Karadeniz Technical University
Discipline

Temel Tıp Bilimleri Anabilim Dalı

Karadeniz Technical University

8

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

8 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sakarya ilinde içme ve kullanma sularından izole edilen escherichia coli suşlarının antibiyotik direnç durumlarının belirlenmesi.

GİRİŞ VE AMAÇ: E.coli enfeksiyonları dünya genelinde ciddi bir sorun haline gelmiştir. Hem yapay hem de doğal antibiyotiklere karşı artan direnç ile, yeni ve çok daha ciddi hastalıkların ortaya çıkması ile hastalığın tekrarlamasına ve kronikleşmesine neden olmaktadır. Bu çalışma ile içme kullanma sularındaki fekal kirlilik kaynağı olan E.coli'lerin insan sağlığı açısından risk oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada; Sakarya ili merkez ve ilçelerinden alınan 450 içme kullanma suyu numunesi analize alındı. Bu içme kullanma sularından izole edilen 70 E.coli suşu; 16 (onaltı) farklı antibiyotiğe duyarlılıkları açısından değerlendirildi. Duyarlılıkların belirlenmesi için, disk difüzyon yöntemi kullanıldı. BULGULAR: Suşların %24,28 inin bir veya daha fazla antibiyotiğe dirençli olduğu bulundu. Suşlar içinde en yüksek direnç oranı %24,28 ile amoksisilin-klavunata karşı olduğu, bunu %7,14 ile ampicilin, %4,29 ile sefoksitin, %2,85 ile amikasin, %1,42 ile seftazidim, sefazolin,sefriakson, siprofloksasin ve gentamisin'in takip ettiği görüldü. Suşlar piperacilin, sefepim, trimetoprim-sülfameteksazol, ertapenem, imipenem, meropenem, ve aztreonam'a karşı % 100 duyarlı olarak gözlemlendi. Kontrol için kullanılan E.coli ATCC 25922 referans suşu sonuçları tüm kullandığımız antibiyotiklere duyarlı bulundu. SONUÇ: Sonuç olarak fekal kirlilik göstergesi olan E.coli varlığı içme kullanma sularında halk için risk oluşturmakta olup, antibiyotik direnç özellikleri ile ilgili sürveyans çalışmaları yapılması, çevresel bulaşı önlemek için gerekli çabanın gösterilmesi ve halkın bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Antibiyotik Direnci, Escherichia coli, Fekal kirlilik, İçme suyu, Sakarya

Naşide Dönmez
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Nervus laryngeus superıor Ramus İnternus'un cerrahi anatomisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Nervus laryngeus superior, nervus vagus'un ganglion vagal inferior'dan ayrılır ve arteria carotis interna'yı derin yüzünden öne aşağıya ve iç yana çaprazlayarak vagina carotica'yı deler. Hyoid kemiğin cornu majusu seviyesinde nervus laryngeus superior ince bir dal olan ramus externusu ve kalın bir dal olan ramus internus'u verir. Bu çalışmanın amacı nervus laryngeus superior ramus internus'un cerrahi anatomisini incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Haziran 2015 ile Kasım 2016 tarihleri arasında, larenks kanseri tanısıyla total larenjektomi operasyonu yapılan, 36-90 yaş arası 15 hasta dahil edildi ve 29 nervus laryngeus superior incelendi. Diseksiyon esnasında membrana thyrohyoidea geçilmeden önce Nervus Lareyngeus Superior ramus internus'un pozisyonu fotoğraflandı. Arteria laryngea superior ile Nervus Lareyngeus Superior ramus internus ilişkisi ve seyirleri gözlendi. Sinirin seyri esnasında bazı komşu oluşumlara uzaklığı ile dallanma varyantları incelendi. BULGULAR: Toplam 29 Nervus Lareyngeus Superior ramus internus'un 17'si üç dala, 12'si 2 dala ayrılıyordu. Bir olgunun sağ boynu dışında tüm olgularda her iki boyunda da Nervus Lareyngeus Superior ramus internus Membrana Thyrohyoidea'yı geçtikten sonra dallanıyordu. Nervus Lareyngeus Superior ramus internus'un Membrana tyhrohyoidea'yı geçiş noktası cartilago thyroidea üst sınırından ortalama 12±2.61 mm(6-16 mm) uzaklıktaydı. Nervus Lareyngeus Superior ramus internus'un membrana thyrohyoidea geçiş noktası os hyoidea alt sınırından ortalama 9.34±1.65 (6-12) mm uzaklıktaydı. SONUÇ: Bizim çalışmamız Nervus Lareyngeus Superior ramus internus'un Membrana Thyrohyoidea sonrası dallanma paterninin en yüksek oranda olduğunu bildiren çalışmadır. Literatürden farklı olarak çalışmamızda hiçbir Nervus Lareyngeus Superior ramus internus Arteria laryngea superior'un üzerinde değildi. Anahtar Kelimeler: Nervus laryngeus superior ramus internus, Membrana thyrohyoidea, Arteria laryngea superior, Nervus laryngeus superior, nervus vagus.

AnatomiLaringeal kıkırdaklarLaringeal sinirler+2
Ebru Mihriban Güven
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı dozlarda sodyum metabisülfit alımı ile depresyon arasındaki ilişkide nitrik oksitin rolü

Amaç: Sülfit toksisitesinin insan beyni üzerinde zararlı etkileri olduğu bilinmektedir. Ancak sülfit toksisitesi ile anksiyete-depresyon benzeri davranışlar arasındaki ilişki henüz belirlenmemiştir. Bu çalışma, sülfit toksisitesinin anksiyete-depresyon benzeri davranışlar üzerindeki etkilerini ve nitrik oksitin (NO) bu etkileşimdeki rolünü, davranış ve biyokimyasal deneyler, Uzun Dönemli Güçlenme (UDG) ve Uzun Dönemli Baskılanma (UDB) kayıtları aracılığıyla araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Yüz adet erkek Wistar sıçan dört gruba ayrıldı. S25, S100 ve S260 gruplarına, sırasıyla 25 mg/kg, 100 mg/kg ve 260 mg/kg taze hazırlanan sülfit gavaj yoluyla 35 gün boyunca verilirken, Kontrol (K) grubuna aynı hacimde distile su, gavaj yoluyla aynı süre boyunca verildi. Tüm gruplardan 15 sıçan davranış deneylerine tabi tutuldu. Her gruptan 5 sıçan UDG için, diğer 5 sıçan ise UDB kayıtları için kullanıldı. Hipokampusta nitrit/nitrat, nNOS ve iNOS seviyeleri analiz edildi. Bulgular: Davranış deneyleriyle, özellikle 100 mg/kg ve daha yüksek dozlarda sülfit maruziyetinin, anksiyete-depresyon benzeri davranışlara neden olduğu gösterilmiştir. Ayrıca, sülfit maruziyetinin hipokampusta UDG'nin bozulmasına neden olduğu ve UDB'yi kolaylaştırdığı tespit edilmiştir. K grubuyla karşılaştırıldığında, S100 ve S260 gruplarında nitrit/nitrat, nNOS ve iNOS düzeyleri azalmıştır. Sonuçlar: Sonuç olarak, sülfit toksisitesi yetişkinlerde anksiyete-depresyon benzeri davranışlara neden olabilir. Bu sonuçlar, sülfit kaynaklı anksiyete-depresyon benzeri davranışlarda NO üretimindeki azalmanın rol oynayabileceğini göstermektedir.

DepresyonHipokampusNitrik oksit+1
Mustafa Munzuroğlu
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel ülseratif kolitli ratlarda lactobacıllus acıdophılus'un serotonin üzerine etkisi

Amaç: Ülseratif Kolit tekrarlayan inflamasyon atakları sonucunda kolon mukozasında görülen yapı bozukluğudur. Günümüzde ülseratif kolitin ilaç tedavisine destek olmak amacıyla probiyotikler de kullanılmaktadır. Probiyotik, insan sağlığını olumlu yönde etkileyen mikroorganizmalardır. Çalışmamızda deneysel ülseratif kolitte lactobacillus acidophilus'un serotonin üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda 40 adet erişkin erkek rat kullanıldı. Deney gruplarımız; kontrol, deneysel kolit, sham, probiyotik tedavi ve probiyotik koruyucu grubu olmak üzere toplam 5 gruba ayrıldı. Kolon dokusunda serotonin protein düzeyinin analizi için elisa, serotonin ekspresyonu için rabbit anti 5-HT antikoru ile immunohistokimyasal olarak değerlendirildi. Elde edilen veriler istatiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Deneysel kolit, tedavi ve koruyucu grupta kolonda serotonin salınımının ve yoğunluğunun tetiklendiği ve belirgin bir artış olduğu tespit edilmiştir. Özellikle deneysel kolit grubunda istatiksel olarak belirgin farklılık göze çarpmaktadır. Kolondaki serotonin ng/mg protein düzeyi deneysel kolit grubunda (1,98±0,52) diğer gruplara oranla anlamlı derecede artarken koruyucu (1,77±0,51) ve tedavi (1,72±0,26) gruplarının da serotonin ng/mg protein düzeyi kontrol (1,38±0,42) ve sham (1,48±0,50) gruplarına oranla anlamlı derecede artmıştır (p=0,01, p<0,05). Kolondaki serotonin ekspresyonu deneysel kolit (0,15±0,02) grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak artarken koruyucu (0,12±0,02) ve tedavi (0,12±0,01) grubunda da kontrol (0,02±0,03) ve sham (0,04±0,02) gruplarına oranla anlamlı derede yükselmiştir (p=0,01, p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda probiyotiklerin koruyucu ve tedavi edici etkisinde kolon için anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Elde ettiğimiz veriler ile probiyotiklerin kolondaki serotonin miktarı ile ilişkisinin literatüre katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

Kübra Dağ
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir yüzey yapışma proteini olan e-kaderinin pterjiyum gelişimindeki rolünün araştırılması

Gözde et büyümesi olarak ifade edilen pterjiyum, kornea üzerinde konjonktivanın kontrolsüz bir şekilde büyüyerek ilerlemesiyle sonuçlanan yaygın bir göz hastalığıdır. Özellikle anormal çoğalmaya sebep olarak fibrovasküler dokunun epitel hücrelerinde görülen bozukluklar gösterilmiştir. Epitelyal kaderin olarak da bilinen E-kaderin, hücreler arası adezyona aracılık etmenin ötesinde hücre tanıma, sınır oluşumu ve korunması, koordineli hücre hareketleri de dâhil pekçok biyolojik süreçte anahtar rol oynamaktadır. E-kaderin ekspresyonun azalması, hücre adezyonun kaybına, tümör büyümesi ve proliferasyonuna neden olarak metastaza yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada, tümör oluşumuna benzer davranışlar gösteren pterjiyum ile bir tümör supresör gen olan E-kaderinin ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmada 36 hastaya ait pterjiyum dokusunda E-kaderinin geninin promotör metilasyonu metilasyona spesifik PZR yöntemi ile, ekspresyon düzeylerindeki farklılık kantitatif revers transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu qRT-PZR yöntemi ile ve protein ifade farklılıkları western blot yöntemi ile belirlenmiştir. Elde edilen verilere göre, kontrol grubuna göre pterjiyumlu dokularda eE-kaderin geni metilasyon ve ekspresyon düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,005). E-kaderin genindeki metillenme ve ekspresyon ifadelerindeki azalışın pterjiyum oluşumu ve gelişimiyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

Blotting-westernCadherinlerPolimeraz zincirleme reaksiyonu+1
Emel Ensari
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of the role of WASP which is cytoskeletal protein in the development of periodontitis

Periodontitis is an inflammatory autoimmune disease with multifactorial etiology, which affects the supporting tissues of the teeth, is characterized by deepening of periodontal pockets, loss of connective tissue attachment and alveolar bone loss. Inflammation and immune system defects have important roles in immune-mediated inflammatory diseases such as periodontitis. Actin cytoskeleton; it is involved in the cellular process essential for normal immune function, including movement, intercellular interactions, endocytosis, cytokinesis, signal transduction, and maintenance of cell morphology. WASP (Wiskott-Aldrich syndrome protein) is a cytoskeletal regulatory protein known to be involved in biological processes such as cell migration, cell signaling, increased inflammatory cytokines and excessive activation of inflammation. Studies show that changes in WASP expression level cause defects in immune and inflammatory response formation. For this reason, it is thought that WASP may be a risk factor for the development of periodontitis. The aim of our study was to determine the mRNA and protein expression levels of the WASP gene in periodontitis and healthy gingival tissues. In our study, 20 periodontitis and 20 healthy gingival tissues from the same patients were included. Gene expression levels were determined by SYBR green based PCR and protein expression levels were determined by western blot analysis. According to our study results, it was found that the expression level of the WASP gene in periodontitis tissue was statistically significantly increased compared to the control tissue, while the protein level was significantly decreased. Our results suggest that WASP may be effective in the onset and development of periodontitis. Moreover, understanding the inflammatory/immune mechanisms in periodontitis may be useful for diagnosis, prevention and treatment of periodontitis in its early stages. Keywords: Actin Cytoskeleton, Immunity, Inflammation, Periodontitis, WASP

ActinsGenesCytoskeleton+4
Kübra Şahin
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the effect of L-theanine on glucose and lipid metabolism in rats treated with Doxorubicin

Doxorubicin (DXN) is a powerful chemotherapeutic agent, commonly used to treat solid tumors and hematologic malignancies. It has side effects on glucose and lipid metabolism. It is known to induce oxidative stress and inflammation. L-theanine (LT) is a non-protein amino acid found in tea. It has multiple biological benefits, including regulating glucose and lipid metabolism and exhibiting anti-inflammatory activity. Our study aimed to evaluate the effectiveness of LT on the parameters involved in glucose and lipid metabolism in Wistar rats treated with DXN. This study involved 28 rats with four groups (n=7/group): Control, DXN, DXN+LT200, and DXN+LT400. DXNs were applied at 6 mg/kg/dose (3 doses on the 4th, 11th, and 18th days), and 200 and 400 mg/kg/day of LT treatments were given by oral gavage for 21 days. The levels of insulin, isthmin-1 (ISM1), zinc-α glycoprotein (ZAG), free fatty acids (FFA), glutathione peroxidase 4 (GPx4), tumor necrosis factor-alpha (TNF-α), and reduced and oxidized glutathione (GSH and GSSG, respectively) were determined in serum and/or liver tissue by using commercial kits, and serum iron (Fe) and liver malondialdehyde (MDA) by colorimetric methods. While DXN administration increased cholesterol, triglyceride, ISM1, and ZAG levels in the serum and liver, LT treatment, particularly at 400 mg/kg/day, decreased the levels of these parameters. DXN also increased serum iron levels and decreased insulin levels. LT treatment reversed these effects. In conclusion, the presence study suggested that insulin, ISM1, and ZAG proteins may play roles in DXN's effects on glucose and lipid metabolism. LT treatment had the potential to alter these effects. Further studies are needed to elucidate the effects of DXN and LT treatments on parameters involved in metabolism regulation.

Entesar Alı Ahmed Amer
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı lipit içerikli dislipidemik bireylerde serum oxLDL ve sLOX-1 düzeylerinin endotel disfonksiyonu ile ilişkisinin incelenmesi

Dislipidemi, aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar (ASKVH) için en önemli risk faktörlerindendir. Ateroskleroz sürecinde okside düşük yoğunluklu lipoprotein (oxLDL) oluşur. oxLDL, lektin benzeri okside düşük yoğunluklu lipoprotein reseptörü-1 (LOX-1) gibi çöpçü reseptörler ile hücre içerisine alınarak köpük hücresi oluşur. Endotel disfonksiyonu sonucu endokan sentezi artar. Bu çalışma, farklı lipit içerikli dislipidemik bireylerde serum oxLDL ve soluble LOX-1 (sLOX-1) düzeylerinin endokan ile ilişkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışma grubu; dislipidemik (n=118) ve normolipidemik (n=39) bireylerden oluşmaktadır. Bireylerin 12 saatlik açlığını takiben alınan kan örneklerinden elde edilen serum numuneleri kullanılana kadar -80 °C'de saklandı. Bireylerin antropometrik ölçümleri alındı ve biyokimyasal parametreleri ölçüldü. oxLDL ve reseptörlerinden sLOX-1 ve CD36 seviyeleri, inflamasyon belirteçlerinden interlökin-6 (IL-6) seviyeleri, endotel disfonksiyonu ile ilişkili olarak endokan ve vasküler hücre adezyon molekülü-1 (VCAM-1) düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemi ile belirlendi. Dislipidemik grup ve alt gruplarında: oxLDL, sLOX-1, CD36, IL-6, CRP, endokan ve VCAM-1 parametreleri anlamlı bir artış gösterdi (p<0.05). Dislipidemik bireylerde sağlıklı bireylere göre sLOX-1, CD36'ya göre daha yüksek kat artışı gösterdi. oxLDL ve sLOX-1 artış katlarının çarpımı parametresi endotelyal hasarla ilişkiyi değerlendirmede kullanıldı. Bu parametrede, endokana göre oluşturulan çeyrekliklerde, 1. çeyrekliğe göre diğer çeyrekliklerde progresif bir artış gözlendi. Parametreler arası en güçlü korelasyon total çalışma grubunda (n=157) gözlendi. Sonuç olarak oxLDL ve reseptörlerinin düzeyleri dislipidemik bireylerde sağlıklı bireylere göre anlamlı artmış ve bu değişim endotelyal disfonksiyon ile yakın ilişki göstermiştir. Bu ilişkinin kombine hiperlipidemik bireylerde daha belirgin olduğu görülmüştür.

AterosklerozDislipidemiEndotel disfonksiyonu+1
Ceren Pekşen
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00