95
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye'de kadın girişimciliği ve AB fonlarında mali yardımlar
Avrupa Birliği'nin kuruluşundan itibaren amacı, üye ülkeler arasındaki ekonomik farklılıkları azaltmak ve aday ülkelerin uyumunu sağlamak için mali yardımlar sunmaktır. Türkiye de 1999'da Helsinki Zirvesi ile aday ülke olarak bu yardımlardan yararlanmaya başlamıştır. Genişleme stratejisi, AB'nin odak noktalarından biridir ve bu stratejinin temel taşlarından biri de AB fonlarıdır. Bu fonlar, aday ülkelerin ekonomik gelişimine katkıda bulunmanın yanı sıra tam üyelik sürecine uyumu da hedeflemektedir. Avrupa Birliği toplumsal cinsiyet eşitliği ve ekonomik büyüme açısından kadın girişimciliğinin önemine dikkat çekmektedir. Bu amaçla üye ve aday ülkelerin yararlandığı AB fonlarında, kadın girişimciliği ve istihdam konuları önemli rol oynamakta ve AB fonları kadın girişimciliğini desteklemek amacıyla çeşitli projelere kaynak sağlamaktadır. Bu projeler, kadın girişimcilerin iş kurma, eğitim alma, işletme geliştirme ve pazar erişimini artırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, AB'nin genişleme sürecinde oluşturduğu fon mekanizmasının Türkiye'deki kadın girişimciliği ve istihdamla ilgili yönlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Türkiye'deki kadın girişimcilerinin AB mali yardımlarından ne ölçüde faydalandığını araştıracak günümüze kadar gerçekleştirilen önemli projelere ve programlara odaklanacaktır.
Avrupa Birliği'nin özel statülü bölgeleri: Dikelya ve Ağrotur
Avrupa Birliği entegrasyonu tamamlandıktan sonra üyeler geçmişten sahip olduğu sömürge topraklarından vazgeçmemiştir. Halen Avrupa Birliği toprağı sayılan bu bölgeler "Özel Statülü Bölgeler" olarak adlandırılmaktadır. Bu bölgeler alt başlık içerisinde üçe ayrılmaktadır: En Dış Bölgeler, Deniz Aşırı Topraklar ve İstisnai Durumlar. En Dış Bölgeler Portekiz, İspanya ve Fransa'nın sömürge toprakları iken Deniz Aşırı topraklar Danimarka, Hollanda ve Fransa'nın okyanus ötesi sömürge topraklarıdır. İstisnai Durumlar ise İspanya, Finlandiya, Danimarka, Kıbrıs, İtalya, Almanya ve Yunanistan'ın entegrasyonda sorun yaşamış veya birtakım sınır problemleri ile karşı karşıya kalmış bölgelerinden oluşmaktadır. Bu bölgelerin içerisinde Türkiye Cumhuriyeti'nin yakın komşusu konumunda bulunan yegâne bölge Kıbrıs Adası'nda bulunan ve Birleşik Krallık'a ait olan Dikelya ile Ağrotur bölgeleridir. Dikelya ve Ağrotur her ne kadar Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılması ile birlikte Birlik toprağı statüsünü yitirse ve Özel Statülü Bölge kavramını kısmen yitirse de Topluluk ile olan bağı siyaseten süren tek bölgedir. Bu da bölgeyi bu anlamda Dünya'da nevi şahsına münhasır tek örnek kılmaktadır. Birleşik Krallık uzun bir süredir bölgeyi hem siyasi hem ticari silah olarak kullanmaktadır. Bölgenin geleceği artık Birlik'ten ayrılan Krallık mercilerinin elinde bulunmaktadır ve ilerleyen dönemlerde Avrupa Birliği – Birleşik Krallık – Kıbrıs üçgenindeki konumu merak konusudur. Tarih boyunca pragmatist olarak hareket etmiş olan Birleşik Krallık için ilerleyen süreçte bu bölgelerin fayda-zarar terazisinde hangi yönde olacağı incelenmiş ve çıkarımlar yapılmıştır.
Avrupa'da insan hakları çerçevesinde insan ticareti ile mücadele
Avrupa'nın güvenlik gündeminin üst sıralarında yer alan ve organize suçun bir parçası olarak bilinen insan ticareti, köleliğin modern halidir. Geçmişten günümüze çok sayıda birey insan ticaretine maruz kalmış ve kalmakta olup, insan ticareti vakaları dünya genelinde artış eğilimindedir. Zamanla bu suç türü uluslararası belgeler çerçevesinde değerlendirilen bir durum haline gelmiş, 90'lı yıllardan itibaren ise bu suç türüyle mücadele temel hak konusu olarak kabul görülmeye başlanmıştır. Böylelikle uluslararası ve bölgesel planda insan ticaretiyle mücadeleye ağırlık verilmiştir. Kurucu antlaşmalar, Avrupa Konseyi'nin tavsiye kararları ve AİHM kararları gibi başlıca Avrupa belgeleri insan ticareti yasağının Avrupa'da temel haklar bağlamında ele alındığını göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, güvenlik ve insan hakları bağlamında önemli boyutları bulunan insan ticaretinin Avrupa özelindeki gelişimini, bu suç türüne yönelik mücadeleyi ve bölgesel boyutta ortaya çıkan düzenlemeleri göstermeye çalışmaktır. Bu çalışmada belge incelenmesi yöntemiyle insan ticareti ve bu suç türüyle mücadelede, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği mekanizmalarında yer alan hukuki metin, sözleşme ve tavsiye kararları açıklanmaya çalışılmıştır. İnsan ticareti ve bu suç türüyle mücadelede Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi ve Avrupa Birliği 2011/36/EU sayılı Direktif karşılaştırması yapılarak, insan ticaretiyle mücadelede alınması gereken önlemler açıklanmıştır. Bu çalışma ile, insan ticareti ile mücadeleye niçin gerek duyulduğuna yönelik soruya cevap aramaya ilaveten bu suçun engellenmesi ve mağdurların uluslararası boyutta korunabilmesi için Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi çerçevesinde meydana gelen düzenleme ve önlemler analiz edilerek akıllarda oluşan soru işaretlerine cevap aranmıştır. Anahtar Kelimeler: insan ticareti, Avrupa Konseyi, AİHM kararları, AKİTS, 2011/36/EU sayılı Direktif.
Sivil toplum kuruluşları ve insan hakları: Avrupa Birliği ülkeleri kapsamında bir inceleme
İnsan hakları ve sivil toplum kuruluşları (STK) arasındaki ilişki, devlet dışı kurumların insan haklarına olan etkisini anlamak açısından önemlidir. Devletlerin insan haklarını koruma hususunda eksik kaldığı durumlarda halkla doğrudan ilişkide olan STK'ların önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışmanın amacı, Avrupa Birliği kapsamında sivil toplumun varlığıyla insan hakları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın verilerini, medeni ve siyasi haklar, sosyo-ekonomik haklar oluşturmaktadır. İkincil veriler, Freedom House ve Economic and Social Rights Empowerment Initiative veritabanlarından alınmıştır. STK değişkeni ise Varieties of Democracy veritabanında yer alan Öz Sivil Toplum Endeksidir. İkincil verilerin analizi için ülkeler bu endekse göre kümeleme analiziyle gruplara ayrılmış ve ortalamalar arasındaki farklılıklar T-testiyle belirlenmiştir. Birincil veriler yarı yapılandırılmış anketlerle toplanmış, verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. İkincil verilerin analiz sonuçlarına göre; aynı küme içindeki ülkeler birbirlerine Öz Sivil Toplum Endeksine göre benzerken, farklı kümelerdeki ülkeler bu endekse göre birbirlerinden farklılık göstermektelerdir. T-testi analizi sonuçlarına göre; Öz Sivil Toplum Endeksinin yüksek olduğu ülkelerde sağlık değişkeni ortalaması da farklılık göstermektedir. Diğer sosyo-ekonomik değişkenler STK değişkeninin farklılığına göre değişim göstermemektedir. Öz Sivil Toplum Endeksinin yüksek olduğu ülkelerde, sivil özgürlükler ve siyasi haklar endeksleri de yüksektir. Araştırma sonucuna göre STK'ların varlığının, seçilen ülkelerde özellikle sivil özgürlükler ve siyasi haklarla olumlu yönde bir ilişkisi vardır. Birincil verilerin analizi için belirlenen kurum yetkilileriyle yapılan görüşmelerin sonucu ise insan hakları ve sivil toplum ilişkisinin gücünü desteklemekte, aynı zamanda insan haklarının korunmasının önündeki engellere ve güncel konulara dikkat çekmektedir. Mülakat yapılan kurumlar insan haklarını bütüncül bir yaklaşımla ele almışlardır. Bu yaklaşım insan haklarının birbirinden ayrılamayacak kadar ilişkili olduğunu destekler niteliktedir.
Avrupa Birliği ülkelerinde savunma harcamaları konusunda karşılaştırmalı bir değerlendirme
Soğuk savaş döneminden beri ülkelerin savunma için bütçelerinden ayırdıkları oranın giderek azalmasına karşın hemen hemen bütün ülkelerde, savunma alanındaki harcamaların parasal olarak artarak devam ettiği görülmektedir. Bununla birlikte uluslararası arenada sürekli olarak büyüyen, karmaşıklaşan ve giderek belirsizliğe bürünen anlaşmazlıklar ile Avrupa, savunma politikalarını oluşturmakta da birlik içerisinde ortak fikri yakalamakta zorluklar yaşamaktadır. 2011-2020 yılları arasındaki savunma harcamaları ışığında hazırlanan bu çalışmada savunma harcamaları ile ilgili temel kavramlara yer verilmiş ve dünya genelindeki savunma harcamalarının seyri grafikler kullanmak suretiyle aktarılmaya çalışılmıştır. Avrupa Birliğinin yaptığı savunma harcamaları ve savunma alanında yaptığı faaliyetler ile projelere ışık tutulmaya çalışılmış, Daimî Yapısal İş Birliği (PESCO) oluşumu incelenerek Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası'nın projeksiyonu oluşturulmaya çalışılmıştır. AB'nin yaptığı savunma harcamalarının niteliği de bu bölümde ele alınmıştır. Yine benzer şekilde AB'nin yürüttüğü askerî harekâtlar da çalışmanın konuları arasındadır. Çalışmanın ilgi alanındaki literatür taranarak oluşturulan literatür özeti ve çalışmanın kuramsal çerçevesi belirlenmiş, veri ve yönteme değinilerek yapılan analizler sonucunda ortaya çıkan bulgular sunulmuştur. Buna göre savunma harcamaları açısından AB ülkeleri arasında anlamlı farkların olduğu, 2014 Ukrayna Krizi sonrası AB içinde savunma harcamalarının Batıdan Doğuya doğru kaydığı ve savunma harcamalarının insani gelişmişlik düzeyi, kırılgan ülke endeksi puanı, büyüme oranı gibi birçok faktör ile ilişkili olduğu ortaya konulmuştur.
Türkiye'de Avrupa karşıtlığının bir örneği olarak Gümrük Birliğine üyelik süreci
Türk modernleşme deneyiminde Avrupa imgesi ikilik içeren bir imaja sahiptir. Bu ikilemde erişilmesi gereken uygarlık seviyesinin örneği olan Avrupa, aynı zamanda toplumsal belleğe yerleşmiş bir tehdit unsurudur. Avrupa Türk modernleşmesinde yönetsel, anayasal ve birçok alandaki reforma model olmuştur. Fakat aynı zamanda modernleşmenin Avrupa'ya ve genel olarak Batı'ya bağımlılıkla iç içe deneyimlenmesinin nedeni olarak algılanmıştır. Osmanlı'dan kalan bu düşünsel miras Kurtuluş Savaşı ile berraklaşmış ve toplumsal bellekte de konsolide olmuştur. İkili imgenin sürekliliği Türkiye'de Avrupa karşıtlığının da bir gelenek haline gelmesine vesile olmuştur. Bu geleneğin incelenebileceği örnek olaylardan biri ise Gümrük Birliği üyeliğidir. Üyeliğin gerçekleştiği dönemde Türkiye siyasetinde yapılan tartışmalar, Avrupa'nın ikili imgesinin olumsuz olan tarafına yapılan vurgunun hangi boyutlarla arttığını incelemek adına benzersiz örnekler sunmaktadır. O dönemde verilmiş ortak tepkilerin öne çıktığı tartışmalar, Gümrük Birliği üyeliğinin AB-Türkiye ilişkilerinin salt ekonomik unsuru olmadığını; Türkiye'deki gizli Avrupa karşıtlığının tarihsel sürekliliğini ve su yüzüne çıkabildiğini göstermek açısından kritik bir önem arz ettiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Batı dışı Modernleşme, Türk Modernleşmesi, Avrupa Birliği, Avrupa Karşıtlığı, Avrupa Şüpheciliği, Gümrük Birliği.
Hava taşımacılığının Avrupalılaşması: Yakınsamanın sınırları
The European Union (EU) has impact on both members and candidate countries in various ways; it affects their economies, politics, social and institutional structures. The EU deliberately affects the members or candidate countries through its political, administrative or legislative tools and occasionally the countries just constrained to come in line with the general policies and practices in the EU. Recently, the "Europeanization" approach is quite frequently used to explain the European Union impact. In this dissertation, the impact of the European Union on Air Transportation, change in economic and policy behaviour and institutional change are researched. The reason for choosing air transportation policy as a research area is the extensive economic and technical harmonization among EU member states, but lack of cohesion at policy level. This situation facilitates to analyze the impact of the EU and the change occurred after this impact indicating limits of convergence. In order to realize this research, firstly, a theoretical framework is drawn accompanied by 'Institutionalism' and then the Air Transportation Policy of the European Union evaluated taking Deregulation, Europeanization and Liberalization into consideration while limits of convergence determined. Keywords: Air Transport, Liberalization, Europeanization, Deregulation.
Avrupa komşuluk politikası çerçevesinde Avrupa Birliği'nin Ukrayna krizine yaklaşımının analizi
Bu tez, Avrupa Birliği'nin Rusya'nın Kırım'ı ilhakı ile ortaya çıkan 2014 Ukrayna krizi ve sonrasında konuya ilişkin kriz yönetimini analiz etmeyi amaçlamaktadır. 2013 yılının Kasım ayında 'Maidan' veya yeni adıyla bilinen 'Euromaidan' protestolarıyla temeli atılan ve Kırım'ın Rusya tarafından ilhak edilmesiyle alevlenen 2014 Ukrayna Krizi Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa Birliği'ni en kritik güvenlik sorunlarından biri ile karşı karşıya getirmiştir. Rusya'nın Ukrayna sınırlarında sergilediği bu saldırgan tavrı, AB'nin Komşuluk Politikası yürütmekte olduğu sınır ülkesinin siyasi bütünlüğünü tehdit etmekte ve iki kutuplu dünya düzeni sonrasında Avrupa'da kurulan istikrar ve barış ortamını olumsuz etkilemektedir. 2014 Ukrayna Krizi, aynı zamanda Batı ülkeleri ile Rusya arasında siyasi ve ekonomik ilişkilerin darbe almasına neden olmuştur. Kriz yönetimi çerçevesinde hareket etmeye çalışan AB ve üye ülkeler, Kırım'ın İlhakı sonrasında Rusya'nın işgalci siyasetine karşı bazı yaptırımlar uygulamışlardır, ancak Şubat 2022'de başlayan ve halen devam etmekte olan Rusya-Ukrayna savaşı yeni bir Ukrayna krizine neden olarak, Avrupa Birliği'nin söz konusu krizin yönetimindeki performansının sorgulanmasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: AB, Ukrayna, Kırım'ın İlhakı, Avrupa Komşuluk
Girişimcilik politikaları bakımından Avrupa Birliği ve Türkiye karşılaştırması
Günümüzde katma değeri yüksek teknoloji odaklı girişimcilik ekonomik büyümenin itici gücü olarak görülmektedir. Devletlerin ana gündem maddesini girişimciliğin geliştirilmesi, inovasyon ve Ar-Ge faaliyetlerinin arttırılması gibi hususlar oluşturmaktadır. İnovasyon ve girişimcilik faaliyetlerinin arttığı, girişimciyi odağına alan, Ar-Ge faaliyetlerini destekleyen, girişimci ve yatırımcılara cazip bir yatırım ortamı sunan ülkeler, küresel rekabette öne geçmektedir. Girişimcilik odaklı devlet politikaları, finansmana erişimden vergi ve bürokratik süreçlere, fikri ve sınai mülkiyet haklarından eğitime, altyapıdan Ar-Ge'ye, açık kamu verilerinden istihdam politikalarına, Ar-Ge harcamalarından beşeri yatırım politikalarına, ihracat politikalarından teknoloji transfer süreçlere kadar bir dizi alanda reform gerektirmektedir. Bu tezin amacı Avrupa Birliği ve Türkiye'de girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesine yönelik politikaların geçmişten günümüze gelişimini ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında Avrupa Birliği tarafından yayınlanan Avrupa İnovasyon Skoru 2021'e göre ortaya konulan İnovasyon Liderleri grubunda yer alan İsveç, Güçlü Yenilikçiler grubunda yer alan Hollanda, Ilımlı Yenilikçiler grubunda yer alan İtalya ve Yükselen Yenilikçiler grubunda yer alan Hırvatistan, farklı bir ifadeyle her kategorinin herbirinden en üst sırada yer alan ülkeler ele alınarak girişimcilik politikaları bakımından Türkiye ile karşılaştırmalı incelenecektir. Elde edilen bulgulara ek olarak, İzmir ve İstanbul'daki girişimcilik ekosistemi kurumlarının Türkiye'nin girişimcilik politikalarına yönelik değerlendirmelerini tespit etmek üzere bir anket uygulanmıştır. Bu kapsamda; Türkiye girişimcilik ekosistemindeki farklı gruplarda yer alan temsilcilerin girişimcilik politikalarına yönelik değerlendirmelerinin araştırılması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Girişimcilik, inovasyon, bilgi ekonomisi, girişimcilik politikaları, Avrupa Birliği.
Ukrayna krizi sonrasında NATO'nun Avrupa güvenlik yapısına etkisi: Baltık güvenliği üzerine bir inceleme
İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzen; Dünya'nın, SSCB ve ABD arasında askerî ve siyasî olarak iki rakip ittifaka ayrılması ile kurulmuştur. Soğuk savaş olarak adlandırılan bu dönemde SSCB, Varşova Paktı aracılığı ile Doğu Bloku'nu, ABD ise NATO aracılığı ile Batı Bloku'nu siyasî ve askerî kontrolü altında tutmuştur. Soğuk savaşın bitimi ile Avrupa'daki eski rakip devletler arasında bir güvenlik ortamı tesis edilmiştir. Bu ortam, Rusya'nın, Kırım'ı illegal olarak ilhak etmesi ve Ukrayna'ya doğusuna örtülü askerî müdahalesi ile sona ermiştir. Rusya, Avrupa'daki istikrara karşı açık bir tehdit olarak belirmiştir. AB ve NATO, Avrupa'daki istikrarı sağlamak amacıyla aralarındaki iş birliğinin etkinliğini artırmak maksadıyla yeniden düzenlemişlerdir. Tez çalışmasında, Tehdit Dengesi teorisinden hareketle; Ukrayna krizi sonrasında NATO'nun Avrupa Güvenlik Yapısı'na etkisi ve Avrupa Güvenlik Yapısı'nın gelecekteki yönü araştırılmıştır. Bu bağlamda, Baltık devletlerinin AB, NATO ve Rusya'ya yönelik dış politikaları ve AB ve NATO üyelik tercihlerin nedenleri ele alınmıştır. Ukrayna krizi sonrasında; NATO ve AB devletlerinin güvenlik algılarındaki değişimin, Avrupa güvenliğini sağlamada alınan ortak ve bireysel önlemlerinin incelenmesi, AB ve NATO arasındaki savunma iş birliğinin kapsamını ve olası alternatifler ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: AGY, Baltık Devletleri, NATO, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası, Tehdit Dengesi Teorisi, Soğuk Savaş, Ukrayna Krizi.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne otomotiv yan sanayi ihracatında rekabet gücü: Büyük ölçekli işletme örnekleri
Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin Avrupa Birliği karşısında ekonomik rekabet gücünün otomotiv yan sanayi ürünlerinin ihracatı açısından incelenmesi, hesaplanması ve öneri geliştirilmesidir. Dünya, Avrupa Birliği ve Türkiye ile ilgili 2016-2020 yıllarına ait veri ve dokümanların toplanması, karşılaştırılması, kuvvetli yanların ve üstünlüklerin belirlenmesi yöntemi kullanılmıştır. Ulusal ve Uluslararası Resmi ve Özel Kurumlar ile Sivil Toplum Kuruluşlarının yayınladığı güncel istatistikler, veriler ve dokümanlar üzerinden analiz yapılmış, karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Uluslararası istatistiki veriler Dünya dış ticaretinde kullanılan Harmonize Gümrük Tarife ve İstatistik Pozisyon (GTİP) numaraları üzerinden temin edilmiştir. Diğer taraftan seçilmiş özel firmalarla çevrimiçi iletişim kurularak gerçek görüş ve öneriler tespit edilmiştir. Türkiye, Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin otomotiv endüstrisinin tamamını içeren GTIP 87 ve tüm araçlarda yaygın olarak kullanılan GTIP 8708 muhtelif yedek parça ürünlerinin 2016-2020 yılları için AKÜ değerleri hesaplanmıştır. Hesaplanan AKÜ değerleri, Türkiye'de otomotiv ve yan sanayisinde mevcut firmaların yurtiçindeki ana araç üreticilerine talep ettikleri ürünleri istenilen kalite ve zamanda temin etmekle kalmayıp Dünya ve Avrupa Birliği piyasalarına da güçlü bir rekabet ile ürün temin ettiklerini göstermektedir. Otomotiv ve yan sanayisi firmaları, büyüklüğü, coğrafi yakınlığı ve gümrük birliği anlaşması gibi avantajları da göz önüne alındığında Avrupa Birliği'nde olduğu kadar Dünya pazarlarında da rekabetçi bir gelişme potansiyeline de sahiptir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Otomotiv, İhracat, Rekabet, Yan Sanayi, Büyük Ölçekli İşletme
İspanya'da göç politikalarının dönüşümü
Günümüzde dünyadaki tüm toplumlar göç olgusuyla bağlantılı dönüşümler yaşamaktadır. Bu tarihsel eğilimin dışında kaldığını iddia edebilecek tek bir ülke dahi bulunmamaktadır. XX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren İspanya, birçok farklı ülkeden gelen göçle bağlantılı derin bir demografik ve sosyal dönüşüm geçirmeye başlamış ve özellikle son yirmi senede İspanya'nın uluslararası göç sistemindeki konumu önemli ölçüde değişmiştir. Yakın tarihine kıyasla İspanyol toplumunda göç hareketlerinden kaynaklı beklenmedik ve sarsıcı bir şekilde artan çokkültürlü toplum, İspanyol Devletinde bir dizi önemli değişimi zorunlu kılmıştır. İspanya'da göç politikalarının gelişimini etkileyen ve şartlandıran bu yeni koşullar, göçmen kökenli kişilerin sosyal entegrasyonu ile ilgili mevzuat ve kamu politikalarının yeni demografik ve sosyal gerçekliğe uyarlanması demektir. Nicel araştırma teknikleri kapsamında yürütülen bu tezde, İspanya'nın liberal çokkültürcü entegrasyon teorisi bağlamında yasal-siyasi bir persfektiften 1985/2020 dönemi göç politikasının dönüşümü incelenmektedir. Resmî bilgi ve veriler ışığında İspanya'nın göç politikasındaki bu değişikliklerin göçmenlerin sosyal entegrasyonu üzerindeki etkisinin orta üstü (olumlu) düzeyde olduğu hipotezi desteklenmektedir. Bununla beraber, uzun vadede istikrarlı entegrasyonun garanti altına alınması söz konusu olduğunda belli politika alanlarında önemli kısıtlamalar kendini göstermektedir. Bu çalışmayı önemli kılan bir husus bu konuda Türkiye'de detaylı bir akademik çalışmanın olmamasıdır. Bir diğer husus da çalışmanın ilgili literatüre bir Avrupa Birliği Üye Devletinde göçmenlerin sosyal entegrasyonuna ilişkin ne gibi düzenlemeler ve pratik uygulamalar yapıldığı konusuna ışık tutmasıdır.
Modern toplum ile sanayi toplumunun oluşumunda reform hareketi ve zihniyeti
Günümüzde varılması gereken bir hedef ve ideal olarak nitelendirilen modern toplum; ulus devleti, sanayi üretimini, kurumsallaşmış ilişkileri, toplumsal örgütlenmeyi, bilim ve seküler kurumlar ile aklın egemen olduğu ve yüksek refah seviyesine kavuşmuş toplumlardır. Modern toplumun yapı ve ilişkilerine geçiş bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Bu çalışmada da modern ya da ve sanayi toplumu olarak adlandırılan yapılanmayı anlamak, bu süreçte en önemli rolü oynadığını düşündüğümüz reform hareketi ile zihniyetinin toplumsal değişim ve dönüşüme etkilerini ortaya koyabilmek amaçlanmıştır. Mevcut kaynaklar ve kuramlar incelenerek yapılan bu çalışmanın sonucunda, Katolik Kilise'nin varlığını ve tahakkümünü ortadan kaldırmayı amaçlayan Reform hareketinin ve Kilise'ye karşı savunduğu tezlerin, nihayetinde, toplumların mevcut dinsel anlayışını derinden etkileyerek, düşünsel alanda açtığı özgürlükle zincirleme bir şekilde ekonomik, siyasi, kültürel değişimleri ve bunların gelişiminde toplumlarda dönüşüme sebep olarak , Batı Hıristiyan toplumunun Ortaçağ düzeninden kurtulup, günümüz modern ve sanayi toplumunun nitelik ve kazanımlarına kavuşması sürecinde çok önemli rol oynadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Modern Toplum, Sanayi Toplumu, Reform Hareketi, Roma Kilisesi , Ortaçağ Toplumu
1960'lardan itibaren Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinin bir konusu olarak göç
Türkiye ve AB ilişkileri 1959 yılında Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üyelik başvurusu ile başlamış ve ilişkiler zaman zaman dursa da halen devam etmektedir. Kurulduğu ilk tarihten itibaren Türkiye'nin ilgi alanında olan AB için göç önemli bir konu olmuştur. Avrupa ülkeleri İkinci Dünya Savaşı sonrası ihtiyaç duyulan iş gücünü bölge dışındaki ülkelerden göçmen işçi alarak gidermiştir. İlk yıllarda işçi göçleri AB'nin gelişmiş üye ülkelerinin kolonyal bağlar kurduğu eski sömürge ülkelerinden yapılsa da zamanla bölge içerisindeki az gelişmiş ülkelerden işçi göçmenler alınmıştır. Ancak bu ülkelerinde gelişmişlik seviyelerinin artması ile işçi alımı da azalmaya başlamış, bunu takiben işçi göçmenler üye olmayan ülkelerden seçilmiştir. Türkiye, AB üyesi olmak isteyen bir ülke oluşu ve tarihi bağlar çerçevesinde Almanya gibi ülkelerle kültürel bir geçişe sahip olması nedeniyle işçi göçleri için tercih edilen bir ülke olmuştur. Türkiye 1960'lı yıllarda AB'ye işçi göçü vermiş, bunun nedenleri arasında ise ülkedeki iş gücü arzının fazlalığı önemli bir etken olmuş ve taraflar arası karşılıklı fayda ile AB ülkelerine Türkiye'den ikili anlaşmalar ile işçi göçleri yapılmıştır. 1973 yılında yaşanan Petrol Krizi ile ekonomik durgunluk yaşayan AB, işçi göçmen alımını 1970'li yıllarda durdurmak durumda kalmıştır. Yasal yollarla AB bölgesine gidemeyen göçmenler ise düzensiz göçler yaparak bölge ülkelerine göç etmeye devam etmiştir. 2010 yılı ve sonrası Orta Doğu bölgesinde yaşanan çalkantılardan etkilenen Suriye'de çıkan iç savaşın küresel çapta mülteci akınına neden olmasıyla milyonlarca Suriyeli göç etmek zorunda kalmıştır. Avrupa bölgesi Suriyeli göçü için de tercih edilen bir bölge olmuş, düzenli yollarla bölgeye giremeyen mültecilerin düzensiz yolları kullanarak AB ülkelerine göç ettiği görülmüştür. Türkiye'nin stratejik konumu gereği önemli bir bölgede kalması ile transit olarak kullanılması, AB ile ilişkilerini de şekillendirmiştir. Türkiye'nin üyelik ilişkisi çerçevesinde yürüttüğü AB ile ilişkisi artık göç konusu ile daha da artmış, bu konuda AB ile pazarlık masasına oturmuştur. AB'nin yaşadığı mülteci krizini bölge dışındaki ülkelerde çözmek istemesi ve Türkiye'nin çözüm için önemli bir ülke olması nedeniyle ikilinin ilişkisi olumlu yönde ilerlemiştir. Böylece taraflar arası Geri Kabul Anlaşması yapılmış, Türkiye ve AB arasındaki ilişki yeniden canlanmıştır. Sonuç olarak, 1960'lı yıllardan itibaren işçi göçleri ile kurulan Türkiye ve AB ilişkisi, Suriyeli mülteci akınları sonrası Geri Kabul Anlaşması ile devam ettirilmiştir. Taraflar arası ilişkinin üyelik ilişkisi dışında ve daha çok göç konusu ile şekillendiği görülmüştür. Göç, taraflar arası ilişkinin önemli bir konusu olmuş ve diyalog bu çerçevede ilerlemiştir. Bu tez çalışmasında Türkiye ile AB arasındaki ilişkinin göç konusu bağlamında gösterdiği değişim irdelenmiş, tarafların ilişkisinin artık üyelik çerçevesinden daha çok ortak göç politikasına dönüştüğü tespit edilmiştir.
Yeşil teori bağlamında avrupa birliği çevre politikası ve plastik kullanımı
Yeşil teorinin, buhar makinelerinin icadıyla dünyada hızla yayılan endüstri devriminin meydana getirdiği tahribatın eleştirisi olarak 1960'lı yıllarda tartışılmaya başlandığı tahmin edilmektedir. Yeşil teori, insanların doğa üzerinde üstünlük kurdukları mevcut düzeni eleştirmiş ve olayları insan odaklı değil; çevre odaklı olacak şekilde ele almıştır. İnsanların, doğa üzerinde üstünlük kurmalarını ve doğayı kendi istek ve arzuları doğrultusunda kullanabilmelerini reddeden yeşil teori, ana akım teorilerinin bu konudaki görüşlerini de kabul etmeyerek yeniden yorumlamıştır. Avrupa Birliği (AB) ilk kurulduğunda ekonomik bir birlik olma yolunda ilerlemiş ve ilk kurulduğu yıllarda çevre konusunu göz ardı etmiştir. Başlangıçta çevresel kaygılar ön planda tutulmasa da Birliğin zamanla sosyal ve siyasal bütünleşme içerisinde olması ve çevre sorunlarının küreselleşmesi ile çevre konusu, AB'nin gündeminde yer almaya başlamıştır. Çevreyi korumanın resmi olarak AB'nin görev alanına dâhil edilmesi 1986 yılında Avrupa Tek Senedi ile olmuştur. AB, çevre politikaları ile ilgili ilkeler belirleyerek Birlik içerisinde ortak çevre politikaları üretmeyi hedeflemiştir. Günümüzde çevrenin korunması, AB için oldukça önemlidir. Doğada yüzyıllar boyunca yok olmayan plastikler, ciddi çevresel sorunlara sebep olmaktadır. AB, plastik kullanımının azaltılması için ortaya koyduğu Plastik Stratejisi ve özellikle Tek Kullanımlık Plastikler Direktifi ile bir takım plastik malzemelerin kullanımını yasaklamıştır. Bu kapsamda çalışmamızda yeşil teori bağlamında AB çevre politikasının oluşumundan başlayarak tarihsel sürecine, çevre programlarına, yürütülen politikanın ilkelerine ve aktörlere değinilmiştir. AB'nin plastik atıklarla nasıl mücadele ettiği ve bu çerçevede aldığı önlemler ve politikalar araştırılmıştır
Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının yapısı ve gelişim süreci
Avrupa Birliği'nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikasının (ODGP) bir parçası olan Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının (AGSP) oluşum süreci, 2000'li yıllarda tamamlanmış ve politikanın gelişim süreci bu yıllarda başlamıştır. Gelişim süreci devam etmekte olan AGSP, Avrupa Birliği'nin ilerleme katetmek için yüksek çaba harcadığı alanlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, AGSP'nin oluşum ve gelişim süreci, yapısal araçlarının kapsamı ve operasyonel faaliyetlerinin etki alanının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bununla beraber, Avrupa Birliği içerisinde ortak güvenlik ve savunmaya dair iş birliği teşviklerinin son yıllarda arttığı ve çeşitli programlarla desteklendiği görülmüş, bu doğrultuda AGSP'nin mevcut durumu, yaşadığı güncel gelişmeler çerçevesinde ele alınmıştır. Tezde Avrupa Birliği'nin, AGSP-Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP) çerçevesi içerisinde yürüttüğü askeri ve sivil operasyonlara da yer verilmiştir. Bu kapsamda 37 askeri ve sivil misyon, başlangıç tarihleri esas alınarak kronolojik olarak sıralanmış ve incelenmiştir. Ayrıca operasyonların, dünya haritası üzerindeki konumları belirlenmiş ve bilgiler görsellerle desteklenmiştir.
Avrupa Birliği-Azerbaycan ilişkileri
Bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından bu yana ister siyasal, isterse de ekonomi sektöründe büyük gelişme gösteren Azerbaycan dünya ülkeleriyle ilişkilerini gün geçtikçe artırmaya devam etmektedir. Komşu ülkeleriyle sıkı ticaret ve siyasi ilişkileri olan Azerbaycan 20. Yüzyılın sonlarından itibaren AB ve AB ülkeleriyle de ilişkilerini sıkılaştırmıştır. Bu çalışma Azerbaycanın AB ile yaptığı ortaklıklar,anlaşmalar ve Azerbaycanın da dahil edildiği bazı AB programlarını baz alarak Azerbaycan ve AB ilişkilerinin detaylarını araştırmayı amaçlamaktadır. Azerbaycanın AB enerji sektöründeki yeri ve bu yönde yapılan anlaşmaların detayları incelenerek, küresel anlamda önem taşıyan bu projelerin ülkeler arasındaki ilişkilere nasıl etki ettiği araştırılmıştır. AB`nin ekonomik ve ticaret ilişkilerinden başka, insan hakları ve diğer sosyal konularda da Azerbaycana katkısı araştırılarak sonuçlandırılmıştır.
Avrupa Birliği kültür politikaları çerçevesinde kültürel çeşitlilik
Avrupa Birliği'nde diğer politika alanlarına göre daha geç gelişme gösteren kültür politikasında, ortak kültürel miras ve kültürel çeşitlilik önemli bir yere sahiptir. 1970'li yıllardan itibaren AB hukukunun vermiş olduğu kararlarda nispeten kendini gösteren kültürel çeşitlilik, 2000'li yıllarda birçok uluslararası kuruluşlara paralel olarak AB içinde de ciddi bir ivme kazanmıştır. Kültür politikasının Maastricht Antlaşması ile ayrı bir başlık olarak AB belgelerinde kendisine yer bulmasıyla birlikte kültürel çeşitlilik de AB belgelerinde yer almaya başlamıştır. Kültürel çeşitliliğin sahip olduğu ekonomik, sosyal ve siyasi işlevler, kavramın AB kültür politikası dışındaki politika alanlarında da önemli bir yere sahip olmasını beraberinde getirmiştir. Kültürel çeşitlilik ile istihdam, kalkınma, refah, toplumsal barış, demokrasi, insan hakları gibi kavramlar ilişkilendirilmiş, özellikle ekonomik boyutu ile AB kurumlarınca önemsenmiştir. 2004 yılındaki geniş kapsamlı genişleme dalgası ile kültürel çeşitlilik AB için dikkate değer bir kavram olmuştur. "Çeşitlilik içerisinde birlik" sloganı AB'nin ortak kültürel miras ile sahip olunan kültürel çeşitliliğe gösterilen önemi de gösterir niteliktedir. AB kültür politikasına ilişkin çalışma planları ve programlar ile kültürel çeşitliliği desteklemeye devam etmektedir. Görsel-işitsel, medya ve eğitim politikaları kültürel çeşitliliğin geliştirilmesinin önemli aracıları olmaktadır. Her iki politikaya ilişkin temel belgeler ve programlarda, kültür politikası ile eşgüdümlü bir biçimde kültürel çeşitliliğin teşvik edilmesi ve geliştirilmesi hedeflenmektedir. Kültürel çeşitliliğin ifadesinin geliştirilmesi ve korunması, AB medya politikasının temel amaçlarından birini oluşturmaktadır. AB, üye devletleri ile taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile de kültürel çeşitliliğin geliştirilmesini desteklemiştir. Kültürel çeşitlilik, AB'nin ilerleyen dönemlerinde olası genişleme süreci, demokrasi açığı, Avrupa kimliği başta olmak üzere AB nazarında tartışılan birçok konunun temel öznelerinden biri olmaya adaydır.
Avrupa Birliği hukuku bakımından istihdamda cinsiyet temelli ayrımcılık yasağı
Hayatın her alanında eşitliğin sağlanabilmesi modern toplumun temel gereksinimlerinden biridir ve dünya genelinde eşitliği zedeleyen uygulamalar ayrımcılık yasağı kapsamında engellenmeye çalışılmaktadır. Ayrımcılık, başta dil, din, ırk, tabiiyet ve cinsiyet olmak üzere pek çok farklı temelde incelenmiş, hayatın her alanında engellenmesi için çok sayıda önlem alınmış ve pek çok metin hazırlanmıştır. Ancak bu çalışmada ayrımcılık yasağı, ağırlıklı olarak Avrupa Birliği Hukuku ışığında, cinsiyet temelinde ve istihdam özelinde ele alınmıştır. Diğer ayrımcılık temelleri ve cinsiyet kimliği yada cinsel yönelimle ilişkili konular bu çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Huzurdaki çalışma dokuman incelemesi usulüyle hazırlanmış, çalışmada teorik ve pratik anlamda istihdamda cinsiyet temelli ayrımcılık yasağı ve cinsiyet eşitliği incelenmiştir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde konuya ilişkin temel kavramlar hukuki temelde tanımlanmış ve açıklanmıştır. İkinci bölümde Avrupa Birliği Hukukunda ve Avrupa Birliği için de etkili uluslararası metinlerde istihdamda cinsiyet temelli ayrımcılık yasağı mevzuat temelinde ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise Türk hukukunda cinsiyet temelli ayrımcılık yasağı mevzuat temelinde değerlendirilmiştir.
Avrupa Birliği'nde yenilenebilir enerji yatırımlarının teşvikine dair düzenlemelerin Avrupa Birliği hukukuna uygunluğunun değerlendirilmesi
Bu doktora tezinde Avrupa Birliği'nde yenilenebilir enerji yatırımlarının teşvik edilmesine yönelik gerçekleştirilen düzenlemelerin hem Avrupa Birliği yerel hukukuna hem de Avrupa Birliği hukuku çerçevesinde uluslararası hukuka uygun olup olmadığı sorusu araştırılmıştır. Bu çerçevede birinci bölümde Antlaşmalarda ve ikincil hukukta Birliği ve üye devletleri bu hususta bağlayan hükümler ve Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları dikkate alınarak, üye devletlerin yenilenebilir enerji yatırımlarına dair destek mekanizmalarının Antlaşmalardaki hükümlere, bilhassa ortak pazar ilkelerine uygunluğu değerlendirilmiştir. Elde edilen neticede, iklim değişikliği ile mücadele ve çevrenin korunması ilkesi ile serbest dolaşım ilkeleri arasında çatışmanın olduğu ve bu çatışmanın Birlik düzeyinde yenilenebilir enerji projeleri oluşturularak ve üye devletlerin kendi aralarında ortak projelerin yaygınlaştırılması sağlanarak dengelenmeye çalışıldığı gözlemlenmiştir. İkinci bölümde ise, üye devletlerin yenilenebilir enerji yatırımlarına yönelik olarak gerçekleştirdikleri düzenlemelerin Avrupa Birliği hukuku çerçevesinde uluslararası hukuka uygun olup olmadığı sorusu tartışılmıştır. Bu çerçevede, Dünya Ticaret Örgütü Anlaşmaları ve Enerji Şartı Anlaşması hükümleri ile Avrupa Birliği'nin akdettiği serbest ticaret anlaşmaları ele alınmıştır. Ayrıca, yenilenebilir enerji yatırımlarından doğan uyuşmazlıklara dair tahkim yargılamalarındaki kararlar ile ABAD'ın kararları incelenmiş, ortaya çıkan ihtilaflara dair Avrupa Birliği'nin çözüm arayışı araştırılmıştır. Elde edilen neticede bilhassa yenilenebilir enerji sektöründe sıklıkla uygulanan tarife garantilerinin çevrenin korunması çerçevesinde meşrulaştırılabileceği ancak, aynı hususun yerel aksam zorunluluklarında mevcut olmadığı saptanmıştır. Ayrıca tahkim yargılamaları ile Avrupa Birliği hukuku arasında da çatışmaların gözüktüğü tespit edilmiştir. Bu çatışmaların ortadan kaldırılabilmesi için çözüm ise, Enerji Şartı Anlaşması'nın modernleştirilmesi ve Enerji Şartı Anlaşması'nın Paris İklim Anlaşması'na uygun hale getirilmesi olarak gözükmektedir. Ayrıca çok taraflı yatırım mahkemesinin kurulması da uluslararası yatırım hukuku çerçevesinde yenilenebilir enerji yatırımlarından doğan uyuşmazlıkların çözümünde Avrupa Birliği hukuku ile uluslararası hukukun uyumunun sağlanmasına katkıda bulunacaktır. Anahtar Kelimeler: Yenilenebilir Enerji Yatırımları, AB Enerji Hukuku, Ortak Ticaret Politikası, Enerji Şartı Anlaşması, DTÖ Kuralları, Yerel Aksam Zorunlulukları, Çok Taraflı Yatırım Mahkemesi, Achmea kararı, Komstroy kararı, Yeni Nesil Serbest Ticaret Anlaşmaları.
Avrupa Birliği ve Türk Hukukunda mücbir sebep
İnsan iradesinden bağımsız, dış etkenlerden meydana gelen mücbir sebep, zarar ve olay arasındaki nedensellik bağını ortadan kaldırarak borcun ihlaline sebep olur. Tarafların önlem alma yükümlülüklerini aşan olağanüstü, sıra dışı bir doğaya sahip ve planlansa dahi atılabilecek tüm adımlara rağmen gerçekleşmesi öngörülemeyen ve engellenemeyen bir olgudur. Kanunlarda mücbir sebep hallerinin neler olduğu belirtilerek bir takım düzenlemeler yapılmışsa da kavram olarak tanımlanmamış ve unsurları üzerinden tanımlanması yoluna gidilmiştir. Günümüzde dünya genelinde yaşanan Covid 19 pandemisi, ülke genelinde yaşanan yangınlar, sel baskınları ve en son Ukrayna-Rusya savaşı ile mücbir sebep hallerine tanıklık ettiğimiz bu dönemde kavramın önemi ve etkileri de yaşanarak bizzat görülmektedir. Çalışmamızın ilk bölümünde, unsurları üzerinden mücbir sebep kavramının tanımlanması yapılmış, ikinci bölümde mücbir sebep kavramının farklı hukuk dallarında ele alınışı değerlendirilerek, teknolojik gelişmelerin mücbir sebep kavramının unsurları üzerinde yarattığı etki ve bu etkinin idarenin hizmet kusuruna yansımalarına yer verilmiştir. Son bölümde, Yargıtay-Danıştay kararları ve Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları ile uygulamadan örneklerle mücbir sebep hallerinin neler olduğu, hukuki sorumluluğa ve edimin ifasına etkileri, süreç içerisinde hangi hallerin mücbir sebep olma niteliğini kaybettiği, yeni ortaya çıkan mücbir sebepler dava ve olay bazında açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mücbir Sebep, Mücbir Sebebin Unsurları, Hizmet Kusuru, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Birincil ve İkincil Normlar, Yönerge
AB enerji politikaları çerçevesinde Azerbaycan-Türkiye petrol ve doğalgaz boru hattı projelerinin incelenmesi
Enerjinin kullanım alanlarının genişlemeye başlamasıyla yeni bir döneme giren insanlık, enerji kaynaklarına sahip olmak istemesiyle de savaşların ve çekişmelerin önünü açmıştır. Bu savaş ve çekişmelerin sonucunda kayıpların daha fazla olduğu gerçeğiyle yüzleşip yeni ve akılcı çözümler aranmaya başlanmıştır. Başta enerji havzaları olmak üzere enerji taşımacılığının da korunması gibi konularda uzlaşı sağlanmaya çalışılmaktadır. Enerji savaşlarının merkezi olan Avrupa bu konuda ilk adımları atarak kaynak merkezli birlik oluşturmuştur. Bu süreç günümüze kadar evrimleşerek birçok alanda işbirliği yapan ülkeler topluluğu Avrupa Birliği (AB) haline gelmiştir. Günümüzde gelişmiş ülkeler enerji ihtiyaçlarını karşılamak için gerek komşu ülkelerle gerek denizaşırı ülkelerle işbirliği yapmaktadırlar. AB ülkelerinin bu enerji açığının kapatılması için Hazar Havzasında enerji kaynaklarının bir kısmına sahip olan Azerbaycan'la da işbirliği yapmaktadır. Enerji kaynağına ulaşmada Türkiye'nin konumunun büyük önemi vardır. Bu çalışmada Azerbaycan-Türkiye petrol ve doğalgaz boru hatlarının AB'nin enerji politikaları için önemi incelenecektir.
Küresel ısınmanın kullanılabilir su kaynakları üzerindeki etkisinin ekonomi politiği: Türkiye-Almanya örneği
Bu çalışmanın amacı küresel ısınmanın su kaynakları üzerindeki etkisini miktar açısından ele alarak makro ekonomiye yönelik ortaya koyduğu ve gelecekte ortaya koyması olası etkilerini değerlendirmektir. Bu değerlendirme Türkiye ve Almanya örneklerinin ulusal ölçeklerinde ve örnek ülkelerin içinde bulunan birer havza alt örneği ölçeğinde yapılmıştır. Bu amaçla 1990 yılından başlayarak bugüne en yakın aralıktaki veri dizileri kullanılarak ekonometrik bir analiz oluşturulmuştur. Kendi içinde tutarlılık arz etmesi amacıyla veri dizilerinin her biri birer kaynaktan toplanmıştır. Bu amaçla küresel sıcaklıktaki değişim anomalilerindeki yıllık değişim için Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi, ulusal ölçekteki ve havza ölçeğindeki tatlı su çekimleri için Avrupa Çevre Ajansı, makro ekonomik değişkenler için Dünya Bankası verileri kullanılmıştır. Yapılan analizde başta Vektör Otoregresyon (VAR) modeli kullanılarak küresel ısınma, örnek ülkelere ve havzalara ait su çekimleri ve örnek ülkelerin makro ekonomik değişkenlerine ait veri dizileri arasında birer nedensellik sınaması yapılmıştır. VAR modele dayalı olarak yapılan nedensellik sınamalarının ardından aynı veri dizileri kullanılarak Üstel Yumuşak Geçişli Otoregresif (ESTAR) model aracılığıyla küresel ısınma, örnek ülkelere ve havzalara ait su çekimleri ve örnek ülkelerin makro ekonomik değişkenleri birer gelecek tahminlemesine tabi tutulmuştur. VAR modele dayalı olarak yapılan nedensellik sınamasında küresel ısınma ile Türkiye'nin ulusal çaptaki sektörel su çekimleri ve örnek havza ölçeğindeki toplam su çekimi arasında herhangi bir nedensellik bağının olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Almanya örneği için yapılan nedensellik sınamasında ise ulusal ölçekte yapılan sektörel su çekimleri arasında yalnızca tarım sektörü ve küresel ısınma arasında bir nedensellik bağı tespit edilmiştir. Almanya'dan seçilen örnek havzadan yapılan toplam su çekimi ve küresel ısınma arasında bir nedensellik bağı bulunamamıştır. Buna karşılık örnek ülkelerin makro ekonomik değişkenleri ile ulusal düzeyde yapılan sektörel su çekimleri arasında farklı düzeylerde çeşitli nedensellik bağları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ESTAR model yardımıyla yürütülen ekonometrik analizin ikinci aşamasında elde edilen sonuçlardan biri küresel ısınma öngörüsü orta vadedeki gelecekte artış oranının azalarak yaklaşık 0,76°C dengede seyredeceğidir. Bu sonuç Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin RCP2.6 kodlu senaryosu ile uyumludur. Su çekimi ve makro ekonomik değişkenlerdeki tahminlemeler ise örnek ülkelere ve sektörlerine göre farklılık göstermektedir. Türkiye'nin gelecekte yapacağı su çekiminin artmasıyla kaynakların daha büyük bir baskı altına gireceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuca rağmen Türkiye'nin ve örnek havzasının kullanılabilir su varlığı ekonomik büyüme için orta vadeli gelecekte yeterli görünmektedir. ESTAR modele dayalı analiz ışığında Almaya örneği için söz konusu su baskısı genel anlamda artış gösterse de Almanya'nın kullanılabilir su kaynakları hem ulusal çapta hem de havza ölçeğinde Almanya'nın ekonomik etkinliğini yakın ve orta vadeli gelecekte rahatlıkla destekleyebilir nicelikte olduğu görülmüştür.
Avrupa Birliği ve Türk hukukunda hâkim durumun kötüye kullanılması ve veri güdümlü ekonomilerin getirdikleri
Avrupa Birliği ve Türk rekabet hukuku sisteminde pazarda hâkimiyet kurulması yasak değildir. Bununla birlikte pazardaki rekabetin korunması için hâkimiyetin kötüye kullanılmasının önlenmesi gerekmektedir. Bu amaçla her iki hukuk düzeninde de hâkim durumun kötüye kullanılması yasaklanmıştır. Bir teşebbüsün tek başına ya da birden fazla teşebbüsün birlikte sergilediği bir davranışın ya da eylemin yasağın kapsamında değerlendirilebilmesi için ise öncelikle hâkim durumun varlığı aranmaktadır. Bu sebeple hâkim durum kavramının tanımlanması yasağın uygulanmasında belirleyici etkiye sahiptir. Hâkim durumun tespiti ayrıca ilgili pazarın belirlenmesini gerektirmektedir. İlgili pazarın sınırları; ürün ve coğrafi boyutlarda tespit edilirken bazı hallerde dönemsel değişiklikler de dikkate alınmaktadır. İlgili teşebbüslerin pazar payları, rakiplerinin sayısı, alıcı gücü, pazara giriş ve pazardaki büyüme engelleri ise hâkim durumun tespitinde başvurulan ölçütler olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrupa Birliği'nin sahip olduğu uluslarüstü yapı gereği yasağın uygulanmasında hâkim durumun mevcudiyetinin yanı sıra üye devletler arası ticarete etki koşulu da gözetilmektedir. Birlik'in uluslarüstü yapısından doğan bu gibi farklılıklar dışında Avrupa Birliği ve Türk rekabet hukukunda yasağın kapsamı ve uygulanması genel olarak paralellik göstermektedir. İçinde bulunduğumuz dijital çağda veri güdümlü ekonomilerin rekabet alanına girmesiyle yasağın uygulanmasında benimsenen yol, yöntem ve yaklaşımların da büyük ölçüde paralel seyrettiği görülmektedir. Veri güdümlü ekonomiler her iki hukuk düzeninde de ilgili pazarın tanımlanmasından hâkim durumun tespitinde başvurulacak ölçütlere kadar pek çok alanda yeni bir bakış açısı geliştirilmesini gerektirmiştir. Çalışmamız kapsamında da geleneksel pazarlarda yasağın uygulanmasından doğan ve süregelen; hâkim durum ve kötüye kullanma kavramları arasında illiyet bağının aranması hususu gibi tartışmaların yanı sıra veri güdümlü ekonomilerin getirdiği yenilik ve değişiklikler de ele alınmaktadır.
AB ortak ulaştırma politikası kapsamında havacılık stratejileri ve Türkiye'deki havayolu ulaştırmasına etkileri
Avrupa Birliği'nin (AB) kurulduğu yıllardan itibaren üzerinde çalışmalar yürüttüğü ortak ulaştırma politikasından yola çıkılarak hava taşımacılığı özelinde güdülen politikalar bu çalışmanın analiz konusunu oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, tarihsel süreç içerisinde Avrupa Birliği'nin hava ulaştırma sektöründe liberalleşme hareketleri havayollarına etkileri ile birlikte değerlendirilmiştir. Birliğe üyelik süreci devam eden Türkiye'nin AB havacılık politikaları ile etkileşimi incelenmiştir. Her geçen gün gelişim gösteren Türk sivil havacılık sektörünün geleceği göz önünde bulundurularak, AB ile ilişkilerin seyrine dair çıkarımlarda bulunulmuştur. Türkiye'de ulaştırma sektörü alanında birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen, hava ulaştırması özelinde detaylı çalışma eksikliği görülmektedir. Ancak, son yıllarda Türk sivil havacılığının büyüme hızı göz önünde bulundurulduğunda, bu alanda yapılacak çalışmaların sağlayacağı katkı önemlidir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. AB hava ulaştırma politikalarının üye devletlere, üçüncü ülkelere ve havayollarına etkisi tablo, grafik ve şekiller kullanılarak yorumlanmıştır. Çalışma süresince çeşitli kitap, makale, dergi, anlaşma metinleri ve elektronik kaynakların yanı sıra sektörde tecrübeli havacılık çalışanlarının görüşlerinden faydalanılmıştır. Çalışma sonucunda, AB havacılık pazarında liberalleşme hareketlerinin hem AB'ye üye devletler hem de havacılık anlaşmaları akdettiği üçüncü ülkeler açısından her zaman tüm yönleriyle olumlu sonuçlar doğurmadığı tespit edilmiştir. Kimi havayolları için pazarda yeni fırsatlar elde etme, kimileri içinse pazar payını kaybetme anlamına gelmiştir. AB'nin Türkiye ile havacılık alanında inşa etmek istediği iş birliğinin mevcut konjonktürde Türkiye'de faaliyet gösteren havayolları için olumsuz sonuçlar doğurabileceği sonucuna varılmıştır. Türkiye ile müzakerelerin AB-Türkiye hava pazarına özgün olacak şekilde mütekabiliyet ilkesi esas alınarak yeniden değerlendirilmesinin faydalı olacağı öngörülmektedir.
Avrupa Birliği'nin biyoenerji politikalarının dünya gıda arz güvenliğine etkisi
Ülkeler, iktisadi büyüme ve kalkınmalarında önemli rol oynadığı için enerji kaynaklarına ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla ülkelerin enerjiye olan bağımlılıkları her geçen gün artmaktadır. Ancak, bu bağımlılığa bağlı olarak yeni sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan söz konusu olumsuz sonuçların giderilmesi ve yeni girişimler ile ülkeler arasında dengeli enerji politikalarının belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Avrupa Birliği'nin yenilenebilir enerji politikaları kapsamında biyoenerji politikasının dünya gıda arz güvenliğine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Avrupa Birliği, biyoenerji üretiminde enerjinin sürekliliği adına yeni politikalar üretmektedir. Bu kapsamda çalışmada, önce yenilenebilir enerji kaynakları çerçevesinde biyoenerji ele alınmıştır. Daha sonra Avrupa Birliği'nin biyoenerji politikaları ve bu politikaların dünya gıda arz güvenliğine etkisi incelenmiştir. Çalışmada, Avrupa Birliği'nin biyoenerji kaynağı için oluşturduğu direktifler ve belirlediği politikaların, dünya gıda arz güvenliğine olumsuz yansımalarının da olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
1963 Ankara Anlaşması'nın öngördüğü hukuki düzlemde süregelen Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylık sürecinde Türkiye-Fransa ilişkileri
Bu çalışmanın amacı; 1963 Ankara Anlaşması ile hukuki zemine oturtulan Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylık sürecinde, söz konusu Anlaşmanın öngördüğü şekilde vuku bulan günümüze kadar yaşanan hukuki, siyasi ve diplomatik süreçte yaşanan gelişmelere Fransa'daki hükümetler (izleyen bölümlerde açıklanacağı üzere cumhurbaşkanları) ne şekilde tepki ortaya koymuştur, tutumları ne olmuştur, tatbik ettikleri Türkiye politikasında hangi parametreleri göz önünde bulundurmuşlardır, hangi politika alanlarında değişikliklere gidilmiştir gibi soruların cevaplarını ortaya koymaktır. 1963 tarihli Ankara Anlaşması, öncelikle Gümrük Birliği'nin ihdas edilmesini öngörmüş, üç aşamalı hukuki bir çerçeve çizmiştir. Akabinde 1996 yılı itibariyle de Gümrük Birliği Anlaşması olarak bilinen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararı alınarak, Gümrük Birliği yürürlüğe girmiştir. Bu bağlamda, Ankara Anlaşması'nın çizdiği söz konusu hukuki çerçeve ekseninde 2017 senesine kadar Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylık sürecinde yaşanan gelişmeler Fransa açısından irdelenmiştir. Yapılan incelemede, birincil kaynaklar çerçevesinde Türk Dışişleri Bakanlığı kayıtları ve açıklamaları, Fransa Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığı arşivleri, Türk ve Fransız basın arşivleri ve Fransa'da görev yapmış diplomatlarla gerçekleştirilen mülakatlardan, ikincil kaynaklar çerçevesinde ise yayınlanmış akademik çalışmalar, makale, kitap ve veri tabanlarından istifade edilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Avrupa Birliği'nin kurucu üyesi olarak Fransa ve Fransız dış politikasının temel çizgileri analiz edilirken, 1958 tarihli Beşinci Cumhuriyet Anayasası çerçevesinde Fransa cumhurbaşkanlarının rolü de incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümü olan 1963 tarihli Ankara Anlaşması'ndan Türkiye'nin 1987 yılındaki tam üyelik başvurusuna giden süreçte Türk - Fransız ilişkileri üzerinde durulurken, son bölümde ise Gümrük Birliği sonrası ilişkilerdeki gelgit sorunsalı açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, Fransa'nın Avrupa Birliği özelinde Türkiye politikasında prensiplerinin sabit olduğu ve stratejilerinin değişkenlik arzettiği görülmüştür. Beşinci Cumhuriyet Fransa'sı cumhurbaşkanlarının mensup oldukları parti ne olursa olsun izledikleri politikaların mensup oldukları parti dışında bir devlet politikası boyutu olduğu tespit edilmiştir. Bu durumu ise Türkiye'yi ne Topluluk içerisinde ne de dışında tutan Avrupa asimptotu politikasının açıkladığı, Cumhurbaşkanları Valery Giscard d'Estaing ve Nicolas Sarkozy'nin Türkiye'yi Avrupa Birliği'nden tamamen dışlayan yaklaşımları haricinde Beşinci Cumhuriyetin diğer tüm cumhurbaşkanlarının, takındıkları siyasi ideolojilerden ve bu ideolojilerin Türkiye politikasından ayrıksı biçimde bir devlet politikası olarak addedilebilecek Türkiye politikası izledikleri sonuçlarına varılmıştır.
Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerinde demokrasi açığı sorunsalı
20.yy'ın ortalarında ulusüstü ve hükümetlerarası yapısıyla kurulan Avrupa Birliği (AB), Avrupa'da savaşı bitirmenin yanı sıra diğer kurumlardan farklı olan yapısıyla küresel bir etkiye sahiptir. Avrupa Birliği'nde 20.yy'ın sonlarına doğru önemli bir sorun gün yüzüne çıktı. Demokrasi açığı sorunuydu bu. Demokrasi açığı, Avrupa Birliği'nin yapısını ve politikalarını önemli ölçüde değiştirmiştir. Çok boyutlu bir yapıya sahip olan demokrasi açığı sorunun temelinde Avrupa Parlamentosu'nun yasama alanındaki yetkilerinin ikinci plana atılması yer almaktadır. Bunun yanı sıra yasama, yürütme ve yargı erklerinin kullanımındaki eksikliklerden kaynaklanmaktadır. AB, bu sorunla mücadele etmek için kurucu anlaşmalarda önemli değişiklikler yaparak, geniş bir reform hareketi başlatmıştır. Bu reform hareketleri demokrasi açığı sorunsalını yumuşatsa da yeterli olmamıştır. Başta üye devlet vatandaşları olmak üzere, aday ülke vatandaşları nezdinde de Avrupa Birliği'ne olan güven önemli ölçüde azalmıştır. Türkiye-AB ilişkileri, Birliğin kurulduğu 1950'li yıllara kadar dayanmaktadır. Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler yer yer kopma noktasına gelse de, küreselleşen dünyada ne Türkiye ne de AB birbirinden kopabilir. Üyelik sürecinin önemli bir dönüm noktası olan Kopenhag Kriterleri, ilişkileri önemli ölçüde belirlemiştir. Kopenhag Kriterleri'ne uyum sürecini değerlendirmek amacıyla 1998 yılından itibaren yayımlanan Avrupa Komisyon'u İlerleme Raporları, ikili ilişkilere ve Türkiye'nin üyelik sürecine yön göstermiştir. Bu tezde, demokrasi açığı sorununun temel problemlerinin çözümündeki yetersizliğin, aday ülkelere uygulanan kriterler üzerinden kapatılmaya çalışılması, Türkiye üzerinden örneklendirilerek savunulmuştur. Avrupa Komisyonu İlerleme Raporları incelenerek, demokrasi üzerindeki tartışmaların aday ülke politikalarından ziyade Birlik politikalarındaki tutarsızlıktan kaynaklandığına değinilmiştir.
Avrupa Birliği Doğu Ortaklığı politikası: Komşuluk ve çıkar
Tarihin en kanlı hesaplaşmalarının fitilinin ateşlendiği Avrupa kıtası ülkeleri bugün demokrasi ve işleyen Pazar ekonomisiyle dünyaya örnek olmaktadır. Peki bu aşamaya gelirken hangi süreçleri atlattılar? Genişlemelerle değişirken, derinleşmeyi engellememek adına nasıl önlemler aldılar? Bu tezin ana konusu olan Doğu Ortaklığı Politikası'nı ne için başlattılar? Artan enerji ihtiyacının güvenilir kaynaklardan istikrarlı bir şekilde karşılanabilmesinin yanı sıra herhangi bir aksaklık durumunda alternatif oluşturabilmek AB için hayati derecede önemli olmuş ve çeşitliliği sağlayabilmek adına girişimler başlatmıştır. Doğu Ortaklığı Politikası'nın doğal kaynaklar bakımından zengin olan bölgelere yönelik bir girişim olması AB ve çıkar kavramını gündeme getirmiş ve bu AB'nin tamamen barışçıl amaçlarla mı politika oluşturduğunu sorgulatmıştır. Soğuk Savaş'tan sonra artan terör olaylarının sınırlarına taşınmasını istemeyen Birlik, sağladığı barışçıl ortamı yasa dışı göç ve insan kaçakçılığından korumak adına çevresinde bir güvenlik çemberi yaratmak istemiştir. Öncelikli olarak Komşuluk Politikası olarak adlandırılan bu çember söz konusu politikanın tamamlayıcılarından biri olan Doğu Ortaklığı Politikasıyla Güney Kafkasya ve Doğu Avrupa bölgelerine de taşınmıştır. Üyelik vaat etmeden içerideki barışı ve refahı dışarıya ihraç etmek isteyen Birlik bunu gerçekleştirirken muhatabı ülkeleri olumlu yönde değiştirmiş ve dönüştürmüştür. Küresel barışı her daim destekleyen AB böylelikle söz konusu bölgelerde varlığını sürdürürken küresel güç olabilecektir. Ancak, politikaya en büyük eleştirilerden biri olan Rusya Federasyonu gerçeği ile düşünüldüğünde bu mümkün müdür? Doğu Ortaklığı Politikası oluşturulurken RF'nin etkisini kırmak hedefler arasında mıdır? Bölgede RF çıkarları gözetilmiş midir? Elinizdeki çalışmada tüm bu soruların cevaplarının yanı sıra Rusya Federasyonu ile çıkarları çatışması durumunda AB'nin nasıl bir tavır sergilediğini de gözlemleyebileceksiniz. Ortaklık Anlaşmaları bağlamında AB ile söz konusu ülke ilişkileri incelenirken, Rusya Federasyonu ve muhatabı ülke ilişkileri tarihi ve siyasi geçmişleriyle aktarılacaktır. Dünden bugüne çatışma noktalarındaki sorunların çözümüne ilişkin iki farklı ideolojik yapıya sahip küresel gücün farklı tutumları anlatılacaktır. Bu çalışma AB'nin Doğu Ortaklığı Politikası'nın güvenlik çemberi oluşturarak terörü ve olası saldırıları engellemek, enerji bağımlılığını güvenli yollardan sağlamak, ve en nihayetinde varlığını idame ettirebilmek için çıkarlarını korumak adına oluşturduğunu ancak RF'den, Doğu ortak ülkelerinden ve kendisinden kaynaklanan sebeplerle politikaya olan güvenin sarsıldığını ortaya koymak amacıyla yazılmıştır. Anahtar Kelimler; Avrupa Birliği Komşuluk Politikası, Avrupa Birliği Doğu Ortaklığı Politikası, Doğu Avrupa, Güney Kafkasya, Rusya Federasyonu, Çıkar
Avrupalılaşma sürecinde dil hakları üzerinden demokratikleşme ve ulus inşası: Romanya, Bulgaristan ve Kuzey Makedonya
Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nin topraklarında yaşanan etnik çatışmalar sonrasında, Batı Balkanlar bölgesi büyük bir değişime sahne olmuştur. Bu değişimin izlerini gerek dil haklarının artan önemi gerekse yeni ulusların ve devletlerin ortaya çıkışında görmek mümkündür. Diller ve uluslar arasındaki ilişki göz önüne alındığında, bağımsızlığını yeni kazanan Batı Balkan ülkelerindeki ulus inşası süreçlerinin dil boyutunun ön planda olduğu aşikardır. Nitekim, ülkelerin çok etnikli demografik yapıları da bu duruma zemin hazırlamaktadır. Özellikle, Batı Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği'ne tam üyelik başvurusunda bulunması ve Avrupalılaşma süreci çerçevesinde kapsamlı bir dönüşüm sürecine girmesi ile birlikte, dil meselesi çok daha görünür hale gelmiştir. Öyle ki Avrupa Birliği'nin kabul ettiği dil hakları, Batı Balkan ülkelerinin Avrupalılaşma sürecinde, diğer tüm genişleme süreçlerine nazaran çok daha etkili bir konuma oturtulmuştur. Tüm bu görüşlerden hareketle, bu tezin amacı, dil haklarının Batı Balkanlar'daki ulus inşası süreci bağlamında üstlendiği rolü ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, Avrupa Birliği'nin iki farklı genişleme dalgası karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir. Bir tarafta, 2007 yılındaki Balkan genişlemesiyle birlikte Avrupa Birliği'ne katılan iki üye ülke olan Bulgaristan ve Romanya'nın 1998-2006 yılları arasındaki katılım süreçleri kapsamında uyguladığı dil politikaları değerlendirilecektir. Diğer tarafta ise, halihazırda devam eden Batı Balkan genişlemesinde yer alan aday ülkelerden biri olan Kuzey Makedonya'nın 2006-2020 yılları arasındaki katılım süreci boyunca uygulamaya aldığı veya uygulamaya alması şart koşulan dil hakları incelenecektir. Her iki genişleme dalgasının değerlendirilmesinin ardından elde edilen bulgular esas alınarak dil haklarının değişkenlik gösteren rolü, ulus inşası kuramı ışığında açığa çıkartılacaktır.
Avrupa Birliği'nde göç yönetimi: Üyelik sürecinde Kuzey Makedonya
Bilindiği üzere Avrupa Birliği'nin genişlemesi açısından Batı Balkan (Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Kosova ve Kuzey Makedonya) coğrafyası önem taşımakta olup üyelik sürecinin tamamlanmasını istediği bölgelerdendir. Bu coğrafyada yer alan Kuzey Makedonya 2004 yılında üyelik başvurusunda bulunmuş, 2005 yılında ise AB Konseyi tarafından adaylık statüsü garanti edilmiştir. Fakat ülkenin dış politika ve ekonomik sorunları, AB İlerleme raporlarına uyum sürecinde yaşanan problemler üyelik sürecini aksatmıştır. Lakin Yunanistan ile yaşadığı isim anlaşmazlığı sorunu Prespa Anlaşması ile çözülmüş, bu da ülkeni adaylık statüsüne daha da yakınlaştırmıştır. Kuzey Makedonya'nın Avrupa Birliği'ne girişte transit olarak kullanılması Birliği güvenlik konusunda endişelendirmiş ve 2015 yılı Kuzey Makedonya'nın sınır kapılarını kapatmağa kadar gitmiştir. Bu çalışmada göçe ilişkin temel kavramlar açıklandıktan sonra AB'nin göç yönetim politikası bağlamında Batı Balkanlara genişleme süreci incelenmiş ve Kuzey Makedonya'nın üyelik sürecinde karşılaştığı sorunlara değinilmiştir. Tez, Kuzey Makedonya'nın transit göç yolu üzerinde olmasının AB üyelik sürecine etkisinin incelenmesi amacıyla yazılmıştır. Bu amaçla çalışmada göç konusuyla ilgili olan kitap, dergi, rapor, makale vb. kaynaklara ayrıntılı literatür taraması neticesinde ulaşılmıştır. Aynı zamanda tez konusunun daha derinden incelenmesi için Üsküp'te sivil toplum kuruluşlarından Legis'in genel sekreteri Jasmine Rejebi ile, University St.Kliment Ohridski Faculty of Security'ten Trpe Stojanovski ile mülakatlar yapılmıştır. Bütün bu araştırmalar ve okumalar tezin hipotezinin meydana getirilmesinde ve biçimlendirilmesinde büyük rol oynamıştır.
Avrupa Birliği'nin dijital toplum oluşturma sürecindeki strateji belgeleri ve bölgesel politikaları
Dijital teknolojiler; günlük hayatı, çalışma ve iş yapma şeklini, insanların seyahat etme, iletişim kurma ve birbirleriyle ilişki kurma biçimini değiştirmektedir. Bütün dünyada olduğu gibi Avrupa Birliği de bir dijital dönüşüm yaşamaktadır. Bu tez çalışması, Avrupa Birliği'nin dijitalleşme durumunu hem kendi içinde hem de Japonya, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Kore gibi küresel aktörlerin karşısında gözler önüne sermeyi, Avrupa Birliği'nin dijitalleşme sürecindeki temel sorunlarını ortaya koymayı ve Avrupa Birliği'nin dijitalleşmesi ile ilgili hazırlanan dokümanların dijitalleşme ile ilgili içerik analizi yöntemi ile incelenmesini amaçlanmaktadır. Dört temel bölümden oluşan tez çalışmasında, dijital toplum kavramı ve bu kavram kapsamında Dijital Ekonomi ve Toplum Endeksi ve Uluslararası Dijital Ekonomi ve Toplum Endeksi verilerine dayanılarak üye ülkelerin performansları incelenmiş ve Avrupa Birliği'nin dijitalleşmesi ile ilgili yayımlanan dokümanların analizi yapılmıştır. Avrupa Birliği'nin dijitalleşme yolunda çeşitli politikalar uyguladığı, bu politikaların birçoğunda başarılı olduğu ancak Avrupa Birliği'nin dijitalleşme düzeyinin küresel boyutta henüz yeterli olmadığı belirtilmiştir. Avrupa 2020 ve Lizbon Stratejisi'nin dijitalleşme konusunda bölgelere olan etkisi ele alınmıştır. Analiz sonucunda ise, analiz kapsamında ele alınan dokümanlardan elde edilen kodların tekrarlama sıklıklarının ve dokümanlarda yer alma sayıları yıllara göre belirlenmiştir. Tezin sonuç kısmında ise Avrupa Birliği'nin dijitalleşmesi ile ilgili gelecekte yapılacak çalışmalarda birtakım önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Dijital Toplum, Bölgesel Politika, Avrupa 2020 Stratejisi, Dijital Tek Pazar.
Avrupa Birliği çevre politikası çerçevesinde Avrupa 2020 stratejisinde iklim değişikliği ve çevre hedefleri
Bu çalışma Avrupa 2020 Stratejisi bağlamında Avrupa Birliği'nin çevre politikalarını, iklim değişikliği ve çevre hedeflerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Avrupa 2020 Stratejisi'nin gerçekleşme nedeni iklim değişikliği, küreselleşme ve Avrupa genç nüfusunun azalmasıdır. Bakıldığında iklimsel olarak yaşanan değişimlerin AB'de birtakım kırılganlıkların ortaya çıkmasına neden olabileceği görülmektedir. Örnek vermek gerekirse kıyı bölgelerinde sel facialarını arttırması ya da Akdeniz bölgesinde kuraklığa neden olması muhtemel sonuçlar arasında değerlendirilmektedir. Söz konusu gelişmeler çerçevesinde Avrupa Birliği'nde ekonomik ve sosyal açıdan var olan dengesizliklerin derinleşmesi öngörülmektedir. Bu yönde olumsuz bir tablonun ortaya çıkması ile birlikte AB sınırları içerisinde mevcut kaynakların çok daha verimli bir şekilde kullanılmasına yönelik teşviklerin gerçekleştirilmesiyle iklim değişikliğe mücadelede etkin artışının sağlanması ve sera gazı salımının azaltılmasına destek verilmesi mutlak gerçekleşecektir. 2020 Stratejisine ek olarak AB tarafından oluşturulmuş 2050 yılına dek izlenecek enerji yol haritası çerçevesinde sera gazı salımlarının %80-95 aralığında düşürülmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa 2020 Stratejisi, Küresel İklim Değişikliği, Çevre.
Realist perspektife göre Avrupa güvenliğinin kurulumunda AGSP-NATO karşılaştırılması
Avrupalı devletler hem iç savaşlardan hem de iki büyük dünya savaşından dolayı büyük zarar görmüştür. Hem girdikleri zararı temin etmek hem de Soğuk Savaşta savunmasız kalmamak için İkinci Dünya Savaşı sonrasında bütünleşme sürecine ihtiyaç duymuşlardır. Ancak üzerinde sürekli savaş yaşanan bir kıtanın hemen askeri ve siyasal bir bütünleşme sürecine girmesi çok mümkün gözükmemektedir. Bundan dolayı ekonomik bütünleşme sürecine giren Avrupalı devletler güvenliklerini ekonomik yetersizlikten dolayı NATO'ya teslim etmek durumunda kalmıştır. Soğuk Savaş boyunca NATO, Avrupa güvenliğinden sorumlu tek örgüt olmuştur. Soğuk Savaş sonrasında ise değişen uluslararası şartlar Avrupa Birliği'ni ortak güvenlik ve savunma politikası oluşturmaya itmiştir. NATO, AB'nin ortak güvenlik politikası oluşturma girişimleri karşısında endişe duymuştur. Bu bağlamda NATO ve Avrupa Birliği ilişkisi, uluslararası ilişkileri güç ve çıkar kavramları üzerinden inceleyen realizm teorisi kullanılarak incelenmiştir. Bizim bu tezde amacımız, AB'nin neden ortak güvenlik ve savunma politikasına ihtiyaç duyduğunu tartışmaktır. Amacımız NATO ile AB'nin rakip mi yoksa ortak mı olduğu sorusunu realist perspektife göre cevaplamaktır. Anahtar Kelimeler: NATO, Avrupa Birliği, Realizm, Soğuk Savaş, Güvenlik
Birleşik Krallık kamuoyunun AB'ye yönelik tutumlarına etki eden faktörler
Avrupa Birliği zor günlerden geçiyor. Maastricht Anlaşmasına kadar kamuoyu Avrupa entegrasyonuna karşı görece daha ilgisizken, bu durum her geçen gün entegrasyon aleyhine değişmekte. Avrupa'da artık sıradan vatandaşlar AB konusuna eskisi kadar ilgisiz değiller ve bu ilgi artışı AB'nin kurumsal geleceğini giderek sorgulatmaya başlamaktadır. Bu noktada AB'ye yönelik tutumlara etki eden faktörlerin incelenmesi büyük önem arz etmektedir. AB birbirinden çeşitli düzeylerde farklı kültürel, ekonomik, siyasi geçmişi olan toplumlardan oluştuğu için tüm AB genelinde Birliğe yönelik tutumlara etki eden faktörleri incelemek yerine, Birleşik Krallık örneği üzerinden söz konusu faktörlerin incelenmesi bu tezin araştırma kapsamını oluşturmaktadır. Bu tercihte Birleşik Krallık'ın AB genelinde yaygın bir şekilde AB'ye en şüpheci yaklaşan üye devlet olarak bilinmesi etkili olmuştur. Bu doktora tezi araştırmasında Birleşik Krallık kamuoyunun AB'ye yönelik tutumlardan AB desteği (EU support) tutumuna yön veren faktörlerin neler olduğunu incelemek için Eurobarometer (EB), European Values Study (EVS), European Social Survey (ESS), British Social Attitudes (BSA) araştırmalarının en güncel veri setleri beş ayrı lojistik regresyon modeliyle test edilmiştir. Beş modelin lojistik regresyon bulgularının karşılaştırılması sonucunda literatürde sıkça yer alan faktörlerden AB desteğini en çok ekonomik beklentilerin olumlu olması, Avrupa kimliğinin benimsenmesi, demokrasiden memnuniyet gibi pozitif algılar başlıca etkiye sahip faktörler olarak belirlenmiştir, göçün ekonomiye ve kültüre negatif etkisi ise bu desteğin azalmasını sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: AB desteği, AB karşıtlığı, Brexit, Ekonomik Oy Verme, Kimlik, Göç, Medya, Partiler.
Bosna Hersek'in devlet işleyişinde Avrupa Birliği'nin rolü
Bosna Hersek Avrupa coğrafyasında dehşetli bir savaş sonucunda 1995 Dayton Barış Anlaşması ile kurulmuş birçok yönleriyle diğer ülkelere göre oldukça farklılık arz eden bir devlettir. Bosna Hersek'te üç kurucu halk olarak kabul edilen Boşnak, Sırp ve Hırvatların "çıkarları" göz önünde bulundurularak bir devlet mekanizması ortaya çıkarıldığından daha çok ülkedeki barışı sağlamak üzere tesis edilmiş, bir anayasal anlaşma söz konusudur. Fakat bugün Bosna Hersek'te barış, savaşın yokluğundan daha fazlasını ifade etmemektedir. İşlemeyen devlet mekanizmasının sorunları birçok alana yansımaktadır. Genelde ülke içinde ve dış aktörler tarafından anayasal reform yapılması konusunda uzlaşılsa da bu reformların ne şekilde ve nasıl yapılacağı önemli sorunlardan birini teşkil etmektedir. Dolayısıyla çalışmada, bu bağlamda Bosna Hersek'in reformlar gerçekleştirebilmesinde etkili olabilecek olan AB'nin ne derece, nasıl katkıda bulunacağı ya da gerçekten bulunup bulunamayacağı analiz edilmiş ve böylece AB'nin Bosna Hersek'in devlet inşasında bu reformların önemli rolü üzerinde durulmuştur. Buna ek olarak, AB ile organik bağı olan Yüksek temsilcinin bunda etkisi değerlendirilmiştir. Özellikle ülkedeki vatandaşlık krizi, 2010 seçimlerden sonra ki hükümet krizleri, Sejdić-Finci Davası ve BSC'nin yargı referandumu üzerinde AB'nin etkisi ele alınmıştır. Bu örnek olaylar üzerinde değerlendirildiğinde AB'nin Bosna Hersek üzerinde etkisi olduğu muhakkaktır. Fakat AB'nin sorunların çözümüne yaklaşımı ve etki düzeyi ise oldukça tartışmalıdır.
Avrupa Birliği'nin enerji politikası ve enerji arz güvenliği ekseninde Türkiye'nin rolü
Enerji modern bir toplumdaki insanın yaşam kalitesi üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Dünyada artan nüfus ve ekonomik faaliyetler enerji talebini de artırmakta ancak günümüzün temel enerji kaynağını oluşturan fosil yakıtların, limitli rezervleri ile az sayıdaki ülkenin kontrolünde bulunor olması, bu kaynağa ihtiyaç duyanların enerji arz güvenliği sorununun oluşmasına yol açmaktadır. Küresel enerji ticaretinin halen en büyük ithalatçısı konumunda bulunan Avrupa Birliği (AB) bugün ihtiyaç duyduğu enerjinin yarısından fazlasını dış kaynaklardan sağlamaktadır. Rusya açık ara en büyük tedarikçi konumundadır ve bu durum enerji arz güvenliği için önemli bir risk olarak değerlendirilmektedir. Gelişen ekonomisi ve artan nüfusuyla Türkiye, üyeliğine aday olduğu AB gibi dış enerji kaynaklarına yüksek oranda bağımlıdır ve enerji arz güvenliğini sağlama çabası içindedir. Ayrıca, izlediği enerji politikası ve boru hatları stratejisiyle bölgenin enerji dağıtım merkezi olma hedefindedir. Diğer taraftan da jeostratejik konumu sayesinde, AB için ihtiyaç duyduğu Kafkaslar, Hazar, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon projelerini hayata geçirebilecek potansiyele sahip bir ülkedir. AB'nin 'Enerji Güvenliği Strateji Belgesi'nde yeri, enerji kaynaklarının alternatif iletim yolu olarak enerjide iş birliği kurulması gerekli stratejik ülkelerden biri olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada, AB'nin enerji arz güvenliği politikasında Türkiye'nin rolü ve önemi betimsel yöntemlerle araştırılacaktır. Bununla birlikte tarafların izlediği enerji politikaları arasındaki uyumun ikili ilişkilerin geleceği üzerine etkisi değerlendirilerek sürece katkı sağlayıcı politika önerilerinde bulunulması amaçlanmıştır.
Avrupa Birliği'nin değişen şartlılık siyaseti: Batı Balkanlar denklemi
Bu tezde, AB'nin şartlılık politikasının içerik olarak farklı uygulanış şekli, Merkezi ve Doğu Avrupa genişlemesi ve Güneydoğu Avrupa (Batı Balkanlar) genişlemesi süreçlerinde ve üye ülke-aday ülkeler arası perspektifte dikkate alınarak yapılmaktadır. AB'nin şartlılık politikasını uygulama kapasitesi değerlendirildiğinde, bu kapasitenin, ülkelerin AB ile ilk ilişki kurduğu dönemdeki uluslararası konjonktürdeki farklılıklar, AB'nin her dönem için gelişen kurumsal yapısı ile güvenlik ve ekonomik ilişkili kaygıları ve AB içerisinde öne çıkan üye devletlerin siyasi tercihleri ile birebir ilişkili olduğu görülür. Buna bağlı olarak, şartlılık politikasının ortaya konduğu ilk zamandan bu yana stratejik bir şekilde ve önemli oranda değişikliğe uğradığı savunulmaktadır. AB'nin ve üye devletlerinin siyasi kontrolüyle şekillenen bir genişleme politikasının Komisyonun her üyeyi Kopenhag kriterleri gibi benzer şartlar altında ve kendi süreçlerinde başarı odaklı değerlendirmesinden uzaklaşmakta ve jeopolitik unsurları, genişleme konusunda üyeler arasındaki dağıtımsal çatışma ile veto yetkisi süreçlerini ve AB üzerinden uluslararası sistemde siyasi irade belirleme çabalarını gözardı etmeyen bir teori olan Liberal Hükümetlerarasıcılığın (LH) genişleme açılımı önem kazanmaktadır. Son olarak bu tez, 2014 Berlin Süreci kapsamında Batı Balkanlar genişleme sürecinde gelinen güncel aşamayı değerlendirmekte, Batı Balkanlara üyelik perspektifi verilen 2025 yılından önce AB'nin her alanda özellikle Sırbistan ve Kosova ilişkilerinde stratejik adımlar atması gerektiği sonucuna varmaktadır. Çalışmanın disipline katkı çabası, AB-aday ülkeler çerçevesindeki şartlılık politikası çalışmaları ile AB dış politikası eksenli genişleme çalışmalarını tarihsel bir içerik sunarak bütünleştirmeye çalışmasından ileri gelmektedir.
AB üyeliği sonrasında Bulgaristan dış politikasında Rusya faktörü
Bu tezde, Rusya'nın Bulgaristan'ın AB üyeliği sonrası dış politikasına etkisi analiz edilmektedir. 10 Kasım 1989 yılında Todor Jivkov'un istifasıyla birlikte BKP rejiminin yıkılması, Bulgaristan'da önemli bir dönüşüm sürecinin başlamasına yol açmıştır. Bu dönem Bulgaristan'ın, hegemonik düzene eklemlenme çabasıyla şekillenmiştir. Soğuk Savaş boyunca "öteki" olarak tanımlanan kutup ile bütünleşme çabası, Bulgaristan'ın kimlik ve çıkarlarının yeniden inşasını gerekli kılmıştır. Bu bağlamda ülke, askeri güvenliğini sağlamak için NATO, ekonomik güvenliğini sağlamak için AB üyeliğini dış politika gündeminin ön sıralarına taşımıştır. Kapitalist üretim biçiminin küreselleşmesiyle birlikte ortaya çıkan toplumsal güçler (sermaye sınıfı) ülke dış politikasında daha fazla söz sahibi olmaya başlamış, devlet kapasitesinde otoriter rejimin çöküşüyle ortaya çıkan boşluk, neoliberal piyasa reformunun arzu edilen düzeyde demokratikleşmeyi sağlamasının önüne geçmiştir. Üyelik koşullarını yerine getirmekten uzak olmasına rağmen Bulgaristan, Karadeniz'deki jeostratejik önemi dolayısıyla AB'ye kabul edilmiş ve AB ilk kez şartlılık ilkesini, aday ülkenin üyelik sonrası sürecini kapsayacak şekilde (extended conditionality) genişletmiştir. Bu durum, AB'nin Bulgaristan üzerindeki normatif gücünü sınırlamaktadır. Tezde öne sürülen temel argüman, Rusya'nın AB üyeliği sonrasında da Bulgaristan dış politikasında hala oldukça önemli bir aktör olduğudur. Söz konusu önem, Rusya'nın ülke kolektif hafızasında işgal ettiği yerin yanı sıra, Bulgaristan'daki kilit sektörlerdeki yatırımları ve zorlayıcı diplomasi aracı olarak kullandığı enerji kaynaklarından ileri gelmektedir. Rusya'nın ayrıca, Bulgaristan'ın AB ile olan ilişkilerinde önemli bir kaldıraç görevi görmesi de, ülkenin dış politikasındaki önemini arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: AB, Bulgaristan, Dış Politika, Rusya
Gümrük Birliği'nin modernizasyonu: Türkiye, Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık ilişkilerinde yeni bir yol haritası
Son yüzyıl içerisinde dengeli ve kaliteli bir ekonomik büyümenin elde edilmesinde dış ticaretin, net mal ve hizmet ihracatı, katkısının önemi giderek yaygınlaşmaktadır. Bu Türkiye için de geçerlidir. Söz gelişi 2019-2023 dönemi için hazırlanan On Birinci Kalkınma Planı verimliliği odağına alan, sanayi sektörünün başat rol üstlendiği, ihracata dayalı istikrarlı bir büyüme modeli çerçevesinde belirlenmiştir. Son dönemde Türkiye'nin dış ticaret gündemini meşgul eden konuların başında Avrupa Birliği-Türkiye Gümrük Birliği'nin modernizasyonu ve Brexit sonrası Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki yeni ticaret rejimine ait belirsizlik yer almaktadır. Bu çalışma, biri Birliğin müzakere sisteminde karşılaştığı engellere ve uyuşmazlıklara rağmen aday ülke perspektifini kaybetmek istemeyen, diğeri yaklaşık otuz dört aylık oldukça yoğun ve karmaşık bir sürecin sonucunda Avrupa Birliği'nden ayrılmayı başaran geleneksel ve güçlü bağlara sahip iki ülke arasında Brexit sonrası yeni ilişkilere odaklanmaktadır. Doğrusu Türkiye'nin Gümrük Birliği deneyiminden elde ettiği bilgilerin Birleşik Krallık ile tesis edeceği gelecek ilişkilerine kılavuzluk edeceği akıl süzgecinden geçirilmektedir. Çalışma kapsamında 2019 yılında Birleşik Krallık'a en fazla ihracat yapan Türk firmalarına yönelik düzenlediğimiz anket araştırması sonunda elde edilen bulgu ve yorumlar da bahse konu sürece ışık tutmaktadır.
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği sürecinde lobi faaliyetleri
Farklı aktörlerin AB kurumlarına yönelik lobi çalışmaları, üye ülkelerden Birlik kurumlarına yetki aktarımına paralel olarak, zaman içinde artış göstermiştir. Geniş bir yelpazeden birçok farklı grup, AB düzeyinde lobi çalışmaları yürütmektedir. Bu tezin amacı sosyal inşacı bir perspektifle, bir AB adayı ülke sıfatıyla Türkiye'nin ekonomik ve siyasi aktörlerinin AB düzeyinde yürüttüğü lobi çalışmalarını ve bu çalışmaların hangi koşullarda etkili olabildiğini ortaya koymaktır. Tezde, AB adaylık süreci neredeyse 20 yıla ulaşan ve bu yönüyle özgün bir örnek olan Türkiye'den dört sivil toplum kuruluşu ve iki siyasi partinin 1997-2017 yılları arasındaki lobi çalışmalarına odaklanılmıştır. Yapılan inceleme, grupların faaliyet raporları, basın bültenleri, seçim bildirgeleri gibi dokümanlarının yanı sıra, grup temsilcileriyle, lobi çalışmalarının muhatabı olan AB kurumlarından bürokrat ve politikacılarla ve konunun uzmanlarıyla yapılan derinlemesine mülakatlara dayandırılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, incelenen aktörlerin lobi çalışmalarının Türkiye-AB ilişkilerindeki dalgalanmalardan etkilendiği görülmüştür. Fakat Türkiye'nin üyelik sürecinden ziyade kendi çalışma alanına odaklanıp, bu alanda teknik düzeyde lobi yapan ve özellikle ulusüstü çatı kuruluşlar düzeyinde sosyalizasyonunu gerçekleştiren gruplarda bu etkinin azaldığı saptanmıştır. Diğer yandan tezde incelenen grup türleri arasında tipolojik bir ayrıma gidilmiş ve sivil toplum kuruluşlarının siyasi partilere kıyasla, AB düzeyinde daha etkili lobi çalışmaları yürüttüğü sonucuna ulaşılmıştır.
Sınır ötesi tarım yatırımları ve küresel tarım yatırımlarının geleceği
İnsan neslinin devamı için kritik öneme sahip olan çiftçilik, dünyanın en eski mesleklerinden birisidir. Beslenme ihtiyacını gidermek için ilk çağlarda doğada hazır bulduğu gıdalarla hayatını sürdürmeye çalışan insanoğlunun yaşamında tarımın keşfi ile köklü değişiklikler meydana gelmiştir. Yerleşik hayata geçişle birlikte insanların yaşam konforu ve toprağa bağımlılığı artmıştır. Birincil sektör olması nedeniyle ülkelerin gelişmesi ve kalkınması için bir köprü vazifesi gören tarım sektörü, gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak tüm ülkelerin ekonomik hayatlarında önemli bir yere sahiptir. Stratejik önceliği olan tarım sektörü ülkelerin ekonomik, ticaret, siyaset ve uluslararası ilişkiler alanında da önemli bir yere sahiptir. Dünyadaki nüfus artışı, gıda talebindeki artış, iklim değişikliği, ekilebilir alanların daralması, tüketim alışkanlıklarının değişmesi, tarım arazilerinin tarım dışı amaçlar için kullanılmaya başlanması, jeopolitik riskler ile toprak ve su kaynakları üzerindeki baskılar gıda güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. 2008 yılında, kuraklığın neden olduğu küresel gıda krizi, birçok ülke için ulusal tarım politikalarının yeniden gözden geçirilmesini zorunlu hale getirmiş ve gıda güvenliğinin ulusal politikanın önemli bir parçası haline gelmesini sağlamıştır. Ülkeler üretim yapabilmek için yeni tarım arazileri bulma arayışı içine girmişlerdir. Bu çerçevede ülke sınırları dışındaki topraklarda tarım arazisi satınalma veya uzun dönemli kiralama yönündeki talepler artmaya başlamıştır. Sınır ötesi tarım yatırımlarının krizden sonra hızlanması, krizin fırsata dönüştürülmesi yönünde atılmış çok önemli bir adımdır.
Avrupa Birliği'nde bilgi kayıt sistemlerinin göç yönetimi üzerindeki etkisi
Avrupa Birliği'nde kurucu ve tali antlaşmalar aracılığı ile göçmen ve sığınmacılara ilişkin üye devletler arasında ortak bir politika oluşturmak ve üye devletlerle bu alanda yakın iş birliği yapmak Birliğin geleceği açısından belirgin bir öneme sahiptir. Ancak birtakım oldukça önemli ortaklaşmalar ve işbirlikleri olsa da, Avrupa Birliği henüz tam anlamıyla ortak bir göç ve sığınma politikası oluşturma aşamasına gelememiştir. 2015 yılındaki beklenmeyen göçmen krizi, Avrupa Birliği dış sınırlarında pek çok sorununun yaşanmasına sebep olmuştur. Bu sorunların yaşanmasında pek çok neden olsa da, günümüzde Avrupa Birliğinde var olan sınır bilgi sistemlerinin göç yönetiminin sağlanmasında ne kadar etkili olduğu veya nerelerde yetersiz kaldığı önemli bir yere oturmuştur. Dünya üzerinde insanlar tarih boyunca pek çok sebepden göç etmiştir. Dünya'nın farklı noktalarında, farklı zamanlarda yaşanabilecek olumsuzluklar göçmen akınları için kaynak oluşturmaya devam edecektir. Muhtemel durumda Birlik bir sonraki olabilecek göçmen krizine ne kadar hazırlıklıdır? Bu tezin amacı, Avrupa Birliği dış sınırlarının korunması için günümüzde kullanılan bilgi sistemlerinin araştırılması ve eksiklerin tespit edilmesidir. Bu süreçte çeşitli istatistiklerden yararlanılarak, söz konusu sistemlerin göç yönetimi üzerindeki etkisi değerlendirilecek ve çözüm önerileri sunulmaya çalışılacaktır. Bu çalışmayı önemli kılan bir husus bu konuda Türkiye'de detaylı bir çalışmanın olmamasıdır. Kapsamlı bir sınır bilgi sistemi sadece Avrupa Birliği için değil tüm devletlerin göçmen ve sığınma politikalarının oluşturulması açısından önemlidir. Ayrıca çalışmada görüldüğü üzere göçmen ve sığınmacı girişleri kontrol altına alınabilirse terör bağlantıları kopartıldığından sınırlar içinde iç güvenlik ve özgürlük de güvence altına alınabilecektir. Bu nedenle dış sınır güvenliğinde bilgi kayıt sistemleri sadece AB için değil, sınır güvenliğine önem veren devletler için de önemlidir.
Erasmus plus programının dil edinimi ve kültürel bütünleşme üzerine etkileri
Küreselleşmenin getirdiği bütüncüllük ve Avrupa Birliği'nin çoğulculuk politikasının bir sonucu olarak farklı kültürlere ve farklı dillere mensup bireylerin birlik ve uyum içerisinde yaşaması kültürel bütünleşmeyi ve çok dilli bireylerin yetişmesini mümkün kılmıştır. Erasmus Plus Programı ile öğrenci değişim programına katılan öğrencilerin farklı bir ülkede farklı kültürlerle bir arada bulunması hem kültürel bütünleşmeye hem de dil edinimine imkân sağlaması açısından oldukça önemlidir. Erasmus Plus Programı ile farklı ülkelere seyahat ederek burada en az bir dönem yaşama ve eğitim alma fırsatı bulan öğrenciler çeşitliliğe saygı duyarak hem farklı kültürleri tanıyabilmekte hem de dil edinimlerini gerçekleştirebilmektedirler. Bu çalışmada, Erasmus Plus Programına katılan öğrencilerin dil edinimi ve kültürel bütünleşme açısından gelişimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Avrupa Birliği'nin eğitim, dil ve kültür politikaları çerçevesinde Erasmus Plus Programının dil edinim sürecine katkı sağlayıp sağlamadığı ve kültürel bütünleşme üzerine etkileri analiz edilmiştir. Bu çalışma, Erasmus Plus Programına katılmış öğrencilerin demografik profillerinin yanı sıra Erasmus Plus Programı ile ilgili kanaatlerinin ve dil edinimi ve kültürel bütünleşme açısından durumlarının bir resmini sunmaya çalışmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın teorik kısmını, AB Eğitim, Dil ve Kültür Politikaları, AB Gençlik ve Eğitim Programları ve Erasmus Plus Programı, Dil Edinimi ve Kültür konuları üzerine çalışmalar oluşturmaktadır. Araştırmanın bölümünde ise Erasmus Plus Programına katılan öğrencilere uygulan anket sonucunda elde edilen veriler betimleyici araştırma yöntemi ile sunulmuştur. Araştırmanın evrenini Türkiye çapındaki çeşitli üniversitelerin çeşitli bölümlerinden bugüne kadar Erasmus Plus Programına katılmış ve farklı ülkelerde eğitim almış olan 248 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada elde edilen veriler sonucu bulgularda, Erasmus Plus Programının Erasmus Plus Programına katılan öğrencilerde dil edinimi ve kültürel bütünleşme üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin Erasmus Plus Programına katılmadan önceki dil seviyeleri ile Erasmus Plus Programına katıldıktan sonraki yabancı dil seviyeleri karşılaştırıldığında ise yabancı dil seviyelerinin arttığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Erasmus Plus Programı, Dil, Dil Edinimi, Kültür, Kültürel Bütünleşme
Güvenlik politikaları ve NATO ekseninde Avrupa Birliği'nin geleceği
Bu çalışmanın amacı, Avrupa Birliği'nin kuruluşundan günümüze kadar geçen süreçte güvenlik politikalarının inşasında hangi aşamalardan geçtiği, ekonomik entegrasyon ve genişleme süreçlerinde Avrupa devletlerinin gösterdiği kararlılığının güvenlik politikalarının uygulanabilirliği söz konusu olduğunda neden etkili olamadığının tespiti ve bu sürecin Avrupa Birliği'nin geleceğini ne ölçüde etkileyebileceğinin NATO ve ABD'nin güvenlik stratejileri ekseninde değerlendirilmesidir. Avrupa'nın güvenliğini etkileyebilecek her türlü gelişmenin aynı zamanda tüm dünyanın barış ve refahı ile etkileşimde olduğu açıktır. Küresel olarak barışı temin edebilmek, insanların huzurlu ve güven içerisinde yaşamalarını sağlamak için tüm Birlik üyesi ülkelerin azami katkı sağlaması gerektiği gibi, jeostratejik farklılıklara rağmen NATO ve ABD gibi uluslararası örgütler ve devletler ile birlikte mücadele etme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Güvenliğin insanın en temel ihtiyaçlarından biri olduğu fikrinden yola çıkarak Avrupa Birliği'nin geleceğini belirleyecek en önemli faktörün amaca yönelik güvenlik politikalarının tesis edilmesi ve bu politikaların küresel bir konsensüs ile uygulanabilirliğinin sağlanması olduğu değerlendirilmektedir. Bu çalışmada, Avrupa Birliği'nin güvenlik politikalarının sürdürülebilirliğini sağlamada NATO ile işbirliğinin barışın tehdidine verilecek güçlü bir karşılık olduğu, bu aşamada Birlik, savunma ve güvenlik konularında nasıl organize olacağına kendisi karar verirken NATO'nun, Birlik ülkelerini savunmasında temel yapı taşı fonksiyonunu koruduğu tespit edilmiştir.
Avrupa Birliği'nin adalet ve içişleri politikası ile Türkiye'nin uyum süreci: Bir araştırma
Avrupa Birliği (AB)'nin Adalet ve İçişleri Politikalarına Türkiye'nin Uyum Süreci konusu bugün Avrupa Birliği'nin geldiği noktada son derece önem taşımaktadır. Avrupa Birliği'nin amacı siyasi bütünleşme olup ekonomik birlik esasen bu amaca giden bir araç durumundadır. Ekonomik birlikte, hukuki birliğin önemini anlamış bir Avrupa Birliği anlayışı ile üye ve aday ülkelerin hukuki mevzuatının birlikle uyumlu olması ana koşuldur. Bu nedenle adalet ve içişleri politikaları, Avrupa Birliği'nin varlığını korumakta ve geleceğini garanti altına almaktadır. Bu çalışmayla; Avrupa Birliği'nin kurulma gayesi, yapısı ve gelişimi konusu irdelenip, Türkiye'nin İçişleri ve Adalet Politikalarına uyum sürecinin incelenmesi, yapılan anket çalışması ile katılımcıların insan hakları, siyasal ilişkiler, adalet sistemi, dış politikalar ve benzeri konularda görüşlerinin alınması, bunların uyum sürecine olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma sonucunda; Türkiye'nin AB'ye uyum süreci içerisindeki attığı adımların yeterli olduğu, olası AB üyeliğinin desteklendiği; ancak üyelik konusunda umutsuz olunduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Avrupa Birliği'nin yenilenebilir enerji politikasında güneş'in payı: Almanya-Türkiye karşılaştırmalı analiz
Fosil yakıtların hızla tükenmesinden dolayı dünyadaki çoğu ülke yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelerek yenilenebilir enerji politikaları oluşturmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının çevre dostu olup sürdürülebilirliği sağladığından ve dışa bağımlılığı azalttığından dolayı önemi gün geçtikçe artmaktadır. AB enerji tüketiminde dünyada ikinci sırada yer almakta ve enerji ithalatında da birinci sıradadır. Dolayısıyla AB üyesi ülkeler son yıllarda yenilenebilir enerji alanında araştırmalarını arttırmaktadır. Güneş enerjisi tüm yenilenebilir enerji kaynaklarının kökeni olup tükenmeyen bir enerji kaynağı olduğu için diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına göre daha üstün özelliklere sahiptir. Almanya güneş enerjisinde dünyada lider ülkeler arasındadır. Ayrıca 2050 yılında elektriğin %80' ini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamayı hedeflemektedir. Almanya yenilenebilir enerji alanında sağladığı başarılarla beraber en çok kurulu güneş paneline sahip bir ülkedir. Avrupa'nın en temiz ve sürdürülebilir enerji pazarı da buradadır. Üyelik sürecinde olan Türkiye için AB'nin enerji politikalarını, kaynaklarını ve hedeflerini bilmek önemlidir. Ekonomik dengeyi kurmak ve olası üyelik durumunda enerji alanında yapılan antlaşmalar Türkiye için önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada, Türkiye iklim özellikleri açısından Almanya'dan daha fazla güneşli gün sayısına sahip olmasına rağmen güneş enerji kullanımını önleyen gerçeklerin ne olduğu incelenmiştir. Avrupa karanlık bir bölge olup güneş enerjisini kullanabiliyorken Türkiye'nin aydınlık bir bölgede yer alıp neden güneş enerjisini kullanamadığı ve Türkiye'nin güneş enerjisini etkin kullanamamasının idari, hukuki, teknik, ekonomik ve politik nedenlerinin ne olduğu araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: AB Yenilenebilir Enerji Politikası, AB Güneş Enerjisi, Almanya ve Türkiye Güneş Enerjisi.
Avrupa Birliği ülkelerine ve Türkiye'ye sığınan Suriyeli sığınmacılara sunulan psikolojik destek hizmetlerinin karşılaştırılması: Yunanistan ve Türkiye örneği
Arap Baharı'nın etkisiyle Mart 2011'de Suriye'de Esad yönetimine karşı demokrasi yanlısı hareketler başlamıştır. Yaşanan olaylar zamanla Suriye İç Savaşı haline dönmüştür. Yaşanan iç savaş da zamanla yerel olmaktan çıkıp uluslararası bir olay halini almıştır. Yıllar içerisinde Suriye nüfusunun %21'inden fazlası yaşadığı yerleri terk etmek durumunda kalmıştır (Stratejik Ortak, 2018). Başka ülkelere sığınmak isteyen Suriyeli sığınmacılar gittikleri yerlerdeki yerleşikleri de çeşitli şekillerde etkilemişlerdir. Hem savaştan kaçmanın hem de yeni bir yere yerleşmenin zorluklarından dolayı bu kişilerin biyolojik ve ekonomik ihtiyaçlarının yanı sıra psikolojik ihtiyaçlarının da olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda da ev sahibi ülkeler gelen Suriyeli sığınmacılara yönelik hem uluslararası anlaşmalar kapsamında hem de kendi inisiyatiflerini kullanarak çeşitli hizmet modelleri geliştirmişlerdir. AB, Suriyeli sığınmacılara Yunanistan içerisinde çeşitli hizmetlerin sağlanması amacıyla Nisan 2018'e kadar 605.3 milyon Avro tutarında mali destek sağlamıştır ve bu sayede Yunanistan'da 50 bin civarında Suriyeli sığınmacının giderleri karşılanmıştır (European Commission, 2018). Türkiye'de ise savaştan kaçıp gelen 3.5 milyondan fazla Suriyeli yaşamaktadır. AB, yalnızca Suriyeliler için kullanılmak üzere Türkiye'ye 3 milyar Avro göndereceğine söz vermiş ama tamamını henüz yollamamıştır. Türkiye ise sadece kendi başına Suriyeli sığınmacılara toplamda 35 milyar Dolar harcamıştır (Mülteciler Derneği, 2019). Bu tez çalışmasında Türkiye ve AB'ye geçiş için en çok kullanılan ülke olan Yunanistan'daki Suriyelilere yönelik gerçekleştirilen psikolojik destek hizmetleri incelenmiştir.
Avrupa Birliğinin göç sorunu ve Türkiye ile ilişkilerinde sınır güvenliği
İnsanlık tarihi aynı zamanda göçün de tarihidir. Bu bağlamda, tarihin en erken dönemlerinden beri insan toplulukları doğal afetler, kıtlık, zulüm, baskı, yoksulluk vb. çeşitli sebeplerle bulundukları yeri terk etmek ve başka topraklarda yaşamak zorunda kalmışlardır. Ancak, bu dönemlerde göç, daha doğal ve kendiliğinden bir süreç olarak görülürken, 15. yüzyıldan itibaren tarihte o güne kadar görülmedik bir hıza ve kitleselliğe kavuşmuştur. Bu tarihten sonra üç yüzyıl süreyle, sömürgecilik büyük bir köle transferine girişmiş ve böylece, Amerika ve Avrupa'nın demografik yapıları şekillenmiştir. Bu bağlamda, bir diğer önemli faktör ise sanayileşmedir. Sanayileşmeyle birlikte göçe neden olan sebepler çeşitlenmiştir. Ekonomik ihtiyaçlar, işgücü ihtiyacının karşılanması, siyasi istikrarsızlık ortamları, ulus devlet çağındaki baskıcı rejimler, savaşlar bu yeni dönemin göç oluşturan yeni sebepleri olmuştur. Bu çalışmanın amacı; Avrupa Birliğinin göç sorunu ve geliştirdiği politikaların Türkiye ile ilişkilerinde sınır güvenliğinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda; göç kavramı, göçün nedenleri, Avrupa Birliğinin göçmenler için hedef ülke olma nedenleri, Avrupa Birliğinin göç politikaları, Türkiye ile ilişkilerinde sınır güvenliği ile ilgili literatür incelenmiştir. Sonuç olarak göç gerçekleşen ülkeler arasında ve transit ülke konumunda olan ülkeler için çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Göçün neden olduğu sorunların önlenmesi için uluslararası işbirliğinin yapılması, yapılan işbirliklerinin geliştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kadınların siyasal katılımı: Avrupa Birliğine üye ülkeler ve aday ülke Türkiye karşılaştırması
Kadınların toplumsal, ekonomik ve sosyal alanda var olduklarını kanıtlama çabaları ve bu çabaların ürünü olan hak talepleri tarihte Fransız Devrimi'ne dayanmaktadır. Dünya üzerinde bütün bireylerin ve dolayısıyla cinsiyetlerin birbiri ile eşit olduğunu temel alarak başlayan mücadelenin, kadın hareketinin, bugün önemli ölçüde mesafe kat ettiği görülse de kadınların cinsiyetler arası eşitsizliğe maruz kalmaya devam ettiği alanlar da hala oldukça fazladır. Bunların başında ise siyasal alan gelmekte; siyasal partiler de bu alandaki en önemli platform olarak karşımıza çıkmaktadır. Siyasal partilerin siyasal alandaki vazgeçilemez öneminden hareketle çalışmada, kadınların siyasal katılımı, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde karar alma süreçlerine etki eden siyasal partilerdeki konumları üzerinden ele alınarak, bu ülkeler ile aday ülke Türkiye'nin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda çalışma kapsamında öncelikle siyasal katılım ve kadınların siyasal katılımı açıklanmakta; ardından Avrupa Birliği'nin bu konuya yaklaşımı, yasal düzenlemeleri ve üye ülkelerdeki durum incelenerek bu incelemede kadınların siyasal katılımı konusunda öne çıkan ülkeler detaylandırılmaktadır. Son olarak aday ülke statüsündeki Türkiye değerlendirilmektedir ve incelenen Birlik ülkelerindeki düzenlemeler de göz önünde bulundurularak yapılan karşılaştırma ile çalışma sonlandırılmaktadır. Çalışmanın amacı, kadınların seçilme hakkı bağlamında aktif siyasal katılımının Avrupa Birliği üye ülkelerinde ve aday ülke Türkiye'de nasıl bir durumda olduğunun ulusal düzeydeki majör siyasal partilerin üst yönetici konumundaki kadın temsili oranları ve ülkelerde işletilen cinsiyet eşitliği mekanizmaları üzerinden incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada Avrupa Cinsiyet Eşitliği Enstitüsü'nden alınan istatistiki veriler ve Avrupa Birliği Parlamentosu'nun Cinsiyet Eşitliği Komitesi'nin ülke raporları analiz edilmektedir.