
3.167
Arşivlenen Tez
22
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısı ile ameliyat sonrası hissedilen ağrı şiddeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, abdominal cerrahi işlem uygulanan hastalarda ağrı algısının ameliyat sonrası ağrıya etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir devlet hastanesinin Genel Cerrahi ile Kadın Hastalıkları ve Doğum servislerinde abdominal cerrahi girişim geçiren 126 hasta oluşturmuştur. Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmada veriler Tanıtıcı Bilgiler Formu, Ağrı Özellikleri Formu ve Ağrı İnançları Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, t testi, ANOVA, Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmadaki hastaların %73' ünün kadın, yaş ortalamasının 48.63, %67.5' inin ilköğretim mezunu olduğu saptanmıştır. Hastaların %86.1'inin orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, %96.7' sinin ağrı şiddetinin zamanla azaldığı, %46.8' inin ağrı şiddetinin beklediğinden az olduğu, %92.1' inin ağrı nedeniyle aktivitelerini yerine getirmekte zorlandığı belirlenmiştir. VAS skorunun 8. saatte en şiddetli iken, 16., 24., ve 32. saatlerde anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05), cinsiyetin ve ağrı şiddetinin beklenilenden fazla olmasının VAS ile ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların Organik İnançlar puan ortalaması 3.12, Psikolojik İnançlar puan ortalaması 2.37 olarak bulunmuştur. Hastaların eğitim durumu arttıkça psikolojik inançlar puanının azaldığı, jinekolojik cerrahi geçiren hastaların organik inançlar alt boyut puan ortalamasının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların organik inanç boyut ortalaması ile sadece 24. saat VAS skoru arasında ilişki olduğu (p<0.05), psikolojik inançlar alt boyut puan ortalaması ile VAS skorları arasında bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, abdominal cerrahi uygulanan hastaların orta ve üstü şiddette ağrısının olduğu, cinsiyetin ve ağrı beklentisinin deneyimlenen ağrıyı, eğitim durumunun ve uygulanan cerrahi tipinin ise ağrı inançlarını etkilediği belirlenmiştir. Bu bağlamda, etkili ağrı kontrolünün sağlanmasında ağrıya yüklenen anlam ve ağrı inançlarının belirlenmesi, hastaların ağrısına yönelik sunulacak bakımın şekillendirilmesinde ve bireyselleştirilmesinde ağrı algısının göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Astımlı çocuk ve adölesanların hastalıklarına yönelik tutumları ile öz yeterlilikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Dünya'da prevelansı gittikçe artış gösteren kronik bir hastalık olan astım öz yeterlilik ve tutum algısını etkileyen bir hastalıktır. Yüksek öz yeterlilik ve olumlu tutumun hastalık semptomlarının iyileşmesinde etkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışma astımlı çocuk ve adölesanların hastalıklarına yönelik tutumları ile öz yeterlilikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi Çocuk Alerji ve İmmunoloji Polikliniğinde astım tanısı ile izlenen 10-18 yaş grubu 200 çocuk ve adolesan ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Astımlı Çocuklar ve Adölesanlar İçin Öz Etkililik Ölçeği ve Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; araştırma kapsamına alınan çocukların %77.0'ının 10-14 yaş grubunda yer aldığı, %40.5'inin kız olduğu, %72'sinin ortaokulda okuduğu ve %91.5'inin astım ilaçlarını düzenli kullandığı saptanmıştır. Bu çalışmada astımlı çocuk ve adölesanlar için öz etkililik ölçeği puan ortalamaları 53.3±21.6, astım hastalığına yönelik tutumları ölçeği puan ortalamaları 3.3±1.0 bulunmuştur. Çalışmaya katılan çocuk ve adölesanların düşük öz yeterlilik ve hastalığa yönelik tutumlarının nötr olduğu sonucuna varılmıştır. Çocuk/adölesanların astım hastalığına yönelik tutumları ve astımlı çocuklar ve adölesanlar için öz etkililik puanları arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Evde sigara içilmesi, son bir yılda astım atağı geçirme, astımın okul başarısını olumsuz etkilemesi ve kokuya duyarlılığın olması değişkenlerinin çocuk/ adölesanların hastalıklarına karşı tutumlarının %20.5'ini açıkladığı bulunmuştur. Ayrıca ev tozuna alerjisi olma durumunun çocuğun öz etkililik düzeyinde önemli bir değişken olduğu saptanmıştır. Astımlı adölesan/çocukların hastalığa yönelik tutum ve öz yeterliliklerinin geliştirilmesi önerilmektedir.
Hematopoetik kök hücre nakli yapılan hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi: Ankara Şehir Hastanesi örneği
Bu çalışma, hematopoetik kök hücre nakli olan hastaların yaşam kalitesinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu araştırma Ankara Şehir Hastanesi Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, 26.08.2021-15.11.2021 tarihleri arasında 18 yaş ve üzeri hematopoetik kök hücre nakli olmuş 18 hastadan toplanmıştır. Verilerin toplanmasında literatür doğrultusunda hazırlanan soru formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 24.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, bağımlı örneklemler t testi, Mann Whitney-U testi ve Kruskall-Wallis Varyans analizi kullanılmıştır. Tüm analizlerde p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 39.66±11.33, %66.7'sinin erkek, %83.3'ünün evli, %33.3'ünün eşit oranlarla ilkokul-lise-üniversite mezunu, %77.8'inin SGK'lı, %55.6'sının gelirinin giderine eşit, %77.8'sının çekirdek aileye sahip oldukları, %50'sinin ise en uzun süre ilde ikamet ettikleri ve %55.6'sı normal kilo aralığında olduğu saptanmıştır. Ayrıca hastaların %66.7'sinin 1 yıl ve daha az zamanda hastalık tanısı aldıkları, %50'sinin şehir içinden %50'sinin şehir dışından hastaneye tedavi için gelip gittikleri, %61.1'inin kendilerine yapılan hematopoetik kök hücre tedavisinin etkili olduğunu düşündükleri, %55.6'sının kendi hücresinden kök hücre nakli oldukları belirlenmiştir. Hastaların bireysel özellikleri ile Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamaları incelendiğinde; hastaların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, eğitim durumu, sosyal güvencesi, gelir gider durumu, aile tipi ve beden kitle indeksi arasında anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Ayrıca kendi hücresinden hematopoetik kök hücre nakli olan hastaların Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmaya katılan hematopoetik kök hücre nakli olmuş hastaların yaşam kalitelerinin iyi düzeyde olduğu söylenebilir.
COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan ve çalışmayan hemşirelerin iş stresi, tükenmişlik ve anksiyete düzeylerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu araştırmanın amacı, COVID-19 pandemisi sürecinde pandemi kliniğinde en az 1 ay süre ile çalışan ve çalışmayan hemşirelerin iş stresi, tükenmişlik ve anksiyete düzeylerini belirlemek ve karşılaştırmaktır. Yöntem: Karşılaştırmalı tanımlayıcı, karşılaştırmalı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipte olan bu araştırma, kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak 271 hemşire ile yürütüldü. Veri toplama işlemleri sosyal medya üzerinden katılımcılara online anket gönderilerek 15 Ocak-15 Mart 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Üniversite Sağlık Bilimleri Etik Kurulu'ndan etik onay ve katılımcılardan da onam alındı. Veriler, sosyo-demografik veri formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, İş Stresi Ölçeği ve Endişe ve Anksiyete Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzdelik dilimler, ki kare testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Tüm istatistikler p<.05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kabul edildi. Bulgular: COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan kadınların erkeklerden, çocuğu olan hemşirelerin çocuğu olmayanlardan, haftalık çalışma saati 40 saat üzeri olanların 40 saatten daha az çalışandan, ailesinde COVID-19 tanısı almış olanların olmayanlardan Maslach Tükenmişlik Ölçeği duygusal tükenme puan ortalamalarının daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<.05). COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan erkeklerin de kadınlardan Maslach Tükenmişlik Ölçeği kişisel başarı alt boyut puan ortalamalarının daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<.05). COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan kadınların endişe ve ankisyete ölçeği puan ortalamalarının erkeklerden daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<.05). COVID-19 kliniğinde çalışan ve çalışmayan hemşirelerin iş stresi ile duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve endişe ve anksiyete ile iş stresi ve kişisel başarı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif, endişe ve anksiyete ile duygusal tükenme arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişki bulunmaktadır (p<.05). Sonuç: COVID-19 kliniğinde çalışıp çalışmama durumunun hemşirelerin tükenmişlik, iş stresi, endişe ve anksiyete yaşamalarını etkileyen bir faktör olmadığı belirlendi. Ancak, COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan hemşirelerde kadın olma, çocuk sahibi olma, 40 saat üzeri çalışma, ailesinde COVID-19 tanısının varlığı gibi faktörlerin duygusal tükenme ile endişe ve anksiyete düzeylerini etkilediği belirlendi. Ayrıca COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan erkek hemşirelerin kişisel başarı düzeylerinin negatif etkilendiği saptandı. Hemşirelerin iş stersi arttıkça ile duygusal dükenme ve duyarsızlaşmanın azaldığı, endişe ve ankisyeteleri arttıkça iş stresi ve duygusal tükenmenin arttığı belirlenmiştir. COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan hemşirelerin endişe ve ankisyeteleri arttıkça kişisel başarılarının azaldığı saptanmıştır.
Evde bakılan bireylerin roy adaptasyon modeline temellenen hemşirelik bakımının bakıcıların bakım yüküne etkisi
Bu çalışma, evde bakılan bireylerin Roy Adaptasyon Modeline temellenen hemşirelik bakımının bakıcıların bakım yüküne etkisini belirlemek amacıyla kesitsel ve yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, Ağustos 2020 - Ağustos 2021 tarihleri arasında Muğla Büyükşehir Belediyesi Menteşe Evde Bakım Birimden hizmet alan gönüllü yaşlı ve bakım veren bireyler ile yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 20 müdahale, 20 kontrol grubu yaşlı birey ile 40 bakım veren bireyden oluşmuştur. Her iki grubun yaş, cinsiyet ve algı durumları eşitlenmiştir. Veriler, sosyo-demografik özelliklerini içeren anket formu, Standadize Mini Mental Test, Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği, Roy Adaptasyon Modeli Tanılama ve Hemşirelik Bakım Planı Formu ve Bakım Veren Yükü Envanteri ile toplanmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi Statistical Package For The Social Sciences 24.0 versiyonu ile değerlendirilmiştir. Anlamlılık p < 0.05 olarak kabul edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen değişkenlerimiz, Mann Whitney U Testi, Wilcoxan İşaretli Sıralar Testi ve Ki-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kontrol ve müdahale grubundaki yaşlı ve bakım veren bireylerin bireysel özellikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale grubu yaşlı bireylerin uygulama öncesi ve sonrasında Yaşlılarda Uyum Güçlüğünü Değerlendirme Ölçeği puan ortalamalarında ve Standadize Mini Mental Test puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05), kontrol grubunda fark olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Müdahale grubu bakım verenlerin uygulama öncesi ve sonrasında Bakım Veren Yükü Envanteri puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05); kontrol grubunda fark olmadığı (p>0.05) bulunmuştur. Evde bakılan yaşlı bireylerin yaşlılarda bilişsel değişikliğe uyumunu sağlamada RAM'nin etkin olduğu ve bakım vericilerin bakım yükünün azaltılması amaçlı kullanılabilir olduğu saptanmıştır. Daha geniş örneklem gruplarında modelin test edilmesi etkinliğin arttırılması önemli bir gösterge olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, bakım veren, RAM, hemşire, hemşirelik bakımı
COVID-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, Covid-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma ilişki arayan tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın verileri "Koronavirüs 19 Fobisi (CP19-S) Ölçeği", "Ahlaki Duyarlılık Anketi", "İş Yaşam Kalitesi Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Veriler Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Korkuteli Devlet Hastanesi'nde araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden hemşirelerden ve doktorlardan toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (1074 kişi) ve doktorlar (883 kişi) ile Korkuteli Devlet Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (70 kişi) ve doktorlar (30 kişi) oluşturmaktadır. Örneklem sayısı G- Power 3.1.9.2 programı aracılığıyla hesaplanmıştır. Çalışmaya 205'i kadın 87'si erkek olmak üzere 292 kişi katılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 22.0 versiyonu ile yapılmıştır. Normal dağılım gösteren değişkenler One Sample t-testi ve One Way ANOVA testi, normal dağılım göstermeyenler ise Mann-Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların %67.12'si hemşire, %70.21'i kadın, %29.79'u erkek, yoğun olarak %52.05 ile 20-31 arası yaş grubunda, %57.53'ünün evli ve %47.94'ünün çocuk sahibi olduğu saptandı. Katılımcıların %17.80'inin Covid-19 servisinde, %56.5'inin diğer yataklı servislerde çalıştığı, en fazla katılımcının %40.75 ile lisans eğitim seviyesinde ve %41.09 ile de 0-5 yılları arasında çalışma deneyimine sahip olan gruplardan oluştuğu bulunmuştur. Tanıtıcı özelliklerden sadece çalışılan yıl ile her üç ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. 24 yıl ve üzeri çalışanlarda Covid-19 korkusunun düşük, ahlaki duyarlılığın yüksek, iş yaşam kalitesinin düşük olduğu görülmüştür. Covid-19 Fobi Ölçeği ile cinsiyet, meslek, çocuk sahibi olma durumu, medeni durum, çalışılan servis ve yaş arasında yapılan analizler sonucu istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Covid-19 Fobisi Ölçek toplam puanı ile İş Yaşam Kalitesi Ölçek toplam puanı ve Ahlaki Duyarlılık Anketi toplam puanı arasındaki ilişki incelendiğinde de istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Çalışma sonuçları Covid-19 salgını korkusunun hemşirelerde ve doktorlarda iş yaşam kalitesi ve ahlaki duyarlılık durumları üzerinde etkili olduğu yönünde yordanabilir. Salgın durumunda en büyük risk altındaki sağlık çalışanları üzerinde daha büyük örneklem gruplarında daha çok çalışma yapılması önerilmektedir.
Hemşirelik öğrencilerinin terapötik iletişim becerilerinin manevi bakım yeterliliklerine etkisi
Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinin terapötik iletişim becerilerinin manevi bakım yeterliliklerine etkisini incelemek amacıyla yapılan kesitsel, tanımlayıcı/ilişkisel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini, 2020-2021 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Döneminde Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde öğrenim gören, araştırmaya katılmayı kabul eden, veri toplama formlarını eksiksiz dolduran toplam 468 öğrenci (n=468) oluşturmuştur. Veriler, "Sosyodemografik Veri Formu", "Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği" ve "Hemşirelik Öğrencileri için Terapötik İletişim Becerileri Ölçeği" ile toplanmış, aritmetik ortalama, standart sapma, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Kolmogrow Smirnov testleri, Spearman Korelasyon ve parametrik olmayan Benforrini analizleriyle değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21.29±2.45, %62.18'i kadın ve %26.92'si dördüncü sınıf öğrencisidir. Hemşirelik öğrencilerinin %55.13'ü iletişim becerilerini iyi olduğunu, %62'si terapötik/nonterapötik iletişim kavramlarıyla ilgili herhangi bir ders almadıklarını, %50.25'i terapötik/nonterapötik iletişim becerilerini kullanırken zorlanma yaşamadıklarını belirtmişlerdir. Hemşirelik öğrencilerinin %82.48'i manevi bakım ile ilgili bir eğitim/ders almadığını, %68.2'si manevi bakım vermede kendini yeterli hissetmediğini, öğrencilerin %96.79'u hemşire olarak hastaya/bireye manevi bakım vermenin gerekli olduğunu belirtmiştir. Hemşirelik Öğrencileri İçin Terapötik İletişim Becerileri Ölçeği alt boyutlarına göre, öğrencilerin ortalama düzey nonterapötik iletişim becerilerine ve yüksek düzey terapötik iletişim becerilerine sahip oldukları, Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği toplam puan ve alt boyutlarına göre, öğrencilerin manevi bakım yeterliliklerinin ortalamanın üstünde olduğu ortaya çıkmıştır. Hemşirelik Öğrencileri için Terapötik İletişim Becerileri Ölçeği ile Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği arasındaki ilişkinin incelenmesinde, Nonterapötik İletişim Becerileri Alt Boyutu ile Manevi Bakımın Değerlendirilmesi ve Uygulanması Alt Alanı, Manevi Bakımda Profesyonellik ve Hasta Danışmanlığı Alt Alanı, Hastanın Maneviyatına Karşı Tutumu ve İletişimi Alt Alanı ve Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Terapötik İletişim Becerileri Alt Boyut I ve Terapötik İletişim Becerileri Alt Boyut II ile Manevi Bakımın Değerlendirilmesi ve Uygulanması Alt Alanı, Manevi Bakımda Profesyonellik ve Hasta Danışmanlığı Alt Alanı, Hastanın Maneviyatına Karşı Tutumu ve İletişimi Alt Alanı ve Manevi Bakım Yeterliliği Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Belirlenen bu ilişkiler istatistiksel olarak da anlamlıdır. Hemşirelik bölümü müfredatına manevi bakım ve terapötik iletişim becerileri ile ilgili ders konulması, öğrencilerin uygulamalı derslerinde manevi bakıma ve terapötik iletişime yönelik örnek vaka çalışmalarının yapılması, önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik öğrencileri, İletişim, Terapötik kullanım Hemşirelik bakımı, Maneviyat.
Sağlık algısı ve COVİD-19 aşısına yönelik tutumlarının incelenmesi: Sağlık çalışanları örneği
Bu çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının sağlık algısı ve COVID-19 Aşısına Yönelik Tutumlarını belirlemek, sağlık algısı ile aşı tutumunun ilişkisini incelemektir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan çalışma Ocak- Haziran 2022 tarihleri arasında bir şehir hastanesinde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini 323 sağlık çalışanı oluşturmuş, veriler, sosyodemografik veri formu, Sağlık Algısı Ölçeği (SAÖ) ve COVID-19 Aşısına Yönelik Tutumlar Ölçeği (ATÖ-COVID-19) kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, normal dağılıma uygunluk testleri, Pearson korelasyon analizi, bağımsız değişkelerde t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Kruskall Wallis H testi ve düzeltilmiş Bonferroni testi kullanılmıştır. Sağlık çalışanlarının %35.3'ünün erkek, %61.9'unun evli, %53.9'unun çocuklarının olduğu, sağlık çalışanlarının %86.1'inin sağlığını iyi olarak değerlendirdiği, %19.5'inin kronik hastalığının olduğu, %74'ünün orta düzeyde sosyo ekonomik durumunun olduğu, %61.9'unun mesleğini isteyerek seçtiği, %36.5'inin 16 yıl ve üstü çalıştığı, %61'inin hemşire olduğu ve %31.0'inin cerrahi kliniklerde çalıştığı belirlenmiştir. Mesleği hekim olan sağlık çalışanlarının sağlık algısı ölçeği puan ortalamalarının, mesleği hemşire ve ebe olan sağlık çalışanlarına göre daha fazla olduğu, çalıştığı birim dahili klinikler olan sağlık çalışanlarının sağlık algısı ölçeği puan ortalamalarının, çalıştığı bölüm acil, ameliyathane ve yoğun bakım olan sağlık çalışanlarına göre daha fazla olduğu saptanmıştır (p<.05). Mesleği ebe olan sağlık çalışanlarının ATÖ-COVID-19 olumsuz tutum, ATÖ-COVID-19 olumlu tutum boyutları ve ATÖ-COVID-19 puan ortalamalarının, mesleği hemşire olan sağlık çalışanlarına göre daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<.05). SAÖ kontrol merkezi ile ATÖ-COVID-19 arasında pozitif, SAÖ Öz-farkındalık boyutu ile ATÖ-COVID-19 arasında negatif ilişki saptanmıştır (p<.05). Sağlık çalışanlarının sağlık algılarının yüksek olduğunu ve COVID-19 aşısına yönelik tutumlarının olumlu düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın aşı uygulamaları konusunda oluşturulacak müdahale çalışmaları için rehber niteliğinde olduğu düşünülmektedir.
Klinisyen hemşirelerin sağlık davranış düzeyleri
Amaç: Klinisyen hemşirelerin sağlık davranış düzeylerinin belirlenmesi. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini Kasım 2021 ile Temmuz 2022 yıllarında İstanbul'da bir Vakıf hastanesinde çalışan hemşireler oluşturmuştur (N=70). Örneklemi oluşturan klinisyen hemşirelere ait veriler, Sosyo- Demografik özellikler formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin (N=70) çoğunluğunun (%54,3, n=38) 22- 44 yaş aralığında olduğu, kadın olduğu (%88,6, n=62), lise-hemşirelik eğitimi olduğu (%48,6, n=34), yakın çevresinin alkol-sigara kullandığı (%92,3, n=70), hastalık öyküsünün olmadığı (%83,3, n=60), ara sıra spor yaptığı (%58, n=40), gelirinin giderinden az olduğu (%48,5, n=33), bekar olduğu (%74,3, n=52), diğer kliniklerde (%50,6, n=17) ve vardiyalı çalıştığı (%45,1, n=37) saptanmıştır. SYBDÖ'nin puan ortalaması 124,457±8,804 olarak orta düzeyde tespit edilmiştir. SYBDÖ alt boyutlarında en yüksek puan ortalaması 25.514±475 ile manevi gelişimde olup en düşük puan ortalaması ise 15.885± 4.57 ile fiziksel aktivitede saptanmıştır. Sonuç ve Öneri: Klinisyen hemşirelerin sağlık davranış düzeyleri orta düzeyde bulunmuştur. Hemşirelerin sağlık davranış düzeyleri en yüksek ortalamanın manevi gelişim olduğu saptanmıştır. Klinisyen hemşirelerin sağlık davranış düzeylerini yükseltecek bireysel, kurumsal düzenlemeler önerilir. Anahtar Sözcükler: Klinisyen, Hemşire, Sağlık, Davranış Biçimi
Cenin pozisyonunun ve beyaz gürültünün nazal CPAP'daki yenidoğanların serebral oksijenlenmesine etkisi
Amaç: Bu çalışma cenin pozisyonunun ve beyaz gürültünün nazal CPAP'daki yenidoğanların serebral oksijenlenmesine ve konforuna etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Fırat Üniversitesi Araştırma Hastanesi, yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki nazal CPAP'da bulunan yenidoğanlar araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini yenidoğan yoğun bakım ünitesinde nazal CPAP desteği alan cenin pozisyonu (n= 37), beyaz gürültü (n= 37), kontrol (n= 37) gruplarındaki 111 yenidoğan oluştumaktadır. Araştırma 16 Şubat 2023 - 25 Mayıs 2024 tarihleri arasında randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Deney grubundaki yenidoğanlarda cenin pozisyonu ve beyaz gürültü uygulamalarının serebral oksijenlenme ve konfor parametreleri üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Kontrol grubundaki yenidoğanlara klinikdeki rutin uygulamalar dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. 9 saat NIRS cihazı ile yenidoğanların serebral oksijen düzeyleri kayıt altına alınmıştır. Veriler 'Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu', 'NIRS Takip Çizelgesi' ve 'Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği' ile toplanmıştır. Bulgular: Cenin pozisyonu ve beyaz gürültü grubunda yer alan yenidoğanların girişim esnasında serebral oksijenlenme ortalamaları kontrol grubuna göre artış göstermiştir (p<0.05). Yenidoğanların konfor düzeylerininde cenin pozisyonu ve beyaz gürültü gruplarında arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Cenin pozisyonu ve beyaz gürültünün nazal CPAP'daki yenidoğanlarda serebral oksijenlenme ortalamalarını arttırdığı ve yenidoğanların konfor davranış ölçeği puan ortalamalarını düşürerek konforlarını yükselttiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Beyaz gürültü, CPAP, cenin pozisyonu, serebral oksijenlenme, yenidoğan
Yenidoğanlarda uygulanan masaj ve ayak refleksolojisinin uyku üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma prematüre bebeklere uygulanan masaj ve ayak refleksolojisinin uyku üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma randomize kontrollü deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini İç Anadolu Bölgesinde yer alan bir hastanenin Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine yatan 30-37 gestasyonel haftada olan prematüre bebekler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Masaj grubu (n=36), Ayak refleksoloji grubu (n=36) ve Kontrol grubu (n=36) olmak üzere 108 prematüre bebek oluşturmuştur. Veriler yenidoğan takip formu ve aktigrafi kullanılarak toplanmıştır. Masaj ve Ayak refleksolojisi gruplarına iki gün ard arda günde 2 defa (Sabah:07.00-09.00 ve Akşam:19.00-21.00) 15 dakika uygulama periyodu şeklinde toplamda 4 uygulama yapılmıştır. Kontrol grubuna rutin hemşirelik bakımı dışında herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Her grupta ön test ve son test uygulamaları ile yenidoğanların 24 saatlik uykuları aktigrafi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Masaj grubunda yer alan prematüre bebeklerin uyku süresi uygulama öncesine (251 dk) ve kontrol grubuna göre (272 dk) artarken ayak refleksoloji grubunun uyku süresi uygulama öncesine (268 dk) ve kontrol grubuna göre (266 dk) artmıştır (p<0.001). Uyku verimliliği ise uygulama sonrası kontrol grubuna göre daha fazla artarak masaj grubunda %73'e, ayak refleksoloji grubunda %71.8'e yükselmiştir (p<0.001). Ayrıca uygulama sonrası masaj ve ayak refleksoloji grubunda uyanma sayısı ile uyanıklık süresinde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olmuştur (p<0.001). Sonuç: Araştırma sonucunda, prematüre bebeklerde masaj ve ayak refleksoloji uygulamasının uyku süresi ile uyku verimliliğini arttırdığı, uyanıklık süresi ve uyanıklık sayısını azalttığı tespit edilmiştir ve uyku yönetiminde etkili non-farmokolojik yöntemler olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan, masaj, ayak refleksoloji, uyku
Deprem bölgesinde yaşayan hipertansiyon hastalarının depremden sonra tedaviye uyumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı Şubat 2023 depremlerinden sonra hipertansiyon hastalarının tedavi uyum düzeyleri ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesidir. Materyal ve metot: Tanımlayıcı şekilde yapılan araştırmanın evrenini Malatya Battalgazi Devlet Hastanesi Dâhiliye polikliniği ve acil servisine 1 Mart-15 Nisan 2024 tarihlerinde başvuran hipertansiyon hastaları oluşturmuştur. Örnekleme araştırmaya dahil olma kriterlerini sağlayan 372 hasta alınmıştır. Veriler Hasta Bilgi Formu ve Hipertansif Bireylerin Tedaviye Uyumu ve Yaşam Değişikliği Başarısını Değerlendirme Ölçeği kullanılmış ve yüz yüze görüşmeyle toplanmıştır. Bilgilerin analiz edilmesinde SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 62.36±10.03 olup %61.3'ü kadındır. Hastaların Medikal Tedaviye Uyum alt boyut puanı 25.67±3.50, Hipertansif Bireylerin Tedaviye Uyum ve Yaşam Değişikliği Başarısını Değerlendirme Ölçeği total sayı ortalaması 69.62±6.70 dir. Kadınların, çocuk sayısı fazla olanların, okuryazar olmayanların, ev hanımlarının, geliri giderinden az olanların, kontrollerini sadece yılda bir kez yaptıranların tedavi uyumu ve yaşam değişikliği başarısı puanları daha düşük bulunmuştur. Çocuk sayısı, beden kütle indeksi, sistolik kan basıncı, son 6 ay içinde HT nedeniyle acile başvuru sayısı ile uyum ve yaşam değişikliği başarısı puanları arasında negatif yönlü, hastalık süresi arasında pozitif yönlü düşük seviyeli ilişki bulunmuştur. Sonuç: Deprem sonrası tedaviye uyumu etkileyebilecek yaşam koşullarına ilişkin olumsuzlukların halen devam etmekte olduğu bölgede ikamet eden HT hastalarının tedaviye uyumları genel olarak iyi bulunmuştur. Bununla birlikte; kadınlar, çocuk sayısı fazla olanlar, okuryazar olmayanlar, ev hanımları, geliri giderinden az olanlar, kontrolleri düzenli olmayanların, uyum ve yaşam değişikliği başarısı puanları düşük bulunduğundan bu guruplar başta olmak üzere hipertansiyon hastalarında hem tedaviye uyumu hem de yaşam değişikliği başarısını artıracak çalışmalar planlanmalıdır. Araştırmacılar farkındalığı, uyumu, bilgi düzeyini, tutum ve davranış değişikliği oluşturacak sağlık inancını olumlu etkileyecek çalışmalar yaparak tedavi uyumu ve yaşam değişikliği başarısını yükseltebilir. Anahtar Kelimeler: Deprem, Hipertansiyon, Tedaviye uyum, Yaşam Değişikliği Başarısı
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanılı bireylerde koronavirüs korkusunun tedaviye uyumuna etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma KOAH tanılı bireylerin koronavirüs korkusunun tedaviye uyum düzeyine etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Kasım 2022- Haziran 2023 tarihleri arasında Malatya Turgut Özal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları servisinde yatan 262 KOAH tanılı hasta ile yürütülmüştür. Çalışmanın yapılabilmesi için ilgili kurumlardan gerekli izinler, etik kurul onayı ve çalışmaya katılan bireylerden yazılı bilgilendirilmiş gönüllü onam alınmıştır. Araştırmanın verileri, Tanıtıcı Özellikler Formu, Saint George Solunum Anketi, Covid-19 Korkusu Ölçeği, Morisky 8-Maddeli İlaca Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 67.95±14.35 olup, hastaların %56.9'u erkektir. Hastaların ilaca uyum ortalama puanı 2.58±1.41, Covid-19 Korkusu ortalama puanı 16.74±7.41 olarak bulunmuştur. SGRQ ölçeğinin semptom alt boyut puan ortalaması 49.88±23.74, hastalık etkileri alt boyut puan ortalaması 44.18±16.18, aktivite kısıtlılığı alt boyut puan ortalaması 64.15±22.75 ve SGRQ ölçek toplamı puan ortalaması 51.89±9.093 olarak bulunmuştur. KOAH tanılı hastalarda koronavirüs korkusunun tedavi uyumuna negatif yönlü, istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir etkisi bulunmuştur (p=0.104, r=0.101). KOAH tanılı bireylerin koronavirüs korkusu düzeyi ile SGRQ toplam puan arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p=0.333, r=0.199). Hastaların tedaviye uyumu ile SGRQ toplam puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p=0.104, r=-0.101) Sonuç: KOAH tanılı bireylerde koronavirüs korkusu arttıkça tedaviye uyum düzeyi azalmıştır. KOAH tanılı bireylerde koronavirüs korkusu arttıkça SGRQ toplam puan artmıştır. Aynı zamanda SGRQ toplam puan arttıkça tedaviye uyum düzeyi artmıştır. Hasta ve yakınlarının tedavi süreci, eğitimi ve Covid-19 hakkında bilgilendirilmeleri önerildi. Hastaların pandemi ve sonrasındaki süreçte kaygılarını hafifletmek için psikolojik durumu desteklenmeli, kontrollerin önemi vurgulanmalı, tedavi uyumları için bilgi düzeyleri artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: KOAH, Koronavirüs Korkusu, Tedaviye Uyum
Ters yüz öğrenme ve mobil öğrenme yöntemlerinin hemşirelik öğrencilerinin üriner kateterizasyon uygulama bilgi, beceri ve öz yeterlik düzeyine etkisi
Amaç: Bu araştırma ters yüz öğrenme ve mobil öğrenme yöntemlerinin hemşirelik öğrencilerinin üriner kateterizasyon uygulama bilgi, beceri ve öz yeterlik düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırma, ön test-son test randomize kontrollü deneysel araştırma modeli olarak gerçekleştirildi. Haziran 2023-Haziran 2025 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde yürütüldü. Araştırmanın evrenini hemşirelik bölümünde öğrenim gören tüm 1. sınıf öğrencileri oluşturdu. Örneklemini ise güç analizi ile belirlenen 92 (Ters-yüz: 30, Mobil uygulama: 32 ve Kontrol 30) öğrenci oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Birey Tanıtım Formu", "Üriner Sistem Uygulamaları Beceri Değerlendirme Formu", "Üriner Sistem Uygulamalarına Yönelik Bilgi Testi" ve "Öğrenci Öz-Yeterlik Ölçeği" kullanıldı. Araştırma sürecinde deney gruplarındaki öğrencilere iki hafta süresince ters-yüz öğretim ve mobil öğrenme yöntemleri ile öğretim yapıldı. Kontrol grubundaki öğrenciler rutin teorik eğitim ve uygulama sürecine devam ettiler. Bulgular: Hemşirelik öğrencilerinin üriner sistem uygulamalarına yönelik verilen aktif öğretim yöntemlerinden ters-yüz ve mobil öğrenmenin öğrencilerin teorik bilgi, psikomotor beceri ve öz yeterlilik düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Öğrencilerin aktif öğretim yöntemlerine yönelik memnuniyet düzeylerinin yine kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç: Sonuç olarak ters-yüz ve mobil öğrenme yöntemlerinin hemşirelik öğrencilerinin gelişimlerini olumlu yönde etkilediği ve öz yeterliliklerini arttırdığı belirlendi. Bu sonuca göre ters-yüz ve mobil öğrenme yöntemlerinin hemşirelik öğrencilerinin eğitiminde yaygın olarak kullanılması önerilir.
Ciddi oyun ve etkileşimli video destekli eğitimin hemşirelik öğrencilerinin psikomotor beceri, algılanan stres, memnuniyet ve öğrenmede kendine güven düzeylerine etkisi
Amaç: Bu araştırma, parenteral ilaç uygulamaları eğitimi için geliştirilen ciddi oyun ve etkileşimli video destekli eğitimin hemşirelik öğrencilerinin psikomotor beceri, algılanan stres, memnuniyet ve öğrenmede kendine güven düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Materyal ve metot: Araştırma, randomize kontrollü deneysel araştırma modeli olarak Haziran 2023-Haziran 2025 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 2023-2024 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde hemşirelik bölümü 1. sınıf öğrencileri, örneklemini ise güç analizi ile belirlenen 90 (kayıplar göz önüne alınarak gruplara alınan öğrenci sayıları; ciddi oyun grubu=33, video grubu=33 ve kontrol=33) öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; "Psikomotor Becerileri Değerlendirme Kontrol Listeleri", "Hemşirelik Öğrencileri için Algılanan Stres Ölçeği" ve "Öğrenci Memnuniyeti ve Öğrenmede Kendine Güven Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sürecinde deney gruplarındaki öğrencilere ampul ve flakondan ilaç hazırlama, IV kateter uygulama ve kan alma becerileri ile ilgili iki hafta süresince ciddi oyun oynatma ve etkileşimli video destekli öğretim ile parenteral ilaç uygulamaları eğitimi yapılmıştır. Bulgular: Ciddi oyun ve etkileşimli video destekli eğitimin, öğrencilerin psikomotor beceri gelişimini kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yükselttiği belirlenmiştir (p<0.05). Deney grubundaki öğrencilerin algıladıkları stres düzeyinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük olduğu (p<0.05) belirlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin bu aktif öğretim yöntemlerine yönelik memnuniyet ve kendine güven düzeylerinin kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Sonuç olarak ciddi oyun ve etkileşimli video destekli parenteral ilaç uygulamaları eğitimininin hemşirelik öğrencilerinin psikomotor beceri gelişimlerini olumlu yönde etkilediği, algıladıkları stresi azalttığı, öğrenmede memnuniyet ve kendine güvenlerini arttırdığı belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda öğrencilerin gelişimi için ciddi oyunların yaygınlaştırılması ve videoların eğitimde aktif kullanılmaya devam edilmesi önerilir.
Obez bireylerde bilişsel davranışçı terapi temelli ve motivasyonel görüşme destekli psikoeğitimin duygusal yeme ve psikolojik dayanıklılık üzerine etkisi
Amaç: Araştırma, obez bireylerde BDT temelli ve MG destekli psikoeğitimin duygusal yeme ve psikolojik dayanıklılık üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıl-mıştır. Materyal ve metot: Bu araştırma, randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Diyetisyen polikliniklerine başvuran 116 obez bireyden, katılım kriterlerini karşılayan 84'ü randomize edilerek deney (n=42) ve kontrol (n=42) grupla-rına atanmıştır. Çalışma, 81 katılımcı (40 deney, 41 kontrol) ile tamamlanmış-tır.Deney grubuna sekiz hafta süren, yapılandırılmış bir BDT ve MG temelli psikoeği-tim programı uygulanırken, kontrol grubu standart bakım almıştır.Katılımcıların duy-gusal yeme ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri, girişim öncesi, hemen sonrası ve iki ay sonraki izlemde Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ) ile ölçülmüştür. Veriler, iki yönlü karma desenli ANOVA ile analiz edilmiştir. Bulgular: Analiz sonuçları, müdahalenin hem duygusal yeme (Grup x Zaman Etkileşimi: F(1,79) = 37.263, p < .001, ηp² = 0.321) hem de psikolojik dayanıklılık (Grup x Zaman Etkileşimi: F(1,79) =20.303 , p < .001, ηp² =0.204) üzerinde istatistik-sel olarak anlamlı ve güçlü bir etki yarattığını göstermiştir. Deney grubunda duygusal yeme puanlarında gözlenen anlamlı düşüş ve psikolojik dayanıklılık puanlarında göz-lenen anlamlı artış, iki aylık izlem döneminde de korunmuştur. Kontrol grubunda ise anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. Sonuç: BDT ve MG ilkelerini bütünleştiren psikoeğitim, obez bireylerde hem duygusal yeme davranışını azaltmada hem de psikolojik dayanıklılığı artırmada etkili ve kalıcı sonuçlar sunan bir müdahale modelidir. Anahtar kelimeler: Bilişsel davranışçı terapi, Duygusal yeme, Motivasyonel görüşme, Obezite, Psikiyatri hemşireliği, Psikoeğitim, Psikolojik dayanıklılık
Uzun süreli geçici barınmada yaşayan yetişkin depremzedelerde travma sonrası stres, büyüme, dayanıklılık ve esneklik arasındaki ilişkiler
Amaç: Bu araştırma, uzun süreli geçici barınma koşullarında yaşayan yetişkin depremzedelerde TSSB, TSB, psikolojik dayanıklılık ve psikolojik esneklik arasındaki ilişkileri belirlemeyi ve yakın kaybı ile kronik hastalık gibi risk faktörlerinin bu ilişkilerdeki düzenleyici etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ilişkisel desende yürütülen bu çalışma, 6 Şubat 2023 depremleri sonrası Malatya'daki geçici barınma merkezlerinde yaşayan 514 yetişkinle gerçekleştirildi. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, KPSÖ, KEF-2, TSBE ve TSSBÖ-KD aracılığıyla toplandı. Bulgular: Kadınlarda TSSB düzeylerinin daha yüksek, psikolojik dayanıklılığın ise daha düşük olduğu belirlendi (p<0.01). Yakın kaybı ve kronik hastalık durumlarında TSSB ve psikolojik katılık düzeylerinin arttığı saptandı (p<0.001). Barınma süresi uzadıkça psikolojik esnekliğin azaldığı görüldü (p<0.05). TSB düzeylerinin, eğitim durumu dışında demografik değişkenlerle anlamlı fark göstermediği belirlendi. TSB ile psikolojik dayanıklılık arasında pozitif ilişki saptanırken, psikolojik esneklik ile anlamlı bir ilişki gözlenmedi. TSSB ile psikolojik katılık arasında güçlü bir pozitif ilişki belirlendi (r=0.496, p<0.001). Psikolojik katılığın TSSB üzerindeki etkisinin yakın kaybı durumunda güçlendiği, psikolojik dayanıklılığın koruyucu etkisinin ise bu durumlarda zayıfladığı gösterildi. Sonuç: Bulgular, afet sonrası psikososyal müdahalelerin yalnızca TSSB semptomlarını azaltmaya değil, psikolojik dayanıklılık, psikolojik esneklik ve TSB gibi olumlu kaynakları desteklemeye de odaklanması gerektiğini göstermektedir. Özellikle yakın kaybı ve kronik hastalık gibi faktörlerin bu süreçteki tamponlayıcı rolleri zayıflattığı göz önüne alındığında, risk gruplarına yönelik özelleştirilmiş müdahalelerin önemi vurgulanmaktadır. Psikiyatri hemşirelerinin bu süreçte bireysel ve toplumsal düzeyde aktif rol üstlenmeleri önerilmektedir.
Postmenopozal kadınlarda sujok uygulamasının üriner inkontinans ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma, postmenopozal kadınlarda sujok uygulamasının üriner inkontinans ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yürütüldü. Materyal ve Metot: Araştırmanın evrenini, Bingöl il merkezinde bulunan Recep Tayyip Erdoğan Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı, postmenopozal dönemde olup ICIQ-SF ile üriner inkontinansı belirlenen kadınlar oluşturmuştur. Araştırma örneklemini, postmenopozal dönemdeki, üriner inkontinans şikâyeti olan 120 (Müdahale grubu=60, kontrol grubu=60) kadın oluşturdu. Müdahale grubundaki kadınlara 15 gün boyunca sağ el mesane yansıma noktasına, günde 4-8 saat elma çekirdeği ile sujok uygulandı. Veriler, Katılımcı Bilgi Formu, Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Sorgulama Anketi-Kısa Formu, İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplandı. Bulgular: Araştırmada, sujok uygulamasının postmenopozal kadınlarda üriner inkontinansı anlamlı düzeyde azalttığı (p<0.001) ve yaşam kalitesini arttırdığı saptandı (p<0.001). Müdahale grubunda İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutları incelendiğinde, davranışların sınırlandırılması, psikososyal etkilenme ve sosyal izolasyon alanlarında da anlamlı düzeyde iyileşme görüldü (p<0.001). Sonuç: Sujok uygulamasının, postmenopozal kadınlarda üriner inkontinansı azaltan, yaşam kalitesini arttıran tamamlayıcı bir uygulama olduğu saptandı.
Acil servis hastalarının ağrı inançları ve deneyiminin algılanan hemşirelik bakımı ve hasta memnuniyeti üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma, acil servise ağrı şikayetiyle başvuran hastaların ağrı inançları ve deneyimlerinin algılanan hemşirelik bakımı ve hasta memnuniyeti üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı tipteki araştırma, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Erişkin Acil Servisinde Aralık 2024-Aralık 2025 tarihleri arasında 475 hasta ile yürütülmüştür. Veriler "Hasta Tanıtım Formu", "Acil Servis Hasta Memnuniyeti Ölçeği", "Bakım Davranışları Ölçeği-24", "Kısa Ağrı Envanteri" ve "Ağrı İnançları Ölçeği" ile yüz yüze toplanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %50.5'i kadın olup yaş ortalaması 46.95±18.61'dir. Acil Servis Hasta Memnuniyeti Ölçeği puan ortalaması 48.32±14.23 ve Bakım Davranışları Ölçeği-24 puan ortalaması 3.85±1.14'tür. Hastaların ağrı şiddeti ortalaması 5.32±1.80, ağrıya yönelik organik inanç puanı 2.70±0.94 ve psikolojik inanç puanı 2.20±0.82 olarak belirlenmiştir. Kısa Ağrı Envanteri ve Ağrı İnançları Ölçeği değişkenlerinin bakım davranışları puanındaki varyansın %24.7'sini açıkladığı (R²=0,266; F=13,935; p<0,001) ve son 24 saatte ağrı tedavisi ile ağrıdan kurtulma, psikolojik inançlar, şu anki ağrı, genel aktivite durumu ve yaşamdan zevk alma değişkenlerinin anlamlı yordayıcılar olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Aynı değişkenlerin acil servis hasta memnuniyeti puanındaki varyansın %25,2'sini açıkladığı (R²=0,271; F=14,307; p<0,001) ve psikolojik inançlar ve ağrı nedeniyle etkilenen bazı aktivitelerin (uyuma, derin solunum-öksürük egzersizi, ağrı tedavisinden kurtulma, yaşamdan zevk alma) anlamlı yordayıcılar olduğu belirlendi.. Sonuç: Acil serviste ağrı yönetiminin etkililiği ve hastaların ağrıya ilişkin psikolojik inançlarının, hem bakım davranışları algısını hem de hasta memnuniyetini anlamlı düzeyde etkilediğini; özellikle ağrı kontrolünün sağlanmasının bakım kalitesi ve memnuniyetin artırılmasında önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Acil serviste ağrı yönetiminin güçlendirilmesi ve hastaların ağrıya ilişkin inançlarını dikkate alan bütüncül yaklaşımların benimsenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil, Ağrı Deneyimi, Ağrı İnançları, Bakım Algısı, Bakım Memnuniyeti
Ruh sağlığı okuryazarlığının ruhsal hastalıklara yönelik toplum tutumları üzerine etkisinde şizofreniye ilişkin mitlerin aracılık rolü
Amaç: Bu çalışma; ruh sağlığı okuryazarlığının ruhsal hastalıklara yönelik toplum tutumları üzerine etkisinde şizofreniye ilişkin mitlerin aracılık rolünü incelemek amacıyla tasarlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı-ilişki arayıcı modelde tasarlanmış bu araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinde dahili ve cerrahi birimlerde yatarak bakım hizmeti alan hastaların yakınları oluşturmaktadır. Evreni belli olmayan örneklem hesabı yapılmış ve çalışma 270 (n=270) hasta yakınının katılımı ile tamamlanmıştır. Veriler Nisan 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Kişisel Bilgi Formu, bu çalışma kapsamında geliştirilen Şizofreniye İlişkin Mitler Formu, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği, Ruhsal Sorunlu Bireylere Yönelik Toplum Tutumları Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmanın aracılık etkisinin değerlendirilmesinde hiyerarşik regresyon analizleri PROCESS Model 4 kullanılmıştır. Anlamlılık değeri p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Ruh sağlığı okuryazarlığının ruhsal hastalıklara yönelik olumlu toplum tutumları (iyi niyet alt boyutu, toplum ruh sağlığı ideolojisi alt boyutu) üzerine etkisinde şizofreniye ilişkin mitlerin aracılık rolü bulunmazken (p>0,05), olumsuz toplum tutumları (korku/dışlama alt boyutu) üzerine etkisinde mitlerin aracılık ettiği tespit edilmiştir (β:0,403; p=0,000). Sonuç: Bu çalışma ile birlikte şizofreniye ilişkin mitleri değerlendiren bir form geliştirilmiştir ve aracılık etkisi ilk kez değerlendirilmiştir. Ayrıca şizofreniye ilişkin mitlerin olumsuz toplum tutumlarına neden olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyinin arttırılarak mit düzeyinin azaltılmasına ve olumlu toplum tutumlarının geliştirilmesine yönelik toplumsal farkındalığı arttıracak hemşirelik girişimlerinin planlanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, Mit, Ruh sağlığı okuryazarlığı, Şizofreni, Tutum.
Palyatif bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın konstipasyon ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Başlık: Palyatif bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın konstipasyon ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi Amaç: Araştırma palyatif bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın konstipasyon ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacı ile ön test-son test kontrol grup tasarımlı randomize deneysel bir çalışma olarak planlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ekim 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında Eskişehir Şehir Hastanesi Palyatif Bakım Kliniğinde yatarak tedavi ve bakım alan hastalar ile örneklem seçim kriterlerine uyan 26 deney 26 kontrol olmak üzere toplam 52 gönüllü hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma verilerinin toplanmasında Bireysel Tanıtıcı Özellikler Formu, Roma IV Konstipasyon Tanılama Kriterleri, Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği, Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler tanımlayıcı istatistiksel metotlar, Ki Kare, Friedman, Mann Whitney U, Bonferroni Testi ile analiz edildi. Bulgular: Deney grubuna uygulanan abdominal masaj sonrası konstipasyon şiddetinde 5. gün ve 7. gün deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılaşma olduğu bulgulandı. Deney grubuna uygulanan abdominal masaj sonrası yaşam kalitesinde 3. gün ve 7. gün deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu da bulgulandı. Sonuç: Bu araştırmada deney grubuna yedi gün boyunca uygulanan abdominal masaj sonucunda, abdominal masajın konstipasyonu azaltmada ve yaşam kalitesini arttırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Palyatif bakım, abdominal masaj, konstipasyon, yaşam kalitesi, hemşirelik bakımı
Hemşirelerin zihinsel yorgunluk düzeyleri ile tıbbi hata yapmaya eğilimleri arasındaki ilişki
Başlık: Hemşirelerin Zihinsel Yorgunluk Düzeyleri ile Tıbbi Hata Yapmaya Eğilimleri Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi. Amaç: Bu araştırma hemşirelerin zihinsel yorgunluk düzeyini ve zihinsel yorgunluk düzeyini etkileyen faktörleri belirlemek, zihinsel yorgunluk düzeyi ile tıbbi hata yapmaya eğilim arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel desendedir. Araştırma 01.01.2023-15.03.2023 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde çalışan hemşirelerle yapıldı. Araştırmaya katılmaya istekli olan, acil servis ve kliniklerde çalışan hemşireler dahil edildi. Verilerin toplanmasında Birey Tanılama Formu, Zihinsel Yorgunluk Ölçeği ve Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği kullanıldı. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak hemşire/dinlenme odalarında toplandı. Bulgular: Hemşirelerin Zihinsel Yorgunluk Ölçeği puan ortalaması 16,47±7,94 olarak belirlendi. Araştırmaya dahil edilen hemşirenin %72,7'si zihinsel yorgundu. Hemşirelerin zihinsel yorgunluğunu etkileyen faktörlerin eğitim durumu, gelir durumu, bulunduğu birim ve birimdeki çalışma süresi, mesai dışı uğraş varlığı ve tanılanmış hastalık varlığı olduğu belirlendi. Hemşirelerin Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği toplam puan ortalaması 225,07±19,53 olup bu puana göre hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimlerinin düşük olduğu saptandı. Hemşirelerin zihinsel yorgunluk düzeyi ile tıbbi hata yapmaya eğilim düzeyleri arasında ilişki olmamasına karşın ilaç ve transfüzyon uygulamalarında hata yapmama eğiliminin zihinsel yorgunluk düzeyini artırdığı belirlendi. Sonuç: Hemşirelerin çoğunluğu zihinsel yorgundu ve hemşirelerin zihinsel yorgunluğunu eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çalıştığı birim, birimde çalışma süresi, herhangi uğraşın olması ve tanılanmış hastalık varlığının etkilediği bulundu. Zihinsel yorgunluğun tıbbi hata yapmaya eğilimi etkilemediği saptandı.
Yoğun bakım hastalarında fiziksel kısıtlama uygulanan ekstremitelerde komplikasyon gelişme durumunun değerlendirilmesi
Başlık: Yoğun Bakım Hastalarında Fiziksel Kısıtlama Uygulanan Ekstremitelerde Komplikasyon Gelişme Durumunun Değerlendirilmesi Amaç: Bu araştırma yoğun bakım ünitesinde yatan, fiziksel kısıtlama uygulanan ekstremitelerde komplikasyon gelişme durumu ve komplikasyonların gelişmesini etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: İleriye yönelik, analitik tasarımda araştırma Eskişehir'de bir hastanede 1 Eylül 2022- 31 Mart 2023 tarihleri arasında yoğun bakım ünitesinde yatan, hekim istemi doğrultusunda fiziksel kısıtlama uygulanan hastaların izlemi ile yürütüldü. Araştırma verilerinin toplanması ve hastaların izleminde Birey Tanıtım Formu, Glaskow Koma Skalası (GKS), Yoğun Bakım Ağrı Gözlem Formu (YBAGÖ), Fiziksel Kısıtlama Takip Formu kullanıldı. Yoğun bakım hemşireleri hastaların fiziksel kısıtlama bölgesini, bilinç düzeyini ve ağrı durumunu saatlik takip ederek elde ettikleri bilgileri Fiziksel Kısıtlama Takip Formuna kaydetti. Tüm izlemlerde fiziksel kısıtlama bölgesinde en az 1 kez gelişen komplikasyonlar analize dahil edildi. Bulgular: Araştırmada fiziksel tespit bölgesinde ortalama 230,12 kez yapılan değerlendirmede 112 hastadan 11'inde fiziksel kısıtlama bölgesinde gelişen komplikasyona bağlı fiziksel kısıtlamanın sonlandırıldığı saptandı. Fiziksel kısıtlama bölgesinde komplikasyon gelişme oranı endotrakeal tüp bulunan, GKS puanı düşük olan, INR değeri yüksek olan hastalarda daha fazlaydı. Kısıtlama bölgesinde cilt ülserasyonu olan hastalara daha fazla masaj ve krem uygulaması yapıldığı saptandı. Nazogastrik sonda takılı olanların ağrısının daha fazla olduğu ve bu hastalara krem uygulamasının daha fazla uygulandığı saptandı. Sonuç: Araştırmada yoğun bakımda yatan hastalara uygulanan fiziksel kısıtlamaya bağlı kısıtlama bölgesinde komplikasyon gelişebilir. Kısıtlama bölgesinde komplikasyon gelişmesini önlemek için hemşireler hastaları yakın takip etmeli, olası komplikasyonları önlemek ve iyileştirmek için bakım girişimlerini uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiziksel kısıtlama, komplikasyon, yoğun bakım ünitesi, hemşire.
Tele hemşirelik ile gerçekleştirilen oyunlaştırma tekniğinin ergenlerin beslenme davranışı ve fiziksel aktivite düzeyine etkisi
Başlık: Tele hemşirelik ile gerçekleştirilen oyunlaştırma tekniğinin ergenlerin beslenme davranışı ve fiziksel aktivite düzeyine etkisi Amaç: Araştırmanın amacı tele hemşirelik ile gerçekleştirilen oyunlaştırma tekniğinin ergenlerin beslenme davranışı, fiziksel aktivite düzeyi ve sağlık durumu algısına etkisini saptamaktır. Yöntem: Araştırma tek merkezli, tek kör, paralel grup, yedi haftalık takip süresi olan randomize ön test-son test tam deneysel tasarımda yapıldı (Clincal Trials: NCT05567146). Çalışma Aksaray il merkezinde bulunan eğitim programları farklı üç lisede (mesleki ve teknik, Anadolu ve fen lisesi) 65 ergen (29'u müdahale, 36'sı kontrol) ile 16 Mayıs 2022- 2 Eylül 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmada müdahale grubuna yedi hafta boyunca oyunlaştırma tekniği uygulandı. Çalışmada SPSS 15.0 istatistik programı kullanılarak intention-to treat (ITT) analizi yapıldı. Bulgular: Müdahale grubunun fiziksel aktivite düzeyi, beslenme davranışı, meyve ve sebze tüketimi değişim süreci toplam ve alt boyut puanı ile sağlık durumunu algılama puanlarındaki değişimin kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Ayrıca müdahale grubundaki ergenlerin su ve soda içme sıklığı ile enerji içeceği içme sıklığının kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi. Yapılan uygulamanın ergenlerin süt ve süt ürünleri içme sıklığı ile meyve suyu, gazlı içecek, çay ve kahve içme sıklığına etkisi olmadığı belirlendi. Sonuç: Tele hemşirelik ile gerçekleştirilen oyunlaştırma tekniğinin ergenlerin beslenme davranışını ve sağlık durumu algısını iyileştirmede; fiziksel aktivite düzeyini, meyve-sebze tüketimini, su ve soda içme sıklığını artırmada ve enerji içeceği içme sıklığını azaltmada etkili olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Adölesan, beslenme, ergen, fiziksel aktivite, oyunlaştırma, tele hemşirelik.
İç hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda başarılı yaşlanma ve mutluluk durumları arasındaki ilişki
Amaç: İç hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların başarılı yaşlanma ve mutluluk durumlarını incelemektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel anket çalışmamızın materyalini; Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Polikliniklerine 30.06.2022-01.12.2022 tarihleri arasında, bilişsel açıdan engeli olmayan, Türkçe iletişim kurabilen, 18 yaş ve üzeri, en fazla yönetilebilen bir kronik hastalığa sahip, günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirebilen ve ayaktan başvuran 492 birey oluşturmaktadır. Bireylere kişisel bilgilerin sorgulandığı 12 soruluk anket, Başarılı Yaşlanma Ölçeği ve Mutluluk Ölçeği anket metodu ile yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmada; normal dağılıma uyan verilerde iki grup için Bağımsız gruplarda t testi, ikiden fazla grup için ise ANOVA Varyans analizi kullanılmıştır. Başarılı yaşlanmanın mutluluk üzerine üzerinde etkisini belirlemek için Lineer Regresyon analizi kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edildi. Bulgular: İç hastalıkları polikliğine başvuran bireylerin başarılı yaşlanma düzeyi, mutluluk durumunu %30.7 oranında açıklamaktadır (t=9.568; p<0.001; R2=0.307). İç hastalıkları polikliğine başvuran bireylerin başarılı yaşlanmaları, mutluluğu anlamlı düzeyde 0.283 kat artırırken (p<0.001); bireylerin sağlıklı yaşam biçiminin mutluluğu anlamlı olarak etkilemediği saptanmıştır (t=-1.676; p=0.094; p>0.05). Araştırmaya katılan bireylerin öğrenim ve gelir durumları başarılı yaşlanmayı ve mutluluk durumunu etkilerken, meslek durumu sadece mutluluk durumunu etkilediği sonucu elde edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada iç hastalıkları polikliğine başvuran bireylerin başarılı yaşlanma ve mutluluk durumları arasında olumlu ve orta düzeyde ilişki saptanmıştır. Hemşire bireylerin başarılı yaşlanma ve mutluluk durumlarını bakımın kalitesini arttırmak amacıyla mutlaka değerlendirmelidir. Başarılı yaşlanma ve mutluluğun sağlanması için hemşirelerin topluma sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarının aşılanmasında danışmanlık yaparak toplumun bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Başarılı yaşlanma, Mutluluk, İç Hastalıkları Hemşireliği
Çocuk Acil Servisine başvuran 7-9 yaş grubu çocukların resim çizme yöntemi ile hemşirelik algısı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma çocukların, mesleğe ve hemşirelere olan algılarını gözden geçirip, bu algıları etkileyen faktörleri ortaya koymak amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırma çocuk acil servisine başvuran 7-9 yaş grubu 47 çocukla nitel-nicel araştırma yöntemleri bir arada kullanılarak karma desen olarak, 24.09.2019 – 24.01.2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Veriler ''Çocuk-Ebeveyn Bilgi Formu", ''İşlem Takip Formu'', "Çocuk Korku Ölçeği", "Çocuğun Çizdiği Resim", ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu", ''Çocuk Resimleri Değerlendirme Formu'' ve "Çocuklara resim çizdirilerek" toplanmıştır. Verilerin analizinde çocukların ve ebeveynlerinin tanıtıcı özellikleri, yapılan uygulamalar, çocukların korku puanları ve çizilen resimlerin özelliklerine ilişkin veriler sayı, yüzde ve tanımlayıcı istatistikler verilmiştir. Çocukların çizdikleri resimler araştırmacı ve çocuk psikoloğu tarafından değerlendirilmiş, elde edilen verilerin tematik analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan çocukların 27'si kız çocuğu olup, yaş ortalamaları 8'dir. Resimlerde çocukların %79,1'i hemşireyi kadın, %76,7'si gülen yüz ifade ile %60'ı kepli, %72,1'i hemşirenin uzuvlarını eksik çizmiştir. Resimlerinde olumlu hemşirelik algısı ifadeleri bulunan çocukların hemşire tanıdığının olduğu ve %58,6'nın işlem öncesi korku puanın ''0'' olduğu bulunmuştur. Çocukların hemşirelik algısını etkileyen faktörler hemşire ile kurulan iletişim, çocuğun kaygı/korku ile baş etme durumu, yanında bulunan kişi, psikolojik sağlamlık durumu ve geçmiş deneyimler olarak yorumlanmıştır. Sonuç: Resim analizlerine göre çocukların korkularının hemşire ile ilgili olumsuz algıya neden olduğu; hemşirelerin yaklaşımının, çocuğun yanında annesinin olmasının ve çocuğun psikolojik sağlamlık durumunun olumlu hemşirelik algısına neden olduğu sonucuna varılmıştır.
Dr. meleis'in geçiş teorisine göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programının menopozal geçiş sürecine etkisi
Amaç: Bu çalışma Dr. Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programının menopozal geçiş sürecine etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Yöntem: Araştırma ön test-son test randomize kontrollü yarı deneysel bir çalışma olarak Mayıs 2023-Ekim 2023 tarihleri arasında Eskişehir il merkezinde bulunan Odunpazarı Belediyesi'ne bağlı dokuz halk merkezinde yürütülmüştür. Örneklemi 45-55 yaş arası 60 kadın (eğitim:30, kontrol:30) oluşturmuştur. Eğitim grubundaki kadınlara Dr. Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programı uygulanmıştır. Eğitim grubundaki kadınlarla halk merkezlerinde yüz yüze dört görüşme yapılmıştır. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği (MİTÖ), Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ-21 ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) kullanılarak halk merkezinde eğitim grubuna ilk görüşmede, 2. ayda ve 5. ayda, kontrol grubuna ise ilk görüşmede ve 5. ayda uygulanarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı-yüzde, ortalama-standart sapma, ki-kare testi, Pearson ki kare testi, Yates düzeltmesi, Fisher Exact test, bağımsız örneklem t testi, Mann-Whitney U Test, Friedman Testi, bağımlı gruplarda t testi ve tekrarlı ölçümlerde ANOVA uygulanmıştır. Bulgular: Kadınların menopoza ilişkin tutumları olumlu ve reddetmeme eğilimindedir. Araştırmada eğitim grubunda yer alan kadınların kontrol grubuna göre menopoza ilişkin tutum, depresyon, anksiyete, stres ve yaşam kalitesine ilişkin son testte alınan puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,05). Dr. Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programının; kadınların menopoza ilişkin tutumlarını olumlu yönde arttırdığı, depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini azalttığı ve yaşam kalitesini arttırdığı belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmanın sonucunda, Dr. Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılmış eğitim ve danışmanlık programının menopozal dönemdeki kadınların sorunlarını azaltmada ve bu sorunlarla başetmelerinde etkili olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Menopoz, Meleis'in Geçiş Teorisi, depresyon, anksiyete, yaşam kalitesi
Andulasyon terapisinin oosit toplama sonrasında ağrı ve anksiyeteüzerine etkisi
Amaç: İnfertilite tedavisinin en kritik ve invaziv aşamalarından biri olan oosit toplama sonrası hasta izleminde ortaya çıkan ağrı ve anksiyetenin yönetiminde andulasyon terapisinin etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Araştırma randomize kontrollü deneysel bir tasarım düzeni ile planlandı. Çalışma, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Üreme Sağlığı Merkezi'nde oosit toplama yapılan 60 kadın ile yürütüldü. Andulasyon terapisi uygulanan gruba "müdahale", uygulanmayan gruba ise "kontrol" adı verildi. Müdahale grubuna, andulasyon terapi yatağı kullanılarak 30 dakika andulasyon terapisi uygulandı. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Durumluk Kaygı Envanteri" kullanılarak toplandı. Oosit toplama öncesinde ve sonrasında her iki gruba uygulanan anketler, üç kez yüz yüze, iki kez uzaktan iletişim yoluyla olmak üzere beş farklı zamanda tekrarlandı. Bulgular: Andulasyon terapisinden hemen sonra yapılan ölçümlerde müdahale grubundaki kadınların ağrı ve anksiyete puan ortalamaları ile kontrol grubundaki kadınların ağrı ve anksiyete puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0,05). Andulasyon terapisi sonrası müdahale grubundaki kadınların ağrı ve anksiyete puan ortalamalarının, kontrol grubundaki kadınların ağrı ve anksiyete puan ortalamasına göre daha düşük olduğu tespit edildi. Tekrarlayan ölçümlerde andulasyon terapisinin etkisinin azaldığı görüldü ve gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamsız bulundu. Sonuç: Hemşirelik alanında ilk kez kullanılan andulasyon terapisinin, oosit toplama işlemi sonrasında düşük frekanslı titreşimler ile tüm bedeni uyararak, kızılötesi ısı ile derin bir relaksasyon sağlayarak ağrı ve anksiyeteyi azalttığı; ayrıca bu olumlu etkinin taburculuğa kadar devam ettiği sonucuna ulaşıldı. İnfertilite tedavisi gören kadınların, oosit toplama sonrası ağrı düzeylerini düşürmek, konforu artırmak ve işleme ilişkin deneyimlerini daha olumlu hale dönüştürmek için alternatif bir yöntem olarak yaygınlaşması önerilmektedir.
Nedeni açıklanamayan infertil kadınlarda infertilite destek eğitiminin tedavi sonuçları üzerine etkisi
Amaç: Nedeni açıklanamayan infertil kadınlarda infertilite destek eğitiminin tedavi sonuçları üzerine etkisini araştırmaktır. Yöntem: Ön test- son test karşılaştırma gruplu yarı-deneysel olarak yürütülen bu çalışma Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Üreme Endokrinolojisi Bilim Dalı ve Özel Denizli Sağlık Hastanesi Tüp Bebek Kliniği'nde nedeni açıklanamayan infertilite tanısı ile başvuran 19-45 yaş arası IVF/ICSI yapılmaya karar verilen ve tedavi planına alınan kadınlar ile yapıldı. Randomizasyon yöntemi ile her bir grup için en az 25 infertil kadın olacak şekilde eğitim grubu ve kontrol grubu oluşturuldu. Veriler "Tanıtıcı Soru Formu", "Fertilite Desteği Alan Kadınlar İçin Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği", "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" ve "IVF/ICSI Sonrası Başarı Değerlendirme Formu" ile toplandı. Eğitim ve Kontrol grubuna yapılan ilk görüşmede ön test ölçekler uygulandı. Eğitim grubuna 15 gün aralıklarla 3 oturum şeklinde İnfertilite Destek Eğitimi verildi. OPU gününde yapılan görüşmede son test verileri elde edildi. Her iki grupta 25 infertil kadına embriyo transferi uygulandı ve 12. günde Human Koryonik Gonadotrop hormonu değerlendirilmesi yapıldı. Yaklaşık 4 hafta sonra, fetal kalp atımı varlığı hasta dosyaları taranarak IVF/ICSI Sonrası Başarı Değerlendirme Formu dolduruldu. Bulgular: Eğitim grubunun Fertilite Desteği Alan Kadınlar İçin Fertilite Hazıroluşluk Ölçeği son test toplam puanı ile Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II son test toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü çok yüksek bir ilişki elde edildi. Eğitim grubundaki 15 kadında (%60) fetal kalp atımı saptanırken, kontrol grubundaki sadece 10 kadında (%40) fetal kalp atımı tespit edildi ve bu fark, istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: İnfertilite destek eğitiminin genel sağlık üzerinde etkileri olduğu kadar fertilite üzerinde de potansiyel etkileri olduğu düşünülmektedir. İnfertilite tanısı alan kadınlarda infertilite destek eğitimi düzenli bir uygulama haline getirilmelidir.
Üriner inkontinanslı kadınların inkontinans semptomları, kegel egzersiz uyumu, sağlık inancı ve yaşam kalitesi üzerine mobil aplikasyonun etkisi
Amaç: İlk aşama "İnkontinansla Savaşım" isimli mobil aplikasyonun geliştirilmesi, kullanılabilirlik ve uygulanabilirliğinin değerlendirilmesini, ikinci aşama ise Sağlık İnanç Modeli'ne (SİM) göre geliştirilen mobil aplikasyonun üriner inkontinanslı (Üİ) kadınların inkontinans semptomları, kegel egzersiz uyumu, Üİ ve kegel egzersizlerine yönelik sağlık inancı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmeyi ve SİM'ne temellendirilmiş eğitim kitapçığı ile verilen sağlık eğitimi ile karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmanın ilk aşaması metodolojik, ikinci aşaması randomize kontrollü tam deneysel tasarımda yürütülmüştür. Çalışmanın ikinci aşaması iki ayrı grupta 96 hasta üzerinde yürütülmüştür. Ölçümler başlangıçta, 6. hafta ve 12. haftada gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada müdahale olarak, çalışma grubunda mobil aplikasyon ile, kontrol grubunda ise SİM'ne temellendirilmiş eğitim kitapçığıyla verilen sağlık eğitimi ile desteklenen kegel egzersizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Geliştirilen mobil aplikasyonun kullanılabilirliği ve memnuniyet düzeyi yüksektir. Her iki müdahalede de Üİ semptomlarını ve inkontinans şiddet indeksini azaltmada etkilidir, ancak kontrol grubu daha belirgin iyileşme göstermiştir. Her iki müdahale de egzersiz uyumu ve sağlık inançlarında olumlu değişimler sağlamıştır. Her iki grupta da Üİ'ın günlük yaşam, yaşam kalitesi, ürogenital distres, irritatif semptomlar, stres semptomları, obstrüktif/rahatsız edici veya işeme güçlüğü oluşturan semptomlar ve inkontinans üzerindeki etkisinde zaman içinde anlamlı düşüşler gözlenmiştir. Sonuç: Üİ semptomlarının yönetiminde her iki müdahalenin de etkin olduğu ve yaşam kalitesini artırdığı sonucuna varılmıştır. Her iki müdahale de egzersiz uyumunu teşvik ederek Üİ semptomlarının hafifletilmesine katkıda bulunmuş, sağlık inançlarında olumlu değişimler sağlamıştır. Anahtar kelimeler: İnkontinans, sağlık inancı, kegel egzersizi, yaşam kalitesi, mobil aplikasyon
Palyatif bakım hastalarına uygulanan yatak banyosunun satürasyon, ağrı düzeyi ve uyku kalitesine etkisi
Başlık: Palyatif bakım hastalarına uygulanan yatak banyosunun satürasyon, ağrı düzeyi ve uyku kalitesine etkisi Amaç: Araştırma palyatif bakım hastalarına uygulanan yatak banyosunun satürasyon, ağrı düzeyi ve uyku kalitesine etkisini belirlemek amacı ile ön test-son test kontrol grup tasarımlı randomize deneysel bir çalışma olarak planlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma Mayıs 2023- Aralık 2023 tarihleri arasında Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Kliniğinde tedavi ve bakım alan hastalar ile örneklem seçim kriterlerine uyan 30 çalışma 30 kontrol olmak üzere toplam 60 gönüllü hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma verilerinin toplanmasında Bireysel Tanıtıcı Özellikler Formu, Edmonton Semptom Tanılama Ölçeği, Wong Baker Ağrı Skalası, Richard Campbell Uyku Anketi, Oksijen Satürasyon Formu kullanıldı. Çalışma grubuna haftada üç kez, gün aşırı yatak banyosu uygulandı. Araştırmadan elde edilen veriler tanımlayıcı istatistiksel metotlar, Ki Kare, Friedman, Mann Whitney U, Bonferroni Testi, Tekrarlı Ölçüm Varyans Analalizi ile analiz edildi. Araştırmanın Clinicial Trials.gov PRS (Protocol Registration and Results System) kaydı yapıldı (Protokol numarası: NCT06055426). Bulgular: Yatak banyosunun oksijen satürasyonunu yükseltici etkisi ikinci banyo uygulamasından sonra oldu. Ağrı ve uykuya olan olumlu etkinin görüldüğü gün, birinci yatak banyosu sonrası idi. İlk yatak banyosu uygulamasından sonra hastaların ağrı düzeylerinde düşme, uyku toplam puanı ve uyku kalitesinde artış gözlendi. Bu olumlu etki diğer yatak banyosu uygulamalarından sonra da devam etti ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Bu araştırmada çalışma grubuna haftada üç kez yatak banyosu yaptırılmıştır. Çalışma sonucunda yatak banyosunun palyatif bakım hastalarının oksijen satürasyonunu yükseltici, ağrıyı azaltıcı ve uyku kalitesini artırıcı etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Palyatif bakım, yatak banyosu, satürasyon, ağrı düzeyi, uyku kalitesi, hemşirelik bakımı.
Duygusal zeka ve liderlik yeterlilik modeli çerçevesinde yönetici hemşirelerin değerlendirilmesi: Karma yöntem çalışması
Amaç: Bu araştırmanın amacı, yönetici hemşirelerin duygusal zekaya ilişkin deneyimlerini ve yönetici hemşire liderliğinde duygusal zekanın önemini belirlemektir. Yöntem: Araştırmada karma tasarım kullanıldı. Nitel boyutu, yönetici hemşireler ile bireysel derinlemesine görüşme tekniğiyle fenomenolojik desende "Yarı Yapılandırılmış Form" ile gerçekleştirildi. Nicel boyutunda ise hemşirelerin "Duygusal Zeka Değerlendirme Ölçeğini" doldurmaları istendi. Veriler, Ocak 2023 - Nisan 2023 tarihleri arasında Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan gönüllü birinci düzey yönetici hemşireler (n=20) ve hemşireler (n=207) ile toplandı. Araştırmanın niteliksel verileri, MAXQDA 2022 programında tümevarımsal ve tümdengelimsel analize dayalı, niceliksel verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı. Bulgular: Nitel aşamada elde edilen bulgular; "duygusal zekanın tanımı", "yönetici hemşirelerin duygusal zeka ve liderlik yeterlilikleri", "duygusal zekayı kullanmanın katkıları" ve "duygusal zekanın geliştirilmesi" başlıkları altında dört ana tema belirlendi. Nicel aşamada hemşirelerin yönetici hemşirelerde algıladığı duygusal zeka puanının (147.34±22.12) normal olduğu bulundu. Sonuç: Bu araştırmada, yönetici hemşirelerin duygusal zeka ve liderlik yeterliliklerini kullanarak olumlu çalışma ortamını sağlamaya çalıştıkları tespit edildi. Yönetici hemşirelerin eğitim programlarının içeriklerinin oluşturulmasında, seçim kriterlerinin belirlenmesinde ve performans değerlendirmede bu yeterliliklerden faydalanılabilir. Anahtar kelimeler: Yönetici hemşire, hemşire, duygusal zeka, karma desen, yeterlilik, liderlik
Bebek/çocuk temalı reklamların kadınların depresyon, anksiyete, stres düzeylerine etkisi
Amaç: Bebek/Çocuk temalı reklamların kadınların depresyon, anksiyete, stres düzeylerine etkisini araştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı ve analitik tipte yapılan çalışma, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ve İnfertilite Polikliniği ile Afyon Özel Parkhayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde ve Tüp Bebek Merkezinde yapıldı. Kadınlar gebe kalma durumlarına göre; spontan gebe kalan kadınlar, yardımcı üreme tekniği ile gebe kalanlar ve yardımcı üreme tekniği deneyip gebe kalamayanlar şeklinde 3 gruba ayrıldı. Her bir grup 30 kişiden oluştu. Veriler "Sosyo-Demografik Özellikler Veri Formu" ve "Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-42)" ile toplandı ve SPSS 29.0 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Kadınların, depresyon, anksiyete, stres ölçeği puan ortalamaları gruplara göre kıyaslanarak incelendiğinde, gruplar arasındaki farklılığın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,05). Bebek çocuk temalı reklamların, Yardımcı Üreme Tekniklerini deneyip gebe kalamayan kadınların, depresyon, anksiyete ve stres ölçeği puan ortalamalarını artırdığı belirlendi. Sonuç: Bebek/çocuk temalı reklamların; kadınların depresyon, anksiyete, stres düzeylerine ve ilgili reklamları izleme sürelerine etki ettiği düşünülmektedir. Hassas grupta yer alan infertil kadınlara, günlük yaşamda sıklıkla karşılaşacakları reklam gruplarından olumsuz etkilenmelerini önlemek adına baş etme stratejileri geliştirmeleri sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: infertilite, depresyon, anksiyete, stres, reklam
Aşılama ve embriyo transferi öncesi kadınların uyku ve depresyon anksiyete stres düzeylerinin belirlenmesi
ÖZET Başlık: Aşılama ve Embriyo Transferi Öncesi Kadınların Uyku ve Depresyon Anksiyete Stres Düzeylerinin Belirlenmesi Amaç: Bu araştırmanın amacı aşılama ve embriyo transferi öncesi kadınların uyku ve depresyon anksiyete stres düzeylerini belirlemektir. Yöntem: Araştırma Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İnfertilite ve Üreme Sağlığı Merkezinde 01.01.2023 ve 30.08.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmacı aşılama ve embriyo transfer işlemlerini yaptıracak ve tanı almış uyku bozukluğu olmayan çalışmaya katılmayı kabul eden 170 kadın ile araştırmayı gerçekleştirmiştir. Çalışmaya dahil edilenlerden sözlü ve yazılı izin alarak yüz yüze görüşme ile veriler toplanmıştır. Veriler Sosyo-Demografik Özellikleri Belirleme Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği, Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği ile toplanıp IBM SPSS V23 analiz edilmiştir. Bulgular: Gruplara göre katılımcıların depresyon puanı kategorilerinin dağılımları istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir (p=0,031). Aşılama yapılacak kadınlarda hafif depresyon kategorisinde olanların oranı %5,9 iken embriyo transferi yapılacak kadınlarda bu değer %17,6 olarak bulunmuştur. Her iki grupda katılımcıların Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçek puanları arasındaki ilişki pozitif yönlü bulunmuştur (p<0,001). Depresyon Anksiyete Stres Ölçek puanı arttığında Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçek puanı da artmaktadır. Sonuç: Depresyon, anksiyete, stres düzeylerinin ve uyku kalitesinin infertilite tedavisi alan kadınlarda olumsuz etkilendiği düşünülmektedir. Ancak depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve uyku kalitesinin infertilite tedavisinin basamaklarına göre farklılaştığı gerçeği göz ardı edilebilmektedir. Genellikle tedavinin ilerleyen aşamasında düşünülen embriyo transfer işleminde hafif depresyon puanının daha yüksek çıkması alınan tedavi süresi uzadığında psikolojik zorlanma düzeyinin de arttığı sonucunu bize göstermektedir. Dolayısıyla sağlık profesyonelleri tarafından kadınlar değerlendirilirken içinde bulundukları tedavinin aşamalarına göre yaklaşımda bulunmak önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: İnfertilite, depresyon, anksiyete, stres, uyku
Hemşirelerde iletişim ve tıbbi bilgi paylaşımının ekip çalışmasına etkisinde kişi örgüt uyumunun aracılık rolünün değerlendirilmesi
Başlık: Hemşirelerde iletişim ve tıbbi bilgi paylaşımının ekip çalışmasına etkisinde kişi-örgüt uyumunun aracılık rolünün değerlendirilmesi. Amaç: Bu araştırma bir kamu hastanesinde çalışan hemşirelerde iletişim ve tıbbi bilgi paylaşımının ekip çalışmasına etkisinde kişi-örgüt uyumunun aracılık rolünü belirlemek amacı ile gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma kesitsel türde tasarlanmıştır. Araştırma örneklemini Eskişehir ilinde bir kamu hastanesinde çalışan hemşireler arasından basit tesadüfî yöntem ile seçilen 562 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aşamasından önce etik kurul onayı ve araştırmanın yürütüldüğü hastanenin bağlı olduğu İl Sağlık Müdürlüğünden kurum izni alınmıştır. Elde edilen veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "İletişim ve Tıbbi Bilgi Paylaşımı Ölçeği", "Ekip Çalışması Tutumları Ölçeği", "Kişi-Örgüt Uyumu Ölçeği" ile toplanmış ve uygun istatistik programları kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma bulgularına göre değişkenler arasında; hemşirelerin iletişim ve tıbbi bilgi paylaşımının, ekip çalışmasına (β=0.272, p<0.05), kişi-örgüt uyumunun, ekip çalışmasına (β=0.136, p<0.05) ve iletişim ve tıbbi bilgi paylaşımının, kişi-örgüt uyumuna (β=0.272, p<0.05) etkisi incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir etkisi olduğu görülmektedir. Buna ek olarak iletişim ve tıbbi bilgi paylaşımının (bağımsız değişken), ekip çalışması (bağımlı değişken) üzerinde kişi-örgüt uyumunun (aracı değişken) aracılık etkisi incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmektedir (β=0.212, p<0.05). Sonuç: Yapılan analizler sonucunda hemşirelerde iletişim ve tıbbi bilgi paylaşımının ekip çalışmasına etkisinde kişi-örgüt uyumunun kısmi aracılık rolü bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İletişim ve Tıbbi Bilgi Paylaşımı, Ekip Çalışması, Kişi-Örgüt Uyumu, Hemşirelik, Aracılık Rolü
İnfertilite nedenine göre kadınlarda kafein tüketimi ve tercihnedenleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Başlık: İnfertilite nedenine göre kadınlarda kafein tüketimi ve tercih nedenleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi Amaç: Kadınlarda üreme sağlığı açısından risk faktörü olarak bilinen kafein tüketiminin sıklığı ve tercih nedenlerini belirlemek ile nedeni açıklanan ve nedeni açıklanamayan infertilite açısından ilişkisini saptamak amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma Medical Park Trabzon Karadeniz Hastanesi Üreme Endokrinolojisi ve İnfertilite Ünitesinde 1 Temmuz 2022 ile 30 Haziran 2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmacı, infertilite tanısı almış kadınlardan sözlü ve yazılı izin alarak yüz yüze görüşme tekniği kullanmıştır. Veriler, sosyo-demografik özellikleri belirleme formu ve kafein kullanımına özgü veri toplama formu ile toplanmış, IBM SPSS V23 ile analiz edilmiştir. Normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk ve Kolmogorov-Smirnov testleri ile incelenmiştir. Gruplara göre kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi, Yates düzeltmesi ve Fisher-Freeman-Halton testi kullanılmıştır. İkili gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi ve üç ve üzeri gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Normal dağılmayan veriler arasındaki ilişki Spearman's rho korelasyon katsayısı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Kadınların kafein tüketim nedenlerine ilişkin bulguların dağılımları arasında anlamlı bir farklılık elde edilmiştir (p=0,001). Nedeni açıklanan infertil kadın grubunda "lezzet amacıyla" nedeni açıklanamayan infertil kadın grubunda ise "daha iyi hissetmek amacıyla" tüketildiği saptanmıştır. Her iki gruptaki kadınların günlük kafein kullanımları değerlendirildiğinde iki grup arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p=0,567). Sonuç: Kadınlarda üreme sağlığı açısından riskli davranışlarının anlaşılması ve bu davranışları etkileyen faktörlerin belirlenmesi, önleyici stratejilerin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: İnfertilite, Kadın, Kafein, Risk faktörleri, Yaşam biçimi
Adölesanlarda akıllı telefon bağımlılığı ve phubbing davranışları: Aleksitiminin aracı, akran zorbalığı ve sosyal yetkinliğin düzenleyici rolünün değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmada adölesanların akıllı telefon bağımlılığının phubbing davranışları ile ilişkisinde aleksitiminin aracı, akran zorbalığı ve algılanan sosyal yetkinliğin düzenleyici rolünün değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma Mayıs-Haziran 2023 tarih aralığında kesitsel desende yürütülmüştür. Çalışma evrenini Eskişehir Sivrihisar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ortaöğretim düzeyinde bulunan 7 okulda öğrenim gören 897 öğrenci oluşturmaktadır. Örneklem hesabına gidilmeyerek çalışma evreninin tamamına ulaşılması amaçlanmış, toplamda 837 öğrenci (%93,31) ile araştırma sonlandırılmıştır. Çalışmada "Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Versiyonu", "Phubbing Ölçeği", "Toronto Aleksitimi Ölçeği", "Ergen Akran İlişkileri Ölçeği Zorba ve Mağdur Formu" ve "Algılanan Sosyal Yetkinlik Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada düzenleyici roller düzenleyici regresyon analizi, aracılık rolleri ise Baron ve Kenny'nin Aracı Etki Analizi yaklaşımı ile test edilmiştir. Bulgular: Adölesanların akıllı telefon bağımlılığının phubbing davranışları ve aleksitimi düzeyleri üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Aleksitimi düzeyleri ise phubbing davranışları üzerinde etkili olup, akıllı telefon bağımlılığı ve phubbing davranışları arasındaki ilişkide aleksitimi düzeylerinin aracılık rolü belirlenmiştir. Akıllı telefon bağımlılığı x algılanan sosyal yetkinlik; akıllı telefon bağımlılığı x akran zorbalığı yapma; akıllı telefon bağımlılığı x akran zorbalığına uğrama etkileşim etkisi değişkenlerinin phubbing davranışları üzerinde anlamlı bir etkisi saptanmamış olup, düzenleyici etkinin varlığından söz edilememektedir. Sonuç: Adölesanların akıllı telefon bağımlılığı phubbing davranışı sergileme durumları üzerinde etkilidir. Akıllı telefon bağımlılığı ve phubbing davranışları arasındaki ilişkide aleksitimin aracı rolü bulunmaktadır. Ancak sosyal yetkinliklerinin düzenleyici rolü bulunmamaktadır. Anahtar kelimeler: Adölesan, akıllı telefon bağımlılığı, phubbing, aleksitimi, akran zorbalığı, sosyal yetkinlik
Vardiyalı çalışan hemşirelerde uyku bozuklukları ve iş stresinin kardiyovasküler hastalık riski ve risk farkındalığı ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Vardiyalı çalışan hemşirelerde uyku bozuklukları ve iş stresinin kardiyovasküler hastalık (KVH) riski ve risk farkındalığı ile olan ilişkilerini araştırmaktır. Yöntem: Araştırma, Haziran-Eylül 2023 tarih aralığında bir üniversite hastanesinde çalışan 258 hemşire üzerinde yürütülen kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırma verilerinin toplanmasında "DSM-5 Uyku Bozukluğu-Yetişkin Ölçeği Kısa Formu", "Genel İş Stresi Ölçeği", "Framingham Kardiyovasküler Hastalık Risk Skoru" ve "Kardiyovasküler Hastalık Risk Farkındalığı Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Hemşirelerin çoğunluğu (%63,6) sağlıklı uyku süreleri rapor etse de, %52,7'si uyku bozukluğuna sahip olup, iş stresi orta düzeydedir. Önümüzdeki 30 yıl içerisinde tam KVH geçirme riski hemşirelerin %28,7'sinde orta, %5,4'ünde yüksek düzeydedir. Sert KVH geçirme riski ise, hemşirelerin %18,2'sinde orta, %0,8'sinde yüksektir. Hemşirelerin uyku bozuklukları arttıkça genel iş stresi de artmaktadır. Hemşirelerin tam KVH ve sert KVH risklerini arttırmada etkili olan ilk üç değişken; anti-hipertansif ilaç kullanımı, erkek olma ve kronik hastalık varlığı iken, azaltmada etkili olan ilk üç değişken; sigarayı bırakmış, hiç içmemiş ya da evli olma durumudur. Hemşirelerin uyku bozuklukları ve iş stresi arttıkça, KVH risk farkındalığı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarına olan niyetleri de artmaktadır. Sonuç: Bulgular, vardiyalı çalışma düzeninin uyku bozuklukları ve iş stresini artırdığını ve bu faktörlerin KVH riski ve farkındalığı ile doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. 40 yaş üstü tüm hemşirelerin KVH risk taramasından geçirilmesi, çalışma ortamında dinlenme araları gibi düzenlemelerin yapılması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının teşvik edilmesi ve stres yönetimi programlarının düzenlenmesi hemşirelerin KVH riskini azaltmalarını destekleyebilir.
Nörogelişimsel bozukluğa sahip adölesanların ebeveynlerinde içselleştirilmiş damgalanma ile fonksiyonel olmayan tutumlar ve otomatik düşünceler arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı nörogelişimsel bozukluğa sahip adölesanların ebeveynlerinde içselleştirilmiş damgalanma ile fonksiyonel olmayan tutumlar ve otomatik düşünceler arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Yöntem: Bu araştırma kesitsel ve ilişki arayıcı desende tasarlanmıştır. Bu araştırma Eskişehir Özkan Halaç Meslek Okulu ve Eskişehir Dr. Safa Halaç Özel Eğitim Ortaokulunda bulunan 303 ebeveyn ile Eylül 2023- Ocak 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Ebeveynlerin Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği ve Otomatik Düşünceler Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmamızda frekans ve yüzde analizleri, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü Anova testi, Pearson korelasyon analizi, Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Ebeveynlerin fonksiyonel olmayan tutumları (r=0.430; p<0.01) ve otomatik düşünceleri (r=0.548; p<0.01) ile ebeveynlerin ruhsal hastalıklarda içselleştirilmiş damgalanmaları arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin otomatik düşünce düzeyi içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin %30.1'ini etkilemektedir. (ß=40.117; p<0.01). Fonksiyonel olmayan tutumların ebeveynlerin içselleştirilmiş damgalanma üzerinde %18.5'ini bir etkilediği bulunmuştur (ß=43.263; p<0.01). Sonuç: Nörogelişimsel bozukluğa sahip adölesanların ebeveynlerinin yaşadıkları içselleştirilmiş damgalanmaya, fonksiyonel olmayan tutumlar ve otomatik düşünceler etki etmektedir. Psikiyatri hemşirelerinin ebeveynlere yönelik müdahale uygulamalarında bu risk faktörlerine önem vermeleri önerilmektedir. Anahtar kelimeler: nörogelişimsel bozukluklar, içselleştirilmiş damgalanma, fonksiyonel olmayan tutumlar, otomatik düşünceler, ebeveyn, psikiyatri hemşiresi
Erkeğe ve kadına yönelik Namus Algısı Ölçekleri'nin geliştirilmesi
Başlık: Erkeğe ve Kadına Yönelik Namus Algısı Ölçekleri'nin Geliştirilmesi Amaç: Araştırmanın amacı, toplumdaki 18-65 yaş arası bireylerin kadına ve erkeğe yönelik namus algısını belirleyen geçerli ve güvenilir ölçme araçlarını geliştirmektir. Yöntem: Literatür taramaları ve araştırmacıların deneyimleri ile oluşturulan 142 madde havuzu etik kurulun önerisi, uzman görüşleri ile 60 madde havuzuna indirgenmiş, iç tutarlılığı incelenmiş ve 12 uzman görüşü alınarak 45'e düşürülmüştür. İlk pilot uygulama 91 katılımcıyla, ikinci pilot uygulama ise kapsam geçerliliği sonrası kalan 33 algı ifadesiyle 54 katılımcıyla yapılmıştır. Yapılan analizler sonucu kalan 29 algı ifadesiyle veri toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'nin 7 bölgesinin her birinden rastgele belirlenen bir ilden basit rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen 673 katılımcı oluşturmuştur. Veriler Aralık 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında "Genel Bilgi Formu", ''Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu'' ve "Namus Algısı Ölçeği (NAÖ)" kullanılarak online olarak toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistiksel metotları ve SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 25.0 ve AMOS 21 programında analiz edilmiştir. Bulgular: Erkeğe ve kadına yönelik namus algısı ifade ve alt boyutlarının faktör analizi ve cronbach alfa puanlamalarında farklılaşmalar görülmüştür. Bu nedenle ''Namus Algısı Ölçeği'', ''Kadına Yönelik Namus Algısı Ölçeği'' ve ''Erkeğe Yönelik Namus Algısı Ölçeği'' olarak ayrılmıştır. Yapı geçerliliğini ölçmek için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yapılarak ölçeklerin iki alt boyutlu yapıya sahip olduğu belirlenerek doğrulanmıştır. Kadına Yönelik Namus Algısı Ölçeği'nin cronbach alfa güvenilirlik katsayısı α=0,934, Erkeğe Yönelik Namus Algısı Ölçeği'nin cronbach alfa güvenilirlik katsayısı α=0,849 olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Geliştirilen ''Erkeğe ve Kadına Yönelik Namus Algısı Ölçekleri' geçerli ve güvenilirdir.
Yoğun bakım hastalarında sarı kantaron yağının cilt nemine etkisi
Başlık: Yoğun bakım hastalarında sarı kantaron yağının cilt nemine etkisi Amaç: Araştırma, yoğun bakım hastalarında sarı kantaron yağı uygulamasının cilt nemine etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma prospektif ön test- son test kontrollü deneysel bir araştırmadır. Yöntem: Araştırma verileri Eskişehir Şehir Hastanesinde, 1 Eylül 2023 ile 1 Mart 2024 tarihleri arasında yatan hastalardan toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Özellikler Formu, Nem Ölçer Cihazı ve sarı kantaron yağı kullanılmıştır. Çalışmanın örneklem büyüklüğü güç analizinde test gücü (1-β) 0.80, α(alfa)=0.05, etki düzeyi 0.10 ile toplam örneklem sayısı 138 olarak bulunmuştur. Araştırma 70 deney, 70 kontrol grubu olmak üzere toplam 140 hasta da yapılmıştır. 21 gün boyunca deney grubuna sarı kantaron yağı, kontrol grubuna rutin hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Bağımsız Örneklem t testi, ANOVA (Tekrarlı Ölçüm testi), Mann-Whitney U" test, Wilcoxon" test ve Pearson-χ2" çapraz tabloları kullanılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun nem oranları incelendiğinde her iki grupta da 1, 2 ve 3.hafta nem oranları, 0.güne göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. 3.hafta nem oranları, 2.haftaya göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Deney grubundaki hastaların 1, 2 ve 3.hafta nem oranları, kontrol grubundaki hastalara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Sarı kantaron yağının yoğun bakım hastalarının cilt nemi üzerine etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Basınç ülseri, sarı kantaron yağı, nemlilik, hemşirelik, Braden Risk Değerlendirme Ölçeği
Whatsapp temelli eğitim ve danışmanlığın emzirme öz yeterliliği beden memnuniyeti ve kilo retansiyonuna etkisi
Amaç: Araştırma, WhatsApp temelli eğitim ve danışmanlığın annelerin emzirme öz yeterliliği, beden memnuniyeti, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve kilo retansiyonu üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleşmiştir. Materyal ve Metot: Araştırma, ön test-son test-izlem test deseninde randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, Siirt il merkezinde bulunan dört ASM'ye kayıtlı doğum sonu ilk bir haftalık dönemde bulunan anneler oluşturmuştur. Deney grubundaki annelere verilen eğitim ve danışmanlık WhatsApp üzerinden, eğitim videoları ile sekiz hafta boyunca verilmiştir. Veriler; Katılımcı Tanıtım Formu, EÖYÖ, BMÖ ve SYBDÖ kullanılarak doğum sonrası ilk hafta yüz yüze, üçüncü ve altıncı aylarda ise Google Forms aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubundaki annelerin EÖYÖ ve BMÖ ön test, son test ve izlem test puan ortalamalarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). SYBDÖ toplam puanı ve alt boyutları olan sağlık sorumluluğu, fiziksel aktivite ve beslenme puan ortalamaları deney grubunda kontrol grubuna göre anlamlı biçimde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kilo retansiyonu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: Annelere WhatsApp temelli verilen eğitim ve danışmanlığın annelerin emzirme öz yeterliliğini, beden memnuniyetini ve sağlıklı yaşam davranışlarını olumlu yönde geliştirdiği saptanmıştır. Ancak kilo retansiyonu üzerinde etkisi görülmemiştir.
Adölesanlara verilen web tabanlı cinsel eğitim ve danışmanlığın cinsel eğitime yönelik tutum ve bilgi düzeyine etkisi
Amaç: Araştırma, adölesanlara verilen web tabanlı cinsel eğitim ve danışmanlığın cinsel eğitime yönelik tutum ve bilgi düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırma ön test son test randomize kontrollü deneme modeli olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Siirt il merkezindeki iki devlet lisesinin 11. sınıfında öğrenim gören adölesanlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini dahil edilme kriterlerini sağlayan 191 adölesan oluşturmuştur. Araştırmada veriler Aralık 2024- Haziran 2025 tarihleri arasında Kişisel Bilgi Formu, CEYTÖ ve CSBT kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada deney grubundaki adölesanlara araştırma için oluşturulan web sitesi üzerinden 8 hafta süren video temelli cinsel eğitim ve danışmanlık verilmiştir. Araştırmada deney ve kontrol grubundaki adölesanlara ön test veri toplama formları uygulandıktan 8 hafta sonra CSBT son testi, 12 hafta sonra CEYTÖ son test uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada deney grubundaki adölesanların CEYTÖ son test puan ortalamaları kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuş olup deney grubundaki adölesanların cinsel eğitime yönelik tutumlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.001). Ayrıca CEYTÖ'nün cinsel sağlığa ilişkin görüşler ve cinsel eğitimin yararlarına ilişkin görüşler alt boyutlarının puan ortalamaları kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p=0.001). Araştırmada son testte deney grubundaki adölesanların CSBT puan ortalamaları kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuş olup cinsel sağlık bilgi düzeyinin arttığı saptanmıştır (p<0.001). Sonuç: Araştırmada cinsel eğitim ve danışmanlığın adölesanların cinsel eğitime yönelik tutumlarını olumlu yönde geliştirdiği ve cinsel sağlık bilgi düzeyini artırdığı saptanmıştır.
Hasta yakını seslerinin yoğun bakımda yatan hastalardaki dopamin, serotonin düzeyleri ve ağrı üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma, hasta yakını seslerinin yoğun bakımda yatan hastalarda dopamin, serotonin düzeyleri ve ağrı üzerine etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Materyal ve metot: Araştırma, randomize kontrollü deneysel tasarım modeli olarak, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nin dahili ve cerrahi yoğun bakım ünitelerinde 2025 yılında gerçekleştirilmiş; örneklemi dahil edilme kriterlerini karşılayan 78 hastadan (deney=39, kontrol=39) oluşmuştur. Deney grubundaki hastalara hasta yakınlarından alınan, duygusal içerik taşıyan ses kayıtları yapılandırılmış bir protokol ile kulaklık aracılığıyla toplam 40 dakika dinletilmiş; her iki grupta 1. (0. dakika), 2. (20. dakika) ve 3. (50. dakika) ölçüm şeklinde davranışsal ağrı değerlendirmesi yapılmış ve venöz kan örneklerinden dopamin ile serotonin düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular: Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre dopamin ve serotonin düzeylerinin 3.ölçüm değerleri açısından anlamlı bir farklılık oluştuğu (p<0.05) ve kontrol grubundaki değerlerin düşme eğiliminde olduğu tespit edilmiştir. Ağrı puanları bulgularına göre, 2. ve 3. ölçümlerde deney grubu hastalarının ağrı puanlarının anlamlı şekilde azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Hasta Yakını Memnuniyet Anketi sonuçlarında gruplar arasında anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Sonuç: Hasta yakını seslerinin yoğun bakım hastalarında nörokimyasal rahatlama yanıtını desteklemede ve davranışsal ağrıyı azaltmada etkili bir nonfarmakolojik yöntem olduğu ortaya konmuştur. Bu sonuçlara göre, yoğun bakım hastalarının bireysel geçmişine uygun tanıdık ses kayıtlarının, planlı duyusal uyarım programlarına dâhil edilmesi önerilir.
Birinci basamak sağlık kurumlarında çalışan hemşirelere Jenning'in hemşirelikte afet yönetim modeline göre verilen eğitimin afet hemşireliği ve yönetimi bilgi durumuna etkisi
Amaç: Bu araştırma, birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan hemşirelere Jenning'in hemşirelikte afet yönetimi modeli temel alınarak verilen eğitimin hemşirelik bilgi durumuna etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma ön test- son test kontrol gruplu gerçek deneme modelinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Siirt il merkezi ve ilçelerinde birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan 94 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmanın evrenini tamamı araştırmaya dâhil edildiği için örnekleme yoluna gidilmemiştir. Deney ve kontrol grubunu birbirinden ayırt etmek için 14 Aile Sağlığı Merkezi ve 1 Toplum Sağlığı Merkezinde çalışan hemşireler deney grubuna, 15 Aile Sağlığı Merkezinde çalışan hemşireler kontrol grubuna kura yöntemiyle (46 deney, 48 kontrol) seçilmiştir. Veriler Ekim 2024 – Mart 2025 tarihleri arasında toplanmış ve verilerin elde edilmesinde Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Afet Hemşireliği ve Afet Yönetimi Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Deney grubundaki hemşirelere araştırmacı tarafından çalıştıkları kurumlarda Jenning'in afet yönetim modeline göre 2 hafta arayla 4 oturumlu eğitim uygulanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzdelik, ortalama, ki-kare, bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular: Girişim şeması ölçüm verilerine göre; deney grubunda Afet Hemşireliği ve Afet Yönetimi Değerlendirme Anketi toplam puan ortalaması 208.54±9.26, kontrol grubunun toplam puan ortalaması 198.91±15.13 olduğu saptanmıştır. Gruplar arasındaki puan ortalamaları farkının istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır (p=0.000). Sonuç: Birinci basamakta çalışan hemşirelere Jenning'in afet yönetim modeline göre verilen eğitimin hemşirelerin afet bilgi düzeyini arttırmıştır. Anahtar kelimeler: Afet hemşireliği, Afet yönetimi, Jenning'in afet hemşireliği yönetim modeli
Opiyat kullanım bozukluğu olan bireylerde mindfulness temelli bilişsel terapi programının (MBCT) öz şefkat, öfke kontrolü ve intihar düşüncesine etkisi
Amaç: Bu araştırma, mindfulness temelli bilişsel terapi programının opiyat kullanım bozukluğu olan bireylerde öz şefkat, öfke kontrolü ve intihar düşüncesi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, ön test-son test kontrol gruplu randomize kontrollü deneysel tasarımda yürütülmüş olup, Turgut Özal Tıp Merkezi Psikiyatri Polikliniği'nde Ekim 2024–Ocak 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini opiyat kullanım bozukluğu tanısı alan toplam 60 birey oluşturmuş, katılımcılar randomizasyon yöntemiyle deney (n=30) ve kontrol (n=30) gruplarına atanmıştır. Veriler Tanıtıcı Özellikler Formu, Kontrol Altına Alınmış Öfke Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu ve İntihar Düşüncesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Deney grubuna rutin tedaviye ek olarak dört hafta boyunca haftada iki oturum şeklinde toplam sekiz oturumdan oluşan MBCT programı uygulanmış, kontrol grubuna yalnızca rutin tedavi sürdürülmüştür. Verilerin analizinde SPSS 25.0 programı kullanılmış; tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, bağımlı gruplarda t testi ve ANCOVA analizleri yapılmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda, deney grubunda Öz Şefkat Ölçeği puanlarının anlamlı düzeyde arttığı, Kontrol Altına Alınmış Öfke Ölçeği puanlarının yükseldiği ve İntihar Düşüncesi Ölçeği puanlarının anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir (p<0,05). Kontrol grubunda ise Kontrol Altına Alınmış Öfke Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği ve İntihar Düşüncesi Ölçeği ön test ve son test puanları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: MBCT'nin opiyat kullanım bozukluğu olan bireylerde öz şefkati artırdığı, öfke kontrolünü geliştirdiği ve intihar düşüncesini azalttığı belirlenmiştir. Bu doğrultuda, opiyat kullanım bozukluğu tedavisinde farmakolojik yaklaşımlara ek olarak psikososyal müdahalelerin uygulanmasının yararlı olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İntihar düşüncesi, MBCT, Opiyat kullanım bozukluğu, Öfke kontrolü, Öz şefkat, Psikiyatri hemşireliği
Bariatrik cerrahi geçiren hastalarda ayak refleksolojisinin yaşam bulguları, beta endorfin ve ağrı düzeylerine etkinin incelenmesi
ÖZET Bariyatrik Cerrahi Geçiren Hastalarda Ayak Refleksolojisinin Yaşam Bulguları, Beta Endorfin ve Ağrı Düzeylerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırma, bariyatrik cerrahi geçiren hastalarda uygulanan ayak refleksolojisinin yaşam bulguları, beta endorfin ve ağrı düzeyleri üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak gerçekleştirildi. Materyal ve Metot: Araştırma, Mart 2024–Temmuz 2026 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde sleeve gastrektomi ameliyatı geçiren hastalarla yürütüldü. Veriler Eylül 2024–Haziran 2025 tarihleri arasında toplandı. Örneklemi deney (n = 42) ve kontrol (n = 42) gruplarında yer alan toplam 84 hasta oluşturdu. Veriler Hasta Tanıtım Formu, Sayısal Ağrı Ölçeği, Yaşamsal Belirtiler İzlem Formu ve serum beta endorfin ölçümleriyle toplandı. Deney grubuna ameliyat sonrası ayak refleksolojisi uygulandı. Veriler bağımsız ve eşleştirilmiş t testleri, Ki-kare testi, Two-Way Mixed Model ANOVA, Bonferroni testi ve ANCOVA ile analiz edildi. Bulgular: Refleksoloji sonrası deney grubunda sistolik kan basıncı ve ağrı düzeyi anlamlı olarak azaldı (p<0,05). Diyastolik kan basıncı, solunum sayısı ve nabızda anlamlı değişiklik saptanmadı (p>0,05). Vücut ısısında zaman ve grup etkileşimi anlamlı bulundu (p<0,05). Beta endorfin düzeyi deney grubunda anlamlı değişiklik göstermezken kontrol grubunda anlamlı düzeyde azaldı. Başlangıç beta endorfin düzeyleri kovaryant olarak kontrol edildiğinde, refleksoloji sonrası beta endorfin düzeyleri bakımından gruplar arasında anlamlı fark bulundu (F(1, 81)=10,145; p=0,002). Sonuç: Bariyatrik cerrahi sonrası uygulanan ayak refleksolojisinin, ağrı düzeyini azalttığı, beta-endorfin düzeyinin korunmasına katkı sağladığı ve sistolik kan basıncı ile vücut ısısı üzerinde olumlu etkiler gösterdiği belirlenmiştir. Bulgular, ayak refleksolojisinin ameliyat sonrası bakımda tamamlayıcı bir girişim olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Bariyatrik cerrahi, refleksolojisi, ağrı, yaşam bulguları, beta endorfin.
Yoğun bakım hemşirelerinde onurlu bakımın vicdan algısı ve etik duyarlılık ile ilişkisi
Amaç: Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinde onurlu bakımın vicdan algısı ve etik duyarlılık ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olan araştırma, Kasım 2025 ve Mart 2026 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi yoğun bakım ünitelerinde yürütüldü. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflendi. Araştırma verileri, 213 yoğun bakım hemşiresi örneklemi ile tamamlandı. Veriler; Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Onurlu Bakım Ölçeği, Vicdan Algısı Ölçeği ve Ahlaki Duyarlılık Anketi kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 26 programı ile uygun istatistiksel analizler kullanıldı ve istatistiksel önemlilik düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin (n=213) yaş ortalaması 29,62 yıl olup, %52.1'i kadın, %62,0'ı bekar, %87.3'ü lisans mezunu, %46,0'ı yoğun bakımda 1-2 yıl arası süreyle görev yapmakta ve %81,2'si vardiyalı (gündüz ve gece) olarak çalışmaktadır. Hemşirelerin Onurlu Bakım Ölçeği toplam puan ortalaması 71,19±7,552, Vicdan Algısı Ölçeği toplam puan ortalaması 62,18±10,213 ve Ahlaki Duyarlılık Anketi toplam puan ortalaması 95,33±21,121 olarak saptandı. Regresyon analizleri, onurlu bakım artarken vicdan algısının ve etik duyarlılığın arttığını gösterdi (p<0,05). Sonuç: Araştırma bulguları, hemşirelik profesyonelliğinin temelinde yer alan onurlu bakım, vicdan algısı ve etik duyarlılık kavramlarının birbirleriyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar sağlık profesyonellerinin sağlık bakım hizmetlerinin sunumunda onurlu bakım, vicdan algısı ve etik duyarlılık kavramlarına ve bu kavramlar üzerinde farkındalık oluşturma çalışmalarına yoğunlaşılmasına rehber bilgiler sunabileceğini gösterdi. Anahtar Kelimeler: Etik duyarlılık, Hemşire, Onurlu bakım, Vicdan algısı, Yoğun bakım.
Kas içi enjeksiyon uygulanan yetişkinlerde enjeksiyon korkusu ve ağrısını azaltmada Helfer Skin Tap ve Manuel Basınç etkinliği
Amaç: Bu araştırma, kas içi enjeksiyon uygulanan yetişkin hastalarda enjeksiyon korkusu ve ağrısını azaltma da Helfer Skin Tap ve Manuel Basıncın etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu araştırmarandomize kontrollü deneysel araştırma türündedir. Araştırma Mart 2025-Temmuz 2026 tarihleri arasında, Adıyaman Gerger Devlet Hastanesi acil servisinde yürütülmüştür. Araştırma kapsamında, Helfer Skin Tap (n=55), Manuel Basınç (n=55) ve kontrol grubu (n=55) olmak üzere toplam 165 hasta ile veri toplama süreci tamamlanmıştır. Verilerin toplanması amacıyla 'Hasta Tanıtım Formu', 'Enjeksiyon KorkusuÖlçeği' ve 'Sayısal Değerlendirme Ölçeği' kullanılmıştur. Tüm katılımcılara, uygulama öncesinde Hasta Tanıtım Formu ve Enjeksiyon Korkusu Ölçeği doldurulmuş; uygulama sonrasında ise tekrardanEnjeksiyon Korkusu Ölçeği ve Sayısal Değerlendirme Ölçeğidoldurulmuştur. Verilerin analizindetanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi, tek yönlü varyans analizi, bağımlı örneklemler t testi, Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Kruskal-Wallis-H testi kullanıldı. Etki büyüklükleri Eta kare (η²) ve Epsilon kare (ε²) ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Müdahale öncesi korku puanları açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), müdahale sonrasında gruplar arasındaki farkın anlamlı olduğu saptandı (p<0,001).Grup içi karşılaştırmalarda, Helfer Skin Tap ve manuel basınç gruplarının müdahale sonrası korku puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma olduğu (p<0,001), kontrol grubunda ise anlamlı bir değişiklik olmadığı belirlendi (p>0,05). Müdahale sonrası ağrı puanları incelendiğinde, kontrol grubunun ağrı puanlarının Helfer Skin Tap ve Manuel Basınç grubuna göre daha yüksek olduğu bulundu (p=0,003). Sonuç: HelferSkin Tap ve Manuel Basınç uygulamasının intramüsküler enjeksiyon sırasında bireylerin yaşadığı korku ve ağrıyı azaltmada etkili nonfarmakolojik yöntemler olduğu belirlenmiştir. Özellikle müdahale gruplarında korku düzeylerinin azalması ve ağrı puanlarının kontrol grubuna göre daha düşük bulunması, bu yöntemlerin klinik uygulamalarda kullanılabileceğini göstermektedir. Kolay uygulanabilir, güvenli ve maliyetsiz olan bu yöntemlerin hemşirelik uygulamalarına entegre edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: IM. Enjeksiyon, Korku, Ağrı, Helfer Skin Tap, Manuel Basınç
Engelli çocuğu olan anne-babaların kaygı düzeyi ve başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi
Araştırma engelli çocuğa sahip anne babaların kaygı düzeylerini belirlemek ve bu kaygı ile başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır.Araştırmanın evrenini Malatya ili merkezinde Milli Eğitime bağlı 15 rehabilitasyon merkezine kayıtlı olan 1163 engelli çocuğun ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmada 405 engelli çocuğa sahip ebeveyne ulaşılmıştır.Verilerin toplanmasında Tanıtıcı bilgi formu, Sürekli-Durumluk Kaygı Envanteri ve Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği (BÇSÖ) ölçeği kullanılmıştır. Veriler Eylül 2011- Aralık 2011 tarihlerinde toplanmıştır. İstatistiksel değerlendirmede SPSS 18 paket programı, verilerin analizinde sayı, yüzdelik, ortalama, ki-kare, t testi ve ANOVA varyans analizi testleri kullanılmıştır.Araştırmaya alınanların %78.5 anne, %21.5 babalar oluşturmaktadır. Ebeveynlerin yaş ortalaması 38.00±9.1 olup en düşük 18, en yüksek 65 yaşında oldukları belirlendi. Araştırmaya alınan ebeveynlerin engelli çocuklarının %42.2'sinin 7-14 yaş grubunda, %55.3'ünün erkek, engellilerin %57'sinin zihinsel engelli türündedir. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin %70.1'i çocuğunun engelli olmasından dolayı hiç kimseyi suçlamadığı, %23'ünün çevresi tarafından suçlandığı, %24.2'sinin yaşadıkları sıkıntılarla baş etmek için psikiyatrik destek aldığı saptandı.Bu sonuçlara göre engelli çocuğa sahip ebeveynlerin demografik verileri ile kaygı düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmıştır. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarının çevre tarafından kabul görme, psikiyatrik destek alma, sıkıntılarını paylaşma durumu ile kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde önemli bir ilişki saptanmıştır.Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin; yaş, ekonomik durum, ebeveyn cinsiyeti ile başa çıkma stratejileri arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki saptanmıştır.Araştırmada engelli çocuğa sahip ebeveynlerin kaygı düzeyleri ile kaçınma stratejisi arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre; engelli çocuğa sahip ebeveynlerde psikolojik ve sosyal destek alan bireylerin kaygıları ile baş etme düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır.