321
Arşivlenen Tez
12
DOI Atanmış
4%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Akademik örgütlerde örgüt kültürü ve iş tatmini arasındaki ilişki: "Akdeniz Üniversitesi'nde doktora yapan araştırma görevlilerinin örgüt kültürüne ve iş tatminine yönelik algı ve kanaatleri
ÖZETGünümüzde globalleşen süreç, örgütler arasındaki rekabeti arttırmış ve rekabetortamında ayakta kalabilme çabaları ise beraberinde yeni yönetim felsefelerini ve tarzlarınıgeliştirmiştir. nsanların yönetimine ilişkin klasik yaklaşımlardan vazgeçilerek, insanunsurunun önem kazandığı yeni yönetim yaklaşımları geliştirilmiştir.Günümüz yöneticilerininiş, teknoloji, pazar, üretim, para ve kalite kaygıları duymaksızın öncelikle insan kaygısıduymaları, teknolojiye yaptıkları yatırım kadar sahip oldukları en değerli sermaye olan insanayatırım yapmaları bir zorunluluk halini almıştır.nsan kaynağının örgütsel hedefler doğrultusunda en etkili ve en verimli şekildekullanılmasında, çalışanların ihtiyaçlarının giderilerek iş tatminlerinin ve örgütebağlılıklarının sağlanmasında, örgüt kültürü, politikalar, kararlar ve örgütsel gelişmelerle ilgiliçalışanların bilgilendirilmesinde iletişim ve çalışanlar arası ilişkiler önemli bir süreç olarakkarşımıza çıkmaktadır. Bu süreçte halkla ilişkiler ve insan kaynakları yöneticilerine önemligörevler düşmektedir. Halkla ilişkiler ve insan kaynakları uygulamalarının etkinliğininarttırılmasında örgüt kültürü ve iş tatmininin rolünü ve önemini ortaya koyan bu araştırmada,örgüt kültürünün ve iş tatmininin analizinde kullanılan alt boyutlar üzerinde durulmuş vearalarında ilişki olup olmadığı araştırılmıştır.Bu genel amaç çerçevesinde, Akdeniz Üniversitesi'nde doktora yapan araştırmagörevlilerinin örgüt kültürü ve iş tatminine yönelik algılama ve kanaatlerine bağlı olarakörgüt kültürü ve iş tatmini arasındaki ilişki tespit edilmeye çalışılmıştır.Birinci bölümde; kültür ve örgüt kültürünün tanımını, özellikleri, örgüt kültürü ileilgili yaklaşımlar, örgüt kültürünü oluşturan öğeler, örgüt kültürü ile ilişkisi bulunankavramlar ve örgüt kültürünün analizinde kullanılan alt boyutlar ele alınmıştır.kinci bölümde; iş tatmini kavramının anlamı ve önemi, iş tatmini kuramları, iştatmininin belirleyici öğeleri, örgütlerde iş tatminini sağlamaya yönelik uygulamalar ve iştatminsizliğinin birey ve örgüt açısından sonuçları incelenmiştir.Çalışmanın son bölümünde, örgüt kültürü ve iş tatmini arasındaki ilişkiyi tespit etmekamacıyla, Akdeniz Üniversitesi'nde doktora yapan araştırma görevlilerinin örgüt kültürüneyönelik algılama ve kanaatleri ile iş tatminine yönelik algılama ve kanaatleri arasındaSpearman Korelasyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre; AkdenizÜniversitesi'nde doktora yapan araştırma görevlilerinin algıladıkları örgüt kültürü ile iştatmini arasında yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur.Sonuç olarak, genç akademisyenlerin örgüt kültürünü algılama ve kanaatlerini iştatmini öğelerinin etkili olduğu, aynı şekilde örgüt kültürü öğelerinin de iş tatminine yönelikalgılama ve kanaatlerini etkilediği ortaya çıkmıştır.
ISO 9001 kalite yönetim sistemi 2000 revizyonu farklılıklarının işgörenlerin kurum kültürü algılarına etkilerinin incelenmesi: Örnek bir işletmede araştırma
Kurum kültürünün, işletme amaçları, stratejileri ve politikaları oluşturulmasında da, bustratejilerin yürütülmesinde de önemli bir etkiye sahip olduğu görüşü, günümüze kadar, bukavramın iletişim ve yönetimle ilgili pek çok konuyla etkileşiminin incelenmesine sebepolmuştur. Ne var ki, yeni yüzüyle bir ?Yönetim Sistemi? olarak karşımıza çıkan ISO 9000serisi standartlarının kurum kültürüyle etkileşimini inceleyen çok az çalışma yapılmıştır.Bu çalışmanın amacı, kalite odaklı kabuğundan sıyrılıp müşteri tatmini sağlamayaodaklı bir ?Yönetim Sistemi? kimliğine bürünmek amacıyla yeniden yapılandırılan ISO 9001Kalite Yönetim Sistemi(KYS) Standardının, kurum kültürü üzerindeki etkisini, böyle birdeğişimi tecrübe etmiş bir kurumun çalışanlarının algılaması düzeyinde tespit etmek vesonuçların personelin demografik özellikleriyle ilişkisini incelemektir.Bu amaçla, çalışmanın ilk bölümünde kurum kültürü, ikinci bölümünde ?KaliteYönetimi? kavramı ve ISO Standardlarıyla ilgili bilgilere yer verilmiş, üçüncü bölümde ise busistemlerin kurum kültürüyle olan ilgisi açıklanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın son bölümünde, Antalya'daki büyük ölçekli bir kurumun çalışanlarınınkurum kültürüyle ilgili algıları, eski Standardın uygulandığı iki yıl önceki dönem ileyenilenmiş Standardın uygulandığı cari dönemi baz alarak, ?Yarışan Değerler Modeli?nedayanan bir anket ile ölçülmüştür. Model, çalışanların aynı sorulara yönelik, önceki vebugünkü kanaatlerini yansıtabilecekleri şekilde geliştirilmiştir.Toplanan verilerin ilk olarak frekansları alınarak, kıyaslama yoluyla algılanan kültüreldeğişim tespit edilmeye çalışılmış, ardından sonuçlar cevaplayıcıların demografik bilgileri ileVaryans analizine tabi tutularak anlamlı bir farklılık olup olmadığı incelenmiştir.Sonuçlar, çalışanların, kurumun kültürel modeliyle ilgili olarak, iki dönem arasında,önemli bir değişim algıladıklarını göstermektedir. Buna göre, daha önceki dönemde?Yapılaşmış Kültür? ün egemen olduğunu algılayan personel, yeni dönemde ise ?İşbirliğineDayalı Kültür? modelinin hakim olduğuna inanmaktadır. Varyans testi sonuçları ise, budurumun yaş dışında demografik özelliklere göre anlamlı bir farklılık göstermediğini ortayaçıkarmıştır. Yapılan Post-Hoc testine göre, 38-47 yaş grubundaki çalışanlar, önceki dönemde38 yaş altı diğer gruplardan farklı olarak, ?Girişimci Kültür? modelinin egemen olduğuyönünde daha kuvvetli bir görüşe sahiptirler.
Hasta - hekim ilişkisinde güven iletişimi Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Tüp Bebek ünitesinde bir uygulama
Birebir pazarlamada müşterilerin sadakat göstergelerinin incelenmesi: Örnek bir firmada araştırma
ÖZETB REB R PAZARLAMADA MÜŞTER LER N SADAKAT GÖSTERGELER N NNCELENMES : ÖRNEK B R F RMADA ARAŞTIRMAÖzlem ÖZMüşteri sadakati oluşturmak, günümüz firmalarının rekabet avantajı kazanması vekârlılığını arttırması için gerekli bir koşuldur. Müşteri sadakati oluşturmak üzereşekillendirilmiş pazarlama stratejileri içerisinde, müşteri-merkezli bir anlayış ile hareket edenbirebir pazarlama, başarısı ile dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, müşteri sadakatinin önemi,müşteri sadakatinin oluşturulması için gerekli unsurlar ve müşteri sadakati oluşturmayaodaklanan pazarlama stratejileri ile bu stratejilerden özellikle birebir pazarlama konusunadeğinilmiştir.Çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde müşteri sadakati kavramına, oluşumsürecine ve müşteri sadakati oluşturma stratejilerine değinilmiş, ikinci bölümde ise birebirpazarlama stratejisinin nasıl bir uygulama olduğuna yer verilmiştir. Birebir pazarlamada,müşterilerle bireysel ilişkiler kurup onları yakından tanıyarak her bir müşteriye farklı ürünveya hizmet geliştirmek yoluyla müşteri sadakati yaratmak amaçlanmaktadır. Birebirpazarlama uygulayan firmalarda müşterilerin sadakati nasıl değerlendirilebilir? Bu soruışığında, çalışmanın uygulama bölümü olan üçüncü bölümünde, birebir pazarlama uygulayanbir firmanın, müşterilerinde sadakat göstergeleri araştırılmıştır.Araştırma için kullanılan ankette, müşterinin firmadan alışveriş sıklığı ve ne kadarzamandır firma müşterisi olduğu ile birlikte sadakatin göstergelerine dair ifadelere katılımlarısorulmuştur. Toplanan veriler ışığında; sadakat göstergeleri ile ilgili ifadelerin, alışverişsıklığının, müşteri olma süresinin ve müşterilerin demografik özelliklerinin ilişkileriincelenmiştir. Müşteriler üzerinde yapılan araştırmada, müşterilerin sadakat göstergeleriniifade eden sorulara katılımları ile alışveriş sıklıkları arasında ilişki bulunmuştur. Müşterilerinsadakat göstergelerinin gelirleri ile doğru orantılı değiştiği, yaşları ile de ilişkili olabileceğitespit edilmiştir. Alışveriş sıklığının cinsiyet, yaş ve gelir ile ilişkisi bulunmuştur. Müşteriolma süresi ile hem sadakat göstergeleri hem de müşterilerin demografik özellikleri arasındakesin ve kuvvetli bir ilişki bulunmamıştır.Anahtar Kelimeler: Müşteri Sadakati, Pazarlama, Birebir Pazarlama, Müşteri lişkileri.
Sağlık iletişim kampanyalarının mesaj içeriklerinin belirlenmesine yönelik bir yöntem önerisi
İkna edici iletişim kampanyaları, çoğu sağlık konusu için büyük önem taşımaktadır. Bu kitlesel iletişim kampanyalarının avantajlarından biri, halkın geniş bölümü tarafından görülebilmeleri, diğer bir deyişle yüksek hedef kitle erişimleridir. Araştırmalar, bu kampanyaların herhangi bir konuda farkındalığın veya bilgi düzeyinin arttırılmasında oldukça etkin olduklarını göstermektedir. Bununla birlikte davranış veya davranışa niyetlenmenin değiştirilmesi hedeflendiğinde etkinlikleri sıklıkla düşük düzeyde kalmaktadır.Bu tezde, bir iletişim kampanyasında ne söyleyeceğimize nasıl karar verebiliriz sorusuna odaklanılmıştır. Kampanya mesajlarının, kampanyayı daha etkin kılacak (daha ikna edici olacak) şekilde nasıl belirlenebileceğini araştırmak tezin temel amacıdır. Bu doğrultuda iki bağımsız değişkenin, inanç gücü ve davranışa yönelik ilginliğin, mesajların ikna ediciliğini birlikte yönlendirdikleri hipotezi geliştirilmiştir.Daha somut bir ifadeyle, insanlar güçlü inançlara ve yüksek ilginliğe sahip olduklarında, kampanyada, hedef davranışın ortaya çıkmasında en belirleyici olan faktör ile eşleşmeyen bir iletişim stratejisi kullanılmalıdır. Diğer yandan insanlar zayıf inançlara sahip olduklarında, ilginlik düzeylerine bakılmaksızın, bu faktörle eşleşen bir iletişim stratejisi kullanılmalıdır. Bu hipotezler sağlık iletişimi alanında, rahim ağzı kanseri aşısına yönelik sınanmış ve kabul edilmiştir.Araştırmada, bilgisayar destekli telefonla görüşme tekniğinin (CATI) kullanıldığı anketlerden yararlanılmıştır. Tesadüfiliğe yakın bir yöntemle seçilen araştırma örneklemini, İstanbul'da sürekli ikamet eden, 11-26 yaşlarında en az bir kız çocuğuna sahip anneler oluşturmaktadır(N=145). Analiz sürecinde çoklu regresyon analizi, karar ağaçları ve tek yönlü varyans analizinden(ANOVA) yararlanılmıştır.
Reklam okuma biçimleri: Kişisel değerlerin etkisine ilişkin bir alımlama çalışması
Geçtiğimiz on yıl içerisinde reklamlar ve değerler konusunu işleyen birçok çalışmaya rastlamak mümkündür. Bu çalışmaların eksik kalan yönünü ise izleyiciler oluşturmaktadır. Değerler ve reklamları konu alan çalışmaların büyük çoğunluğunda izleyicilerin dışlandığı görülmektedir. Çalışmaların çoğunluğunun içerik analizi yöntemiyle yapıldığı ve araştırmacıların bakış açılarını yansıttıkları söylenebilir. Bu bağlamda, bu çalışmaya izleyicilerin de dahil edilmesi kararlaştırılmıştır.Bu çalışmada reklamlar, değerler ve izleyiciler konuları birlikte ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırma verileri hem nitel hem nicel verilerden oluşmaktadır. Katılımcılara öncelikle Rokeach'ın geliştirmiş olduğu değer anketi verilmiş ve doldurmaları istenmiştir. Bu aşamanın ardından katılımcılara yayınladıkları tarihlerde tepki çeken, yasaklanan, dört reklam filmi sırası ile Ikea, Alpet, Toyota Yaris ve Körpe reklamları teker teker izlettirilerek reklam okuma biçimleri öğrenilmeye çalışılmıştır.İzleyicilerin reklam okuma biçimleri Stuart Hall'ün medya metinlerini okuma biçimleri kategorilerinden yararlanılarak değerlendirilmiştir. Ele alınan televizyon reklam filmleri ile birlikte düşünüldüğünde araştırma sonuçlarının ?aktif izleyici? kuramını destekler nitelikte olduğu görülmektedir. Her reklam filmi, farklı şekillerde, Hall'ün belirttiği üç okuma biçiminde de okunmuştur. Aynı medya mesajının farklı izleyiciler tarafından farklı okunabileceği tezi bu çalışmada doğrulanmıştır. İzleyicilerin değerleri göz önüne alındığında ise, farklı reklam okumalarına izleyicilerin farklılaşan değerlerinin de etki edebileceği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Alımlama, reklamlar, kişisel değerler
Türkiye'de Spor Sponsorluğu: Beko'nun Basketbol Ligi Sponsorluğunun Basındaki Yansımalarına Yönelik Bir Araştırma
Bu tezin amacı, halkla ilişkilerin gitgide daha fazla rağbet gören alanı spor sponsorluğunun, Beko'nun Basketbol Ligi isim sponsorluğu özelinde, gazetelerde kendisine ne ölçü ve şekillerde yer bulduğuna yönelik sonuçlara ulaşmaktır. Bu amaca uygun olarak Zaman, Hürriyet, Posta gazetelerinden 10 yıllık bir süreç alınarak, her yılda 3 hafta seçilmiş, elde edilen haberlere içerik analizi uygulanmıştır. Araştırma sonunda, isim sponsorluğunun, markanın doğrudan ilgili sayfalarında yer alma sayısını arttırdığı gibi diğer haber türlerinde yer alma sayısını ve şeklini de olumlu yönde etkilediği sonucu elde edilmiştir. Ayrıca direkt yapılan sponsorluğun ilgili sayfalarında sponsorun yer alma seviyesi zaman içerisinde artış göstermekle beraber diğer haber türlerine ait sayfalarda markanın anılma seviyesi zaman içerisinde azalmaktadır.
Türkiye'deki Afrika odaklı sivil toplum kuruluşlarının sosyal medya kullanımı üzerine bir araştırma: İnstagram örneği
Dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte, sivil toplum kuruluşları (STK) ve hedef kitle arasındaki iletişim yöntemlerinde son yıllarda önemli dönüşümler yaşanmıştır. Özellikle Instagram gibi sosyal medya platformlarını aktif bir şekilde kullanan kuruluşlar, düşük maliyetlerle yüksek etkili içerik üreterek daha geniş kitlelere ulaşma imkânına sahip olmaktadır. Dünya genelinde en sık kullanılan ilk 10 program arasında yer alan Instagram, Türkiye'de de en popüler sosyal medya ağlarından biridir. Türk sivil toplum kuruluşları, bağış toplama çabalarını, faaliyetlerini ve genel operasyonlarını etkili bir şekilde tanıtmak için Instagram'ı giderek daha fazla kullanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk sivil toplum kuruluşlarının Instagram görüntülerini iletişim, savunuculuk, harekete geçirme ve özellikle "kötü" koşullarda yaşayan Afrikalı çocuklar için bağış toplama aracı olarak nasıl kullandıklarını incelemektir. Bu araştırma, yorumlayıcı bir paradigma temelinde nitel-betimleyici bir yaklaşımı izlemektedir. Araştırma, belirlenen kriterlere uygun beş Türk sivil toplum kuruluşunun analizine odaklanmaktadır: Kardeş Eli Derneği, Sadakataşı Derneği, Gönüllüler Derneği, Afrika İnsani Derneği ve Tüm Afrika'nın Dostları Derneği (TADD Afrika). Her kuruluştan üç görsel belirlenerek toplamda 15 görüntü incelenmiştir. Benzer şekilde, 15 katılımcının görüşleri alınmış ve kriter-amaçlı örnekleme tekniği kullanılarak bu katılımcılar seçilmiştir. Çalışmanın yürütülmesinde, Türk sivil toplum kuruluşları tarafından paylaşılan görüntülerin benzersiz özelliklerini belirlemek için nitel bir içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Stuart Hall'un kodlama-kodaçımlama iletişim modeli ve Douglas Eyman'ın dijital retorik teorisi, bu olguyu incelemek için teorik çerçeve ve analiz yöntemi olarak kullanılmıştır. Kodlama- kodaçımlama modeli, katılımcıların Afrikalı çocuklar için bağış toplamak amacıyla Türk sivil toplum kuruluşları tarafından Instagram'da paylaşılan görselleri nasıl yorumladıklarını ve anladıklarını araştırmak için kullanılmıştır. Katılımcılar tarafından sağlanan yorumlar daha sonra Stuart Hall tarafından ortaya konan medya mesajlarını anlamaya yönelik üç varsayımsal konuma göre sınıflandırılmıştır. Bu bağlamda, katılımcıların bakış açılarını ortaya çıkarmak için yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Kampanya görüntülerinin retorik yapısı, Douglas Eyman'ın dijital retorik teorisi ile Aristoteles'in üçlü ikna unsuru (pathos, ethos ve logos) kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, Türk sivil toplum kuruluşlarının kampanya paylaşımlarının renk kullanımı, insan figürleri ve yüz ifadelerinin tasviri, görsel ve metin arasındaki uyum, kampanya odağı veya konusuna vurgu, davranışı etkileyen etmenler, diğer metinsel özellikler, bağış miktarları ve eylem çağrıları gibi çeşitli niteliklere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, bulgular, kuruluşların kampanya paylaşımlarında dijital retoriğin çeşitli unsurlarını kullandıklarını göstermektedir. Bu unsurlar arasında ethos aracılığıyla uzmanlık, güvenilirlik ve iyi niyet gösterme; pathos aracılığıyla duygulara hitap etme ve logos aracılığıyla açık, mantıklı ve iyi organize edilmiş argümanlar sunma (veya bunların eksikliği) yer almaktadır. Stuart Hall'un üç varsayımsal konumunun analizi, katılımcıların hiçbirinin Türk sivil toplum kuruluşlarının tercih ettiği okumayı veya egemen konumu benimsemediğini ortaya koymuştur. Katılımcılar ya statükoya kısmen katılmışlar (müzakereli konum) ya da egemen-hegemonik koda tamamen karşı çıkmışlardır (karşıt konum). Anahtar Kelimeler: Türk Sivil Toplum Kuruluşları, Instagram, Görsel, Kodlama-Kodaçımlama, Dijital Retorik. Daha sonra doldurulacaktır
Marka bağlamında koku algısı: Demografik özelliklere göre bir analizi
Markalama, insanlık tarihinde ticaretin varoluşundan beri süregelen bir eylemdir. Bu eylem, ürün veya hizmetin işaretlenmesi ile anlamsal kilitler oluşturur. Bu kilitler, ürün ya da hizmet hakkında genel kanının istikrarlı olacağına dair bir güvence niteliğindedir. Güvence kavramı, bir ürün ya da hizmetin tekrar tercih edilip edilmemesine yol açan uyarıcılardan biri haline gelebilir ve bu, kullanıcıların deneyimlerinin bir sonucudur. Günümüzde ise bu işaretler, artan rekabetle birlikte markaların birbirinden ayrılmasını sağlayan temel bir bileşen haline gelmiştir. Bu nedenle, markalar yalnızca ürünlerin ya da hizmetlerin işlevselliğine ve fonksiyonel özelliklerine değil, aynı zamanda paydaşlar ve tüketicilerle psikolojik ve duygusal bağ kurmaya da odaklanmaktadır. Bu durum ise markaların birbirinden ayrılmasını sağlamak amacıyla kullandıkları anlamsal işaretlerin çeşitlenmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Birçok marka tarafından kullanılan işaretlerin, günümüzde artık majör bir farklılık oluşturmadığı söylemek mümkündür. Markanın kendisini işaretlemek için kullandığı görsel unsurları, markanın giysisi olarak düşünebiliriz. Ancak, günümüz şartları değerlendirildiğinde, görsel unsurların markaların farklı olmasını, ayırt edilmesini, rekabet ortamında avantaj sağlamasını ve imaj oluşturmasını ne kadar başarıyla desteklediği tartışmaya açıktır. Başka bir deyişle tüm markaların giysilerinin olması giysiye sahip olmanın ayırt ediciliğini azaltsa da gerekliliği yadsınamaz bir gerçektir. Bu açıdan bakıldığında, markanın yalnızca görsel unsurlardan oluşan işaretleme sisteminin, markalamanın temel amaçlarına yeterince hizmet etmediği söylenebilir. Bu noktada pek çok marka, görsel unsurların yanında farklı duyusal alanlara hitap eden imzalar bırakma yoluna gitmiştir. Son yıllarda sıkça başvurulan duyusal markalama çalışmaları bu nedenle ön plana çıkmıştır. Bu çalışmalar çerçevesinde markalara kazandırılan koku aracılığıyla organizasyonlar, yeni ve etkisel olarak güçlü duyusal bir alan kazanmıştır. Kokusal markalama çalışmalarının, görsel markalama çalışmalarına göre birçok avantajı bulunmaktadır. Kokunun en güçlü hafıza türümüz olması, duygusal durum değişikliklerini tetikleyebilmesi ve kokuların nota ve türüne göre imaj oluşturmada etkili olması, kokuyu duyusal markalama için önemli bir unsur haline getirmektedir. Markaya kazandırılan koku aracılığıyla organizasyonlar, yeni ve etkisel olarak güçlü duyusal bir alan kazanmıştır. Bu bağlamda, markalama stratejilerinde sıklıkla kullanılan bu yeni alanın, demografik özelliklere göre grupları nasıl etkilediği incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Markalama, Duyusal Markalama, Kokusal Markalama, Duyular, Algı, Demografik Gruplar
Kurumsal sosyal sorumluluk raporlarında sektör - STK iş birliklerinin analizi
ÖZET Günümüzde şeffaflık ve hesap verilebilirliğin gündeme girmesiyle şirketlerin sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk çalışmaları büyük bir önem kazanmıştır. Sosyal sorumluluk çalışmaları gönüllülük esasına dayansa da, şirketlerin bu çalışmaları ve iş birliklerini açıklamaları kaçınılmaz olmuştur. Bu çalışmaları yayınlamak için ise kurumsal sosyal sorumluluk raporları önemli bir araç haline gelmiştir. Bu tezin amacı, şirketlerin yürüttükleri sosyal sorumluluk projelerindeki STK iş birliklerini tespit ederek, sektör - STK iş birliklerine açıklık getirmektir. Bunun için BİST 100'de listelenen şirketlerin kendi resmi web sitelerindeki yayınladıkları kurumsal sosyal sorumluluk raporları içerik analizi tekniğiyle analiz edilmiştir. Çalışmada 61 şirket 15 sektörde gruplanmış ve STK iş birlikleri sektörel farklılıklara göre analiz edilmiştir. Yayınlanan raporların %39'u entegre faaliyet raporu, %61 ise sürdürülebilirlik raporu adı altında yayınlanırken, bankacılık sektörü ve holdingler/yatırım şirketleri rapor yayınlama konusunda öne çıkan sektörler olmuştur. Düşük rapor temsilleriyle ise elektrik, gaz ve su sektörü, imalat sektörü ve gıda, içecek ve tütün sektörleri bulgulanmıştır. Ulusal dernekler, global/yabancı STK'lar ile vakıflarla yapılan iş birlikleri, sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk projelerinin önemli aktörleridir. Raporlarda ifade edilen 695 STK ile toplam 1597 iş birliği tespit edilmiştir. En fazla iş birliği yapılan STK'lar arasında ulusal dernekler (%32), global/yabancı STK'lar (%24), ulusal vakıflar (%13) ve ticari odalar (%10) bulgulanmıştır. En az iş birlikleri ise federasyon, komiteler, sendikalar (%3) ile araştırma kuruluşlarıyla (%2) yapılmıştır. Ulusal derneklerle iş birliklerinde Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği, Türkiye Yatırımcı İlişkileri Derneği ile Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği önde gelen dernekler olmuştur. Raporlamanın elektrik, gaz ve su sektörü gibi yetersiz olduğu sektörlerde, sürdürülebilirlik raporlaması için standartlar belirlenmeli ve eğitim programlarıyla rehberlik sağlanmalıdır. Bu uygulamalar, şirketlerin rapor yayınlama durumlarını artırabilir, konuya daha sistematik ve kapsamlı bir şekilde hazırlanmalarına yardımcı olabilir. Sürdürülebilirlik raporlamasının zorunlu hale getirilmesi ve yasal düzenlemelerle desteklenmesi, raporların daha düzenli ve erişilebilir olmasını sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal Sosyal Sorumluluk Raporları, Sürdürülebilirlik Raporları, İçerik Analizi, Sivil Toplum Kuruluşları.
Televizyon izleyicilerinin pandemi sürecinde ikincil ekran kullanımıyla sosyal etkileşime dâhil olması: Survivor örneği
Televizyon ile sosyal medyanın yakınsaması doğrultusundaki entegrasyon süreciyle birlikte televizyon izleyicileri, yeni bir medya tüketim pratiği olarak ikincil ekran kullanımıyla birlikte etkileşimli bir sürece girmeye başlamıştır. Medyanın günlük yaşam yoksunluklarını ikame edici özelliği, pandemi sürecindeki ikincil ekran kullanımını önemli kılmıştır. Bu doğrultuda örneklem olarak, pandemi sürecinde reyting sonuçlarında ilk sırada yer alan Survivor programının izleyicileri seçilmiş ve ikincil ekran kullanımı, karakteristik özellikleri ve Survivor konuşulma düzeyinin yüksekliği nedeniyle Twitter üzerinden araştırılmıştır. Çalışmanın kuramsal temeli, medya tüketiminin sosyal ve psikolojik faktörlerin etkisi üzerinden ortaya çıkan beklentiler ve gereksinimler doğrultusunda gerçekleştirildiğini öne süren kullanımlar ve doyumlar yaklaşımına dayanmaktadır. Bu temel doğrultusunda, geleneksel medya ve yeni medya yakınsamasıyla birlikte ortaya çıkan ikincil ekran kullanımına, ikincil ekran kullanım araştırmalarına, televizyonda gerçeklik kurgusunu, hikâyesel anlatımı ve eğlence unsurlarını barından reality şovlara literatürde yer verilmiştir. Çalışma kapsamında alan araştırması yapılarak yeni medya, Twitter, reality şovlar, Survivor ve ikincil ekran kullanımını kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı çerçevesinde araştıran çalışmalara yer verilmiş, çevrimiçi anket ve yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşme bulgularıyla tartışılmıştır. Araştırmada rastlantısal şekilde seçilen, pandemi sürecinde Survivor izleyen 320 televizyon izleyicisiyle yapılan çevrimiçi anket tekniği bulguları ve pandemi sürecinde Survivor izlerken ikincil ekranda Twitter kullanan 10 gönüllü katılımcıyla gerçekleştirilen yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşme bulguları yer almaktadır. Pandemi sürecinde Survivor izleyenlerin ikincil ekranda Twitter kullanımındaki en temel motivasyonları önem sırasına göre; sosyal etkileşim, eğlence ve içerikle ilgili bilgi arayışı şeklinde bulunmuştur. Eğlence ve içerikle ilgili bilgi arayışı faktörleri, aynı frekans düzeyine sahiptir ve temel motivasyon faktörü, ikincil ekran kullanım amacına göre değişiklik göstermektedir. İkincil ekranda Twitter'ı sosyal etkileşim temel faktörü doğrultusunda gerçekleştirme düzeyinin pandemi süreci öncesine göre artış gösterdiği tespit edilmiştir. Survivor Panorama ve Survivor Ekstra izleme durumu, SMS ile içeriğe katılım ve hashtag takibi, ikincil ekran kullanımını ve kullanımdaki temel motivasyonları etkileyen pratik olarak saptanmıştır. Cinsiyet ve yaş değişkeni de ikincil ekran kullanım düzeyinde farklılık oluşturmaktadır. Yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemiyle tespit eden temalar, ikincil ekranda Twitter kullanım motivasyonlarının kullanım amacına göre değişiklik gösterdiğini ortaya koymuştur. Çalışma, ikincil ekranda Twitter kullanımını Survivor izleyicileri örneklemini baz alarak araştırması, pandemi sürecinin sosyal ve psikolojik etkilerini göz önünde bulundurması ve farklı değişkenler ile pratiklerin ikincil ekran kullanımına etkisini ölçmesi ve nicel ile nitel verileri bir arada sunmasıyla özgün bir değer taşımaktadır.
Sosyal medya dolaşımındaki yaygın toplumsal sorunlarda yankı odası etkisinin incelenmesi: Twıtter örneği
Bilgiyi arama, elde etme ve edinilen bilgiyi paylaşma davranışı insanlığın ilk dönemlerinden günümüze uzanan yolculuğunda medya ve iletişim teknolojileriyle birlikte dönüşüme uğramıştır. İnsanların bilgi edinme davranışları ise bilginin elde edildiği çevrenin çeşitlilik barındırıp barındırmadığı konusunda ipuçları verir. Bireylerin bilgiye ulaşma ve bu bilgileri paylaşma aşamasında, yalnızca kendi düşüncelerine benzer olan düşünceleri kabul edip zıt fikirlerden ve görüş ayrılıklarından kaçınması yankı odası etkisiyle açıklanır. Bu çalışmanın amacı, insanların çevrim içi iletişim ortamlarında bilgi edinip paylaşırken sergiledikleri davranışlarda yankı odası etkisinin varlığının araştırılmasıdır. Twitter'daki gündem konularıyla ilgili, kullanıcıların aktif olarak katıldıkları konuların tespit edilmesi, en çok etkileşime girilen hesap türlerinin belirlenmesi, kullanıcıların şüpheli buldukları içerik türlerine karşı nasıl yaklaşım sergilediklerinin öğrenilmesi ve ağ yapısı türünün tespit edilmesi bu çalışma kapsamında incelenmiştir. Araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. Nicel araştırma yöntemleri kapsamında yer alan bir teknik olarak ankette katılımcılara; ağ yapısı, etkileşime girilen hesaplar, şüpheli haber içeriklerine karşı tutumlar ve Twitter'ın yapısına dair kapalı uçlu sorular yöneltilmiştir. Ankette kullanıcıların en çok aktif katılım gösterdiği ilk üç konu başlığı belirlenmiş ve bu konularla ilgili yapılan paylaşımlar içerik analiziyle incelenmiştir. Anket sonuçlarında katılımcılar takip ettikleri hesaplardan farklı bilgileri öğrenebildiklerini ve farklı kaynaklardan bir haberin doğruluğuna dair araştırma yaptıklarını belirtmiştir. İçerik analizinde ise seçilen üç konu başlığına ait ortaya çıkan sosyal ilişki ağlarının özellikleri incelendiğinde, benzer düşünenlerin bir araya geldiği ve yüksek homofili görülmüştür. Karşılaşılan haber içeriğine dair doğrulama ihtiyacının Twitter'da geçirilen süreyle ilişkisi bulunmamıştır. Bir içeriğin doğruluğuna duyulan güvenle içerikleri paylaşan hesapların tanınırlığı arasında anlamlı bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Sosyal gruplar, akademisyenler ve aile/arkadaş-tanıdıklar anket katılımcılarının Twitter'da en fazla etkileşime girdiği hesaplardır. İçerik analiziyle tespit edilen kanaat önderleri ise tanınmış kişilerdir.
Dijital oyunlarda toplumsal cinsiyet algısı: "Detroıt Become Human" örneği üzerinden bir araştırma
Toplumsal cinsiyet en temel haliyle, "genellikle atanmış cinsiyet ile uyumlu olduğu varsayılarak, kadınlık ve erkeklikle ilişkilendirilen toplumsal ve kültürel cinsiyet normları" olarak tanımlanmaktadır. Kadınlardan ve erkeklerden, bu normlara uymaları, onlara biçilen rolleri oynamaları beklenmektedir. Bu rollere "cinsiyet rolleri" adı verilmektedir. Cinsiyet rollerinin temelinde kalıpyargılar ve önyargılar bulunmaktadır ve kültürden kültüre farklılık gösterebilmektedir. Cinsiyet farklılıkları ve bunların çıkış noktaları günümüzde hala araştırmacılar tarafından kesin olarak tespit edilebilmiş değildir. Yakın tarih sayılabilecek 1980 yılı sonları itibarıyla çalışmalar yapılmaya başlanmış, çok çeşitli kuramlar ortaya atılmıştır. Medya ise var olduğu günden bu yana kitle iletişim araçları vasıtasıyla cinsiyet rollerini yeniden üreterek yaymaktadır. Geleneksel medya araçları olan televizyon, radyo, gazete vb. araçlara yeni medya ile birlikte internet de eklenmiştir. Dizilerde, filmlerde, kitaplarda, sosyal medyada çeşitli cinsiyet rollerini ve kalıpyargılarını bulmak, bunlara maruz kalmak mümkündür. Yeni medya ortamlarından bir tanesi ise video oyunlardır. Oyun sektöründe yeni popülerlik kazanmış bir tür olan interaktif hikaye oyunları, sunduğu etkileşimli ortam sayesinde cinsiyet rollerinin bireyler arası ve/veya birey tarafından uygulanmasına temel oluşturmaktadır. Yapılan literatür taramasının birinci bölümünde; toplumsal cinsiyet, kuramlarıyla birlikte ele alınmış ve medyada var olan toplumsal cinsiyete değinilmiştir. Yeni medyanın ortaya çıkışıyla birlikte başlı başlına bir sektör haline gelen video oyunlarına ise literatür taramasının ikinci bölümünde yer verilmiştir. Araştırmanın amacı, geçmişten günümüze gelmeyi başaran toplumsal cinsiyet öğelerinin bir yeni medya ortamı olan video oyunlarında da varlığını koruyup korumadığının tespitidir. Araştırmada betimsel araştırma yöntemi kullanılmış olup, 25 kadın ve 25 erkek oyun yayıncısının interaktif bir hikaye oyunu olan "Detroit: Become Human" oyunu yayınları incelenmiştir.
Gençlerin hedonik tüketim alışkanlıklarına sosyal medyanın etkisi: Üniversite gençliği üzerine karşılaştırmalı bir araştırma
Teknolojik gelişmelerin üretim süreçlerini hızlandırması öncelikle tüketimi hızlandırmış, beraberinde küreselleşme ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin etkisi ile insanların tüketim tercihleri çeşitlenmiş ve amaçları değişmiştir. Bu değişimin önemli aktörlerinden sosyal medya, insanlar arasındaki etkileşimin en yoğun olduğu mecralardan biri olarak satın alma davranışları ve tüketim üzerinde etkili olmaktadır. Tüketici tercihlerinde sosyal medya ve sosyal medya fenomenlerinin rolü bilimsel araştırmalara konu olmaktadır. Bu araştırmalar oldukça geniş ve karmaşık bir yapıda olan tüketim ve sosyal medya konularını belirli açılardan ele almaktadır. Bu çalışma gençlerin tüketim davranışlarında Instagram ve Instagram fenomenlerinin rolünü bir arada değerlendirme amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaçla çalışmada gençlerin Instagram'daki hedonik tüketim davranışları ve Instagram fenomenlerine bağlı hedonik tüketim davranışları arasındaki farklılıklar ve benzerlikler belirlenmeye çalışılmış ve karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. Çalışmada tüketim türlerinden hedonik tüketim davranışlarının Instagram ve Instagram fenomenlerine bağlı boyutları üniversite gençliği örneğinde incelenmiştir. Çalışmada hedonik tüketim ve sosyal medya ile ilgili alan yazın taraması yapılarak geçerliliği ve güvenirliği alanda bilimsel olarak onaylanmış ölçeklerdeki ifadeler araştırma konusu ve araştırma evreni özelliklerine uyarlanarak "Gençlerin Instagram'daki Hedonik Tüketim Davranışları" ve "Gençlerin Instagram Fenomenlerine Bağlı Hedonik Tüketim Davranışları" ölçme araçları geliştirilmiştir. Ölçme araçlarındaki ifadelerle ilgili pilot çalışma yapılmış ve anket formuna son şekli verilmiştir. Gençlerin Instagram'daki hedonik tüketim davranışlarını belirlemeye yönelik ölçme aracı beş alt boyut ve 19 ifadeden oluşmaktadır. Gençlerin Instagram fenomenlerine bağlı hedonik tüketim davranışlarını belirlemeye yönelik ölçme aracı ise iki alt boyut ve 11 ifadeden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen bulgular değerlendirildiğinde Instagram ve Instagram fenomenlerinin, gençlerin hedonik tüketim davranışları üzerinde yönlendirici rolü olduğunu göstermiştir. Bir sosyal medya platformu olarak Instagram'ın etkileşim gücünün hedonik nedenlerle tüketimi teşvik ettiği görülmüştür. Sonuç olarak çalışma, Instagram'ın ve Instagram fenomenlerinin, alışveriş fikri ve satın alma eylemine yönelik gençlerin hedonik tüketim tercihlerinde etkili bir sosyal medya aracı olarak önemini vurgulamaktadır.
COVID-19 salgını döneminde değer odaklı işletme ve marka yönetimi anlayışlarının marka tercihindeki rolü: Perakende sektörü üzerine bir araştırma
İnsanlık tarihi son yüzyılın en büyük küresel krizi Covid-19 salgınıyla yüzleşti. 2020 yılının ilk çeyreğinde dünyanın gündemine oturan bulaşıcı hastalık temelli kriz, iş dünyasında bilinen birçok doğruyu değiştirdi. Ortaya çıkan ekonomik durgunluk, sağlık sorunları, kamu politikalarının yanında tüketici davranışında da hızla değişiklikler meydana geldi. Belirsizlik, risk ve kriz zamanlarında tüketicilerin marka tercihini etkileyen temel hususları anlamak amacıyla söz konusu çalışma gerçekleştirilmiştir. Özellikle temel ihtiyaçların satın alımı her türlü kriz ve belirsizliğe rağmen devam ettiğinden, tüketicilerin perakende sektöründe market alışverişlerinde tercih ettiği market zincirlerindeki tercih değişimi araştırmaya konu edilmiştir. Söz konusu araştırma ile değer odaklı işletme ve marka yönetimi anlayışlarının Covid-19 salgını sürecinde tüketicilerin market tercihlerindeki rolünün ölçülmesi amaçlanmıştır.
Gözetim kapitalizminde kişisel verilerin kullanımı: Etik web çerçevesinde web siteleri ve mobil uygulamalar üzerine bir araştırma
Gözetim kapitalizmi kavramı, gözetleme ve kapitalizm olgularının birbirini beslediği ve geliştirdiği bir sistemi vurgulamaktadır. Gözetlemeyi bir iş modeli olarak tercih eden platformlar her türlü insan deneyimini toplamakta, işlemekte ve alınır satılır ürünlere dönüştürmektedir. Gözetim kapitalizmi bir bilinmezliğe sahiptir ve sistemin işleyiş biçimi ve yarattığı sorunlar web'i etik bağlamda sorunlu hâle getirmektedir. Çalışma iki genel amaç doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Birinci amaç gözetim kapitalizminin izini sürerek aktörleri ve gözetleme yöntemlerini ortaya çıkarmaktır. İkinci amaç ise gözetim kapitalizmine bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşarak sistemde yarattığı sorunları tespit etmek ve etik bir web'in tahsis edilmesi için nelerin gerekli olduğuna dair bir yol haritası çıkarmaktır. İki genel amaç doğrultusunda on araştırma sorusuna cevap aranmıştır. Çalışmada iki genel amaca ve araştırma sorularına cevap bulmaya yönelik olarak nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma yöntem tercih edilmiştir. Nicel araştırma kapsamında incelenen web sitelerinin %79'unda, mobil uygulamaların %76'sında üçüncü taraf şirketlerin izleme yazılımları tespit edilmiştir. Web sitelerinin %92'si siteye girerken üçüncü taraf çerezleri reddetmek veya çerez kullanımını özelleştirmek için kullanıcılara hiçbir seçenek sunmamaktadır. Nitel araştırmada katılımcılara uzmanlık alanlarına göre yarı yapılandırılmış sorular sorulmuştur. Cevaplar belirli ana ve alt temalara ayrılarak gözetim kapitalizmi geniş bir perspektifle irdelenmiş ve etik bir web için nelerin olması gerektiği tartışılmıştır. Çalışma, çevrim içi gözetimin web siteleri ve mobil uygulamalar aracılığıyla pratikte nasıl gerçekleştiğini ortaya çıkarması bakımından alana katkı sağlamaktadır. Gözetim kapitalizminin derinlemesine irdelenmesinin gözetim çalışmalarına ve etik web yaklaşımının ise ilgili yerli literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.
Bilim iletişimi kapsamında bilim halkla ilişkileri: TÜBİTAK Bilim Merkezleri üzerinden bir inceleme
Bilim iletişimi alanındaki gelişmelerin iletimini sağlamaktadır. Bilim insanının, özel veya kamu kuruluşlarının toplumla gerçekleştireceği iletişimi düzenlemektedir. Bilim halkla ilişkileri ülkemizde yeni olmakla beraber, bilim iletişimine katkı sağlamaktadır. Bu sebeple çalışma bilim iletişiminde halkla ilişkilerinin önemini içermektedir. Halkla ilişkiler uygulayıcıları konuyu, sorunu alıcılara uygun dil ve açıklıkta iletebilmelidir. Yanlış anlamalara sebep olmadan amaca uygun biçimde hedef kitleye aktarabilmelidir. Yeni iletişim teknolojileri değişen zamana paralel dönüşümleri beraberinde getirmiştir. Yeni medyanın halkla ilişkilere entegrasyonu ile iletişim bu yönde yeni biçim kazanmıştır. Bilim halkla ilişkileri kapsamında, TÜBİTAK bilim merkezlerinin sosyal medyaları içerik analizi yöntemiyle irdelenerek sonuçları paylaşılmaktadır. Merkezlerin etkileşim, paylaşım sıklığı, paylaşım detayı ve amaçları bağlamında bulgular sonuçları ile birlikte sunulmaktadır. Bilim halkla ilişkileri kavramının Türkiye'de kullanımının az olması sebebiyle araştırma özgünlük taşımaktadır. Çalışmanın içeriği bilgi toplumu, bilim iletişimi kavram, kapsam ve uygulama alanları üzerine kavramsal çerçevenin verilmesinden sonra bilim halkla ilişkileri ve yeni medyanın gelişimi sunularak en son araştırma bölümü ile sonlandırılmıştır. Araştırma bölümünde, TÜBİTAK Bilim Merkezlerinin sosyal medyada kurduğu iletişimin boyutu, düzeyi, sonuçları halkla ilişkiler bağlamında iletilmektedir. "Konya, Kocaeli, İstanbul-Üsküdar, Elâzığ, Bursa, Kayseri" bilim merkezleri ele alınmıştır. Merkezler içerik analizi yöntemi ile incelemeye tabi tutularak bulgular karşılaştırmalı olarak tablolar ile analizleri verilmiştir. Bilim halkla ilişkilerinin yeni medya ortamındaki biçimi üzerine saptamalarda bulunulmaktadır.
Dijital iletişim bağlamında kültürel miras yönetimi
Kültürel mirasın korunması ve bu mirastan toplum yararına faydalanılması, özellikle 21. yüzyılda uluslararası toplumun ve devletlerin büyük önem atfettiği konulardan biridir. Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konan sürdürülebilir kalkınma perspektifi doğrultusunda kalkınmada kültüre ve yerelliğin önemine yapılan vurgu artmaktadır. Kültürel mirası korumak ve onunla ilgili farkındalığı artırmak çeşitli ortam ve araçlardan faydalanmayı gerektirir. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte kültürel miras yönetimi ve kültürel miras hakkında bilginin aktarılmasına yönelik faaliyetler hızlı bir dijitalleşme sürecine girmiştir. Bu araştırmada kültürel mirasın yönetilmesinde ve korunmasında başvurulabilecek dijital teknolojilerin neler olduğu ve mirasın tanıtılması-farkındalık yaratılması hususlarında kullanılabilecek dijital araçların neler olduğu ve bu araçlardan nasıl ve ne ölçüde yararlanıldığı ayrı ayrı incelenmiştir. Dijitalleşen kültürel miras yönetimi kamu için bu alanda yeni çalışmaları gerekli kılarken, yerel yönetimlerin ödev ve sorumlulukları artmaktadır. Çalışma kapsamında Türkiye'deki yerel yönetimlerin dünyadaki bu değişime ayak uydurma sürecinde hangi aşamada bulunduğunu ortaya koymak amaçlanmış, yerel yönetimlerin web siteleri araştırılarak, dijital iletişim araç/yöntemlerini kullanım düzey ve yeterlilikleri incelenmiş, Türkiye'de internet yoluyla kültürel mirası yaymak amacıyla yapılan yerel çalışmaların yapısı tartışılmıştır. Araştırma örnekleminde UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde kültür varlığı bulunan şehirlerin yerel yönetimlerinin web siteleri ve turizme yönelik hazırlamış oldukları web siteleri almaktadır. 29 web sitesinin 700 kadar sayfası içerik analizi yöntemi ile araştırılmış ve kodlamalar Maxqda paket programı aracılığıyla dijital olarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular kapsamında yerel yönetimlerin; taşınabilir kültür varlıkları ile ilgili faaliyetlerinin neredeyse bulunmadığı, taşınmaz kültür varlıkları ile ilgili faaliyetlerin büyük ölçüde dini yapılarla sınırlı kaldığı, savaş sahaları, höyükler ve antik kentler gibi bazı yapıların geri planda olduğu, somut olmayan kültürel miras bağlamında da sözlü geleneklerin, gösteri ve el sanatlarının görünür kılınmadığı değerlendirilmiştir. Dijital sergileme teknolojilerinin, dijital oyunların ve mobil uygulamaların kültürel miras için kullanımın yeterince olgunlaşmadığı gözlemlenmiştir. Tasarım ve teknik özellikleriyle de incelenen yerel yönetim web sitelerinin bir bölümünün güncel gereklilikleri karşılamadığı anlaşılmaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış, alandaki sorunların çözümü ve potansiyel fırsatlardan faydalanabilinmesine ilişkin öneriler sunulmuştur.
Feminist aktivizmin sesinin duyurulması sürecinde yeni medya: Olanaklar ve engellere dair uzman görüşleri üzerinden bir değerlendirme
Yeni medya ortamlarının günlük hayat pratiklerine yerleşmesiyle birlikte aktivist hareketlere yeni bir alan açılmıştır. Feminist aktivizm de bu yeni eylem alanlarında kendine yer edinmiştir. Önceleri diğer kadınları bilgilendirmek amacıyla e-posta listeleri, web siteleri ve forumlarla başlayan erken çevrimiçi aktivist pratikler, internet teknolojilerinin etkileşimli sosyal medya platformlarına genişlemesi ile yeni eylem biçimlerini beraberinde getirmiştir. Böylece, forumlar, web siteleri, bloglar ve sosyal medya platformları üzerinden yaygınlaşan feminist aktivizm, "dördüncü dalga" olarak nitelendirilmiştir. Feminist aktivistlerin kendilerini ifade etmek ve diğer bireylere ulaşmak için yeni medyaya yönelmesi, öznelerin konuşmacı olmasına, diğer bireylerle dayanışma kurmasına ve kamuoyu baskısı oluşturarak karşıt anlatıları yaymasına olanak sunmuştur. Ancak, yeni medyada feminist aktivizme katılmak sunduğu olanaklar kadar engeller de barındırmaktadır. Bu kapsamda, feminist aktivistlerin seslerini daha gür bir şekilde duyurabilmeleri için yeni medyanın feminist aktivizme sunduğu olanakları ve engelleri belirlemek önem taşımaktadır. Bu bağlamda bu çalışmanın en temel amacı, uzman görüşlerinden yola çıkılarak, Türkiye'deki dijital feminist aktivizmin mevcut durumunun tanımlanıp yeni medyanın feminist aktivizm için sunduğu olanak ve engellerin belirlenmesi; söz konusu engellerin nasıl azaltılabileceği ve olanakların nasıl geliştirebileceğinin tespit edilmesidir. Bu amaçlar doğrultusunda, dijital feminizm konusunda uzman olan 26 katılımcı ile nitel araştırma yönetime bağlı kalınarak yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Böylece, uzman görüşlerinden yola çıkarak, yeni medyanın feminist aktivizme katılma sürecinde sunduğu olanaklar ve engeller tespit edilerek; aktivistlerin seslerini daha fazla duyurulabilmeleri için neler yapılabileceğine ilişkin önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeni medya, dijital medya, dijital feminizm, dördüncü dalga feminizm.
Bourdieu'nün perspektifinden reklamda yaratıcılık üzerine betimsel bir araştırma
İnsanlık tarihi boyunca toplumsal yaşamın şekillenmesinde etkili keskin dönüm noktaları genellikle geri dönülmesi söz konusu olmayan değişimleri de beraberinde getirmektedir. Değişimler sonucunda yeni yaşam biçimleri, yeni ekonomik uğraşlar, yeni yönetim sistemleri gibi kökeninde "yenilik" barındıran kavramlar ve alanlar ortaya çıkmaktadır ve bu yenilikler elbette yaratıcı düşünce ile başlamaktadır. Mevcudu değiştirmek/geliştirmek var olan durumdan daha işlevsel, daha estetik, daha anlamlı bir noktaya erişebilme niyetiyle, yani mevcudun eleştirisi ile başlamakta ve buna bağlı olarak yaratıcı düşünme biçimini gerektirmektedir. Yaratıcılığın toplumların daha iyi koşullara ulaşmasını sağlama hedefi için önemli bir unsur olduğu geniş kabul görmektedir. İlgili literatür incelendiğinde yaratıcılık konusunda ülkelerin sıralamaya dahil edildiği endeksler olduğu ve Türkiye'nin yaratıcılık endekslerinde alt sıralarda yer aldığı görülmektedir. Türkiye'nin yaratıcılık endekslerinde alt sıralarda yer alması bu tezin sorunsalının temelini oluşturmaktadır. Sektörel kategorilerden bağımsız olarak oluşturulan dünya yaratıcılık endeksleri, ülkelerin hangi alanlarda yaratıcılık düzeylerinin üst ya da alt seviyede olduğu bilgisini vermemektedir. Bu seviyelerin tespit edilebilmesi için pek çok alan için ayrı çalışmalar yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda tez çalışmasında yaratıcılığın son derece önemli olduğu reklamcılık alanında nitel bir araştırma yürütülmüştür. Bu araştırmada Türkiye'de reklam alanında yaratıcılık konusunda mevcut durumu tespit edebilmek ve yaratıcılıkla ilişkili olabilecek faktörleri ortaya koyabilmek amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda yaratıcılık konusunda sektör perspektifinin anlaşılabilmesi amacıyla 8 reklam ajansı çalışanıyla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Konunun eğitim perspektifinin anlaşılabilmesi için ise 9 reklam akademisyeniyle online ortamda derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Toplamda 17 görüşmeyle araştırma sonlandırılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular reklamda yaratıcılık konusunda bazı sorunlara işaret etmektedir. Ekonomik sorunlar, otosansür ve çalışma şartları gibi konular bu sorunlardan birkaçıdır. Dolayısıyla birbirinden bağımsız gibi görünen farklı konularda yaşanan erozyonlar reklamda yaratıcılık düzeyinin alt seviyelere inmesine neden olmaktadır. Bu araştırma özel olarak reklamda yaratıcılık konusunda ne tür sorunların yaşandığına ve yaratıcılığı etkileyen faktörlere odaklanırken, genel anlamda yaratıcı düşünceyi sekteye uğratan durumlara yönelik ipuçları sunmaktadır.
Sosyal medyada beden olumlama hareketinin biyopolitika kavramı açısından incelenmesi: Bedenolumlama.wordpress.com örneği
Tezde, beden üzerindeki iktidar müdahalelerini ve uygulamalarını tanımlamak için kullanılan biyopolitika kavramı bağlamında Beden Olumlama Hareketi incelenmiştir. Tezin amacı iktidar uygulamalarının direniş ve mücadele olanağı yarattığı perspektifinden hareketle Beden Olumlama Hareketi'nin etkilerini sorgulamaktır. Hareketin Türkiye'deki internet sitesi olan ve kullanıcıların içerik üretebildiği www.bedenolumlama.wordpress.com adresindeki metinler analiz edilmiştir. Basit rastgele örneklem yöntemi ile belirlenen 10 içerik MAXQDA 2022 veri analiz programı aracılığıyla nitel bir araştırma yöntemleri içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. 10 metinde kullanılan kavramların bağlamını sorgulamak içinse söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. İçerikler, çalışmanın ana teması doğrultusunda belirlenen kavramlarla kodlanmış, elde edilen veriler görselleştirilerek yorumlanmıştır. İçerik ve söylem analizinin ardından elde edilen verilere göre Beden Olumlama Hareketi'nin savunucularının hareketi 'ideal beden', 'kadın', 'toplumsal cinsiyet', 'güzellik algıları', 'dayatma', 'özgürlük', 'eşitlik', 'hak' kavramları bağlamında tartıştıkları sonucu elde edilmiştir. Söz konusu bu bulgular sonucunda Beden Olumlama Hareketi'nin Türkiye'de eşitlik, özgürlük ve hak temaları etrafında tartışılması, hareketin savunucularına karşıt söylem alanı yarattığı sonucuna ulaşılmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Beden Olumlama Hareketi, Biyopolitika, İdeal Beden, Medya Söylemleri, Beden, Kadın
Halkla ilişkiler perspektifinden ülke markalama "Türkiye örneği"
Halkla ilişkiler perspektifinden ülke markalamada, genel anlamda markalaşma çabaları ile halkla ilişkiler yöntemlerinin birlikteliğinden ortak bir ülke markalama iletişim stratejisi oluşturulmaya çalışılmaktadır. Ortak bir zeminde devlet, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve akademinin fikir ve perspektiflerini uygulanabilir gelecek vizyonu ile bir araya getirmek amaçlanmıştır. Tüm aktörler Türkiye markalama konusunda kendi planlamaları ile bir şeyler yapmakta ancak, gerçekleştirilen tüm çalışmalar kurum ve kuruluşların farklı strateji ve uygulamalarından dolayı farklı renklere ve bu renklerin karmaşasına sebep olmaktadır. Birliktelik ve tek sesliliğin oluşturulamadığı böylesi bir ortamda bir orkestra şefi mantığı ile halkla ilişkiler çalışmalarını ülke markalama doneleri ile bir araya getirerek, renk karmaşasından öte kendi ahengi içerisinde farklılıklara rağmen ortak bir bütün oluşturan gökkuşağı renklerine büründürmek temel hedeftir. Gökkuşağına dönüşen ahenkli birliktelik, beraberinde Türkiye markasını tek bir bütün haline getirecek ve tüm dünyaya Türkiye markasının güzelliğini anlatacaktır. Halkla ilişkiler; iş birliği yapma ve fikir birliği ile verilmek istenilen düşünce ya da projeyi, hedef kitlesine anlatma, benimsetme, onları dahil etme, katılımı sağlama, politika ve stratejileri belirleme, haritayı çıkarma ile yeni söylemler ve uygulamalar ortaya çıkarmakta, iletişim temelli arabulucu rolüne bürünerek, hedeflerine ulaşmaktadır. Ülke markalama ile Türkiye hakkında oluşturulacak olan bilinçle, halkla ilişkiler pratiklerini şekillendiren bir iletişim yönetimi gerçekleştirilmiş olacaktır. İletişim yönetimi çalışmalarıyla Türkiye' nin markalaşması, dünyada rekabet gücünü arttıran bir faktör olarak, ekonomiye faydalı, daha fazla yatırım ve üretimi teşvik edecek, yüksek değerli marka itibarlı, tercih edilen bir ülkeyi beraberinde getirecektir. Hazırlanan çalışmada, ülke markalamanın, halkla ilişkiler perspektifinden iletişim boyutu ile literatürü incelenmiştir. Araştırma kısmında Türkiye'de devlet, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve akademinin ülke markalaşmasıyla ilgili geldikleri noktanın durum tespiti amacıyla, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerde elde edilen sonuçlar ortak bir iletişim stratejisi geliştirmek üzere ele alınmış ve öneriler haline getirilmiştir. Ek olarak iletişim modeli önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Halkla ilişkiler, iletişim, markalaşma, ülke markalama.
Hakikat Sonrası Çağda sentetik medya olgusu, güncel görünümleri ve kullanıcıların gerçeklik algısı üzerine bir araştırma
Zamanın hâkim ruhunu ifade eden hakikat sonrasının, iletişim teknolojilerinde yaşanan değişimle hayatın hemen her alanına nüfuz ettiği; nesnel verilere, rasyonelliğe dayalı modern hakikat anlayışının yerini kişisel hakikatlerin, duyguların ve inançların aldığı; her şeyin sanal düzeyde mümkün olabildiği; bireylerin iletişim kurma, algılama ve onu anlamlandırma biçiminin değiştiği günümüz toplumunda; medya bu dönemi anlamak için hem bir ayna işlevi görmekte hem de tüm araçlarıyla bu sistemi beslemektedir. Çalışmanın konusunu oluşturan yapay zekâ teknolojisiyle oluşturulan sentetik medya içerikleri, hakikat sonrası çağla uyumlu bir şekilde nesnel gerçekliğin tam karşısında konumlanarak gerçekliğin dönüştürülmesini hatta gerçekte hiç var olmayan yeni ses, fotoğraf ve görüntü üretilmesini ve manipülasyonu kapsamaktadır. Araştırma, kullanıcıların sentetik gerçeklikten duygusal ve bilişsel açıdan nasıl etkilendiği, algılayışı, bakış açısı ve anlamlandırmasını tespit etmek üzere tasarlanmıştır. Nitel araştırma kapsamında fenomenoloji yaklaşımı temelinde gerçekleştirilen araştırmada, sentetik içerikleri kullanıcının deneyimlemesi sağlanırken ardından yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği ile 23 yeni medya kullanıcısıyla görüşülmüştür. Bu bağlamda kullanıcıların öncelikle MyHeritage isimli dijital oluşuma ait Deep Nostalgia uygulamasını kullanarak şu an hayatta olmayan bir yakınlarını ve ünlü bir simayı canlandırmaları talep edilmiş; Aksigorta'nın Barış Manço'ya ve Ziraat Bankası'nın Kemal Sunal'a yer verdiği yapay zekâ teknolojisiyle oluşturulmuş sentetik reklam filmleri izlettirilmiş ve https://thispersondoesnotexist.com sitesinin ürünü sentetik fotoğrafları değerlendirmeleri istenmiştir. Araştırmanın sonucuna göre, kullanıcıların geneli bu içeriklerden duygusal açıdan etkilenmekte; görüntünün üretilmiş hiper gerçek olması deneyiminin hissettirdiklerini ortadan kaldırmamakta; hayatta olmayan bireylerin sentetik medyaya konu olmasını bir hak ihlali olarak görmemekte ve bu uygulamalar iyi bir amaca hizmet ettiği veya mizah, eğlence odaklı olduğu sürece olumlu yaklaşmaktadır. Sentetik fotoğrafların gerçek olduğu yönünde değerlendirmede bulunan katılımcıların görsellerde doğal olmayan nüansları efekt, filtre gibi müdahaleler olarak algıladığı siyasi, porno içerikler ve sahtekarlık konusunda da endişeler taşıdığı ortaya çıkmıştır. Kullanıcılar söz konusu içeriklerin sentetik olduğunun belirtilmesi; platformların da belli düzenlemeler yaparak sorumluluk alması ve görüntülere konu olan kişinin rızasının alınması durumunda bu teknolojinin meşru niteliğine sahip olacağı yönünde bir bakış açısına sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Hakikat sonrası çağ, yeni medya, yapay zekâ, sentetik medya, deepfake.
E-sporun pazarlama iletişim sürecinde kullanımı: Y ve Z kuşakları satın alma davranışları üzerine bir inceleme
Her geçen gün yaşanan teknolojik gelişmeler her alanda olduğu gibi sporda da değişikliklerin meydana gelmesine neden olmuştur. Teknolojik gelişmeler sonucunda geleneksel spor dijitalleşmiş ve teknolojiyle entegre olmaya başlamıştır. Aynı zamanda dijitalleşme sonucunda yeni bir spor dalı ortaya çıkmıştır. Bu spor dalına e-spor denilmektedir. Günümüzde geleneksel spora rakip olan e-spor artan etkisi ve bilinirliğiyle markalar için pazarlama iletişim araçlarını kullanabilecekleri ve hedef kitlelerine ulaşabilecekleri bir alan haline gelmiştir. Bu durum sonucunda ulusal ve uluslararası birçok marka e-sporda pazarlama iletişim süreci yürütmeye başlamıştır. Bu tezin amacı e-sporda yürütülen pazarlama iletişim süreci incelenerek, e-sporun en önemli oyunlarından olan League of Legends'ta markaların reklam ve sponsorluk faaliyetlerinin Y ve Z kuşağı üzerindeki algısını, kuşakların satın alma davranışı üzerindeki önemini ve marka farkındalığını tespit etmektir.
Dijital aktivizmin markaların iletişim çalışmalarına etkisi
Her şeyin dijitalleştiği günümüz dünyasında bireylerin dijital platformlar aracılığıyla aktivist eylem ve söylemlerde bulunmasını ifade eden "dijital aktivizm" toplumsal sorunlar karşısında çözümün bir parçası olma bilinciyle hareket eden markaların iletişim stratejilerini büyük ölçüde etkilemektedir. Çalışma genel anlamda yeni iletişim teknolojileri alanında yaşanan gelişmelerin aktivist hareketler ve marka iletişimi üzerinde yarattığı değişime özelde ise dijital aktivizmin markaların iletişim çalışmaları üzerindeki etkisine ve tüketicilerin, markaların iletişim stratejilerine ne şekilde tepki verdiklerine odaklanmaktadır. Çünkü markaların dijital aktivizm kapsamında yürütmüş olduğu iletişim çalışmaları bazı durumlarda tüketiciler tarafından hoş karşılanmayabilmektedir. Markalar bu nedenle iletişim stratejilerini tüketicilerin ve daha genel şekilde ifade etmek gerekirse toplumun beklenti ve talepleri doğrultusunda biçimlendirmektedir. Çalışma bu bağlamda markalara ve bu konuda çalışan uzmanlara yol gösterici olmayı hedeflemektedir. Çalışma, markaların dijital aktivist hareketler karşısında nasıl bir duruş sergilediği ve aktivist hareketlerin iletişim çalışmalarını nasıl etkilediğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda ABD'nin Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde Mayıs 2020 tarihinde George Floyd isimli Afro-Amerikan bir vatandaşın beyaz bir polis memuru tarafından öldürülmesi sonrasında başlayan ve sosyal medya sayesinde kısa zamanda küresel bir isyana dönüşen "George Floyd Protestoları" örnek olay olarak ele alınmaktadır. George Floyd Protestoları kapsamında eşitlik ve özgürlüğü savunan insanların yanı sıra birçok marka Floyd'un ölümüyle yeniden alevlenen ırkçılık sorununa ve polis şiddetine yönelik farkındalık yaratmak için çeşitli iletişim çalışmaları yürütmüştür. Markaların atmış oldukları adımlar durum (vaka) analiz yöntemiyle incelenmiştir. Markaların sosyal medya paylaşımları ve web siteleri üzerinden yapmış oldukları açıklamalar ise içerik analizi tekniği ile ele alınmıştır. Literatürde dijital aktivizm her ne kadar popüler bir konu olsa da dijital aktivizmi tüketiciler ve markalar düzeyinde ele alan çalışma sayısı çok azdır. Çalışma bu anlamda hem söz konusu boşluğu doldurması hem de bu alanda yapılabilecek çalışmalar için bir kaynak oluşturabilmesi açısından önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: aktivizm, dijital aktivizm, marka, marka aktivizmi, ırkçılık.
Halkla ilişkilerin sivil toplum örgütleri tarafından kullanımı: Çevre alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin halkla ilişkiler çalışmalarının Grunig'in mükemmellik modeline göre incelenmesi
Sivil toplum örgütleri, demokratik toplumların önemli unsurlarından biri olarak görülmektedir. Sivil toplum örgütleri bireylerin siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve daha farklı alanlardaki hak ve özgürlük taleplerini elde edebilmek, kazanılmış haklarını korumak için oluşturdukları örgütlenmeler olarak tanımlanabilir. Çevre sorunları ve bu sorunların ortadan kaldırılması için gerçekleştirilen çalışmalar küresel bir gündem başlığı haline gelmiştir. Çevre alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri de bu sorunların çözümü için faaliyetler yürüten önemli unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Halkla ilişkiler çalışmaları bu örgütlerin stratejik hedeflerine ulaşabilmelerinde önemli bir role sahiptir. Halkla ilişkilerde mükemmellik modeli, kurumların nasıl daha etkili olabilecekleri konusunda ortaya koyduğu önermeler açısından önemlidir. Bu çalışmada çevre alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin halkla ilişkiler çalışmaları, mükemmel halkla ilişkiler kriterlerine göre incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, sivil toplum kavramının Antik Yunan'dan günümüze kadar hangi özellik ve anlamlara sahip olduğu, sivil toplumun çağdaş tanımlamasının ne olduğu, sivil toplum örgütlerinin özelliklerinin ve işlevlerinin ne olduğu değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, çevreselcilik, ekolojizm ve çevre hakkı kavramları ele alınarak, ekolojizmin ideolojik unsurları değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde halkla ilişkilerde mükemmellik teorisi kapsamında, mükemmel halkla ilişkilerin unsurları ve mükemmel halkla ilişkiler modelinin özellikleri açıklanmıştır. Dördüncü bölümde, çevre alanında faaliyet gösteren on (10) sivil toplum örgütünün halkla ilişkiler çalışmalarının mükemmel halkla ilişkiler modeline göre değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen araştırma yer almaktadır. Sivil toplum örgütlerinin iletişim sorumluları ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelere dayanan araştırma bulgularının mükemmellik kriterleri ile uyumu, tartışma ve değerlendirme kısmında yer almaktadır. Çalışmada son olarak genel bir değerlendirme yapılarak ortaya çıkan sonuç ve önerilere yer verilmiştir. Buna göre araştırmaya konu olan sivil toplum örgütlerinin halkla ilişkiler çalışmalarının, mükemmel halkla ilişkiler kriterlerinin çoğu ile uyum içerisinde olduğu, ancak halkla ilişkiler departmanının olmaması, iletişim sorumlularının halkla ilişkiler alanında akademik eğitime sahip olmamaları şeklinde önemli bazı eksikliklere de sahip oldukları görülmüştür
Örgüt kültürünün kurumsal sürdürülebilirlik üzerindeki etkisi: Bireysel ve sosyal sorumluluk, örgütsel iletişim doyumu ve dijital vatandaşlık rollerinin incelenmesi
Sürdürülebilirliğin kültürel boyutunun incelenmeden tam olarak anlaşılamayacağı ve sürdürülebilirlik dönüşümünün çeşitli kültürel değişimleri zorunlu kıldığı düşüncesi, yeni ortaya çıkan bir görüş değildir. Sürdürülebilirliğin kurumun tamamı tarafından benimsenmesi ve iş süreçlerine entegre edilmesini sağlayan temel kavram ise kurum kültürüdür. Günümüzde kurumsal sürdürülebilirliği artırarak bilinirlik, prestij ve rekabet avantajı elde etmek isteyen üniversitelerin, kurum kültürüne ve uygulamalarına daha fazla önem vermeleri gerektiği savunulmaktadır. Topluma karşı nitelikli insan gücünü yetiştirme sorumluluğunu üstlenen üniversitelerin başarısı ve sürdürülebilirliği, akademik ve idari personelin performansına bağlıdır. Üniversiteler birer hizmet kuruluşu olarak, tüm iş ve süreçlerini örgüt kültürü temelinde iletişim üzerinden yürütmektedir. Örgütsel iletişimi ve bireysel ve sosyal sorumluluğu şekillendiren ve örgüt içindeki işleyişi düzenleyen en önemli unsur ise örgüt kültürüdür. Bu bağlamda, çalışmanın temel amacı örgüt kültürünün kurumsal sürdürülebilirlik üzerindeki etkisinde örgütsel iletişim doyumunun, bireysel ve sosyal sorumluluğun aracılık ve dijital vatandaşlığın düzenleyicilik rollerinin belirlenmesidir. Bu çalışmada beş temel ölçek ve alt boyutları ile birlikte temsil edilmiştir. Çalışmanın örneklemi olan bir kamu üniversitesinin 529 akademik ve idari personeline kolayda örnekleme yoluyla ulaşılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için SPSS (Statistical Package for Social Science) for Windows 27.0 ve SAS Version 9.4 programları kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre örgüt kültürünün kurumsal sürdürülebilirlik üzerinde anlamlı ve önemli bir etkisi olduğu saptanmıştır. Bu etkileşimde örgütsel iletişim doyumunun anlamlı ve çok güçlü aracılık etkisinin yanı sıra bireysel ve sosyal sorumluluğun düşük düzeyde ve anlamlı aracılık etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca söz konusu bu etkileşimde dijital vatandaşlığı pozitif yönlü ve anlamlı düzenleyicilik rolü olduğu bulunmuştur. Demografik değişkenlere ait bulgular ise araştırma yöntemi bölümünde detaylı olarak verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Örgüt Kültürü, Kurumsal Sürdürülebilirlik, Örgütsel İletişim Doyumu, Bireysel ve Sosyal Sorumluluk, Dijital Vatandaşlık
Türkiye'de sağlık turizmi üzerine halkla ilişkiler odaklı bir inceleme: Dijital hasta yorumları analizi
Bu tez, Türkiye'deki sağlık turizmini halkla ilişkiler perspektifinden inceleyerek yabancı hastaların dijital deneyimlerini yapay zekâ destekli analizlerle değerlendirmektedir. Araştırmada, yalnızca Trustpilot platformunda paylaşılan 4.363 hasta yorumu metin madenciliği, duygu analizi ve konu modelleme yöntemleriyle incelenmiştir. Bulgular, memnuniyetin genellikle tedavi kalitesi, doktor ilgisi ve fiyat-performans dengesiyle ilişkili olduğunu; memnuniyetsizliklerin ise iletişim, takip süreçleri ve güven sorunlarından kaynaklandığını göstermektedir. Çalışma, dijital hasta geri bildirimlerini halkla ilişkiler uygulamalarıyla ilişkilendirerek çevrimiçi itibar yönetimi açısından özgün bir yaklaşım sunmaktadır. Türkiye'nin sağlık turizmi sektöründe dijital iletişim stratejilerinin geliştirilmesine yönelik veriye dayalı önerilerde bulunulmuştur. Bu yönüyle tez, hem akademik literatüre hem de uygulayıcı kurumlara stratejik katkı sağlamaktadır.
Kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı bağlamında video oyun oynama motivasyonu: Kuşaklar arası bir karşılaştırma
Günümüzün hızla dijitalleşen dünyasında bireylerin medya tüketim alışkanlıkları, sosyal ilişkileri ve boş zaman değerlendirme biçimleri köklü bir dönüşüm geçirmektedir. Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri, video oyunlarının yalnızca genç bireylerle sınırlı olmayan, kuşaklar arası bir ilgi alanı haline gelmesidir. Video oyunları, eğlence, eğitim, sosyalleşme ve hatta psikolojik iyilik hali gibi birçok farklı ihtiyaca hizmet eden çok boyutlu dijital deneyimler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, bireylerin oyun oynama motivasyonlarını ve bu motivasyonların kuşaklar ve kişilik özellikleri bağlamında nasıl farklılaştığını incelemek, medya çalışmaları ve toplumsal etkileşim açısından güncel ve önemli bir araştırma alanı sunmaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı, Baby Boomers, X, Y ve Z kuşaklarına mensup bireylerin video oyunu oynama motivasyonlarını ortaya koymak ve bu motivasyonların bireylerin kişilik özellikleriyle nasıl ilişkili olduğunu Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımı ile Beşli Büyük Kişilik Modeli çerçevesinde değerlendirmektir. Söz konusu kuramsal çerçeve, bireylerin medya kullanımlarını belirli doyumlar elde etmek amacıyla gerçekleştirdiğini ve kişilik özelliklerinin bu seçimlerde belirleyici bir rol oynayabileceğini varsaymaktadır. Bu kapsamda araştırma, farklı kuşakların oyun oynama motivasyonlarını karşılaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda bireysel farklılıkların da bu motivasyonları nasıl şekillendirdiğini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden yararlanarak gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda, farklı kuşaklardan toplam 404 katılımcıya ulaşılmış ve veri toplama aracı olarak yapılandırılmış bir anket formu kullanılmıştır. Anket, demografik bilgiler, oyun oynama alışkanlıkları, kişilik özellikleri (Beşli Büyük Kişilik modeli ölçeği) ve oyun oynama motivasyonları (Kullanımlar ve Doyumlar Yaklaşımı çerçevesinde) gibi bölümlerden oluşmaktadır. Elde edilen veriler, betimsel istatistiklerin yanı sıra Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), ANOVA ve korelasyon analizleri gibi ileri düzey istatistiksel analiz teknikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, kuşaklar arasında oyun oynama motivasyonları açısından anlamlı farklar tespit edilmiştir. Z kuşağı bireylerinin daha çok sosyal etkileşim ve eğlence odaklı motivasyonlara sahip olduğu gözlemlenirken, X ve Baby Boomers kuşaklarının daha çok boş zaman değerlendirme ve kaçış motivasyonlarıyla oyun oynadığı belirlenmiştir. Y kuşağı ise rekabet ve mücadele gibi doyumlara öncelik vermektedir. Ayrıca, kişilik özellikleri ile oyun oynama motivasyonları arasında da anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Örneğin dışa dönük bireylerin sosyal etkileşim boyutunda daha yüksek skorlar aldığı, sorumluluk sahibi bireylerin ise planlama ve strateji içeren oyunlara daha fazla ilgi gösterdiği ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, hem teorik hem de uygulamalı düzeyde çeşitli katkılar sunmaktadır. Literatürde sıklıkla göz ardı edilen kuşaklar arası karşılaştırmalı analiz yaklaşımı, farklı yaş gruplarının oyun deneyimlerini bütüncül bir biçimde anlamaya olanak tanımaktadır. Ayrıca, kişilik özellikleri ile oyun oynama davranışları arasındaki ilişkilere dair elde edilen bulgular, oyun geliştiricileri, eğitimciler ve ruh sağlığı uzmanları için önemli uygulama ipuçları sunmaktadır. Elde edilen veriler, dijital medya içeriklerinin daha etkili tasarlanması ve bireylerin psikolojik ihtiyaçlarına duyarlı hale getirilmesi açısından yol gösterici olabilir. Sonuç olarak, bu tez çalışması video oyunlarının bireysel ve toplumsal işlevlerini daha derinlemesine kavrayabilmek adına kuşaklar, kişilik özellikleri ve motivasyonlar arasındaki ilişkilere odaklanan kapsamlı bir analiz sunmakta; farklı disiplinlerden araştırmacılar ve uygulayıcılar için referans niteliğinde bir kaynak olma potansiyeli taşımaktadır.
Instagram'da erkekliğin temsili: Influencerlar ve toplumsal cinsiyet rolleri üzerine bir araştırma
Influencerlar, sosyal medyanın hayatımıza kazandırdığı ve bu medya türü için en etkili aktörler arasında yer alan önemli figürlerdir. Sosyal medya platformlarının birçoğu geniş kitleleri etkilerken, araştırmanın odak noktası olan Instagram, görsel içeriklerin yoğun olarak paylaşılması ve paylaşım çeşitliliği içermesi dolayısıyla kullanıcılarının algılarını şekillendirebilmektedir. Araştırmanın yürütüldüğü dönemde kullanıcılar tarafından en çok vakit geçirilen sosyal medya platformu olduğu belirlenen Instagram üzerinden takipçileriyle etkileşime geçen influencerlar, yalnızca birer dijital içerik üreticisi değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal ögeleri dönüştürebilme potansiyeli yüksek bireyler olarak dikkat çekmektedir. Bu bakımdan influencerların sahip olduğu bu tür nitelikler ulusal ve uluslararası alınyazında birçok araştırmacının ilgisini çekerek çeşitli çalışmaların alınyazına kazandırılmasına sebebiyet vermiştir. Ancak yapılan çalışmalar özellikle toplumsal cinsiyet bağlamında irdelendiğinde, söz konusu çalışmaların önemli bir kısmının kadınlar üzerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Alanyazına ilişkin bu tespit, mevcut tez çalışmasının alınyazındaki eksikliği gidermeye yönelik attığı adımın temelini oluşturmaktadır. Bu tez araştırmasının temel odağını ürettikleri dijital içerikler yoluyla takipçileriyle Instagram platformunda etkileşim kuran erkekin fluencerların sergiledikleri erkeklik temsilleri oluşturmaktadır. Erkek influencerlar, sosyal medya platformlarında yaptıkları paylaşımlarıyla hegemonik erkeklik normlarını yeniden üretirken, aynı zamanda bu normları estetik ve duygusal ifadelerle çeşitlendirebilmektedir. Sınırlı sayıda çalışma içeren alanyazın incelendiğinde erkeklik temsiliyetinin influencerlar bağlamında belirli kodlar üzerinden üretildiği, aktarıldığı ve dönüştürüldüğü görülmektedir. Bu bağlamda bu tez çalışması, Instagram'daki erkek influencerların takipçilerine sundukları paylaşımlarında erkekliklerini sunma biçimlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma amacı doğrultusunda bu tez çalışmasında, 2019-2024 yılları arasında Türkiye Altın Kelebek Ödülleri'nde sosyal medya kategorisinde ödül alarak veya aday gösterilerek başarı gösteren yedi erkek influencerın Instagram'daki görsel paylaşımları erkeklik temsiliyeti bağlamında incelenmiştir. Amaçlı örnekleme yoluyla belirlenen yedi erkek influencerın Instagram'da paylaştığı fotoğraflar, üç adımlı süreç içerisinde belirlenen alt kategoriler doğrultusunda MAXQDA 2020 nitel veri analizi programında kodlanarak Panofsky'nin üç aşamalı ikonografi tekniğine dayanan içerik analizi yoluyla çözümlenmiştir. Araştırma, erkek influencer'ların beş yıllık süreçte Instagram fotoğraflarında sergiledikleri erkeklik temsili konusunda sunduğu bulgu ve sonuçlarıyla alınyazına kuramsal ve uygulamaya dönük katkılar sunmuştur.
Sanal dünya karakteri avatarların dijital pazarlama faaliyetlerinde kullanımı: Facebook ve Instagram karşılaştırması
Teknolojik gelişmeler ile birlikte geleneksel pazarlama faaliyetleri dijital pazarlamaya doğru bir dönüşüm içerisine girmiştir. İnternet tabanlı bir oluşum olan dijital pazarlama, sektöre yeni pazarlama yöntemleri kazandırmıştır. Online oyunlar ile hayatımıza giren sanal dünya kavramı bu alanda yaşanan olumlu gelişmelerin bir sonucu olarak pazarlama sektöründe de kullanılmaya başlanmıştır. Burada avatar görünümünde var olan gerçek dünya kullanıcıları potansiyel tüketiciler olarak yeni bir müşteri grubu ortaya çıkarmıştır. Potansiyel müşterilerine ulaşmak için avatarlara yönelik olarak pazarlama faaliyetleri içerisinde bulunan markalar kullanıcılar üzerinde marka bilinci oluşturmayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında sanal dünya karakteri olan avatarların dijital pazarlama faaliyetlerinde kullanımının gerçek dünya kullanıcıları üzerinde yarattığı etkileşim Facebook ve Instagram sosyal medya platformları bazında incelenmiştir. Bu bağlamda The North Face ve Gucci markalarının ortaklaşa çıkardığı The NorthFaceXGucci koleksiyonun gerçek dünya işbirliği gönderileri ile The Pokemon Go avatarlarına yönelik olarak çıkarılan sanal dünya koleksiyonunun gönderileri Gucci markasının Facebook ve Instagram hesapları üzerinden karşılaştırılarak incelenmiştir. Araştırma kapsamında avatar kullanılan sanal dünya işbirliği gönderileri her iki platform kullanıcıları tarafından olumlu olarak karşılanmıştır. Sanal dünya işbirliğinin yarattığı etkileşim Facebook ve Instagram kullanıcıları karşılaştırılarak incelendiğinde en yüksek etkileşim oranlarının Instagram'da olduğu görülmüştür. Bu anlamda avatarların sosyal medya gibi dijital pazarlama alanlarında kullanımının marka etkileşimi anlamında olumlu getiriler sağlayacağı söylenebilmektedir.
Sağlık kurumlarında kurumsal itibar algısı ve hasta özelliklerinin etkisi
Bu araştırma, hastaların kurumsal itibar algılarını şekillendiren temel faktörleri analiz etmeyi amaçlamaktadır. Özellikle demografik özellikler (cinsiyet, medeni durum, yaş, sosyal güvence durumu ve eğitim düzeyi) ile sağlık hizmeti deneyimlerinin (hastaneye geliş sıklığı ve alınan sağlık hizmeti türü – yatan veya ayaktan) kurumsal itibar algısı üzerindeki etkileri değerlendirilmektedir. Araştırmanın bulgularının, sağlık kurumlarının itibar yönetimi süreçlerine katkı sağlaması ve hasta memnuniyetini artırmaya yönelik stratejilerin geliştirilmesine bilimsel bir temel sunması hedeflenmektedir. Araştırma kapsamında veriler, Antalya Kepez bölgesindeki bir hastaneden sağlık hizmeti alan hastalara yüz yüze uygulanan anketler yoluyla toplanmıştır. Örneklem büyüklüğü, %95 güven düzeyi ve %5 hata payı ile en az 384 kişi olarak belirlenmiştir. Çalışmada likert tipi bir "Kurumsal İtibar Algı Ölçeği" kullanılarak, hastaların demografik bilgileriyle birlikte itibar algıları ölçülmüş; bağımsız örneklem t-testi ve ANOVA ile istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Ölçeğin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmış, sonuçların geçerli ve güvenilir bir şekilde temsil edilmesi sağlanmıştır. Araştırma, hastaların sağlık hizmetine dair memnuniyetleri ile kurumsal itibar algıları arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Memnuniyet düzeyi arttıkça, hizmet kalitesi, sosyal sorumluluk, iyi yönetilme, güvenilir olma ve müşteri odaklılık gibi boyutlarda algılar güçlenmektedir. Özellikle, hizmet kalitesi ve sosyal sorumluluk gibi alanlarda memnuniyeti yüksek olan gruplar, bu boyutlarda daha olumlu değerlendirmeler yapmıştır. Sosyal güvencesi olan bireyler, güvenilirlik ve müşteri odaklılık boyutlarında daha olumlu bir algıya sahipken, sosyal güvencesi olmayanlar daha düşük değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Ayrıca, hastaneye daha sık gelen bireylerin kurumsal itibar algıları, daha az sıklıkla gelenlere kıyasla anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Yaş grupları arasında özellikle "50 yaş ve üzeri" bireylerin müşteri odaklılık algılarının daha olumlu olduğu gözlemlenmiştir. Eğitim düzeyi arttıkça, kurumsal itibar algılarının daha eleştirel ve temkinli hale geldiği anlaşılmaktadır. Evli bireyler, diğer grup olan bekar bireylere göre kurumsal itibarın tüm boyutlarında daha yüksek algılar sergilemişlerdir. Bulgular, hastaların sağlık hizmetinden duyduğu memnuniyetin ve kurumla olan etkileşim sıklığının, kurumsal itibar algılarını önemli ölçüde etkilediğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Kurumsal İtibar Algısı, Hasta Özellikleri, Hastane Kurumsal İtibar
Markaların sosyal medyada FoMO kullanımı: Marka stratejileri üzerine bir araştırma
Günümüzde her an güncellenebilir yapıdaki dijital medya alternatifleri ve farklı mecraların ortaya çıkışı hem bireylere hem kurumlara yeni fırsatlar sunmaktadır. İletişim kanalı olarak kullanılan sosyal medya platformları, kurumlar tarafından da hızla benimsenmiş olup hedef kitlesini dört bir taraftan kuşatmayı, kurgulamış olduğu gerçekliğe ve gerekliliğe ikna etmeyi amaç edinmiştir. Pazarlama ve satın alma kavramları da teknolojiyle birlikte yeni tanımlamalara dahil olmuş, hedef kitle de bundan nasibini almıştır. Tüketici, dijital platformları eğlenme, bilgi edinme ya da sosyalleşme gibi amaçlarla kullanırken bir yandan da burada markaların indirim mesajlarına maruz kalmaktadır. Ticari işletmeler yılın belirli dönemlerinde yapıkları indirim kampanyaları ve yayınladıkları mesajlarla tüketiciye "fırsatı kaçırmaması gerektiğini" hatırlamaktadır. Kısıtlı zaman dilimi ve sınırlı stoklarla tüketiciyi satın alma eylemine yönlendirebilmektir. Araştırılan konu FoMO (Fear of Missing Out) pazarlaması ve markaların dijital pazarlama stratejilerine etkisi olarak belirlenmiştir. FoMO, literatürde yeni bir kavram olmasına karşın kökeni toplum kadar eski olan bireylerin sosyalleşme, sosyal bir gruba dahil olma ihtiyacı ile ilgilidir. Çalışmanın çıkış noktası, markaların yılın belirli dönemlerinde oluşturdukları kampanya mesajları aracılığıyla FoMO algısı oluşturarak satışlarını ve hedef kitlesini yükseltmesidir. Kitlelere sunulan birtakım sözcük kalıpları üzerinden "fırsat"ın kaçırılmaması gerektiği, zamanın ve stokların sınırlılığı sıklıkla kampanyalarda tekrarlanmaktadır. Fırsatları/ gelişmeleri kaçırma korkusu olarak adlandırılan FoMO'nun iletişim açısından literatürde kullanılması ve kavramsallaşmasına katkı sağlamak ve e-ticaret markalarının "Black Friday" ve "Single Day" gibi yılın en çok satış yapılan dönemi olan Kasım ayı kampanyalarının mesajları analiz edilerek tüketicinin satın alma davranışı üzerindeki etkilerini araştırmak çalışmanın motivasyonudur. Bu bağlamda, Trendyol ve Hepsiburada markalarının 2020 yılı Kasım ayı içerisinde gerçekleştirmiş oldukları kampanyalar özelinde Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarından düzenli aralıklarla paylaştıkları gönderiler incelenmiş olup belirli kategorilere ayrılarak içerik ve söylem analizi bakımından çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında markaların FoMO içerikli mesajlarının kullanım sıklığı ile satış rakamlarının artışında düzenli bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Sosyal Medya, FoMO, Fırsatları Kaçırma Korkusu, Kara Cuma, Çevrimiçi Satın Alma, Trendyol, Hepsiburada
Sağlık turizminde müşteri ilişkileri yönetiminin (CRM)) rolü üzerine sistematik bir literatür taraması
Günümüz küresel sağlık sistemi içinde hızla büyüyen sağlık turizmi sektörü, ülkeler için yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir önem arz etmektedir. Özellikle teknolojik gelişmelerin, ulaşım ve iletişim olanaklarının artmasıyla birlikte sağlık hizmetlerine sınır ötesi erişim kolaylaşmış; bireyler, kaliteli, hızlı ve maliyet açısından avantajlı sağlık hizmetleri arayışıyla farklı ülkelere yönelmeye başlamıştır. Bu durum, sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların hasta memnuniyetini önceleyen, kişiselleştirilmiş ve sürdürülebilir bir hizmet anlayışı geliştirmelerini zorunlu kılmıştır. Bu noktada, müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) uygulamaları sağlık turizmi için kritik bir stratejik araç haline gelmiştir. CRM, potansiyel ve mevcut hastaların ihtiyaçlarının doğru analiz edilmesini, onlara özel hizmetlerin sunulmasını ve uzun vadeli ilişkilerin kurulmasını sağlayarak hem hasta memnuniyetini hem de kurumların rekabet gücünü artırmaktadır. Sağlık hizmeti sunumunun turizmle birleştiği bu çok boyutlu yapıda, CRM yalnızca hizmet sonrası memnuniyeti sağlamakla kalmaz, aynı zamanda hasta sadakati, ağızdan ağıza pazarlama ve dijital görünürlük gibi unsurlarda da önemli roller üstlenmektedir. Bu yüksek lisans tezinde, sağlık turizminde CRM uygulamalarının önemi ve etkisi bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Çalışmada yöntem olarak sistematik literatür analizi tekniği kullanılmış ve literatürde yer alan seçilmiş akademik yayınlar detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu yöntemle, sağlık turizmi ve müşteri ilişkileri yönetimi kesişiminde yapılan bilimsel çalışmaların yoğunluğu, eğilimleri, temel kavramları ve yazar-ağ ilişkileri ortaya konulmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda, sağlık turizmi alanında CRM'in nasıl konumlandığı ve gelecekte hangi yönelimlerin öne çıkabileceği üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sağlık Turizmi, CRM, Müşteri İlişkileri Yönetimi, Potansiyel Müşteri Yaratma
Kurumsal iletişimin dijital dönüşümü ve medya ilişkilerinin değişimi
Bu tez çalışmasında, kurumsal iletişim yönetiminde ve medya ilişkilerinde yeni iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin bir sonucu olarak yaşanan değişimin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu çalışmada, kurumsal iletişim kavramı, kurumsal iletişimin uzmanlık alanları hakkında literatür taraması yer almıştır. Kurumsal iletişim yönetiminde geleneksel medya (gazete, televizyon, radyo) ve yeni medya (web siteleri, sosyal medya platformları, kurumsal bloglar) mecralarının kullanım şekli, farklılıkları ve benzerliklerine dair teorik bilgilere yer verilmiştir. Çalışma kapsamında, geleneksel medyada ve yeni medyada kurumsal iletişim yönetiminin nasıl değiştiği ile ilgili akademisyenler, kurumsal iletişim sorumluları ve halka ilişkiler/kurumsal iletişim ajansı sahiplerinden oluşan örneklem evrenine sahip toplamda 9 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırma sonucunda, kurumsal iletişimde dijitalleşmenin ve kurumların hedef kitlelerindeki değişimin önemli değişikliklere sebep olduğu ve kurumların kurumsal iletişim birimleri ile halkla ilişkiler/kurumsal iletişim ajanslarının birlikte çalışmasıyla kurumsal iletişim sürecini başarılı bir şekilde yönetilebileceği tespit edilmiştir.
Marka güncelliği ve marka mirasının devamlılığında retro pazarlamanın rolü kişisel nostaljik deneyimi olmayan Z kuşağı üzerine bir araştırma
Teknolojinin etkisiyle giderek dijitalleşen ve değişen yaşam koşulları, kişilerin geçmiş ile bugün arasında bir kıyaslama yapmasına neden olmaktadır. Bugün daha yapay, geçmiş ise bugüne kıyasla daha samimi bulunmaktadır. Bugünden memnun olmayan ve gelecek kaygıları artan kişi, ideal geçmişe özlem duymaya başlamıştır. Bu durum da kişinin, özellikle kişisel nostaljik deneyimi olanların, nostaljik duygu durumu içerisine girmesine sebep olmaktadır. Geçmişi bugüne adapte etmeyi başaran güçlü bir mirasa sahip markalar, bir döneme damgasını vurmuş ikonik ürünlerini son teknoloji ile birleştirip, retro pazarlama sayesinde yeniden piyasaya sunmuşlardır. Kişi bu sayede retro marka ve ürünleri fark etmiştir ve onları satın alarak, geçmiş güzel günlere duyduğu özlemi biraz olsun dindirdiğini düşünmüştür. Bu yüksek lisans tezi araştırmasında, eski tasarım ile son teknolojiyi birleştiren retro pazarlamanın, o dönemi tecrübe etmemiş, kişisel nostaljik deneyimi olmayan z kuşağı üzerindeki etkisi, marka güncelliği ve mirasının devamlılığına katkısı araştırılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden e-görüşme tekniği kullanılmıştır. 20-26 yaş aralığındaki z kuşağına mensup kişilere, yarı yapılandırılmış açık uçlu sorular elektronik posta aracılığıyla gönderilmiştir. Araştırmaya 45 kişi içerisinden 19 kişi katılmıştır ve katılımcılar tüm soruları detaylı bir şekilde cevaplamıştır. Bu sorular sayesinde retro pazarlamanın z kuşağı üzerindeki etkisi, z kuşağının retro marka ve ürünleri tercih etme nedenleri, geçmiş ve bugün hakkındaki görüşleri, z kuşağının marka güncelliği ve mirasının devamlılığındaki etkisi araştırılmıştır. Araştırmada, içerisinde nostaljik ögeler bulunduran retro marka ve ürünlerin, yansıtılan dönem ile ilgili kişisel bir deneyimi olmayan z kuşağının dikkatini çektiği görülmüştür. Retro pazarlamanın z kuşağını etkilediği, katılımcılardan bazılarının retro marka ya da ürüne sahip olduğu anlaşılmaktadır. Katılımcıların retro marka ya da ürünleri özgün buldukları, geçmişi de bugüne kıyasla daha samimi buldukları görülmektedir. Ayrıca z kuşağı marka güncelliği ve mirasının devamlılığında etkileri olduğunu düşünmektedir. Bu da retro pazarlama sayesinde z kuşağı tarafından dikkat çeken retro marka ya da ürünlerin, bu genç kuşağın katkısıyla gelecek ile buluşacağı, dolayısıyla marka güncelliği ve mirasının devamlılığının sağlanabileceği sonucunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Nostalji, Retro, Retro Pazarlama, Marka Mirası, Z Kuşağı
Yapay zekânın reklamcılık uygulamalarındaki rolü: Reklam profesyonellerinin yapay zekâya ilişkin algıları üzerine bir araştırma
Gelişen teknolojiler ve bu teknolojilerle ortaya çıkan yenilikçi çözümlerin insan yaşamına entegre edilmesiyle birlikte, veri miktarında olağanüstü bir artış yaşanmıştır. Bireyler, günlük yaşamlarını sürdürürken sürekli olarak veri tüketmekte; bu verilerin hızlı ve etkili bir şekilde işlenebilmesi için gelişmiş teknolojilere duyulan ihtiyaç her geçen gün daha da artmaktadır. Bu durum, mevcut sistemlerde bir değişimi zorunlu kılmaktadır. Günümüzde bu dönüşümün temelinde ise teknolojik ilerlemenin merkezinde konumlanan yapay zekâ teknolojileri yer almaktadır. Günümüzde toplumsal ve bireysel yaşamın vazgeçilmez bir unsuru hâline gelen yapay zekâ teknolojileri, günlük yaşamdan iş dünyasına kadar hemen her alanda köklü dönüşümlere yol açmaktadır. Bu dönüşümün etkisiyle reklamcılıkta da yapay zekâ destekli uygulamaların, verimliliği artırmak amacıyla giderek daha yaygın şekilde kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Bu bağlamda reklam ajanslarında yapay zekânın nasıl algılandığının ve hangi alanlar ve görevlerde kullanıldığının ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu tez çalışması ile yapay zekâ uygulamalarının reklamcılıktaki kullanım alanlarını ve bu uygulamaların kullanımı ile yerine getirilebilen görevleri; yapay zekâ uygulamalarının kullanımından doğan etki, sınır ve zorluklarla birlikte saptamak ve yapay zekânın reklamcılıkta potansiyel kullanım alanlarını belirlemek amaçlanmaktadır. Bu amaca yönelik olarak 13 reklam ajansından 28'i ajans profesyoneli, 10'u ajans yöneticisi olmak üzere toplam 38 katılımcı ile derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiş ve bu görüşmeler betimsel analiz yöntemiyle yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda; metin yazarlığı ve redaksiyon, tasarım, sosyal medya için içerik üretimi, hedef kitle belirleme, strateji geliştirme ve marka iletişimi gibi ajansların temel görev alanlarında yapay zekâ uygulamalarının aktif biçimde kullanıldığı görülmektedir. Genel olarak, yapay zekâ teknolojilerinin ajans profesyonelleri ve yöneticileri tarafından olumlu karşılandığı; bu uygulamaların görevleri destekleyen birer yardımcı asistan olarak değerlendirildiği görülmektedir. Ancak, görevlerin tamamen yapay zekâya bırakılmaması, insan denetimi ve yönlendirmesiyle yürütülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak, hukuki düzenlemelerin henüz netleşmemiş olması yapay zekâ kullanımında temkinli bir tutumu beraberinde getirmekte; etik ve yasal sınırların belirlenmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, tüm sınırlılıklara rağmen yapay zekânın reklamcılık alanında özellikle hız ve verimlilik açısından önemli katkılar sunduğunu söylemek mümkündür.
Oyunlaştırmanın marka sadakati üzerindeki etkisi: Yemeksepeti-Muhtarlık oyunlaştırması örneği
Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve markaların farklılaşma stratejileri doğrultusunda oyunlaştırma uygulamalarının önem kazanması üzerine bu alana olan akademik ilgi de artmıştır. Literatürde yapılan çalışmalara bakıldığında, oyunlaştırma kavramı ile pazarlama arasındaki ilişkinin farklı perspektifler ile incelendiği görülmüştür. Bu çalışmanın amacı alana katkı sağlayacak bir konu olarak oyunlaştırma uygulamasının marka sadakati üzerindeki etkisini ölçebilmek ve test etmektir. Araştırma kapsamında kolayda örnekleme yöntemi kullanılmış ve 176 kişi üzerinde anket uygulanmıştır. Araştırma sonucunda oyunlaştırma uygulamalarının marka sadakati üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir.
Halkla ilişkiler ve iklim değişikliği: Bakanlıkların ve STK'ların Twitter üzerindeki halkla ilişkiler faaliyetlerinin karşılaştırılması
İklim değişikliği, hem hükümetler için en acil kamu sorunu hem de insanlığın yaşadığı en ağır varoluşsal kriz olarak önümüze çıkmaktadır. Petrol, kömür ve doğal gazın enerji üretmek için yakılması, hapsolmuş karbondioksit ve diğer sera gazlarının dünyamızın bütün bölgelerindeki ortalama sıcaklıkları yükseltmesine sebep olmaktadır. Bu, sıcak hava dalgaları, aşırı yoğun yağışlar, kuraklık, deniz seviyesinin yükselmesi, biyoçeşitlilik kayıpları gibi sorunların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu durumlar, gıda güvenliği, sağlık, su kaynakları gibi sorunları da beraberinde getirmektedir. İklim değişikliği, zaman zaman insanlığın gündemine gelse de birçok insan için kolay algılanmayan karmaşık bir konudur. Bu noktada, problemin ve çözüm yollarının nasıl tasvir edildiği ve nasıl bir iletişim stratejisi kullanıldığı önemlidir. Kent ve Taylor, organizasyonların hedef gruplarıyla diyalojik iletişim kurmaları için web üzerinde bir çerçeve sunmaktadır. Bu iletişimi sağlamak için beş ilke belirlemişlerdir: Diyalojik döngü, bilginin kullanıma uygun olması, web için tekrar ziyaretçi dönüşümü, web arayüzünün kullanıcı dostu olması ve ziyaretçilerin korunması. Grunig'e göre halkla ilişkiler; imaj, algı, mesajlaşma, itibar, marka, bütünleşmiş pazarlama iletişimi, yatırım getirisi (ROI), stratejik iletişim, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri gibi kavramlara odaklanmaktadır. Halkla ilişkiler uygulayıcıları, yeni dijital medyayı; düşünme biçimlerini değiştiren ve halkla ilişkiler uygulamalarını şekillendiren devrim niteliğinde bir güç olarak görmektedir. Bu nedenle, organizasyonlar da halkla ilişkiler uygulamalarını, pazarlama faaliyetlerini ve diğer iletişimlerini sosyal ağlar üzerinden sağlamaktadır. Bu sebeple, Twitter önemli bir sosyal ağ uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Twitter, üç nedenden dolayı tercih edilmiştir: 1) Küresel şirketler tarafından en yaygın kullanılan sosyal medya kanalı olması. 2) Diyalojik iletişim için kullanıcı etiketleme (mention), hashtag, medya, linkler gibi birçok faydalı özellik sunması. 3) Hemen hemen tüm kurumların Twitter sayfalarına herhangi bir kullanıcı tarafından erişilebilir olmasıdır. Araştırma kapsamında; öncelikli olarak iklim aktörlerinin iletişimlerinde halkla ilişkiler yaklaşımlarından olan diyalojik iletişimi ne ölçüde kullandığı ortaya konmuştur. Devamında, aktörlerin diyalojik iletişimleri kapsamında hedef kitlenin katılımı incelenmiştir. İkinci olarak, Grunig-Hunt'un dört halkla ilişkiler modeli bağlamında aktörlerin iletişimlerini nasıl konumlandırdıkları araştırılmıştır. Son olarak, Türkiye'de çevre ve iklim tartışmalarının hangi konular kapsamında tartışıldığı ortaya konmuştur. İklim değişikliği iletişimi, yurt dışı kaynaklarda birçok çalışmada yer almasına rağmen, ülkemizde henüz çok fazla çalışılmayan bir alandır. Çalışmanın bu kapsamda iklim değişikliği iletişimi alanına akademik yönelimi sağlaması beklenmektedir. Bu çalışmada, birden fazla araştırma yaklaşımı kullanılmıştır. İçerik analizi yoluyla veriler tanımlanmış ve verilerden farklı değişkenler türetilmiştir. Veriler, belirli kavramlar ve temalar çerçevesinde bir araya getirilmiştir. Twitter uygulamasından elde edilen verilerden, kural tabanlı filtrelemeler yapılarak yeni değişkenler ortaya çıkartılmıştır. Bu yaklaşım, Twitter gibi hızlı veri akışlarının olduğu ortamlar için efektif bir şekilde içerik analizi yapmayı mümkün kılmakta; büyük veri setleri için diyalojik iletişim ve dört halkla ilişkiler modellerinin değerlendirilmesi açısından kural tabanlı bir yaklaşım sunmaktadır. Son olarak, çevreci sivil toplum kuruluşlarının 2020-2021 yıllarındaki paylaşımlarının hangi temalar kapsamında çerçevelendiği ve konu dağılımı ortaya çıkarılmıştır. Bu çerçevede, olasılıksal konu modelleme yaklaşımlarından Gizil Dirichlet Ayrımı (LDA) yöntemi kullanılmıştır. Bu araştırma ile yeni teknolojilerin halkla ilişkiler alanına uyarlanması noktasında öncü ve yenilikçi bir yaklaşım sunduğu düşünülmektedir. Araştırma sonucunda hem sivil toplum kuruluşları hem de bakanlıklar için anahtar diyalojik ilkenin "Yeniden Ziyaretçi Sağlama" olduğu tespit edilmiştir. Kuruluşlar "ek bilgi veren siteleri" paylaşarak bunu sağlamaktadır. İkincil olarak "Bilginin Kullanımlığı" ilkesine ağırlık verildiği, bunu da organizasyonların "fotoğraf" paylaşımlarıyla yaptıkları tespit edilmiştir. "Ziyaretçilerin Elde Tutulması" kriterinde ise, her iki aktör grubunun "kendi websiteleri paylaşımlarına" öncelik verdiği; STK'ların ise bakanlıklara göre daha çok "sosyal ağ paylaşımları" yaptığı ortaya çıkmıştır. Kuruluşların "Diyalojik Döngü" ilkesi kullanımlarında da belirgin farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. STK'lar "kullanıcıların cevaplanması" ve "hashtag kullanımı" özelliklerini daha fazla kullanırken, bakanlıklar ise "kullanıcı etiketleme" özelliğini daha fazla kullanmıştır. Kuruluşların diyalojik iletişim kapsamında kamu katılımının değerlendirildiği araştırmada; kuruluşların diyalojik iletişim ilkeleri kullanımları ve kamu katılımı arasında güçlü bir ilişki olduğu sonucu çıkmıştır. Grunig'in dört halkla ilişkiler modeli kapsamında yapılan araştırmada, STK'lar ve bakanlıkların Twitter kullanımlarında dört model kapsamında farklı model kullanımı sergiledikleri gözlemlenmiştir. Hem STK'lar hem de bakanlıkların "kamuoyu bilgilendirme" modeline ağırlık verdiği gözlemlenmiştir. İklim aktörlerinin en az kullandıkları modelin ise "simetrik" model olduğu tespit edilmiştir. Her iki aktör grubu sırasıyla, "kamuoyu bilgilendirme", "asimetrik", "basın ajansı" ve "simetrik" modelleri kullanmaktadır. Çevre ve iklim değişikliği üzerine Türkiye'de Twitter ortamında gerçekleştirilen paylaşımların 9 ana başlıkta kümelendiği gözlemlenmiştir. "Biyoçeşitlilik", "iklim" ve "sürdürülebilirlik" temalarının diğer temalara göre daha ağırlıkta olduğu tespit edilmiştir. Literatürde yer aldığı gibi STK'ların iklim krizini ve bileşenlerini ana konular olarak tartıştığı ortaya çıkmıştır.
Tarımsal kalkınmada çiftçi ve yerel yönetim iletişimi
Ülkemizde, gelişmekte olan yeni bir sosyal bilim alanı olan tarımsal iletişim, tarım alanında yürütülen iletişim çalışmalarında, mesajların çoğaltılmasını ve bazı kitle gruplarına ulaşılmasını ya da yeniliklerin benimsenmesini kolaylaştırmak için mesajların doğru bir şekilde iletilmesini sağlamaktadır. Veri toplama, analiz, izleme-değerlendirme ve tarımsal yayım metodolojisini kullanma gibi meslek disiplinleriyle oluşan sosyal mühendisliğe dayanan tarımsal iletişim, tarımsal kalkınmaya yönelik politikaların belirlenmesinde önemli bir işleve sahiptir. Tarımın doğal kaynakların sürdürülebilirliğiyle direkt bağlantılı olması ve gıda üretimi sağlaması nedeniyle, sürdürülebilirlik ve gıda güvenliği kavramları ve bu kavramlar ekseninde yürütülen iletişim, bu bağlamda tez boyunca ele alınmıştır. Bu çalışma, çiftçi ve yerel yönetim arasındaki iletişime odaklanarak, sürdürülebilir bir tarımsal kalkınma sisteminin kurgusunu, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin "Başka Bir Tarım Mümkün" modeli üzerinden ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu nitel araştırma ile çiftçiler ve yerel yönetim arasındaki iletişim ve etkileşim düzeyi konusunda bilginin arttırılarak, ülkemizdeki tarımsal iletişim akademik literatüründeki mevcut boşluğun azaltılması hedeflenmektedir. Çalışmada yöntem olarak, literatür taraması yapılmış, yerel yönetim tarafından uygulanan tarımsal kalkınma politikaları ve tarımsal iletişim uygulamaları incelenmiş ve bu uygulamalar konusunda çiftçilerin fikir ve yaklaşımlarının değerlendirilmesi amacıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde üretim yapan 10 çiftçi/üretici kooperatif üyesi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Verilerden elde edilen bulgular sonucunda yerel yönetimlerin çiftçiler/üretici kooperatif üyeleriyle yürüttükleri iletişim çalışmalarının tarımsal kalkınmaya kayda değer etkilerinin olduğu ancak bu iletişim uygulamalarına yönelik bilgilendirme ve sonrasındaki değerlendirme eksiklikleri göz önüne alındığında, iletişim süreç yönetimi konusunda profesyonel desteğe ihtiyaç duyulduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Müşteri ilişkileri yönetimi kapsamında veri tabanlı pazarlama: Kişisel verilerin pazarlama uygulamalarında kullanımına ilişkin müşteri değerlendirmelerini tespit etmeye yönelik bir araştırma
Bilgi teknolojilerindeki gelişmeler, internet kullanımın yaygınlaşması ve sanayi devrimlerinin etkileriyle, pek çok alanda olduğu gibi pazarlamaya dair anlayış ve uygulamalar da değişim göstermiştir. Geleneksel pazarlama anlayışından veri tabanlı pazarlama anlayışına geçiş, dijitalleşen müşteri tarafından üretilen veri miktarının artması ve kurumların müşterilerine pazarlama mesajlarını iletme noktasında bu verileri kullanma yönelimiyle mümkün olmuştur. Özellikle Endüstri 4.0 döneminde, büyük veri, artırılmış gerçeklik, nesnelerin interneti ve yapay zeka gibi bileşenlerin pazarlama alanı açısından meydana getirdiği fırsatlar, kurumların strateji ve faaliyetlerine veri tabanı destekli programlar aracılığıyla entegre edilmiştir. Bu çerçevede pazarlama, birebir pazarlama ve veri tabanlı pazarlama ile kurum-müşteri ilişkisinin öncelenmesine dayalı olarak evrilmiştir. Günümüzde müşteri ilişkileri yönetimi ile müşteri odaklı olacak biçimde, daha sistemli, yazılımsal süreçlerden faydalanan ve analiz yeteneğini güçlendirmiş Pazarlama 4.0 olarak adlandırılan anlayış gündeme gelmiştir. Özellikle müşterilerin dijital ortamda oluşturdukları verilerden faydalanan pazarlamacılar, çok sayıda kişiselleştirilmiş pazarlama mesajı iletmektedir. Müşteriye; isim, cinsiyet, yaş, ilgi alanları, yaşam biçimi, konum, çevrimiçi ziyaret süreleri, ses, görüntü gibi kişisel verilerinden yararlanarak iletilen özelleştirilmiş içeriklerle, müşteri memnuniyetinin gerçekleştirilmesi, sadakatinin sürdürülmesi, deneyiminin iyileştirilmesi ve davranışının kurumun pazarlama stratejilerine uygun biçimde yönlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu süreç, müşteri ihtiyaç ve taleplerine daha uygun ve optimize edilmiş bir pazarlama sistemini meydana getirse de çalışmalar müşteriye dair özel bilgiler odağında ilerlediği için bir veri güvenliği problemi ortaya çıkabilmektedir. Kişisel verilerin pazarlama uygulamalarında kullanılmasının avantaj ve dezavantajlarına yönelik durumu ortaya koyma hedefi taşıyan bu çalışma kapsamında, müşterilerin kişisel verilerinin pazarlama amaçlı kullanımına yönelik değerlendirmelerinin tespiti üzerine planlanmıştır. Bu bağlamda ilgili çalışmada müşterilerin, kurumların kendilerine dair kişisel verileri pazarlama amaçlı kullanımı konusundaki görüşlerinden yola çıkılarak, kişisel verilerin müşteri ilişkileri yönetimi kapsamındaki veri tabanlı pazarlama çalışmalarında kullanılmasının, müşteri ile kurum ilişkisini ne şekilde etkilediğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılarak 450 kişinin katılımıyla bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırma gerçekleştirilmeden önce, 22-26 Mayıs 2021 tarihlerinde 30 kişinin katılımıyla bir ön test yapılmıştır ve ön testin sonuçlarına göre anket formu revize edilerek son haline getirilmiştir. 26 Mayıs–18 Haziran 2021 tarihleri arasında online ortama aktarılan anket formu 450 katılımcı tarafından yanıtlanmış ve geri dönüş elde edildiği, herhangi bir soruna rastlanmadığı için tüm formlar analize tabi tutulmuştur. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilip yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda katılımcıların büyük çoğunluğunun kişisel verilerinin pazarlama uygulamalarında kullanımından memnuniyet duymadığı, kişisel verilerinin güvenliği konusunda hassasiyet gösteren kurumlara karşı daha olumlu görüşlere sahip oldukları tespit edilmiştir. Aynı zamanda katılımcıların demografik özelliklerine göre kişisel verilerin pazarlama uygulamalarında kullanımı, bu uygulamalanın kurum ile olan ilişkiye etkisi ve kişisel verilerin elde edilmesi, korunması, işlenmesi ve gizli tutulmasına ilişkin politikalar hakkındaki katılımcı değerlendirmelerinin istatistiki açıdan anlamlı bir farklılaşmaya yol açıp açmadığı analiz edilmiş ve T testi ile Anova testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular çalışma kapsamında yorumlanmıştır.
Kamu diplomasisi bağlamında ülke markalaması ve Katar örneği
Devletler, varoluşları gereği tarih boyunca diğer ülkeler ve uluslar üzerinde etki ve hakimiyet kurmak arzusunda olmuşlardır. Farklı kaynaklardan istifade etmek ve güçlenmek amacıyla hiç şüphesiz ki pragmatik bir anlayışla gelişen bu refleks, devletleri farklı stratejiler geliştirmeye itmiş, geride bıraktığımız yüzyıllar boyunca savaşların getirdiği yıkımın bilincine varılmasıyla güç kullanımının yerini barışçıl çözümlere bırakmıştır. Geleneksel Diplomasi anlayışının kendine has iletişimi, yeni teknolojik gelişmelerin ışığında gelişen ve değişen dünyada sır perdesini ortadan kaldırarak, kamuoyunun da süreçlere bizzat dahil olduğu ve birinci dereceden aktör konumuna eriştiği yeni diplomasi alanlarına doğru yerini terk etmektedir. Kamu diplomasisi devletlerarası diplomasi anlayışından ayrılarak, dış politika elemanlarının daha şeffaf, halkı gözeten ve yumuşak güç unsurlarının icrasına dayanmaktadır. Devletlerin diğer ülkeler ve halkları üzerinde bırakmak istedikleri etki ise kamu diplomasisi icrasının yanında itibar ve prestij kazanılması gerekliliğini ortaya çıkartmaktadır. Kamu diplomasisi bağlamında ancak kendine has bir alanda faaliyet gerektiren ülke markalaması, yaratılmak istenen etkinin kalıcılığı ve doğrudan etkisi amacıyla yapılan çalışmalar bütününü ifade edecektir. Katar Devleti, kamu diplomasisinin tüm gerekliliklerini kullanarak ülkesini bir marka haline getirme yolunda başarılı çalışmalar yapmış ve yapmaya devam eden bir ülke konumundadır. Yapılandırılmış ve yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler neticesinde hazırlanan bu çalışmada kuramsal bir çerçeve oluşturulmuş, Katar ülkesi tanıtılmış ve akabinde Katar'ın ülke markalaması çalışmaları incelenmiştir. Katar'da faaliyet gösteren ve ülke ile dirsek temasında bulunan kurum ve kişilerden sağlanan bulgular, Katar'ın ülke markalaması hususunda son derece başarılı ve gelişimini sürdüren bir ülke olduğuna ilişkin bilgiler sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Kamu Diplomasisi, Uluslararası ilişkiler, Ülke Markalaması, Katar
Halkla ilişkiler perspektifinden üniversitelerin yeni medya kullanımının incelenmesi
İnternet teknolojileriyle birlikte iletişim araçlarında yeni bir döneme geçilmesi, işletmelerin halkla ilişkiler faaliyetlerini etkilediği gibi üniversitelerin toplumla olan ilişkilerini de etkilemiştir. Yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapma amacı güden üniversiteler, aynı zamanda yürüttükleri çalışmaları toplumla paylaşmayı hedefler. Bu doğrultuda geleneksel mecralara başvururken, internet teknolojilerinin sağladığı imkânlar da kullanılmaktadır. Üniversiteler, toplumdaki çeşitli sorunları saptama, araştırma yapma, çağdaş yaşam standartlarını takip etme, geliştirme ve toplam yararına kullanma gibi amaçlar taşır. Bu amaçlar doğrultusunda seminer, konferans, makale, duyuru gibi faaliyetleri toplumla paylaşmaktadır. Bu paylaşımların, internet teknolojilerinin etkisiyle yeni medya üzerinden aktarılması söz konusudur. Günümüzde bireyler tüm bu paylaşımları takip edebilme, anında öğrenebilme ve hatta ilgili birimlere direkt ulaşabilme imkânına yeni medya sayesinde kavuşmuştur. Geleneksel medyanın aksine bu yeni mecra, iletişimin hızlı, iki yönlü ve etkileşimli olmasını mümkün kılar. Zaman ve mekândan bağımsızdır. Sağlanan bu imkânlar çerçevesinde, günümüz kurumların hedef kitleleriyle karşılıklı ve kesintisiz iletişim kurması beklenmektedir. Bu araştırmada İstanbul'daki 13 Devlet Üniversitesi'nin Twitter'da en çok ve en az takipçi sayısına sahip 4 Devlet Üniversitesi'nin resmi Twitter hesapları ve paylaşımları içerik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Bu incelemeye tabi tutulan üniversiteler; Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Türk-Alman Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa'dır. En çok takipçi sayısına sahip Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi'nin Twitter'daki içerik paylaşımlarının özenli, sık ve sürekli olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmada yer alan Türk-Alman Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa'nın ise ilgili mecrada etkin ve daimi bir iletişim kurmadıkları saptanmıştır. İletişim yoğunluğunun takipçi sayısıyla doğru orantılı olduğu buradaki çıkarımlar arasındadır. Bununla beraber kurumların bilgilendirme amacı güden içerikler hazırladıkları ve hafta içi, mesai saatlerinde paylaşımı tercih ettikleri söylenebilir. Halkla ilişkiler perspektifinden bakıldığında kamuoyu bilgilendirme modelini uyguladıkları net bir şekilde görülmektedir. Çalışma sonucunda elde edilen bu veriler ışığında; üniversitelerin Twitter kanalında nelere dikkate etmesi gerektiği, nasıl iletişim sağlayabileceği ve ne tür içerikler oluşturması gerektiği gibi detaylar saptanmıştır. Bundan sonra yapılacak çalışmalarda yol gösterme noktasında referans alınarak çalışmanın genişletilmesi de söz konusudur.
Sosyal medya ve dijital reklamların X ve Z kuşağının satın alma tercihlerine yansıması: İnstagram özeli üzerine bir inceleme
20.yy'ın ikinci yarısının sonlarından itibaren internetin daha geniş kitleler tarafından kullanılmaya başlaması ile bireyler sosyal medya adı verilen topluluklarda yer almaya başlamışlardır. Duygu ve düşüncelerin ağ üzerinde diğer kullanıcılarla paylaşıldığı bu platformlar, modern insanlık için en değerli paydaşlardan biri olmuştur. Günümüzde insanlar, bir görüş veya bir kişi için sosyal medya platformlarında bir araya gelerek örgütlenmekte ve ilgili konu lehine ya da aleyhine fikir belirtmektedirler. Sosyal medya tarafında kitlelerin bir araya gelmesi satışlarını ve itibarlarını artırmak isteyen markalar için fırsat niteliği taşımaktadır. Bu fırsatın bilincinde olan organizasyonlar gerek organik gerekse de reklam gönderileriyle pazarlama faaliyetlerinin kapsamına sosyal medya siteleri de dahil etmekte ve bütünleşik bir iletişimle kullanıcılara satın alma iletileri göndermektedirler. Dünya'nın en popüler sosyal paylaşım ağlarından biri olarak konumlanan Instagram, hemen hemen her yaştan kullanıcıyı içerisinde barındırmaktadır. İlgili platformda yer alan kullanıcıların platform içerisindeki hareketleri, hayatı yorumlama biçimleri, satın alma davranışları başta olmak üzere birçok konuda birbirlerinden ayrışmaktadırlar. Söz konusu farklılıkları daha net bir şekilde ortaya koyabilmek için literatürde X ve Z kuşağı olarak adlandırılan ve Instagram kullanan bireylere, Instagram'daki reklam gönderilerine ne gibi yanıtlar verdiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmada kartopu yöntemiyle seçilen ve Instagram kullanan X kuşağından beşi erkek, beşi kadın olmak üzere on; Z kuşağından beşi erkek, beşi kadın on katılımcı olmak üzere toplamda yirmi katılımcı ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmıştır. On yedi sorunun katılımcılara yöneltildiği araştırmada X ve Z kuşağı katılımcılarının Instagram reklamları hakkındaki düşünüşleri ortaya konularak, kuşak tanımlamalarıyla bağdaşıp bağdaşmadıkları ve satın alma konusunda ilgili reklamların ne gibi etkilerinin olduğunu ortaya çıkarmasından ötürü özgün bir çalışma olmuştur.
Veri gizliliği algısının internet kullanımına etkisi: Gizlilik politikaları üzerinden bir inceleme
Günümüzde internet kullanım oranlarının artması ve kullanıcı verilerinin başta ticari olmak üzere pek çok amaçla kullanılması, veri gizliliği kavramının doğmasına sebep olmuştur. Veri gizliliği konusundaki tartışmalar, kişisel verilerin üçüncü kişilerle paylaşılması, satılması ya da kullanıcıların izni olmadan kullanılmasıyla ilintili konulara odaklanmaktadır. Özellikle pazarlama unsurlarının dijitalleşmesiyle birlikte veri gizliliği ve güvenliği kavramları hem bireyler hem de kurumlar açısından önemli bir yere konumlandırılmıştır. Literatürdeki çok az sayıda çalışma, kullanıcıların veri gizliliğini nasıl tanımladıkları, veri gizliliğinin internet kullanım alışkanlıklarını etkileyip etkilemediğini incelemektedir. Çalışma içerisinde veri gizliliği ve internet kullanım alışkanlıklarının birlikte ele alınması, veri gizliliği algısının incelenmesi ve bu algının online alışveriş alışkanlıklarına olan etkisinin ölçülmesi alana önemli katkı sağlayacaktır. Çalışmada veri, enformasyon ve bilgi kavramlarının farklarından başlayarak verinin dijitalleşmesi, veri gizliliği kavramının hukuksal boyutu ve pazarlama disiplinindeki veri güvenliği ve gizliliği konuları açıklanmaya çalışılmıştır. Pazarlama iletişimi perspektifinden dijitalleşme ve e-ticaret davranışının detayları incelenerek veri gizliliği ve güvenliğinin boyutları ele alınmıştır. Bu kavramları açıklamak adına gerçekleştirilen araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden biri olan anket tekniği kullanılarak, eğitim seviyesi yüksek 156 kullanıcının veri gizliliği ve güvenliği algıları ölçülmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada kullanıcıların bu algılarının e-ticaret faaliyetlerine olan etkisi de ortaya koyulmuştur.
Geleneksel mecralardan dijital alana reklamcılık: Dijital göçmen ve dijital yerliler üzerine bir araştırma
Günümüzde yaşanan teknolojik gelişmeler pek çok alanı etkilediği gibi kitle iletişim araçlarının biçimini/yapısını hızlı bir şekilde tekillikten çoğulluğa dönüştürmektedir. İletişim teknolojilerinde yaşanan bu değişim ve gelişmeler reklamcılık alanında da varlığını hissettirmektedir. Dijitalleşen çağda geleneksel reklam mecraları tüketiciye ulaşma noktasında tek başına yeterli görülmemekte, reklamcılığın dijital boyutları gündeme gelmektedir. Teknolojinin içine doğanlar –dijital yerliler- ve teknolojiye sonradan adapte olanlar –dijital göçmenler- arasında dijital reklamlara ilişkin tutumlarda önemli bir farklılık olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı geleneksel reklamcılığın dijital reklamcılığa entegre olma sürecini tüketici perspektifinden ortaya koymaktır. Çalışmanın kuramsal anlayışı, Teknoloji Kabul Modeli ve Yeniliklerin Yayılımı Teorisine dayandırılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde, tüketicinin dijital reklama ilişkin düşüncelerini anlamak ve genel durumu ortaya koymak adına ilk olarak nicel analiz tercih edilmiştir. Ardından genel içinden elde edilen özel çıkarımlarla karşılaştırma yapabilmek, nicel bulguları anlamlandırmak ve tüketicinin düşüncelerini daha yakından kavrayabilmek için nitel analiz tercih edilerek uygulama kısmı tamamlanmıştır. Bu sayede çalışmada nicel ve nitel çözümleme yöntemleri karma biçimde kullanılarak iki farklı veri toplama tekniğinin sağladığı olanaklardan yararlanılmıştır. Kolayda örnekleme yöntemi ile çevrimiçi anket tekniği kullanılarak internet ortamında 412 kullanılabilir anket elde edilmiş, çalışmada bu sayı üzerinden analizler gerçekleştirilmiştir. Veriler SPSS 21 Windows paket programı ve Lisrel paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri başta olmak üzere, frekans analizi ve araştırma sorularına ilişkin betimleyici istatistikleri ortaya koymak adına korelasyon ve Anova tabloları kullanılmıştır. Araştırma kapsamında yapılan literatür taramalarına ek olarak, geliştirilen ölçme aracının açımlayıcı faktör analizleri sonucunda "olumlu yargılar", "olumsuz yargılar", "mobil reklam", "viral reklam", "interaktif reklam olmak üzere 5 faktörlü ve toplamda 23 ifadeden oluşan "Dijital Reklamlara İlişkin Tutumlar (DRİTT)" ölçeği oluşturulmuştur. Bu kapsamda uzman ve akademisyenlerden de görüş alınmıştır. Kolayda örnekleme yöntemi uygulanarak dijital yerli ve göçmenleri eşit sayıda temsil edecek 412 kişi üzerinde ölçek uygulanarak, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular, 23 ifadeli DRİTT ölçeğinin geçerli ve güvenilir (Cronbach Alfa değeri 0,89) bir ölçek olduğunu göstermiştir. Nitel araştırma desenlemesiyle inşa edilen dördüncü bölümde araştırmanın ikinci yöntemi olarak seçilen yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile dijital yerli ve dijital göçmen olarak iki ayrı tüketici grubunu temsilen 20'şer kişi olmak üzere toplamda 40 katılımcı örneklem olarak alınmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler sekiz kategoriye ayrılarak bulgular başlığı altında değerlendirilmiştir. Her iki kuşağın dijital reklama ilişkin tutumlarında ortaya çıkan benzerlik ve farklılıklar ayrıntılı biçimde araştırma sonunda değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda nicel ve nitel bulguların birbirini desteklediği görülürken; dijital göçmen ve yerlilerin dijital reklamın geleceğine ilişkin tutum ve düşüncelerinde ise büyük oranda benzerlik olduğu gözlenmiştir.
Lüks marka kullanımında dijital tüketicilerin hedonik tutumlarının dönüşümü: İkinci el moda siteleri üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın temel amacı; ikinci el moda sitelerine üye olan tüketicilerin lüks tüketim eğilimleri, çevrimiçi alışverişe yönelik tutum ve davranışları ile ikinci el tüketim, hedonik motivasyon düzeylerini belirlemek ve aralarındaki ilişkileri incelemektir. Ayrıca tüketicilerin tanımlayıcı özelliklerine göre lüks tüketim eğilimleri, çevrimiçi alışverişe yönelik tutum ve davranışları ile ikinci el tüketim ve hedonik motivasyon düzeylerinde farklılaşma olup olmadığını belirlemek de araştırmanın diğer amacını oluşturmaktadır. Amaç doğrultusunda kişisel bilgi formu, "Lüks Tüketim Eğilimleri Ölçeği", "Çevrimiçi Alışveriş Tutum ve Davranış Ölçeği", "İkinci El Tüketim Motivasyonu Ölçeği" ve "Hedonik Motivasyon Ölçeği"nden oluşan veri toplama aracı; 1 Kasım -31 Aralık 2019 tarihleri arasında Türkiye'de ikinci el moda sitelerine üyeliği bulunan 1000 kişiye uygulanmıştır. Ayrıca 2019 yılı Aralık ayı içerisinde Türkiye'de faaliyet gösteren 3 ayrı-Modacruz, Ortak Dolap, Tarz 2- ikinci el moda sitesinin yöneticileri ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen nicel veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Mülakatlardan elde edilen veriler betimsel olarak yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda; katılımcıların orta düzeyde lüks tüketim eğilimine, ikinci el tüketim motivasyonuna ve hedonik alışveriş motivasyonuna sahip olduğu, yüksek düzeyde çevrimiçi alışverişe yönelik tutum ve davranışlar içerisinde oldukları saptanmıştır. İkinci el moda sitesi yöneticileriyle yapılan mülakatlar sonucunda; Türkiye'de ikinci el moda sitelerinin 2012 yılı sonrasında faaliyete geçtiği, başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'daki uygulamalardan esinlenerek Türkiye'de ikinci el moda alışverişinin başladığı bilgisine ulaşılmıştır. Günümüzde ise ikinci el moda kavramının, dünyadaki gelişmeler ile birlikte, tüketici istek ve beklentileri doğrultusunda şekillenerek gelişme kaydettiği saptanmıştır.
Kişilerarası iletişim bağlamında dijital kimlik algısı ve izlenim yönetimi üzerine bir araştırma
Dijital kimlikler; imaj, online itibar ve sunum kavramlarıyla ilişkilendirilmektedir. Günümüzde bireyler dijital kimlikleri ile farklı izlenim yönetimi taktikleri ve kişilik özellikleri sergilemektedir. Bu nedenle araştırmanın iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi özgün, geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. İkinci temel amaç ise 18 yaş üzeri dijital ortam kullanıcılarının dijital kimlikleri ile benlik sunumu ( izlenim yönetimi) taktikleri ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırma, 18 yaş ve üzeri dijital ortam kullanıcıları yetişkin bireyler örneklemi üzerinde ilişkisel tarama modeli ve anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada geçerlik ve güvenilirlik testleri yapılmış olan On Maddeli Kişilik Ölçeği, Değiştirilmiş Benlik Sunum Taktikleri Ölçeği ile araştırmacı tarafından geliştirilen Dijital Kimlik Envanteri ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Ölçek geliştirme sürecinde hem nitel hem de nicel yöntemden faydalanılmıştır. Derinlemesine mülakat, pilot çalışma, asıl çalışma ve yapılan analizler sonucunda geçerli ve güvenilir bir Dijital Kimlik Ölçeği geliştirilmiştir. Dijital Kimlik Tanımlama, Dijital Kimlik, Kişilik ve Dijital Kimlik Sunumu İhtiyacı, Dijital Ortamlarda İletişim, İzlenim ve İtibar Yönetimi olmak üzere 3 alt boyuttan ve 28 maddeden oluşan ölçek, beşli likert tipinde hazırlanmıştır. Araştırma sonucunda dijital kimliğin benlik sunum taktikleri ve kişilik özellikleri ile pozitif, anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür. Dijital kimliklerin Örnek Davranışlar Sergileme, Kendini Sevdirme, Kendini Acındırma, Tehdit Davranışları ve Niteliklerini Tanıtma izlenim yönetimi taktikleri alt boyutları ve Dışadönüklük, Sorumluluk, Duygusal Dengelilik ve Deneyime Açıklık kişilik özellikleri alt boyutları arasında anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Reklamda femvertising kavramı: Feminist bir bakışla spor reklamlarının göstergebilimsel analizi
Günümüzde teknolojinin gelişimi ile birlikte kadın mücadelesinde birtakım değişiklikler yaşanmıştır. Sokak pratiklerinden ziyade mücadelenin dijital ortama taşınmasının yanında birçok yeni mücadele alanı açılmıştır. Kültürel alana dair müdahale artmış, reklamcılık da bununla birlikte kadınlar tarafından sıkı bir denetime girmiştir. İhtiyaçlar doğrultusunda geleneksel cinsiyetçi reklamların yerini, kadınlara daha özgür bir imaj çizen reklamlar almıştır. Artık evinde çocuklarıyla birlikte resmedilen kadının yerini çalışma hayatının içinde, özgür bağımsız kadınlar almıştır. Reklamcılıkta toplumsal cinsiyet klişelerinin yerine gelen yeni reklamcılık anlayışı birçok kaynak tarafından femvertising kavramı ile açıklanmaktadır. Bu bağlamda bu kavramı araştırmak, reklam pratiklerini incelemek gereklidir. Bu çalışmada Nike markasının üçü internet biri televizyon reklamı olmak üzere toplamda dört reklam adet reklam filmi femvertising kavramı bakımından göstergebilimsel olarak incelenmiştir. Çalışmada feminist hareket dört dönemde incelenmiş ve buna bağlı olarak değişen reklamcılık anlayışı da bu dört dönem kapsamında ele alınmıştır. Sonuç olarak femvertising kapsamında oluşturulan reklam içeriklerinin yeni modern kadının inşasında oynadığı rolün incelenmesi hedeflenmiştir. Ve bu yeni reklam anlayışı ile kadınların güçlendirilmesinden ziyade feminist ideolojinin içinin boşaltıldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Femvertising, Toplumsal Cinsiyet, Reklam
Postmodern pazarlama anlayışında dijital aktivizmin yükselişi: Marka aktivizmi üzerine bir inceleme
Dünya genelinde sosyal, ekonomik, çevresel ve politik anlamda birçok sorunun yaşandığı günümüzde, postmodern tüketicinin, neoliberal politikalar ile güçlenen markalardan talep ve beklentileri değişmektedir. Katılımcı, özgürlükçü ve toplumsal sorumluluk bilinci taşıyan yeni nesil postmodern tüketici, markaların tartışmalı toplumsal konularda görüşünü ve tarafını açıkça belli etmesini, aktivist bir duruş sergilemesini ve dolayısıyla toplumsal sorunların çözümüne destek olmasını beklemektedir. Markalar da değişen bu tüketicinin ihtiyaçlarına karşılık verebilmek ve marka değerlerini güçlendirmek adına yeni bir pazarlama iletişimi yaklaşımı olan marka aktivizmini kullanmaya başlamışlardır. Kendi kimliğini markaların sembolik değeri üzerinden oluşturan postmodern tüketicinin hayatına anlam katan markaları tercih ettiği bir dönemde marka aktivizminin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Aktivist duruşlarını çoğunlukla sosyal ağlar aracılığıyla sergileyen markalar aynı zamanda dijital aktivizmin yaygınlaşmasına da olanak sağlamaktadır. Bu çalışmayla birlikte, Türkiye'de Z kuşağının marka aktivizmine yönelik algısı ve tutumları ortaya çıkartılmış ve marka aktivizminin tüketici temelli marka denkliği unsurlarına etkisi, Decathlon Türkiye markasının marka aktivizmi kampanyası üzerinden ölçülmüştür. Bu kapsamda markaların aktivist duruşunun Z kuşağı tarafından kabulü ve reddinin tüketici temelli marka denkliği unsurlarını nasıl etkilediği incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniğinin kullanıldığı, 402 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmamızın bulguları doğrultusunda Türkiye'de Z kuşağının marka aktivizmine yönelik olumlu bir tutum içinde olduğu anlaşılmıştır. Decathlon Türkiye markasının LGBTİ+ bireylerini desteklemek adına ülkemizde gerçekleştirdiği ve tartışmalara neden olan aktivist duruşun Z kuşağı tarafından desteklendiği ortaya çıkmıştır. Z kuşağı tarafından markaların aktivist duruşunun kabulünün tüketici temelli marka denkliği unsurlarını (marka farkındalığı, marka çağrışımları, algılanan kalite, marka sadakati) güçlendirdiği anlaşılmıştır. Markaların aktivist duruşunun reddinde ise tüketici temelli marka denkliği unsurları güçlenmemiştir.