
5.536
Arşivlenen Tez
15
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Divân-ı Hikmet'in dil incelemesi -Kökşetav nüshası- (Metin –gramer- dizin)
Son dönemlerdeki araştırmalara göre, Hoca Ahmed Yesevî'nin elimize ulaşan dört eseri vardır. Türk tasavvufunun adap ve kurallarını öğreten bu eserlerden Türk dünyasında en meşhür olanı Divân-ı Hikmet'tir. Fakat Türk kültürü, edebiyatı ve dilinin gelişmesine büyük bir katkısı olan bu eserin dil özelliklerini her yönüyle inceleyen bir çalışma kaleme alınmamıştır. Bu çalışmada, bulunduğu yerden dolayı Kökşetav nüshası olarak adlandırdığımız Divân-ı Hikmet'in bir el yazması dil özellikleri bakımından incelenmiştir. Çalışmamız, Giriş, İnceleme, Metin ve Dizin bölümlerinden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde; Ahmed Yesevî, Divân-ı Hikmet ve Divân-ı Hikmet'in Kökşetav nüshası'yla ilgili çeşitli konular yer almaktadır. İnceleme bölümünde, eserin yazım, ses ve şekil özellikleri ele alınmıştır. Metin bölümünde Çağatay Türkçesinin özelliklerini taşıyan el yazmanın trapkripsyonu verilmiştir. Dizinde ise, eserde geçen kelimelerin kullanım şekilleri ve anlamları verilmiştir. Sonuç kısmında da çalışmamızın tüm aşamalarındaki bilgilerin kısa bir özeti yapılmış, eserin kendine özgü dil özellikleri tespit edilmiş ve eserin söz varlığı hakkında sayısal verilere yer verilmiştir. Tezin en son kısmında çalışmamızın esasını oluşturan metnin aslı eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahmed Yesevi, Divan-ı Hikmet, Kökşetav Nüshası, Dil Özellikleri
1980 dönemi Türk romanında bilincin sunumu
1970'lerin sonunda artık keskinleşmiş olan ideolojik ayrımlar, kaotik durum ve ekonomik sıkıntıların ciddi bir boyuta gelmesiyle 12 Eylül 1980 tarihinde hükûmete karşı askerî darbe gerçekleştirilmiştir. Darbe hükûmetinin oluşmasından toplumsal baskı artırılmış modernleşme ve kentleşmenin de etkisiyle insanlar, içe kapanmaya başlamışlardır. Bu içe kapanma sürecinden edebiyat da etkilenmiş, dış gerçekliği anlatmaktan vazgeçerek bireye, içe, bilince yönelmiştir. Bu tezde bireyin kendine döndüğü bu dönem ve dönemin romanları mercek altına alınmış, on yıllık evrenden seçilen örneklem Dorrit Cohn'un Şeffaf Zihinler kitabında beliren bilinç aktarım kuramıyla ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Dorrit Cohn da çalışmasında anlatıcı ve kurmaca karakteri arasındaki ilişkiyi ele almıştır. Bu tezin ilk bölümünde, Dorrit Cohn'un Şeffaf Zihinler: Kurmaca Eserlerde Bilincin Sunumu eserindeki görüşleri özetlenerek birinci ve üçüncü şahıslı eserlerde, anlatıcı-karakter ilişkisinin irdelenmiştir. İkinci bölümde, 1980 döneminden sonraki on yıllık süreçte yazılmış on iki roman seçilerek Dorrit Cohn'un anlatıcı-karakter ilişkisini birinci ve üçüncü şahıs bağlamındaki bilincin sunumu kuramı baz alınarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cohn, monolog, bilinç, anlatıcı, karakter.
Anlatıma dayalı türlerde mücadele (masal-destan-halk hikâyesi)
İnsan yaşamının her alanında var olduğu gibi halk edebiyatı anlatı türlerinde de mücadele kavramına sıklıkla rastlanılmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında araştırmanın amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınırken, mücadelenin tanımı ve seçili metinlerdeki kişiler hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde mücadele eden kişiler, ikinci bölümde mücadele edilen kişiler, üçüncü bölümde mücadelenin nedenleri, dördüncü bölümde mücadelenin aşamaları anlatılmıştır. Bu çalışmada mücadelenin kimler tarafından, ne için, neden, nasıl ve ne zaman yapıldığı incelenmiş ve elde edilen sonuçların türler arasında karşılaştırılması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anlatıma Dayalı Türler, Mücadele, Kişi.
1960-1980 arası Türk romanında estetik modernizm
1960-1980 yılları arasında Türk romanında birden fazla anlayış aynı anda, aynı dönemde gelişmiştir. Kimi yazarlar köyün ve köylünün sorunlarını romanlarının merkezine alırken kimi yazarlar da geçim kaygısı sonucu popüler eserler verme yoluna girmişlerdir. Çalışmamızın ana konusu olan modernist estetik ise nicelik bakımından az sayıda yazar tarafından benimsenmiş bir anlayış olmuştur. Bu anlayışta eser veren yazar ve üretilen telif eser sayısı az olsa da bu dönemin etkisi ve kalıcılığı çok fazla olmuştur. Özellikle Adalet Ağaoğlu, Ferit Edgü, Oğuz Atay, Sevgi Soysal, Yusuf Atılgan gibi modernist teknikleri yoğun bir şekilde kullanan yazarların hem sonraki kuşak yazarlarda hem de okurlarda çok büyük etkileri olmuştur. Modernizmin Avrupa'da ortaya çıkışı ve şekillenmesi yaklaşık dört yüz yıllık bir süreci kapsar. 1500'lü yıllarda Rönesans, reform ve Aydınlanma dönemleri ile başlayan modernizasyon süreci Sanayi Devrimi ile birlikte doruğa ulaşarak büyük şehirlerin kurulmasıyla ve kırdan kente yoğun göçlerle sonuçlanır. Böylece başta Fransa'nın Paris kenti olmak üzere Avrupa'da birçok büyük başkent modernliğin sancılarını yaşayan aydınlara ev sahipliği yapmıştır. Modernlikle yıldızları barışmayan aydınlar bu ilerlemeci anlayışa karşı geliştirdikleri düşüncelerle estetik modernizm adı verilen hareketi ortaya çıkarırlar. 20. yüzyılın ortalarından itibaren gerçeklik algısının da değişmesiyle birlikte romanda yeni teknik arayışlara yönelen yazarlar; kolaj-montaj, parodi-pastiş, laytmotif, bilinç akışı, iç monolog-iç diyalog gibi teknikleri romanlarında yoğun bir şekilde kullanmaya başlamışlardır. Böylece bireyi ve bireyin büyük şehirdeki bunalımını ele alan yazarlar, bu teknikler vasıtasıyla düşündüklerini ve hissettiklerini daha etkileyici aktarmayı denemişlerdir. Modernizmin Türk romanına dâhil olması Batı kaynaklı düşüncelerin 1950'lerin sonlarından itibaren Türk düşün dünyasına yoğun etkisi sonucu gerçekleşir. Özellikle dergiler vasıtasıyla gerçekleştirilen çevirilerle bu etki gerçekleşir. Dergilere, çeviri romanlara fazla ilgi göstererek yetişen kuşak bu çevirilerin etkisiyle yeni tekniklerle tanışmış ve bu teknikleri başarılı bir şekilde romanlarında uygulamışlardır. Avrupa'dakine benzer bir şekilde kırdan kente göçlerin arttığı bir dönemde Türk aydını için de şehirleşmenin, modernleşmenin sıkıntıları gün yüzüne çıkar. 60'lı 70'li yıllara gelindiğinde modernliğin bunalımlarını yaşayan yazarlar, tıpkı Avrupa'da olduğu gibi yeni bir roman anlayışının Türkiye'de yerleşmesine öncülük ederler. Bu yazarlar eserlerinde kullandıkları, Türk romanı için yeni sayılabilecek tekniklerle Türk edebiyatına damga vururlar.
Memduh Şevket Esendal'da toplumsal ve siyasal tanıklık: Değişim ve eleştiri
Geç Osmanlı ile Erken Cumhuriyet dönemlerini yaşamış bir isim olan Memduh Şevket Esendal, hayat hikâyesi boyunca II. Meşrutiyet, Millî Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet, Tek Partili Dönem, Çok Partili Dönem, I. ve II. Dünya Savaşı gibi ulusal ve küresel düzeyde birçok radikal kırılma noktasına tanıklık etmiştir. Elbette en çarpıcı tanıklığı, Osmanlı'dan Türkiye'ye miras kalan Batılılaşma- Modernleşme meselesidir. Sanatçının kaleme aldığı kurmaca ve kurmaca dışı eserlerde söz konusu tanıklıkların izini sürmek mümkündür. Bu çalışmada yazarın bahsi geçen bütün bu sosyo-politik gözlemlerini edebî dünyaya nasıl taşıdığı, onları kurmacanın sağladığı imkânlar dâhilinde nasıl tartışmaya açtığı, sözün özü bütün bu yaşamsal deneyimi nasıl edebî tanıklığa dönüştürdüğü üzerinde durulmuştur. Bu doğrultuda öncelikle, Esendal'ın yazarlık hâli üzerine muhtelif kesitler sunulmuş ve böylelikle çalışmaya bir temel oluşturulmuştur. Hemen ardından geçiş dönemi aydınlarının tartıştığı medeniyet, terakki, geri kalmışlık, gecikmişlik, kültür ikiliği, melezlik, yamalama, züppelik, yetimlik, kimlik kaybı ve değerler yitimi gibi temel kavramlar eşliğinde dinamik ve eleştirel bir kuramsal tartışma yürütülmüştür. Bir geçiş dönemi aydını olarak nitelendirilebilecek Esendal'ın eserleri etraflıca incelendiğinde de bu kavramların açık ya da örtük şekilde metinlere sirayet ettiği görülür. Dolayısıyla Esendal edebiyatına ilişkin ikna edici hükümler verebilmek ve metinlerinin derin yapılarına tam anlamıyla nüfuz edebilmek için bu kavramların rehberliğine ihtiyaç duyulmuştur. Kavramsal çerçevenin akabinde ise yazarın tür ayırt etmeksizin bütün eserleri toplumsal ve siyasal tanıklık bağlamında yakın okuma ve içerik analizi teknikleriyle incelenmiştir. Bu inceleme esnasında da genel geçer yargıların ötesine ulaşabilmek adına dikey eleştiri metodu benimsenmiştir. Batılılaşma süreciyle beraber gelen kimlik yitimi endişesi, yine bu süreçteki kadının yeri ve rolü; dini, toplumsal ve aydına yönelik eleştiriler ile yazarın politik kimliğinden büyük izler taşıyan bürokrasi eleştirisi çalışma boyunca mercek altına alınan temel meselelerdir.
Geleneksel Türk halk tiyatrosundan sinemaya ikili komik: Zeki Alasya-Metin Akpınar örneği
Tiyatro insanların deneyimlerinin, yaşam biçimlerinin, geleneklerinin, geçmişten günümüze aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Bu araç insanların bir araya gelmesine ve bağ kurmasına katkı sağlar. Gelenekler ve kültürel unsurlar değişen veya dönüşen zaman ile beraber tiyatronun yanında sinema, televizyon ve diğer teknolojik araçların yardımıyla gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Geleneksel Türk halk tiyatrosunda İhtiyar ile İbiş, Karagöz ile Hacivat, Kavuklu ile Pişekâr olarak görülen ikili komiklerin Zeki Alasya ve Metin Akpınar filmlerinde Zeki ile Metin'in aldıkları rollerle sürdürüldüğü tespit edilmiştir. Bu çalışmada Zeki-Metin ikilisinin yer aldığı 26 film incelenerek mizah ve gülme unsurları tespit edilmiştir. İkili komik merkeze alınarak Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın filmlerinde geleneksel Türk halk tiyatrosunun etkisi karşılaştırmalı yöntemle mizah ve gülme unsurları bağlamında değerlendirilmiştir. Ayrıca filmler Henri Bergson'un gülme teorisi ve mizahın işlevleri dikkate alınarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: İkili Komik, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Tiyatro, Sinema.
1970'ler romanına toplumsalın yansıması
Türkçe Sözlük'te toplum, aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü anlamına gelir.1 Bu sosyal yapının kültürel sembolleri, davranış şekilleri, değer sistemleri gibi çeşitli unsurları ve işlevleri bulunur. Bunlardan biri ya da birkaçı değişiklik gösterdiğinde toplumsal yapıda farklılaşmalar meydana gelir. Bu değişimde fiziki-coğrafi etmenler, demografik etmenler, iktisadi etmenler, teknolojik gelişmeler, din ve sosyal hareketler gibi pek çok unsur rol oynar. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde görünen toplumsal değişme bazen olumlu bazen olumsuz yanıtlar verebilir. Bu durum sadece sosyoloji, iktisat ve politikanın odak noktasında değil doğrudan insanı anlamaya ve ifade etmeye yönelen edebiyatın da dikkate aldığı bir durumdur. Bu bağlamda olmak üzere tez çalışmasında 70Tİ yıllar toplumunu esas alarak Türkiye'de siyasi, sosyal ve iktisadi unsurların ne ölçüde etkilenip değişim yaşadığı incelenmiş ve bu değişimin Türk edebiyatı yazarları tarafından nasıl algılandığı ve neticesinde meydana getirdikleri romanlar üzerinden nasıl işledikleri araştırılmıştır. 1 Türkçe Sözlük, Ankara: Türk Dili Kurumu Yayınlan, 2005, s. 1993. Anahtar Kelimeler: toplumsal yapı, değişim, gelişme, 1970-1979 yıllan, roman, çatışma, sımf
Nedîm Dîvânı üzerine dilbilimsel bir inceleme
Edebiyatın malzemesi dildir ve edebî eserlerdeki dil kullanımı günlük dildeki kullanımlardan farklı olup birtakım üslûp özelliklerine sahiptir. Edebî eserlerin veya sanatçıların üslûbunun tam ve sistematik biçimde belirlenebilmesi için dil özelliklerinin ortaya konulması gerekir. Bu bağlamda Klâsik Türk edebiyatı metinleri de bugüne kadar geleneksel ya da modern pek çok metodla ele alınmıştır, ancak Nedîm'in poetikasını ortaya koyan dilbilimsel inceleme yöntemiyle yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır. XVIII. yüzyılda Nedîm, şiirlerinin hayranlık uyandıran sanat değeri ve işleyişteki kendine has Nedîmâne üslûbu ile Klâsik Türk şiirinde çığır açmıştır. O sadece bir şair değil, aynı zamanda yaşadığı zamanın orijinal özellikler arz eden bir dil teorisyenidir. Aradan geçen zamana rağmen Nedîm'in şiirlerini anlaşılır kılan ve canlılık katan bu özellikler, onun kullandığı Türkçe'de aranmalıdır. Nedîmâne üslûp olarak literatürde yer alan bu üslûbun değerinin ortaya konularak dile ait yapının anlaşılabilmesi için tarihî, kültürel, sosyal ve dilbilimsel açıklamaların yapılması gerekir. Bu tez çalışmasında Nedîm'in şiirlerinde ortaya koyduğu çağrışım zenginliği dilbilimsel yöntemlerle ele alınarak şiirlerdeki dil ve üslûp özellikleri tespit edilecektir. Dilbilimsel inceleme, metin ve dili bir bütün olarak ilişkilendirerek metnin estetik değerini ortaya koymayı amaçlar. Bunun için dilbilimin alt başlığı olan üslûpbilimin yöntemlerinden yararlanır. Bu bağlamda çalışmada tasvirî ve tekevvünî üslûp inceleme yöntemleri kullanılacaktır. Böylece Nedîm'in şiirlerinin klâsik şiirimiz içinde yeni ve özgün olan tarafları belirlenerek Nedîm'in sadece kendi döneminde değil yüzyıllar sonrasına da yansıyan şöhretinin haklılığı ortaya konulacaktır.
15. YY.da yazılmış bir şiir mecmuası gramer-metin-dizin
XV.yy. Türk dili açısından önemli şair ve ediplerin yetiştiği bir dönemdir. Tasavvuf akımının etkili olduğu bu dönemde Anadolu coğrafyasında boy gösteren Yunus Emre, Şeyyad Hamza, Eşrefoğlu Rumi gibi kimi şairler verdikleri eserlerle Türk dilinin gelişimine önemli katkılar sağlamış, kalıcı eserler bırakabilmiştir. Bu şairler ve şiirlerin kimisi öne çıkarak sonraki nesillerce de tanınır, bilinir olmuş, kimileri ise fazlaca tanınmayıp geri planda varlığını sürdürmüştür. Geçmiş yüzyıllarda Türk diliyle yazılmış el yazması eserlerin günümüz diline aktarılması, edebiyat ve şiir gibi dil malzemesinin incelenmesi açısından uygun alanlarda dahi tümüyle gerçekleştirilememiştir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kütüphanelerde Türk dilinde yazılmış, varlığı bilinmekle birlikte henüz detaylı olarak incelenmemiş elyazması eserler bulunmaktadır. Bu eserlerden epey bir kısmı edebiyat ve dil araştırmacıları tarafından ortaya çıkarılmış, incelenmişse de bir kısım yazma eserler halıhazırda günümüz yazı çevrimine aktarılmayı ve incelenmeyi beklemektedir. Bu alandaki çalışmalar, yazmaların ait olduğu dönemin belirleyici özelliklerinin tespit edilmesi bakımından değerli olup, ayrıca örnek zenginliğine katkı sağlayacaktır. XV. yy.da yaşamış bir şair olan Halilî'nin yazdığı "Furkatname" adlı eserin Staatsbibliothek zu Berlin Preuβischer Kulturbesitz "Berlin Devlet Kütüphanesinde (Prusya Kültür Mirası) bulunan nüshası araştırmacılarca olarak incelenmiştir. Ancak söz konusu yazmanın sonunda Fürkatname bütünü dışında olduğu anlaşılan ve farklı şairlerin şiirlerinin bulunduğu bir ayrı bölüm daha vardır. Yapılan bu çalışmada bir bütün olarak söz konusu yazma sonundaki tüm şiirlerin üzerinde gramer çalışması ve dil incelemesi yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Türk Dili, 15. yy. Türk şiiri, Eski Anadolu Türkçesi, dil yapısı, gramer özellikler
Halaçça halk hikâyeleri, metin-çeviri, dil bilgisi, dizin-sözlük
Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanan bu çalışma, Gerhard Doerfer ve Semih Tezcan'ın Folklore-Texte der Chaladsch (Halaçça Halk Hikâyeleri) kitabını temel almaktadır. Çalışmada adı geçen eserden seçilen Nasreddin Hoca ve Şah Abbās Hikâyeleri incelenmiştir. Giriş kısmında Halaçlar ve Halaççadan genel olarak bahsedildikten sonra, Halaççanın başlıca dil özelliklerine kısaca değinilmiştir. Ardından Halaçça ile ilgili yapılan diğer çalışmalardan bahsedilmiş ve çalışmada izlenilen yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Ses Bilgisi ve Biçim Bilgisi başlıkları altında metinlerimiz temel alınarak Halaççanın dil bilgisi incelenmiştir. Daha sonra Halaçça hikâyeler verilmiş ve bunların Türkçeye çevirisi yapılmıştır. Dizin-Sözlük kısmında ise incelenen hikâyelerden hareketle etimolojik dizin-sözlük hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Halaçça, halk hikâyeleri, Şah Abbās, Nasreddin Hoca
Şeyhî'nin Husrev ü Şîrîn'i (İnceleme-metin-çeviri-dizin/sözlük)
Bu tez çalışmasında 15. yüzyılda Şeyhî (ö.1425'den sonra) tarafından yazılan Husrev ü Şîrîn mesnevisi ele alınmıştır. Nizamî-yi Gencevî'nin (1141-1209) 1177-1181 yılları arasında yazdığı aynı adlı eserinden çevrilerek Türkçeye kazandırılan eser, birebir çeviri bir eser olmaktan ziyade bir uyarlama niteliğindedir. Eser, Anadolu'daki ilk Türkçe olan Eski Anadolu Türkçesiyle kaleme alınmıştır. Eski Anadolu Türkçesinin son dönemlerinde, Arapça ve Farsça sözcük ve ibarelerin dilde epeyce kullanıldığı bir dönemde yazılan eser, döneminin dil karakteristiğini iyi yansıtması açısından hayli mühim bir eserdir. Eser hakkında genel bilginin yanı sıra eseri dil özellikleri açısından incelediğimiz çalışmamız altı ana bölümden oluşmaktadır: Giriş kısmında eserin yazar(lar)ının hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, eserin yazılış tarihi, kendisinden önce yazılmış Husrev ü Şîrîn'ler kısaca tanıtılmış, yurt içinde ve yurt dışında bulunan yüzün üzerinde nüshası ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu nüshalar arasından bizim esas aldığımız nüsha hakkında da ayrıntılı bilgi verilmiştir. Hemen ardından çalışmada izlenilen yöntem alt başlığı altında çalışmada takip ettiğimiz yol anlatılmıştır. İkinci bölümde Dil İncelemesi başlığı altında metnin dil özellikleri ortaya konmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümü 6956 beyitten oluşan eserin yazı çevirimini yaptığımız Metin bölümüdür. Bu bölümde nüsha üzerinde yapılan düzeltmeler dipnotlar şeklinde verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümü metnin günümüz Türkçesine aktarıldığı Çeviri bölümüdür. Çeviri yaparken beyitte anlatılmak istenen ifade, yapılan telmihler mümkün olduğunca dipnotlarla kaynak göstermek suretiyle açıklanmıştır. Çalışmanın son ana bölümü metnin tüm söz dağarcığını ortaya koyan Dizin/Sözlük kısmıdır. Alfabetik olarak sözcükleri sıraladığımız bu bölümde her sözcüğün karşısına anlamı ve hangi beyitte ya da beyitlerde geçtiği yazılmıştır. Türkçe dışındaki sözcüklerin yanına geldiği dil belirtilmiştir. Sonuç kısmında ise bu çalışma sonunda ortaya çıkan bulgularımız ve görüşlerimiz özetlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Husrev ü Şîrîn, Şeyhî, Eski Anadolu Türkçesi, mesnevi, Ferhad u Şîrîn
Bir eleştirmen olarak Berna Moran
Türk edebiyatına Tanzimat döneminde giren eleştiri türü, 1950'lerden itibaren farklı kuramların kullanılmaya başladığı bir tür olmuştur. Farklı kuramlardan ve yöntemlerden faydalanarak eleştirinin nesnel bir boyut kazanmasını sağlayan akademi kökenli isimler arasında Berna Moran'ın önemli bir yeri vardır. Dört bölüm olarak düzenlenen bu çalışmada Moran'ın Türk edebiyatıyla ilgili çalışmaları merkeze alınmıştır. Bu çalışmada, Berna Moran'ın hayatı, eğitimi ve etkilendiği isimlerden yola çıkılarak eleştirmenliğinin altyapısı belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri ve üç ciltlik Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış'taki görüşlerinden ve uygulamalarından faydalanarak çalışmalarında önemli bir yer tutan eleştiri yöntemleri hakkındaki görüşleri ve onları eleştirilerine hangi noktalarda, ne ölçüde dâhil ettiği; üslubu göz önüne alınarak eleştiri anlayışı ve eleştirme yöntemi incelenmiştir. Ayrıca Edebiyat Üzerine: Makaleler Röportajlar adlı eserde yer alan yazılarından yola çıkılarak eleştiri ve eleştirmenle ilgili görüşlerine değinilmiştir. Çalışma yöntemi, metinlerinin kurgusu ve üslubu da göz önünde bulundurularak eleştiri anlayışı ve eleştirme yöntemi irdelenmiştir.
Karamanlıca Nasreddin Hoca kitabı
Ioannis Nikolaidis tarafından yayımlanan Meşhur Nasradın Hoca ve Belagat-ı Mezhake Yani Gülmekliğe Şayeste Mesuliet adlı eser üzerinde hazırlamış olduğumuz tez beş bölümden oluşmaktadır. Giriş başlığını taşıyan ilk bölümde Karamanlılar, Karamanlı Türkçesi ve edebiyatı ile ilgili bilgi verilmiştir. Bununla beraber Karamanlı Türkçesi üzerine daha önce yapılmış olan çalışmaların genel değerlendirmesi yapılmıştır. İkinci bölümde yazarın hayatı ve üslubu hakkında bilgi verilmiş ve ardından fıkraların yazılış amacı açıklanmıştır. Meşhur Nasradın Hoca ve Belagat-ı Mezhake Yani Gülmekliğe Şayeste Mesuliet ve bölümleri ile ilgili bir özet verildikten sonra eserin dil bilgisel incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde transkripsiyonlu metin bulunmaktadır. Dördüncü bölüm sözlük ve dizinden oluşurken beşinci bölümde çalışmanın önemi vurgulanmıştır.
Şerif Aydemir'in hayatı, sanatı ve eserleri
2000 sonrası Türk hikâyeciliğinde geleneksel hikâye anlayışını devam ettiren yazarlar olduğu gibi modern anlatım tekniklerini kullanan yazarlar da vardır. Şerif Aydemir de Refik Halid, Sabahattin Ali ve Sait Faik Abasıyanık çizgisinin günümüzdeki en temsilcilerinden biri olarak geleneksel anlatım tekniklerini hikâyelerinde kullanmayı tercih eden yazarlardan biridir. Aydemir, yazmış olduğu hikâyeleriyle Anadolu'yu ve Anadolu'nun insanlarını anlatmayı tercih eder. O, hikâyesini oluştururken, Türkülerden, masallardan, destanlardan, halk hikâyelerin-den, manilerden ve deyimlerden yararlanmayı ihmal etmez. Hikâyelerinde gerçekçi bir anlatıma başvuran yazar, oldukça duru bir anlatım dilini benimsemiştir. Şerif Aydemir'in Hayatı, Sanatı ve Eserleri başlığını taşıyan bu çalışmamızda, yaza-rın hayatı hakkında ayrıntılı bilgiler sunacak, yayımlanmış olan üç kitabındaki hikâye-lerini yapı ve tema bakımından incelemeye çalışacağız.
Güner Sümer'in Küçük İnsanı
Güner Sümer'in sanatçı kişiliği tüm kalem faaliyetlerinde ana problematiği oluşturan toplumculukla biçimlenmiştir. Sümer, yaşadığı dönemde toplumsal problematiğin ezdiği insanlardan biriyken sivrilerek bu grubun sözcüsü durumuna geldi. Güner Sümer, dramatik yazarlığının odağına yerleştirdiği küçük insan temiyle toplumsal problematiği yansılamıştır. Nitekim Sümer'e göre bir dramatik yazarın asli görevi toplumsal problematiğe karşı duyarsızlaştırılmak istenen insanı bilinçlendirmektir. Bir yazarı başarılı kılan nitelik küçük insanın yükselişine tanık olmasıdır. Bundan ötürüdür ki bir yazar topluma yüksek bir kuleden bakan olamaz. Aydınlar grubu, kimliği ne olursa olsun tüm ezilen insanların bilinçlenmesine tanıklık etmelidir. Toplumsal problematikle savaşan insanın ihmali dramatik yazarın kendini kandırması anlamına gelir. Bu tezin yazılmasındaki amaç, Güner Sümer'in dramatik metinlerinin çekirdeğini oluşturan, çaresizlikleriyle mücadele eden ve yaşam koşulları ağırlaşan orta halli tiplerini dönemin politik, toplumsal ve ekonomik problematiği bağlamında ele almaktır. Metinlerdeki kahramanların her biri farklı bir toplumsal sorunu sembolize eder. Güner Sümer, bu sorunları tipik durumlar halinde ve tipler aracılığıyla yansılamıştır. Tiplerin karşıt ve koşut şekillerde çizilmesi bir dinamizm oluşturma amacıyladır. Dramatik metinlerin bir diğer özelliği tarihsel aile kurumunda geçmeleridir. Toplumsal problematiğin aileye etkileri bocalayan insan eliyledir. Aile dışındaki bireyler kötücül özellikleriyle acımasız dış dünyayı sembolize ederler. Dramatik metinlerin aile kurumu odaklı yapısı toplumun en küçük yapı biriminin sahne tekniği ve yapısına uygunluğuyla açıklanabilir. Sahneden beklenen, dramatik metinlerdeki bocalayan insanı yansılamasıdır. İzleyici, bocalayan insanın üzerine düşen gölgesiyle toplumsal problematiği içselleştime sürecine girer. Tiyatro salonundan bilinçlenerek çıkan izleyici, toplumsal değişim ve dönüşümün bel kemiğini oluşturacaktır.
İhsan Oktay Anar'ın eserlerinde kötülük
Kötülük, tarih boyunca birçok düşünür ve araştırmacının üzerinde durduğu karmaşık bir kavramdır. İnsanlar, kötülüğün ne olduğu ve kaynağının ne olabileceği konusunda çeşitli teoriler geliştirmiştir. Kötülük, tek başına insan eylemlerini sınıflandırmakta yetersiz kalmış ve bu nedenle farklı kategorilere ayrılarak incelenmiştir. Kötülük, insan doğasının ve toplumsal dinamiklerin merkezinde yer almış, birçok sanat alanında işlenmiştir. Edebiyatta da sıkça işlenen bu tema, estetik bir boyut kazanmış, dini ve mitolojik anlatılarda iyi ile kötünün mücadelesi olarak yansıtılmıştır. Edebiyatımızda da özellikle günümüz yazarları arasında kötülüğün işlenişi çeşitli şekillerde görülmektedir. Edebiyat dünyasında, özellikle günümüz yazarlarından İhsan Oktay Anar, eserlerinde kötülüğü hem karakterler düzleminde hem de sembolik düzeyde işleyerek bu kavrama farklı bir perspektif sunmaktadır. Anar'ın romanlarında kötülük, bazen bireylerin içsel çatışmalarında, bazen de toplumsal yapının eleştirisinde kendini göstermektedir. Bu bağlamda, İhsan Oktay Anar'ın eserleri, kötülüğün edebî bir motif olarak nasıl kullanıldığını ve bu kavramın edebiyatta nasıl bir işlev üstlendiğini anlamak için önemli bir kaynaktır.
Klasik Türk şiirinde bana redifli gazellerde kahraman anlatıcı
Bu çalışmada Klasik Türk edebiyatının önemli nazım şekillerinden biri olan gazellerde, özellikle "bana" redifli gazellerde kahraman anlatıcı ele alınıp incelenmiştir. Tezin temel amacı, "bana" redifli gazellerde kullanılan kahraman anlatıcı tiplerini tespit etmek ve bu tiplerin gazelin tematik yapısını, duygusal atmosferini ve anlamını nasıl etkilediğini analiz etmektir. Bu çalışma, kahraman anlatıcı ve tipoloji gibi kavramların Divan şiirine uygulanabilirliğini sorgulamaktadır. Çalışma, giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde gazel türünün yapısal ve işlevsel özelliklerine yer verilmiş; gazelde anlatıcının varlığı ve işlevi üzerine teorik çerçeve sunulmuştur. Bu çerçevede, anlatıcının rolünü öne çıkaran çeşitli unsurlar örnek beyitler aracılığıyla açıklanmıştır. Birinci bölümde, anlatı ve anlatıcı kavramlarının bilinen serüveni, edebiyatın içindeki yeri ve farklı türlerdeki şekilleri ele alınmıştır. Ayrıca anlatıcı tipleri detaylandırılmıştır. İkinci bölümde, hem matbu hem de dijital kaynaklardan ulaşılmış, yüzyıllarına göre tasnif edilmiş divanlara dair bilgilere yer verilmiştir. Bu çerçevede toplam 214 divan incelenmiş; bu divanlardan 140'ında toplam 508 adet "bana" redifli gazel tespit edilmiştir. Elde edilen gazeller; dönemsel dağılımları, vezin kullanımı ve redif türleri açısından sistematik biçimde analiz edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise "bana" redifli gazellerde yer alan kahraman anlatıcı tipleri (âşık, sevgili, rind, Mecnûn vb.) belirlenmiş; bu tiplerin kendilerini nasıl tanımladıkları ve anlatı içindeki temsil biçimleri beyitler üzerinden yorumlanmıştır. Söz konusu anlatıcı tiplerinin duygu, düşünce ve anlatım teknikleri aracılığıyla gazelin estetik yapısını ve tematik örüntüsünü biçimlendirdikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk şiiri, anlatıcı, kahraman anlatıcı, gazel, bana redifi.
Edebiyat ve mitoloji ilişkisi bağlamında Galimcan Gıylmanov'un Oça Torgan Kěşěler (Uçan İnsanlar) romanının incelenmesi
Galimcan Gıylmanov, günümüz Kazan Tatar edebiyatının önde gelen isimlerinden biridir. Kırsal kesimde yetişen ve Tatar halkının gelenek ve göreneklerini tüm varlığıyla taşıyan bu sanatçı, eserlerinin çoğunda sıradan insanların hayat felsefesini konu edinmiş ve postmodernizmin etkisiyle büyülü gerçekçiliği birleştirmiştir. Gerçek hayatın içinden aldığı hadiselerle kaleme döktüğü bu eserinde kahramanları ustalıkla betimlemiş, Tatar halkının zengin söz varlığından da ustaca yararlanmıştır. Yazar, eserinde hayatın anlamı üzerine düşüncelerini felsefi bir dille sunmuş, vatanına olan sevgisini Tatar halkının maddi ve manevi inançlarıyla harmanlamış ve kültürel zenginliğini mitolojik ögelerle birleştirmiştir. Tatar halkının kültürel zenginliğini ise mitolojik ögelerle birleştirmiştir. Bu bağlamda, Oça Torgan Kěşěler (Uçan İnsanlar) adlı romanında Tatar köylerini, şehir hayatını, vatan sevgisini, baba ocağının önemini, ahlâkı, aşkı ve namus kavramlarını derinlemesine ele alarak tasvir etmiştir. Yazar, bu romanında, köyünü on sekiz yıl önce terk eden Sevben isimli delikanlının başından geçen olayları ve üç farklı Sevben tipiyle karşılaşılan durumu ele almıştır. Sevben'in geride bıraktığı annesi ve sevgilisi Seviye'nin yaşadığı psikolojik buhran en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır. Çalışmada, eserden yola çıkarak Galimcan Gıylmanov'un ustalıkla kaleme aldığı kahramanlar ve mitolojik ögeler derinlemesine incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kazan Tatar Edebiyatı, Galimcan Gıylmanov, Nesir, Mitoloji.
Lugat-i Siyer-i Veysî: İnceleme-çevriyazılı metin
Veysî tarafından yazılmış olan Dürretü't-tāc fî Sîreti Ṣāḥibi'l-mi'rāc adlı eser, hicretten Bedir savaşına kadarki hadiseleri anlatmaktadır. Eser İslam tarihiyle doğrudan ilişkilidir. Ancak Veysî eserinde edebi dili ağır bir biçimde kullandığından ve eserde çokça yabancı kökenli kelimeler bulundurduğundan ve süslü nesir üslubu kullandığından dolayı eserin okunması ve anlaşılması güçleşmiştir. Bu sebepten dolayı bu eseri daha açık bir şekilde anlayabilmek ve okunabilmesi için bilinmeyen bir sözlük yazarı, bu eserin dilini analiz ederek ve eserdeki yabancı kelimeleri açıklayarak eserin sözlüğünü hazırlamıştır. Bu tezde konu olarak alınan sözlükte, kelimeler elif ba sırasına göre verilmiş, her harf ise kendi içinde hareke sırasına göre sıralanmıştır. Bazı kelimeler yazıldığı halde yazar tarafından anlamları verilmemiştir. Bazı kelimeler ise fasih şekilleri ile değil halk arasındaki teleffuzlarıyla verilmiştir.
Firdevsî-i Rûmî'nin Satranç-nâme'si: Metin-dil incelemesi-dizin
Satranç, iki oyuncu arasında, 8×8'lik bir kare zemin üzerinde, satranç taşlarıyla oynanan bir oyundur. Oyunu oynayan kişinin amacı rakibin şah adlı piyonunu mat etmektir. Oyun, MÖ yaklaşık 6. yüzyılda Hindistan'da ortaya çıkmıştır. Osmanlı Türkçesi nesir sahasında Şatranç-nâme olarak bilinen eser , Firdevsî-i Rûmî tarafından 1503'te yazılmıştır. Eser, geleneğe uygun olarak başlayıp satranç oyunun tarihinden bahseder. Daha sonraki bölümler ise oyunun talimi niteliğindedir. Osmanlı Türkçesi'nin klasikleşme evresine girdiği dönemde yazılan eser, yer yer nazma dönmekle birlikte nesir türündedir. Dili itibariyle de sade nesir özelliği göstermektedir. Bu çalışma metnin transkripsiyonu , dil incelemesi ve dizini bölümlerinden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Satranç , Satranç-nâme , Firdevsî-i Rûmî , Osmanlı Türkçesi, Nesir
Türkmen Türkçesinde zarf-fiiller
Tez çalışmamıza merkez edindiğimiz Türkmen Türkçesi, Türkçenin Oğuz grubunun doğu kolunda yer alır. Bu lehçenin Türkoloji çalışmalarındaki en önemli özelliği, aslî uzunlukları barındırmasıdır. Ülkemizde diğer Türk lehçelerinde olduğu gibi Türkmen Türkçesi üzerine çalışmalar Türkmenistan'ın istiklâle kavuştuğu döneme kadar ne yazık ki sınırlı sayıda kalmıştır. Türk dilini anlamada önemli bir yer tutan fiilimsilerden sayıca en kalabalık ve işlevce en karışık olan zarf-fiil yapılarının Türkmen Türkçesinde müstakil olarak ele alınmadığını gördük. Türkmen Türkçesinde Zarf-Fiiller başlıklı çalışmamızda Türkmen Türkçesiyle yazılmış edebî eserler taranarak zarf-fiil yapılarının kullanım özellikleri ve işlevleri tespit edilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türkmen Türkçesinin Türk lehçelerinin arasındaki yeri konusu, değişik çalışmalarda defalarca ele alındığından burada kısaca işlenmiştir. Tezimizin ana konusunu oluşturan ikinci bölümde ise zarf-fiiller; basit zarf-fiiller, türemiş zarf-fiiller, birleşik zarf-fiiller ve zarf-fiil gibi kullanılan yapılar olarak sınıflandırılmıştır. Bu bölümde Türkmen Türkçesi ile yazılmış metinler taranmış ve tespit edilen yapılar, Türkiye Türkçesine çevrilerek kullanım özellikleri ve işlevleriyle birlikte açıklanmaya gayret edilmiştir. Aynı zamanda Türkmen Türkçesine dair yapılan dil çalışmalarında belirtilen yapılarla yetinilmemiş; ilaveten taramalar sonucu ortaya çıkan ve kaynaklarda incelenmeyen -ArçA, -An bäri, -Ar yerde gibi yapılar da teze dâhil edilmiştir.
Eski Uygurca İyi Niyetli Hanzade İle Kötü Niyetli Hanzade metninin rekonstrüksiyonu
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada Budist Uygur edebiyatının çatik türüne giren bir yazma eserin rekonstrüksiyonu yapılmıştır. Budist külliyat içerisinde Buda adaylarının yeniden doğum ve hayat hikâyelerinin anlatıldığı bu edebî tür, Türk milletinin Budizme dair tafsilatlı malumatlarını ve yine Türklerin maddî ve manevî değerlerini ihtiva etmektedir. Birçok dilde nüshaları bulunan yazma, Türkoloji sahasına "Kalyânamkara ve Pâpamkara Hikâyesi" olarak yerleşse de aslen Eski Uygurca nüshasında bu isimler yerine "Edgü Ögli Tigin ve Anyıg Ögli Tigin" isimleri yer almaktadır. Bu yüzden de bu isimle anılması daha doğru olacaktır. Bunu yanında dönemin dil özelliklerini yansıtması bakımından bu eserin oldukça mühim bir yere sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda anılan sebepler, bizi yazma üzerinde yeniden çalışmaya yönlendirmiştir. 20. Yüzyılda Dun-Huang Mağaraları'nda bulunan ve Fransa Millî Kütüphanesinde muhafaza edilen eser üzerine bugüne kadar birçok çalışma yapılmıştır. Eserin çözümlenişinin 101. yılında bütün bu çalışmalar karşılaştırmalı olarak tekrar ele alınacak, eksiklikler gösterilecek ve yeni düzeltmeler teklif edilecektir. Söz konusu veri analizi yapılırken tarihî Türk lehçelerinin yanında modern Türk lehçeleri, Türkiye Türkçesi ve ağızlarına sık sık başvurulacaktır. Böylece sunulmuş olan okuma ve tamir teklifleri mesnetleri ile ortaya konulmuş olacaktır. Türkoloji sahasında daha önce uygulanmamış farklı metotlarla (orijinal metin, transliterasyon ve transkripsiyon) değerlendirme ve tespitlerde bulunulacak, hemen ardından da metnin sözlüğü verilerek çalışma nihayete erecektir. Bu sözlükte yer alan kelimelerin anlamları özellikle metin içerisindeki kazandığı anlamlar değerlendirilerek verilecektir.
Adalet Ağaoğlu öykülerini yapısalcı anlayışla çözümleme denemesi
Yapısalcı eleştiri, yazın sanatının kendine özgü bir sistemi ve bu sistemi düzenleyen kuralları olduğuna inanmaktadır. Bu yüksek lisans tezinde, Adalet Ağaoğlu'nun, "Yüksek Gerilim", "Sessizliğin İlk Sesi", "Hadi Gidelim" ve "Hayatı Savunma Biçimleri" adlı öykü kitapları içinde bulunan otuz sekiz öyküsü, bazı temel Yapısalcı ilkeler çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır. Kısa özetlerinin ardından öyküler, eylemsel değişiklikler göz önünde bulundurularak temel kesitlerine ayrılmıştır. A. Greimass'ın düşünceleri esas alınarak, kesitlerdeki eyleyenler, başkahramanın bakış açısına göre şemalaştırılmıştır. Bu şekilde, anlatı eyleyenlerinin birbiriyle ilişkileri ve anlatı içindeki işlevleri değerlendirilmiş; derin yapı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, anlatının uzamsal ve zamansal yapısı üstünde durularak, zaman ve uzamın anlatıdaki işlevleri açıklanmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkan genel görünüm ise sonuç bölümünde değerlendirilmiştir. İncelemenin Adalet Ağaoğlu öykülerine yeni bir bakış kazandıracağı umulmaktadır. Ayrıca Yapısalcı alandaki yeterli olmayan çalışmalara bir katkı sağlaması hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler: Adalet Ağaoğlu, Yapısalcılık, Kesitleme, Eyleyenler.
Türkiye Türkçesinde bilgisellik kipi ve kesinlik dereceleri
Bu çalışmanın amacı -Ar, -DIr, -Abil ve -mAlI biçimbirimlerinin bilgisellik kipliği içerisindeki rolü ve işlevlerini saptamaktır. Çalışmanın odak noktası konuşmacının bilgi düzeyini ve inançlarını yansıtan öznel türünden yargılardır. Bu amaç doğrultusunda Palmer'in bilgisellik kipliği dizgesine dayalı olan bir tipolojik yaklaşım benimsenmiştir. Çalışmanın temel iddiası, -Ar, -DIr, -Abil ve -mAlI biçimbirimlerinin düşük olasılıktan yüksek olasılığa kadar uzanan değişik kesinlik dereceleri ifade ettikleridir; -Abil düşük olasılık ifade edip konuşmacının kesinsizliğini iletmektedir, -mAlI gözlemlenen kanıtlara dayalı yüksek olasılık, -Ar/-DIr ise genel bilgiye dayalı orta derecede kesinlik yansıtmaktadırlar.
Türkçe–Rusça-Ukrayna dili öykü çevirileri ve karşılaşılan sorunlar
Çeviri; farklı halklar, ırklar ve ülkeler arasında anlaşmayı sağlayan ortak bir çözüm yoludur. Ülkelerin kültürü, tarihi, ulusal serveti ancak bu yolla dilden dile taşınmaktadır. Bu nedenle de çeviri her zaman için çok önemli bir bilim dalı olmuştur ve her ülkede bu konuya büyük bir önem verilmektedir. Edebȋ çeviri ise, oldukça zor bir alandır. Kültürel ve tarihsel ögelerle bunların uyandırdığı çağrışımların aktarılması, dilsel karşılıklarının tam olarak bulunması ve metinler arası ilişkilerin aktarılması edebȋ çevirinin en zor noktalarından bir kısmıdır. Bu çalışmada; Türkçe – Rusça - Ukrayna Dilinde yapılan çeviriler ele alınmıştır. Günümüze kadar yapılan çalışmalar incelendiğinde üç ülke edebiyatlarının çevirisinde daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Çeviribilimin, nispeten yeni bir bilim dalı olması nedeniyle, özellikle Türkçe-Rusça ve Ukrayna Dilinde yapılmış olan çevirilerde, daha çok çözüm yolu geliştirilmrsine gerek duyulduğu görülmektedir. Bu çalışmada, edebî çevirilerde yaygın olarak kullanılan Yorumlayıcı Çeviri Kuramından yararlanılmıştır. Öncelikle, ilk kez, Rus edebiyatından Akeksandr Kuprin'in "Narlı Bilezik" ve Ukrayna edebiyatından Marko Vovçok'un "Kız Öğrenci" adlı öyküsü Türkçeye; Selim İleri'nin "Deniz Kızının Öyküsü" adlı çalışması Rusçaya ve Ukrayna Diline çevrilmiştir. Daha sonra karşılaşılan çeviri sorunları; maddeler hâlinde, örnekleri ve çevirmenlerden alınan çözüm önerileri de değerlendirilerek incelenmiştir.
Gürcüceye geçen Türkçe kelimeler üzerine gürcistan'da yapılan çalışmalar
Dil, kültürün en güçlü aynı zamanda en değişken ögesidir. Her ulusun tarihi, maddi ve manevi kültürü, dili diğer uluslarla temas ederek gelişmektedir. Kaynaklara göre, Gürcistan-Türkiye arasındaki ilk ilişkiler IV-XXI. yüzyıllar arasına dayanmaktadır. Kaynaklar Gürcülerin, Kuzey Kafkasya'da yaşayan Türk kökenli Hunlar, Hazarlar ve Kıpçaklar'la sıkı bağlantıları olduğunu göstermektedir. Zaman içinde Gürcüceye farklı alanlarda çok sayıda Türkçe kelime girmiştir. Her iki dilin birbirinden çok farklı bir yapısı ve işleme sistemi vardır. Bu nedenle Türkçeden geçen kelimeler de Gürcücenin ses yapısına uymuş, anlamsal değişikliklere uğramış, anlam genişlemeleri ya da daralmaları ortaya çıkmıştır. Gürcü dilbilimcilere göre Gürcüceye başka dillerden geçen kelimeler; anlamsal özlerine, kullanım alanlarına, Gürcüce dilsel alışkanlıklara göre ve Gürcü realiteye uygun olarak değişmektedir. Bu çalışma Gürcüce ile Türkçe arasında tarihî, sosyal, ekonomik, siyasal ve edebî ilişkilerle gelişen dilsel alış verişin bir sonucu olan "Gürcücedeki Türkçe kelimeler ve bu konuda yapılan çalışmalar"ı kapsamaktadır. Amacımız, Gürcüceye geçen Türkçe kelimeleri sadece liste olarak vermek değil; bu kelimeler üzerinde Gürcistan'da yapılan çalışmaları da incelemektir. Bugüne kadar Gürcistan'da "Gürcüceye Geçen Türkçe Kelimeler" konusunda yapılmış olan tüm çalışmalar; amacına, yöntemine ve kapsamına göre incelenecektir. Böylelikle Türkçe-Gürcüce konusunda çok az sayıda bulunan Türkçe yazılmış kaynaklara bir katkı sağlanması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Türkçe – Gürcüce ilişkiler, dilsel alış veriş, onomatik, toponimi.
1900-2000 yılları arasında Güney Türkistan (Afganistan)'da Özbek Türkçesiyle şiir yazan şairler
Afganistan'da yaşayan üçüncü büyük etnik grup Özbek Türkleridir. Afganistan ve çevresi tarihî olarak Gazneliler, Büyük Selçuklular, Timurlular, Şeybânlılar, Babürlüler gibi büyük Türk devletlerinin kurulduğu bölgedir. Zaten bu ülkenin kuzey kesimi için kaynaklarda Güney Türkistan, Afgan Türkistanı veya Bend-i Türkistan terimleri kullanılmaktadır. Ayrıca asırlar boyunca Osmanlı hâkimiyeti dışındaki Müslüman Türk yurtlarında edebî dil olarak kullanılan Klasik Doğu Türkçesi diğer adıyla Çağatay Türkçesinin kurulduğu ve Türk dilinin en büyük şair ve savunucularından olan Ali Şir Nevâî'in anayurdudur. Bu büyük Türk medeniyetinin bu ülkede esasen iki büyük vârisi bulunmaktadır. Bunlar Özbekler ve Türkmenlerdir. Özbek ve Türkmen Türkleri bütün kıt imkânlara ve değişik kısıtlamalara rağmen kendi anadilleriyle edebi eserler yazmaktadırlar. Afganistan'ın içinde bulunduğu özel şartlardan ve bu ülkedeki diğer etnik topluluklarla birlikte Türklere karşı takip edilen sınırlamalardan ötürü buradaki şair ve yazarlar hakkında yeterli bilgi yoktur. Mesela bu ülkedeki Türk nüfusuna dair elde somut veriler bulunmamaktadır. Bu konuda Batıda değişik çalışmalar yapılmaktadır. Yaklaşık 31 milyonluk ülkedeki Özbek ve Türkmenlerin toplam nüfusu için sanal ağdaki ülke genelinde %11'lik gibi tahmini bir rakam verilmektedir. Aşağıda Literatür Özeti bölümünde de görüleceği Türkiye'de bu alanda yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır, ayrıca yeterli değildir. Bu çalışma, Afganistan'da yaşayan ve şiirlerini özellikle anadilleriyle yazan Özbek Türkü şairlerin biyografilerini; yaşıyorlarsa kendileriyle yüz yüze veya telefonla gerçekleştirilen görüşmeler, ölmüşse en yakın aile üyelerinden veyahut da yakın çevresinden alınan en doğru bilgiler ile hazırlanacaktır. İlaveten şairlerin şiirlerinden örnekler de verilecektir. Böylece bu alandaki mevcut yayımlardaki eksiklikler giderilecek veya yanlış bilgiler tashih edilecektir. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere bölge asırlardan beri bir Türk kültür merkezidir. Dolayısıyla geçmişten bugüne bütün edip ve şairlerin tek bir çalışmada incelenmesi mümkün değildir. Bu sebepten bu çalışmada zaman sınırlaması yapılmış ve 1900-2000 yılları arası gibi 100 yıllık bir süreçteki şairler çalışma konusu edilmiştir.
Necdet Neydim'in çocuk şiirleri üzerine bir çalışma
Çocuk şiirlerine farklı bir boyut kazandıran Necdet Neydim'in şiirlerini daha yakından tanımak ve tanıtmak amacıyla yola çıkılarak hazırlanılmış çalışmamız ile akademik alandaki bu eksikliğe dikkat çekmek de istenilmiştir. Çalışmadaki esas unsur Necdet Neydim'in hitap ettiği okuyucu kitlesine, çocuklara büyük bir özen ve ciddiyetle yaklaşımının şiirlerine yansımasıdır. Bu sebeple şiirin çocuk için ne kadar etkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Anahtar Sözcükler: Necdet Neydim, Türk Çocuk ġiiri, Sen Islık Çalmayı Bilir misin? Ġki Gözüm Üzümüm
Pınar Kür'ün öyküleri üzerine bir inceleme
Öykü türü edebi türler içerisinde en eski ve yaygın olanlarındandır. Öykü de diğer türler gibi Tanzimat'tan günümüze kadar çeşitli değişimler geçirmiştir. Cumhuriyet dönemiyle birlikte hızlanan bu değişimde Pınar Kür 1970'ten sonra yer almaya başlamıştır. Pınar Kür roman, öykü ve tiyatro yazıları ile Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan kadın yazarlardandır. Romanlarında daha çok toplumsal ve siyasal konulara yer veren Pınar Kür, öykülerinde aşk, ölüm ve insan gibi evrensel temalara yer vermiştir. Geleneksel ve modern anlatım biçimleri ile yazdığı öykülerinde kişilerin iç dünyalarını yansıtmaya çalışmıştır. Bu açıdan, daha çok romanları ile tanınan Pınar Kür, öykülerinde farklı çevrelerin kapılarını açmaktadır. Bireyi ve bireyin sorunlarını işlediği öykülerinde dikkat çekici olan aşk ve kadındır. Aşk ve kadının ön plana çıktığı bu öykülerde genel ruh hali ise mutsuzluk, karamsarlıktır. Bizim bu çalışmadaki amacımız yazarın öykülerine dikkat çekerek onun öykücülüteki başarısını ortaya koymaktır. Araştırmamız öyküyü oluşturan unsurların (kişi, zaman, mekan, anlatıcı ve üslup gibi) yazarın öykülerinde tek tek incelenmesi yöntemiyle oluşturulmuştur. Dönemin öykücülüğünün doğru anlaşılması ve yazarın edebi yaşamının bütün olarak değerlendirilmesi adına bu çalışmanın aydınlatıcı bir rol üstleneceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Hikâye, Türk Edebiyatı, Pınar Kür, Aşk, Kadın, Mutsuzluk
Türkiye Türkçesindeki algı eylemlerinde görülen eğretilemeler
Bu çalışma, Türkiye Türkçesindeki algı eylemlerinde görülen kavram eğretilemelerini açıklamaktadır. Alanyazında yapılan diğer çalışmalardan hareketle, algı eylemlerindeki anlam genişlemeleri, anlamsal haritalamalar açıklanmış ve eylemler türlerine göre kategorilenmiştir. Bu sayede Türkiye Türkçesindeki algı eylemlerinin hangi anlam alanlarıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Çalışmada öncelikle alanyazında yapılan karşılaştırmalı dil çalışmaları ve bakış açıları sunulmuştur. Ardından kuramsal çerçevede ele alınan çalışmalar betimlenmiş, algı eylemleri ve anlamsal yapıları açıklanmıştır. Bulgular kısmında toplanan veriler incelenmiş ve analizler yapılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde edinilen bilgiler doğrultusunda Türkiye Türkçesindeki algı eylemlerinde görülen eğretilemeler üzerine nihai bir değerlendirme yapılmıştır. İstatiksel bilgiler ile birlikte eylemlerde görülen anlam genişlemeleri ve Türkiye Türkçesi'ndeki algı eylemleri arasındaki hiyerarşi aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Orhan Pamuk'un romanlarında Batı imgesi
Bu araştırma Orhan Pamuk'un romanlarındaki Batı imgesini tahlil eder. Özellikle bu çalışma, Türk kimliğinin Batı dünyası tarafından nasıl etkilendiğini irdeler. Türk kimliği sorunu Pamuk'un romanlarında ele alınan başlıca temalardan biridir. Pamuk, ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları'ndan itibaren Doğuyla Batı arasında salınan bir dünyaya ait olan karakterlerin kimlik krizini derinlemesine incelemiştir. Günümüzde Türkiye Doğulu ve Batılı kültürlerin arasında bir köprü olarak görünür. Pamuk da eserlerinde ustaca Batılı ve Doğulu edebiyat geleneklerini birbirine karıştırır. Buna rağmen, karakterlerinin açmazları daha karmaşık bir gerçeği gösterir: Bireylerin, bu iki farklı dünyadan gelen gerilimler arasında bir denge bulmakta sorun yaşadıkları görülür. Antropolojinin kuramlarını ve edebiyat eleştirisini birleştiren bir disiplinler arası yaklaşım kullanarak, bu çalışma, Pamuk'un romanlarında, hangi düşünce, değer ve kavramların Batı dünyası ile bağdaştırıldığını belirlemeyi hedefler.
Türkçede ve Arapçada söylem bağlaçlarının karşılaştırmalı betimlemesi
Bu çalışmanın amacı, Arapçadan Türkçeye geçmiş olan söylem bağlaçlarının işlevlerini ve anlamsal yapısını betimlemektir. Bu amaçla öncelikli olarak Türkçeden Arapçaya ve Arapçadan Türkçeye çevrilmiş olan yazılı metinlerden bir veri tabanı oluşturulmuştur. Söylem bağlaçları, kiplik değer ve retorik işlevlerine göre sınıflandırdıktan sonra içinde bulundukları bağlam ve eş dizilim açısından betimlemeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonuçları, söylem araştırmalarında yer alan söylem bağlaçlarının evrensel özelliklerinin olup olmadığı yönündeki tartışmalara ışık tutacaktır. Örnek olarak, sıklıkları farklı olmakla birlikte, her iki dilde de karşıtlık temel retorik ilişkisiyle ortaya çıktığı görülen 'ama' bağlacı, bugünkü Arapçada nadir olarak 'zıtlık' ilişkisiyle kullanılırken; bugünkü Türkçede anlamsal genişlemeye uğramış ve işlek olarak ödünleme için de kullanılmaya başlanmıştır. Bu sonuç, bir söylem bağlacının çekirdek anlamının yanında anlamsal genişlemeye de uğrayabileceğini göstermektedir. Çalışma, bu yönüyle de çeviribilim ve bilgisayarlı dilbilim araştırmalarında makine çevirisi çalışmalarına katkı sağlayabilecektir. Anahtar Sözcükler: Türkçe Bağlaçlar, Arapça Bağlaçlar, Söylem Bağlaçları.
Ahmet Erhan'ın hayatı, sanatı ve eserleri
8 Şubat 1958 yılında Ankara'da dünyaya gelen Ahmet Erhan, 4 Ağustos 2013 yılında erken denilecek yaşta vefat etmiştir. İlk gençlik yıllarında yazmaya başladığı şiirlerini Militan Dergisi'nde yayımlayan Erhan, Behçet Necatigil şiir ödülünü alarak yazın dünyasında adını duyurur. Henüz yirmi iki yaşında tanınır hâle gelen Erhan daha sonraki dönemlerde "Yunus Nadi Armağanı (1992), Cemal Süreya (1998), Behçet Aysan (2005), Halil Kocagöz (1999) ve Melih Cevdet Anday (2008)" şiir ödüllerine sahip olmuştur. Yaşadığı dönem itibariyle kaotik bir sosyal hayata da şahitlik eden Erhan'ın, Alacakaranlıktaki Ülke isimli ilk şiir kitabı bu şahitliğin eseridir. 12 Eylül 1980 Darbesi'nin akabinde 1981 yılında yayımlanan bu kitap, şairin birçok araştırmacı tarafından "darbe şairi" adlandırmasıyla, tek yönlü bir değerlendirmeye maruz kalmasına sebep olmuştur. Şair, pek çok araştırmacı tarafından 1980 dönemi toplumcu gerçekçi şiirin önde gelen isimlerinden kabul edilir. Çalışmanın ilk bölümünde şairin çocukluk ve gençlik yılları, eğitim ve meslek hayatı, ailesi ve arkadaşları, kişiliği, hastalığı, ölümü hakkında bilgi verilecek ve sanatçının sanat, edebiyat ve şiir hakkındaki poetik görüşleri ele alınacaktır. İkinci bölümde sanatçının eserleri hakkında bilgi verilecek, üçüncü bölümde ise şairin şiirleri tematik açıdan incelenerek şairin şiir anlayışı ortaya konmaya çalışılacaktır. Yine aynı bölümde şiirlerindeki bireysel ve toplumsal özellikler örnekler üzerinden değerlendirilecektir.
Vesîletü'n-Necât'ta ad işletimi
Süleyman Çelebî'nin Vesîletü'n-Necât (Mevlid) adlı eseri, Türk edebiyatının en beğenilen, en sevilen, en çok okunan ve en çok istinsah edilen eseridir. Eski Anadolu Türkçesi'nin karakteristik özelliklerini taşıyan Vesîletü'n-Necât, bu tezde ad işletimi (biçimbirimler ve İşlevler) yönünden incelenmiştir. Alan yazınında gelenekselleşmiş bilimsel yöntem ile Vesiletü'n-Necat adlı eser üzerinde bir ad işletimi incelemesini amaçlayan bu çalışma, söz konusu eser üzerine yapılacak ilk dilbilgisel çalışmalardan biri olacaktır. Elde edilen veriler Eski Anadolu Türkçesi dilbilgisi çalışmalarına önemli bir bilimsel katkı sağlayacaktır. Ad işletimi, ad kök ve gövdelerine gelen biçimbirimlerle gerçekleşir. Ad işletimi biçimbirimleri "sözcük türünü değiştirmeyen biçimbirimler", "sözcük türünü değiştiren biçimbirimler" ve "yüklem yapıcı ve yüklemde görevli biçimbirimler" olmak üzere genel olarak üç başlıkta tasnif edilebilir. Bu çalışmada Vesîletü'n-Necât'taki ad işletimi söz konusu yöntemle incelenmiş ve Eski Anadolu Türkçesi için önemli veriler elde edilmiştir.
Türkçede gerektirim
Tümceler arası ilişkilerden biri olan gerektirim, biçimbilimsel anlambilimin bir ögesidir ve sözdizim ve anlambiliminin ara kesitinde yer alır. Gerektirim karşılıklı bir ilişki değildir. (A) tümcesi (B) tümcesini gerektirirken tersi (B) tümcesi (A) tümcesini gerektirmez. Gerektirim genellikle tek yönlü bir ilişki biçimiyken kimi durumlarda çift ve çok yönlü ilişkiler de sergileyebilir. Gerektirim; "⊨" veya " ⇒ " işareti ile sembolize edilir. Bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Teorik Art Alandır. Bu bölümde Gerektirim ve Özellikleri (Gerektirim İlişkisinin Ters Yönü, Gerektirimin Niteliği, Gerektirimde Olumsuzlama, Gerektirimde Olası Evren) ve Gerektirimi Oluşturan İlişkiler (Küme İlişkisi, Alt Küme İlişkisi, Kümelerin Kesişimi İlişkisi; Bakışımlı Karşıtlık İlişkisi ve Zaman, Görünüş ve Kiplik İlişkisi) yer almaktadır. İkinci bölüm ise Uygulama bölümüdür. Bu bölümde Adalet Ağaoğlu'nun "Toplu Oyunlar III" adlı tiyatro eserinde Gerektirim Oluşturan İlişkilerin İncelenmesi ile Gerektirim- Karşıolgusallık ve Gerektirim-Önvarsayım Karşılaştırmaları yapılmıştır.
Sabri Esat Siyavuşgil'in hayatı ve eserleri üzerine bir inceleme
Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının, adını Yedi Meşale topluluğu ile duyuran şairlerinden Sabri Esat Siyavuşgil, Odalar ve Sofalar adlı tek şiir kitabı ve 'Yedi Meşaleci' şair sıfatıyla Türk edebiyatının gölgede kalan isimlerinden birisi olmuştur. Oysaki çeşitli dergi ve mecmualarda yayınlanan pek çok şiiri, dönemin sosyo-kültürel, edebî hayatına ayna tutacak onlarca yazısı vardır. Fakat şiiri erken denilecek bir yaşta bırakmıştır, ancak psikoloji profesörü olarak devam ettirdiği hayatından sanatı çıkartmamıştır. Kültürel değerlendirmeler yaptığı gazete köşesinden hayatının sonuna kadar şiir, edebiyat ve sanatın her alanıyla ilgili yazıların yayımlamıştır. Meslekî tercihini açıklarken şiire atfettiği değer, şiiri bir manifesto, nutuk ya da bir aydınlanma aracı olarak gören dönem şairlerinin çok dışında bir yerdedir. Onun şiirlerinde farklı bir dünyanın kapıları aralanır, evler, odalar, merdivenler ve dahi bir sürü nesne alçak bir tınıyla konuşur, esner, gerinir. Evrenin devinimini şiirsel bir üslupla ve konu genişliği içinde yaşadığı dönemin anlayışında farklılık yaratacak şekilde aktarmıştır. Şairin şiirleri, şiirlerinde ele aldığı dünya, kültür-sanat-edebiyat ile ilgili çok çeşitli yerlerde yazdığı yazılar çalışmanın konusudur.
Devrim sonrası İran kültür politikasının toplumsal yaşamdaki izleri
İran kadim geçmişi, dışı kapalı kültürel yapısı, teokratik yönetim şekli, jeopolitik konumu, iddialı politik hedefleri ve izlediği Batı karşıtı siyaseti ile Orta Doğu'nun önde gelen ülkelerinden biridir. İran bu yapısı itibari ile her dönem ulusal ve uluslararası düzeyde önemli gelişmelere gebe bir devlet konumundadır. Bu yönüyle de dünya gündeminde güncelliğini korumaktadır. İran Türkiye'nin komşusu olmasının ötesinde Kafkasya ve Orta ve Doğu Asya'ya açılan kapısı konumundadır. Bundan dolayı İran ile kurulacak ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler ile İran'a yönelik belirlenecek politika ve tutumlarda etkili ve doğru karar verebilmek için İran'ı her yönüyle tanımak gerekmektedir. Bu çalışmada İran kültür politikasının hedefleri, ilkeleri ve amaçları tespit edilerek toplumsal yaşam üzerindeki izleri üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde günümüz İran'ının anlaşılabilmesi adına konunun ihtiyacı doğrultusunda İslam Devrimi'ne kadar İran'ın tarihî süreci kronolojik bir sıra ile ele alınmıştır. İkinci bölümde İran İslam Devrimi'ne giden süreç, öncesi ve sonrası ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Devrim sonrası Humeyni ve ulemanın geri planda kalacağı düşünülse de Humeyni kendisini merkezde konumlandırmış dolayısıyla da ulema güçlenmiştir. Humeyni'nin görüşleri kapsamında şekillenen yeni İslami rejim meşruiyetini Devrim öncesi İslami olmayan, özellikle Pehlevi ve Monarşi dönemini reddiyeyle sağlamıştır. Üçüncü bölümde İran kültür politikası ve İran kültür politikasının toplumsal yaşam üzerindeki etkileri/izleri analiz edilmiştir. İran'da 1979'da kültürel anlamda tam bir makas değişikliğin yaşandığı bir devrim gerçekleşmiştir. İran'ın devrim ile birlikte yaşadığı toplumsal ve siyasal değişim birçok bilimsel çalışmanın da konusu olmuştur. İran kültür politikalarının devletin resmî ideolojisi hâline gelen "Velayet-i Fakih" teorisi ve Humeyni'nin görüşleri doğrultusunda belirlendiği ve toplumsal yaşama bu çerçevede yansıtılmaya çalışıldığı ancak İran İslam Cumhuriyeti açısından istenilen düzeyde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İran, Kültür, Kültür Politikası, Toplumsal Yaşam.
12 Mart romanlarında öteki
Sosyal bir varlık olan insanın kendini tanımlaması ve tanıması ötekini keşfetmesine bağlıdır. Ben kendini ötekine göre konumlandırır ve inşa eder. Rönesans'tan itibaren Aydınlanma, Sanayi Devrimi vb. modernleşme süreçleri beraberinde coğrafyaların milletlerin sosyokültürel açıdan birbirlerinden ayrılmalarını hızlandırmıştır. Özellikle liberal ve kapitalist ekonomilerin hammadde ve pazar arayışı, Doğu ve Batı kültürlerini, kendilerini diğerlerine göre tanımlaması sonucunu yaratmıştır. Doğu- Batı ayrışması şeklinde belirmeye başlayan bu durum, daha sonra genişleyerek ve türevlenerek daha mikro alanlara da sıçramıştır. Kıtalar arası ötekileştirme/ötekileşme olgusu mahalleler ve hatta sokaklar arası ötekileştirmeye/ötekileşmeye kadar uzanır. Dünyadaki bu sosyolojik ve ideolojik ekonomik gelişmelerden Tanzimat'la birlikte modernleşmeye başlayan Osmanlı'nın da etkilenmemesi kaçınılamaz. Yaşanan endüstriyel gelişmelerin ardından kendi lehine siyasi üstünlük kuran Batı karşısında kendisini geride kalmış fark etmesinden itibaren Osmanlı da bu değişime ayak uydurmak adına birtakım girişimlerde bulunur. Tanzimat'ı takiben Islahat Fermanı, Meşrutiyet ve dahi Cumhuriyet, Türk toplumunun taammüden yönünü Batı'ya çevirdiğinin resmidir. Ne var ki bir medeniyetten başka bir medeniyete geçiş arzusu beraberinde toplumsal kırılmaları ve dolayısıyla çatışmaları da getirir. Özellikle Cumhuriyet sonrası erken modernleşen toplumsal kitleler ile görece muhafazakâr kitle arasında uçurumlar oluşmaya başlar. Diğer taraftan sosyalizm, komünizm, faşizm liberalizm vb. sosyal ya da ekonomik tabanlı ideoloji arayışları bu ayrışmayı daha da hızlandırır. Türk siyasi tarihinde yaşanan ve demokrasiyi kesintiye uğratan 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül Darbeleri de bu çerçevede değerlendirilebilir. 12 Mart Muhtırası sürecinde ideolojik nedenlerle ortaya çıkan öğrenci ve işçi hareketlerinin yol açtığı şiddetli çatışma ortamı edebî eserlere de yansır. Çünkü bu ideolojik çatışmaların zirveye çıktığı nokta 12 Mart sürecidir. 12 Mart romanları dönemi aydınlatma ve ötekilikleri anlamlandırma konusunda önemlidir. Dönemi ele alan romanlar, siyasi ortamı, devlet birey ilişkisini, sağ-sol çatışmasını realist bir bakış açısıyla yansıtır. İdeolojik zıtlıkların beslediği ötekilikler, sokak çatışmalarının anarşi ortamına dönüşmesine sebep olur. Devrimci romancılar, devrimci güçlerin maruz kaldığı ötekiliği, devletin sağ ideolojinin yanında olduğu fikrini yapıtlarına taşırlar. Buna karşın sağcı romancılar devrimci mücadelenin dış güçlerin güdümünde hareket ederek devleti yıkmaya çalıştığı fikrini savunur. Çalışmamızda 12 Mart romanlarında yer alan ötekiliğin sebepleri ve sonuçları, ideolojik, iktisadi, kültürel, dinî ötekilikler bakımından incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Öteki, 12 Mart Muhtırası, Devrim, Komünizm, Oryantalizm, Sağ-Sol Çatışması.
Defterdar Sarı Mehmed Paşa'nın Kitâb-ı Güldeste adlı eserinin Berlin Prusya Şehir Kitaplığı nüshası [İnceleme-metin-tıpkıbasım]
Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş meselesine çok ihtimam gösteren ve dönemin şartlarını detaylı bir şekilde analiz ederek kalkınma fikirlerini ileri süren nadir rastlanan devlet adamlarından biridir. Defalarca defterdarlık makamına getirilen Mehmed Paşa, yeterli deneyim ve tecrübelere sahip bir devlet adamıdır. Buradan yola çıkarak devlet işlerini yürütmek ve idare etmek amacıyla yazılan eserler, toplu bir halde olmadığından dolayı Defterdar Mehmed Paşa bu kitabını kamuya hizmet ve yöneticilere rehber olmak adına yazmıştır. Klasik Türk edebiyatında nesirle yazılan birçok siyasetnâme eserleri bulunmaktadır. Bu çalışmada, Defterdar Sarı Mehmed Paşa tarafından yazılan hem nasihatname hem de siyasetnâme tarzında, 92 varak ve 9 babdan müteşekkil olan "Kitâb-ı Güldeste" adlı eser incelenmiş ve transkripsiyonu yapılmıştır. Çalışmamızda eserin nüshaları arasından Berlin Prusya Şehir Kitaplığı 153 numarada bulunan nüsha esas alınmıştır. Dört bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde Defterdar Sarı Mehmed Paşa'nın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde siyasetnâme hakkında genel bilgi, Türk-İslam ve Osmanlı medeniyetinde siyasetnâmenin yeri örnekleri ile verilmiştir. Üçüncü bölümde eserin incelemesi yapılarak; eserin telif tarihi, telif sebebi, muhtevası, eserde geçen ayet, hadis ve özlü sözler, eserin dil, üslûp, imla hususiyeti ve nüshaları hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde ise eserin transkripsiyon alfabesi ile eski yazıdan yeni yazıya çevirisi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Deferdar Sarı Mehmed Paşa, Siyâsetnâme, 18. Yüzyıl, Kitâb-ı Güldeste, Osmanlı Devleti.
Nuruosmaniye Kütüphanesi No:4959'da kayıtlı şiir mecmuası (İnceleme-metin)
Bu çalışmanın konusu, Nuruosmaniye Kütüphanesi No: 4959'da kayıtlı olan ve 595 varaktan oluşan şiir mecmuasıdır. Varak sayısı ve derkenarlarıyla hacimce dikkatleri çeken bir mecmuadır. Mehmed Fennî Efendi'nin (?–1715) ferağ kaydına göre 1102/1690-91'de tamamlanmış olan bu mecmua ta'lik hattıyla yazılmıştır. Mecmuadaki şiirlerin büyük çoğunluğu Türkçedir. Bu şiirlerle birlikte mecmua, Arapça ve Farsça şiirler de içermektedir. Türkçe manzumesi bulunan, özellikle 17. yüzyıla ait şairlere yer verilmiştir, ayrıca 15 ve 16. yüzyıl şairleri ile yaşadığı dönem belli olmayan şairler de mecmuada yer almaktadır. Bu çalışma, mecmuada yer alan toplamda 3612 adet Türkçe manzumenin transkripsiyon harfleri ile yeniden yazımından oluşmaktadır. Mecmuadaki ilk 144 manzume Nev'î-zâde 'Atâyî'ye aittir. Bunun dışında mecmuada Âlî (Hüseyin Ali Çelebi), 'Âli Efendi (Gelibolulu Mustafa), Arzî (Mehmed Dede), Azmi-zâde Hâletî, Bağdatlı Rûhî, Bahâyî (Şeyhülislam), Bâkî, Beyânî, Cem'î (Mehmed Efendi), Cevrî (İbrahim Çelebi), Dânişî, Dîvânî (Semâî), Fâsih, Fehîm-i Kadîm, Fennî Çelebi, Fevrî (Ahmed), Feyzî Çelebi (Topkapılı-zâde Mustafa Çelebi), Feyzî (Ebû Sa'id-zâde Feyzullah Efendi), Firâkî, Fuzûlî, Gani-zâde Nâdirî, Gubârî, Güftî (Edirnevî), Hâşimî (Bursevî), 'Îdî (Bayram), İlâhî, 'İsmetî (Mehmed İsmet Çelebi), Kaf-zâde Fâ'izî, Mezâkî, Münîrî, Nâbî, Nâilî-i Kadîm, Necâtî, Nefèî, Nehcî (Seyyid Mustafa Dede), Nesîb (Seyyid Yûsuf), Neşâtî, Nihânî (Nacak Fâzıl), Nûşî, Riyâzî, Rızâyî (Mehmed Ali Çelebi), Rüşdî (Mehmed Efendi), Sâbir Pârsâ, Seyyid Sabrî (Mehmed Şerif), Sabûhî (Şeyh Ahmed Dede), Senâ'î, Sırrî Çelebi (İbrahim Efendi), Subhî (Bursalı Mehmed Ali), Şehrî (Malatyalı Ali), Şeyhülislam Yahyâ Efendi, Şi'rî Beg, Tıflî, 'Ulvî (Derzi-zâde), Va'dî (Ahmed Efendi), Vecdî, Veysî, Zekî ve Zihnî olmak üzere toplam 59 şaire ait manzumelere yer verilmiştir.
Kemal Varol'un romanlarında baba imgesi
Kemal Varol, edebiyatımızda birçok türde eser vermiştir. Şiirle başladığı edebi, hayatına roman, hikâye ve derleme türleri ile devam etmiştir. Eserlerinde kahramanların sosyal ilişkileri ve hayatları, ebeveynleri ile ilişkileri üzerinde durmuştur. Bu çalışmada psikanalizde ve edebiyatta yer edinen baba imgesi, babanın yeri ve baba-çocuk ilişkisi romanlardan hareketle incelenmeye çalışılmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın amacı Kemal Varol'un romanlarında baba imgesinin nasıl kullanıldığını değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak psikanalizde baba imgesine Sigmund Freud ve Jacques Lacan'ın kavramları doğrultusunda değinilmiştir. Kuramsal çerçeve oluşturulduktan sonra Kemal Varol'un romanlarında baba imgesi, Sigmund Freud ve Jacques Lacan'ın kavramları üzerinden tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada Kemal Varol'un Jar, Ucunda Ölüm Var, Âşıklar Bayramı, Kara Sis ve Babamın Bağlaması romanları üzerinde durulmuştur. Ele alınan romanlarda baba imgesi incelenmeye çalışılmıştır.
Maytrısimit'te duygu fiilleri
Bu çalışmada ilk olarak fiilin ne olduğu açıklanıp fiil sınıflandırmalarına yer verilecek, daha sonra mental fiiller daha önce konu hakkında yapılan çalışmalar doğrultusunda açıklanacak, sınıflandırılacak ve bu sınıflandırmanın bir basamağı olan duygu fiilleri hakkında bilgi ve bu fiillerin neler olduğuna ve metnin bağlamından hareketle neler olabileceğine değinilecektir. Tüm bunlar Eski Uygur Türkçesi ile yazılmış bir tiyatro eseri olan ve bu özelliği sayesinde içerisinde birçok fiil barındıran ''Maytrısimit'' adlı eserde incelenecektir.
Spor haber metinleri üzerine karşılaştırmalı metindilbilimsel bir inceleme
Bu çalışmada, ulusal bir gazete arşivinden seçilen spor haber metinlerinin metindilbilimsel ölçütler kullanılarak çözümlemesinin yapılması ve ardından karşılaştırmaya gidilmesi amaçlanmıştır. Seçilen metinlerin aynı alandan ve farklı yazarlar tarafından yazılmış olmasına dikkat edilmiştir. Böylece benzer aşamalardan geçerek üretilen metinlerin metin yazarlarının üslubuyla nasıl birbirinden ayrıldığı ve metni nasıl farklılaştırdığı da görülmüş olacaktır. Çalışmanın birinci bölümünü kuramsal hazırlık oluşturmaktadır. Kuramsal hazırlık bölümünde metindilbilime gelene kadarki süreçte sözbilim ve biçembilimin metindilbilim için olan öneminden bahsedilmiş ardından metindilbilimin tarihçesi verilerek dilbilimin bir dalı olarak nasıl gelişmeye başladığı daha sonra bu alana kimlerin katkı verdiği anlatılmıştır. Metindilbilimin ortaya çıkışı konusunda özellikle Alman dilbilimcilerin büyük gayretleri olmuştur. Alain de Beaugrande ve Wolfgang Ullrich Dressler ise metindilbilim için temel teşkil eden ve metni anlama noktasında büyük kolaylık sağlayan yedi metinsellik ölçütü belirleyerek metnin yapısına dair birçok soruya cevap vermişlerdir. Beaugrande ve Dressler'in belirlemiş oldukları metinsellik ölçütlerinin açıklanmasıyla birlikte metindilbilimin yapısının nelerden oluştuğu ve bu yapıların metne olan katkılarının da açıklaması yapılmıştır. İkinci bölümde haberin ne olduğu, haber metni türlerinin nelerden oluştuğu açıklanmıştır. Bunlar içerisinde bilgi iletici veya açıklayıcı metin türü olan haber metinleri üzerinde durularak çalışmanın üçüncü bölümüne geçilmiştir. Uygulama bölümü olan üçüncü bölümde ise spor haber metinleri metindilbilimsel ölçütler kullanılarak çözümlenmiş ardından çözümlenen metinler karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalı genel değerlendirme ile metinlerin birbirinden farklılaşan ve benzer olan özellikleri sıralanmıştır.
Gülten Akın'ın şiir dili üzerine bir araştırma
Çalışmamızda, şiir ve düzyazılarıyla yaptığı katkılarla 21. yüzyıl şairlerinden Gülten Akın'ın şiir dilini inceledik. Bu incelemeyi yaparken öncelikle şiir dilinin neliği üzerinde durduk ve şiir dilini diğer türlerdeki dillerden ayıran özellikleri inceledik. Gülten Akın'ın Türk Dil Kurumundan ödül alan "Sığda"dan, "Kırmızı Karanfil"den ve "Ağıtlar ve Türküler" adlı kitaplardan örnekler vererek şiiri şiir yapan unsurun dil olduğunu saptamaya çalıştık. Şiirin söz diziminin nesirdeki dizimden farklılığını vurgulayarak şiiri kurmada sentaksın önemine değindik. Şiirde biçimsel özellikleri incelemek için ayrı, imge ve metaforu incelemek için ayrı başlıklar açıldı. Bulgular incelenirken Gülten Akın'ın Türkçenin bütün imkânlarından faydalandığına ulaştık ve bunu ifade etmeye çalıştık. Halk söyleyişlerini, deyimleri, yöre ağızlarının örneklerini, mecazı ve yeni sözcükler türetmeyi ihmal etmeyen Gülten Akın'ın şiir dilini inceledikten sonra elde edilen veriler, bizi şiir dilinin standart dilden ayrıldığı sonucuna ulaştırdı. İncelemeleri yaparken standart dilden sapmalar da bize yardımcı oldu.
Dede Korkut'ta gösterim
Deixis,"işaretlemek, gönderimde bulunmak" anlamlarına gelen Antik Yunancadan alıntı bir sözcüktür. Deixis terimi, Türkçede gösterim terimi olarak yaygınlaşmaktadır. Gösterim; ana dili öğreme, ikinci yabancı dil öğrenme, dillerarası çeviri, iletişim çözümlemeleri ve söylem-metin çözümlemeleri alanlarında anlam belirsizliklerini önlemek, ortadan kaldırmak açısından büyük önem taşır. Bu tür dilsel sorunları en aza indirgemek gösterimin görevidir. Gösterim, önceleyin felsefede dizinsel ifadeler (indexicals) olarak tartışılagelen bir kavram olmuştur. Felsefî yaklaşımlardan ayrışıp başlı başına dilbilimsel bir alan olan gösterimin dilbilimsel serüveni 19. yüzyılda başlamıştır. Gösterim, dilbilimin alt alanı olan edimbilim (pragmatics)in konusudur. Dilbilimciler gösterim konusu için anlambilimsel ve edimbilimsel araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar büyük bir tipolojik araştırma niteliğinde olmayıp yeterli düzeye ulaşamamıştır. Bu çalışmada Türkçe ve yabancı alanyazın taraması yapılıp gösterim tanımlaması sunulmuştur. Daha sonra gösterim kuramı sınıflandırmalarına yer verilip Yule (1996) ve Levinson (2003)'ın gösterim kuramının alanyazınında önem arz eden yeri belirtilmiştir. Edimbilimsel bir konu olan gösterim kuramı; Türk dilinin, edebiyatının, tarihinin, kültürünün ve birçok yönden zenginliklerini bünyesinde barındıran Türkoloji için önem arz eden Dede Korkut'ta uygulanmıştır.
Arap harfli Moğolca sözlüklerde Türkçe üzerinden Moğolcaya geçen Arapça ve Farsça sözcükler
Diller arasında gerçekleşen etkileşim ve temasın birçok etki ve sonuçları vardır. Diller arasındaki yakınlaşma bu durumun büyük ölçüdeki etki alanını oluşturur. Söz konusu alanla ilgilenen Toplumdilbilim ve Etkileşimdilbilim bireylerdeki çokdilli/ikidilli durumunu ele alan ve inceleyen bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Konuşurların dilsel etkileşimleri diller içerisindeki farklılaşmayı ve değişimi sağlayarak bireylerin birden fazla dili bilmesi ya da öğrenmesini sağlamıştır. Yapılan çalışmada da bu durum ele alınarak Arap harfli Moğolca sözlüklerde ödünçlenen Arapça ve Farsça yapıların incelenmesi ve aynı zamanda bu diller arasındaki ilişkisel bağın ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular dahilinde diller arasındaki temasın ve yakınlaşmanın coğrafik yakınlaşmanın bir sonucu olduğu ve ödünçlenen her yapının kendi içerisinde bir sürecin sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışma dahilinde kopyalanan yapıların kullanım sıklığı üzerinde durularak incelenmiş ve literatüre katkı sağlanmıştır.
Güven Turan şiirlerine tematik bir yaklaşım
Bu çalışmada 1960 kuşağının önde gelen isimlerinden, şiir, roman, öykü gibi çeşitli alanlarda eserler yazan ve halen yazmaya devam eden Güven Turan'ın şiirleri tematik olarak incelenmiştir. Çalışmanın amacı Güven Turan şiirlerinin epistemolojik, tematik ve estetik alt yapısının belirlenmesidir. Şairin şiir tekniklerinden yararlanma şekli ve şiirlerinde öne çıkan temalar üzerinde durularak, şairin şiirlerine estetik değerini ne şekilde kazandırdığı belirlenmiştir. Şiir metninin çok anlamlılığı nedeniyle çalışmada şiirlere anlam kazandırmak amacıyla farklı disiplinlerden yararlanılmıştır. Giriş bölümünde Güven Turan'ın estetik altyapısını belirlemek için 1960'lı yıllar Türk şiirindeki akımlar ve şairin bu akımlara karşı tutumu üzerinde durulmuştur. Şairin hayatı ve edebi kişiliği de bu bölümde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Daha sonra da şiire ve şaire dair görüşleri dikkate alınarak şiirlerinin alt yapısını oluşturan unsurlar tespit edilmiştir. Şiirlerin incelendiği ana bölüm olan ikinci bölümde Güven Turan'ın doğa, mevsimler, aşk-cinsellik, çocukluğa özlem, kaçış, kentler ve zaman temaları üzerinde yoğunlaşarak şiir evrenini oluşturduğu görülmüştür. Şiirlerinde sıklıkla vurguladığı bu temalar başlıklar halinde incelenerek bu temaların nasıl işlendiği ortaya konmuştur. Son bölümde elde edilen bulgulardan hareketle Güven Turan'ın Türk şiirindeki yeri belirlenmiştir.
Vesîletü'n-Necât'ta eylem işletimi
Süleyman Çelebi'nin Vesîletü'n-Necât (Mevlid) adlı eseri, Türk edebiyatının en çok bilinen ve okunan eseridir. Eski Anadolu Türkçesi'nin karakteristik özelliklerini taşıyan Vesîletü'Necât, bu tezde eylem işletimi yönünden incelenmiştir. Alan yazınında gelenekselleşmiş bilimsel yöntem ile Vesîletü'n-Necât adlı eser üzerinde bir eylem işletimi incelemesini amaçlayan bu çalışma, söz konusu eser üzerine yapılacak ilk dilbilgisel çalışmalardan biri olacaktır. Elde edilen veriler Eski Anadolu Türkçesi dilbilgisi çalışmalarına önemli bir bilimsel katkı sağlayacaktır. Eylem işletimi, eylem kök ve gövdelerine gelen biçimbirimlerle gerçekleşmektedir. Eylem işletimi, Boz (2015) tarafından "sözcük türünü değiştirmeyen biçimbirimler", "sözcük türünü değiştiren biçimbirimler" ve "yüklem yapıcı ve yüklemde görevli biçimbirimler" olmak üzere genel olarak üç başlıkta tasnif edilmiştir. Bu çalışmada Vesîletü'n-Necât'taki eylem işletimi söz konusu yöntemle incelenmiş ve Eski Anadolu Türkçesi için önemli veriler elde edilmiştir.
Kültür aktarıcısı olarak bir çizgi filmin halk bilimi açısından incelenmesi: Aybek örneği
İnsanlığın ilk çağlarından günümüze kadar ortak olgular çevresinde bir araya gelmiş olan bireyler belli toplulukları/milletleri oluşturmuştur. Bireylerin bir araya gelerek oluşturmuş olduğu bu toplulukların var olmasına katkı sağlan en önemli etken ise sahip oldukları ortak değerler kümesidir. Ortak değer yargıları ortak kültürün temelini oluşturmakta ve devamında ise her topluluğa/millete özgü kültür ögelerini ortaya çıkarmaktadır. Bu kültür ögeleri yıllar içerisinde sözlü ve yazılı ortam vasıtası ile sonraki nesillere aktarılmıştır. Günümüz dünyasında teknolojinin gelişimi ile dijital mecralar ön plana çıkmaya başlamış olup aynı zamanda 'dijital kültür ortamı' olarak adlandırılan yeni bir kültür ortamını doğurmuştur. Çizgi film sektörü de dijital kültür ortamı içerisinde yer alan bir sektördür. Radyo ve Televizyon Kurulu ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunu'nda yer alan ve 2011 senesinde yürürlüğe giren 14. Maddede bahsedildiği şekliyle : "Genel ve tematik içerikli yayın yapan televizyon kuruluşlarının, çocuk yayınlarında çizgi filmlere yer vermeleri hâlinde, çizgi filmlerin en az yüzde yirmisinin, diğer çocuk programlarının en az yüzde kırkının Türkçe dilinde üretilmiş yapım olması ve Türk kültürünü yansıtması zorunludur" ifadeleri ile Türk kültürünün çizgi filmler aracılığı ile aktarılmasının önü açılmıştır. Çizgi filmler, kültürel kavramları görsel olarak işleyerek, izleyicilere somut bir şekilde sunmaktadır. Yapılmış olan bu araştırmada dijital kültür ortamı içerisinde var olan çizgi filmlerin kültür aktarımındaki yeri ve önemi incelenmiş olup bu inceleme 2020 senesinde yayın hayatına başlayan, Han yapım tarafından hazırlanan ve TRT Çocuk kanalında yayınlanan 26 bölümlük bir seriye sahip olan Aybek çizgi filmi özelinde gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çizgi film, Aybek, kültür aktarımı, dijital kültür ortamı.
Türkçede kesinlik
İnsanlar, yüzyıllardır kesinlik arayışı içerisinde olmuş ve bu arayış, başta felsefe olmak üzere hukuk, matematik, mantık ve dilbilim gibi birçok bilim alanının araştırma konusu hâline gelmiştir. Günlük yaşamın içinde de oldukça etkili olan kesinlik, iletişimde doğru anlaşılmayı sağlayarak ve karar verme süreçlerini kolaylaştırarak güçlü bir güven duygusu sağlamaktadır. İnsan doğasında bulunan merak, keşfetme arzusu, yaşamı anlamlandırma ve belirsizlikleri giderme çabası yüzyıllardır süregelerek bilgi edinme sürecinin temelini oluşturmuş, bu sebeple kesinlik ile bilgi doğrudan ilişkilendirilmiştir. Bilgi düzeyindeki derecelerden biri olan kesinlik; şüphe duyulmayan, emin olunan ve hiçbir tereddüdü içinde barındırmayan bilgiyi göstermektedir. Konuşur ifadesini daha açık ve seçik bir şekilde aktarmak için kesinlik işaretleyicilerini kullanmaktadır. Bu işaretleyiciler, iletişim anında konuşur ve dinleyici arasındaki bilgi alışverişinde yanlış anlaşılmaların önüne geçerek dilin gücünü ve etkisini artırmakta, istenen mesajı karşı tarafa doğru ve kesin bir şekilde iletilmesine yardımcı olmaktadır. Bu tez çalışmasında, öncelikle kesinlik kavramı geniş bir bakış açısıyla ele alınarak teorik alt yapı oluşturulmuş, ardından Türkiye Türkçesinde kullanılan kesinlik işaretleyicileri "Salkım Hanım'ın Taneleri" adlı film senaryosu üzerinde tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan taramanın sonucunda kesinlik anlam alanını işaretleyen biçimbirimsel, biçim-sözdizimsel, sözlüksel-sözdizimsel (Adlar/Eylemler (Yüklem), Belirteçler, Ünlemler) olmak üzere birçok işaretleyici bulunmuş, diyalog içerisinde nasıl ve ne şekilde kullanıldığı gösterilmeye çalışılmıştır.