Theses supervised by Prof. Dr. Filiz Giray
10 theses · Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
Savunma harcamaların sosyal refah harcamaları üzerindeki etkisi: Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO üyesi devletleriyle karşılaştırmalı Türkiye analizi
Soğuk Savaş dönemi sona ermesine rağmen savunma hizmetleri hala önemini korumakta ve bu alanda yapılan harcamalar sürekli artmaktadır. Bu durum, ülkelerin kısıtlı bütçeleri üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır. Bu da kıt kaynakların ne kadarının savunmaya tahsis edilmesi gerektiği sorusunu beraberinde getirmektedir. Zira savunma harcamalarının neden olduğu "fırsat maliyeti" karşısında optimal bir savunma harcaması düzeyinin belirlenmesini gerekli kılmaktadır. Diğer bir ifade ile savunma hizmetlerine daha fazla kaynak tahsis etmek ancak sosyal refah hizmetlerinden (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) vazgeçmeyi gerektirmektedir. Bu çalışmada, savunma harcamaları ile sosyal refah harcamaları (eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik) arasındaki trade-off ilişkisi ve bu ilişkinin yönünün tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda 2000-2019 dönemi baz alınarak NATO üyesi 27 ülke analize dâhil edilmiştir. Analiz dinamik panel veri modellerinden olan Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu (Sistem-GMM) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu metot kapsamında ise üç farklı model kurulmuştur. NATO üyesi 27 ülkenin savunma harcamaları ile kamu eğitim harcamaları arasındaki ilişkiyi inceleyen Model-1'de her iki değişken arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Savunma harcamaları ile kamu sağlık harcamaları arasındaki ilişkiyi test eden Model-2'de ise söz konusu değişkenler arasında anlamlı ve pozitif bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Ancak savunma harcamaları ile toplam sosyal refah harcamaları arasındaki ilişkinin analiz edildiği Model-3'te de her iki değişken arasında anlamlı ve negatif bir ilişki tespit edilmiştir.
Türkiye'de optimal vergileme arayışı: Bir model ve uygulaması
Vergilerin kamu finansmanının temel yapı taşı olması yönüyle ideal bir vergi sistemi tasarımı, sürdürülebilir kamu maliyesi ilkeleri arasında öncelikli bir hedeftir. İdeal bir vergi sistemi, vergilendirmenin arzu edilen çeşitli niteliklerini dengeleyen bir sistemdir. Bu niteliklere göre vergiler; ihtiyaç duyulan geliri sağlamalı, piyasadaki sapmaları en aza indirecek şekilde uygulanmalı ve mükellef ile vergi idareleri üzerinde aşırı maliyetlere yol açmamalıdır. Bu ve benzeri niteliklerin en azından bazılarının analiz edilmesini konu alan yaklaşımlardan biri de optimal vergilendirme olarak adlandırılan bir araştırma alanıdır. Optimal vergileme, kaynakların en etkin ne şekilde tahsis edileceği ve adil gelir dağılımının nasıl sağlanacağına ilişkin politikalar geliştiren ve refah iktisadının standart araçlarına dayanan normatif bir yaklaşımdır. Optimal vergi teorisinde, etkinlik ve adalet arasındaki denge gözetilirken, kamu finansman ihtiyacını karşılayacak yeterli vergi gelirinin elde edilmesi amacıyla optimal vergi oranları için farklı formüllere odaklanılmıştır. Zira ekonomilerde sürdürülebilir kalkınma hedefleri için optimal vergi oranlarının belirlenmesinde temel faktör optimal olarak belirlenmiş vergilerdir. Bu kapsamda optimal vergi ve vergi oranları, toplumun sürdürülebilir kalkınmasını ve refahını sağlamak için önemli bir kaldıraçtır. Sözü edilen bu bilgiler doğrultusunda çalışmada 1980-2019 dönemine ilişkin Türk vergi sisteminde maliye politikalarının optimallik sorunu, Laffer eğrisi perspektifinden ele alınarak vergi oranı ile vergi geliri arasındaki ilişkinin analiz edilmesi ve Türkiye'nin gerçek Laffer eğrilerinin çizilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda vergi oranları, vergi gelirleri, kriz dönemleri, işsizlik oranları, reel ücretler gibi makroekonomik değişkenler kullanılmıştır. Mevcut değişkenler ekonometrik paket programı yardımıyla analize dahil edilmiştir. Zaman serileri kapsamında vergi oranının vergi gelirleri üzerindeki etkisi Johansen ve ARDL eşbütünleşme yaklaşımları kullanılarak araştırılmıştır. Yapılan analizlerden elde edilen bulgularda Türkiye'de toplam ve dolaylı vergi oranlarının Laffer eğrisinin sağında kaldığı, diğer bir ifadeyle Laffer eğrisinin tepe noktasını aştığı; dolaysız vergi oranlarının ise Laffer eğrisinin solunda kalarak optimal vergi oranlarının altında gerçekleştiği tespit edilmiştir.
Yeşil ekonomiye geçiş sürecinde kamu altyapı yatırımı olarak karayolu harcamalarının analizi
Bu çalışmanın çıkış noktası gelecekte insanoğlunu bekleyen en önemli sorunlardan biri kabul edilen iklim değişikliğidir. Günümüzde ulaşılan refah seviyesinin gelecekte iklim değişikliği nedeniyle nasıl evrileceği ciddi endişe konusudur. Yakın geçmişte yaşanan gıda, su ve ekonomik krizlerin aynı anda görüldüğü çoklu krizler mevcut ekonomik yapıların tartışılmasına neden olmuştur. Bu nedenle getirdiği öneriler ve ekonominin çevre ve sosyal adalet konularıyla ilişkisini ortaya koyması nedeniyle yeşil ekonomi kavramı ana çalışma konusu seçildi. Buna ilave olarak ulaşım sektöründeki kamu altyapı yatırım harcamaları detaylı olarak analiz edildi. Yeşil ekonomi kavramı ve yeşil ekonomiye geçiş süreci konularında literatürden derlenen çeşitli çalışmalardan faydalanıldı. Buradan çıkarılan kalıplar kamu maliyesi ve özellikle kamu harcamaları teorisine uygulanarak yeni bir takım kavramlardan bahsedildi. Bunlara ek olarak, ulaşım sektörü incelenirken ekonometrik analiz yöntemlerinden faydalanıldı. Karmaşık ve tek bir denklemle ifade edilmesi zor olan iktisadî durumları modellemekte kullanılan eşanlı denklem sistemleriyle analizler yapıldı. Bu alanda daha önce yapılan çalışmalarda genellikle ulaşım harcamalarının ekonomik etkileri üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada ise karayolu altyapı harcamalarının 1998-2013 yıları arasındaki sosyal, ekonomik ve çevresel değişkenlerle ilişkileri test edildi. Yani, ulaşım harcamaları yeşil ekonomi bakış açısıyla, analiz edildi. Çıkan sonuçlarda istihdamdan karayolu altyapı yatırımlarına doğru pozitif ve tek taraflı, karayolu altyapı yatırımları ile kentleşme arasında pozitif ve çift yönlü ilişkiler bulundu. Fakat kentleşme karayolu altyapı yatırımlarını istihdamdan 2,5 kat fazla etkilediği görüldü. Karayolu altyapı yatırımları ise, GSYH'yi en az destekleyen değişkendir. Reel gelir GSYH'den pozitif etkilenirken, döviz kurundan negatif etkilemiştir. Reel gelirden ise çevresel değişkenlere doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisine ulaşıldı. Ayrıca dolaylı olarak, karayolu altyapı yatırımlarının emisyonları artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yeşil ekonomiye geçiş sürecinde kamu altyapı yatırımı olarak karayolu harcamalarının analizi
Bu çalışmanın çıkış noktası gelecekte insanoğlunu bekleyen en önemli sorunlardan biri kabul edilen iklim değişikliğidir. Günümüzde ulaşılan refah seviyesinin gelecekte iklim değişikliği nedeniyle nasıl evrileceği ciddi endişe konusudur. Yakın geçmişte yaşanan gıda, su ve ekonomik krizlerin aynı anda görüldüğü çoklu krizler mevcut ekonomik yapıların tartışılmasına neden olmuştur. Bu nedenle getirdiği öneriler ve ekonominin çevre ve sosyal adalet konularıyla ilişkisini ortaya koyması nedeniyle yeşil ekonomi kavramı ana çalışma konusu seçildi. Buna ilave olarak ulaşım sektöründeki kamu altyapı yatırım harcamaları detaylı olarak analiz edildi. Yeşil ekonomi kavramı ve yeşil ekonomiye geçiş süreci konularında literatürden derlenen çeşitli çalışmalardan faydalanıldı. Buradan çıkarılan kalıplar kamu maliyesi ve özellikle kamu harcamaları teorisine uygulanarak yeni bir takım kavramlardan bahsedildi. Bunlara ek olarak, ulaşım sektörü incelenirken ekonometrik analiz yöntemlerinden faydalanıldı. Karmaşık ve tek bir denklemle ifade edilmesi zor olan iktisadî durumları modellemekte kullanılan eşanlı denklem sistemleriyle analizler yapıldı. Bu alanda daha önce yapılan çalışmalarda genellikle ulaşım harcamalarının ekonomik etkileri üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada ise karayolu altyapı harcamalarının 1998-2013 yıları arasındaki sosyal, ekonomik ve çevresel değişkenlerle ilişkileri test edildi. Yani, ulaşım harcamaları yeşil ekonomi bakış açısıyla, analiz edildi. Çıkan sonuçlarda istihdamdan karayolu altyapı yatırımlarına doğru pozitif ve tek taraflı, karayolu altyapı yatırımları ile kentleşme arasında pozitif ve çift yönlü ilişkiler bulundu. Fakat kentleşme karayolu altyapı yatırımlarını istihdamdan 2,5 kat fazla etkilediği görüldü. Karayolu altyapı yatırımları ise, GSYH'yi en az destekleyen değişkendir. Reel gelir GSYH'den pozitif etkilenirken, döviz kurundan negatif etkilemiştir. Reel gelirden ise çevresel değişkenlere doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisine ulaşıldı. Ayrıca dolaylı olarak, karayolu altyapı yatırımlarının emisyonları artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Avrupa Birliği'nden katılım öncesi yardım aracı (IPA) ile temin edilen yardımların Türk vergi sistemi karşısındaki durumu
Avrupa Birliği'ne aday ülkelerdeki standartların birlik standartlarına yükseltilmesi için IPA kapsamında yapılan mali yardımlar yapılmaktadır. Bu yardımlar kapsamında sağlanan fonlar temin edildiğinde, harcandığında vb. durumlarda Türk Vergi Sistemi karşısında verginin konusu olabilmektedir. Söz konusu fonların Türk Vergi Sistemi karşısındaki durumları tüm vergi, resim ve harçlar dikkate alınarak incelenmiş ve ortaya çıkan sorunlara değinilmiştir. AB'nin aday ve potansiyel aday ülkelere verilen mali yardımların temelini oluşturan programların irdelenerek, temin edilen fonların Türk Vergi Sistemi karşısındaki durumunun ortaya konmasının amaçlandığı bu çalışmada, yapılan yardımlar üzerinden vergi toplanamamasına rağmen yardımların ekonomiye katkısının büyüklüğü nedeniyle yardımların olumlu katkı sağladığı düşünülmektedir.
Türk vergi hukukunda vergi affı ve 6736 sayılı Kanunun mali yönden değerlendirilmesi
Vergi aflarına gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler başvurabilmektedir. Ancak vergi sistemi içinde vergi afları yarattıkları etkiler açısından tartışılan bir konu olmuştur. Vergi affı ekonomik, teknik, mali, siyasal gibi çeşitli amaçlar ile başvurulur. Bu çalışmada vergi affının mali amacı esas alınmaktadır. Tezin amacı, Türk Vergi Hukukunda vergi affına yönelik uygulamaları inceleyerek 9 Ağustos 2016 da yürürlüğe giren "6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin Kanun" özelinde vergi affı uygulamasını mali açıdan değerlendirmektir. Çalışma bulgularına dayalı olarak yapılacak değerlendirme ve öneriler gelecek vergi affı uygulamalarına yön gösterici olacaktır.
Hukuki güvenlik ilkesi ve karşılaştırmalı vergi hukuku bağlamında değerlendirilmesi
Hukuki güvenlik ilkesi genel hukuk ve vergi hukukunda, hukuki sistemler ve ülkeler hukuki koşulları ile (kıta Avrupası ve common law hukukunu benimseyen ülkelerde) yasalar, idari işlemler ve mahkeme kararları ile değerlendirilmektedir. Hukuki güvenlik ve hukuki güvenlik ilkesi Alman hukuku ve doktrini ile değerini korurken; kıta Avrupası hukuku ve common law hukuku farklılıkları ilkeyi değerlendirirken oldukça önemlidir. Common law hukuku ve kıta Avrupası hukuku ile hukuki güvenlik ilkesi, genel hukukun ve vergi hukukunun farklılıklarını vurgularken; genel kriterler yetersiz kalmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, her ülkede vurgulanan alt ilkeleri değerli kılmaktadır. Hukukun belirliliği, güvenilirliği, öngörülebilirliği hukuki güvenliği ve yönlerini vurgulamaktadır. Hukuki güvenliği alt ilkeleri ile tartışırken; bu yönler tüm ülkeler ve hukuk sistemlerinde tartışılmalıdır. Bu çalışmada hukuki güvenlik ilkesi genel hukuktaki (common law ve kıta Avrupası hukuku) teorik temelleri ile karşılaştırılmış, ardından karşılaştırmalı vergi hukuku özeli ile ele alınmıştır. Bu karşılaştırmalar ve değerlendirmeler ardından; Alman ve Türk Yüksek Mahkeme Kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları hukuki güvenlik ilkesine yönelik değerlendirmeler ile ele alınmıştır. Mahkeme kararları ile kanun hükümlerinin farklı yorumlanmasının yol açtığı sorunlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının koruyuculuğu tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Hukuki Güvenlik, Karşılaştırmalı Vergi Hukuku, Almanya, Türkiye, AİHM
Türkiye'de kamu yatırım harcamalarında verimliliğin bölgesel bazda toplam vergi hasılatı ile karşılaştırmalı analizi
Kamu harcamaları ekonomik sınıflandırmaya göre cari, yatırım ve transfer harcamaları olarak üç gruba ayrılır. Yapılan ulusal ve uluslararası çalışmaların çoğu, bu harcamalar içinde yatırım harcamalarının üretim ve hizmet potansiyelini daha fazla arttırdığını göstermektedir. Yatırımlar sonucu üretim ve hizmet kapasitesinin artması milli gelirin ve istihdam oranlarının yükselmesine sebep olur. Kamu yatırımlarının ekonomik ve sosyal açıdan sunduğu bu olumlu etkileri, devletin vergi hasılatına ve bütçe dengesine de olumlu bir şekilde yansır. Kamu yatırımlarının ekonomik ve sosyal açıdan olumlu etkilerini incelerken, sadece bu harcamaların miktarı üzerinden değerlendirme yapılması yeterli olmayacaktır. Yatırım harcamalarının ekonomik ve sosyal geri dönüşü bakımından etkili ve verimli alanlarda kullanılması kritik öneme sahiptir. Bu alanda daha önce yapılan çalışmalar genellikle yatırım harcamalarının ekonomik etkinliğini ve ekonomik büyüme üzerindeki etkisini bölgelere veya ülkeler genelinde ölçmeye yönelik yapılmaktadır. Ancak kamu yatırımlarının vergi tahsilatına etkisi hakkında doğrudan yerli ve yabancı literatürde yeterli çalışma bulunmamaktadır. Çalışmanın amacı; Türkiye'de kamu yatırım harcamalarının vergi hasılatına katkısını çeşitli bölgeler itibariyle ampirik olarak tespit etmek ve kamu yatırımlarının etkinliğinin bu alanlarda yüksek olduğu bölgelerde, hangi sektörlere daha ağırlıklı kamu yatırım yapıldığını ortaya çıkarmaktır. Vergi tahsilatını artırıcı özelliği olan sektörler tespit edilerek yatırımlar bu alanlara yönlendirecektir. Böylece kamunun kaynaklarını daha verimli, etkin kullanılması sağlanabilecektir. Belirtilen amacı gerçekleştirmek için çalışmada panel veri yöntemi kullanılmıştır.
Türkiye'de ve Balkan ülkelerinde özelleştirme uygulamaları ve karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Özelleştirme kavramı 1980 yılından sonra meydana gelen liberalizasyon akımıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Kısa sürede tüm dünyaya yayılan özelleştirmeler, 1980 sonrasında Türkiye ve Balkan ülkelerinde de uygulanmaya başlamıştır. Türkiye ve Balkan ülkeleri, gelişmiş ülkelere kıyasla özelleştirmelerde oldukça geç kalmışlardır. Çalışmada, Türkiye'de ve Balkan ülkelerinde özelleştirmelere engel olan sebepler incelenmiştir. Daha sonra bu ülkelerin yıllar itibariyle özelleştirme süreçleri ve gelirleri ele alınmıştır. Elde edilen bulgular çerçevesinde karşılaştırmalı bir değerlendirme yapılarak, sağlıklı bir özelleştirme sürecinin nasıl olması gerektiği maddeler halinde önerilmiştir.
Transfer fiyatlaması, örtülü kazanç dağıtımı ve bu bağlamda şirketlerin vergiden kaçınma eğilimleri
Transfer fiyatlaması liberal ekonomiye geçişle birlikte uluslararası boyutta önemli konulardan biri haline gelmiştir. Bu durum uluslararası örgütlerin de dikkatini çekmiş ve bu konu üzerinde mevzuat geliştirmeye başlanmıştır. Geliştirilen ulusal ve uluslararası mevzuatların küresel değerlere uyması küreselleşen dünyada bir gereklilik haline gelmiştir. Şirketlerin etik hassasiyetleri birbirlerinden farklılık göstermektedir. Şirketler transfer fiyatlamasına dair kararlar alırken, bu süreçte ahlaki ve etik değerlerinde yer alması gereklidir. Şirketler transfer fiyatlaması kararlarını, yasalar içinde kalmakla birlikte yasaların boşluk, zayıflık ve farklılıklarından yararlanarak oluşturabilirler. Transfer fiyatlaması stratejileri yasalara uygun olsa bile bu stratejiler her zaman etik değerler içerisinde yer almayabilir. Bu çalışmada transfer fiyatlamasının amaçları, etkileri, bu alanda geliştirilen kurallarla, transfer fiyatlamasına ilişkin özel durumlar ve ülke örnekleri gibi konular transfer fiyatlamasının ulusal ve uluslararası boyutunun sınırlarının anlaşılması için incelenmiştir. Transfer fiyatlamasının barındırdığı potansiyelin, çok uluslu şirketler tarafından, nasıl, küresel kâr aktarımı ve vergi tabanını erozyona uğratacak şekilde kullanıldığı ve şirketlerin transfer fiyatlamasını diğer enstrümanlarla entegre bir şekilde kullanıp küresel vergi yüklerini etkilediği çalışmada anlatılan önemli konulardan biridir.