Master'sOpen Access

1980 sonrası Türkiye'de kamusal alanda küratöryel pratikler

2019
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Marcus Graf

Abstract (TR)

Filozoflar, araştırmacılar, sosyologlar gibi toplumbilimciler tarafından Antik Çağ'dan bu yana bilinen, anlamı çeşitli kültür ve topluluklarda değişen kamusal alan kavramı 17. Yüzyıl sonrası çeşitli toplumsal hareketler ve yönetimler ile yeniden gündeme gelmeye başlamıştır. Jürgen Habermas'ın doktora tezinde Kamusal Alan kavramını ele almasıyla devlet ve halk, kamusal alanın sınırları yeniden düşünülmeye başlanmıştır. Habermas tezine göre kamusal alan devlet ve toplumlar arasındaki müzakere alanı yani arabuluculuk alanıdır. Kamusal alan herkesin din, dil, ırk, düşünce ve cinsiye gözetmeksizin eşit şartlar ve koşullar altında bir arada olduğu, kişisel yarardan çok aynı fikre sahip kişilerin ortak karar ve yararları üzerine toplandıkları, örgütlendikleri ve ifade özgürlüğünün olduğu açık alanladır. Devletin kamusal alanlardaki yegane görevi ise yurttaşların hiçbir hak ve özgürlüğünü kısıtlamadan, hakları olan kamusal alandaki örgütlenme, toplanma ve şeffaf şekilde fikir beyaz etme olgularını korumaktır. Kamusal alanının kelime kökenine bakıldığında İngilizcede halk anlamına gelen "kamu" kelimesi Türkçede devlet ya da devlete ait gibi anlamına gelmektedir. Türkiye'deki bu kullanımın devletin kamusal alanda halka sağlamakla yükümlü olduğu koruma ve güvenceden ziyade devletin kamusal alanları kendi kontrolünde tutma arzusundan kaynaklanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'na bakıldığında Batı toplumlarında sözü edilen meydan, sokak, park ve bahçe gibi kamusal alanların bulunmadığı, kamusallık eyleminin cinsiyet olarak kadın ve erkek şeklinde ayrılıp hamamlar, kahvehaneler, cami avluları, çarşılar gibi bölgelerde küçük topluluklar halinde yaşandığı gözlemlenmiştir. Türkiye'de ise bugün kamusal alanlar meydan, park, bahçe, yollar ve sahiller gibi direkt açık alanlar olsa dahi buralarda devlet kontrolü dolaylı olarak daima vardır. Devletin izni olmadan kamusal alan olarak belirtilen yerlerde örgütlenme yasaktır. Sivil toplumlar devletin belirttiği çizgiler dışında örgütlenir, yürüyüş yapar ya da farklı bir görüş ve düşünceyi telaffuz ederse güvenlik güçleri devletin kontrolü sağlaması üzerine halka müdahale eder. Sanat ve kültür ortamı açısından ise 1987'de İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri başlığı altında bugünki İstanbul Bienali gerçekleştirilmiştir. Bienaller kamusal alanın ve küratörlük kavramının Türkiye sanat ortamı içinde şekillenmesine fayda sağlayan önemli unsurlar olmuştur. İstanbul Bienalleri ile başlayan kamusal alandaki küratörlü sergiler 1995'teki GAR sergisi ile devam etmiş, 2000 sonrasında sanat ortamının büyümesiyle hızını daha da artırarak Sinopale, Çanakkale Bienali, İstanbul Yaya Sergileri, Under Construction, Mardin Bienali, Red Bull Art Around ve Cappadox gibi sergiler ile devam etmiştir. Bu tez, 1980 sonrasında kamusal alanda gerçekleştirilen küratörlü sergileri ele alarak küratörün kamusal alandaki pozisyonunu, üretim pratiğini araştırmaktadır. Sözü edilen araştırma saha analizi olarak betimlenerek, kamusal alandaki sergilerin küratörleri ile yapılan röportajlardan ve gözlemlerden oluşmaktadır. Sergilerin formsal ve içeriksel yapısı tez içinde herhangi bir durumda ayrıştırılmamış, alternatif sergileme modelleri olarak belirtilmiştir. Küratörlerin kamusal alandaki küratöryel stratejileri, kavramsal yaklaşımları ve deneysel üretimleri sınırsız bir biçimde ele alınmıştır.

Author

Melike Bayık

How to Cite

Melike Bayık (Yüksek Lisans Tezi). 1980 sonrası Türkiye'de kamusal alanda küratöryel pratikler, 2019, Yeditepe University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Yeditepe University