden 7. güne florür salınım düzeylerinde anlamlı düşüş tespit edilmiştir (p<0.01). Ortho Coat, Proseal'e göre ilk 3 gün içinde daha fazla florür salınım yaparken, son iki hafta daha az salınım yapmıştır (p<0.05). Tüm reşarj ajanlarının uygulanmasının ardından 1. günde, hem Proseal'in, hem de Ortho Coat'un florür salınımları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış göstermiştir (p<0.001). Ortho Coat'un maksimum salınım yaptığı 1. gün florür salınım miktarı ile O DM, O G, O MI, O DM+G ve O DM+MI gruplarından reşarj sonrası 1. günde elde edilen florür salınım miktarları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.01, p<0.001). Çalışmamızın 2. bölümünde grupların mikrosertlik ölçümlerinin 20 μm derinlikte kıyaslanması sonucunda, kontrol grubunun mikrosertlik değerinin diğer tüm gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Kontrol grubu dışındaki hiçbir grup arasında mikrosertlik değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, rezin esaslı yüzey koruyucu Ortho Coat florür salınımı yapmakla beraber bu salınım ilk günlerin ardından belirgin düşüş göstermektedir. Diğer yandan florürlü ajanlarla yeniden yüklenebilme özelliğine sahiptir. Minenin daha yüzeyel tabakasında demineralizasyona karşı koruyucu etki göstermektedir, alt tabakalar için ise ek reşarj ajanlarına ihtiyaç duyulabilir.

Diş demineralizasyonuDiş macunlarıDişler+2
Sabiha Ece Yücel
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Temporomandibüler eklem rahatsızlığı ile yönlendirilen hastalarda, bruksizm belirtilerinin yaygınlığı ve bu konuda diş hekimlerinin farkındalığının değerlendirilmesi

Amaç: Oral Diagnoz ve Radyoloji bölümünde ilk muayenesi yapılan ve Temporomandibüler Eklem Rahatsızlığı sorunu düşünülerek yönlendirilen hastalarda bruksizm belirtilerinin yaygınlığı ve bu konuda diş hekimlerinin farkındalığını araştırmaktır. Gereç veYöntem: Araştırmamıza Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Oral Diagnoz ve Radyoloji Kliniği'nde uygulanan genel sistemik ve dental muayeneden sonra, Protetik Diş Tedavisi Bölümü'ne çene eklem rahatsızlığı sorunu olduğu düşünülerek tedavisi için yönlendirilen 201 hasta dahil edildi. Klinik muayene yapılmadan önce hastaya anamnez formu ve bruksizm tanısı ile ilgili sorular içeren anket yöneltildi. Dişlerdeki aşınmalar AT1, AT2 ve AT3 olarak not edildi. Hasta istirahat halindeyken, ağız içi muayenede dilin lateral bölgeleri incelendi. Dil kenarında, diş izinin olup olmadığı ve yanak mukozasında, dişlerin oklüzal yüzeyleri hizasında dalgalanmalar şeklinde beyaz çizgilenmeler olup olmadığı kaydedildi. İlk muayenedeki hekimler tarafından elde edilen ön tanı bulguları, araştırmacı tarafından yapılan detaylı muayene ile konulan klinik ve anket bulguları ile karşılaştırıldı. Bulgular: 1.hekim ile 2. hekim arasında diş aşınma teşhisi açısından anlamlı farklılık vardır. 1. hekim AT3 tipi aşınmayı daha çok tespit ederken, AT2'yi daha az ve AT1'i en az tespit etmiştir. Hasta şikayeti (diş sıkma ve/veya diş gıcırdatma) açısından 1. hekim ile 2. hekim arasında anlamlı farklılık vardır. Yaş ile birlikte diş aşınma miktarı artmıştır. Dilde ve yanakta izlerin görülme oranı anlamlı farklılık göstermemiştir. Anket sorularına verilen cevaplar açısından, diş sıktığını ve gıcırdattığını bildirme oranı yaş ile birlikte azalsa da anlamlı farklılık bulunmamıştır. Gece diş sıkma ve/veya gıcırdatanlarda dilde iz görülme oranı, sıkmayan ve/veya gıcırdatmayanlara göre anlamlı oranda fazladır. Gündüz diş sıkanlarda, sıkmayanlara göre; gündüz diş gıcırdatanlarda, gıcırdatmayanlara göre dilde iz görülme oranı arasında anlamlı farklılık yoktur. Sonuçlar: Çalışmamızda diş hekimlerinin ancak ileri düzeyde diş aşınmalarını tespit ettikleri belirlenmiştir. Bu nedenle hekim farkındalığının arttırılması hastalarda bruksizmin erken teşhisi ve gerekli önlemlerin zamanında alınabilmesi için önemlidir. Detaylı olarak soru yöneltildiğinde diş sıkma ve/veya gıcırdatma farkındalığı artmıştır.Hastalara verilecek anketler ile bruksizm sorularının detaylandırılması hasta farkındalığını arttırabilir ve teşhisi kuvvetlendirebilir.

BruksizmDiş aşınmasıDiş hekimleri+3
Pelin Fatma Karagöz Motro
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Üç farklı güncel döner alet sisteminin eğri kanallardaki şekillendirme etkinliğinin karşılaştırılması

Çalışmamızda; 20° - 40° kanal eğimine sahip çekilmiş insan dişlerinde, farklı kinematik ve metalürjik özelliklere sahip döner alet sistemlerinin, kök kanallarında meydana getirdikleri düzleşme miktarlarının ve çalışma sürelerinin karşılaştırılması, şekillendirme sırasında meydana gelebilecek komplikasyonların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda kök kanal gelişimi tamamlanmış, daha önce herhangi bir endodontik tedavi yapılmamış ve 18 mm. çalışma uzunluğuna sahip 60 adet alt büyükazı dişinin meziyal kanalları kullanılmıştır. Dişler, çalışma uzunluğu 18 mm. olacak şekilde kuron bölgelerinden kesildikten sonra, elmas yuvarlak frezler ile endodontik kaviteler açılmıştır. Şekillendirme öncesi radyografiler 10 ve 15. no K tipi eğeler ile alınmıştır. Kök kanal eğimleri ve kurvatür çapları hesaplanan dişler homojen bir şekilde 3 gruba ayrılmıştır. 1. gruptaki kanallar WaveOne Primary eğeler ile şekillendirilmiş, şekillendirme sonrası radyografiler yine aynı eğe ile alınmıştır. 2. gruptaki kanallar OneShape eğeler ile şekillendirilmiş, şekillendirme sonrası radyografiler yine bu eğe ile alınmıştır. 3. gruptaki kanallar Twisted File Adaptive SM1 ve SM2 eğeleri ile şekillendirilmiş, şekillendirme sonrası radyografileri SM2 eğe ile alınmıştır. Şekillendirme öncesinde ve sonrasında alınan radyografilerin hepsi modifiye Bramante tekniğine [1] göre standart bir şekilde alınmıştır. Radyografilerin karşılaştırılması için tüm radyografiler x10 büyütülmüş ve aydınger kağıtlara basılmıştır. Dişlerin dış kontürleri ve referans metal obje üstüste gelecek şekilde çakıştırma yapılmıştır. Eğelerin uç kısımları arasındaki açı ölçülerek kök kanallarında meydana gelen düzleşme miktarları hesaplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken niceliksel verilerin karşılaştırılmasında parametreler normal dağılım gösterdiği için, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Oneway ANOVA testi ve farklılığa neden çıkan grubun tespitinde Tukey HSD testi kullanılmıştır.Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızda WaveOne grubu 1,28 ± 0,27 derece ile en fazla düzleşmenin görüldüğü grup olurken, OneShape grubu 1,06 ± 0,30 derece ve Twisted File Adaptive grubu 0,99 ± 0,29 derece düzleşme göstermişlerdir. Twisted File Adaptive ve OneShape grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Çalışma süreleri karşılaştırıldığında ise en hızlı şekillendirilmenin tamamlandığı grup 51,40 ± 2,28 ile tek eğeden oluşan OneShape grubu olurken, ikinci en hızlı çalışılan grup 58,95 ± 4,68 ile yine tek eğe sistemi olan WaveOne grubu olmuştur. Şekillendirmenin en uzun sürdüğü grup ise 2 eğenin kullanıldığı Twisted File Adaptive grubu olmuştur. Şekillendirme sırasında meydana gelebilecek çalışma boyunun kaybedilmesi, basamak oluşumu, perforasyon ve alet kırılması gibi komplikasyonlar hiçbir grupta meydana gelmemiştir. Çalışmamızda, WaveOne Primary, OneShape ve Twisted File Adaptive eğeler ile eğimli kanalların şekillendirilmesinin güvenli ve hızlı bir şekilde yapılabilineceği sonucuna varılmıştır.

Dental aygıtlarDental pulpa boşluğuDiş hekimliği+3
Aslıhan Tüysüz
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dört farklı kök kanalı irrigasyon yönteminin Enterococcus faecalis ile enfekte edilen kök kanallarındaki antibakteriyal etkinliklerinin in-vitro olarak karşılaştırılması

Kök kanalı tedavisinin amacı kök kanal sisteminin temizlenmesi, orijinal şekline uygun olarak şekillendirilmesi, dezenfekte edilmesi ve kanal dolgu maddeleriyle sızdırmaz bir şekilde doldurulmasıdır. Kök kanalı sisteminin karmaşık yapısı ideal temizleme ve şekillendirmenin gerçekleştirilmesini engelleyerek tedavinin başarısını önemli oranda azaltmaktadır. Bu nedenle kök kanallarının enfekte pulpa ve dentin dokusundan temizlenmesi, endodontinin güncel konularından biri olmaya devam etmekte ve konu ile ilgili birçok çalışmalar yapılmaktadır. Apikal periodontitis; kök kanalını enfekte eden mikroorganizmalardan kaynaklanan periapikal dokuların enflamatuar hastalığıdır. Bakteriler, mantarlar ve virüsler endodontik enfeksiyonlara kaynak oluşturmakta ve apikal periodontitisin patogenezinde temel rol oynamaktadırlar. Apikal periodontitisin önlenmesi ve tedavisinde Enterococcus faecalis gibi inatçı mikroorganizmaların da bulunduğu kök kanalı florasının tümüyle temizlenmesi büyük önem taşımaktadır. Sadece mekanik temizleme ile kök kanalı sisteminin çok önemli bir kısmında yeterli temizliğin sağlanamadığı ve tüm kök kanalı yüzeyi düşünüldüğünde %35'e varan oranlarda hiç eğe ile temas etmemiş dentin duvarları bulunduğu bilinmektedir. Bu bilimsel gerçeklerin ışığı altında kök kanallarının antimikrobiyal irrigasyon solüsyonları ile irrige edilmesinin, özellikle mekanik olarak ulaşılamayan bölgelerin temizliğinde çok büyük bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Bu çalışmada son yıllarda üretilen dört farklı kök kanalı irrigasyon yönteminin E. faecalis ile enfekte edilen kök kanallarındaki antibakteriyal etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. 105 adet çekilmiş, tek köklü ve tek kanallı, insan alt-üst kesici, kanin ve küçükazı dişleri kullanılmıştır. Örnekler her biri 20 diş içeren dört deney ve bir pozitif kontrol IVgrubuna dağıtılmıştır. 5 diş ise SEM görüntülemesinde kullanılmıştır. Gruplar sırası ile şöyle oluşturulmuştur: Grup 1: Hawe irrigation probe yandan delikli iğne, Grup 2: EndoActivator, Grup 3: EndoVac, Grup 4: SAF ve Grup 5: (+) kontrol grubu. Kök kanalları el aletleri ile şekillendirildikten sonra E. faecalis ile enfekte edilerek, ilk örnekler (S1) alınmış; daha sonra döner alet eğeleri ve irrigasyon sistemleri ile kemomekanik preparasyon tamamlandıktan sonra ikinci örnekler (S2) alınarak grup içi ve gruplar arasındaki analizler yapılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir ve parametrelerin normal dağılıma uygun olmadığı saptanmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Bonferroni Düzeltmeli Mann Whitney U test kullanılmıştır. Parametrelerin grup içi karşılaştırmalarında ise Wilcoxon işaret testi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde, pozitif kontrol grubunda irrigasyon sonrası kök kanallarında oluşan bakteri sayısı, Perfore iğne, EndoVac, EndoActivator ve SAF gruplarından anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.005) (p=0,001). Diğer gruplar arasında irrigasyon sonrasında kanallarda oluşan bakteri sayıları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Pozitif kontrol grubunda bakteri sayısında görülen azalma yüzdesi; Perfore iğne, EndoVac, EndoActivator ve SAF gruplarından anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.005). Diğer gruplar arasında irrigasyon sonrasında kök kanallarındaki bakteri sayılarında görülen azalma yüzdeleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05) . Bu çalışmanın sonucuna göre, kullanılan irrigasyon sistemlerinin antibakteriyal etki açısından birbirlerinden üstünlüğü bulunmamaktadır. Anahtar Kelime: İrrigasyon yöntemleri, Hawe irrigation probe, EndoActivator, EndoVac, SAF, Enterococcus faecalis.

Diş hastalıklarıEnterococcus faecalisKök kanal tedavisi+3
Tuba Ayhan
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ağız içi apareyle birlikte düşük seviyeli lazer uygulamalarının ratlarda kondil büyümesi üzerine etkilerinin incelenmesi

Mandibulanın uzunluğu ve yüksekliğini stimüle eden mandibulanın büyüme merkezi olarak da adlandırılan mandibular kondildir. Mandibulanın ileri yönlü hareketini takiben mandibular kondil kıkırdağı ve glenoid kavitede adaptif remodelling oluşur. Bu çalışmanın amacı ağız içi apareyle birlikte düşük seviyeli lazer uygulamalarının ratlarda kondil büyümesi üzerine etkilerinin incelenmesidir. Çalışma ağırlıkları 260 ve 280 gr arasında olan, rastgele 4 gruba ayrılan 48 denekten oluşmaktadır. Grup 1 kontrol grubu, grup 2 aparey grubu, grup 3 apareyle birlikte 8j lazer uygulanan grup, grup 4 apareyle birlikte 10j lazer uygulanan grup olup, deneysel ratların temporomandibular bölgelerine çift taraflı olarak, 30 gün boyunca 15 kez düşük seviyeli lazer uygulamalarında bulunulmuştur. Mandibuladaki morfolojik değişiklikler uygulama öncesi ve sonrasında alınan lateral radyograflarla değerlendirilmiştir. Ötenazi sonrası, kondil kıkırdağı ve subkondral kemiği içeren histolojik örnekler kondilin ön ve arka bölgesi olarak histomorfometrik açıdan değerlendirilmiştir. Lateral radyograf bulgularında aktif deney gruplarında mandibular büyümede kontrol grubuna göre önemli derecede artış bulunmuştur. Histomorfometrik bulgularda kontrol ve aktif deney grupları arasında önemli farklılıklar olduğu izlenmiştir. Grup 3 ve 4 düşük doz lazer tedavisinin stimulan etkilerinin doza bağlı değiştiği gözlenmiştir. Sonuç olarak düşük doz lazer tedavisinin etkilerinin seçilen parametrelerde kondil büyümesini stimüle ettiği ve mandibular büyümeye katkı sağladığı bulunmuştur.

Dental aygıtlarLazer tedavisiLazerler+3
Rıdvan Okşayan
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Ortodontik metal braketlerin farkli yüzey pürüzlendirme yöntemleri uygulanan amalgam yüzeylerine olan bağlanma dayanikliliğinin değerlendirilmesi

Bonding orthodontic brackets to extensive amalgam restorations on buccal aspect of molar teeth is still a challenge for orthodontists. This study aims to compare two systems of sand blasting with their adhesive, and to investigate the effects of E-glass fiber (E-GF) on shear bonding strength (SBS). 12 extracted molar teeth enamel serves as control group, 72 amalgam samples divided into 6 groups. Groups 2 and 3 were blasted with aluminum oxide 50 µm and treated with Kuraray alloy primer (KAP) on the amalgam surface in group2 and on amalgam surface and bracket base in group 3. Samples in groups 4, 6 were blasted by silane coating system with application of Relyx silane coupling agent in group 4 and addition of piece of (E-GF) in group 6, for group 7 samples were treated like group 6 with the application (KAP) on the bracket base, only group 5 was not sandblasted and the (E-GF) are applied directly on the polished amalgam surface. All groups were bonded with Transbons XT adhesive system. The results reported that SBS to amalgam samples were lower than the enamel samples in all groups, only group 4 revealed SBS value not significantly different from control group, regarding the ARI scores the results show bond failure occur at amalgam adhesive interface with the (E-GF) groups, Conclusion: None of the amalgam groups record SBS higher than enamel, Silicatization of amalgam is a useful method for bonding orthodontic brackets to amalgam, and using of (E-GF) decrease the cohesive failure and amalgam damage during debonding.

AmalgamDental bondingDental materials+3
Dler Mourad
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çukurova Bölgesinde yaşayan pediatrik hemofili ve von willebrand hastalarında ağız sağlığının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri

Bu çalışmada 8-14 yaş grubundaki hemofili hastalarının ağız sağlığında yaşam kalitesini sağlıklı çocuklarla karşılaştırarak araştırılması hedeflendi. Ağız sağlığında yaşam kalitesini ölçebilmek için orjinali dili İngilizce olan POQL anketinin Türkçe kültürlerarası çevirisi ve psikometrik adaptasyonu yapıldı. 8-14 yaş aralığındaki 149 çocuktan toplanan veriler kullanılarak POQL Türkçe versiyonun geçerliliği ve güvenilirliği yapıldı. Çalışmanın ikinci bölümünde ise aynı yaş grubundaki 44 hemofili hastasının tamamladığı anketlerle sağlıklı çocukların verileri karşılaştırıldı. Her iki gruptaki çocuklar ve anne babalar içeriğinde sosyo-demografik bilgiler, genel ve ağız sağlığı soruları, ağız ve diş sağlığı ile ilişkili alışkanlıklar, diş hekimi ziyaret durumu ve POQL anketinin olduğu bir formu doldurdular. Anketlere ilaveten bütün çocuklara diş hekimleri tarafından ağız ve dişleri kapsayan bir muayene yapıldı. Eğitim seviyesi, genel sağlık, diş hekimine ziyaret ve diş fırçalama sıklığı hemofili grubuyla karşılaştırıldığında sağlıklı grupta daha iyiydi. İstatistiksel farklılık total DMFT, süt dişi dmft, total çürüklü diş, total dolgulu diş ve çürüklü süt dişi sayısında ortaya çıktı. Hemofili grubu bu parametrelerde daha kötü sonuçlarla karşımıza çıkmış olsa da; kötü ağız sağlığının kötü yaşam kalitesi göstergesi olacağı yönündeki hipotezin tersine POQL skorları açısından sağlıklı grupla benzer sonuçlar ortaya çıkmıştır.

AnketlerAğızHemofili+5
İffet Yazıcıoğlu
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00