Muğla Sıtkı Kocman University
Enstitü

Fen Bilimleri Enstitüsü

Muğla Sıtkı Kocman University

204

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Esnek topolojik cebirsel yapılar üzerine

Bu tez çalışmasında esnek küme teorisinde önemli bir yapı taşı olan esnek eleman kavramını kullanarak esnek gruplar, esnek halkalar incelenmiştir verilen her bir tanımla ilgili örnekler verilmiştir ve daha önceden yapılan benzer tanımlar ile olan ilişkiler elde edilmiştir. Daha sonra esnek topolojik uzaylar derinlemesine araştırılmıştır ve birçok yeni sonuç elde edilmiştir. Ayrıca tez çalışmasındaki temel amaç olan esnek topolojik cebirsel yapılar çalışılmıştır. Öncelikle esnek yarı topolojik gruplar ve devamında esnek topolojik gruplar ve esnek topolojik halkalar tanımlanmış ve bazı sonuçlar elde edilmiştir. Daha önceki yayınlarda verilmiş olan benzer çalışmalara da yer verilmiş ve bu çalışmada verilen tanımlarla olan ilişkileri incelenmiştir.

Nazan Polat
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muğla mermer ocaklarının (Blok mermer üretim faaliyetinin) çevreye olan etkileri, çözüm önerileri ve çevre mevzuatı gereği yapılması gerekenler

Günümüzde hızlı nüfus artışı, tüketim çılgınlığı, teknolojik gelişmeler ve ekonomik kalkınma gibi nedenlerle hammaddeye daha da ihtiyaç duyulmuş ve doğal kaynakların kullanımı daha da artmıştır. En önemli doğal kaynaklarımızdan biri olan madenlerin ülke ekonomisine yaptığı katkılardan dolayı madencilik sektörü de hızlı büyümüş ve gelişmiştir. Muğla'da mermer madeni sektöründeki hızlı büyüme ve gelişme ile mermer ocaklarının sayısının artması, plansız ve kontrolsüz faaliyetlerin gerçekleştirilmesi, doğaya hızla insan elinin değmesi vb. nedenler doğal yaşam ortamlarının bozulmasına ve çevresel sorunlarının yaşanmasına sebep olmuştur. Bu çalışmayla, Muğla'da bulunan mermer ocağı faaliyetlerinin, daha planlanma aşamasından başlanarak; kuruluş, işletme ve kapatma da dâhil bütün aşamalarında çevreye olan etkileri belirlenerek, çevreyle uyumlu bir şekilde nasıl faaliyet sürdürülmesi gerektiği ortaya koyulmuştur. Ayrıca çevre mevzuatı kapsamında faaliyet sahibinin sorumlulukları ve yapılması gerekenler hakkında bilgi verilerek Çevre kanunu ve ilgili yönetmeliklerine uygun, sürdürülebilir bir çalışmanın nasıl yapılabileceği gibi sorular yanıtlanmaya çalışılmıştır.

İpek Özağaç Gedik
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Catharanthus roseus l. bitki özütlerinin 3t3-l1 fare hücre hatlarında bazı obezite ve insülin direnci markörlerine olan etkisi

Obezite günümüzde giderek artan bir halk sağlığı problemi haline gelmiş ve obez bireylerin sayısı geçen 20 yıl içerisinde iki kat artmıştır. Obezite beraberinde gelen kardiyovasküler hastalıklar, kanser, astım, insülin direnci ve bunun neden olduğu Tip II diyabet büyük sağlık sorunlarına yol açmıştır. Obezite ve insülin direncinin tedavisinde birçok farmakolojik yaklaşım bulunmaktadır. Fakat farmakolojik ilaçların beraberinde gelen yan etkiler araştırmacıları daha güvenli ve etkili alternatif tedavi yolları aramaya yöneltmiştir. Catharantus roseus bitki özütleri Malezya, Hindistan, Nijerya, Meksika ve birçok ülkede halk arasında insülin direnci ile ilişkili olan Tip II diyabeti iyileştirmek amacıyla kullanılmaktadır. Diyabetik ve yüksek fruktozla beslenmiş farelerde yapılan in vivo çalışmalar, bitkinin kan şekeri ve lipit metabolizması üzerine olumlu etkisi olduğunu kanıtlamıştır. Ancak bitkinin, aşırı yağ birikimiyle kendini gösteren obezite ve kan şekerinin dolaşımdaki seviyesinin artışıyla karakterize insülin direnci üzerindeki etkisi ile ilgili moleküler mekanizmalara etki şekli açısından çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Bu amaca yönelik olarak preadiposit fare 3T3-L1 hücre hattı adipositlere diferansiye edilmiştir. Adiposit hücreler Catharantus roseus bitki özütü ile muamele edilmiş, muamele edilen hücrelerde obezite (LPL, FAS) ve obeziteyle ilişkili ekstra selüler matriks bileşeni (Kolajen-V), insülin direnci (GLUT-4) ve inflamasyon (IL-6) markör genlerinin ekspresyon analizi Real-time PCR aracılığı ile yapılmıştır. Analiz 18S ile normalize edilmiştir. Çalışma sonucunda Catharantus roseus bitkisinin toprak üstü bölgesinden elde edilen ekstraktın 12,5 µg/ml dozunun hücrelere 24 ve 48 saat uygulanması, ekstrakt uygulanmamış kontrol grubuna kıyaslandığında obezite ve insülin direnci durumunda ortaya çıkan inflamasyon markörü IL-6'nın ekspresyonunu düşürmüştür. Obezite durumunda ekspresyonları artan LPL ve FAS genlerinin 24 saat ekstrakt uygulamasından sonra ekspresyonlarında anlamlı bir düşüş gözlemlenmesine karşın 48 saat ekstrakt uygulamasından sonra bu etki gözlemlenememiştir. Yine obezitede ekspresyonu artış gösteren ekstraselüler matriks bileşeni Kolajen V'te ekstraktın hem 24 saati hem 48 saati artan ekspresyon seviyelerini düzenlemede etkili olmuştur. İnsülin direnci markörü GLUT-4 üzerinde bitki ekstraktının etkisi bulunamamıştır.

Gülben Uytan
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Denizhıyarı özütünün anti-tümör etkileri ve geleneksel kemoterapik ilaçlarla sinerjistik etkileşiminin araştırılması

Kanser, hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması ile karakterize edilen ve dünyadaki başlıca sağlık problemlerinin başında gelen hastalıklardan biridir. Bu nedenle, hem güvenli hem etkili antikanser ajanlarının geliştirilmesi kaçınılmazdır. Kanser tedavisindeki temel problem geliştirilen ilaçların toksik etkisidir. Bunun için girişimlerin çoğu anti-kanser ilaçlarla kombinasyonunda sinerjistik etkili olan besin kaynaklarının ve fitoterapik ajanların araştırılmasına yönelmiştir. Bitki veya denizel organizmalardan elde edilen özütlerin geleneksel kemoteröpatik ajanlarla kombinasyonu kanser tedavisinde etkiyi arttırmaktadır. Farklı coğrafik bölgelerden ve farklı denizhıyarı türlerinden yeni anti-kanser bileşiklerin tanımlanması için önemli bir potansiyel bulunduğu bilinmektedir. Bu nedenle, bu çalışmada, Gökova körfezinden toplanan Holothuria sanctori türünden elde edilen özütlerin anti-tümör etkilerinin çeşitli kanser hücreleri üzerinde etkisinin araştırılması ve bu özütlerin kullanımda olan ticari kanser ilaçları (cisplatin, docetaxel) ile sinerjistik etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Holothuria sanctori'nin aseton (HSA) ve metanol (HSM) ile hazırlanan özütlerinin A549 ve PC-3 hücreleri üzerinde sitotoksik etkileri ve mekanizmaları araştırılmıştır. HSM ve HSA özütlerinin 24, 48 ve 72 saatlerdeki inkübasyon sürelerinde doz ve zamana bağlı olarak sitotoksik aktivitelerine bakıldığında; Holothuria sanctori aseton ve metanol özütlerinin A549 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisinin doza ve zamana bağlı olarak değiştiği; en etkili doz –zaman ikilisinin 72 saat ve 20 mg/ml'lik dozlar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, her iki özütün de en etkili olduğu 72 saat inkübasyon sonrasında IC50 değerleri karşılaştırıldığında, HSA'nın (1.7 mg/ml) daha düşük dozlarda daha yüksek etki gösterdiği gözlenmiştir. PC-3 hücre hattı için ise; HSM ve HSA ile hazırlanan özütlerin zamana bağlı olarak sitotoksik etkilerinin arttığı söylenebilir. Aynı zamanda, HSM ve HSA özütlerinin sitotoksik etkilerinin PC-3 ve A549'a kıyasla sağlıklı hücre hattı olan HEK293 üzerinde daha az olduğu görülmüştür. Farklı konsantrasyonlardaki HSM özütüne maruz kalan A549 ve PC-3 hücrelerinde apoptotik hücre ölümü, Annexin-V kullanılarak gerçekleştirilen flow sitometri yöntemi ile belirlenmiştir. A549 hücrelerinde kaspaz-3 aktivitesinin kontrol hücreleri ile kıyaslandığında yaklaşık 2.1 kat; PC-3 hücrelerinde ise 1.9 kat arttığı belirlenmiştir. HSM özütünün A549 ve PC-3 hücre hattında apoptozu indüklediğini flow sitometri ve kaspaz-3 analizleri ile gösterilmiştir. Holothuria sanctori' ye ait HSA ve HSM özütlerinin kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan cisplatin ve docetaxel ile kombinasyonlarının, etkileşimlerine bakıldığında, tüm etkileşimlerin antagonistik olduğu saptanmıştır. HPLC analizi ile HSM özütünün içeriğindeki fenolik bileşikler incelendiğinde, HSM özütünde en fazla bulunan fenolik bileşiklerin ellagic asit ve epicatechin olduğu tespit edilmiştir. Gelecek çalışmalar bu bireysel bileşiklerin kanser hücreleri üzerindeki etki mekanizmalarını belirleyecektir. Sonuç olarak, bu çalışma ile ekonomik değeri oldukça yüksek olan ve ülkemiz denizlerinde de yayılış gösteren bir denizhıyarı türü olan Holothuria sanctori'nin sitotoksik etkileri ve bu etkiye neden olan mekanizmalar aydınlatılmaya çalışılmıştır.

Nuray Arslan
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapay sinir ağı kullanarak farklı kategoriler ile süt ineklerinde kızgınlık tahmini

Büyükbaş süt besiciliğinde kızgınlık gösteren hayvanların tespitinde büyük sıkıntı çekilmektedir. Bu durum modern süt sığırı işletmelerinde verimliliği önemli ölçüde azaltarak süt ve et fiyatlarının artışına neden olmakta, dolayısıyla tüketicilerin bu hayvansal ürünler için olan alım güzü azalmaktadır. Bu çalışmada, sürü yönetim sisteminin kullanıldığı bir işletmede yetiştirilen Holstein Friesian ırkı sığırlardaki kızgınlık tespitinin, yapay sinir ağları uygulanarak, minimum hata oranı ile belirlenmesi hedeflenmektedir. Bunun için, giriş verisi olarak iki saatlik periyotlarla elde edilen büyükbaş hayvanların hareket sayısı değişim oranı, geviş sayısı değişim oranı, sağım esnasında alınan süt verimi değişim oranı ve iletkenlik değişim oranı kullanılarak farklı kategorilerde yapay sinir ağları modellemesi oluşturulmuştur. Çıkış verisi, "kızgın veya değil" tahminlemesi yapılmıştır. Bu tez kapsamında gerçekleştirilen farklı kategorilerdeki yapay sinir ağı modelleri ile kızgınlık doğruluk oranı tespit edilmiş; bu doğruluk oranlarının, veri setinin her eğitilmesinde %85 ile %93 arasında değiştiği gözlemlenmiştir.

İrfan Sarıca
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yanıklar deresi'nin (Fethiye-Muğla) limnolojik ve su kalitesi yönünden incelenmesi

Ege ve Akdeniz Bölgelerinin buluşma noktasında yer alan Yanıklar Deresi, sahip olduğu zengin doğası, alternatif turizm faaliyetleri ve bu turizm sektörüne hizmet eden tarımsal yapısıyla önemli bir konumdadır. Bu çalışma Aralık 2017 yılı ve Kasım 2018 tarihler arasında, Yanıklar Deresi'nin kaynağına yakın noktadan başlayıp denizel alana kadar olan stratejik noktalardan seçilmiş 6 istasyondan alınan su numunelerinde bazı fiziko-kimyasal parametreler aylık olarak incelenmiştir. Seçilmiş istasyonlardan alınan su numunelerinin analizleri Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nde akredite olmuş Araştırma Laboratuvarları Merkezi Su Analiz Laboratuvarında yapılmıştır. Buna göre alınan su numunelerinde; su sıcaklığı 12,90-28,45 oC; pH 7,23-9,42; çözünmüş oksijen 4,28-11,82 mgL-1; doymuş oksijen % 43,53-128,10; elektriksel iletkenlik 287-54711 µScm-1; tuzluluk %o 0,16-33,04; nitrit azotu (NO2--N) ALA-0,044 mgL-1; nitrat azotu (NO3--N) 0,03-19,11 mgL-1; amonyum azotu (NH4+-N) ALA-0,425 mgL-1; toplam fosfor ALA-0,123 mgL-1; orto-fosfat ALA-0,09 mgL-1; askıda katı madde 0,08-25,96 mgL-1 ve BOİ5 1,94-5,62 mgL-1 değerleri arasında değişim göstermiştir. Bu analiz sonuçları değerlendirildiğinde, özellikle yaz aylarında yörede yaşanan yoğun turizm faaliyetleri, ikincil konutların turizm hizmetine sunulması, seçilen istasyonların özellikle hafta sonları piknik alanı olarak kullanımı, seralarda kullanılan tarımsal ilaçlara bağlı olarak bazı istasyonlarda su kalitesi ve çevresel anlamda kirlenmeler olduğu tespit edilmiştir. Gelecekte Yanıklar Deresinin dengeli ve sürdürülebilir kavram içerisinde bölgeye hizmet etmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Yanıklar Deresi, Su Kalitesi, Fiziko-Kimyasal Parametreler, Çevresel Faktörler, Su Kaynakları

Emrah Küçükler
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özellik tabanlı zaman serisi sınıflandırma yöntemlerinin performanslarının karşılaştırılması

Zaman serisi sınıflandırması (ZSS), sınıflandırmanın özel bir türüdür ve sahip oldukları karakteristik özelliklerine göre, zaman serilerinin "sınıfının" tahmin edilmesi süreci şeklinde tanımlanabilir Bu amaca yönelik olarak kullanılan yöntemleri, i) uzaklık tabanlı, ii) model tabanlı ve iii) özellik tabanlı olmak üzere 3 ana başlık altında toplamak mümkündür. Uzaklık tabanlı ZSS yöntemleri ham zaman serileri ile birlikte çalışır ve bir uzaklık fonksiyonu kullanılarak birbirine benzer olan zaman serilerinin belirlenmesine dayanır. Model tabanlı ZSS yöntemlerinin ilk adımı, her bir zaman serisi için istatistiksel yaklaşımlar, Markov modelleri, Gizli Markov Modelleri gibi modelleme teknikleri kullanılarak zaman serisinin stokastik davranışını temsil eden bir model tahmin edilmesidir. Sonraki adımında ise sınıflandırma aşamasında zaman serilerinin yerine tahmin edilen model yapısı kullanılır. Son olarak özellik tabanlı ZSS yöntemlerinde ise zaman serisi karakteristik davranışını temsil eden daha düşük boyutlu bir özellik uzayına dönüştürülür ve sınıflandırma aşamasında zaman serisinin yerine özellik vektörleri kullanılır. Bu tezin ana konusu, özellik tabanlı ZSS yöntemleri ve en iyi bilinen sınıflandırma yöntemleri ile zaman serisi özelliklerinin sınıflandırma performansını karşılaştırmaktır. Bu bağlamda, 13 sınıflandırma yöntemi, 10 zaman serisi özelliği ve UCR zaman serisi veri setlerinde değişik kategorilerde 39 veri seti kullanılmıştır. Karşılaştırmalar için her bir yöntem ve zaman serisi özelliklerinden oluşan her bir veri seti için doğru sınıflandırma oranı (D) kriteri hesaplanmıştır ve elde edilen sonuçlara göre performans değerlendirmeleri yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sınıflandırma, Zaman serisi sınıflandırması, özellik tabanlı zaman serisi sınıflandırması

Eda Terci
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Leaching behavior of a low grade gold ore: A performance comparison of column and tank leaching

Today, with the rise of gold prices, exploration activities in Turkey have increased. As a result of this increase, the number of gold mines opened has increased day by day, and gold production has gained a great speed. As a result of these, the start of the operation of low-grade gold mines has also come to the agenda. The operation of low-grade or high-grade gold mines is made possible by the application of many chemical processes. This study was conducted by taking samples from Balıköy area of Tavşanlı District of Kütahya. Firstly, samples were sent to MTA laboratories for mineralogical-petrographic analysis in order to determine mineralogy. According to the laboratory results, the particle size ranges of which gold is heavily present were determined as -1000+500, -500+300 and -212+106 µm. In order to study the behavior of low-grade gold reserves belonging to the region in leaching tests, 2 different laboratory tests were applied and these were compared. These tests were column and tank leaching tests and examinations were carried out for different particle sizes. Column tests were applied for -20 mm and -12.5 mm breaking particle size and tank leaching tests were applied for -0.075 mm. NaCN was used in the leaching tests and Ca(OH)₂ (slaked lime) was preferred as the pH regulator. As a result of tests performed in different particle sizes, consumption values for both chemicals were calculated and comparisons were made. As a result of this research, gold recovery rates for low-grade gold ore were calculated and the maximum gold yield was realized at a particle size of -0.075 mm. As a result of this research, leaching behavior in different tests for low-grade ore was examined and appropriate methods were proposed for the gold acquisition process to be applied. Keywords: Gold Ore, Column Leaching, Tank Leaching, NaCN, Ca(OH)₂, Recovery.

Göksel Kaygısız Şendur
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zeki sistemler ile ark kaynağı elektrotlarındaki kaynak parametrelerinin incelenmesi

İmalat sektörünün en önemli araçlarından biri olan ark kaynakları birçok noktada kullanılmaktadır. Bu makinalarla yapılan kaynak işleminden önce hazırlık aşamaları ve kaynak parametre seçimleri önem arz etmektedir. Yapılan kaynakların kalitesi, kaynakçı becerisine ve kaynak parametrelerinin doğru seçilmesine bağlıdır. Gerçekleştirilen çalışmada, iki farklı algoritma ile farklı kaynak giriş parametreleri kullanılarak kaynak sarf malzemelerinin akma mukavemeti (N/mm²) optimize edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla son yıllarda oldukça gözde bir alan olan yapay zekânın alt yöntemlerinden biri olan Yapay Bağışıklık Sistemi(YBS) Klonal Seçim Algoritması (KSA) ile Bulanık Mantık (BM) yönteminin bir arada kullanıldığı hibrit bir model geliştirilmiştir. YBA-BM hibrit algoritma yöntemi ile E7018-1 standardına sahip elektrot da beklenen maksimum akma mukavemeti için en iyi %Karbon, %Silisyum, % Manganez değerleri tahmin edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen karbon, silisyum ve manganez değerlerine bağlı olarak MINITAB-17 istatistiksel programı ile yapılan regresyon doğrulaması sonucunda %99,99 oranında başarılı olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca kaynak akımı, kaynak gerilimi ve kaynak ilerleme hızı deneysel giriş parametreleri olarak belirlenerek, yapay sinir ağları yöntemi ile akma mukavemeti (N/mm²) tahminlemesi yapılmıştır. Gerçek verilere göre eğitilen yapay sinir ağı (YSA) modelinin ileri-geri besleme algoritması ile akma dayanımının en ideal ve standartlara uygun değerlerde ileriye dönük tahmin edebildiği görülmüştür.

Handan Toprak Şenol
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Su ürünlerinden elde edilen biyoaktif maddelerin kozmetik amaçlı kullanımı

Bu tez çalışmasında, farklı su ürünlerinden elde edilen yan ürünlerin, kozmetik krem hammaddesi olarak değerlendirilerek katma değeri daha yüksek ürünler haline getirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla kefal balığı (Chelon aurata) pulundan kollajen, mavi yengeç (Callinectes sapidus) kabuğundan kitosan, mikroalgden (Schizochytrium sp.) ise yağ üretilmiştir. Ham materyaller ve elde edilen bu ürünlerde ilk olarak besin kompozisyonu analizleri yapılmıştır. Daha sonra kollajende; denatürasyon sıcaklığı, amino asit, SDS–PAGE, histamin analizleri, kitosanda; molekül ağırlığı, su ve yağ tutma kapasitesi, yağda; yağ asidi kompozisyonu, peroksit değeri ve serbest yağ asidi analizi, kollajen ve kitosanda ortak olarak; verim, pH, çözünürlük, renk, viskozite, SEM, EDS, FTIR, TGA analizleri, kollajen, kitosan ve yağda ise antioksidan ve antimikrobiyal aktivite ve ağır metal analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen kollajen, kitosan ve yağdan tek başına veya maddelerin kombinasyonları ile 8 grup kozmetik krem üretilmiş ve kremler fiziksel (pH, renk, viskozite, stabilite), kimyasal (antioksidan aktivite ve ağır metal), duyusal ve mikrobiyolojik (toplam canlı bakteri, maya küf, toplam koliform, E. coli, S. aureus) açıdan incelenmiştir. Kremlerde meydana gelen değişimi takip etmek adına 30. günde de pH, renk, viskozite ölçümleri ve mikrobiyolojik analizler gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; üretilen kollajenin α1 ve α2 zincirlerine sahip olarak tip I kollajen, denatürasyon sıcaklığının ise 30ºC olarak biyomedikal uygulamalar için uygun olduğu belirlenmiştir. En yüksek oranda amino asit içeriğinin ise arginin+treoninden oluştuğu belirlenmiştir. Elde edilen kollajen ve kitosanın, besin kompozisyonu, çözünürlük, su ve yağ tutma kapasitesi, renk gibi analizler ve FTIR, SEM, EDS, TGA gibi karakterizasyon analizlerine göre ticari ürünlerle benzer özelliklerde tespit edilmiştir. FTIR ile kollajen ve kitosanda bulunması gereken karakteristik fonksiyonel gruplar gözlenmiş, SEM görüntülerinde kollajende lifli, kitosanda ise yaprak benzeri parçalı yapılar gözlenmiştir. EDS'de tespit edilen C, N, O'nun % kütlesel ve atomik ağırlıkları ticari ürünlerle oldukça benzer bulunmuştur. Alg yağı, yüksek oranda değerli bir çoklu doymamış yağ asidi olan DHA içeriğine sahip, PV ve FFA analizlerine göre ise limit değerlerin altında bulunarak iyi kalitede olarak değerlendirilmiştir. Antimikrobiyal analizlere göre kitosan ve alg yağının S. aureus ve E. coli üzerinde inhibe edici etkisi olup C. albicans'a karşı herhangi bir inhibisyon etkisi olmadığı, kollajenin ise çalışılan hiçbir mikroorganizma grubuna karşı inhibe edici etkisi olmadığı gözlenmiştir. Üretilen kollajen, kitosan ve yağ içerikli 8 grup kremin pH değerleri (4,70±0,02-5,37±0,01) bakımından cilde uygun olduğu, homojenlik ve kıvamı bakımından piyasadaki kremlere benzer olduğu tespit edilmiştir. Kremlerin viskozite değerleri 108.666,7±2.516,61-524.333,3±1.016,65 cP aralığında bulunmuştur. Stabilite testlerine göre santrifüj ile yapılan testte kremlerin stabil olup herhangi bir faz ayrımı gözlenmediği, etüv ile yapılan testte ise alg yağı (Y) ve kollajen+alg yağı (Kl+Y) gruplarında çatlamalar meydana geldiği görülmüştür. Duyusal olarak panelistler tarafından çoğu krem grubu beğenilmekle birlikte, genel görünüş, renk, koku, parlaklık, yapışkanlık, homojenlik, kıvam, yağlılık ve genel beğeni kriterlerinin tümü bakımından en çok beğeni alan grubun yalnızca kollajen içerikli grup (Kl) olduğu sonucuna varılmıştır. Hem kremler hem de üretilen kollajen, kitosan ve yağ yüksek antioksidan aktivite göstermiş, özellikle kozmetik ürünlerde bulunması sağlık açısından risk oluşturan arsenik, civa, kadmiyum, kurşun ağır metallerinin limit değerlerin altında olduğu tespit edilmiştir. Mikrobiyolojik açıdan da çalışılan mikroorganizmalarda (toplam canlı bakteri, maya küf, toplam koliform, E. coli, S. aureus) hem üretim esnasında hem de 30. günde herhangi bir gelişme olmadığı belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; bölgemizdeki su ürünlerinden ortaya çıkan ve artık materyal olarak nitelendirilen bu yan ürünlerden (balık pulu, yengeç kabuğu), medikal, kozmetik, gıda gibi farklı endüstriyel alanlarda kullanılmak üzere gelecek vaad eden kollajen ve kitosan, ayrıca değerli yağ içeriğine sahip mikroalgden yağ maddeleri, bu maddelerden fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan yönetmeliklere uygun ve piyasadaki ürünlere benzer, tüketici beğenisini karşılayacak kozmetik krem üretimi gerçekleştirilmiştir.

Cansu Metin
Muğla Sıtkı Kocman University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00