
3
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Derin ötektik çözücü katalizörlüğünde bitkisel atık yağlardan biyodizel üretimi ve reaksiyon kinetiğinin incelenmesi
Biyodizel, petrol dizeline alternatif bir yakıt olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, hammadde ve katalizörlerin yüksek maliyetleri, biyodizelin büyük ölçekli endüstriyel uygulamalarını engellemektedir. Biyodizel üretiminde kullanılmış atık yağların kullanımı, hem üretim maliyetini düşürecek hem de atık yağların çevreye vermiş olduğu zararlar azaltılmış olacaktır. Bu çalışmada asidik derin ötektik çözücü (DÖÇ) katalizörlüğünde mikrodalga yöntem ile atık yemeklik yağdan biyodizel sentezi gerçekleştirilmiştir. Derin ötektik çözücü, tetraetil amonyum bromür ve p-toluen sülfonik asitten sentezlenmiş ve yapısı 1H-NMR spektroskopisi kullanılarak karakterize edilmiştir. Atık yağdan biyodizel sentezi mikrodalga yöntem ile gerçekleştirilmiş ve test edilen parametreler sıcaklık, zaman, metanol/yağ molar oranı ve katalizör miktarı olmuştur. Test edilen parametreler doğrultusunda en iyi biyodizel dönüşümü %96,6 ile 150° C'de, 2 saat reaksiyon süresinde, 28:1 metanol/yağ molar oranı ve %10 (a:a) katalizör kullanıldığında elde edilmiştir. Ayrıca, belirlenen bu koşullarda geleneksel ısıtma yöntemi biyodizel sentezi gerçekleştirilmiş ve mikrodalga yöntem ile karşılaştırılmıştır. Sonuçlar mikrodalga yöntemin, geleneksel ısıtma yöntemine göre biyodizel sentezinin daha kısa sürede gerçekleştirilebileceğini göstermiştir. Son olarak, reaksiyon kinetiği incelenmiş ve reaksiyonun, 51,24 kJ/mol'lük bir aktivasyon enerjisi (Ea) ve 6,1×104 dk-1'lik bir ön üstel faktör (A) ile sözde birinci dereceden kinetiği izlediği belirlenmiştir.
Nano aktif madde yüklü kenevir kumaşının geliştirilmesi ve in vitro değerlendirmesi
Nanoteknoloji terimi, Yunanca cüce anlamına gelen nano sözcüğünden türetilmiştir ve mühendislik üretim ilkelerini moleküler düzeyde uygulamaktadır. Nanoteknoloji, tek atomlar veya moleküller arasında alt mikron boyutlara kadar yapısal özelliklere sahip kimyasal, fiziksel ve biyolojik sistemlerin çalışılmasını ve kullanılmasını, ayrıca ortaya çıkan nanoyapıların daha büyük sistemlerle çalışılmasını da içermektedir. Nanoteknoloji gelişmekte olan multidisipliner bir bilim alanıdır. Nanoteknolojinin doğuşu, tıp, kimya, fizik, biyoloji, genomik ve robotik alanlarında birçok çalışma alanını kapsamaktadır. Sahip olduğu yüksek yüzey hacim oranından dolayı uygun maliyetli, daha hızlı işleyen mekanik, kimyasal ve biyolojik bileşenler sağlamaktadır. Nanopartiküller (NP) gibi partikül sistemler, çeşitli ilaç moleküllerinin farmakokinetik, farmakodinamik özelliklerini değiştirmek ve iyileştirmek için fiziksel bir yaklaşım olarak kullanılmıştır. Şu anda, metal NP'lerin sentezi birçok fiziksel ve kimyasal yollarla yapılmaktadır. Çalışılan tüm kimyasal ve fiziksel yöntemler; enerjinin yoğun olarak kullanıldığı yollardır. Bu seçimler sentez çalışmalarını kolojik olarak tehlikeli ve daha maliyetli bir hale getirmekle birlikte biyoloji, tıp ve klinik alanda uygulamalarını daha aza indirmektedir. Son zamanlarda ortaya çıkan nanoteknoloji alanı, endüstriyel yapıda yenilikçi yöntemlerin uygulanmamasını sağlayarak gelişmekte olan alandır. Çeşitli sektörlerdeki artan talebi karşılamak için metal NP'lerin sentezi için ekonomik, ticari olarak uygulanabilir, basit, hızlı ve aynı zamanda çevre dostu sürdürülebilir bir yol ile çalışılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu durumun bir sonucu olarak son yıllarda yeşil sentez yöntemine yoğunlaşılarak birçok başarılı çalışma yürütülmüştür. Bu tez çalışmasında, yeşil sentez yöntemi kullanılarak kenevir atık yapraklarından gümüş ve bakır oksit NP'ler sentezlenerek kenevir kumaşlarına entegre edilerek ve bu nano aktif madde yüklü kumaşların biyolojik özellikleri in vitro şartlarda araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nanoteknoloji, Bakır Oksit Nanopartikül, Gümüş Oksit Nanopartikül, Yeşil Sentez, Biyolojik Aktivite, Kenevir
S2-cam elyaf takviyeli plastiklerin frezelenmesinde çapak oluşumunu en aza indirmek için kesme parametrelerinin deneysel incelenmesi ve optimizasyonu
Composite materials have a wide range of application areas due to their high mechanical properties, low density and versatility. Milling is an important process for the composite materials to shape them according to the needs of the application area. Burrs are often created during the milling process and result in rejection of parts in the desired usage area. This study focuses on the experimental and statistical analysis of the burrs during the milling process of S2-Glass Fiber Reinforced Plastics (S2-GFRP) and Basalt Fiber Reinforced Plastics (BFRP) composites. Damages occurring during the milling process were analyzed to evaluate the mechanical performance and surface quality of composite materials. Surface quality is determined by the area and length of the burrs that were produced during the milling operations. Optimum processing parameters have been determined to ensure minimum burr area and burr length. It is determined that there are multiple optimum parameters according to the processed material and cutting direction. Burr area and burr length are measured with image analysis. The total area of burrs is calculated, and the longest burr in each sample is measured. The effect of tool material, tool coating, spindle speed and feed rate on burr area and burr length is observed. Based on the experimental results, it was determined that the tool material is the only parameter that consistently affects burr area and bur length. The data obtained aims to ensure the more reliable and efficient use of these materials in engineering applications and makes significant contributions to sustainable production processes.