
165
Archived Theses
5
DOIs Assigned
3%
DOI Rate
Archived Theses
XIX. yüzyıl Osmanlı ceza sisteminde dönüşüm: Zindandan hapishaneye geçiş
"XIX. Yüzyıl Osmanlı Ceza Sisteminde Dönüşüm: Zindandan Hapishaneye Geçiş" isimli bu çalışmada ceza, cezalandırma kavramları ve bu kavramların geçirdiği aşamalar ile cezanın bağlamında hapis cezası yer almaktadır. Tezde; ceza kavramı, cezanın amacı, cezalandırma yetkisinin sınırları ve kaynağı ile birlikte cezalandırmanın ilkeleri, ceza türleri ve cezanın özellikleri incelenmiştir. Zindandan hapis cezasının uygulanmasına doğru ilerleyen tarihi süreç aktarılmıştır. Hapishane konusu üzerinde önemle durulmuş ve hapis cezasının infazında uygulanan sistemlerin geçirdiği aşamalar irdelenmiştir. Ceza hukuku açısından İslam hukukunun etkisi ile Osmanlı dönemi infaz biçimleri aktarılmıştır. Hapis, ceza infaz sistemi olarak Osmanlı ceza hukukundaki yerini batılılaşma süreciyle birlikte almıştır ve bu nedenle hapishaneler XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. Bedene yönelik cezadan zindana, zindandan hapishaneye geçiş bu dönemde gündeme gelmiş olup, dönemin siyasal ve ekonomik durumları, toplumun reformlara bakışı gibi sorunlar hapishaneler konusundaki iyileştirme çabalarının istenilen düzeyde gerçekleşmesini engellemiştir.
Bohemyalı seyyah Dr. Jakob Eduard Polak’ın seyahatnamesi ışığında 19. yüzyılda Kaçar Hanedanlığı’nda hastalıklar ve tedavi yöntemleri
Sağlık, insanlık tarihi boyunca öncelik verilen en temel konulardan biri olmuştur. Çeşitli toplumlar, antik çağlardan günümüze dek insan bedeninin işleyişi, hastalıkların kökeni ve tedaviye ulaşma yolları hakkında araştırmaya ve yöntemlerini geliştirmeye devam etmiştir. Bu süreçte toplumlar, farklı kültürlerle etkileşim kurarak birbirlerinin bilgi birikiminden yararlanmış, gerektiğinde bu birikimleri uyarlamış ve tamamlamıştır. Bu yönüyle sağlık tarihi, bir toplumun yalnızca hastalıklarla nasıl mücadele ettiğini değil, aynı zamanda diğer medeniyetlerle kurduğu ilişkileri anlamamıza imkân tanıyan önemli bir araştırma alanıdır. Tarihsel süreç içerisinde özellikle 19. yüzyıl dünya üzerinde birçok hastalığa dair gerçek sebeplerin keşfedildiği, geleneksel yöntemler ile modern tıbbın karşılaştığı ve bazen de çatıştığı bir gelişim dönemini temsil etmesi bakımından oldukça dikkat çekicidir. Bu çalışmada, tıp tarihi adına önemli bir coğrafya olan İran toprakları üzerinde hüküm süren Kaçar Hanedanlığı’nda görülen hastalıklar ve dönemin tıp pratikleri ele alınmaktadır. Bu bağlamda geleneksel yöntemler ve İran’a 19. yüzyılda çeşitli görevlerle gelen Avrupalı doktorların tanıttığı modern tıp girişimlerinin karşılaşma süreci incelenmiştir. Çalışmanın ana hatları ve içeriği İran Darü’l-Fünûn’unda eğitim vermek üzere hanedanlık topraklarına gelen Bohemyalı Doktor Jakob Eduard Polak’ın İran’da yaşadığı yıllar boyunca yaptığı gözlemlerine dair kaleme aldığı seyahatnamesi ışığında belirlenmiştir.
Afgan kralı Emanullah Han'ın Türkiye gezisi ve Türk Afgan ilişkileri
ÖZETTürkiye halkı ile Afganistan halkının tarihten, sosyal ve kültürel yapıdan gelen ilişkileri vardır. İki ülke de Asya Coğrafyasında yaşamaktadır. Aralarında yalnız bir ülke (İran) vardır. Ve bu coğrafi yakınlığı nedeniyle iki ülke komşu sayılabilir.Son 200 yıldır bu iki ülkeyi birbrine yaklaştırmış olan asıl etken kuşkusuz ki, bu ülkelerde yaşayan ulusların ve halkların emperyalizm karşısında ezilmiş olmalarıdır. Türkiye'de Afganistan'da sömürgeci ve emperyalist ülkelerin paylaşım mücadelesi verdikleri alanlar üzerinde yaşamaktadır. Bu süreçte Türkiye, yarı sömürü haline getirilirken Hindistan'ın bir parçası olan Afganistan sömürgeleştirilmiştir.Geçen yüzyılın ilk çeyreğinde şiddetle esen devrim rüzgarı,Türkiye'yi ve Afganistan'ı aynı emperyalizmle mücadelede silah arkadaşı yapmıştır.Afganistan,1919'da bağımsızlığını kazandıktan sonra kendi çapında modernleşme hareketine girişmiş ve bu konuda Türk Devrimini örnek almıştır.Ne var ki feodal yapının ve aşiret sisteminin çok köklü oluşu bu modernleşme hareketinin hızını kesmiştir.Afganistan çok uzun yıllar Türkiye ile dost kalmış,Türkiye'nin eğitim ve kültür hayatından etkilenmiş ve bu konudaki uzmanlardan da yararlanmıştır.Afganistan'ın modernleşme hareketini kesen unsur dış müdahalelerdir.Afganistan'da ortaya çıkan yeni gelişmeler karşısında Türkiye yeniden Kemalist dış politikaya dönmesi ve başta Afganistan olmak üzere bölge ülkeleri ile yakınlaşma içine girmesi gerekmektedir.
Atatürk döneminde köy eğitmenliği
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi siyasal otoritenin öncelikli konularından biri olmuştur.Genel nüfus içerisindeki okuma yazma oranının çok düşük olması ayrıca köylerdeki okuma yazma oranının yok denecek kadar az olması devlet yetkililerine yeni arayışlara yönlendirmiştir.Mustafa Kemal, köy eğitim meselesini çözmek için Saffet ARIKAN 'a teklifte bulunur köy egitmeni yetiştirmek için Türk Silahlı Kuvvetlerinden yararlanma yoluna gidilerek askerliğini çavuş olarak yapanların eğitmen kurslarına katılmaları sağlanır.İlk eğitmen kursu 1936 yılında Eskişehirin Çifteler çiftliğinde açılır. Köy eğitmenleri sayesinde köylerin öğretmen ihtiyacı kısa zamanda büyük ölçüde sağlanır.Eğitmenler görevlerinde başarılı olmuş köy enstitülerinin kurulmasına zemin hazırlamıştır.
Tire şer'iyye sicillerinin (1-2 nolu demirbaş defteri 1-50 varak arası)transkripsiyonu ve değerlendirmesi
Şer`iyye sicilleri; Osmanlı Tarihi açısından günümüze kadar ulaşmış elimizde bulunan önemli kaynaklardır. Çünkü bunlar dönemin dilini, yaşam tarzını, örf ve âdetlerini, yargı sistemini, hukuk anlayışını, kadıların ictihadlarını, ekonomik, sosyal ve siyasî yaşamı irdelemek ve sorgulamak açısından elimizde bulunan çok önemli birinci el tarihi belge niteliğindedir.Şer`iyye sicillerinin diğer önemli bir yanı da yerel özellik taşımalarıdır. Nitekim herhangi bir bölgeye ait siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik araştırma yapanlar için ilk başvurulacak kayıtlar arasında Şer`iyye Sicilleri yer almaktadır.Osmanlı Devlet teşkilatı içinde önemli bir yer tutan kadı ve mahkemeler tarafından tutulan bu siciller XV. asrın yarısından başlayarak, XX. asrın ilk çeyreğine kadar ki uzun bir zaman dilimi içinde en azından 472 yıllık Osmanlı Devleti'nin tarihini, iktisadî, siyasî, sosyal ve hukukî hayatını yakından ilgilendirmekte ve kısaca Türk kültür ve tarihinin temel kaynaklarının başında gelmektedir.İşte bu bağlamda bizim yapmış olduğumuz bu çalışma Tire şehriyle ilgili önemli bilgiler içermesi sebebiyle elli adet sicil kaydının metinlerinin okunması ve değerlendirmesini ihtiva etmektedir. Bu metinlerde genel olarak; miras hukukundan dolayısıyla taksimattan çokça bahsedilmiştir. Ayrıca Tire ile birlikte Ödemiş, Birgi, Ayasluğ (Selçuk), Balyanbolu (Beydağ), Aydın, Kütahya, İnegöl, Alaşehir, Sart şehirlerinin isimleri sicillerde geçmektedir.Anahtar Kelimeler: Şer'iyye Sicilleri, Tire, Tarih, Miras, Ferman.
Türk Kadınlar Birliği
Birçok kadın derneğinin aksine bir hayır kurumu gibi çalışmak yerine kadının siyasal yaşamda var olması için kayda değer çalışmalarda bulundular.Sanıldığının aksine kadınların siyasal haklarını kazanmada ki rolü oldukça büyüktür.Cumhuriyet'in bu ilk kadın sivil toplum örgütü 1924 yılında başlandıkları çalışmalarına halen büyük bir özveriyle devam etmektedirler.
Mübadelede Ayvalık
Lozan Anlaşması sonucunda hazırlanan bir protokolle Türkiye de yaşayan Rum ve Yunanistan'dan yaşayan Türk nüfusunun zorunlu olarak göç ettirilmesi karara bağlanmıştır. Böylece, zorunlu göç, bir uluslar arası anlaşmaya ilk defa konu olmuştur. Bu anlaşmaya göre, 1923 yılında yaklaşık 1.200.000 Rum Yunanistan'a, 400.000 Türk ise Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmıştır.Zorunlu mübadeleden Ayvalık da doğrudan etkilenmiştir. Ayvalık'taki Rumlar Midilli Adası ve Atina'ya göç ettirilmiş, Girit ve Midilli Adalarındaki Türkler ise Ayvalık'a yerleştirilmiştir. Göçmenlerin yerleştirilmesi sürecinde, yaşamış oldukları bölgelerin iklimi, coğrafi yapısı dikkate alınmıştır. Örneğin, Midilli ve Girit'de yaşayan halkın önemli bir bölümü, zeytincilik yapabilecekleri Ayvalık'a yerleştirilmiştir.Osmanlı Devleti döneminde Ayvalık, Batı Anadolu'nun İzmir'den sonra en önemli ticaret merkezi konumundaydı. Osmanlı Devleti döneminde büyük ekonomik gücü elinde tutan Ayvalık, şehirde yaşanan Yunan isyanları, Yunan işgali ve bunu onucunda gerçekleşen zorunlu göçün sonrasında eski etkinliğini kaybetmiştir.Mübadele sürecinde göçmenlerin yerleştirilmesi, Kurtuluş Savaşı sonrası zor şartlar altında kurulmuş olan genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin çözmesi gereken önemli bir sorun olmuştur. Göçmenlerin nakil edilmesi yerleştirilmesi esnasında Yunan Devleri, diğer devletlerden dış yardım alırken, Türk hükümeti, herhangi bir destek almadan vatandaşlarının ülkeye nakli ve yerleştirilmesini kendi imkanlarıyla başarabilmiştir.
İzmir'de dünya ekonomik bunalımı sırasında tüketim kültüründe değişmeler ve bunalımın fiyatlar üzerinde etkileri
ÖZET1929 yılında New York Borsası'nda yaşanan düşüş, Dünya Ekonomik Bunalımı'nın ortaya çıkmasına sebep olmuştu. New York Borsası'ndaki hisse senetlerinin değerinde başlayan düşme diğer borsaları kısa sürede etkileyerek uluslar arası borsa sistemlerinin çökmesine yol açtı.Dünya Bunalımı, piyasaya özellikle tarımsal ürünlerin fiyatlarındaki düşüşle yansımış, daha sonra bankacılık ve sanayi sektörlerini de etkilemişti. Ekonomik alanda yaşanan bu kriz, adı geçen sektörlerde ciddi oranda işsizliğin ortaya çıkmasına neden olmuştu. Uluslar arası ticaret hacmi de daralmıştı.Liberal ekonomi politikasıyla Dünya Ekonomisine bağlı ülkelerle birlikte Türkiye de Dünya Ekonomik Bunalımı'ndan etkilenmişti. Bunalım karşısında bütün ülkelerin ilk savunma tepkileri kendi içine çekilmek ve kendi kendine yetme çabası içine girmek olmuştu.Dünya Bunalımı'nın etkisiyle tarım ürünlerinin fiyatlarında yaşanan hızlı düşüş ihraç ürünlerinin büyük kısmını tarımsal ürünlerin oluşturduğu Türkiye'nin de ekonomisini derinden sarsmıştı. İhraç ürünlerinin fiyatlarının düşmesi ihraç gelirlerinin azalmasına neden olmuştu. Bu durum ihraç ve ithal değerlerinin dengelenip, dış açığın olmaması için ithal maddelerine sınırlamalar getirilmesine sebep oldu. Bu şekilde dışa kapanarak bunalımın ülke içindeki etkilerinin en aza indirilmesine çalışıldı. Bu koşullarda, tüketim ve gelir seviyesinin düşmesi, tüketim kültürünün değişmesine neden oldu. Gelir düzeyinin düşmesi çarşı pazardaki ürün çeşitliliğine de yansıdı.Ülkenin tarım toplumu olması ve ağırlıklı olarak tarım ürünü ihraç etmesi, bunalımdan daha fazla etkilenmesine neden oldu. Bunalım döneminde tarım ürünlerindeki düşüş İzmir kentinin ve özellikle Ege Bölgesi'nin tarım ürünlerinden elde ettiği gelirin önemli oranda düşmesine yol açtı.Ağırlıklı olarak tarım ürünü ihraç eden Türkiye'de, bunalım nedeniyle tarımsal ürünlerin fiyatlarının düşmesi, köylünün yaşam koşullarında ciddi düşüşlerin yaşanmasına neden oldu. Tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesine rağmen çiftçilerin temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişiminin aynı oranda olmaması çiftçinin de alım gücünün düşmesine yol açtı.Bunalım, halkın kullandığı temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında da değişimlere neden oldu. Tahıl ürünlerinin fiyatlarındaki hızlı düşüş diğer tüketim maddelerinin fiyatlarına aynı oranda yansımamıştı. Ayrıca kışın sert geçmesi ve hayvan hastalıklarının yaygın olması nedeniyle hayvan telefleri çok olmuş, bu da et fiyatlarının piyasada hızla yükselmesine yol açmıştı. Temel ihtiyaç maddelerinde yaşanan bu fiyat dengesizliği, kent ve kırsal yaşamda genel tüketim eğilimlerinin de değişmesine neden olmuştu.
Uluslararası İzmir Fuarı'nın kuruluşu ve ilk sergiler
1923 İzmir İktisat Kongresi'nde oluşturulan sergi, İzmir Fuarı'nın doğuşunun başlangıcı olmuştur. Sergiden panayıra, panayırdan fuara doğru giden süreç ticari hayatı son derece etkilemiştir.Fuar, uluslar arası ilişkilerin kaynaşmasını, ticari bağların kurulup, güçlendirilmesini sağlamıştır. Bu ticari ortamda tüccarlar diğer tüccarlarla birebir görüşme, mallarını birebir görme olanağı bulurlar. İç ve dış ticareti yakından ilgilendiren fuarla ülkenin ürünleri, malları teşhir edilir. Ülkenin henüz tanınmamış tarafları aydınlatılır, hammaddeleri diğer ülkeler tarafından daha aranır hale gelir. Yerli müteşebbis artarak yerli sanayi gelişir. Fuarda direk bir etkileşim söz konusudur. Bir ülkenin sanayide gerçekleştirmiş olduğu bir yenilik diğer ülkelerin de bundan yararlanmasını sağlayacak, ufkunu genişletecek ve diğer ülkelerin teknik, sanayi alanındaki durumlarını gözden geçirip geliştirmelerine yardımcı olacaktır.Bu tezde de ekonomi politikasının saptandığı 1923 İzmir İktisat Kongresi'yle başlayan ekonomiyi ileriye götürme süreci, İktisat Kongresi'ndeki numune sergisi, 1927 ve 1928 Sergileri, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ve bunun sergilere etkisi, devletçilik ile devletçiliğin fuarla ilişkisi, 1933 ? 1934 ? 1935 yıllarında gerçekleşen panayırlar, 1936 İzmir Enternasyonal Fuarı'nın doğuşu ve fuarın içinde bulunduğu Kültürpark'ın oluşturulması üzerinde durulmuş; bunun hem İzmir'e hem de tüm Türkiye'ye yansıyan faydaları analiz edilmiştir.Anahtar kelimeler: Sergi, Panayır, Teşhir, Enternasyonal İzmir Fuarı, Kültürpark.
Türkiye-Ortadoğu ilişkileri ( 1983-1993)
Bu çalışmanın amacı, 1983-1993 yılları arasında Türkiye'nin dış politikasında önemli bir yere sahip olan Ortadoğu politikasını değerlendirmektir. İran, Irak, Suriye, İsrail ve Filistin ile Türkiye'nin ilişkileri, diğer Ortadoğu ülkelerinden göre daha fazla olduğu için söz konusu ülkeler bu araştırmada incelenmiştir. 1983-1993 yılları, Turgut Özal'ın başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı altında geçmiş, bu nedenle Özal'ın Ortadoğu'ya yönelik yaklaşımına da yer verilmiştir.Bu araştırma sırasında ikinci el kaynakların yanı sıra, söz konusu süreç içinde meydana gelen olayların sağlıklı değerlendirilmesi açısından, dönemin gazetelerinden yararlanılmış, konu ile ilgili sadece Türkçe kaynaklardan değil, yabancı kaynaklardan da faydalanılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, Ortadoğu Bölgesi'nin stratejik önemi ve etnik yapısı, Türkiye'nin bölge içerisindeki konumu ve Türkiye'nin bölgeye karşı genel politikası incelenmiştir.İkinci bölümde ise, Türkiye'nin İran, Irak ve Suriye ile olan ilişkilerine yer verilmiştir. Tarihsel zeminde Türkiye-İran ilişkileri açıklandıktan sonra, İran İslam Devrimi'nin Türkiye açısından ortaya çıkardığı sorunlar incelenmiştir. Özellikle İran-Irak Savaşı ve Körfez Savaşı'nda Türkiye'nin politikası üzerinde durulmuştur. Irak ve Suriye ile olan ilişkilerde de su sorununa ağırlık verilmiştir. Suriye ve Irak arasında, Fırat, Dicle ve Asi nehirleriyle ilgili anlaşmazlık Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Projesi'ne başlamasıyla birlikte daha da görünür bir hal almış ve terör, Hatay meselesi gibi konularla ilişkili gerilimlere neden olmuştur.Üçüncü bölümde Türkiye-İsrail ilişkileri ve İsrail-Filistin sorunu karşısında Türkiye'nin tutumu incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Türkiye-İran İlişkileri, Türkiye-Irak İlişkileri, Türkiye-Suriye İlişkileri, Türkiye-İsrail İlişkileri, Filistin Sorunu, Körfez Krizi.