
1.374
Arşivlenen Tez
1
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye'de devlet teşviklerinin yenilenebilir enerji sektörüne yansımaları
Fosil enerji kaynaklarının kullanılması sonucu ortaya çıkan zararlı etkilerin giderilmesi için alternatif enerji kaynağı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi hızla artmaktadır. Artan bu önem karşısında devletler yenilenebilir enerji alanında yapılacak yatırımları farklı teşvik politikalarıyla destekleyerek enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını arttırmayı hedeflemektedirler. Yapılan bu çalışmada yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını arttırmak için Türkiye'de devlet tarafından verilen teşvikler incelenmiştir. Bu kapsamda, enerjinin tarihsel gelişimi ve yenilenebilir enerji kaynakları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bir sonraki bölümde ise yenilenebilir enerji sektöründe verilen teşvikler incelenmiş Dünya'da ve Türkiye'de uygulanan teşvik politikalarına yer verilmiştir. Sonuç olarak verilen teşviklerin yeterlilik düzeyi değerlendirilmiş ve bu kaynakların kullanımını arttırmak için yatırım öncesi ve yatırım sonrası olmak üzere danışmanlık hizmeti, ar-ge çalışmalarının özendirilmesi, izin, lisans ve belge alımlarının kolaylaştırılması, teşvik fiyatlarının bütçe dengesi göz önünde bulundurularak arttırılması, yerli ekipman üretiminin ve tüketiminin desteklenmesi ile tüketicilerin de teşvik kapsamına alınması gerektiği önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Enerji, Yenilenebilir Enerji, Yenilenebilir Enerji Kaynakları, Devlet Teşvikleri
Türkiye'de düzenleyici denetleyici kuruluşların bütçe yapılarının analizi: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu örneği (2005 - 2014 Dönemi)
Bu çalışmanın amacı, Düzenleyici ve Denetleyici Kurum (DDK) kavramını açıklamak, bu kurumların Dünya'daki gelişimi üzerinde durmak ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) görev-gelir ve bütçesel yapılarını inceleyerek kurum hakkında bilgi vermektir. Çalışmada öncelikle DDK kavramı, ortaya çıkışları, yayılma süreçleri, gelişimleri ve özellikleri ele alınmıştır. Ardından Dünya'da DDK örneklerine yer verilmiştir. Daha sonra, ikinci bölümde Türkiye'de DDK'ların ortaya çıkış nedenleri ve gelişimleri, yönetim yapıları ve türleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, BDDK'nın son 10 (on) yıllık bütçesi incelenmiş, bu yıllara ait gelir bütçeleri ve gerçekleşme durumları, ödenek ve harcama gerçekleşme durumları tablolar yardımıyla anlatılmış, ödenek ve harcama durumları grafik yardımıyla ortaya konulmuştur.Kurum bütçesi, DDK ve merkezi yönetim bütçeleri ile karşılaştırılarak bütçe büyüklüğü oransal olarak ortaya konmuştur. Yapılan harcamaların ve elde edilen gelirlerin kurumun kuruluş felsefesine uygun olduğu, kurumun kendi dinamikleriyle geliştiği, bütçe rakamlarının kurumun yıllık olarak ihtiyaçları karşıladığı,siyasi iradeden bağımsız hareket ettiği ve kuruluşda amaçlandığı gibi özerk yapıyı sürdürdüğü ortaya çıkartılmıştır.
Türkiye'de kamusal harcamaların mali ve hukuki değerlendirilmesi
İnsanoğlunun birlikte yaşam sürmeye başlaması ile ortaya çıkan devlet idaresi, üzerinde yaşayan halka çeşitli hizmetler sunmakta ve bu sunulan hizmetlerin de yerine getirilmesi için belirli harcamalar yapmaktadır. İşte devletin birtakım harcamalar yapma zorunluluğu "kamu harcamaları" kavramını ortaya çıkarmıştır. Günümüzde ülkelerin mali politikaları genellikle kalkınma ve refah düzeyini yükseltme amaçlı olmakta ve eğitim, sağlık, çevre, milli savunma, alt yapı şeklinde çeşitli sınıflara ayrılmaktadır. Siyasal süreçlerdeki değişiklik ve demografik artışlar nedeniyle kamu harcamaları gün geçtikçe daha ağır işleyen bir yapıya bürünmüştür. Gün geçtikçe olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaya başlayan kamu harcamalarındaki artış olgusu, kamu mali yönetiminin yerinde kullanılmayan, etkinliği bulunmayan ve verimlilik olarak düşük seviyelerde bulunan harcamaların ortaya çıkmaması düşüncesiyle koruma altına alınmasını gerektirmiştir. Kamu mali yönetiminin korunması ise kamu harcamalarında verimliliğin ve etkinliğin artırılmasını gerektirmektedir. Çalışmada teorik bilgiler verilerek kamu harcamalarına giriş yapılırken, denetim ve denetimin kamu harcamaları üzerindeki etkinlik ve verimliliğine yönelik dışsallıklar tanımlanmakta ve kamu harcamalarındaki etkinlik ve verimlilik metotlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, kamu harcamaları ve kapsamı incelenmiştir. Kamu harcamalarının etkinliği ve verimliliği ikinci bölümde tahlil edilmiştir. Üçüncü bölümde ise, denetim ve denetimin kamu harcamalarının etkinliği ve verimliliği üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Dördüncü ve son bölümde kamu harcamalarının etkinliği ve verimliliği üzerine yapılan çalışmalar ve bizim değerlendirmelerimiz ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamu Harcamaları, Etkinlik, Verimlilik, Denetim Faaliyeti
Belediye iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi: İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) A. Ş. örneği
1970'li yılların sonlarında etkisini artıran ekonomik kriz ile gelişmiş ülkelerde kamu hizmetlerinin sunum yöntemleri sorgulanmaya başlanmış kamu idaresinin teorisyenler ve uygulayan birimlerce yeniden ele alınmasını sağlamıştır. Kapitalist sistemin, 1970'li yılların sonlarında etkisini artıran ekonomik krizden çıkış yolu olarak gördüğü neo-liberal politikalar, bu tarihten sonra başta gelişmiş ülkelerde ve ardından gelişmekte olan diğer ülkelerle birlikte ülkemizde de uygulanmaya başlanmıştır. Dünya ekonomisinde yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmayan Türkiye'de Neo-liberal politikaların etkinliğini artırmasıyla birlikte yerel hizmetlerin sunulmasında da değişiklikler yaşanmaya başlanmış, yerel idareler halkın ihtiyaçlarını etkin ve verimli bir biçimde yerine getirebilmek için yeni hizmet araç ve teknikleri bulma ve geliştirme gayreti içine girmişlerdir. Özelleştirme olgusunun dünyanın gündeminde yer aldığı bu dönemde, Türkiye'de de yerel hizmetlerin sunumunda özel sektör kuruluş ve yöntemlerinden yararlanma yoluna gidilmiştir. Kamu hizmetlerinin sunumunda verimlilik ve etkililiği en üst seviyeye çıkarma amacıyla yola çıkan belediyelerimiz, kamu sektörü içinde özel sektör olmanın vermiş olduğu avantajlardan yararlanmak istemişlerdir. Yerel hizmet sunucusu belediyeler, özel sektör statüsünden yararlanmak, bazı kamu hizmetlerini daha etkin ve verimli yerine getirmek amacı ile kamu hukukunun ve bürokrasinin katı kurallarından ve hantal yapısından kurtulmak için ekonomik girişimlerini belediye iktisadi teşebbüsleri kurma yolunu tercih ederek yerine getirmişlerdir. Bu ekonomik gelişmeler göz önüne alınarak bu tez çalışmasında belediyelerin ekonomik girişimlerinin bir sonucu olarak doğan belediye iktisadi teşebbüsleri detaylı olarak tanıtılmış, kuruluş itibariyle bir belediye iktisadi teşebbüsü olan İstanbul Deniz Otobüsleri AŞ'nin 2011 yılında satılarak özelleştirilmesinin analizi yapılarak sonuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Özelleştirme, Belediye İktisadi Teşebbüsleri. Kamu Hizmeti, Özelleştirme Yöntemleri
Avrupa Birliği Hibe Fonlarının vergi gelirleri üzerindeki etkisi, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu hibeleri örneğinde bir değerlendirme
Avrupa Birliği hibeleri ile günümüzde birçok yatırım yapılmaktadır. 2007-2013 yıllarında Avrupa Birliği Fonlarından ülkemiz faydalanmıştır. Ayrıca Avrupa Birliği fonlarından ülkemize 2014-2020 yılları için 4.4 Milyar Avro hibe verilecektir. Avrupa Birliği ilk kez 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ismi altında kurulmasından sonra Türkiye 31 Temmuz 1959 yılında Topluluğa ortaklık başvurusunda bulunmuştur. Sonrasında uzun süreç devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Topluluğu arasında imzalanan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Topluluk programlarına katılımı ile ilgili genel prensipleri düzenleyen 26 Şubat 2002 tarihli Çerçeve Antlaşması'nda öngörülen şartlara uygun olarak Mutabakat zaptını imzalamıştır. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu ise Avrupa Birliğine Katılım öncesi Mali Yardım Aracı Kırsal Kalkınma Fonu(IPARD) Programını uygulamak üzere kurulmuştur. Bu çalışmada; Avrupa Birliği hibe fonları, Avrupa Birliği Hibe fonları hakkında bilgiler verilmiştir. Sonrasında özel olarak Avrupa Birliği Hibeleri Kırsal Kalkınma Hibe hakkında bilgiler verilerek örnek bir proje üzerinde durulmuştur. Hazine'nin verdiği hibelerin Hazine'ye geri döndüğü tezi savunulmuştur. Avrupa Birliği Hibeleri vergiden muaf olduğu için yatırım sonucunda oluşturulan katma değer ile vazgeçilen vergi açısından hibe fonlarını değerlendirilmiştir. IPARD Kapsamında Hibe verilen bir işletme seçilerek oluşturduğu katma değer incelenmiş ve vergi muafiyeti ülkemiz vergi sistemi açısından da değerlendirilmiştir. Sonuçta Hazine tarafından verilen hibe ile vergi arasındaki ilişki araştırılarak yapılan yatırım ile Hazine gelirleri açısından olumlu bir ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği Hibe Fonları, Hibe Fonları, Hazine, IPARD, TKDK, Hibe,Fonlar, Vergi Muafiyeti,
657 Sayılı Yasaya tabi devlet memurların emekliliği üzerine yardım sandıklarının etkisi: "İLKSAN örneği
Türkiye'de 30 milyona yakın çalışan olduğu bilinmektedir. Bu çalışan kesim; sektörel, unvan, kıdem ve kademede birçok faktörün belirlediği bir sistem kapsamında çalışma hayatında yer almaktadır. İş hayatı zaman açısından, insan ömrünün önemli bir kısmını işgal etmektedir. Bu emeğin bir karşılığı olarak aynı kazanç ve haklara sahip olma beklentisi içerisinde bir emekli hayatı düşlemektedir. Bu çalışmada iş hayatı boyunca kazanılan gelirler ve bununla birlikte özlük haklarının, emeklilik döneminde nasıl aynı şekilde devam edebileceği sorusuna cevap verebilme gayesi güdülmüştür. Bu cihetle, tabi olunan sosyal güvenlik sistemleri kapsamında ülke genelinde sayıca çoğunluğu oluşturan ücretli çalışanlar ile kamu kesimi çalışanlarının emeklilik dönemlerine geçişte hangi sisteme dâhil edildikleri mali oluşumlar içinde incelenmiştir. Bu çalışan kesimin sahip olduğu sosyal haklar yönüyle hukuki ilişkisi ele alınmıştır. Ayrıca Türkiye'de mevcut emeklilik sistemlerinin tarihi gelişimleri araştırılarak, ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. Ücretli olarak veya kamu kesiminden memurların çalışma hayatında emeklilik dönemine ilişkin elde edilen sosyal hak ve yardımlar ile aynı kanunlara tabii olup; diğer özel ve tüzel kurum ve kuruluşlar bünyesinde oluşturulan vakıf sandıklarına mensup çalışanların emeklilik dönemlerine ait sosyal hak ve yardımlar karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Özellikle vakıf sandıklarının emeklilik ve diğer sosyal yardımlardaki vermiş olduğu katkının, vurgusu yapılan diğer kesim çalışanlarına uyumu için ortak bir vakıf sandığı sistemine dâhil edilmesi gerektiği önerisinde bulunulmuştur.
Yoksullar lehine maliye politikası: Türkiye'de 2002 sonrası döneme ilişkin bir inceleme
Yoksulluk, insan onuruna yakışır bir yaşam hakkını sınırlandıran ekonomik ve sosyal bir sorundur. Yoksullukla mücadelede ciddi görevler üstlenen hükümetlerin kamu kaynaklarını toplum refahını arttırıcı yönde kullanması esastır. Ancak bu kaynakların sınırlı olduğu ve yoksulların sürekli olarak sosyal yardımlarla desteklenmesinin sürdürülebilir olmadığı da acı bir gerçektir. Yoksulluğu azaltmayı hedefleyen ve bireylerin daha yüksek bir refah seviyesinde yaşamasını temin edecek politikaların uygulayıcısı konumunda olan hükümetler, maliye politikası araçlarını yoksulların varlık ve olanaklarını iyileştirici bir yönde etki oluşturacak biçimde kullanmaları halinde yoksullar lehine olumlu sonuçlar sağlayabilirler. Yoksullar lehine maliye politikası, sürdürülebilir ve geniş çaplı bir iktisadi büyümenin sağlanması, beşeri sermayenin geliştirilmesi ve yoksulluğa yol açan risk ve tehditlerin azaltılması için bir dizi etkin tedbirleri içeren ve yoksulluğu azaltmada hükümetler tarafından yürütülen en kapsamlı ve en etkili ekonomi politikası aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Literatürde yoksullukla mücadeleye yönelik çalışmalar genelde sosyal yardımlar acısından ele alınmakta ve bu eksende politika önerileri sunulmaktadır. Bu çalışmada ise yoksullar lehine maliye politikasının teorik altyapısı oluşturularak yoksulluğu azaltmaya yönelik politikalar makroekonomik açıdan maliye politikası temelinde bir bütün olarak ele alınmış ve Türkiye özelinde yoksullar lehine maliye politikasının önemi, başarı şansı ve uygulama sonuçları incelenmiştir. Tezin son kısmında yoksullukla mücadelede alınması gerekli tedbirler ışığında Türkiye'nin 2023 ve 2030 yılları hedefleri ile uyumlu olan yoksullar lehine alternatif bir politika stratejisi geliştirilmiştir. Yoksullukla mücadele kapsamında son 15 yıllık süreçte Türkiye uygulaması incelendiğinde yoksullar lehine olumlu gelişmelerin yaşandığı ancak hala alınması gereken bazı tedbirlerin olduğu yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan değerlendirme sonucunda Türkiye'de yoksullar lehine maliye politikasının başarı şansını belirleyen en önemli faktörün güçlü bir siyasi istikrarın varlığı ve beraberinde mali disiplinin sağlanarak sürdürülebilir ekonomik büyüme ve makroekonomik istikrarı tahsis edici politika uygulamalarından geçtiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Türkiye'de yoksullar lehine maliye politikası uygulamalarında daha etkili sonuçlar elde edilebilmesi için dolaylı yaklaşım temelinde ekonomik büyümenin sağlanması ile dolaysız yaklaşım temelinde beslenme, barınma, sağlık, eğitim vb. sosyal içerikli politikaların eşgüdümlü bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Ancak yoksulları doğrudan hedef alan sosyal politikaların yoksullar üzerindeki olumsuz etkisi düşünüldüğünde önceliğin makroekonomik istikrara ve ekonomik büyümeye verilmesi, hem yoksulluğa yol açan faktörlerin ortadan kaldırılmasına hem de mevcut yoksulların durumunun iyileştirilmesine katkı sunarak yoksullar lehine maliye politikasının başarı şansını arttırması kuvvetle muhtemeldir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Sosyal Koruma, Kapsayıcı Büyüme, Yoksullar Lehine Maliye Politikası.
Gümrük vergilerinin yapısının, Türkiye gümrük ve Avrupa gümrük mevzuatı çerçevesinde karşılaştırılması
Gümrük Vergileri, geçmişten günümüze ülkelerin önemli gelir kaynaklarından biri olarak kabul edilmiştir. İlk olarak gümrük vergileri insanoğlunun varoluşu ile birlikte aile, kavim, toplum, devlet çerçevesinde oluşturdukları birlikler ile birlikte doğmaya başlamıştır. Ülkeler zamanla oluşan karşılıklı ilişkileri çerçevesinde birlikler oluşturmuş bu çerçevede gümrük vergilerinde düzenlemeler ve üçüncü ülkelere karşı vergilerin tarife, oran ve ayrıcalıklar kapsamında bazı düzenlemelere gidilmiştir. Bu çalışmada gümrük vergilerinin sistematik olarak tarihçesi ile birlikte mevzuat çerçevesinde uygulanış biçimi ele alınarak ülkemizdeki yapısı ele alınmıştır. Ülkemizde zamanla Avrupa Birliği'ne Gümrük Birliği ile birlikte yapısal değişikleri ve uygulanış biçimleri yıllar itibari ile ithalat ve ihracat rakamları ile ele alınılmaya çalışılmıştır. Bu kavramsal çerçevede gümrük istisna ve muafiyetleri, uygulanacak olan oran ve tarifelerindeki değişikler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Başlangıcında verginin konusu, gümrük mevzuatına göre gümrük vergilerinin uygulanışı, gümrük vergilerinin önemi, amacı ve etkileri göz önünde bulundurularak açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak Türkiye'de uygulanan gümrük vergileri incelenerek Gümrük Birliği ile birlikte Avrupa Birliği ve Türkiye'nin karşılıklı olarak etkileri ortaya sunulmaya çalışılmıştır. Oluşan birliğin üçüncü ülke ve bazı topluluklara göre yapısal eksiklikler nedeni ile Türkiye'nin tam ve etkin bir şekilde kaynak sağlayamadığı sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de obezite vergisinin kabul edilebilirliğine ilişkin bir alan araştırması
Obezite toplum sağlığını tehdit eden ve dünya genelinde oldukça yaygın olan küresel ölçekli bir sağlık sorunudur. Devletler bu sağlık sorunuyla mücadele etmek için mali ve mali olmayan birçok araç kullanmaktadır. Obezite ile mücadelede kullanılan mali araçların başında obezite vergisi gelmektedir. Sağlıksız gıdalar üzerinden ek bir mali yükümlülük olarak alınan obezite vergisi günümüzde birçok devlet tarafından kullanılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan halkın obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyini ölçmek ve bu düzeyi etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, tabakalı rassal örnekleme yoluyla İİBS Düzey 1 bölgesinde ikamet eden 1683 bireye anket uygulanmış ve veriler SPSS 22 ve LISREL 8.51 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi üzerinde ekonomik, siyasi, sosyo-psikolojik ve sağlık faktörlerinin etkili olduğuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucuna göre, halkın obezite vergisi kabul edilebilirlik düzeyleri düşük çıkmıştır. Kabul edilebilirlik düzeyi en yüksek cinsiyet kadın, medeni durum bekâr iken meslek grubu kamuda çalışanlardır. Yaş, eğitim, aylık ortalama gelir, aylık gıda harcama miktarı ile obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Buna karşılık Beden Kitle İndeksi ile kabul edilebilirlik arasında ters yönlü bir ilişki ortaya çıkmıştır. Kurulan yapısal eşitlik modellemesi sonuçlarına göre ise kabul edilebilirlik düzeyini etkileyen ekonomik, sosyo-psikolojik, sağlık ve siyasi faktörlerin birbirleri ile ilişkili olduğuna ulaşılmıştır. Obezite vergisinin kabul edilebilirlik düzeyi üzerinde en fazla etkili faktör sağlık, ikinci ekonomi, üçüncü sosyo-psikolojik iken sonuncu sırada siyasi faktör yer almaktadır. Ekonomik faktör ile siyasi faktör kabul edilebilirliği negatif etkilerken sağlık ve sosyo-psikolojik faktörler pozitif yönde etkilemektedir.
Türkiye'de vergi denetiminin yapısı ve 2000-2015 dönemi vergi inceleme sonuçlarının analizi
Vergi, devletin birincil gelir kaynağıdır. Vergi, devletlerin hem gelir kaynağı hem de sosyal faydayı maksizimize etme aracıdır ve ekonomik birimlerin karar alma davranışlarında önemli bir rol oynar. Vergi denetimi, beyan usulüne dayalı vergilendirme sistemlerinde vergi kayıp kaçağını önlemede etkili bir maliye politikası aracıdır. Bu çalışma Türkiye'de vergi denetimi, özelde de vergi incelemesinin sonuçlarının toplu bir analizi amacıyla yapılmıştır. Bu maksatla, vergi denetiminin amacı, işlevleri, özellikleri, ilkeleri ve türlerinin teorik çerçevesi çizilmiş, uygulamaya yönelik sorunlar yer verilmiş ve çözüm önerileri ortaya konulmuştur. Daha sonrasında, Türkiye'de vergi denetim görevinde yer alan birimlerin tarihsel gelişimine yer verilmiştir. Çalışmanın son kısmında ise, Türkiye'de 2000-2015 dönemi arası vergi inceleme sonuçları analiz edilmiştir. Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının kurulduğu yıldan itibaren yapılan vergi inceleme oranlarının 2011 yılı öncesine göre yapılan inceleme oranlarına kıyasla daha düşük oranlarda kaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimleler: Vergi Denetimi, Vergi İncelemesi, Yoklama, Yaygın Yoğun Vergi Denetimi.
Geçiş ekonomilerinde yolsuzluk ve yolsuzluk anket incelemeleri
Kökeni M.Ö. 4000'li yıllara dayanan yolsuzluk kavramı, günümüzde hayatımızın her alanını saran ve alışılmış bir kavram olmuştur. İster süte su kat karıştır, ister ihaleye fesat karıştır yolsuzluk ne yazık ki hayatımızın her alanında önlenemeyen, yayılma özelliğine sahip ve bulaşıcı bir kavramdır. Kavramsal olarak tanımı zor olmasına rağmen ekonomik olarak büyük önem arz eden yolsuzluk, uluslararası ticaretin artışı, siyasi ve ekonomik değişimlerle ülke ekonomileri üzerinde de ciddi bozulmalara sebep olmuştur. Yolsuzluk konusu geniş bir konu olduğu için çalışmanın ilk bölümünde yolsuzluk ve yolsuzluğu etkileyen etmenlerle yolsuzlukla mücadelede yer alan aktörler ele alınmıştır. 1917 Ekim Devrimi'nin sonucu olarak, SSCB' nin kurulmasıyla sosyalizm olgusu ekonomi literatürüne girmiştir. Bu dönemde ülkeler otarşi politikalarına yönelerek dış dünyaya kendilerini kapatmışlardır. Bu süreç, SSCB' nin dağılmasına kadar devam etmiştir. SSCB' nin dağılması sonucu, ülkeler dışa açık ekonomiye geçiş yapmışlardır. Geçiş süreci istenmeyen bir durumdan istenilir bir duruma ilerlemeyi ifade ettiği için, ekonomiye faydalarının yanında maliyetlerde yüklemiştir. Bu çalışmada ekonomiye yüklenen bir maliyet olan yolsuzluk olgusu bazı geçiş ülkeleri baz alınarak incelenmiştir. Geçiş ülkelerinde; kamusal büyüklüklerin, mülkiyet haklarının, demokratikleşme süreçlerinin, enflasyon ve büyüme gibi makro ekonomik gösterge süreçlerinin incelendiği çalışmada, süreç içinde ülkelerin ekonomik olumsuzluklardan kurtulmak için uyguladıkları politikalara da yer verilmiştir. Çalışmada makro ekonomik göstergeler değerlendirilmiş ve devlet karakterleriyle yolsuzlukla mücadele alanında önemli benzerlikler saptanmıştır. Demokratikleşmenin yüksek olduğu ülkelerde yolsuzluğun düşük olduğu, geçiş ülkelerinde ise genellikle yolsuzluk seviyesinin yüksek olduğu verilerle gözlenmiştir.
Türkiye'de merkezi yönetim faiz dışı kamu harcamaları,ekonomik büyüme ve işsizlik ilişkisi: 2006-2017 dönemi analizi
Bu çalışmada, Türkiye'de 2006Q1-2017Q3 dönemleri arasında merkezi yönetim faiz dışı kamu harcamalarının, ekonomik büyümeye ve işsizlik oranlarına ne tür bir etkide bulunduğu ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Araştırmada; özellikle merkezi yönetim kapsamındaki faiz dışı kamu harcamalarının işsizlik oranları üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Çalışmamızda serilerin durağan hale getirilmesi için Augmented Dickey Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) birim kök testleri uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi çok yönlü görmemizi sağlayan eşbütünleşme analizi ve VAR analizi uygulanmıştır. Granger nedensellik testi Varyans Ayrıştırması ve Etki-Tepki analizi ile desteklenmiştir. Araştırmanın ampirik sonuçlarında; Türkiye'de 2006Q1-2017Q3 dönemlerinde merkezi yönetim faiz dışı kamu harcamaları ve gayrı safi yurtiçi hasıladaki artışların işsizlik oranları üzerinde azaltıcı etkide bulunduğu, ayrıca kamu harcamaları ve GSYH' dan işsizlik oranına; kamu harcamalarından GSYH' ya doğru gerçekleşen nedenselliğin tek yönlü olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlara ilaveten; nedenselliğin sonuçları kamu harcamalarından GSYH' ya doğru tek yönlü ilişki ortaya çıkardığından Keynesyen Yaklaşımı, varyans ayrıştırması analizi sonuçları ise kamu harcama türlerinin ekonomik büyümeye etkisini inceleyen Wagner'in ve Keynes'in görüşlerinin her ikisini de destekleyici nitelikte bir sonuç ortaya çıkarmıştır.
Türkiye'de vergi aflarının kayıtdışı ekonomiye etkisi
Sınırsız ihtiyaçların kıt kaynaklarla en yüksek fayda tatmin düzeyinde giderilmesini konu edinen ekonominin, egemen olan devletin yasalarına uygun biçimde gerçekleşecek ekonomik faaliyetlerden oluşması gerekir. Ekonomiyi düzenleyen yasalara ve yönetmeliklere aykırı olarak gerçekleştirilen, belgeye bağlanmamış, kanuni defterlere işlenmemiş ekonomik işlemlere kayıtdışı ekonomi denir. Kayıtdışı ekonomi içeriği ve yapısı gereği ölçülmesi zor bir ekonomik değişkendir. Ancak ekonomi politikalarına yön verecek etkiye sahip olduğundan kayıtdışı ekonominin büyüklüğünün ölçülebilmesi için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bunlar arasında genel-geçer kabul görmüş ve çok sayıda ülke için kullanılan yöntem çoklu-gösterge-çoklu-neden(MIMIC) yöntemidir. Bu yöntem ile elde edilen sonuçlara bakıldığında Türkiye'de kayıtdışı ekonominin oranı 1980 de % 41.99 iken 1990 da % 37.77, 2000 yılında %31.96, 2015 yılında ise % 28.72'ye ulaşmıştır. Görüldüğü gibi ülkemizde kayıtdışı ekonomi oranı yıllar itibari ile düşüş göstermektedir fakat OECD'nin 34 ülkesi arasında en yüksek kayıtdışı ekonomi oranlarına sahiptir. Bu durum kayıtdışı ekonominin ülkemizde gerçek bir sorun olduğunu apaçık göstermektedir. Ülkemizin diğer sorunu olarak görebileceğimiz ,1921-2017 yılları aralığında 32 kez uygulama alanı bulan vergi afları, uygulamadaki sıklığından dolayı bilim insanları tarafından eleştiri almakta, vergi ahlakı ve vergi bilincini olumsuz etkilediği iddia edilmektedir. Çalışmada ülkemizde çıkarılan vergi aflarının kayıtdışı ekonomiye etkisi araştırılmaktadır. Araştırma neticesinde ulaşılan sonuç; kayıtdışı ekonominin vergi affının uygulanmadığı yıllarda 0.34 oranında, vergi affının seyrek uygulandığı yıllarda 0,40 oranında, vergi aflarının sık uygulandığı yıllarda ise 0.59 oranında azaldığı şeklindedir. Bir diğer sonuç ise kişi başına düşen GSYH aynı dönemde 1000 birim artarsa kayıtdışının 1 puan azaldığıdır.
Vergi uyumu ve uyumsuzluğu sonucunda oluşan mükellef tiplerinin belirlenmesi: Kocaeli örneği
Vergi uyumu, beyannamenin verildiği tarihte uygulanan vergi yasaları, yönetmelikler ve yargı kararlarına uygun olarak vergi yükümlülüğünün beyannamede tam olarak belirtilmesi ve beyannamenin tam ve zamanında ilgili yerlere verilmesi şeklinde ifade edilmektedir. Vergi uyumu / uyumsuzluğu neticesinde dört tip mükellef tipolojisi oluşmaktadır. Bu tipolojiler vergi kaçakçısı, sosyal vergi yükümlüsü, içten vergi yükümlüsü ve dürüst (gönüllü) vergi yükümlüsüdür. Bu çalışmanın amacı vergi mükelleflerinin, vergi uyumu veya uyumsuzluğu sonucunda oluşan mükellef tiplerinin hangisinde kendilerini konumlandırdıklarını tespit etmek ve bu durumu nasıl algıladıkların belirlemektir. Bu amacı gerçekleştirebilmek için çalışmada yöntem olarak nitel analiz uygulanmıştır. Nitel analiz çeşitli alt yöntemlere sahip olup bu çalışmada nitel araştırmanın derinlemesine görüşme tekniği tercih edilmiştir. Çalışmada uygulanan derinlemesine görüşme tekniği Kocaeli ilinde ikamet eden 12 mükellefe uygulanmıştır. Vergi uyumu/uyumsuzluğu kavramına örtüşmesi açısından araştırmaya katılan katılımcılar beyana tabi geliri sadece gayrimenkul sermaye iradından ibaret olan mükelleflerden oluşturulmuştur. Genel değerlendirme yapıldığında özellikle vatandaşlık görevi bilinci, vergi adaletinin güçlü olması gerekliliği, devletin olumlu politikaları, vergi otoritesinin olumlu davranışları, ülke ekonomisinde meydana gelecek pozitif gelişmelerin vatandaşların gelir düzeylerine ve hayat kalitelerine de yansıması mükelleflerin dürüst (gönüllü) vergi yükümlüsü tipolojisinde yer almalarını sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi Uyumu, Vergi Uyumsuzluğu, Mükellef Tipolojileri, Nitel Analiz, Derinlemesine Görüşme.
İç göçlerin vergi gelirleri üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de iç göç ile vergi gelirleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmada 2008-2014 dönemi için 81 il düzeyinde panel regresyon analizi uygulanmıştır. Kurulan modelde bağımlı değişken olarak her ilde tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı, bağımsız değişken olarak da her ilin net göç hızı oranı kullanılmıştır. Ayrıca kontrol değişkeni olarak her ilin kişi başına düşen milli geliri modele dâhil edilmiştir. İç göçün temel olarak bir emek faktörü hareketliliği olması nedeniyle vergi türü olarak gelir vergisi seçilmiştir. Temel panel regresyon analizinin sonuçlarına göre net göç hızında meydana gelecek olan %1'lik bir değişim tahakkuk eden vergi/gayri safi yurtiçi hasıla oranında %0.026738'lik bir pozitif değişime neden olmaktadır. Kişi başına düşen milli gelirde meydana gelecek %1'lik bir değişim tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranında %0.743096'lık bir pozitif değişime neden olmaktadır. Türkiye'de 2008-2014 dönemi için iç göç neticesinde oluşan net göç hızı tahakkuk eden gelir vergisinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye ile Federal Almanya arasındaki dış ticaret anlaşmaları: 1950-1955 dönemine yönelik tarihsel bir araştırma
1950'lerin başında Türkiye ve Federal Almanya Cumhuriyeti özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkileri ve temel dış ticaret politikaları açısından önemli benzerlikler göstermektedir. Bu benzerliklerin yanında iki ülkenin birbirleri arasında çeşitli ticari anlaşmalara da imza attığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki ticari anlaşmaların değerlendirilmesini bu iki ülkenin kayda değer büyüme gerçekleştirdiği 1950-1955 dönemi için gerçekleştirmektir. Bu dönem içerisinde Türkiye'nin dış ticaret politikasının yönetim şekli Bakanlar Kurulu kararlarına dayanmaktadır. 1950-1955 dönemi içerisinde Federal Almanya Cumhuriyeti ile yapılan ticari anlaşmalar 03.05.1952 ve 25.11.1953 tarihli bakanlar kurulu kararlarında yer almakta olup bu kararlar tarihsel araştırma metodu çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakanlar Kurulu Kararı, Demokrat Parti Dönemi, Dış Ticaret Politikası, Federal Almanya Cumhuriyeti
Tahakkuk esaslı devlet muhasebe kayıt yöntemi uygulamasının etkinliği Bursa Büyükşehir Belediyesi örneği
Kamu mali yönetimi kapsamında ele alınan en önemli konulardan birisi devlet muhasebesidir. Bu kapsamda tahakkuk esaslı devlet muhasebe kayıt yöntemi uygulanmaya başlamıştır. Daha ayrıntılı ve şeffaf bir sistem olan bu muhasebe türünde özel kurumların olduğu kadar belediyelerin de gelir ve giderlerinin hesaplanmasında yararlanılmaktadır. Bu çalışmada Bursa Büyükşehir Belediyesi örneği üzerinden tahakkuk esaslı devlet muhasebe kayıt yöntemi uygulamasının etkinliği ele alınmıştır. Çalışmada kanunlardan, raporlardan, makale, kitap ve tezlerden yararlanılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda sistemin oldukça faydalı olduğu söylenebilir.
Maliye politikasının tüketici güveni üzerindeki etkisi: Türkiye uygulaması
Devlet belirli sosyal ve ekonomik amaçları gerçekleştirmek için maliye politikası enstrümanlarını kullanmaktadır. 1929 Büyük Depresyon'dan itibaren dünyanın birçok yerinde maliye politikası ekonomik istikrarsızlıklarla mücadele ve ekonomik krizlerden çıkmak için etkin olarak kullanılmaktadır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan tüketicilerin harcama eğilimlerini gösteren tüketici güven endeksi günümüzde gittikçe artan öneme sahip olmaya başlamıştır. Harcamaların belirleyicisi olan tüketiciler ise ekonomik ortama duydukları güven doğrultusunda ekonomiye yön vermektedir. Bu çalışmanın çıkış noktası ise, tüketici güveni ile maliye politikası arasında nasıl bir ilişki olduğu ve tüketici güvenini arttırmak için nasıl politikalar belirlenmesi gerektiği olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'de tüketici güven endeksi ve maliye politikası arasındaki ilişki 2006M1-2017M8 dönemi için incelenmiştir. Maliye politikası göstergeleri olarak dolaysız vergi gelirleri, dolaylı vergi gelirleri, merkezi yönetim bütçe gelir ve harcamaları, iç borçlanmanın toplam borçlanma içindeki payı ile tüketici güven endeksi arasındaki nedensellik ilişkisi ekonometrik yöntemlerle sınanmıştır. Ayrıca geçiş değişkenleri olan piyasa döviz kuru, piyasa faiz oranı ve tüketici fiyat endeksi de analize dâhil edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, kamu gelir ve harcama kalemlerinden tüketici güvenine doğrudan nedensellik bulunmaktadır. Fiyatlar genel düzeyi ve döviz kuru tüketici güvenini doğrudan etkilemektedir. Ayrıca ARDL metoduyla yapılan analizde tüketici güven endeksi ve kamu gelirleri arasında kısa ve uzun dönemli bir ilişkinin varlığı bulunmuştur. Ampirik bulgular sonucunda kamu gelirleri artırıldığında yani daraltıcı maliye politikaları uygulandığında tüketici güven endeksinin arttığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla, Türkiye'de ele alınan dönemde genişletici mali daralma hipotezinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kamu borç yönetiminde etkinliğin OECD ülkelerinin makroekonomik performansına etkisi
Küreselleşme sonrası sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, kamu borç portföyünün risklere karşı duyarlılığını arttırarak makroekonomik denge üzerinde bir risk oluşturmuştur. Ekonomik ve finansal istikrarsızlıkları tetikleyen böylesi bir yapı, kamu borç yönetiminde daha profesyonel ve etkin bir yaklaşım sergileme çabalarını teşvik etmiştir. Kamu borç yönetiminde etkinlik, kamunun finansman ihtiyacını düşük maliyet ve kontrol edilebilir risk düzeyinde karşılamak amacıyla oluşturulan strateji geliştirme ve yürütme sürecidir. Etkinlikten uzak ve yasal bir çerçeveye oturtulmayan borç yönetimi politikalarının varlığı kamu maliyesi üzerinde baskı yaratırken, artan borçlanma eğilimi ise makroekonomik dengede bozulmalara yol açmaktadır. Bu çalışmada, 35 OECD ülkesi için 1995-2017 ve 26 OECD ülkesi için 2004-2017 dönemleri baz alınarak kamu borç yönetiminde etkinlik kriterlerinin makroekonomik performans üzerindeki etkisi panel veri analizi ile incelenmiştir. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre, kamu borç yükündeki artışın ekonomik büyümeyi negatif etkilediği, işsizlik, enflasyon ve bütçe açığını ise arttırdığı tespit edilmiştir. Ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etki yaratan faiz yükündeki artış, enflasyonu düşürücü yönde bir baskı yaratırken işsizlik oranı ve bütçe açığını arttırmıştır. İşsizlik hariç diğer tüm makroekonomik göstergeler ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahip olmayan kamu borçlanmasında uzun vadeli faiz oranları ve işsizlik ilişkisine bakıldığında, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın işsizlik üzerinde azaltıcı etkisi tespit edilmiştir. Borçlanmada kısa vadeli faiz oranları ile makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkiye bakıldığında kısa vadeli faiz oranlarındaki artışın enflasyon ile bütçe açığını arttırdığı, ekonomik büyümeyi negatif etkilediği ve işsizliği düşürdüğü sonucuna ulaşılmıştır. Kamu dış borç yükü ile makroekonomik göstergeler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamış ve bütçe dengesindeki iyileşmenin büyüme ve istihdamı pozitif etkilediği görülmüştür. Ayrıca, Dumitrescu ve Hurlin (2012) panel Granger nedensellik testinden elde edilen bulgular, değişkenler arasında tek ve çift yönlü nedensellik ilişkisinin varlığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Borç Yönetimi, Borç Yönetiminde Etkinlik, Panel Veri Analizi, Makroekonomik Performans Göstergeleri
1982 Anayasası'nın mali paradigmalarında demarşi: Diyalektik bir değerlendirme
Diyalektik, zaman olgusu içerisinde süreci çağrıştıran bir kavramdır. Bu bağlamda zıtların mücadelesi ve birliği, nitel değişim, her şeyin değişimi ve her şeyin birbiriyle ilgili olması diyalektik mantığın temelini oluşturmaktadır. Yönetim şekillerinde değişim de diyalektik mantığın bir yansımasıdır. Demokrasinin ortaya çıkarmış olduğu eksikliklerin demarşi ile telafi edilebilmesi için, diyalektik mantığın bir gereği olarak 1982 Anayasası'nda bazı mali kuralların eklenmesi gerekmektedir. Bu değişimin de Türk toplum yapısı açısından türev kurucu iktidar rolüyle yapılması daha uygun bir seçenek olarak ortaya çıkmaktadır. Söz konusu değişimle ön seçim sonrasında kura yoluyla ile demarşik bir mali yapının oluşturulması kastedilmektedir. Böyle bir yapının ortaya çıkması ise diyalektik sürecin bir gereğidir. Ön seçimli mali bir demarşik yapıyla kamu ekonomisindeki etkinsizliklerin görülme ihtimalinin azalması veya yok olması ise bu çalışmanın hipotezini oluşturmaktadır.
Obeziteyi önlemede obezite vergilerinin potansiyel rolü: İstanbul ili örneği
Bu çalışma Türkiye' de İstanbul ili baz alınarak uygulanabilecek bir obezite vergisinin, bireylerin tüketim alışkanlıkları üzerinde etkisinin olup olmadığını araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, 504 denekten elde edilen veriler dikkate alınmıştır. Araştırmada yer alan hipotezlerin test edilmesine yönelik Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis Testi ve Ki Kare Testi uygulanmıştır. Araştırmada yer alan hipotezler Basit Regresyon Analizi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda, bireylerin obezite vergisine yönelik genel olarak olumlu bir tutum sergiledikleri ve verginin sağlıksız gıda tüketiminde azalmaya yol açacağı görülmektedir. Ancak diğer bir tarafta, verginin, devlet tarafından gelir amacı güdülerek çıkarıldığı, düşük gelirli bireyleri ve vergilendirilecek gıda üreticilerini olumsuz etkilediği, özel hayata müdahele ettiği ve gelir dağılımında bozucu etkilere neden olduğu yönünde olumsuz görüşlerde mevcuttur. Ayrıca mükellefler, obezite ile mücadelede, eğitim ve bilgilendirme politikalarını vergiye kıyasla daha etkili yöntem olarak görmüşlerdir.
Taxation of the digital economy: The case of Türkiye
Rapid developments in information and communication technologies (ICT) have significantly transformed the global economy and created the concept of the digital economy. However, this dynamic sector, despite its increasing importance, brings several problems. The primary challenge lies in effectively taxing the digital economy. Traditional taxation models fail to accurately reflect the value created by digital business models and the cyber economy. This circumstance may result in diminished tax revenues and an inequitable tax system. The taxation of the digital economy is experienced internationally. Global and national studies include efforts to find a fair, effective, and sustainable solution for this taxation. In this context, it is important for countries to update their tax systems to make them suitable for the dynamic structure of the digital economy and to take steps to prevent tax evasion through international cooperation. This thesis aims to reveal the taxation of the digital economy and the difficulties encountered in this context, to explain the international studies on the taxation of the digital economy and the solution proposals, and within this framework, to present some policy recommendations by examining the studies on the infrastructure and taxation of the digital economy in Turkish Tax Law. In addition, it is emphasised that international cooperation should be taken as a basis for effective and sustainable taxation in Türkiye and on a global scale.
Tax discrimination in EU Law and the OECD model tax convention
The use of taxes by states as a tool to protect their nationals and domestic products constitutes a problem, tax discrimination, to be avoided in the international arena. Tax discrimination creates a heavy tax burden on foreign goods, services and persons as an obstacle to international trade. Increased mobility as a result of globalization caused high pressure about the elimination of barriers to trade and the fight against discrimination. With this pressure, the principle of non-discrimination is introduced by international organizations, economic integrations and treaties. The last two constitute the main levels of non-discrimination rules. For the treaties level, model tax treaties such as the OECD and the UN Models are important. For the second level, regulations of economic integrations such as EU or NAFTA are instances. To reach a more comprehensive, effective and fair rule globally, these different levels should be compared. For this study, EU law and the OECD Model are chosen due to their wide practices and spheres of influence. With evaluating their existing interactions and differences, the possible interactions have been discussed and many suggestions have been made such as the utilization of the CJEU's case law in the OECD Model, adding concepts such as indirect or reverse discrimination to the OECD Model, transferring practices like eliminating the objective justifications to EU law. Besides, Turkish tax and tax treaty systems have been compared with EU law and the OECD Model. Because the principle of non-discrimination is significant for Turkey due to being an EU candidate and applying the OECD Model in tax treaties. Moreover, some suggestions have been made for a better practice in Turkey such as involving the protection of stateless persons or the last paragraph of Article 24, reflecting the case law of the CJEU.
Azerbaycan halkının bütçe hakkı algısı: Gence ili özelinde bir araştırma
Demokratik ulusların en temel göstergelerinden biri bütçe hakkıdır. Bütçe hakkının doğru şekilde algılanmaması ve yahut benimsenmemesi ise kamusal hizmetlerde etkinsizlik, kaynak tahsisinde yolsuzluk gibi negatif olaylara sebebiyet verebilir. Bu yüzden Gence ilinde yaşayan genç bireylerin bütçe hakkı algılarının hangi düzeyde olduğunu ölçmek amaçlanmıştır. Araştırma anket tekniği kullanılarak Azerbaycan'ın Gence ilinde uygulanmıştır. Çalışmada bütçe hakkı algısıyla ilgili üç ifade bağımlı değişken olarak alınarak, demografik değişkenler üzerinden varyans analizine tabi tutulmuştur. Araştırmada üç ifade, 6 demografik değişken açısından incelenmiş ve hipotezler de bu bağlamda oluşturulmuştur. Her üç ifade için toplam 6 hipotez tanımlanmıştır. Hipotezlerin test edilmesi için t testi ve ANOVA analizi kullanılmıştır.
Türkiye'de mahalli düzeyde borçlanmayı açıklayıcı faktörler: Büyükşehir belediyeleri üzerine bir panel veri analizi
Türkiye'de mahalli düzeyde borçlanma, geride kalan yaklaşık kırk yıllık dönemde önemli ölçüde artmıştır. Söz konusu artışın özellikle nüfusun yaklaşık dörtte üçünü barındıran ve elde ettikleri kaynaklar ile yaptıkları harcamalar açısından başlıca mahalli idare türü olarak kabul edilen büyükşehir belediyelerinde yaşandığı belirtilebilir. Sözü edilen nitelikleri de göz önünde bulundurularak büyükşehir belediyelerinin borçlanmalarının farklı yönleri ile incelenmesi önemlidir. Söz konusu belediyelerin borçlanmalarında yöneticilerinin aldıkları kararlar kadar merkezi idare tarafından yapılan düzenlemeler ile uygulanan politikaların belirleyici oldukları belirtilebilir. Nitekim araştırma kapsamında Türkiye'de büyükşehir belediyelerinin borçlanmaları üzerinde etki doğuran faktörlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda büyükşehir belediyelerinin ve merkezi idarenin belirleyici oldukları mali, politik, kurumsal, demografik, sosyoekonomik, iktisadi ve coğrafi faktörler analize katılmıştır. Analiz kapsamında dinamik panel veri modellerinden Sistem Genelleştirilmiş Momentler Tahmincisi kullanılmıştır. Her iki idarenin belirleyici oldukları değişkenlerin ayrı ayrı analize katılması ve borçlanma üzerinde yarattıkları etkilerin birlikte test edilmesine olanak sağlayan yöntemin kullanılması araştırmanın özgün yönlerini oluşturmaktadır. Yapılan analiz sonucunda açıklanan değişken olarak kullanılan borç stoku üzerinde, büyükşehir belediyelerinin belirleyici oldukları yatırım harcamaları, operasyonel denge, faiz harcamaları, ideoloji ve politik bütçe teorisi değişkenleri ile merkezi idarenin belirleyici olduğu genel bütçe vergi gelirlerinden alınan paylar, nüfus, gayri safi yurt içi hasıla ve turistik kent olma değişkenlerinin etki doğurdukları tespit edilmiştir.
Türkiye'de optimal vergileme arayışı: Bir model ve uygulaması
Vergilerin kamu finansmanının temel yapı taşı olması yönüyle ideal bir vergi sistemi tasarımı, sürdürülebilir kamu maliyesi ilkeleri arasında öncelikli bir hedeftir. İdeal bir vergi sistemi, vergilendirmenin arzu edilen çeşitli niteliklerini dengeleyen bir sistemdir. Bu niteliklere göre vergiler; ihtiyaç duyulan geliri sağlamalı, piyasadaki sapmaları en aza indirecek şekilde uygulanmalı ve mükellef ile vergi idareleri üzerinde aşırı maliyetlere yol açmamalıdır. Bu ve benzeri niteliklerin en azından bazılarının analiz edilmesini konu alan yaklaşımlardan biri de optimal vergilendirme olarak adlandırılan bir araştırma alanıdır. Optimal vergileme, kaynakların en etkin ne şekilde tahsis edileceği ve adil gelir dağılımının nasıl sağlanacağına ilişkin politikalar geliştiren ve refah iktisadının standart araçlarına dayanan normatif bir yaklaşımdır. Optimal vergi teorisinde, etkinlik ve adalet arasındaki denge gözetilirken, kamu finansman ihtiyacını karşılayacak yeterli vergi gelirinin elde edilmesi amacıyla optimal vergi oranları için farklı formüllere odaklanılmıştır. Zira ekonomilerde sürdürülebilir kalkınma hedefleri için optimal vergi oranlarının belirlenmesinde temel faktör optimal olarak belirlenmiş vergilerdir. Bu kapsamda optimal vergi ve vergi oranları, toplumun sürdürülebilir kalkınmasını ve refahını sağlamak için önemli bir kaldıraçtır. Sözü edilen bu bilgiler doğrultusunda çalışmada 1980-2019 dönemine ilişkin Türk vergi sisteminde maliye politikalarının optimallik sorunu, Laffer eğrisi perspektifinden ele alınarak vergi oranı ile vergi geliri arasındaki ilişkinin analiz edilmesi ve Türkiye'nin gerçek Laffer eğrilerinin çizilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda vergi oranları, vergi gelirleri, kriz dönemleri, işsizlik oranları, reel ücretler gibi makroekonomik değişkenler kullanılmıştır. Mevcut değişkenler ekonometrik paket programı yardımıyla analize dahil edilmiştir. Zaman serileri kapsamında vergi oranının vergi gelirleri üzerindeki etkisi Johansen ve ARDL eşbütünleşme yaklaşımları kullanılarak araştırılmıştır. Yapılan analizlerden elde edilen bulgularda Türkiye'de toplam ve dolaylı vergi oranlarının Laffer eğrisinin sağında kaldığı, diğer bir ifadeyle Laffer eğrisinin tepe noktasını aştığı; dolaysız vergi oranlarının ise Laffer eğrisinin solunda kalarak optimal vergi oranlarının altında gerçekleştiği tespit edilmiştir.
The role of fiscal incentives on renewable energy: Comparison of Turkey in international context
It is one of the most important missions of many countries today to make the highest contribution to the welfare of the country by using energy resources and natural resources in an efficient and environmentally sensitive manner. In this context, it is seen that countries are making intense efforts to create a secure future in energy by meeting their increasing energy needs without being dependent on the outside. Considering that fossil energy resources will be depleted in the coming future, it is obvious that energy causes many conflicts around the world, including international wars. The tendency towards renewable energy resources, which has gained momentum in the recent past, has become the priority of many countries around the world with the advantages of these resources relative to fossil resources at the national and global level. The fiscal incentives provided by the state to renewable energy investments have become one of the main actors of the progress made by countries in this area. In recent years, there have been significant developments in increasing renewable energy production in many countries such as Germany, the USA, Japan, Spain, China, and most of the members of the European Union. This thesis analyzes and compares the fiscal incentives of Turkey in an international context. The concept and types of renewable energy are addressed in detail with its advantages and disadvantages. The history and current situation of our country in renewable energy is examined in the axis of legal regulations, and performance. The fiscal incentives in the field of renewable energy is investigated in an international context and compared with Turkey. Finally the thesis confirms the important role of government in the renewable energy sector and discusses the results with policy implications.
Tax expenditure practices in the 19th century Ottoman public finance system
This thesis examines how the tax expenditure, which is consisted of tax exemption, tax reduction, tax refund, tax deferral, and rate relief, was used in the 19th century Ottoman State public finance system as a tax policy tool. It begins by sketching the definition and arguments against and in favor of tax expenditure, focusing first on the importance, effects, and views concerning this concept. The next part charts the general outlook of the Ottoman State Public Finance system by discussing the Post-Tanzimat public finance case, changes in perception within the Ottoman fiscal mind, developments in fiscal administration, and developments in taxation. The thesis goes on to investigate the reasons behind the tax expenditure practices by using the archives, which compiled from the Ottoman Archives and the National Archives, as well as British newspaper articles, under the headings of economic, fiscal, social, political, and religious issues, and then on practices in the context of county experiences s, which are Britain, Russia, Germany, and France. It, in the end, makes a general assessment regarding all these explanations. In retrospect of the practices of the tax expenditure, these practices have been used in such a deep and wide manner as a fiscal policy tool for different purposes since the establishment of the Ottoman State. There were essential debates on the purpose and amount of tax expenditure in the archives, particularly during the post-Tanzimat Era. These debates were at the center of the reform movements introduced in this period. Within the context of these debates, tax expenditure practices have become a prominent tax policy tool in providing an equitable distribution of the tax burden, in the establishment of social justice, and in suppressing adverse social issues in Ottoman society.
Uygulayıcıların bakış açısıyla devlet üniversitelerinde performans esaslı bütçeleme deneyiminin incelenmesi
Değişen ekonomik koşullarla beraber dünya üzerinde pek çok ülkede Performans Esaslı Bütçeleme Sistemi uygulanmaya başlamıştır. Türkiye'de 2006 yılından beri uygulanmakta olan Performans Esaslı Bütçeleme Sistemi; stratejik plan, performans programı, faaliyet raporu aracılığıyla kaynakları etkili, ekonomik ve verimli kullanmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma on yılın üzerinde bir süredir yürürlükte olan sistemin devlet üniversitelerindeki uygulama durumunu ele almaktadır. 01.01.2006 tarihinde yürürlüğe giren Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamında yer alan devlet üniversitelerinde Maliye Bakanlığına bağlı bütçe daireleri kapatılarak yerine üniversitelerin kendi bünyesinde Strateji Geliştirme Daire Başkanlıkları kurulmuştur. Bu çalışmada Strateji Geliştirme Daire Başkanlıklarında performans esaslı bütçeleme sürecinde yer alan personelin sisteme bakış açıları incelenmiş, sorunlar tespit edilmiş ve çözüm önerileri getirilmiştir.
İspat kavramı ve bir ispat aracı olarak ticari defterler
İspat kelime anlamı olarak, delil sunarak bir gerçeği ortaya çıkarmak, doğrulamak ve belirli duruma getirmektir. Delil ise taraflar arasındaki çekişmeli hususların ispatında ortaya konulan araçlardır. Geçmişten günümüze ticari hayatın idamesi için ticari işlemlerin kayıt altına alınması gerekliliği doğmuştur. Bu da beraberinde ticari defter tutma ihtiyacı getirmiştir. Ticari işlemlerin kaydedildiği bu defterlerin neler olduğu ve nasıl tutulması gerektiği zaman içinde farklılıklar göstererek gelişmiştir. Ülkemizde ticari defterlere ilişkin hükümler 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu başta olmak üzere çeşitli kanunlarda yer almaktadır. Ancak ticari hayatta yaşanan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin ispat aracı olarak kullanılması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu kapsamda ticari defterlerin delil olarak kullanılabilmesi için şartlar belirlenmiş olup, sahibi lehine ve aleyhine delil olma durumları yargı kararları çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Optimal vergileme açısından Türk vergi sisteminin değerlendirilmesi
Optimal vergi, adalet ile etkinlik arasındaki tercihi en iyi yansıtan ve aynı zamanda sosyal refah düzeyini maksimum seviyeye çıkaran vergi yapısıdır. Bu bağlamda optimal vergilemenin tarihsel gelişimine, ulaşılmak istenen amaçların neler olduğuna yer verilmiştir. Çalışmanın amacından hareketle, Türkiye özelinde vergi sisteminde yer alan vergilerin etkinlik ve adalet ilkelerine uygunluğunun tespiti yapıldı. Ramsey, Mirrlees gibi optimal vergilemeye ilişkin yaklaşımları olan kişilerin optimal vergilemeye ulaşmak için önerileri ile Adolf Wagner, Adam Smith ve modern maliyecilerin optimal vergileme ilkelerinin neler olmasını gerektiğine ilişkin çalışmalarına yer verilmiştir. Bu çalışmaların neler olduğu bu çalışmada yer almaktadır. Optimal vergi bileşimine nüfus, sermaye ve uluslararası hareketlere göre sürekli kendini güncellemesinden dolayı kesinlik belirten sınırlar çizilemese de elde edilen bilgilere göre Türk vergi sisteminde yer alan dolaysız vergilerin optimal vergileme ilkelerine etkinlik ve adalet açısından uygun olmadığına, dolaylı vergilerden katma değer vergisinin kısmen de olsa optimal vergilemenin etkinlik ilkesine uygunluk gösterdiğine ancak hem katma değer vergisinin hem de Özel Tüketim Vergisinin optimal vergilemenin adalet ilkesine uygunluk göstermediği tespit edildi. Anahtar kelimeler: Optimal vergileme, optimal vergilemenin amaçları, verginin tarihçesi, optimal vergileme ilkeleri, Türk vergi sistemi.
Özel tüketim vergilerinin mükellefler üzerindeki etkisi (2011-2021)
Vergi, devlet sisteminin kamusal fonksiyonlarını yerine getirmek için kurulan eski ve köklü bir uygulamadır. Günümüze kadar birtakım değişime uğramış olsa dahi hep devlet tarafından karşılıksız tahsil edilmiştir. Vergi borçlusu konumunda olan vergi mükellefleri açısından verginin etkisi yadsınamaz. Özel tüketim vergisi gibi ödeme gücüne bakılmadan alınan vergilerin karşılıksız olması, mükelleflerin vergiye olan bakış açısını olumlu ya da olumsuz olarak şekillenmesine neden olur. Vergilendirmeden istenen amaçlara ulaşmak için mükellefin vergiye uyum sağlaması gerekmektedir. Bu çalışma mükelleflerin kişilik özelliklerinin, devlete olan bağlılığının, gelir durumunun, aile yapısının ve vergi sisteminden kaynaklanan faktörlerinin mükelleflerin vergiye ilişkin tutumunu nasıl etkilediğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda bazı ürünler seçilip 2011-2021 yılları arasındaki veriler dikkate alınarak mükelleflerin seçili ürünlerin kullanma durumu ile özel tüketim vergi gelirleri arasında ilişkisi incelenmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda, özel tüketim vergi gelirlerinin söz konusu yıllar arasında giderek arttığı, mükelleflerin bazı ürünleri diğerlerine göre tercih ettiği, alkol ve alkol ürünlerinin kullanma oranının düştüğü gözlemlenmiştir. Ayrıca, bazı ürünlerin kullanımının daha arttığı göze çarpmaktadır.
2000-2021 yılları arasında Türkiye'de maliye politikası ve gelir dağılımı üzerindeki etkisi
Ekonomide üretilen değerlerin ve toplumsal gelirin eşitlikçi, adil bir şekilde bölüşümü bütün ekonomilerde temel hedeflerden birisidir. Ancak ekonomideki üretim faktörlerinin üretilen toplam gelirden aynı oranda yararlanmadığı ve zaman içerisinde gelir dağılımının bozulduğu görülmektedir. Toplumdaki gelir dağılımı bozulmasının önüne geçmek ve eşitsizliği ortadan kaldırmak için hükümetler piyasanın işleyişine müdahale etmek ve başta maliye politikası araçları olmak üzere çeşitli araçlarla gelir dağılımı eşitsizliğini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Liberal iktisadi görüşe göre piyasa kendi dengesi içerisinde ekonomik, büyüme, işsizlik, gelir dağılımı gibi temel problemleri çözmektedir. Ancak tarihsel tecrübe devletin müdahalesinin zorunluğu olduğu durumların olduğunu göstermektedir. Devletin ekonomideki etkinlik yöntemlerinden birisi olan maliye politikası araçları olarak kamu harcamaları, vergi politikaları, bütçe harcamaları, borçlanma olmak üzere dört ana grupta ele alınmaktadır. Hükümetler bu araçlarla ekonominin işleyişine müdahale ederek toplum katmanlarının geliri adil bir şekilde bölüşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye, gelir dağılımı adaletsizliğinin sürekli gündemde olduğu ülkelerden birisidir. Türkiye'de son 20 yılda uygulanan maliye politikası uygulamalarına bakıldığı zaman başta dezavantajlı toplum kesimleri olmak üzere toplumsal gelirden düşük pay alanlara maliye politikası araçları ile gelir aktarımı yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. Türkiye'de 2001-2022 döneminde uygulanan maliye politikalarının sonuçlarına bakıldığı zaman özellikle bütçe alt kalemlerinden birisi olan transferler yoluyla alt gelir gruplarına önemli düzeyde gelir aktarımının olduğu görülmektedir. Fakat son 20 yılın uygulanan ekonomi ve maliye politikaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu politikalardan alt gelir gruplarından ziyade üst gelir gruplarının kazançlı çıktığı görülmektedir. Gelir dağılımındaki eşitliğin en önemli göstergelerinden birisi olan Gini Katsayısının 2000'li yıllara göre daha kötü seviyelere gelmiş olması ve % 20'lik gelir dilimlerinin aldığı paylar içerisinde üst gelir gruplarının payının daha da artmış olması bunun açık bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Anahtar Kelimeler: Maliye politikaları, kamu harcamaları, gini katsayısı, lorenz eğrisi.
Pandemi sürecinin vergi gelirlerine etkisi: Türkiye örneği
2019 yılının Aralık ayında Çin'de başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını küresel düzeyde ve Türkiye'de ekonomik hayata olumsuz etkileri olmuştur. Dünya çapında ticaret, ulaşım, turizm, tarım ve gıda sektörü olumsuz etkilerde bulunan salgın; ülkelerin istihdam düzeylerinin düşmesine, işsizlik sayısının artmasına, işletmelerin talep düzeyinin düşmesine bağlı olarak maliyetlerini karşılayamamasından dolayı kapanmasına neden olmuştur. Türkiye'de Covid-19 salgınıyla beraber salgının olumsuz etkilerinin vergi mükelleflerine olan zararlarını en aza indirmek amacıyla vergi muafiyeti, vergi istisnası, vergi ertelemesi ve mücbir sebep hükümleri şeklinde mali tedbirler hayata geçirilmiştir. Ekonominin durgunlaşması kamu gelirlerinin düşmesine sebep olmuştur. Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi gelirlerinde azalma yaşanmasına rağmen; Özel İletişim Vergisi ve Dijital Hizmet Vergisi gelirlerinde artış yaşanmıştır. Azalan kamu gelirlerine karşılık artan kamu harcamaları bütçe açığında artış yaşanmasına sebep olmuştur. Anahtar Sözcükler: Pandemi, vergi, mücbir sebep.
Bitcoin ile seçilmiş döviz kurları arasındaki ilişki
Bitcoin, Satoshi Nakamoto adlı kişi veya kişiler tarafından 2009 yılında mail gruplarında yayımlanan bir makale ile hayatımıza girmiş bir kripto para birimidir. O günden bu güne bir çok akademik çalışmanın konusu olmuştur. Tezin ilk bölümünde para kavramı, paranın türleri ve paranın fonksiyonlarından bahsedilmiş, döviz kavramı hakkında genel bir anlatım yapılmış ve bununla birlikte Bitcoin'in ortaya çıkışı, teknolojik altyapısı ve finans piyaslarındaki rolü hakkında genel bir bakış sunulmuştur. Bu çalışmanın temel amacı son yıllarda etkisi ve kullanıcısı artan Bitcoin ile seçili döviz kurları arasındaki ilişkileri araştırmaktır. Çalışma Bitcoin fiyatını etkileyen faktörleri daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır. Bitcoin ve seçili döviz kurları arasındaki olası ilişkiyi incelerken öncelikli olarak Phillips-Perron birim kök testi uygulanmış ardından otokorelasyon ve değişen varyans sorunu için LM ve White testleri uygulanmıştır. Son olarak VAR Granger nedensellik testi kullanılarak BTC, DXY ve EUR ilişkisi analiz edilmiştir. Analiz sonucunda BTC, DXY ve EUR arasında herhangi bir nedensellik ilişkisine rastlanılmamıştır. Beklendiği üzere DXY ve EUR arasında nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Tüm bu sonuçlar doğrultusunda çalışmadan elde edilen bulgular araştırmacılar, profesyoneller ve yatırımcılara çalışmalarında ve yatırımlarında yardımcı olacaktır.
Planlama-programlama-bütçeleme sistemi ve Türkiye uygulaması
Bu projenin temel amacı bütçe nedir, bütçeleme sisteminin gelişimi ve devletlerin ekonomik ve mali sorunlarla karşılaşmaları neticesinde bütçe ve bütçeleme sisteminin önem kazanmasının incelenmesidir. Devlet faaliyetlerinin sürekli olarak genişlemesi ve gelirlerinin bu artışla paralel olarak genişlememesi kamu gelirlerinin sıkı bir şekilde denetlenmesini gerektirmektedir. Bütçeleme sistemleri.bu soruna çözüm bulmak için sürekli gelişme göstermektedir. Gelişmeler neticesinde Planlama-Programlama-Bütçeleme Sistemi ortaya çıkmıştır. Planlama-Programlama-Bütçeleme sistemi unsurları ve sistemin olumlu ve olumsuz yanları ile eleştirileri incelenmiştir. Bununla birlikte Türkiye'de Planlama-Programlama-Bütçeleme sistemi uygulaması örneği ve sonuçları incelenmiştir. Devlet hizmetlerinin, plan ve programlara göre yerine getirilmesi, bunlara göre parasal değerlendirmeye tabi olması ve en yüksek etkinliğin elde edilebilmesi için türlü alternatiflerin hazırlanması gerekir. Bu alternatifler arasında da amacı gerçekleştirecek en iyi olanın seçilmesini sağlayan planlama-programlama- bütçeleme sistemidir ve bu kara verme organının elindeki en iyi araçtır. Türk kamu yönetiminde Planlama-Programlama-Bütçeleme sisteminin rasyonel bir biçimde uygulanabilmesi için kamu yönetiminin yeniden düzenlenmesi, insan kaynaklarının eğitimi ve mevcut hukuki düzenin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Ayrıca Planlama-Programlama-Bütçeleme sisteminin uygulanmasında Planlama-Programlama-Bütçelemeyi hazırlayacak en uygun kurumdan başlamak ve alt yapıyı oluşturduktan sonra diğer kurumlarda da aynı stratejiyi izlemek gerekir. Anahtar Sözcükler: Bütçe, Planlama Programlama Bütçeleme Sistemi,
Kamu kesimi açıklarının ekonomik etkileri
ÖZET KAMU KESİMİ AÇIKLARININ EKONOMİK ETKİLERİ Oya Eylem KANDEMİR Yüksek Lisans Tezi, Maliye Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Z. Refıa YILDIRIM Eylül 2004, 135 Sayfa Kamu kesimi açıklan özellikle 1970'li yılların ikinci yansından itibaren ekonomilerin karşı karşıya kaldığı büyük bir sorun olarak nitelendirilmiştir. Bu nedenle kamu kesimi açıklarının tanımlanması, finansmanı ve ekonomik etkileri mali politikaların değerlendirilmesinde ve belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Ancak kamu kesimi açıklarının ekonomik etkileriyle ilgili olarak iktisatçılar arasında bir görüş birliğinden söz etmek mümkün değildir. Keynezyenlere göre kamu kesimi açıklan ekonomi üzerinde genişletici etkilere yol açmaktadır. Açıkların borçlanma ile finansmanı, faiz oranlarının yükselmesine ve özel kesim yatırımlarının düşmesine neden olmaktadır. Ancak Keynezyen iktisatçıların bir kısmı kamu kesimi açıklan sonucunda yükselen faiz oranlarının özel yatırımlar üzerinde dışlama etkisine yol açmayacağım ileri sürmektedirler. Neoklasiklere göre ise, kamu kesimi açıklan reel faiz oranlarım yükseltmekte ve özel yatıırım harcamalarının dışlanmasına neden olmaktadır. 1970'lerde David Ricardo'nun kamu kesimi açıklarının ekonomi üzerinde reel etkilerinin olmayacağına ilişkin görüşlerinin yeniden gündeme gelmesi bu konuda yapılan tartışmaları farklı bir boyuta taşımıştır. Ricardo Eşdeğerlik Teoremine göre, kamu kesimi açıklarının toplam talep ve faiz oranlan üzerinde herhangi bir etkisinden söz etmek mümkün değildir. Bu çalışmada Türkiye'de kamu kesimi açıklan ile faiz oranlan arasındaki ilişki, 1987:1- 2003:12 dönemini kapsayan aylık veriler kullanılarak analiz edilmiştir. Analizden çıkan sonuçlar, kamu kesimi açıklarının faiz oranlarını yükselttiğine işaret etmektedir. Bu durum Ricardo Eşdeğerlik Teoreminin reddedildiği sonucunu doğurmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ricardo Eşdeğerlik Teoremi, İç Borçlanma, Kamu Kesimi Açıklan, Faiz Oram, Toplam Talep
Türkiye'de seçim ekonomisi ve konsolide bütçe harcamaları boyutu (1950-2000 dönemi genel seçimlerinin analizi)
Hükümetlerin performansını değerlendirmede ekonomik performans, seçmenler tarafından her zaman önemli bir kriter olarak görülmüştür. Bu nedenle, demokratik seçimlerle iktidara gelen hükümetler çoğunlukla, iktidara gelmelerini sağlayan seçmenlere uygun bir ekonomik ortam oluşturan maliye ve para politikaları yolu ile ekonomiyi manipüle ederler. Bu şekilde, iktidardaki hükümetlerin yeniden seçilmelerini sağlamak amacıyla seçimler öncesinde para ve maliye politikaları ile ekonomiyi manipüle etmelerine seçim ekonomisi yada yabancı literatürdeki karşılığıyla politik konjonktür devreleri olarak ifade edilmektedir. Bu nedenle, politik konjonktür devreleri (dalgalan) modelleri, iktidardaki hükümetlerin seçim öncesinde genişleyici politikalar izleyeceğini ve seçimler sonrasında ise seçim öncesi oluşturulan bütçe açıklarının negatif etkilerini gidermek amacıyla daraltıcı politikalar izleyeceklerini varsaymaktadır. Bu master tezinin ana amacı, 1950 - 2000 döneminde Türkiye'deki iktidar hükümetlerinin yeniden seçilme şanslarını arttırmak amacıyla, konsolide bütçe harcamalarım genel seçimlerde popülist amaçlarla kullanıp kullanmadıklarını tespit etmektir. Bu amaçla yapılan istatistiksel ve ekonometrik analiz, seçim ekonomisi uygulandığı konusundaki savı destekler nitelikte sonuçlar vermiştir. Anahtar Kelimeler : Seçim ve Ekonomi, Politik Konjonktür Dalgalanmaları, Ekonomik Popülizm, Seçimler, Hükümet Politikaları.
Türkiye'de sosyal sigorta kuruluşlarının tek çatı altında birleştirilmesi
Türkiye'de sosyal sigorta kuruluşları olan, Sosyal Sigorta Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'un tek çatı altında birleştirilmesi üzerine bir model hazırlamak amacıyla yapılmaktadır. Tek çatı altında birleştirmenin literatürdeki anlamı bize üç farklı birleştirme modeli anlatmaktadır. Bu birleştirme modelleri, birincisi sosyal sigorta kuruluşlarının tek bir bakanlık allında toplanması, ikincisi sosyal sigorta kuruluşlarının tek bir sosyal güvenlik kurumu altında toplanması ve üçüncüsü sosyal sigorta kuruluşlarının tavsiye edilerek tek bir sosyal güvenlik kurumu kurulmasıdır. Tek çatı altında birleştirme için hazırlanacak model öncesinde, Türkiye'nin sosyal güvenlik sisteminin genel yapısı ile soysal sigorta kuruluşları olan Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur'un hukuki, yönetim, finansal ve denetim yapılan incenelenerek, bu eksen çerçevesinde sosyal güvenlik ve sosyal sigorta sisteminin analizi yapılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma soncunda, sosyal sigorta kuruluşlarının tek çatı altında birleştirilmesi ile ilgili olarak sosyal güvenlik sistemimizdeki eksikler çerçevesinde, sosyal sigorta kuruluşlarının tavsiye edilerek yeni bir sosyal sigorta kuruluşu kurulması önerisi hazırlanmış ve bu modelin sağlayacağı yararlar üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sosyal Güvenlik, Sosyal Güvenlik Sistemi, Sosyal Sigorta, Dünya da Sosyal Güvenlik Sistemleri, Sosyal Sigorta Kuruluşlarının Tek Çatı Altmda Birleştirilmesi.
Özel tüketim vergisi ve ekonomik etkileri
Üretimden ya da üretimin belirli bir aşamasından genel olarak alınmayıp da tek tekbelirlenen bazı ürün ve hizmetlerden alınan vergilere, özel tüketim vergisi denilmektedir. ÖTVekonomik sürecin üretim ve dağıtım aşamalarında veya bunların sadece birinde belirlenen bazımal ve hizmetlerden alınmaktadır. ÖTV belirli gruplara uygulanmakta ve böylece bir ülkeekonomisi içinde üretilen değerlerle, ithal edilen bazı mal ve hizmetler Özel TüketimVergisi'nin konusunu oluşturmaktadır.Dünya uygulamalarına bakıldığında genel tüketim vergileri yanı sıra sözü edilen ÖzelTüketim Vergileri'nin bir yandan gelir toplama diğer yandan ise tüketicilerin harcamakalıplarını etkileme açısından giderek önem kazandığı ve bu türden vergilerin toplam vergihasılatları içerisinde önemli bir yer tutmağa başladığı görülmektedir.Belirli mal ve hizmetlerden alınan Özel Tüketim Vergileri, konusu itibari ile ülkedenülkeye değişmektedir. Verginin konusunu genellikle lüks tüketim malları, alışkanlık vericimaddeler ve sürümü yüksek olan bazı hammaddeler oluşturmaktadır.Ülkemizde 1980 yılından sonra vergi sistemimizi basitleştirmek için köklüdeğişikliklere gidilmiştir. 1985 yılında tüketim vergileri alanında yapılan reform ile KDVuygulanmaya konulmuştur. Avrupa Birliği'ne üye ülkelere uyumlu hale getirmek içinde ÖzelTüketim Vergisi Kanunu kabul edilmiştir.Bu çalışmada, Özel Tüketim Vergisi teorisi, ülkemizde ve AB'ne üye ülkelerde vergiuyumlaştırması konularına değinilmiştir. Ayrıca, ÖTV'nin ülke ekonomilerinde yarattığısosyal, ekonomik, mali konularda ki etkileri analiz edilmiştirAnahtar Kelimeler: Özel Tüketim Vergisi, Vergi Uyumlaştırılması, Avrupa Birliği, KatmaDeğer Vergisi, Vergi Yansıması
Enflasyon ve vergileme
Vergi kaçakçılığı ve Türkiye uygulaması
ÖZET Vergi kaçakçılığı evrensel bir olgudur. Ancak, son zamanlara kadar yeterince önemsenmemiştir. Bununla beraber, kamu açıklarının boyutlarının büyümesi ve süreklilik kazanması, vergi siteminin etkinsizleşmesi ve kayıtdışı veya kuraldışı faaliyetlerin yoğunluk kazanması; vergi kaçakçılığına gösterilen ilgide önemli artışlara neden olmuştur. Genel olarak vergi kaçakçılığı olumsuz etkilere sahip bir olgudur. Dolayısıyla verginin temel işlevleri vergi kaçakçılığının boyutlarının büyümesine koşut zayıflamaktadır. Diğer yandan vergisel normlar (vergi adaleti gibi) bu olgudan olumsuz yönde etkilenmektedir. Bunun sonucunda vergiye uyum azalmakta ve tüm vergilerde büyü bozulmaktadır. Ayrıca, vergi kaçakçılığı ekonomik, sosyal ve hukuki yapı üzerinde de çok olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Böylesi yıkıcı etkilere sahip vergi kaçakçılığı ile mücadele edilmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek için ise öncelikle bu olguya neden olan faktörlerin bilinmesi gerekmektedir. Teoride, vergi kaçakçılığı ekonomik ve deneysel yaklaşım olmak üzere iki farklı yaklaşımla incelenmiştir. Ekonomik yaklaşım, daha çok mikro düzeyde vergisel faktörler üzerinde odaklanmakta ve matematiksel modellerle vergisel parametrelerin vergi kaçırma karan üzerindeki etkilerini belirlemeye çalışmaktadır. Deneysel yaklaşım ise, hem mikro nemde makro vergisel ve vergi dışı faktörleri ele alarak, bu faktörlerin vergi kaçakçılığı kararı üzerindeki etkilerini saptamaya çalışmaktadır. Ancak gerek ekonomik yaklaşım ve gerekse deneysel yaklaşım; vergi kaçakçılığım belirleyen faktörler üzerinde mutlak bir uzlaşı içinde değildir. Bunda kullanılan yöntemler, kurulan modeller ve en önemlisi vergi kaçakçılığının kendi doğası etkili olabilmektedir. Teoride farklı nedenlere ağırlık verilse bile vergi kaçakçılığının nedenleri bir bütündür. Dolayısıyla, bir bütünün parçaları olan, vergi kaçakçılığının nedenleri, vergisel ve verdi dışı nedenler olarak iki başlık altında toplanabilir. Vergisel nedenler, daha çok vergi olgusunun varlığından kaynaklanan; hukuki, ekonomik, psikolojik ve idari faktörlerden oluşmaktadır. Bunlar vergi oranı, vergi tarifesi, vergi denetim olasılığı, vergi cezaları, vergi idaresinin etkinliği vs. gibi örneklenebilir. Vergi dışı nedenler ise toplumun sosyal ve ekonomik yapısı ve bu yapının işleyişinden doğan ve vergi olgusuyla doğrudan ilişkili olmayan siyasal, ekonomik ve sosyal faktörleri kapsamaktadır. Vergi dışı nedenlere; gelir düzeyi, işletme büyüklükleri, enflasyon, piyasa ve fiyat kontrolleri vb. örnek gösterilebilir. ufYukarıda kısaca özetlenen nedenlerden bir kısmı devlet, diğer bir kısmı ise vergi yükümlülerince belirlenmektedir. Dolayısıyla ekonomik sonuçları olan vergi kaçakçılığının arz ve talep koşullarında belirlendiği söylenebilir. Devlet; vergi oram, denetim olasılığı, vergi cezası, vergi affı gibi, faktörleri vergi kaçakçılığım teşvik edici yönde belirleyebilir, örneğin yüksek vergi oranları vergi kaçakçılığım cazip hale getirebildiği gibi, düşük denetim oranları veya sık sık mali af uygulamaları da vergi kaçakçılığım arttırıcı etkilere sahip olabilir. Dolayısıyla devlet bu parametreleri belirlemesine göre vergi kaçakçılığının arzım yüksek veya düşük belirlemiş olmaktadır. Diğer yandan vergi kaçakçılığının talep yanım ise, vergi yükümlüsünün psikolojik algılamaları, sosyal ve ekonomik yapı ve bu yapıma işleyişi, vergi ahlakı, eğitim seviyesi, işletme büyüklükleri, icra edilen meslek ve en önemlisi toplumun vergi kaçakçılığına bakışı belirlemektedir. Bu faktörler daha çok yükümlünün vergi bilincini etkilemektedir. Dolayısıyla vergi bilinci düzeyine göre, vergi kaçakçılığının talep yönü belirlenecektir. Böylece vergi bilincinin düşüklüğüne göre vergi kaçakçılığı talep edilir olacaktır. Sonuçta arz ve talep koşullarının uygunluğuna göre vergi kaçakçılığı oluşacaktır. Bu çalışmanın sonuç kısmında da belirtildiği gibi, Türkiye'de vergi kaçakçılığının yüksek düzeyde arz ve talep edildiği söylenebilir. Yapılan farklı tahminlere göre yüzde 50-70 dolayında (vergi gelirine oram olarak) vergi kaçakçılığının var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla bu çalışmanın gerek teori gerekse Türkiye uygulaması bağlamında ortaya konulan nedenlerin tek tek ortadan kaldırılmasıyla vergi kaçakçılığının önlenebileceği açıktır. Ancak böyle bir sorunun çözülmesinde toplumsal tepki ve bilincin önemi yadsınamaz. Dolayısıyla, vergi bilincinin arttırılması, vergi kaçakçılığına karşı en geniş kitlelerin tepkilerinin örgütlenmesine koşut vergi kaçakçılığı önlenebilecektir. ı*KEYWORDS / ANAHTAR KELİMELER TAX EVASION: VERGİ KAÇAKÇILI?I TAX AVOIDANCE: VERGİDEN KAÇINMA TAX UNDERESTİMATİON: VERGİNİN EKSİK BELİRLENMESİ TAX NONCOMPLIANCE: VERGİYE UYUMSUZLUK FİSCAL PSYCHOLOGY: MALİ PSİKOLOJİ TAX EROSSION: VERGİ EROZYONU UNWİLLİNGNESS TO PAY: ÖDEME İSTEKSİZLİ?İ COMPLIANCE COST: UYUM MALİYETİ TAX CONSCIOUS: VERGİ BİLİNCİ TAX ETHICS: VERGİ AHLAKI
Kayıtdışı ekonomi ile mücadelede dikey denetim yöntemi
Kayıtdışı ekonomi, Gayri Safi Milli Hasıla hesapları içerisinde görünmeyenekonomik faaliyetler olarak tanımlanmaktadır. Kayıtdışı ekonomik faaliyetler ahlakiolmamak, nakit olmak ve istatistiksel olarak ölçülememek gibi özelliklere sahiptir.Yasadışı ekonomik faaliyetler, yarı kayıtlı ekonomik faaliyetler ve hiç kayıt altınaalınmamış ekonomik faaliyetler kayıtdışı ekonominin unsurlarıdır. Hükümetleraçısından en önemli unsur yarı kayıtlı ekonomik faaliyetlerdir. Çünkü bu grupta yer alanfaaliyetler kayıtlı ekonominin unsurları tarafından gerçekleştirilmektedir.Kayıtdışı ekonominin nedenleri mali, ekonomik ve siyasal nedenler olaraksayılmaktadır. Kayıtdışı ekonomi ile mücadelede denetimin etkinliği önem arzetmektedir. Etkin bir vergi denetim yapısı ve vatandaşlık bilincinin birlikteliğikayıtdışılığı önleyeceği gibi, mükellef uyumu sağlanmalı, muafiyet ve istisnalarındaraltılması gerekmektedir.Sonuç itibariyle yapılması gereken mali revizyon, etkin bir denetimmekanizması ve en önemlisi vergi bilincinin oluşturulmasıdır.Anahtar Kelimeler: Kayıtdışı Ekonomi, Denetim, Vatandaşlık, Muafiyet,İstisna, Dikey Denetim.
Dış borçların sürdürülebilirliği ve Türkiye örneği
Günümüzde Türkiye'nin de içinde bulundu u pek çok GOÜ'nin ortak sorunu,kalkınmalarının finansmanı için gerekli yurtiçi sermayenin yetersizli i ve ödemeler dengesiaçıklarının giderek artması nedeniyle dı borçlanmaya zorunlu ba vurmalarıdır.Dı borçların sürdürülebilirli i kavramı, özellikle 1980'lerde çı gibi büyüyen dı borçkullanım oranlarının, birkaç sanayile mi ülkenin sürekli olarak ya adı ı cari i lemler dengesiaçıklarının ve GOÜ' lerin ya adıkları dı borç krizlerinin etkisi ile önem kazanmı tır. Borçlubir ülkenin dı borçlarını ödeyebilir olması, dı borcunun ve dı borç politikasınınsürdürülebilir oldu u anlamına gelmektedir. Dı borç stokunun milli gelire oranının uzundönemde sabit kalması, ülkenin dı borçlarını ödeyebilir oldu unu göstermektedir. Türkiyeekonomisi göz önüne alındı ında; yüksek borç stoklarına sahip oldu u, dı borçgereksiniminin artarak devam etti i, dı borç göstergelerinin sürdürülebilirlik konusundaendi e yarattı ı görülmektedir.Çalı manın amacı, Türkiye'nin dı borçlarının halâ sürdürülebilir olup olmadı ınıara tırmaktır. Türkiye'nin dı borçlarının sürdürülebilirli i, birim kök testi ve zaman serisiekonometrisi kullanılarak ARIMA modeliyle analiz edilmi tir. Türkiye'nin dı borçlarınınsürdürülebilir olup olmadı ının ara tırılmasında ülke riski yakla ımı ele alınmı tır. Çalı mada1964-2005 dönemini kapsayan toplam dı borçlar, GSMH ve ihracat yıllık zaman serilerikullanılmı tır. ARIMA modeli kullanılarak gelecek be yıla ait toplam dı borçlar, GSMH veihracat de erleri tahmin edilmi tir. Tahmin de erlerinden elde edilen dı borçlulukgöstergeleri baz alınarak, Türkiye'nin dı borçlarının sürdürülebilirli i ko ulude erlendirilmi tir.Çalı ma ile elde edilen ampirik bulgular, Türkiye'nin Dünya Bankası'nın i aret etti irisklilik sınırlarını a tı ını, çok borçlu bir ülke olarak dı borçlarını sürdürememe riski ilekar ı kar ıya oldu unu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Dı Borçlar, Sürdürülebilirlik, Dı Borç Göstergeleri, Ülke Riski,ARIMA.
Dışsallıklarda kamusal çözümler: Türkiye uygulaması
Bu çalışmada bir piyasa başarısızlığı olan çevresel dışsallıklar ve çözümündeuygulanan kamusal politikalar incelenmiştir. Dışsallıklar konusu, çevre ve ekonomiarasında ilişki kurmada önemli bir yere sahip olmaktadır. Bu nedenle çalışmamızdakuramsal olarak dışsallıklar teorisi analiz edilmiş; bu bağlamda literatürdeki farklıtanımlamalara, farklı dışsallık sınıflandırmalarına ve dışsallıkların düzenlenmesindekamusal ve piyasa çözüm önerilerine yer verilmiştir. Vergiler, sübvansiyonlar, harçlar,kirlilik izni ve standartlar gibi kamusal çözümlerin, Coase teorisi ve Hicks-Kaldorölçütü gibi piyasa çözümlerinden görece üstünlüğe sahip olduğu sonucuna varılmıştır.Çalışmamızın uygulama bölümünde ise, Türkiye'de enerji üretiminde kullanılanve çevresel kirliliğe yol açan fosil yakıtlar (kömür, petrol ve doğalgaz) üzerindeki birçevre vergisinin ekonomik etkileri analiz edilmiştir. Bir üretim planlama tekniği olandoğrusal programlama modeli kullanılarak, fosil yakıt üreten sektörlerin çevre vergisidurumundaki optimal üretim miktarları hesaplanmış; kömür sektörünün hem iktisadihem de çevresel açıdan üretimini kısması gerektiği sonucuna varılmıştır. Çevre vergisioranı artırıldıkça üretim miktarındaki değişimin boyutu en çok olan, diğer bir ifadeyleçevre vergisine en çok duyarlı olan sektörün ise doğalgaz sektörü olduğu görülmüştür.Belli bir kaynağın tüketimini vergilendirmenin, ikame kaynakların tükenme hızınıartırması gerçeğinden yola çıkılarak, enerji üretiminde küresel ısınmaya yol açan fosilyakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması için kamusalmüdahalelerin kaçınılmaz olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Piyasa Başarısızlıkları, Dışsallıklar, Dışsal Maliyetler, ÇevreEkonomisi, Doğrusal Programlama
Türkiye'nin uluslararası rekabet gücü; Bazı AB ülkeleri kıyaslaması
xiiiÖZETTÜRK YE'N N ULUSLARARASI REKABET GÜCÜ;BAZI AB ÜLKELER LE KIYASLAMASIEsra BA KILIÇYüksek Lisans Tezi, Maliye Anabilim DalıDanı man: Prof. Dr. Ahmet Fazıl ÖZSOYLUNisan 2006, 128 sayfaBu çalı mada Türkiye'nin seçilen AB ülkeleri kar ısında rekabet gücüölçülmeye çalı ılmı tır. Çalı ma dört bölümden olu maktadır. lk bölümdeküreselle me kavramı ele alınarak, küreselle menin etkileri incelenmi , ikincibölümde küresel rekabet ve küresel rekabet gücüne teorik yakla ımlar ele alınmı ,üçüncü bölümde geleneksel rekabet ve rekabet gücünü belirleyen faktörler elealınmı tır. Dördüncü bölümde seçilen AB ülkeleri ile Türkiye'nin rekabet gücüölçülmü ve Türkiye'nin, rekabet gücünün arttırılması için çözüm önerilerindebulunulmu tur.Küreselle en dünyada ülkeler birbirleriyle rekabet halinde olmakta, artanrekabete kar ı tek ba larına hareketten daha çok, bölgesel birliklere üye olmayı tercihetmektedirler. Rekabet gücünün arttırılması için Türkiye'nin AB'ne tam üyeli iningerçekle mesi gerekmektedir bu do rultuda AB ülkeleri ile rekabet güçleri ölçümü,yetersiz kaldı ımız alanların tespiti ve çözümü üyelik sürecinde ekonominingeli mesini sa layacaktır. Seçilen AB ülkeleri kar ısında Türkiye rekabet gücündeson sırada yer almaktadır. Bu durumda çe itli sektörlerde yapısal politikalargerekmektedir. Öncelikle borç yükü azaltılmalı ve bütçe açı ı kapatılmalı, cari açı ınkapatılması için ihracatın ithalatı kar ılama oranı artırılmalı, istihdamın artması,teknoloji ve bilgi transferi için do rudan yabancı yatırımların ülkeye çekilmesisa lanmalı, yurtiçi yatırımlarla beraber üretim verimlilik artı ları sa lanması, vergireformu yapılarak kayıtdı ı ekonominin önlenmesi ve ar-ge, sa lık, e itimalanlarında yatırımların artırılması gerekmektedir.xivAnahtar Kelimeler: Firma düzeyinde rekabet gücü, endüstriyel rekabet gücü,uluslararası rekabet gücü, kayıtdı ı ekonomi, vergi yükü, cari açık
Devlet bütçesi ve gelişimi ve 5018 sayılı kamu mali yönetim kontrol kanununun çukurova üniversitesi uygulaması
Bütçe günümüzde, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte belli bir dönemde devlet tarafından yapılması planlanan harcamaların ve gelirlerin bütünüdür. Gelişen kamu maliyesinde bütçe devletin mali planı olmasının yanında ekonomik, sosyal, siyasi belge özelliği de taşımaktadır.Türkiye'de; 2005 yılına kadar mali yönetimimiz, 1927 yılından beri 1050 sayılı Muhasebeyi Umumiye Kanunu'nu uygulamaktaydı. Bu kanun günümüz şartlarına; bütçe tekniği açısından ise saydamlık, hesap verilebilirlik, uzun vadeli stratejilere cevap vermemesi, mali raporlama konularında bulunan eksiklikleri nedeniyle yürürlükten kaldırılarak onun yerine mali bir devrim olarak adlandırılan 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu kabul edilerek bütçenin hazırlanması uygulanması ve denetlenmesi tamamıyla değişmiştir.Bu çalışmamızda öncelikle; kısa bir şekilde bütçe anlatıldıktan sonra, eğitim sistemimizde çok önemli bir yer tutan üniversitelerden biri olan Çukurova Üniversitesinin 2001 ve 2006 yılları arasında bütçe harcamalarını 1050 sayılı Muhasebeyi Umumiye Kanunu ve 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanununun getirmiş olduğu yenilikler çerçevesinde irdelemek ve karşılaşılan sorunlara çözüm üretmektir.Bu çalışmada 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu temel alınmak suretiyle hazırlanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, bütçe ile ilgili genel bilgiler, bütçenin nitelikleri, fonksiyonları, ilkeleri, bütçe teorileri ve teknikleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde Türk Bütçe Sistemi incelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümde ise Çukurova üniversitesinde olan bölümlerin 2001?2006 yılları arasında bütçe kesin hesaplarında ki rakamlara bağlı kalarak bütçesel değişkenleri, personel ve öğrenci sayılarındaki değişmeler ışığında birimlerin yıllık harcama artışlarının sebepleri açıklanmış ve incelenmiştir. Çalışmanın sonuç bölümünde ise karşılaşılan sorunlara çözüm önerileri getirilmiştir.
Geçiş ülkelerinde vergi reformu
Bu çalışmada ?Merkezi Planlamacı? bir Ekonomik Sistemden ?Piyasa Tabanlı? bir Ekonomik Sisteme dönüşüm sürecinde olan ?Geçiş Ülkeleri?nde uygulamaya konan ?Vergi Reformu? tartışılacaktır. Çalışmanın ana eksenini vergi reformunun gelişimi ile ekonomik yapı arasındaki sıkı ilişkiyi ve her bir ülke için geçerli olabilecek tek tip bir reform reçetesi uygulamanın mümkün olmadığını ortaya koymak oluşturmaktadır. Bu yüzden iki önemli makroekonomik gösterge olan ?enflasyon ve büyüme? rakamları her bir geçiş ülkesi bazında ana hatlarıyla ele alınmaya çalışılacaktır. Ayrıca ?doğrudan yabancı yatırım ve özelleştirme? konularına da değinilecektir. Geçiş süreciyle ilgili literatürde bu ilişkilere yönelik birçok çalışma bulunmaktadır ve bu çalışmaların neredeyse tamamı birbirine yakın sonuçlara ulaşmaktadırlar. Ayrıca çalışma boyunca verginin kavramsal olarak şekillenişi ve onu belirleyen vergilemenin temel amaçlarıyla birlikte vergi reformunun önemi vurgulanmaya çalışılacaktır. Bu amaçla genel olarak geçiş ülkelerinin ekonomik ortamları ve onların şekillenişini belirleyen iki farklı reform alternatifi üzerinde durulacaktır. Bunlardan ilki özellikle Rusya, Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti gibi hemen hemen tüm Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerince benimsenen ve ?Big Bang? olarak adlandırılan ekonomik reform uygulaması ve diğeri ise Çin tarafından tam anlamıyla uygulanan ve onun modelini oluşturduğu ve ?Gradualizm? olarak adlandırılan ekonomik reform uygulamasıdır. Birincisi değişiklik sürecinin ?hızlı, devrimsel ve bütüncül? bir şekilde ele alınmasını savunurken; ikincisi ?yavaş, evrimsel ve aşamalı? bir değişiklik sürecini savunmaktadır. Her iki uygulamanın şüphesiz olumlu ve olumsuz tarafları vardır. Kapsamlı bir literatür taramasını içeren bu çalışma iki farklı ekonomik modelin şekillendirdiği iki farklı vergi sisteminin nasıl dönüşüme uğradığını ve bu dönüşüm esnasında uygulanan reform politikalarının nasıl sonuçlar verdiğini ortaya koymaya çalışarak ?vergi reformunun ekonomik dönüşüm sürecinin en önemli parçalarından biri? olduğunu ortaya koyacaktır. Ekonomiler açısından hayati derecede önemi olan bu bilimsel tartışmanın daha kapsamlı bir şekilde tartışmaya açılması temennimizdir. Anahtar Kelimeler : Geçiş Ülkeleri, Merkezi Planlama Ekonomisi, Piyasa Ekonomisi, Vergi, Vergi Reformu
Türkiye`de kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması çerçevesinde mali disiplin
Türkiye' de kamu maliyesinde disiplinin bozulması 1980 sonrası uygulanan mali politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Kamu kesimindeki açıkların günden güne büyümesiyle açıkların finansmanına yönelik Merkez Bankası kaynaklarının kullanımı, iç borçlanma ve dış borçlanma yolunun tercih edilmesi, kamu gelirleri politikalarına verilen önemin azalmasıyla ortaya çıkan bir süreç olarak görülmektedir. Türkiye' de 1980 sonrası dönemde gerek vergi yükü gerekse vergi gelirleri esnekliklerinin düşük kalması karşısında kamu harcamalarının önlenemeyen yükselişinin frenlenememesi, sorunların en önemli nedenleri olarak görülmektedir. Ülkemizde 1990' lı yıllara kadar bu açıdan herhangi bir problem olmadığı söylenebilir. 1994, 2000 ve 2001 krizleri göstermiştir ki, ülkemizde kamu mali yönetiminde yeniden yapılanmanın kaçınılmaz olarak gerçekleşmesi gerektiğidir. Çalışmamızda, ülkemizde kamu mali yönetiminin yeniden yapılandırılması açısından ele alınarak mali disiplinin sağlanması konusunda ağırlıklı olarak durulmaktadır. Bu çerçevede çalışmamızda başlangıçta mali disiplin için gerekli olan temel kavramlar belirtilerek mali disiplinin sağlanması konusunda mali kuralların gerekliliği üzerinde ayrıntılı olarak bilgiler sunulacaktır. Ülkemizde son zamanlarda en sık kullanılan kavramlardan biri olan ?Mali Disiplin? in sağlanması konusunda karşılaşılan sorunlu uygulamalar ele alınmaktadır. Mali disiplinin sağlanması yönünde ülkemizde 2003 yılında çıkarılan 5018 sayılı Kanun incelenerek, bu kanunun getirdiği yenilikler çerçevesinde mali disiplinin sağlanması açısından yeterli olup olmayacağı tartışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Kamu Mali Yönetimi, Mali Reform, Bütçe Açığı, Mali Disiplin, Mali Anayasa
Kamu yönetiminde şeffaflık ve bilgi edinme yasası uygulaması
Çalışmamıza, çağdaş ve demokratik yönetimin gerekliliğinden olan yönetimde şeffaflık kavramı ve katılımcı yönetim anlayışını mümkün kılan, bireylere yönetimin elinde bulunan bilgi ve belgelere ulaşma ve aldığı kararlara katılma imkânı sağlayan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu konu olacaktır. Çalışmanın ana konusunu "Bilgi Edinme Kanunu"nun Türkiye'de uygulanması oluşturmaktadır. Bu amaçla bilgi edinme yasası kapsamında pek çok kamu kuruluşuna mesajlar gönderilmiştir. Uygulama sonucu elde edilen veriler ile Türkiye' de bilgi edinme yasanın ne derece uygulandığı test edilecek ve uygulama sırasında yaşanan aksaklıklar mevcut yasa kapsamında değerlendirilecektir.Öncelikli olarak ?yönetim? ve ?kamu yönetimi? kavramsal çerçevede incelenecek, Türk kamu yönetiminin yapısı ve temel soruları üzerinde durulacaktır. Çağdaş ve demokratik yönetimin gerekliliğinden olan şeffaflık kavramının tanımı yapılacak, gerekliliği ve faydaları kısacası yönetime olan katkısı ve önemi vurgulanacaktır. Yine şeffaflığın bir türü olan mali şeffaflığın yönetime olan katkısı ve yanlış uygulanması durumunda yaratacağı sakıncalar belirtilecektir.Ülkemizde Kamu hizmetlerinde ekinliğin ve verimliliğin arttırılması, katılımcılığın ve hesap verilebilirliğin sağlanarak demokrasinin güçlendirilmesi ve hizmet kalitesinin arttırılması amacıyla 24 Nisan 2004 tarihinde yürürlüğe giren Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun dünyada ve Türkiye'de gelişim süreci ve günümüz yasal düzenlemeleri üzerinde durulacaktır. Türkiye'de bilgi edinme yasası ile belli hakların tanınması ve bazı istisnalarla bu hakların geri alınmasına vurgu yapılacaktır.Anahtar Kelimeler: Yönetim, Kamu Yönetimi, Şeffaflık, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, Bilgi Edinme Hakkı