151
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Beşinci genişleme deneyimi ışığında Türkiye-Avrupa Birliği müzakereleri -hukuksal/politik sorun alanları-
Avrupa Birliği oluşumundan bu yana geçirdiği genişlemelerle, Avrupa bütünleşmesi yolunda başarılı olmuş bir örgütlenmedir. Bu örgütlenme, son on yılda Türkiye gündeminde de en üst sıralarda yer almıştır. Özellikle Aralık 2004 tarihli Brüksel Avrupa Konseyi'nde alınan Türkiye-AB katılım müzakerelerinin başlaması kararı, Avrupa ülkelerini, Avrupa bütünleşmesini tekrardan gözden geçirmeye zorlamıştır. Bu süreç içerisinde Hırvatistan ile Türkiye neredeyse eş müzakere çerçevesine tabi tutulmuştur. Ancak ?eşitlik? yalnızca farklı öznelere aynı biçimde davranmak şeklinde kavranamaz. Türkiye geçmiş genişleme deneyimlerindeki birçok özneden farklıdır ve bu farklılık uygulamada bir takım sorunlar doğurmaktadır. Bu çalışma, Soğuk Savaş sonrası eski Doğu Bloğu ülkelerinin AB ile bütünleşmesini ve Türkiye müzakerelerinin uygulamadaki sorunlarını konu almaktadır. Müzakerelerin başlamasıyla Türkiye-AB ilişkilerini farklı bir çizgiye sürükleyen gelişmeler yaşanmıştır. Bu tez çalışması, Türkiye'nin yalnızca teknik olmayıp aynı zamanda ?politik ve yakından izleyici? bir nitelikte gerçekleşecek olan müzakere sürecinde AB'nin diğer müzakerelerde görülmeyen bir yaklaşım sergileyerek öne sürdüğü bazı talepleri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda Avrupa'nın genişleme tarihi, son üye olan 10 ülkenin performansları ve Türkiye'nin müzakerelerde karşılaşacağı politik ve hukuksal sorun alanları üzerinde durulmuştur.
İnsani yardım ve Avrupa Birliği boyutu
Bu yüksek lisans tezi, insani yardım alanında norm ve değerlerin yerleşmesine katkıda bulunmak ve insani yardım toplumunda lider bir aktör olarak kabul edilen Avrupa Birliği'nin (AB) insani yardım sistemini incelemek amacı ile hazırlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak okuyucuya insani yardım alanında temel bilgiler sunulmuş ve insani yardım alanında norm yapıcı bir aktör olan AB tarafından bu alanda getirilen düzenlemelere yer verilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri takip edilerek antlaşma, tüzük, rapor ve anket çalışmaları gibi birincil kaynaklardan geniş çapta faydalanılmıştır.Çalışma kapsamında gerçekleştirilen incelemeler sonucunda ulaşılan temel sonuç, insani yardım faaliyetlerinin tüm aşamalarda ilke, norm ve bilimsel verilere dayandırılması gerekliliğidir. Böylelikle siyasi, ekonomik, askeri vb. çıkarlar ile insani amaçlar arasında daha net bir ayrıma gidilmesi mümkün olacaktır. AB, istisnai uygulamalarına karşılık temelde bu gereklilikleri yerine getirmek üzere çaba göstermektedir. Ulaşılan diğer bir önemli sonuç, Komisyon'un insani yardım faaliyetlerinin AB'nin sivil güç algılamasına önemli ölçüde katkı yapmakta olduğudur. Bu algılamayı güçlendirmeye yönelik faaliyetler, Birliğin Soğuk Savaş sonrası dönemde sivil gücü ile küresel siyaset arenasında daha etkin bir noktaya ulaşmayı amaçlamak şeklinde özetlenebilecek siyaseti ile paralellik arz etmektedir. Bir diğer sonuç, Birlik üye devletleri ile Komisyon ve Avrupa Komisyonu İnsani Yardım Ofisi (ECHO) arasında var olan güç mücadelesidir. Bu ise büyük oranda işbirliğine dayanan AB insani yardım sisteminin ayni zamanda üstü kapalı bir güç mücadelesini de bünyesinde barındırdığını göstermektedir. Ulaşılan son sonuç ise AB vatandaşlarının büyük çoğunluğunun Komisyon'un ?apolitik? insani yardım faaliyetlerini destekledikleri, buna karşılık bu faaliyetler hakkında daha fazla bilgilendirilmeye ihtiyaç duyduklarıdır. Bu ihtiyaç doğrultusunda yürütülecek bilgilendirme faaliyetleri ise yardımların daha saydam ve hesap verebilir şekilde yürütülmesinin yolunu açacaktır.Anahtar Sözcükler: İnsani Yardım, Avrupa Birliği, Avrupa Komisyonu İnsani Yardım Departmanı.
Avrupa Birliği'nde ekonomik çıkarların temsili ve meşruiyet ilişkisi: Sosyal taraflar açısından bir değerlendirme
Avrupa Birliği (AB)'nin kuruluşundan itibaren gündemini meşgul eden ?meşruiyet sorunu? ve ?demokrasi açığı? tartışmaları süreç içinde getirilen yasal ve kurumsal düzenlemelere rağmen devam etmektedir. Ekonomik temeller üzerine kurulmuş; barış, ortak çıkarlar ve dayanışma gibi meşrulaştırıcı referanslara sahip olan AB, kendi düzeyinde ekonomik çıkarların temsilini sağlayarak meşruiyetine ilişkin eksiklikleri gidermeyi amaçlamıştır.Bu noktada, AB'de geçerli olan bütünleşme kuramlarının ekonomik çıkar temsiline ve ortaya konan meşruiyet kaynaklarına ilişkin yaklaşımları farklı olmuştur. Bu çalışmada, AB bütünleşme kuramları çerçevesinde sosyal taraflar olarak adlandırılan ve Avrupa'nın korporatist yapısını oluşturan iki örgütün (BUSINESSEUROPE ve ETUC) Birliğin meşruiyetine olan katkıları değerlendirilecektir. Bu amaçla, Birliğin meşruiyetini artırmaya yönelik önemli adımlardan üçü olan Avrupa Tek Senedi, Maastricht ve Lizbon Antlaşmaları, sosyal tarafların sürece katkısı bakımından incelenecektir. Buna göre, Birlik düzeyinde geçerli olan bütünleşme kuramları bağlamında yaşanan gelişmelerin, farklı meşruiyet sonuçları doğurduğu; bununla birlikte Avrupa düzeyinde ekonomik çıkar temsili gerçekleştiren sosyal tarafların üç süreçten geçtiği görülecektir. Bunlar; ?belirsizlik ve ulusal koalisyonlar?, ?öğrenme ve kurumsallaşma? ile ?şeffaflık sorunu ve bürokratik parçalanma?dır.Bu çalışma sonunda yapılan değerlendirmede, Birlik düzeyinde ekonomik çıkar temsilinin ve örgütlerinin meşruiyete olan katkılarının henüz sınırlı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, gerek bu konunun aktörleri olan çıkar örgütleri gerekse bu konuya ilişkin akademik araştırmalar açısından geleceğe yönelik tartışmaların ?korporatist Avrupa? ile Avrupa yönetişimi arasında geçeceği beklenmektedir. Öngörülen ise, AB'nin söz konusu tartışmaya ya da soruna yönelik çözümlerinin, hiçbir tarafı yok saymayan ?bütünleşik? bir yaklaşım doğrultusunda gelişeceğidir. Birliğin kendine özgü yapısı düşünüldüğünde bu tür çözümlerin varlığı ve işlerliği yadsınamaz.
Avrupa Birliği'nin beşinci genişlemesiyle belirginleşen ikilem: Sosyal Avrupa'ya karşı neoliberalizm
Avrupa Birliği genişleme politikası, gerek Topluluğun iç dengelerini, gerekse Topluluğun uluslararası arenadaki pozisyonunu etkileyen önemli bir araçtır. Genişlemenin öncesi durum ile genişleme sonrası konum arasındaki ilişkinin ortaya konması, bu politika aracının hangi amaçlara hizmet ettiğinin anlaşılabilmesi açısından önemlidir. Küresel hegemonik neoliberalizm ile Avrupa Sosyal Modeli arasındaki çatışma durumu ve bu çatışmanın Topluluk üzerinde yarattığı baskı beşinci genişleme öncesi su yüzüne çıkmıştır. Topluluğun bu ikilem karşısındaki tercihlerinde beşinci genişlemenin etkisinin anlaşılması, yeni üyelerin sosyalizmden neoliberalizme geçişleri de düşünüldüğünde daha da anlam kazanmaktadır.Bu çalışmada Avrupa Birliği'nin neoliberalizm ve Avrupa Sosyal Modeli arasında yaşadığı ikilem beşinci genişleme üzerinden değerlendirilmiştir. Bu amaçla öncelikle neoliberalizm ve Avrupa Sosyal Modeli kavramları ele alınmıştır. Ardından Avrupa Birliği politikaları ve beşinci genişleme bu iki kavram çerçevesinde analiz edilmiştir.
Avrupa Birliği komşuluk politikası: Azerbaycan örneği
Beşinci genişleme dalgası, AB'nin sınırları konusunda önemli bir ikilem yaratmıştır. Bu ikilemin bir yanında genişlemenin AB'nin işleyişine zarar vermesi endişesi, diğer yanında ise genişlemenin durması halinde çevre ülkelerde reform sürecinin zayıflaması ve bölgedeki istikrarsızlığın artması endişesi bulunmaktadır. Bu ikileme yanıt olarak Avrupa Komşuluk Politikası ortaya çıkmıştır. İlk adım, AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin 11 Mart 2003'te sunduğu ?Daha Geniş Avrupa ? Komşuluk: Doğu ve Güney Komşularımızla İlişkilerimize Dair Yeni Bir Çerçeve? başlıklı belge ile atılmıştır.AKP, komşulara ekonomik işbirliğinin birçok alanına, özellikle AB iç pazarına erişim fırsatı sunmakta ve ?kurumlar hariç her şey? mantığına dayanmaktadır. Gerçekten de yeni Komşuluk Politikası ?içeridekiler? ile ?dışarıdakiler? arasındaki sınırların belirsiz hale getirildiği ve üye yapma sorumluluğu almadan AB'nin çevre ülkelerdeki gelişmelerde söz sahibi olabileceği bir yapıdır.Bu çalışmanın amacı, AKP'nin oluşturulmasının AB ? Azerbaycan ilişkilerine katkısını incelemektir. AKP'nin AB için önemi üyelik vaadi vermeden bütünleşmeyi sağlamak, reformların yapılmasını özendirmektir. AKP'nin Azerbaycan açısından önemi ise ekonomik, politik, sosyal, kurumsal reformların yapılmasında, demokrasi ve insan hakları gibi konularda gelişmelerin elde edilmesi için AB desteğinin sağlanmasıdır.Çalışmada, Sovyetlerin çöküşünün ardından AB'nin bölgeye yönelik yürüttüğü politikalar ve Azerbaycan'ın bu politika ve programlara verdiği karşılık detaylı incelenmiş ve AKP'nin AB ? Azerbaycan ilişkilerini bir adım ileriye götürdüğü ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Komşuluk Politikası, Azerbaycan, Karabağ, Bütünleşme, İç Pazar.
Avrupa Birliğinin Rusya ile ilişkilerinin doğrudan yabancı yatırımlar açısından değerlendirilmesi
Dünyada son yıllarda daha da hızlanan küreselleşme ve bütünleşme süreçlerinin doğal bir sonucu olarak, ülkeler arasındaki sınırlar giderek ortadan kalkmaktadır. Bu eğilimin bir sonucu da büyük hacimlere ulaşmış Doğrudan Yabancı Yatırımlarım'ların (DYY) ülkelerin ekonomilerinde önemli bir rol oynamalarıdır. Bu bağlamda, dünyanın en büyük ülkelerden olan Rusya'nın durumu dikkat çekicidir.Avrupa Birliği (AB) ülkelerininın 1990 başından itibaren, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağıldıktan sonra, Rusya ile ilişkilerinin ciddi bir boyutunu oluşturan DYY akımı da gittikçe artmaktadır. Halen Rusya AB'nin stratejik ve ticaret ortağı olup, AB ise Rusya'nın en büyük yatırımcısı olarak görünmektedir. Yatırım çerçevesi içerisinde önemli payı alan AB'den Rusya'ya giden ve biriktirilen DYY'ların hacmi çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. DYY'lar incelenirken, gittikleri ülkedeki, yatırımın hacmi, yani Rusya'daki yatırım ortamı ve iklimi, DYY'nın nedenleri, sektör ve bölge dağılımları vs. tespit edilmiştir.Ortaya konulan çalışmanın analiz kısmında ise, veri analizi yöntemi kullanılarak AB ülkelerinin Rusya'daki performans değerlendirmesi yapılmıştır. Analizin bulguları, AB menşeli DYY'ların gittikçe artmalarını gösterip, bugün AB'nin Rusya'daki en büyük yatırımcı ortağı olmaya devam edip başarılı olduklarını göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Yatırım, Avrupa Birliği, Rusya, ROSSTAT
Avrupa'da radikal sağ partiler ve göç karşıtlığı: Güvenlik temaları ekseninde göç karşıtı söylemin inşası
Uluslararası göçler, Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşamakta olduğu sosyal ve ekonomik dönüşümün en önemli deneyimlerinden birini teşkil etmektedir. Ancak Avrupa'daki genel resme bakıldığında, son yıllarda göç olgusuna ve göçmenlere giderek artan oranda güvenlik kaygılarıyla rol biçme eğilimi dikkat çekmektedir. Avrupa'da radikal sağ siyasi partiler, göç karşıtı ve popülist politikalarıyla göç konusunda bu yaklaşımları inşa eden en etkin aktörlerdendir.Bu tez çalışması, Avrupa'da göç karşıtı politikaların güvenlikleştirme sürecinin bir ürünü olduğunu ve bu sürecin en etkin aktörlerinden olan radikal sağ partilerin göç karşıtı söylemlerini ve yaklaşımlarını bazı ortak güvenlik temalarını kullanarak bir inşa süreci kapsamında oluşturmakta olduklarını ortaya koymaktadır. Bu temalar ulusal güvenlik, ekonomik güvenlik, kültürel güvenlik ve iç güvenlik şeklinde sınıflandırılabilmekte; temaların kullanım ağırlıkları ülkelerin tarihsel, sosyal ve kültürel farklılıklarından yoğun biçimde etkilenmektedir. Tez çalışmasında bu farklılıkların etkileri, güvenlikleştirme sürecini incelemek için bir şablon geliştirilerek ve göç karşıtı politikalarıyla seçim başarısı kazanmış iki radikal sağ parti olan Avusturya'dan FPÖ (Avusturya Özgürlük Partisi) ve İsveç'ten SD (İsveç Demokratları) partileri bu şablon kapsamında analiz edilerek incelenmiştir.Bunun yanı sıra, genel olarak bakıldığında sanayi sonrası toplumda üretim şekillerinin uğradığı dönüşümle birlikte küreselleşme ve bütünleşme gibi deneyimlerin Avrupa'da refah devleti anlayışını tartışmaya açtığı ve aslında göçün bu tartışmada bir mücadele alanı olarak örnek olay işlevi gördüğü çıkarımına ulaşılmıştır. Bu kapsamda birçok politika gibi göç politikaları ve entegrasyon stratejilerinin de yeniden tanımlanması gerekmektedir. Ancak bu tanımlamayı yapabilme konusunda hız, etkinlik ve dahil etme açısından ulusal ve ulusüstü düzeydeki farklılıklar, Avrupa ülkelerinde göç konusunda karşıt seslerin var olmasına ve gelişimine katkıda bulunmaktadır.Anahtar Sözcükler: Uluslararası Göç, Avrupa Birliği, Güvenlikleştirme, Radikal Sağ Partiler
Göçün yeniliğe katkısı: Almanya'daki Türkler üzerine bir değerlendirme
Son yıllarda göç ve yenilik arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda çalışma bulunmaktadır. İki olgu arasında pozitif bir ilişki kuran bu çalışmalar, göçün yeniliğe katkı sağladığı yönünde çıkarımlarda bulunmuştur. Göçün kültürel çeşitliliği ve bilgi transferini sağlayarak, beşeri sermayedeki çeşitliliği arttırarak ve yerli halkın bilgi ve becerilerini tamamlar nitelikte yeni bilgi ve becerileri ev sahibi ülkeye aktararak büyümeyi ve rekabeti arttırdığı ileri sürülmektedir. Bu tez çalışmasının amacı Almanya?da bulunan Türklerin Almanya?daki yeniliğe ve yenilikçi faaliyetlere olan katkılarını değerlendirmektir. Çalışma kapsamında Türk girişimci sayıları, Türklerin Almanya?daki beşeri sermayeye katkıları, yarı tamamlanmış işgücü (semi-finished human capital) olarak Almanya?da öğrenim gören Türk öğrenciler, Türklerin istihdam edildikleri sektörler ve topluma yaptığı kültürel ve ekonomik katkılar ile patent başvurusunda bulunan Alman firmalarındaki Türk mucitler incelenmiştir. Çalışmada Türklerin beşeri sermayeyi çeşitlendirerek, topluma yeni bilgi ve beceriler getirerek, kültürel çeşitliliği arttırarak ve çok sayıda işyeri kurarak Almanya?daki yeniliğe ve yenilikçi faaliyetlere katkıda bulundukları sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Yenilik, Yeniliğin Ölçümü, Almanya?daki Türkler, Almanya?daki Türk Girişimciler
Avrupa'da çokkültürcülük tartışması: Fransa ve Almanya üzerinden bir değerlendirme
Kültürel farklılık konusu son yıllarda Avrupa?nın politik gündeminde yerini alan başlıca konular arasındadır. Avrupa?da kültürel farklılıkların bir sorun olarak algılanmasına neden olarak genelde göçmenler gösterilmiş ve farklılıkların barış içinde bir arada yaşamasının sağlanabilmesi için çözüm önerisi olarak görülen çokkültürcülük yaklaşımının, yükümlülüğünü yerine getiremeyerek başarısız olduğu birçok Avrupalı politik lider tarafından ifade edilmiştir. Özellikle Angela Merkel, David Cameron ve Nicolas Sarkozy?nin çokkültürcü yaklaşımın ülkelerinde başarısız olduğu yönündeki açıklamaları bu konudaki tartışmaların artmasında önemli bir etken olmuştur. Yanı sıra liderlerin bu yöndeki ifadelerinin bir anda bu kadar artış göstermesi, birtakım soruları da beraberinde getirmiştir. Avrupalı pek çok lider tarafından tekrarlanan bu söylemlerin asıl anlamı nedir? Özellikle Fransa ve Almanya?nın liderlerinin ifade ettiği gibi ülkelerinde gerçekten çokkültürcü yaklaşım başarısız olmuş mudur? Ya da bu iki ülkenin gerçekten çokkültürcü yaklaşımı benimseyen ülkeler oldukları söylenebilir mi? Pek çok uluslararası analizci, akademisyen ve eleştirmen, liderleri bu söylemlerde bulunmaya iten şeyin ne olduğu ya da ülkelerin iç sorunlarının bu söylemlerde etkili olup olmadığı gibi konularla hiç ilgilenmemiştir. Onlar, genel olarak Avrupa?da çokkültürcülüğün başarısızlığı ve çokkültürcülüğün kuramsal sorunları üzerinden tartışmayı sürdürmüşlerdir. Diğer taraftan özellikle Fransa ve Almanya?nın aktif bir çokkültürcü yaklaşımı benimsediği bile söylenemezken, söz konusu liderlerin ülkelerinde çokkültürcülüğün başarısız olduğuna dair söylemleri ironik bir durum ortaya çıkarmaktadır. Liderlerin, daha önce neredeyse hiç denenmemiş bir şey için başarısız oldu demelerinin altında yatan anlamın, Avrupalı liderlerin ülkelerindeki daha büyük sorunlarla yüzleşmek için çokkültürcülüğü dolaylı bir strateji olarak kullanmalarının olduğu söylenebilir. Bu açıdan, söz konusu söylemlerin göçmen karşıtlığının arttığı ve ekonomik krizin yaşandığı bir dönemde yapılması tesadüf değildir. Bu bağlamda bu çalışma sonucunda, Fransa ve Almanya?da çokkültürcü yaklaşımın neredeyse hiç benimsenmediği görülmüştür. Yanı sıra çokkültürcü yaklaşımın, Fransa ve Almanya?da farklı kültürlerin barış içinde bir arada yaşamasının nasıl sağlanacağı sorusuna bir çözüm önerisi olarak görülmekten ziyade, söz konusu ülkelerin mevcut bazı sorunlarının ifade edilmesinde çokkültürcülüğün başarısızlığı söylemi aracılığıyla dolaylı bir yöntem olarak kullanıldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çokkültürcülük, Çokkültürlülük, Avrupa, Fransa, Almanya, Ulus-devlet.
Türkiye'de sivil toplum, Avrupalılaşma ve demokrasinin güçlenmesi: MÜSİAD'ın değişen rolü
1999 yılında başlayan AB adaylık süreci Türkiye?de demokratik reformların yapılmasını zorunlu kılmıştır. Bu süreç aynı zamanda AB fonları, AB müktesebatına uyum ve sosyal öğrenme süreçleri mekanizmalarıyla Türkiye demokrasisinin güçlendirilmesine etki eden sivil toplumun Avrupalılaşmasını da beraberinde getirmiştir. İlk olarak AB fonları mekanizması ile STÖ?ler kendi projelerini hazırlama fırsatı yakalamıştır. İkinci olarak AB müktesebatına uyum mekanizması ile sivil toplumun gelişmesi ve özgürleşmesi için önemli reformlar hayata geçirilmiştir. Üçüncü olarak ise sosyal öğrenme süreçleri mekanizması ile bazı sivil toplum örgütleri söylemlerini değiştirmeye, Türkiye ve Avrupa?daki farklı örgütlerle işbirliği içinde hareket etmeye başlamıştır. AB bu tür mekanizmalar ile Türkiye demokrasisinin güçlenmesi sürecine sivil toplum örgütleri aracılığıyla da katkı sağlayan önemli bir dış aktör haline gelmiştir. Demokrasinin güçlenmesi literatürü sivil toplumun bu sürece katkı sağlayan önemli bir unsur olduğunu kabul etmektedir. Ancak sivil toplum örgütlerinin Türkiye demokrasisine katkısının incelenmesi halinde farklı sonuçlarla karşılaşılmaktadır. Sivil toplum örgütlerinin birçoğu Avrupalılaşma ve demokrasinin güçlenmesi süreçlerine destek vermekte, ancak demokratik ilkeleri farklı açılardan yorumlamaktadır. Bu tez söz konusu örgütlerden biri olan ve Türkiye?de etkili bir aktör olan MÜSİAD?ı incelemektedir. MÜSİAD?ın Türkiye demokrasisinin güçlenmesine katkı sağlayıp sağlamadığı sivil toplum örgütlerinin karşılaması gereken dört koşul çerçevesinde incelenmektedir: (i) Örgüt içi demokrasi ve demokratik değerleri koruma, (ii) kamu bilincini arttırma, (iii) devlet ve toplum arasında arabulucu rol oynama, (iv) dışlanmış grupların haklarını koruma. Bu tez MÜSİAD?ın demokrasinin güçlenmesi sürecinde yetersiz kalmasının nedenlerini açıklayabilmek amacıyla süreci Yeni Kurumsalcılık ve onun alt kuramları olan Rasyonel Seçim Kurumsalcılığı, Sosyolojik Kurumsalcılık ve Tarihsel Kurumsalcılık yaklaşımları çerçevesinde analiz etmektedir.
Avrupa Birliği sürecinde ordunun Türk dış politikası üzerindeki etkisi: Devamlılık ve değişim
Avrupa Birliği (AB) koşulluğunun etkisi ile Türkiye'de dış politika alanında 2002-2007 arasında yumuşak güç kullanımı teşvik edilmiş, yapılan anayasal değişiklikler ve uyum paketleri ile sivil asker ilişkilerinde sivil kontrol büyük ölçüde sağlanmıştır. 2000'li yılların başında yumuşak gücün kullanılması ve sivil kontrolün artması için yapılan tüm bu değişikliklere rağmen, Türk dış politikasında 2007 sonrasında yumuşak güç kullanımı yanında yeniden sert (askeri) güç kullanımının neden arttığı bu tezde cevaplanmaya çalışılmaktadır. Bir başka ifadeyle, Türkiye'nin AB ile bütünleşme sürecinde AB ve Türkiye arasındaki askeri güvenlik ve tehdit algılarının neden uyumlaşamadığı anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu soruya cevap verebilmek amacıyla tez, Türkiye'nin içinde bulunduğu tehdit ortamının, AB'nin güvenlik tanımlamalarından ve AB üyesi devletlerin karşılaştığı güvenlik sorunlarından farklı olduğunu, uluslararası ilişkiler kuramlarından Realizm ve güvenlik yaklaşımlarından Kopenhag ve Paris Okulu'na referansla göstermeye çalışmaktadır. Türkiye ve AB güvenlik algılamalarının farkı Kopenhag Okulu ile 'algı ve söylem', Paris Okulu ile 'bağlam' çözümlemesi yapılarak ortaya koyulmuştur. Çalışmanın sonunda, Türkiye'nin realist politikaya dayalı güvenlik kültürünün dış politika alanında ordunun bir dış politika aracı olarak gücünü korumasına yol açtığı; özellikle yakın çevresindeki uluslararası krizlere askeri yaklaşımlar geliştirdiği; AB koşulluluğunun dış politikayla ilgili sivil aktörlerin ve araçların öne çıkmasına yol açtığı, ancak bunun sürdürülebilirliğinde sorunların ortaya çıktığı; dış politikada sivil aktörlerin yürüttüğü realist politikanın sivil araç ve mekanizmalar yanında askeri araçlarla desteklenmesine neden olduğu sonuçlarına varılmıştır.
Avrupa Birliği gıda etiketleme mevzuatının incelenmesi ve ulusal mevzuatımızla karşılaştırılması
Ülkemizde ve dünyada gelişen piyasa ekonomisine bağlı olarak tüketicinin seçimini etkileyen faktörler değişmekte ve gelişmektedir. Hem dünya ekonomisine uyum sağlamak hem de Avrupa Birliği üyelik sürecinde gelişme kat etmek amacıyla Türkiye mevzuatında birçok değişime gidilmiştir. Gıda güvenliği ve ekonomisi, gıda tüketim algısı, tüketici hakları, ülkeler arası ve ulusal gıda piyasasında hareketlilik, değişen üretim teknolojileri, değişen sağlık faktörleri göz önünde bulundurularak, ülkemizde gıda etiketleme mevzuatında yeni ifadelerin kullanılması zorunlu hale gelmiştir. Bu kapsamda gıda denetim ve kontrol mekanizmasında tek yetkili otorite olan Türkiye Cumhuriyeti Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği'ni hazırlamış ve yayımlamıştır. Bu Yönetmelik 29 Aralık 2011 tarih ve 28157 sayılı 3üncü Mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Yönetmelik, Avrupa Birliğinin gıda etiketleme konusunda var olan birçok mevzuata dayanılarak hazırlanmıştır. Bununla beraber Avrupa Birliği Komisyonu, Birlik içerisinde mevzuatsal alanda birliktelik sağlamak amacıyla 116/2011/EC sayılı Tüketicelere Gıda Bilgisi Sunulması Hakkında Tüzük hazırlamış ve 22 Kasım 2011 tarihinde Avrupa Birliği Resmi Gazetesinde yayımlamıştır. Çıkan bu Tüzük ile Birlik nezdinde gıda etiketleme konusunda yürürlükte olan birçok mevzuat kaldırılmış ya da değiştirilmiştir. Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği'nin bu sürece denk gelmesinden dolayı Türkiye mevzuatı ile Avrupa Birliği mevzuatı arasında çok derin olmamakla birlikte çeşitli farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu tez ile Avrupa Birliği gıda etiketleme mevzuatı incelenerek, ulusal mevzuattaki (Türkiye mevzuatı) eksikliklerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca Birlik iç pazarında bulunan gıda ürünlerinin üzerinde bulunan çeşitli etiketleme terimleri incelenmiştir. Bu kapsamda, Avrupa Birliği'ne ihracat yapacak gıda üreticisi ya da ihracatçı firmalara bilgilendirme yapmak üzere eğitim programlarında kullanılmak üzere bir derleme yapılmıştır.
Avrupa'da yeşil hareketlerin gelişimi ve Avrupa Birliği bütünleşmesi
Yeşil hareketler altmışlı yıllarda Batı'nın varsıl ülkelerinde doğup tüm dünyaya yayıldı. Ekolojik tahribata dikkat çeken, modern sanayi toplumunun eleştirisini yapan, ekolojik ve toplumsal uyumu hedefleyen bu hareketler yaşadıkları dönüşüm süreci sonunda partileşip siyaset sahnesindeki yerini aldı. Yeşiller diye adlandırılan bu partiler, seksenlerden günümüze, yeni ve farklı birer aktör olarak hem yerleşik siyasal partileri hem de toplumu derinden etkiledi. Bu çalışmanın birinci bölümünde, yeşil hareketi anlayabilmek için, ilk olarak "ekoloji" ile bağlantılı kavramlar açıklanmış; ardından ekolojik tahribatın tarihsel arka planı çıkartılmıştır. Kronolojik olarak tahribatın dökümü ortaya konulurken düşünce dünyasına da değinilmiş; çevre kirliliğine atıfta bulunan eserler de birer örnek olarak sunulmuştur. Bu bölümde, çevre tahribatının -sanılanın aksine- yeni bir olgu olmadığı; modern topluma özgü bir sorun gibi değerlendirilmesinin tarihsel gerçeklikle bağdaşmadığı ortaya konulmuştur. İkinci bölümde, bilim alanında kullanılan bir terimin (ekoloji) nasıl siyasallaşıp bir ideoloji haline geldiğine bakılmış; toplumsal hareket teorileri ve postmateryalizm tezine başvurarak, her bir Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkede yeşil hareket ve partilerin ortaya çıkışı ve buna sebep olan faktörler incelemeye alınmıştır. Eski Doğu Bloku ülkelerinde karşımıza çıkan faktörlerin Batıdakilerden farkı izah edilmiş; postmateryalizm tezinin Doğu Avrupa'daki yeşil hareketleri açıklamak için kullanmanın çok sağlıklı olmayabileceği veriler ışığında anlatılmıştır. Bölümün sonunda ise 1989'da orta ve doğu Avrupa'da yaşanan rejim değişikliklerinde yeşillerin oynadığı başat role değinilmiştir. Toplumsal hareket olarak ortaya çıkıp zamanla partileşen; parlamentolarda ve hükümetlerde yer alan yeşiller üçüncü bölümde, AB kapsamında incelenmiştir. Avrupa'daki yeşil partilerin oluşturduğu "Avrupa Yeşil Partisi" tetkik edilmiş; partinin tarihsel gelişimi, yapısı, Avrupa Parlamentosu'ndaki yeri, politikaları ve AB ile olan ilişkisi değerlendirmeye tabi tutulmuş; yeşillerin AB bütünleşmesinde sergiledikleri tavır değişikliği vurgulanmıştır.
Avrupa komşuluk politikası ekseninde Avrupa Birliği'nin Doğu komşularına yönelik politikaları
Avrupa Birliği, 2004 ve 2007 yıllarında gerçekleştirdiği başarılı ve büyük genişlemeden sonra Doğu Avrupa'da daha geniş sınırlara ulaşmış, daha önce sınırdaş olduğu Doğu Avrupa ülkelerinin Birliğe katılması ile Doğu Avrupa'da kendisine yeni komşular edinmiştir. AB, Doğu Avrupa'da yer alan yeni sınırdaş komşulara 2004 ve 2007'de Birliğe katılan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri gibi üyelik perspektifi sunmamış ve asıl sorun da burada baş göstermiştir. Bu sorunu aşmak amacıyla üyelik vaad etmeyen, ancak eski ilişkilere kıyasla daha fazla ekonomik, siyasal ve sosyal entegrasyon öneren Avrupa Komşuluk Politikası hayata geçirilmiştir. Başlangıçta, yalnızca 3 Doğu Avrupa ülkesine yönelik olarak tasarlanan Avrupa Komşuluk Politikası daha sonra Güney Kafkas ülkelerinin ve Güney Akdeniz ülkelerinin de dahil edilmesiyle 16 ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Avrupa Komşuluk Politikası kapsamında AB ile Doğu komşuluğu ülkeleri arasında ikili düzeyde sürdürülen ilişkiler, Karadeniz Sinerjisi ve Doğu Ortaklığı gibi tamamlayıcı politikaların oluşturulması ile çok taraflı bir zemine taşınmıştır. Bu şekilde ülkeler arasında görüşmelerin, karşılıklı fikir alışverişlerinin gerçekleştirileceği platformlar ve forumlar oluşturulmuştur. Avrupa Komşuluk Politikası kapsamında demokrasi, temel haklar ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü gibi kavramları komşuları ile ilişkilerinde önkoşul olarak belirten Avrupa Birliği, mali yardımları da ülkelerin bu konularda gösterdiği ilerlemelere göre gerçekleştirmektedir. Bu kapsamda, tezde Avrupa Birliği ve Doğu komşuları arasındaki ilişkiler incelenmiş ve bu bağlamda Avrupa Komşuluk Politikasının olumlu ve olumsuz yönleri ve temel sorunları tahlil edilmeye çalışılmıştır.
Ukrayna'daki kriz ve AB-Rusya ilişkileri
Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile beraber Avrupa Birliği(AB) ve Rusya Federasyonu arasındaki ilişkiler ikili anlaşmalar ile ilerlemiştir. Sovyetler Birliği'nin çökmesi ile birlikte bağımsızlık mücadelesi veren Ukrayna, AB ve Rusya arasındaki ilişkileri de etkilemiştir. AB'nin genişleme süreçleri ve Komşuluk Politikası hem Rusya'yı hem de Ukrayna'yı ilgilendirmektedir. Bu bağlamda AB tarafından başlatılan politikalar, Rusya'nın Yakın Çevre Doktrini ile ters düşmektedir. Rusya'nın AB'nin genişleme ve komşuluk politikalarına yönelik cevapları gecikmemiştir. Bu durum hem Doğu Avrupa'nın hem de Kafkasya'nın güvenliğini etkilemiştir. Ukrayna Krizi özelinde incelenen bu çalışmada Kırım'ın İlhakı ve Doğu Ukrayna sorununda Rusya'nın etkisi olduğu saptanmıştır. Ukrayna halkının AB üyeliğine yönelik isteği bir kez daha meydanlarda dile getirilmiş; bu istek Rusya tarafından hoş karşılanmamıştır. Bu bağlamda Rusya'ya göre Turuncu ve Euromaidan Devrimleri, AB'nin politikalarından etkilenmiştir. Bu çalışmada, genel olarak Soğuk Savaş sonrası AB-Rusya ilişkileri ve özelde AB ve Rusya politikalarının Ukrayna krizi ile çatışması incelenmiştir. İkili ilişkilerin Ukrayna'nın geleceğinde önemli etkileri bulunduğu gibi Ukrayna krizi yakın tarihte AB ile Rusya'nın farklı yaklaşımlarının ortaya çıktığı başlıca bir örnektir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Rusya, Avrupa Birliği Komşuluk Politikası, Rusya'nın Yakın Çevre Politikası, Ukrayna'daki Kriz
AB'ye üyelik sürecinde AKP hükümetlerinin Alevi sorununa yönelik politikaları
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) adaylık sürecinin başlamasından itibaren Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetleri Kopenhag kriterlerini yerine getirmek amacıyla anayasal değişiklikleri ve uyum paketleri ile bir dizi reform gerçekleştirmiştir. Alevilik sorunu da Türkiye'nin Kopenhag kriterlerinin insan hakları ve azınlıkların korunmasının sağlanması çerçevesinde çözmesi beklenen sorunlarından biri olmuştur. AKP hükümetlerinin bu sorunu çözme amacıyla Alevilik açılımı adı altında çalıştaylar düzenlenmesi ve din eğitimi konusunda bazı değişikliklerin yapılmasını da içeren olumlu girişimlerde bulunmasına rağmen, AB'nin de Türkiye için yayınladığı İlerleme Raporları'nda da belirtildiği gibi Alevilerin tanınması, din eğitimi ve Cemevlerine yasal statü verilmesi sorunlarının çözümü konusunda fazla bir ilerleme kaydedilmemiştir. Bu çalışma AB'ye adaylık sürecinde AKP hükümetlerinin Alevilik sorunu konusunda bazı adımlar atmasına rağmen neden hala bu sorunun çözülemediği sorusuna cevap aramaktadır. Alevilik sorununun AKP hükümetleri tarafından AB'ye giriş sürecinde gösterilen bazı çabalara rağmen çözülmemesinin sebeplerini Uluslararası İlişkiler yaklaşımlarından sosyal inşacılık (social constructivism) ve de hem Uluslararası İlişkiler hem de Karşılaştırmalı Siyaset kuramlarından olan akılcı seçim kuramı (rational choice theory) ile inceleyecektir. Sosyal inşacılık yaklaşımı AKP'nin Alevi sorununa yaklaşımını Muhafazakar Demokratlıktan Sünni Muhafazakarlığa dönüşen kimliği ile açıklayacaktır. Akılcı seçim kuramı ise bu sorunun AKP hükümetleri tarafından çözülememesini aldığı bazı rasyonel kararlar ve fayda-maliyet analizleri ile açıklayacaktır. Sonuç olarak bu çalışma, AKP hükümetlerinin Alevi sorununun çözümünde fazla ilerleme kaydedememelerini sahip oldukları Sünni Muhafazakar kimliklerinden ve de bu kimlikteki seçmenlerine hesap verme durumunda olmalarından kaynaklandığını savunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri, Alevilik sorunu, Adalet ve Kalkınma Partisi, Sosyal inşacı yaklaşım, Akılcı seçim kuramı.
AB - ABD siyasal ve ekonomi ilişkileri çerçevesinde Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı
AB ve ABD halen dünyanın en büyük iki ekonomisini meydana getirmektedir. Bu iki ekonomi arasında temeli İkinci Dünya Savaşı yıllarına uzanan ve "transatlantik ilişkiler" olarak anılan işbirliği süreci 1990'lı yıllardan itibaren yeni bir ivme kazanmıştır. Görüşmeleri 2013 yıl itibariyle resmi olarak başlayan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığının (TTYO) temeli de bu yıllara dayanır. Yürürlüğe girmesi halinde dünyanın en büyük serbest ticaret bölgesini meydana getirecek olan bu anlaşma Transatlantik ilişkilerin en ileri aşaması olup aynı zamanda küresel ticaretin değişen dengelerine karşı Batı ittifakının kritik bir hamlesidir. Zira her ne kadar ABD ve AB gerek ayrı ayrı gerek birlikte değerlendirildiğinde dünya ekonomisinin başat aktörleri olmaya devam etseler de, küresel ticaretin yoğunluğu hızla Güneydoğu Asya'ya doğru kaymakta, bu süreçte Çin'in rolü ön plana çıkmaktadır. Bu girişim aynı zamanda, Dünya ticaret sisteminde İkinci Dünya Savaşı sonrasında ivme kazanan çoktaraflı müzakerelerden bölgesel ticari bloklara geçiş sürecinde de kritik bir dönemece işaret etmektedir. Bu çalışmanın amacı söz konusu süreci ilgili temel aktörler açısından değerlendirerek TTYO sürecinin temel dinamiklerini ortaya koymak, söz konusu sürecin taraflar ve üçüncü ülkeler üzerindeki muhtemel etkilerini tartışmaktır. Anahtar Kelimeler: Dünya Ticaret Sistemi, Küreselleşme, GATT, DTÖ, Bölgeselleşme, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı.
Avrupa Birliği'nde sağlık turizmi kapsamında sınır ötesi hasta hareketliliği
Avrupa Birliği'nde sağlık turizmi kapsamında sınır ötesi hasta hareketliliği, bu alandaki küresel eğilimlere paralel olarak ve AB'nin kendine özgü dinamiklerine göre gelişim göstermiştir. Üye ülkeler ve AB kurumları arasında sağlık sistemlerinin organizasyonu ve finansmanı açısından açık bir yetki ayrımı bulunsa da diğer politika alanlarındaki bütünleşmelerin ve özellikle iç pazardaki politika bağlantılarının dolaylı sonucu olarak, Avrupa bütünleşmesi sağlık alanına da yayılmaktadır. Bu durum yeni işlevselci bütünleşme ile açıklanabilir. Bu süreçte, uluslarüstü kurumların rolü belirleyici olmuştur. Yayılmayı, bütünleşmenin dışsallaşması ve siyasallaşması süreçleri izlemiştir.Bununla birlikte, sınır ötesi hasta hareketliliğinin konusu olan sağlık hizmeti, hem devletin vatandaşına sunması gereken bir sosyal hak hem de Avrupa iç pazarının kurallarına tabi olan bir ekonomik hizmettir. Sağlık sistemleri ve sosyal güvenlik sistemleri sıkı kurallarla korunan ve kapsamı coğrafi olarak ülke sınırıyla çizili sistemlerdir. İç pazar ise hizmetlerin serbest dolaşımı önündeki engellerin kaldırılmasını gerektirmektedir. Bu çatışma sınır ötesi hasta hareketliliğini, üye ülkeler üzerindeki etkileri bakımından önemli bir konu haline getirmektedir.Her ne kadar AB'de sağlık bakımı konusunda üye ülke düzeyinden Birlik düzeyine tam anlamıyla bir yetki transferi olmasa da bu alandaki gelişmeler, Avupa bütünleşmesi sürecinden bağımsız değildir. Bu bakımdan, genel olarak AB'nin gelecekteki yönü, Birlik içerisinde sınır ötesi hasta hareketliliğinin geleceği açısından da belirleyici olacaktır.
Avrupa Birliği sermaye şirketlerinin kuruluşu ve Türkiye'deki uygulamaları
İki veya daha fazla gerçek ve tüzel kişinin ortak bir amaca ulaşmak için emek ve sermayelerini birleştirme yoluyla oluşturdukları varlığa şirket denir. Şirketler ticaret sicilde tescil kaydı ile varlık kazanırlar. Piyasalardaki gelişmelere paralel olarak gelişirler, büyürler, nev'i değiştirirler, sermaye arttırırlar ya da azaltırlar. Değişen ve gelişen ekonomik hayata uyum sağlamaya çalışırlar. Nitekim, zaman için de, AB ülkeleri de, uyum sağlama gayesi ile ülkelere göre değişiklik gösteren mevzuatlar ortaya çıkarmışlardır. Avrupa Birliği son genişleme dalgası ile Birliğe üye devletlerde uygulanmakta olan şirketler hukuku mevzuatlarındaki bu farklılıkları en aza indirmeye çalışmıştır. Bunun içinde yönergeler, tüzükler yayınlamıştır.Nitelik yönünden uluslararası bir görünüm gösteren ticaret hukuku diğer hukuk dallarının aksine ulusal gereksinimlerden daha çok uluslararası zorunluluk değişimlerinden doğmuş ve ekonomik koşulların etkisiyle gelişmiş ve karmaşık bir hal almıştır. Bu yüzden, sermaye şirketlerinin Avrupa Birliği ülkelerinde ve ülkemizdeki kuruluş işlemleri kullanıcılar açısından en basite indirgenmesi ticaretin gelişimi ve ilerlemesi gereklidir.Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Avrupa Birliği'nin bütünleşme süreci, Birlik Hukuku ve kaynaklarından bahsettikten sonra detaylara girmeden Avrupa Birliği'nin şirketler hukuku alanında yaptığı düzenlemelerin nasıl yapılandığı ve yayınlanan yönergelere yer verilecektir. İkinci bölümde Avrupa Birliği üye devletlerde sermaye şirketlerinin kuruluş mevzuatına değindikten sonra Avrupa Birliği'nin kabul ettiği ortaklık tüzükleri anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde ise Ülkemizdeki sermaye şirketlerinin kuruluşları incelenmiş, Avrupa Birliğine uyum sürecinde Türk Ticaret Yasa tasarısında şirket kuruluşları ve uyumun hangi aşamada olduğu incelenmektedir.Anahtar Kelimeler; Şirket, Avrupa Birliği, Şirketler Hukuku, Türk Ticaret Kanunu
Avrupa Birliği müzakereleri çerçevesinde Van ilindeki mültecilerin sorunları
Uluslararası ve yerel sözleşmeler kişilere kendi dil, din, etnik köken ve cinsiyet özelikleri nedeniyle ortaya çıkan haklarını tam bir biçimde kullanma ve yaşama hakkı tanımıştır. Birey doğuştan yada sonradan kazanılan bu haklarını kendi menşe ülkesi yada 2. bir ülkede hiçbir hukuki kısıtlama olmaksızın uluslar arası yasalar çerçevesinde kullanma hakkına sahiptir. Sığınmacı ya da mülteci olarak gidilen herhangi bir 2. ülkede kendisine tanınan haklar doğrultusunda menşe ülke vatandaşından hiçbir farklılık göstermeden, aynı haklardan ve aynı oranda yararlanabilir. Ancak; uluslar arası ve yerel sözleşmeler ile güvence altına alınan bu haklar bir çok durumda yetkili otoriteler tarafından legal yada illegal olarak hükümsüz duruma düşürülebilir. Bu durumda sığınmacı yada mülteci sorunları baş gösterir.Türkiye 3 Ekim 2005 tarihinde resmi olarak Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başladı. Bu süre zarfı içinde açılan bazı fasıllar müzakere süreci sonunda kapatıldı. İleriki dönemlerde Türkiye'nin müzakere süreci içinde karşılaşacağı ve AB mevzuatı ile uyumlaştırmak zorunda olduğu bir diğer konu ise sığınma konusudur. Fakat halen AB'nin 27 ülkesinde bile ortak bir sığınma müktesebatının oluşturulamaması Türkiye'nin bu konuda işinin çok da kolay olmayacağını göstermektedir. Türkiye Avrupa ülkelerine giden coğrafyada bir köprü ve aynı zamanda bir tampon bölge olduğu için sığınmacı ve mültecilerin en uğrak noktası konumundadır.Bu çalışmada; Türkiye'nin bu coğrafi konumu ve rolünden hareketle, Türkiye'nin en çok sığınma ve iltica başvurusu alan illerinden biri olan Van'daki mültecilerin sorunları sosyolojik bir açıdan incelenmeye ve çözüm önerileri getirilmeye çalışılacaktır.
Avrupa Birliği İş Hukuku'nda cinsiyet ayrımcılığı
Cinsiyet ayrımcılığı konusunun, Avrupa Birliği (AB) istihdam ve sosyal politikasında ortaya çıkışı, üç temel evrede gerçekleşmiştir. İlk evre, işgücünün sosyal maliyetinin denkleştirilmesi amacıyla, Roma Antlaşması'nda kadın ve erkek çalışanlara yönelik olarak eşit iş için eşit ücret ilkesinin düzenlenmesiyle başlamıştır. Eşit davranma ilkesi temelinde sınırlı bir gelişim gösteren bu anlayış, zamanla yerini ikinci evreyi oluşturan fırsat eşitliğine ve işgücü piyasasında daha az temsil olunan cinsiyet lehine önlemler alınmasını içeren olumlu ayrımcılık kurumuna bırakmıştır. Günümüzde AB istihdam ve sosyal politikasında gelinen son evre, kadın erkek eşitliğinin, cinsiyette anayol yaklaşımı vasıtasıyla tüm Birlik faaliyetlerinde uygulanmasıdır.Kadın erkek eşitliği, AB'nin Birincil ve İkincil Hukuk düzenlemeleri ve Avrupa Topluluğu Adalet Divanı içtihat hukukunda, sosyal politika alanındakine koşut bir dönüşüm geçirmiştir. Bu çerçevede, kadın erkek eşitliği artık ekonomik ve sosyal amacının ötesinde, temel bir hak olarak algılanmaya ve işgücü piyasasının dışındaki alanlarda da uygulanmaya başlamıştır.AB'nin geçirdiği bu dönüşüm esasen, Birliğin küresel düzeydeki ekonomik rekabetinin gerektirdigi ekonomik temelli ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır. Küreselleşme sürecinde AB'nin eş zamanlı olarak, hem hızlı şekilde artan ve yaşlanmakta olan nüfusu nedeniyle işgücü piyasasındaki açığı kapaması, hem de azalan doğum oranlarının artmasını sağlaması gerekmektedir. Bu çerçevede kadın erkek eşitliğine ilişkin düzenlemeler vasıtasıyla, kadınların işgücü piyasasıyla daha fazla bütünleşmeleri sağlanarak, kadın istihdam oranı ve buna bağlı olarak üretimin arttırılması ve Birliğin rekabet gücüne katkıda bulunulması hedeflenmektedir. O halde, AB'nin, 1957'deki Roma Antlaşması'nda kadın erkek eşitliğini düzenlerken ki hareket noktası olan ekonomik rekabet ve bütünleşme, 2010 yılında geçirmekte olduğu bu değişime rağmen hala temel amaç olarak varlığını korumaktadır.
Tarihi gelişim sürecinde Avrupa Birliği-Kosova ilişkileri ve nihai statü
Soğuk Savaştan sonra adeta bir genleşme ve küçülme içine hapsolan Liberal Dünyanın yaşadığı belirsiz süreç Balkanlar'da yeni bir pencere açmıştır. Bu süreçte bazı sorunların belli ülkeler de yoğunlaşması değil belli sorunların çoğu ülkenin ortak kaderi haline gelmesi ve kürelleşmenin de tetiklediği değer ve yargılama standartlarının eşzamanlı olarak bu ülkelere kayması ilginç bir şekilde tekrar çok taraflılığı gündeme getirmiştir. Ne var ki yine bu süreçte küresel güçlerin tamamı bu sorunlar ve fırsatlar denizine açılmak için hazır değildiler. Bu sebeple Yugoslvaya 1991'de dağılmaya başlarken küresel güçler zamanında devreye girememişlerdir. Diğer taraftan Yirminci Yüzyıl'ın başından itibaren durmadan sorunlarla boğuşan Balkan halkları, Yirmi Birinci Yüzyıla girerken tarihlerinde olmadığı kadar yorgun ama umutlu bir halde bağımsızlık kampanyalarını sonlardırmayı başarmışlardır.Bu çalışmada da Avrupa Birliği (AB)'nin Balkanlar'da başlattığı politika yada tam tersi olarak Balkanlar'ın AB'de başlattığı değişim ve karar alma süreçlerinde yarattığı metafor aktarılmaya çalışılmıştır. AB üyelerinin `Ortak Dış ve Güvenlik Politikası' ile başlayıp ve devam ettirdiği Balkan politikaları EULEX, ECHO, CARDS gibi ajans ve misyonları ortaya çıkarmıştır. Bugünde AB'nin bunlarla hedeflediği barış inşaası, demokratizasyon, kalkınma hatta Avrupalılaştırma (Europenization) konularını da en çok Kosova üzerinde görmekteyiz. Bunun en önemli sebebi elbette AB'nin özellikle Bosna Savaşı ve sonrasında ki Kosova Krizi sırasında oldukça pasif kalmış olmasıdır. Fakat AB'nin Kosova projelerini bağımsızlık ilanından 2 yıl önce başlatması Kosova'yı ilişkiler ve ekonomik bakımdan neredeyse AB'ye bağlamıştır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Uluslararası Hukuk, Kosava, Güvenlik, Bağımsızlık, Kendi Kaderini Tayin.
Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki azınlıklar konusuna yaklaşımının Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine etkileri
Etnik ve dini azınlıklar Avrupa Birliği gibi uluslar üstü kuruluşların çatısı altında ulus-devletlerde olduğundan daha etkili bir siyasi aktör olarak yer bulmaktadırlar. Öte yandan, AB devletlerin egemenliğini kısıtlayan unsurlar arasında güçlü sivil toplum yanısıra siyasal ve kültürel haklarını tam olarak kullanabilen azınlıkların bulunmasından memnun görünmektedir. Hiç kuşkusuz, AB'nin bu duruşu azınlıkları iki yönlü olarak olumlu etkilemektedir. Uluslararası hukuk bağlamında ilan etmiş olduğu azınlıklar yanısıra çok sayıda etnik ve dini gurubu barındıran Türkiye açısndan ise AB'nin bu politikalarının bazı sonuçları bulunmaktadır.Hiç kuşku yok ki, AB'ye tam üye olabilmenin siyasi koşullarından biri, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunmasını garanti eden kurumların işletilebilmesidir. Böylelikle Türkiye'nin AB üyeliği açısından ülkedeki azınlıkların durumu daha da hayati hale gelmektedir.Bu bağlamda, bu çalışmada azınlık kavramı ile azınlık haklarının gelişimi ve hukuk kaynaklarındaki yeri incelenmekte, Türkiye ve AB'nin azınlık haklarına bakışı ışığında Türkiye-AB ilişkileri değerlendirilmektedir.
Uluslararası düzenlemeler ve Avrupa Birliği çerçevesinde Deniz İş Hukukunda gemi adamlarının çalışma süreleri
Çalışma süreleri, Avrupa Birliği sosyal politikası, Uluslararası Çalışma Örgütü ve Türk İş hukuku kapsamında, işçilerin yaşam ve çalışma koşullarını geliştirme hedefleri arasındadır.Çalışma sürelerine dair ilk düzenlemeler Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmeleri ile yapılmıştır.Avrupa Birliğinde de benzer nitelikteki çalışma sürelerine dair yasal düzenlemeler vardır. Bunlardan en temel düzenleme 2003/88 sayılı Direktiftir. Direktif, gemi adamları, kara taşımacılığı, sivil hava taşımacılığı ve demir yolu taşımacılık sektörlerinde istihdam edilen mobil işçiler gibi meslek gruplarını kapsamamaktadır.Çalışma sürelerine ilişkin yasal düzenlemelerin temel amacı, iş sağlığı ve güvenliğinin korunmasıdır. Ancak daha zor ve tehlikeli olması nedeniyle gemi adamları bakımından hem ulusal hem de uluslararası alanda çalışma süreleri özel kanun ve yönetmelikler ile düzenlenmiştir.Bu çalışmada çalışma süreleri ve gemi adamlarının çalışma süreleri ulusal ve uluslararası yasal düzenlemeler ve Avrupa Birliği mevzuatı ışığında incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Çalışma Süresi, Gemi adamı, Gemi adamlarının çalışma süreleri
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde Rum azınlıklar
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik süreci ile azınlık hakları konusu Türk siyaset gündeminde yerini göstermeye başlamıştır. Gayrimüslim azınlıkların bir bölümü olarak Rum azınlık hakları konusunda Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı ilerleme raporlarındaki pek çok uyarı ve isteğe rağmen, Türkiye bu konuda ilerlemeyi çok zorlanarak gerçekleştirmiştir, hatta bazı alanlarda hiç ilerleme sağlanamamıştır. Bu alanların içinde Heybeliada Ruhban Okulu'nun durumu, Rum azınlıklara ait vakıfların mal ve mülk edinmesi ile ilgili konular, ibadethanelerin açılması ve açık durumdaki ibadethanelerin onarılması ile ilgili konular ve benzerleri bulunmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'nin neden beklenen ilerlemeyi kaydedemediği sorusunu cevaplayabilmek için karşılaştırmalı siyaset yaklaşımlarından kültürel yaklaşım ile açıklama getirip, Türk siyasi kültürünü şekillendiren unsurlar arasında, yaygın milliyetçilik ve Sevr Sendromunun oluşturduğu güvenlik kültürünün reformlar üzerindeki olumsuz etkisini inceleyecektir.
Avrupalılaşma sürecinde siyasi koşulluluk ve elitler: Türkiye örneği
Siyasi koşulluluk, Avrupa Birliği'nin genişleme süreçlerinde kullandığı temel politika araçlarından birisidir. Bu araç, aday ülkelerin AB üyesi olabilmeleri için Birliğin belirlediği önkoşullara uyumunu zorunlu kılarken, aday ülkelerde AB normları ve politikaları doğrultusunda birçok kapsamlı reformu teşvik etmektedir. Bu bağlamda koşulluluk, aday ülkeler açısından hem bir dış etki aracı hem de Avrupalılaşma mekanizması olarak işlev görmektedir. Aday ülkelerin siyasi koşulluluğa uyumunda farklı düzeylerdeki faktörler ve aktörlerin tutumları etkili olmaktadır. Siyasi koşulluluk ve uyum arasındaki ilişki, AB ve aday ülke kaynaklı dinamikler arasındaki etkileşimlerin şekillendirdiği bir sürece dayanmaktadır. Aday ülkelerdeki siyasi elitler, bu sürecin iç aracıları olarak söz konusu ilişkide kilit bir rol oynamaktadırlar. Bu elitlerin, uyum için gerekli önlemleri alma veya uyuma direnç göstermeşeklindeki tutumları siyasi koşulluluğun işleyişini doğrudan etkilemektedir. Diğer taraftan, siyasi elitlerin koşulluluğa vereceği cevaplar, AB kaynaklı ve içsel faktörlerin etkileşiminden bağımsız değildir. Türkiye örneğinde siyasi koşulluluğun etkinliği, dönemsel olarak önemli farklılıklar göstermektedir. 1999-2002, 2002-2004 ve 2005 sonrası dönemlerde, AB kaynaklı ve iç dinamiklerin etkileşimlerine bağlı olarak, siyasi koşulluluğun işleyişinde inişli çıkışlı bir tablo ortaya çıkmıştır. Söz konusu dinamikler, siyasielitlerin koşulluluğa yaklaşımları açısından da belirleyici olmuştur. Bu tezde, siyasi elitlerin koşulluluğa yaklaşımları güvenlik kaygılarına odaklı mantık, çıkar mantığı, hak temelli mantık ve kimlik mantığı olmak üzere dört temel mantıksal dayanak temelinde açıklanmaktadır. Bu mantıksal dayanakların, siyasi elitlerin koşulluluk konusundaki tavırlarını ve bunun siyasi söylemlerine yansıma biçimlerini etkilediği sonucuna varılmıştır. Dönemsel dinamiklere paralel olarak, siyasi elitlerin yaklaşımlarında ve söylemlerinde bu dayanakların ağırlığı değişebilmektedir.
Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye ihracatının çekim modeli uygulaması
Coğrafi uzaklık, bir ekonomik bloka üyelik gibi dış ticareti etkileyen önemli faktörlerden birisi olarak kabul edilmektedir. Coğrafi uzaklığın ticari ilişkileri ne yönde etkilediğini analiz etmek için iktisatçılar çekim modelini uygulamışlardır. Çekim modeli yaklaşımında, ülkelerin ekonomileri büyüdükçe ve aralarındaki mesafe kısaldıkça daha çok ticaret yapacakları kabul edilmektedir. Bu modelin kuramsal bir alt yapısının olmamasına rağmen, iki yönlü dış ticaret akımlarını tahminde ampirik başarısından dolayı tercih edilmektedir.Günümüzde önemli bir ekonomik blok olan Avrupa Birliği (AB) en gelişmiş gümrük birliği (GB) örneğidir. AB ile ortaklık ve bunun bir parçası olan GB, tarafların Ankara/Ortaklık Antlaşması'nı (1963) ve ek niteliğindeki Katma Protokol'ü (1970) imzalamasıyla oluşturulmuş, Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca 6 Mart 1995 tarihinde alınan kararla Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Bu çalışmada, çekim modeli ile uzaklık ve GB üyeliğinin Türkiye'nin ihracatına olan etkisi incelenmiştir. Çekim modeli, Türkiye'nin AB'ye olan dış ticaretinde en çok paya sahip olan ilk 20 AB ülkesine uygulanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde uluslararası ekonomik bütünleşme ve GB kavramı ve kuramı ele alınmaktadır. İkinci bölümde GB'nin ekonomik etkileri ve çekim modeli incelenmiştir. Son bölümde öncelikle GB çerçevesinde Türkiye ve AB ilişkileri incelenmekte ve çalışmanın amacı doğrultusunda Türkiye'nin AB'ye olan ihracatına çekim modeli uygulanarak sonuçlar değerlendirilmektedir.
Coğrafi işaretlerin korunması: Avrupa Birliği'ndeki hukuki çerçeve ve Türkiye uygulaması
Bu çalışma uluslararası sözleşmelerde, Avrupa Birliği ve Türk Hukukunda coğrafi işaretlerin korunması ile ilgilidir.Dünyada yıllık yaklaşık 3 milyar Dolar değerinde coğrafi işaret tescilli ürünün ticaretinin yapıldığı dikkate alınırsa coğrafi işaretlerin korunmasının ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.Ülkeler çoğunlukla ekonomik çıkarları doğrultusunda coğrafi işaretlerin korunması ile ilgili farklı tutumlara sahiptir. Avrupa Birliği coğrafi işaretlerin korunmasını desteklerken Amerika Birleşik Devletleri gibi tarım sektörüne kültürel bağı az olan ülkeler coğrafi işaret konseptine kuşku ile yaklaşmaktadır.Coğrafi işaretlerle ilgili birçok tartışma yapılmaktadır. Her ne kadar TRIPs Sözleşmesi terimi tanımlayarak ve bazı ortak standartlar oluşturarak bazı sorunları çözse de konuyla ilgili yapılması gereken çok çalışma bulunmaktadır.Bu çalışma ile dünyada uzun yıllardan beri üzerinde tartışılmakta olan bu konuya dikkat çekmek ve Avrupa Birliği üyeliğine aday olan ülkemizin mevzuatı ile Avrupa Birliği Mevzuatını karşılaştırıp Türkiye'de mevzuat ve uygulama anlamında yapılanları, yapılması gerekenleri belirleyip eksiklikler hususunda öneriler geliştirmek amaçlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: Coğrafi İşaret, Mahreç İşareti, Menşe Adı, Marka Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku, Dünya Ticaret Örgütü.
Avrupa Birliği iletişim stratejisinin Türkiye'nin üyeliği açısından incelenmesi
Tezin konusu Avrupa Birliği İletişim Stratejisinin Türkiye'nin Üyeliği Açısından İncelenmesi'dir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde, iletişim ve strateji kavramları ele alınmıştır. İletişim, temel öğeleri, çeşitleri açısından incelenmiş ve Avrupa Birliği'nin gelişiminde iletişimin öneminden bahsedilmiştir. Strateji ise, benzer kavramlarla ilişkisi ortaya konularak ele alınmıştır.İkinci bölümde, iletişim stratejisi kavramı çalışılmış, Avrupa Birliği iletişim stratejisi ile bağ kurularak, genişlemeye yönelik iletişim stratejisi, üyelik öncesi ve sonrası durumları itibariyle üye ve aday ülkeler bağlamında incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki iletişim stratejisinin analizi yapılmıştır. Bu kapsamda, Sivil Toplum Diyalogu Programı, Türkiye'deki AB Bilgi Ağı ve Türkiye'nin Avrupa Birliği İletişim Stratejisi Çerçeve Taslağı değerlendirilmiş, iletişim stratejisinin Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katkısı ele alınmıştır.
Avrupa komşuluk politikasının ülkeler bazında değerlendirilmesi
Avrupa Komşuluk Politikası, amacı AB'nin doğusunda ve güneyinde bulunan ülkelerin AB ile bağlarını güçlendirmek olan bir Avrupa Birliği dış ilişkiler aracıdır. Avrupa Komşuluk Politikası (AKP); farklı komşular için farklı ilişkileri içerir. AKP ortakları; İsrail, Ürdün, Moldova, Fas, Filistin Hükümeti, Tunus, Ukrayna, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Lübnan'dır. Mısır ile AKP Eylem Planı henüz uyarlanamamıştır. Cezayir ile 2005 sonlarından beri Ortaklık Anlaşması yürürlüktedir. Belarus, Libya ve Suriye ile de yürürlükte herhangi bir anlaşma bulunmamaktadır. Rusya AB ile stratejik ortakklık anlaşması yapmıştır.Rusya ile 2005 yılında Stratejik Ortaklık temelinde dört ortak alan belirlenmiştir; ekonomik alan, özgürlük, güvenlik ve adalet, dış güvenlik, araştırma ve eğitim. AKP hedefleri; Avrupa Birliği'nin dış politika önceliğini baz alarak siyasi, ekonomik, sosyal konularda ortakların reform süreçlerinin desteklenmesi ve karşılıklı refah, istikrar ve güvenliği arttırmaktır.AKP Eylem Planı, siyasi dokümanlar baz alınarak, kısa ve orta dönem önceliklerin (3-5 yıl) belirlendiği operasyonel araçlardır. Siyasi diyalog ve reformlar, ekonomik ve sosyal işbirliği, ticaret ile ilgili konular, adalet, özgürlük ve güvenlik konuları AKP Eylem Planı'nın kapsamına giren hususlardır.Avrupa Komisyonu'nun AKP bütçesi 2007-2013 yılları arasında yaklaşık 12.4 milyar ? olarak planlanmıştır. AKP'nin bundan sonraki dönemlerde daha güçlü ve etkin rol oynaması için ele alınması gereken öncelikli konular; ekonomik ve ticari bütünleşme, hareketlilik, daha fazla insana ulaşmak, tematik boyutu güçlendirmek, siyasi işbirliğini geliştirmek, bölgesel işbirliğini artırmak ve daha fazla finansman desteği sağlamaktır.
Avrupa Birliği'nin bilim-teknoloji politikaları ile güç kazanma stratejisinin karşılaştırmalı analizi ve Türkiye'nin yeri
Uluslararası ilişkilerde güç sahip olunan kapasiteler ve bu kapasitelerin başkalarının davranışlarını etkilemek için kullanılması yoluyla başkalarının üzerinde kontrol kurabilme yeteneği olarak tanımlamaktadır. Uluslararası sistem içinde yer alan tüm aktörlerin gücü de sahip olunan bu kapasiteler ve yaratılan etki çerçevesinde belirlenmektedir. Uluslararası ilişkilerde etkin rol oynamak isteyen, sistemi biçimlendirme ideali olan tüm aktörler gibi Avrupa Birliği (AB) de daha fazla güç kazanmanın gücü oluşturan unsurlara ilişkin kapasitelerin daha fazla artırılmasıyla mümkün olabileceği düşüncesiyle hareket etmektedir. Lizbon Stratejisi olarak da nitelenen AB güç kazanma stratejisinin özellikle AB bilim ve teknoloji politikalarıyla nasıl gerçekleştiğinin ortaya konması ve Türkiye'nin bu strateji içindeki yerinin belirlenmesi bu çalışmanın konuları arasında yer almaktadır.Bu çalışmanın başka bir boyutu da bilim ve teknoloji kapasitesi yanında, askeri kapasite, ekonomik kapasite, demografik, sosyal ve coğrafi kapasite ve uluslararası güç olma kapasitesi dikkate alınarak belirli ülkelere yönelik olarak yapılan güç ölçümüdür. Bu kapsamda AB yanında, uluslararası sistem içinde güç olarak algılanan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Japonya, Çin, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya ve Hindistan ile Türkiye'nin gücü 1997 ve 2007 verilerine dayanarak karşılaştırmalı olarak hesaplanmış ve analiz edilmiştir. Bu çalışma, Cline'ın geliştirdiği güç eşitliği dizininden esinlenerek ve onun eksik yanlarını Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) ve ölçeklendirme yöntemlerinden yararlanma yoluyla gidererek özgün bir dizin oluşturma çabası olarak görülmelidir.
Avrupa Küçük İşletmeler Yasası'na Türk KOBİ'lerinin uyumu: İzmir örneği
KOBİ'ler gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler içinde sahip oldukları yerleri, istihdamdaki payları ve katma değer içindeki katkıları açısından ekonominin bel kemiği olarak kabul edilmektedirler. Avrupa Birliği'nde de istihdam yaratma gücü ve katma değer içindeki payları ile KOBİ'ler son derece stratejik bir öneme sahiptirler. Son yıllarda yaşanan küresel ve bölgesel ekonomik daralmalar ve krizler KOBİ'lerin çok daha önemli bir konumda değerlendirilmesini beraberinde getirmiştir. Ne var ki KOBİ'ler piyasalar içinde teknolojik, yönetimsel ve finansal açıdan dezavantajlı grup olarak tanınmaktadır. Bu durumun değiştirilmesi ve KOBİ'lerin teknolojik, yönetimsel ve finansal yeteneklerinin geliştirilmesi üretimin, istihdamın ve katma değerin arttırılması açısından büyük önem taşımaktadır. 2008 yılında Avrupa Birliği'ne üye ve aday ülkelerin kabul ettiği Avrupa Küçük İşletmeler Yasası da bu gerekliliğin yerine getirilmesi açısından en kapsamlı ve güncel belge olma özelliğini taşımaktadır. KOBİ'ler için sağlıklı bir iş ortamı yaratmayı amaçlayan Avrupa Küçük İşletmeler Yasası'na etkin uyum sağlanması ile genel ekonomi içinde girişimciliğin yaygınlaştırılması, inovasyon yeteneklerinin geliştirilmesi, istihdamın arttırılması ve KOBİ'lerin uluslararası rekabet güçlerinin arttırılması gibi sonuçların alınması amaçlanmaktadır. Türkiye'nin de kabul ettiği Avrupa Küçük İşletmeler Yasası'nın tam anlamıyla uygulanması ile Türkiye'deki KOBİ'lerin daha iyi iş ortamlarında faaliyet göstermeleri, yönetimsel, teknolojik ve finansal gelişimlerinin desteklenerek istihdam ve katma değerde artışlar sağlanması beklenmektedir.
Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri çerçevesinde Türkiye uluslararası karayolu eşya taşımacılığı sektörünün rekabet gücü analizi
Küreselleşme ile beraber dünya ticareti hareketli bir döneme girmiştir. Ülkeler küresel piyasadan daha fazla pay elde edebilmek için rekabet güçlerini arttırmaya yönelik yoğun bir çaba içerisine girerken, bu süreçte ulaştırma belirleyici bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. Bulunduğu coğrafi konumu, büyüyen dış ticaret hacmi, artan üretim sahaları, genç nüfusu ve yürüttüğü bölgesel politikalar ile Türkiye, Avrasya lojistik pazarında önemli bir konuma sahiptir. AB müktesebatına uyum süreci ülke nakliyecilerini zorlasa da, bu uygulamalar sektörün yenilikçi, kaliteli ve daha rekabetçi bir yapıya sahip olmasını sağlamıştır.Bu çalışmada Türkiye'nin uluslararası karayolu eşya taşımacılığı sektörünün özellikleri, kapasitesi, potansiyeli ve bölge ülkelerine karşı rekabet gücü ele alınmıştır. Çalışmada, uluslararası karayolu eşya taşımacılığı sektöründe Türkiye'nin rekabet gücüne sahip olduğu ve bir takım süreçleri hızla tamamlarsa, Avrasya ticaretinin en vazgeçilmez lojistik merkezlerinden biri olacağı hipotezi sorgulanmıştır.
Sırbistan'ın Avrupa'ya dönüşü: Nedenler, engeller, beklentiler ve AB faktörü
Rasyonel seçim kurumsalcılarına göre aktörler, önceden belirledikleri tercihlerini gerçekleştirebilmek için araçsal ve stratejik mantıkta hareket ederler. Bir uluslararası kurumun dışında kalan aktörler de, çıkarlarını daha iyi gerçekleştirip fayda sağlayabileceklerini hesapladıklarında, o kuruma dahil olmak isterler. Bu anlamda kurumlara; işlevsel, araçsal ve faydacı yaklaşılmaktadır. Aynı doğrultuda Sırbistan da; en başta Avrupa'ya dönebilmek, demokrasisini sağlamlaştırabilmek, savaşın yaralarını sarabilmek, ekonomisini düzeltebilmek ve kaybettiği itibarını geri kazanabilmek için bir kurum olarak AB'yi ?stratejik bir araç? olarak görmektedir.Sırbistan'ın yeniden yapılanmasında ve Avrupa'ya dönüşünde, ciddi iç ve dış engeller mevcuttur. Kurama göre, bir ülkenin dış politikasındaki en temel etkiyi önemli sosyal grupların kimlikleri, çıkarları ve iç politikadaki göreceli nüfuzları yapmaktadır. Hükümetlerin AB ile bütünleşmeye yönelik dış politika kararı ise, eğer ki güçlü iç grupların zararına ise, genelde tüm topluma net kazanç sağlıyorsa bile engellenebilmektedir. Bu nedenle Sırbistan'da, Kilise, ordu, yargı, polis ve medya gibi önemli kurumların; AB üyeliğine, NATO'ya katılıma, reformlara, Savaş Suçları Mahkemesi ile işbirliğine ve Kosova'nın statüsü gibi ulusal sorunlara yaklaşımı büyük önem taşımaktadır.Bu çalışma, Soğuk Savaş sonrası Sırbistan'da yaşanan tecrübenin, rasyonel seçim kurumsalcılarının argümanlarını büyük oranda doğruladığını ortaya koymaktadır. Savaş, kriz, aşağılanma ve çatışma yorgunu Sırplar; ekonomik ve siyasi anlamda artık normal bir hayat yaşayabilmek ve kaybettikleri itibarlarını geri kazanabilmek için, ülkelerinin Avrupa'ya dönmesi gerektiğini değerlendirmişlerdir. Demokratik devrim sonrasındaki tüm Sırp hükümetleri de halkın bu talebini dikkate almış ve ulusal çıkarların gerçekleştirilebilmesi için en iyi aracın Avrupa Birliği olduğu sonucuna varmışlardır. Ancak bu süreçte Sırbistan'ın önemli kurumları, AB'nin üyelik için öne sürdüğü reformlara direnç göstermiştir. Bununla birlikte Sırbistan, AB ile kurumsal ilişkilerini geliştirdikçe, kimi zaman bilinçli olarak kimi zaman ise farkında bile olmadan kendisini AB'nin kurallarına göre hareket ediyorken bulmaya başlamıştır. Söz konusu kurumlar ve bir bütün olarak Sırbistan, AB'den çok güçlü şekilde etkilenmiş ve ulusal dava olarak görülenler de dahil olmak üzere birçok konudaki çıkar ve stratejisini değiştirmiştir. Bu anlamda AB, dönüştürücü bir etkiye sahiptir ve tüm sorunlarına rağmen çekim merkezi olmaya devam etmektedir.
Avrupa Birliği ülkelerinde tarımsal turizm uygulamaları ve Türkiye'de gelişme potansiyeli: Yeşilköy örneği
Tarımsal turizm Avrupa Birliği ülkelerinde üreticilerin ekonomik faaliyetlerini çeşitlendirip karlarını artırmalarında gittikçe önem kazanan alan olarak görülmektedir. Tarımsal turizmin geliştirilmesindeki en önemli neden, çiftçilerin gelirlerini artırma ihtiyacıdır. Tarım ve turizm faaliyetlerinin birleştirilmesiyle oluşan tarımsal turizm, çiftçilere yeni gelir kaynakları sunmaktadır. Öte yandan, tarımsal turizmle tarımsal alanların, tarımsal kültür ve geleneklerin korunması mümkün olmaktadır. Tarımsal turizm kırsal alanlardaki büyümeyi devam ettirecek alternatif bir faaliyet olarak düşünülmektedir.Tarımsal turizm Avrupa Birliği'nde kırsal alanlarda büyüyen bir sektördür ve çiftliklerde sunulan bir tatil şeklidir. Aynı zamanda ziyaretçilerin çiftlik işlerine yardım etmelerini de içermektedir. Avrupa Birliği politikası kırsal alanlarda yaşam kalitesini artırmak ve tarımsal turizmle ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi konusunda yoğunlaşmaktadır. Tarımsal turizm kırsal alanların sürdürülebilir kalkınmasına yararlı bir sistem olarak görülmekte ve sürdürülebilir kalkınmanın çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları arasında bir denge sağlamaktadır. Bu nedenle, Avrupa Birliği ülkelerinde tarımsal turizme güçlü bir devlet desteği bulunmaktadır. Böylece, Avrupa Birliği çiftçilere tarımsal turizme katılarak tarımsal üretimin yanı sıra ek bir gelir sağlamaları için teşvikler yaratmaktadır.Türkiye Tarımsal turizm açısından zengin bir potansiyele sahip olmakla birlikte, tarımsal turizm ile ilgili etkinlikler yakın zamanda gelişmeye başlamıştır. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'nin tarımsal turizm potansiyelini Yeşilköy özelinde incelemektir. Ayrıca, yöre halkının tarımsal turizm faaliyetlerine karşı istekliliğini ve Avrupa Birliği'ndeki uygulamalar çerçevesinde Yeşilköy'ün tarımsal turizm kapasitesini incelemeye çalışmaktır.Anahtar Kelimeler: Tarımsal Turizm, Sürdürülebilir Turizm ve Kırsal Kalkınma, Kırsal Alanlarda Ekonomik Faaliyetlerin Çeşitlendirilmesi.
Avrupa Birliği'nin Balkan ülkelerindeki idari ve mali reforma etki ve katkıları
Batı Balkanlar'ın Avrupa Birliği ile bütünleşmesi sürecini diğer genişlemelerden farklı olmasını sağlayan bölgenin yapısı ve Birliğin genişleme açısından kullandığı dış politika enstrümanıdır. Batı Balkanlar birçok nedenle Avrupa açısından olumsuz anlamlarla yüklü bir bölgedir. Bu bakımdan, Batı Balkanlarda 1990'larda yaşanan çatışmalar Birliği çatışmalara yönelik çözümlemelere öncelik vermeye sevk etmiştir. Ancak 1990'ların sonuna gelindiğinde Birlik; sadece çatışmayı durdurmak, ya da çatışma mağdurlarını rehabilite etmek anlayışının yeterli olmadığını kavramıştır. Bölgenin sürekli istikrarı bölgedeki ulusların Avrupalıların sahip oldukları refah, demokrasi ve hukukun üstünlüğü düzeyine ulaşmalarıyla yakından bağlantılıydı. Bu andan itibaren de daha önceki Balkanları ehlileştirme projesi yerini Balkanları Avrupalılaştırmaya bırakmıştır. Bu mantalite değişikliğinin elle tutulur kısmı kendini Avrupa Birliği'nin bölgeye artan mali yardımlarıyla belli etmiştir.Avrupa Birliği'nin Batı Balkanlara yönelik mali yardımları buradaki ulusların dinamik ekonomik hayatlarını ve sonuç olarak da vatandaşlarının refahını etkileyen köhnemiş ve işlevini yitirmiş bürokratik yapılardan kendilerini kurtarmalarına önemli katkılarda bulunmuştur. Avrupa Birliği'nin rehberliği altında bürokratik alanda gerçekleştirilen reformlar bu uluslara yaygın yolsuzluk, mafya gibi yapısal arızalardan kendilerini kurtarmaları, ve ülkenin alt yapısını daha geniş bir ekonomik ortaklığa yanıt verecek biçimde yenilemeleri açısından önemli olanaklar sağlamıştır.Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği, Mali Yardımlar, Batı Balkanlar, Demokratikleşme.
İnsan hakları bağlamında Avrupa'da Romanlar
Avrupa kıtasına yüzyıllar önce giriş yapmış olan Romanlar, şu an bulundukları tüm ülkelerde azınlık durumundadırlar. Dünya üzerindeki yoğunluklarına bakıldığında büyük kısmının Avrupa kıtasında yaşadığını gördüğümüz bu topluluk, Avrupa Birliği'nin özellikle 2004 ve 2007'deki genişleme hareketlerinden sonra Avrupa Birliği içerisindeki en büyük etnik azınlık haline gelmiştir. Kendini insan hakları ve demokrasinin kalesi olarak lanse eden Avruğa Birliği'nin savunduğu değerlerin aksine Romanlar Avrupa'da ciddi anlamda ayrımcılıkla karşılaşmakta, dışlanmakta, eğitim, istihdam, barınma alanlarında ve sağlık hizmetlerine erişimde büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Çalışma içerisinde birinci bölümde, Romanların kimler olduğuna dair bilgi verilmiş, öne çıkan kültürel özelliklerinden bahsedilmiştir. Romanların Avrupa kıtasına gelişleri ve günümüze dek Avrupa'da karşılaştıkları insan hakları ihlalleri özetlenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, Avrupa'da şu an Romanların içinde bulundukları durum insan hakları bağlamında ele alınmış ve özellikle eğitim, istihdam, barınma ve sağlık başlıkları incelenmiştir. Ayrıca Avrupa coğrafyasından ayrımcılık, dışlanmışlık vakaları ve nefret söylemleri örnekleri verilmiştir. Son bölümde ise Avrupa Birliği'nin Romanlar için yayınladığı "Ulusal Roman Entegrasyon Stratejileri AB Çerçevesi" ele alınarak hem Avrupa Komisyonu tarafından yapılan değerlendirmeler hem de sivil toplum tarafından gelen eleştiriler incelenmiştir.
Avrupa Birliği ulaştırma politikasına uyum sürecinde bir inceleme: Türkiye hava trafik kontrol hizmetleri
AB üyesi ülkelerin liderleri, 6 Ekim 2004 tarihinde yayımlanan Avrupa Komisyonu raporu doğrultusunda, 17 Aralık 2004 tarihinde gerçekleştirilen Brüksel Zirvesi'nde ``Türkiye ile 3 Ekim 2005 tarihinde katılım müzakerelerinin başlatılması'' kararını almıştır. Bu karar, Türkiye-Avrupa Topluluğu ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Türkiye, adaylığının teyit edildiği Helsinki Zirvesi'nden bu yana Kopenhag siyasi kriterlerine uyum yönünde gerçekleştirdiği kapsamlı reformlarla üyelik yolunda önemli mesafe katetmistir. Ancak Birliğin toplumsal yaşamını düzenleyen tüm hukuk kurallarının oluşturduğu AB müktesebatının benimsenmesi ve uygulanması anlamına gelen müzakere süreci, Türkiye açısından her alanda çok daha kapsamlı bir dönüşümü gerektirmektedir. Bu da, önümüzdeki dönemde her alandaki Türk mevzuatını AB müktesebatına uyumlaştırma çalışmalarına özel önem verilmesini gerektirmektedir.Bu çalışmanın amacı, AB ile yürütülen katılım müzakereleri sürecinde ele alınacak müktesebat başlıklarından biri olan ``Ulaştırma Politikası'' başlığı ve bu politikada bir alt sektör olarak ele alınan Hava Ulaştırma Politikası kapsamında Türkiye Hava Trafik Kontrol Hizmetlerinin bu politikalara uyum durumunun, sivil havacılığı düzenleyen uluslararası antlaşmalar ve kurumlar hakkındaki bilgiler eşliğinde incelenmesidir. Yaşanan küreselleşmeyle birlikte hava taşımacılığı, taşımacılık türleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Her yıl katlanarak büyüyen sektör ve artan hava trafiği doğrultusunda ise uçuş emniyeti en önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Kurum olarak hava seyrüsefer hizmet sağlayıcıları ve insan faktörü olarak hava trafik kontrolörleri ise bu unsurun önemli temsilcilerindendir. Bu bağlamda tezde çalışmanın önemli bir amacı olarak hava trafik kontrol hizmeti ve ülkemizde çok bilinmeyen ancak gelişmiş ülkelerde büyük saygınlık gören hava trafik kontrolörlüğü mesleği ayrıntılı olarak anlatılmaya çalışılmıştır. Hava trafik yönetimine ilişkin olarak ele alınan güncel konuların ve kavramların halen aktif olarak görev yapan hava trafik kontrolörlerine de faydalı olacak bilgiler içermesine çalışılmıştır. Türkiye ve AB üyesi ülkeler hava seyrüsefer hizmet sağlayıcıları hakkında özet bilgiler verilerek karşılaştırmalar yapılmış, AB hava trafik yönetimi mevzuatına yer verilerek Türkiye'nin bu mevzuata uyum durumu incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Ulaştırma, Hava Trafik Kontrolörü,Hava Seyrüsefer.
AB sürecinde Türkiye'de bilgi yönetimi ve konumsal bilgi sistemleri ile taşınmaz piyasalarının analizine ilişkin bir model tasarımı
Tarım toplumu ve sanayi toplumu sonrasında yaşanan teknolojikgelişmelerin öncülüğünde toplumsal yapıda meydana gelen değişiklikler ?BilgiToplumu? kavramının ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Günümüzde bilgitoplumuna yönelik çok farklı uygulamalar olmakla birlikte bunların içerisindee-devlet uygulamaları ve Coğrafi Bilgi Sistemleri, son zamanlarda ağırlıklarınıdaha fazla hissettirmeye başlamışlardır.Avrupa Birliği, bilgi toplumunun sağladığı imkanlardan daha fazlayararlanmak adına, özellikle 2000 yılından itibaren e-devlet konusuna ve CBSteknolojilerine daha fazla yatırım yapmaya başlamıştır. Türkiye ise adaylıksürecinde kendi bilgi toplumu politikalarını AB eksenli yürütmeye başlamış veözellikle e-devlet tabanlı CBS projelerinde AB standartlarını yakalamayıhedeflemiştir.Avrupa Birliği'nin e-devlet ve konumsal bilgi yönetim politikalarıdoğrultusunda, taşınmaz değerlemesine yönelik olarak CBS tabanlı bir e-devletuygulamasının ortaya konulduğu bu tez çalışmasında Taşınmaz DeğerlemesiBilgi Sistemi (TADEBİS) adı altında bir model tasarlanmış ve bu uygulama ABvsürecinde değerlendirilmiştir. Bu modelin tasarlanmasının yanında ülkemizdehenüz kurumsal yapısı tanımlanmamış olan bir Taşınmaz Değerleme Kurumumodeli ortaya konulmuştur. Böylelikle taşınmaz değerleme hizmeti almakisteyen herkesin gerçek zamanlı ve güncel taşınmaz değer bilgisine ulaşmasınınönü açılmaya çalışılmıştır.
Avrupa Birliği ortak tarım politikası ve Türk tarımı
Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası, gelişim süreci ile yapılan reformlar ve Türk Tarımının gelişimi ile uygulamasındaki farklılıklar ve uyum çalışmaları araştırmanın ana konusu olmuştur. Ortak Tarım Politikası' nın kuruluş ve gelişimi ile birlikte, ihtiyaç duyduğu değişimler ve deste uygulamaları, üye devletlerin katılımı ile büyüyen coğrafyasındaki uyum süreci, diğer taraftan Türkiye' nin tam üyelik yolundaki tarım konusundaki çabaları ve aradaki farklar araştırma içerisinde önem arzetmektedir.Değişen teknoloji, tarımsal uygulama metodlarının farklılığa uğraması, gündemdeki ihtiyaç olan ürünlere yönelim, Avrupa Birliği' nin başlangıçta Ortak Tarım Politikası' na yaklaşımını değiştirmiş ve ürün fazlalıkları, stok maliyetlerinin artışı ile, uygulanan politikaların reform yoluna gidilmesine neden olduğu izlenmiştir. Uygulanan destekler, ürün ve üretici bazlı doğrudan yapılan ödemeler ve yeni üye devletlerin katılımı ile altından kalkılamaz bir hale gelen ve amacından uzaklaşan Ortak Tarım Politikası uygulamalarının, yapısal reformlar ile uğradığı değişim sürecindeki yapılan Anlaşmalar, yeni uygulamaların başlamasına neden olmuştur.Türkiye' deki tarımsal uygulamalar ve Avrupa Birliği Tarım Politikalarına uyumla ilgili çalışmalar, kayıt dışı olan üretimin etkileri ile eksiklikler üzerinde durulmuş, tarımsal uygulamalarındaki verimliliğe olumsuz etkileri olan faktörler ve gümrük Birliği Anlaşmaları' nın tarım ürünleri ticaretindeki yerinin üretim ve tarım sektörüne etkilerini, üçüncü dünya ülkeleri ile tarım ürünleri ticaretindeki yeri araştırmada ortaya çıkmaktadır.
Avrupa'da uluslararası emekli göçü ve yeni bir varış ülkesi olarak Türkiye: Muğla-Dalyan örneği
Uluslararası emekli göçü, 20. yüzyılda gelişmeye başlayan yeni uluslararası göç türlerine önemli bir örnek teşkil etmektedir. Özellikle 1990'lar itibariyle Avrupa'da daha yoğun şekilde incelenmeye başlanan bu göç türü, Türkiye için de önemlidir. Türkiye'nin güney sahilleri ve kısmen batı sahil şehirlerinde giderek artan bir oranda bu göç şekli ve etkileri gözlemlenebilmektedir.Bu kapsamda bu çalışmanın ana amacı, uluslararası emekli göçünün Avrupa'da 1960'lar itibariyle kuzeyden güneye doğru şekillenen resmini karşılaştırmalı bir şekilde sunarken, bir varış ülkesi olarak Türkiye'nin bu resimdeki yerini özellikle 1990'larla birlikte yaşanan ilginin sebepleri çerçevesinde tanımlamak ve geleceğe dair çıkarımlarda bulunmaya çalışmaktır.Tez çalışmasında Avrupa ve Amerika'da emekli göçleri üzerine mevcut literatür incelenmiş, Muğla ili Dalyan Beldesinde bir alan çalışması yürütülmüş, beldede yaşayan Avrupalı emeklilere yönelik anket ve derinlemesine mülakatlar yapılmıştır.Tez çalışması, Türkiye'nin uluslararası emekli göçünde diğer rakip varış ülkelerine göre avantaj ve dezavantajlarını tespit etmiş, temel tercih edilme nedenlerine ulaşmıştır. Alan çalışması Avrupalı emekli göçmenlerin taşınmaz edinimi ve yerel yönetimle ilişkiler olmak üzere bazı sorunların olduğunu, Türkiye'nin bu göç türünde gelecekte üstleneceği rolün bu sorunların çözümüyle yakından ilgili olduğunu ortaya çıkarmıştır.Anahtar Kelimeler: Uluslararası Emekli Göçü, Yaşlılık, Göç, Emeklilik, Türkiye, Avrupa, Dalyan
Avrupa Birliği'ne yeni üye ülkeler ile Türkiye'nin mali iş birliği politikaları karşısındaki durumu
Bu çalışmanın amacı, AB ile yeni üye olan on iki ülkenin mali işbirliği politikalarının ortaya çıkış ve gelişimini, Avrupa Birliği mali işbirliği ve dayanışma politikalarının çerçevesinde incelemek ve bu bağlamda Türkiye'nin günümüze kadar almış olduğu mali yardımları, dönemler itibariyle, içinde bulunduğu ülke grupları karşısında değerlendirmektir. Bu kapsamda, özellikle yeni üye ülkeler ile Türkiye'nin mali yardımlardan ne şekilde yararlandıkları ve yararlanmakta oldukları karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirme konusu yapılmaktadır. Tarih boyunca kurulmuş olan çeşitli birlikler, üyeler arasında karşılıklı çıkarları dengeleyemedikleri için başarılı olamamışlardır. Doğal olarak ekonomik birlikler, birliği oluşturan üyelerin bazılarına diğerlerinden daha fazla yarar sağlar hatta bazılarına zarar bile verebilir. Bu durumda çıkar oluşturan etkilerin tanımlanabilmesi, ölçülebilmesi ve bir telafi mekanizması vasıtasıyla çıkar dengesinin sağlanabilmesi, üyeleri bir arada tutarak birliğin sürekliliğini korumak için zorunlu olmaktadır. Birbirinden çok farklı gelişmişlik düzeyindeki ülkeleri bir arada tutmayı sağlayabildiği için uzun süredir birlikteliğini sürdürebilen AB, tarihin en başarılı ekonomik birlik örneğini oluşturmaktadır. AB'nin ekonomik birlik yönünü oluşturan AET, bu açıdan ele alınınca, gümrük birliği ile bunun gereği olan ortak ticaret politikası ve telafi mekanizması işlevini yerine getiren geniş bir ortak çıkar ve dayanışma sisteminden oluşmaktadır. AB'ye bakıldığı zaman kuzeyin gelişmiş ülkeleri ile güneyin az gelişmiş ülkeleri olan Yunanistan, İspanya ve Portekiz arasındaki sanayileşme farkı hemen görülmektedir. Söz konusu farkın sonucu olarak anılan ülkelerin Topluluğa karşı büyük ticari açıklar vermeleri kaçınılmaz olmuştur. Yalnız başına böyle bir ticari ilişki, gelişmişleri daha fazla geliştiren ve az gelişmişleri daha geriye götüren bir süreç oluşturur. Bu döngüyü kırmak üzere Topluluk çeşitli telafi ve dayanışma mekanizmaları geliştirmiştir. Bunların başında Avrupa Yatırım Bankası ve AB bütçesi gelmektedir. AB'de telafi mekanizması, ticarette dezavantajlı ülkelere doğrudan kaynak aktarmayı öngörmemekte, bunun yerine bir dayanışma anlayışı içinde gelişme ve refahı bütün Topluluk coğrafi alanına yaymayı esas almaktadır.ÖZETAvrupa Birliğine Yeni Üye Ülkeler İle Türkiyenin Mali İş Birliği PolitikalarıKarşısındaki DurumuZümrüt Arpaz BaşerDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüAvrupa Birliği Anabilim DalıAvrupa Birliği ProgramıBu çalışmanın amacı, AB ile yeni üye olan on iki ülkenin mali işbirliği politikalarının ortaya çıkış ve gelişimini, Avrupa Birliği mali işbirliği ve dayanışma politikalarının çerçevesinde incelemek ve bu bağlamda Türkiye'nin günümüze kadar almış olduğu mali yardımları, dönemler itibariyle, içinde bulunduğu ülke grupları karşısında değerlendirmektir. Bu kapsamda, özellikle yeni üye ülkeler ile Türkiye'nin mali yardımlardan ne şekilde yararlandıkları ve yararlanmakta oldukları karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirme konusu yapılmaktadır. Tarih boyunca kurulmuş olan çeşitli birlikler, üyeler arasında karşılıklı çıkarları dengeleyemedikleri için başarılı olamamışlardır. Doğal olarak ekonomik birlikler, birliği oluşturan üyelerin bazılarına diğerlerinden daha fazla yarar sağlar hatta bazılarına zarar bile verebilir. Bu durumda çıkar oluşturan etkilerin tanımlanabilmesi, ölçülebilmesi ve bir telafi mekanizması vasıtasıyla çıkar dengesinin sağlanabilmesi, üyeleri bir arada tutarak birliğin sürekliliğini korumak için zorunlu olmaktadır. Birbirinden çok farklı gelişmişlik düzeyindeki ülkeleri bir arada tutmayı sağlayabildiği için uzun süredir birlikteliğini sürdürebilen AB, tarihin en başarılı ekonomik birlik örneğini oluşturmaktadır. AB'nin ekonomik birlik yönünü oluşturan AET, bu açıdan ele alınınca, gümrük birliği ile bunun gereği olan ortak ticaret politikası ve telafi mekanizması işlevini yerine getiren geniş bir ortak çıkar ve dayanışma sisteminden oluşmaktadır. AB'ye bakıldığı zaman kuzeyin gelişmiş ülkeleri ile güneyin az gelişmiş ülkeleri olan Yunanistan, İspanya ve Portekiz arasındaki sanayileşme farkı hemen görülmektedir. Söz konusu farkın sonucu olarak anılan ülkelerin Topluluğa karşı büyük ticari açıklar vermeleri kaçınılmaz olmuştur. Yalnız başına böyle bir ticari ilişki, gelişmişleri daha fazla geliştiren ve az gelişmişleri daha geriye götüren bir süreç oluşturur. Bu döngüyü kırmak üzere Topluluk çeşitli telafi ve dayanışma mekanizmaları geliştirmiştir. Bunların başında Avrupa Yatırım Bankası ve AB bütçesi gelmektedir. AB'de telafi mekanizması, ticarette dezavantajlı ülkelere doğrudan kaynak aktarmayı öngörmemekte, bunun yerine bir dayanışma anlayışı içinde gelişme ve refahı bütün Topluluk coğrafi alanına yaymayı esas almaktadır.ÖZETAvrupa Birliğine Yeni Üye Ülkeler İle Türkiyenin Mali İş Birliği PolitikalarıKarşısındaki DurumuZümrüt Arpaz BaşerDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüAvrupa Birliği Anabilim DalıAvrupa Birliği ProgramıBu çalışmanın amacı, AB ile yeni üye olan on iki ülkenin mali işbirliği politikalarının ortaya çıkış ve gelişimini, Avrupa Birliği mali işbirliği ve dayanışma politikalarının çerçevesinde incelemek ve bu bağlamda Türkiye'nin günümüze kadar almış olduğu mali yardımları, dönemler itibariyle, içinde bulunduğu ülke grupları karşısında değerlendirmektir. Bu kapsamda, özellikle yeni üye ülkeler ile Türkiye'nin mali yardımlardan ne şekilde yararlandıkları ve yararlanmakta oldukları karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirme konusu yapılmaktadır. Tarih boyunca kurulmuş olan çeşitli birlikler, üyeler arasında karşılıklı çıkarları dengeleyemedikleri için başarılı olamamışlardır. Doğal olarak ekonomik birlikler, birliği oluşturan üyelerin bazılarına diğerlerinden daha fazla yarar sağlar hatta bazılarına zarar bile verebilir. Bu durumda çıkar oluşturan etkilerin tanımlanabilmesi, ölçülebilmesi ve bir telafi mekanizması vasıtasıyla çıkar dengesinin sağlanabilmesi, üyeleri bir arada tutarak birliğin sürekliliğini korumak için zorunlu olmaktadır. Birbirinden çok farklı gelişmişlik düzeyindeki ülkeleri bir arada tutmayı sağlayabildiği için uzun süredir birlikteliğini sürdürebilen AB, tarihin en başarılı ekonomik birlik örneğini oluşturmaktadır. AB'nin ekonomik birlik yönünü oluşturan AET, bu açıdan ele alınınca, gümrük birliği ile bunun gereği olan ortak ticaret politikası ve telafi mekanizması işlevini yerine getiren geniş bir ortak çıkar ve dayanışma sisteminden oluşmaktadır. AB'ye bakıldığı zaman kuzeyin gelişmiş ülkeleri ile güneyin az gelişmiş ülkeleri olan Yunanistan, İspanya ve Portekiz arasındaki sanayileşme farkı hemen görülmektedir. Söz konusu farkın sonucu olarak anılan ülkelerin Topluluğa karşı büyük ticari açıklar vermeleri kaçınılmaz olmuştur. Yalnız başına böyle bir ticari ilişki, gelişmişleri daha fazla geliştiren ve az gelişmişleri daha geriye götüren bir süreç oluşturur. Bu döngüyü kırmak üzere Topluluk çeşitli telafi ve dayanışma mekanizmaları geliştirmiştir. Bunların başında Avrupa Yatırım Bankası ve AB bütçesi gelmektedir. AB'de telafi mekanizması, ticarette dezavantajlı ülkelere doğrudan kaynak aktarmayı öngörmemekte, bunun yerine bir dayanışma anlayışı içinde gelişme ve refahı bütün Topluluk coğrafi alanına yaymayı esas almaktadır.ÖZETAvrupa Birliğine Yeni Üye Ülkeler İle Türkiyenin Mali İş Birliği PolitikalarıKarşısındaki DurumuZümrüt Arpaz BaşerDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüAvrupa Birliği Anabilim DalıAvrupa Birliği ProgramıBu çalışmanın amacı, AB ile yeni üye olan on iki ülkenin mali işbirliği politikalarının ortaya çıkış ve gelişimini, Avrupa Birliği mali işbirliği ve dayanışma politikalarının çerçevesinde incelemek ve bu bağlamda Türkiye'nin günümüze kadar almış olduğu mali yardımları, dönemler itibariyle, içinde bulunduğu ülke grupları karşısında değerlendirmektir. Bu kapsamda, özellikle yeni üye ülkeler ile Türkiye'nin mali yardımlardan ne şekilde yararlandıkları ve yararlanmakta oldukları karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirme konusu yapılmaktadır. Tarih boyunca kurulmuş olan çeşitli birlikler, üyeler arasında karşılıklı çıkarları dengeleyemedikleri için başarılı olamamışlardır. Doğal olarak ekonomik birlikler, birliği oluşturan üyelerin bazılarına diğerlerinden daha fazla yarar sağlar hatta bazılarına zarar bile verebilir. Bu durumda çıkar oluşturan etkilerin tanımlanabilmesi, ölçülebilmesi ve bir telafi mekanizması vasıtasıyla çıkar dengesinin sağlanabilmesi, üyeleri bir arada tutarak birliğin sürekliliğini korumak için zorunlu olmaktadır. Birbirinden çok farklı gelişmişlik düzeyindeki ülkeleri bir arada tutmayı sağlayabildiği için uzun süredir birlikteliğini sürdürebilen AB, tarihin en başarılı ekonomik birlik örneğini oluşturmaktadır. AB'nin ekonomik birlik yönünü oluşturan AET, bu açıdan ele alınınca, gümrük birliği ile bunun gereği olan ortak ticaret politikası ve telafi mekanizması işlevini yerine getiren geniş bir ortak çıkar ve dayanışma sisteminden oluşmaktadır. AB'ye bakıldığı zaman kuzeyin gelişmiş ülkeleri ile güneyin az gelişmiş ülkeleri olan Yunanistan, İspanya ve Portekiz arasındaki sanayileşme farkı hemen görülmektedir. Söz konusu farkın sonucu olarak anılan ülkelerin Topluluğa karşı büyük ticari açıklar vermeleri kaçınılmaz olmuştur. Yalnız başına böyle bir ticari ilişki, gelişmişleri daha fazla geliştiren ve az gelişmişleri daha geriye götüren bir süreç oluşturur. Bu döngüyü kırmak üzere Topluluk çeşitli telafi ve dayanışma mekanizmaları geliştirmiştir. Bunların başında Avrupa Yatırım Bankası ve AB bütçesi gelmektedir. AB'de telafi mekanizması, ticarette dezavantajlı ülkelere doğrudan kaynak aktarmayı öngörmemekte, bunun yerine bir dayanışma anlayışı içinde gelişme ve refahı bütün Topluluk coğrafi alanına yaymayı esas almaktadır.
Avrupa Birliği ulaştırma politikası ve Türkiye'nin uyumu
Siyasi bir birlik olma yolunda ilerleyen Avrupa Birliği'nin oturduğu temellerden biri de mal ve kişilerin serbest dolaşımıdır. Günümüzde gelişen teknoloji ile birlikte hızla artan elektronik ticaret içinde dahi, sanal ürünler hariç, diğer bütün ürünlerin, alıcısına ulaştırılması için nihayetinde yine fiziksel olarak taşınması gerekir. Taşımacılık dış ticaretin, turizmin, günlük hayatımızın önemli bir parçasıdır. Ulaştırmanın ekonomiye, sosyal hayata ve çevreye doğrudan ve dolaylı etkileri bulunmaktadır.AB ortak bir ulaştırma politikası oluşturma gereğini ortaya koymuştur. Karayolu ulaşımının yoğunluğunu diğer ulaşım modellerine kaydırmak için çeşitli tedbirler alınmış, kazalarda ölen insan sayısını yarıya indirme yönünde konulan hedef doğrultusunda ilerleme kaydedilmiştir. Demiryollarının tekrar canlandırılması için kombine taşımacılık teşvik edilmektedir. Ticari taşımacılıkta önemli pay sahibi olan deniz ulaşımında, güvenliğin arttırılması ve çevre felaketlerinin önlenmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Havayolu ulaşımında tek bir pazar oluşturmak hedeflenmektedir. Tüm ulaşım modellerinde, piyasa ekonomisine geçişin önündeki engellerin kaldırılması ve serbest rekabetin açılması takip edilmektedir.Karayolu ulaşımının hakim olduğu ülkemizde trafik kazalarında her yıl binlerce kişi hayatını kaybetmektedir. Demiryolları ulaşımı, özellikle Marmaray ve hızlı tren projeleri ile atağa kalkmıştır. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye'de denizcilik hakettiği yeri bulamamıştır. Havayolu ulaşımı, gerçekleşen serbestleşmeden sonra gelişmektedir.Türkiye'de mevzuat AB müktesebatına homojen olmayan şekilde kısmen uyumludur. Karayolu ulaşımının diğer ulaşım modellerine yönlendirmek uzun ve zorlu bir süreç olacaktır. Demiryolları alanında altyapı inşaatları ve mevzuat çalışmaları sürmektedir. Denizyolu ulaşımında uluslararası anlaşmalara taraf olunması gerekmektedir. Havayolu ulaşımında, kamu hizmet yükümlülükleri ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan bazı kısıtlamalar bulunmaktadır.
Avrupa Birliği'nin enerji arz güvenliğinin sağlanması
Son yıllardaki dünya enerji pazarındaki değişimler, enerjiye makul fiyatta ve kesintisiz olarak ulaşmanın gittikçe zorlaşacağına işaret etmektedir. Petrol ve doğal gaz hala dünya enerji tüketiminde başat enerji kaynaklarıdır. OPEC dışı ülkelerin enerji üretiminde düşüş yaşanmaktadır. Dünya enerji talebi giderek artmaktadır. Talep artışının büyük bir kısmı Çin ve Hindistan'dan gelmektedir. Çin ve Hindistan'ın dünya enerji pazarına girmesiyle yeni türden enerji ilişkileri meydana gelmiştir. Enerji ihracatçısı devletler, enerjiyi kullanarak ulusal çıkar arayışına girmişlerdir. Dolayısıyla, enerji arz güvenliğine yönelik riskler artmaktadır, devletler enerji arz güvenliklerini sağlamlaştırma çabasındadırlar. Enerji arz güvenliğini sağlamaya yönelik iki ana yaklaşım vardır. Enerji kaynaklarının ve pazarlarının kontrolü ile ilgilenen stratejik yaklaşım ve enerji arz güvenliğini uluslararası enerji pazarının düzgün işleyişine bırakan piyasa yaklaşımı.AB yüksek ithal enerji bağımlılığı nedeniyle enerji arz güvenliği ile ilgili kaygıları yoğun olarak yaşamaktadır. AB'nin enerji arz güvenliği ilgili kaygılarını yoğunlaştıran ise Rusya'nın enerjiyi AB'ye ve AB üye devletlerine karşı kullanma çabasıdır. AB'nin karşı karşıya kaldığı sorunlar, ortak enerji politikası ve dış enerji politikasının gerekliliğini ortaya çıkarmıştır, fakat üye devletler enerjiyi ulusal bir mesele olarak değerlendirdiklerinden bu alandaki yetkilerini AB'ye devretmekteki gönülsüzlüklerini sürdürmektedirler. AB, enerji iç pazarını tamamlayarak ve serbestleşme ilkelerine dayalı kurallarını yayarak enerji arzını garantiye almaya çalışmaktadır. AB bu bağlamda, ikili ve bölgesel seviyede enerji arzını sağlayan devletlerle ilişkilerini kurumsallaştırma gayretindedir
Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği'ne tam üyelik süreci ve Yunanistan
17. yüzyıldan itibaren Avrupa ve Balkanlar yakın etkileşim halinde olmuş; bir yandan bölgedeki krizler Avrupalı güçler arasındaki ilişkileri zedelerken diğer yandan Avrupa'daki siyasi hareketlilik ve ortaya çıkan ideolojik akımlar Balkan halklarının siyasi, sosyal ve ekonomik dokusunu derinden etkilemiştir. 2. Dünya Savaşının ardından Balkanlar iki ideolojik bloğun da uzak durduğu bir alan haline gelmiştir. Ayrıca bölgenin önemli bir bölümü demir perdenin arkasındaki düşman topraklara dönüşerek Avrupalıların Balkanlar'a ve Balkan problemlerine yabancılaşmasına neden olmuştur.AB'nin Balkanlar'a yönelik politikaları, Sovyet Bloğunun çökmesi ve Sosyalist Yugoslavya'nın dağılma sürecine girmesi üzerine gelişti. AB'nin; etnik azınlıklara ve sınırlara dair sorunların taraflar arasında siyasi diyalog ve empati kurularak çözülmesi koşuluyla bu ülkelere diplomatik tanıma ve yardım sağlanmasını içeren stratejilerine rağmen bölge bir on yıl sürecek siyasi belirsizliğe ve kaosa sürüklendi. Bosna ve Kosova'da yaşanan trajedi; Avrupalıların, ABD'nin desteği olmadan yanı başlarındaki krizleri bile çözemeyeceğini gözler önüne sermiştir. Diğer taraftan AB'nin bölgedeki krizleri önlemedeki başarısızlığı ortak bir dış politika ve güvenlik politikası oluşturulması yönündeki çabalara ivme kazandırmıştır.AB, 90'lı yılların sonuna doğru, bölgeyi istikrar, barış ve refaha kavuşturmak amacıyla önemli inisiyatifler geliştirmeye başladı. 1999 sonrasında hız kazanan doğu genişlemesi ve tam üyelik sürecinin ilk resmi aşaması olarak uygulamaya konulan İstikrar ve Ortaklık Süreci; AB ile Balkan ülkeleri arasındaki ilişkinin daha sağlam bir zemine oturtulmasını ve AB'nin, bölgede ABD'nin yerini alarak barış ve istikrarın korunmasında en önemli bölge-dışı güç haline gelmesini sağlamıştır. Bir Balkan ülkesi ve aynı zamanda AB üyesi olarak Yunanistan'ın bu süreçteki rolü iki safhaya ayrılmaktadır; birincisi AB'nin Balkan politikalarını felce uğratarak Birliğin yaramaz çocuğu olarak anıldığı dönem, ikincisi ise AB'nin bölgedeki istikrar sağlayıcı elemanı olarak anıldığı dönemdir. Yunanistan'ın dış politikasındaki bu keskin değişim muhtemelen, Yunanistan'ı önceki olumsuz imajından kurtarıp yerine onu bölgenin istikrarının mihenk taşına dönüştürecek yeni bir görünüşe kavuşturacak farklı perspektiflerden bölgesel dinamikleri canlandırmaya doğru uzanan bir takım anlaşılabilir nedenlere dayanmaktadır.
Ortadoğu'nun demokratikleşmesi bağlamında Avrupa Birliği'nin komşuluk politikası
Avrupa Birliği literatürü demokratikleşme olgusuna, liberalleşmeye ilişkin reformların önemi ve uygulanması vurgulanarak, Avrupalı olmayan toplumların politik, ekonomik ve sosyal yapılarının, Birliğin koruması altında yeniden düzenlenmesi olarak yaklaşmaktadır. Söz konusu süreci kapsayan dinamiklere yönelik lehte ve aleyhte görüşlerin ışığı altında, Avrupa Komşuluk Politikası'nın liberalleştirme stratejilerine ve Ortadoğu'da olduğu gibi, tümüyle farklı sosyo-politik yapıya sahip toplumların adapte olabilirliğine dair bir değerlendirme yapılmıştır. Bu çalışmanın bir diğer amacı ise, Avrupalılaştırma sürecinde konuşulmayana ve ABD ile AB arasındaki anlaşmazlığa rağmen, Ortadoğu'nun yeniden sosyalleştirilmesine ilişkin stratejilere değinmek olmuştur. Bu bağlamda söz konusu çalışma ile, Ortadoğu'nun demokratikleşmesine dair değişen algıya, ABD'ye nazaran daha idealist politikalarıyla dikkat çeken AB'nin, potansiyel bir örnek olarak gösterdiği Avrupa Komşuluk Politikası'nın altı çizilerek bir açıklama getirilmeye çalışılmıştır.
Avrupa Birliğinde genişleme stratejisi çerçevesinde yeni komşuluk politikası (Güney Kafkasya ülkeleri yönünden bir değerlendirme)
Avrupa'yı yarım yüzyıldır ikiye bölen çizgi 2004 yılında ortadan kalkmıştır. Başarılı genişleme stratejisinin sonucunda Eski Doğu Bloğu ülkelerinin çoğu AB'nin tam üyesi olmuştur.Avrupa'da yeni bir bölünme çizgisinin ortaya çıkmasını önlemek herkesin çıkarına olacaktır. İstikrar, güvenlik ve refahın gelişimi için iyi komşuların önemi istisna edilmemelidir. Avrupa liderleri Kuzey Afrika, yakın Ortadoğu ve ötesiyle olan diyalogu ve ekonomik ortaklıkları derinleştirmeye çalışmaktadırlar. Genişlemiş Avrupa Birliği ayrıca, Doğu Avrupa, Güney Kafkasya ve Orta Asya'daki eski Sovyet ülkeleriyle olan stratejik ilişkilerine de önem vermektedir.Enerji konusunda dışa bağımlılığı tehlikeli boyutlara ulaşan AB'nin durumu 2006'da yayınlanan Avrupa Birliği Komisyonu Raporu'na yansımıştır. Dünya'daki büyük petrol ve gaz rezervlerinin Ortadoğu gibi siyasi ve ekonomik açıdan güvenli olmayan bölgelerde bulunduğuna değinilen raporda, ?Avrupa'nın ithal bağımlılığının arttığı ve gelecek 20 yıl içinde bağımlılığın %70'lere çıkacağı ve bu ihtiyacın güvenlik tehdidi altında bulunan bölgelerden sağlanacağı?, belirtilmiştir.Enerji güvenliği konusunda AB ülkelerinde giderek artan ölçüde oluşan endişe, birliğin siyasi açıdan nispeten dengeli ve güvenli olan Hazar bölgesine daha fazla ilgi göstermesine neden olmaktadır. AB, bu doğrultuda Güney Kafkasya ülkeleri ile Yeni Komşuluk Politikası çerçevesinde görüşmeler yaparken, Rusya Federasyonu ile stratejik işbirliğini geliştirmeye çalışmaktadır.Avrupa Birliği tarafından, birliğin jeopolitik bir güç olabilmesi için, aşılması gereken belli sorunlar vardır. Bu sorunlar, önümüzdeki 20 sene içinde AB'nin temel uğraş alanlarını oluşturacaktır. Bu doğrultuda, Avrupa Birliği'nin sürdürdüğü Yeni Komşuluk Politikası çerçevesinde özellikle, Güney Kafkasya ülkeleri ile olan ilişkilerine önem vermesi gerekmektedir. Tarihsel birçok faktörün etkisi altında ilişkilerin geliştirilmesi ve özellikle enerji araçlarının güvenli bir koridor açılarak nakledilmesi AB açısından önemi istisna edilmeyen bir durumdur. Bu araştırmada Avrupa Birliği'nin uzun soluklu genişleme stratejisi sonucunda ortaya çıkan Yeni Komşuluk Politikası incelenerek, bu politikanın stratejik bölge olarak Güney Kafkasya uygulaması analiz edilmeye çalışılmıştır.
Güvenlik boyutu itibariyle Avrupa Birliği enerji politikası
Enerji, ülkelerin ve çeşitli bölgesel birleşmelerin geleceğe güvenle bakabilmeleri, ekonomik kalkınmalarını sürdürebilmeleri ve rekabet koşullarına uyum sağlayabilmeleri açısından bütün dünyanın dikkatle üzerinde durduğu bir konudur.Avrupa Birliği, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmasına karşın, ekonomisinin çarklarını çevirebilecek kadar yerel enerji kaynaklarına sahip değildir. Bu durumda, AB'nin gelecekteki enerji ihtiyacının tespiti ve bu kaynakların temini hususları ön plana çıkmaktadır. İhtiyaç duyulan enerjinin Birlik içerisinden karşılanabilmesi mümkün olmadığından, AB'nin kaynak ülkelerle olan ilişkileri, Birliği kapsamlı enerji politikaları yaratmaya sevk etmiştir.Enerji politikaları aynı zamanda, mevcut kaynakların etkin kullanımını, ithalata olan bağımlılığın alternatif enerji kaynaklarıyla azaltılmasını, iklim değişiklikleriyle mücadeleyi ve sürdürülebilir enerji arzı güvenliğinin sağlanması konularını da ihtiva etmektedir. Bu bağlamda, AB, dünyanın diğer büyük güçleriyle arasında olan yarıştan kopmak istememekte, hatta mevcut gücünü 2050 enerji vizyonu gibi orta vadeli planlarla artırmayı amaçlamaktadır.Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği Enerji Politikası, Enerji Arzı Güvenliği, Avrupa Birliği Enerji İhtiyacı, AB Alternatif Enerji Kaynakları
Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki sivil topluma sağladığı mali destekler: sosyal inşacı değerlendirme
Çağdaş demokratik düzen içinde sivil toplum, siyasi otoritenin sınırlandırılmasını sağlayan, temel bir meşruiyet aracı olarak işlev görmektedir. Sivil toplum, bir yandan siyaset alanında bu işlevini yerine getirirken, bir yandan da toplumsal ve kültürel dönüşümün tetikleyici unsurlarından biri olarak devlet ve toplum ilişkisinde iki yönlü kurucu bir rol üstlenmiş olmaktadır. Batı siyaset geleneği içinde, sivil toplum kavramı için, Antik Yunan'dan günümüze pek çok farklı tanımlama yapılmış, sivil topluma yüklenen rollere bağlı olarak kavramsal çerçeve de dönüşüm geçirmiştir. Günümüzün sivil toplumu, Kıta Avrupası için hala ağırlıklı olarak ekonomik çıkara odaklansa da, değerler ekseni de artık bu örgütlenmelerde belirleyicidir. AB için de STK'lar, çıkar-değer örgütlenmeleri olarak Avrupalılaşmanın özellikle derinleşme boyutunda, projelerine belirli bütçeler ayırılarak desteklenmesi gereken önemli bir paydaştır. Sosyal İnşacı bir perspektiften ifade edilecek olursa, özellikle norm ve değerlerin taşınması ve Avrupalı kimliğinin kurulmasında sivil toplumun bireylere yönelik bir inşa işlevi üstleneceği ve sosyal öğrenme için gerekli koşulları sağlayacağı öngörülmektedir. Avrupalılaşma, kurucu ülkeler için bile devam eden ve sonu gelmeyecek bir süreçtir. AB, hala hem üyelerinde hem de aday ülkelerde sivil toplum üzerinden Avrupalılık kimliğinin inşasına çalışmaktadır. Ancak bu hedef için uygulanan mali destek programları beklenen etkiyi sağlamaktan uzaktır. Bu noktada, bir vaka olarak sosyal inşacı bir perspektiften ele alındığında, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarına uygulanan mali destek programları, toplumsal norm ve değerlerin dönüştürülmesi ve kolektif bir kimlik inşa edilmesi hedefinde, AB'nin söylemleri ile uygulamaları arasındaki boşluğu ortaya koyar niteliktedir.
Müzakere edilen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYYO) Anlaşması'nın Türkiye'nin ticaretine olası etkileri
Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO/TTIP) Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) arasında 2013 yılında resmen müzakere edilmeye başlanmış yeni nesil ve mega bölgesel bir serbest ticaret anlaşmasıdır. Anlaşma gerçekleşirse küresel GSYH'nin, doğrudan yabancı yatırımın ve mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yarısını temsil edecek güçlü bir ticaret bloğu ortaya çıkaracaktır. TTIP'in tarifelerin yanı sıra tarife dışı engellerde de önemli indirim gerçekleştireceği ve küresel ticari sistem için yeni kurallar yaratacağı öngörülmektedir. Türkiye, ABD ve AB ile var olan güçlü siyasi ve ekonomik bağları sebebiyle anlaşmadan en çok etkilenecek ülkelerden biridir. Bu çalışmanın maksadı TTIP'in Türkiye'nin ticaretine etkilerini tartışmak ve Türkiye için en iyi TTIP senaryosunu saptamaktır. Bu amaçla, senaryo inşası, SWOT analizi ve geriye dönük tahmin gibi birbirini tamamlayan bazı uzgörü yöntemleri kullanılmıştır. Bu yöntemler, küresel ticaret sisteminin merkantilizmden yeni nesil ve mega bölgesel anlaşmalarına kadar geniş bir tahlili, ABD, AB ve Türkiye'nin ticaretinin ve ticaret politikalarının değerlendirmesi ve TTIP hakkında yapılan etki analizi çalışmalarının derin incelemesi ile desteklenmiştir. TTIP'in hayata geçmesi durumunda, hem serbest ticaret anlaşmalarının yarattığı ticaret saptırıcı etkilerden dolayı hem de Türkiye-AB Gümrük Birliği'nin bazı eksik yönleri yüzünden anlaşmanın dışında kalmak Türkiye'ye önemli maliyetler getirecektir. TTIP ne kadar derin ve geniş kapsamlı olursa, dışarıda kalmanın maliyetleri de o kadar artacaktır. Oluşturulan senaryolar doğrultusunda, Türkiye'nin en kazançlı olacağı durum hırslı bir TTIP'in gerçekleşmesi ve Türkiye'nin bu yapıya eklemlenmesidir. Bu Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, ABD ile paralel STA imzalama, kapsayıcı bir TTIP'e sonradan üyelik şartları gerçekleştirerek intikal etme ya da AB üyeliğini başarma yolları ile mümkündür.