Bipolar bozukluk hastaları ve etkilenmemiş birinci derece yakınlarında optik koherens tomografi bulgularının oksidatif stres parametreleri ile ilişkisi
2020
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. İsmet Kırpınar
Abstract (TR)
Giriş: Bipolar bozukluk (BB) hastalarında beyin görüntüleme çalışmalarında bulunan gri madde hacminde azalma, lateral ventrikül genişlemesi gibi bulgular hastalığın patofizyolojinde rol oynayan nörodejeneratif süreçleri destekler niteliktedir. Optik koherens tomografi (OKT), psikiyatrik hasta grubunda kullanılmakta olan noninvaziv bir görüntüleme yöntemidir. Yapılan sınırlı sayıdaki çalışmada, bipolar bozukluk hastalarında sağlıklı kontrollere kıyasla retinal katmanlarda incelme olduğu saptanmış ve bu bulguların santral sinir sistemindeki yıkımın bir göstergesi olabileceği öne sürülmüştür. Bipolar bozukluğun patofizyolojisinde reaktif oksijen türlerinin artması anlamına gelen oksidatif stres de rol oynamaktadır. Bu çalışmada bipolar bozukluk hastaları ve etkilenmemiş birinci derece yakınlarında OKT bulgularının, hastalığın patofizyolojinde rol oynadığı düşünülen oksidatif stres parametreleri ile ilişkisi ve potansiyel endofenotip adayları olarak OKT bulguları ile oksidatif stres parametrelerinin araştırılması hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışmaya DSM-5 kriterlerine göre bipolar bozukluk tanısı almış 50 hasta, yaş ve cinsiyet bakımından bu hastalarla eşleşmiş 40 etkilenmemiş bipolar bozukluk birinci derece yakını ve 50 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılara Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDDÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ) uygulanmıştır. OKT aracılığıyla katılımcıların retinal sinir lifi tabakası (RSLT), makula, koroid kalınlıkları, ganglion hücre tabakası (GHT), iç pleksiform tabaka (IPT) hacimleri değerlendirilmiştir. Ayrıca serum örneklerinden 4 hidroksi 2 nonenal (HNE), total tiyol, natif tiyol, disülfid, total oksidan seviye (TOS), total antioksidan seviye (TAS) düzeyleri ölçülmüştür. Total oksidan seviyenin total antioksidan seviyeye bölünmesiyle oksidatif stres indeksi (OSI) hesaplanmıştır. Tüm katılımcıların açlık glukoz, trigliserid, HDL-kolesterol ve CRP düzeyleri de değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda total oksidan seviyesi hasta grubunda hasta yakını ve kontrol gruplarına göre anlamlı olarak daha yüksek bulunurken (p< .001), hasta yakını grubunda da kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (p= .012). Oksidatif stres indeksi, disülfid değeri, 4 hidroksi 2 nonenal düzeyleri hasta grubunda hasta yakını ve kontrol gruplarından, hasta yakını grubunda ise kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (tüm ikili karşılaştırmalar için p< .001). Total antioksidan seviye, total tiyol, natif tiyol düzeyleri ise kontrol grubunda hasta yakını ve hasta gruplarından, hasta yakını grubunda ise hasta grubundan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (tüm ikili karşılaştırmalar için p< .001). Global RSLT ölçümünde gruplar arası anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Nazal superior RSLT kadranında; hasta grubunda hasta yakınına göre anlamlı düzeyde incelme saptandığı gözlenmiştir (p= .03). Minimum foveal kalınlık (MFK); hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha ince olduğu (p. 001), diğer gruplar arasında MFK bakımından anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır (hasta-hasta yakını p=.26, hasta yakını-kontrol p=.27). Santral makula kalınlığı (SMK); hasta grubunda kontrol grubuna göre daha ince saptanırken (p= .006), hasta yakını grubunda da SMK değerlerinin kontrol grubundan daha ince olduğu ancak bu farklılığın istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşamadığı görülmüştür (p= .07). Koroid kalınlığının da hasta yakını grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha ince olduğu saptanmıştır (p= .008). Yüksek total antioksidan seviye düzeyleri IPT hacminde artış ile ilişkili bulundu (p=.02), bu ilişki dışında OKT bulguları ile oksidatif stres parametreleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar bipolar bozukluk patofizyolojisinde oksidatif süreçlere dikkat çekmektedir. Ayrıca oksidatif stres parametrelerinden TOS, OSI, disülfid, 4 hidroksi 2 nonenal ve antioksidan parametrelerden total tiyol, natif tiyol, TAS'ın bipolar bozuklukta güçlü birer endofenotip adayı olabileceği ortaya çıkmıştır. OKT bulgularından minimum foveal kalınlık hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha ince saptanmıştır. Santral makula kalınlığı hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha ince saptanmıştır, hasta yakını grubunda da SMK'nın kontrol grubundan daha ince olduğu saptanmış ancak bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlılık düzeyine ulaşamadığı gözlenmiştir. Bu veriler OKT bulgularının santral nörodejenerasyonu yansıttığı çıkarımını desteklemektedir. Çalışmamızda OKT bulgularından santral makula kalınlığı endofenotipik aday olmaya en yakın parametre olarak saptanmıştır. Bu bulgularla biyokimyasal parametrelerin endofenotipik araştırmalarda OKT bulgularına göre daha değerli ve etkili olduğu sonucu ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: optik koherens tomografi, oksidatif stres, endofenotip
Author
Dr. Tezer Kılıçarslan
How to Cite
Tezer Kılıçarslan (Tıpta Uzmanlık Tezi). Bipolar bozukluk hastaları ve etkilenmemiş birinci derece yakınlarında optik koherens tomografi bulgularının oksidatif stres parametreleri ile ilişkisi, 2020, Bezmialem Vakıf University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Bezmialem Vakıf University
- Açık teknik septorinoplasti yapılan olgularda postoperatif bantlamanın ödeme etkisi(2015)
- Adölesan dönemde hirşutizm tanısı alan hastalarda etyolojik dağılım(2015)
- Unstable angina pectoris hastalarında signal peptide complement C1R/C1S, UEGF, ve BMP1 epıdermal growth factor-like domain-containiing protein 1' in tanısal değerinin araştırılması(2015)
- Deneysel kafa travması modelinde high mobility group box-1 protein düzeylerinin oksidatif stres, apoptoz, serebral ödem ve kan beyin bariyeri üzerine etkilerinin araştırılması(2016)
- Tuberoskleroz tanılı hastalarda mikro RNA düzeyi değerlendirilmesi(2016)
- 5-fluorourasile bağlı arteryel vazokonstrüksiyon etyolojisinde ürotensin-2'nin rolü(2017)
