
378
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Memecik zeytin çeşidinde (Olea europaea L. CV. "memecik") kaolin ve glisin betain uygulamalarının verim ve kalite üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, zeytin yetiştiriciliğinde verim ve kalite kayıplarına neden olabilen abiyotik stres faktörlerine karşı, kaolin partikül film teknolojisinin ve osmotik koruyuculardan olan glisin betainin zeytin ve zeytinyağında verim ve kalite üzerine etkilerini belirlemektir. Memecik çeşidi zeytin bahçesinde kurulan denemede 2011 yılında seçilen verimli ve verimsiz ağaçlarda; kontrol uygulaması yanı sıra 2012 yılında kaolin ve glisin betain için %3 ve %6 dozlarında uygulamalar yapılmıştır. Farklı dozlardaki kaolin ve glisin betain uygulamaları; çiçeklenme öncesi, meyve tutumu ve meyvelerin irileştiği dönemde olmak üzere farklı sıklıklarda (2 ve 3 kez) ağaçlara püskürtülmek suretiyle yapılmıştır. Uygulamaların etkisini belirlemek amacıyla zeytinde verim ve kalite ile ilgili bazı fiziksel, biyokimyasal ve fizyolojik; zeytinyağında ise biyokimyasal parametrelere ilişkin analizler yapılmıştır. Denemeden elde edilen sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, istatistiksel olarak önemi ortaya konan kriterler açısından en iyi sonuçların alındığı uygulama olarak glisin betainin ön plana çıktığı görülmektedir. Uygulama sıklığı ve doz açısından ise, 2 kez (çiçeklenme öncesi ve çiçeklenme sonrası meyve tutum döneminde), %3'lük dozda glisin betainin genellikle en uygun olarak saptandığı ifade edilebilir.
'Sarılop' incir (Ficus carica L.) çeşidi yaprak segmentlerinden somatik embriyogenesis
Somatik embriyogenesis, incirde hızlı çoğaltım ve gen aktarım çalışmalarında önemli bir potansiyele sahiptir. Bu çalışmada, iyi kalitede sofralık ve kurutmalık bir incir çeşidi olan `Sarılop? çeşidinin yaprak segmentleri kullanılarak direkt ve indirekt somatik embriyogenesis yoluyla somatik embriyo oluşumu amaçlanmıştır. Kasım ve Mart aylarında alınan incir tepe tomurcukları Murashige-Skoog (MS) besin ortamında sürdürülerek gelişen yapraklar çalışmada eksplant olarak kullanılmıştır. Bu yapraklardan indirekt somatik embriyo gelişimi için MS ortamı ilkbahar dönemi K-2 (2 mg/L 2,4-D + 0.2 mg/L kinetin) kombinasyonunda, % 66.66 oranında kallus oluşmuş, ancak somatik embriyo gelişimi elde edilememiştir. Direkt somatik embriyo oluşumu için ise yaprak eksplantları TDZ (Thidiazuron) ve 2İP (N6-2-isopentenyladenine) içeren MS ortamı kombinasyonlarında kültüre alınmış ve kallus oluşumu, eksplant uzaması, kök oluşumu ile embriyo oluşumu gözlenmiştir. Uzayan yaprak eksplantlarında en yüksek boy uzunluğu ilkbahar döneminde ortalama 3.09 cm olarak ölçülmüştür. En yüksek kök oluşum oranı (%42.76) ve en yüksek embriyo oluşum oranı (%20) ilkbahar döneminde DE-4 (MS + 2 mg/L TDZ + 8 mg/L 2İP) kombinasyonunda elde edilmiştir. Eksplant başına oluşan somatik embriyo sayısı 0.83?tür. DE-2 (MS + 2 mg/L TDZ + 4 mg/L 2İP) ortamında %83 oranında kallus gelişmesi de gözlenmiştir.
Bazı yöresel üzüm çeşitlerinin ampelografik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Manisa Bağcılık Araştırma İstasyonu araştırma parsellerinde bulunan Besni, Beylerce, Dimlit, Ekşikara, Göğ Üzüm, Horoz Karası, Kara Saki, Kara Yaprak, Kurutmalık Siyah, Mor Üzüm, Muscat Lierval, Muskat, Sivri Kara, Siyah Dimrit ve Sultan Dirmiti üzüm çeşitleri kullanılmıştır. Güncellenmiş uluslararası standartlar kullanılarak (OIV), bu çeşitlerin tanımlanmasında ampelografik ve ampelometrik özellikler belirlenmiştir. Çeşitler sürgün ucu antosiyanin varlığı bakımından farklılıklar göstermiştir. Yaprak iriliğinin bir çeşitte geniş ve bir çeşitte küçük, diğer çeşitlerin tamamında orta büyüklükte olduğu tespit edilmiştir. Yaprak şekilleri ise genelde kalp şekilli bulunmuş, böbrek ve kama şekiller bunu takip etmiştir. Yapılan incelemede sürgün, yaprağın üst yüzü, yaprak sapı gibi organlardaki dik tüylerin incelenen çeşitlerde pek fazla önem taşımadığı görülmüştür. İncelenen çeşitlerin çiçek yapılarının çoğunlukla ?erselik? olduğu ancak ?morfolojik erdişi fizyolojik dişi? çiçek yapısına sahip çeşitlerin de olduğu tespit edilmiştir. Ampelometrik özelliklerden N1 ve N2 damarları arasındaki açı yönünden, Karasaki, Kara yaprak, Muscat Lievral, Sivri Kara, Siyah Dimrit ve Sultan Dimriti küçük, Beylerce ve Kurutmalık Siyah geniş, diğerleri ise orta grupta yer almışlardır. Bu çeşitler içerisinden gerek yetiştiricilik gerekse ıslah açısından gelecekte materyal olarak kullanılabilme potansiyeli önemli olanlar bulunabilecektir.
Kum zambağı (Pancratium maritimum L.)'nın ın vıvo ve ın vıtro koşullarda tohumla üretimi üzerine bir çalışma
Süs bitkisi olarak kullanılabilme potansiyeline sahip olan Kum Zambağı (Pancratium maritimum L.), doğal yayılma ve yaşam alanları olan kıyı bölgelerdeki yoğun yapılaşma, insan aktiviteleri gibi nedenlerle nesli tehlike altında olan doğal, soğanlı bir türdür. 2011- 2013 yılları arasında yürütülen bu çalışmada Kum Zambağının tohumla in vitro ve in vivo koşullarda üretilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla üç farklı aşamada, (1) tohumların farklı ortamlarda çimlenme performanslarının, (2) tohumlara yapılan farklı ön uygulamaların çimlenme yüzdesi üzerine etkisinin ve (3) doku kültürü ile tohumla üretilebilme olanaklarının belirlemesine yönelik araştırmalar yürütülmüştür. Farklı ortamlarda çimlenme performanslarının incelendiği aşamada; çimlendirme ortamı olarak, kum, kestane kabuğu+kum (1:1), yerfıstığı kabuğu+kum (1:1), torf+perlit (1:1), torf+kum (1:1), kum+hindistan cevizi kabuğu (1:1), kum+perlit (1:1), bahçe toprağı+kum+ahır gübresi (1:1:1), kontrol (deniz kumu) olmak üzere 9 farklı ortam kullanılmıştır. Çalışmanın ikinci aşaması olan ön uygulama denemesinde ise tohumlara, 250 ppm GA3, 1000 ppm GA3, Peg (6000), KH2PO4, KNO3, 100 ppm BAP, 250 ppm BAP, formik asit ve kontrol dahil olmak üzere 9 farklı ön uygulama yapılmıştır. Doku kültürü denemesinde; tohumlar önce agar+su ortamında çimlendirilmiş, elde edilen bitkiciklerden alınan eksplantlar farklı dozlarda NAA ve BAP ile 6.5 g/L agar, 30 g/L sakkaroz içeren MS ortamlarında kültüre alınmıştır. Gözlemler ve analizler sonucunda; ortam denemesinde bahçe toprağı+kum+ahır gübresi (1:1:1) ortamında en yüksek (% 60.25) çimlenme yüzdesi elde edilmiştir. Ön uygulama yapılan tohumlarda ise en yüksek (%75.75) çimlenme 100 ppm BAP uygulamasında belirlenmiştir. Araştırmanın doku kültürü ile üretim aşamasında ise; su+agar ortamında yapılan çimlendirme çalışmaları sonucunda, yapılan 3 tekrarlamada 21. gün sonunda sırası ile % 58.74, % 57.75, % 29.58 çimlenme yüzdeleri elde edilmiştir. Ancak su+agar ortamında çimlenme sonucu oluşan bitkiciklerde kısa sürede kontaminasyon gerçekleşmiş ve sadece ikinci çimlendirmede çimlenen tohumlardan oluşan eksplantlar besin ortamına aktarılmıştır. Besin ortamlarından 1.0 mg/L BAP-0.1 mg/L NAA içeriğine sahip olan MS ortamındaki eksplantlarda kallus oluşumu gözlenmiş ancak yoğun enfeksiyon oluşumu nedeniyle çalışmanın bu aşamasında herhangi bir soğan oluşumu meydana gelmemiştir. Anahtar Kelimeler: Pancratium maritimum L., Kum Zambağı, in vitro, ön uygulama, çimlendirme ortamı, tohumla üretim
Seleksiyonla belirlenmiş kestane (Castanea sativa Mill.)genotiplerinin erkek çiçek yapıları üzerinde araştırmalar
Bu çalışma, Aydın ili Nazilli ilçesinde yapılan seleksiyon çalışması sonucu belirlenmiş olan kestane (Castanea sativa Mill.) genotiplerinde erkek çiçek yapılarının incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. 2012 yılı çiçeklenme döneminde alınan erkek çiçek püsküllerinde;püskül boyu,erkek çiçek küme sayısı, erkek ordganların tepale göre boyları, püskül üzerinde bulunan kümelerde çiçek sayıları, çiçek içerisinde erkek organ sayıları, anterlerin boyutları gibi özelliklere ilişkin ölçümler ve mikroskop altında incelemeler yapılmıştır. Araştırmalar sonucunda, N-2-5, N-3-4, N-23-1 genotiplerinin anter oluşturmadıkları için stamensiz tip olarak nitelendirildiği ve bu nedenle kısır oldukları için tozlayıcılık yeteneği bulunmadığı saptanmıştır. Denemede yer alan N-7-3 genotipinin orta stamenli ve N-20-2 genotipinin uzun stamenli olduğu yapılan mikroskobik inceleme sonucu ortaya konmuştur.
Bazı hünnap genotiplerinin morfolojik, fenolojik ve pomolojik özelliklerinin belirlenmesi ve melezleme olanaklarının araştırılması
Bu çalışma Aydin ili Kızılcaköy'deki bir meyve bahçesinde 2012 ve 2013 yıllarında yürütülmüştür. Küçük (HK), orta (HO) ve büyük (HB) meyveli olmak üzere üç farklı hünnap (Ziziphus jujuba Mill.) genotipi kullanılmıştır. Morfolojik ölçüm değerleri şu şekildedir: ağaç boyu 4.0 m (HK)-5.7 m(HB), gövde çevresi 26 cm (HO)-36 cm (HB), çapı 8.3 cm (HO)-11.5 cm (HB); kök sürgününün ana gövdeye mesafesi 5.8 m (HK)-8.0 m (HB) ve boyu 56.3 cm (HO)-62.2 cm (HB); bir yaşlı dalın uzunluğu 46.00 cm (HK)-86.50 cm (HO), çapı 5.00 cm (HK)-12.32 cm (HO) ve sayısı 5.67 adet (HK)-10.50 adet (HO); yan sürgün uzunluğu 23.85 cm (HK)-28.94 cm (HB) ve çapı 4.61 cm (HK)-5.02 cm (HB), yaprak sayısı 4.00 adet (HK)-6.47 (HO), diken sayısı 1.70 adet (HB)-2.00 (HK ve HO); yaprak uzunluğu 6.81 cm (HB)-18.20 cm (HK), çapı 1.54 cm (HB)-1.73 cm HO, yaprakçık sayısı 4.42 adet (HB)-14.46 adet (HK); yaprakçık uzunluğu 32.79 mm (HK)-47.20 mm (HB) ve eni 17.46 mm (HK)-27.05 mm (HB), kalınlığı 0.23 mm (HB)-0.59 mm (HO); koltuk yaprağı uzunluğu 51.27 cm (HO)-62.39 cm (HB) ve eni 30.94 cm (HO)-34.36 mm (HB), kalınlığı 0.28 mm (HB)-0.31 mm (HO); boğumdaki diken sayısı 0.16 adet (HK)-1.70 adet (HO); kapalı çiçek tomurcuğu boyu 1.55 mm (HK)-2.03 mm (HO), eni 2.36 mm (HK)-3.49 mm (HB); açmış çiçek boyu 1.60 cm (HK)-2.60 mm (HB), eni 5.51 mm (HK)-7.21 mm (HB). Yaprakların üst ve alt yüzeylerindeki klorofil miktarı hünnap genotiplerinde (58.50 (HO)-69.82 (HK)) farklı olmamıştır. Fenolojik gözlemlerden çiçeklenme 30 Nisan ile 09 Temmuz 2012 tarihleri arasında oluşmuştur. 20 Ağustos 2013 ben düşme tarihidir. Pomolojik gözlemlerden meyve eni 24.02 mm (HK)-37.35 mm (HB), boyu 29.47 mm (HK)-43.73 mm (HB) ve ağırlığı 8.21 g (HK)-28.85 g (HB) arasındadır. Meyve eti sertliği (3.49 (HK)-3.89 (HO)), L, a, b renk değerleri, SÇKM (25.73 (HB)-32.00 (HK)), TA (11.57 (HB)-12.13 (HO)), pH (4.64 (HO ve HB)-4.87 (HK)) hünnap genotipleri arasında farklı olmamıştır. Panelistlere göre meyvenin tadı elmaya benzemektedir. Tohum eni 8.18 mm (HK)-9.43 mm (HO) ve boyu 15.99 mm (HK)-25.38 mm (HO), ağırlığı 0.68 g (HK)-1.16 g (HB)'dir. Tek yıllık sürgün üzerinde tomurcuk, çiçek ve meyve aynı anda gözlenebilmektedir. Hünnabın bir çiçekteki başçık sayısı tüm genotiplerde 5 adettir. Bir başçıktaki çiçek tozu sayısı 171.85 adet (HO)-760.00 adet (HK), bir çiçekteki çiçek tozu sayısı 859.25 (HO)-3800.00 adet (HK) arasında değişmiştir. Üç genotipte yapılan çiçek tozu IKI canlılık testinde 2012'de %85.59 (HK)-%92.26 (HB), 2013'te %64.94 (HO)-%89.78 (HB) değerleri bulunmuştur.. Çiçek tozu çimlendirme testine göre %1 agar+%15 sakkaroz besi ortamında çimlenme değerleri %1.92 (HO)-%24.48 (HB) arasında elde edilmiştir. 2012'de üç hünnap genotipindeki açık tozlama gözleminde meyve tutumu %18.81 (HO)-%42.39 (HB) arasında bulunmuştur. 2013 yılı HB × HK karşılıklı tozlaması sonucu 6 adet melez meyve oluşmuştur.
Bazı üzüm çeşitlerinin aşılı tüplü fidan üretimlerinde farklı biyolojik preparat uygulamalarının etkileri
Bu araştırmada 110 R ve 1103 Pa Amerikan anaçları üzerine aşılı Alphonse Lavallée ve Red Globe üzüm çeşitlerinin fidanlık koşullarında aşı uyumu ile Biovam, Endo root soluble ve Endo root soluble +Vitormone kombine mikoriza uygulamalarının fidan randımanı ve fidan kalitesi üzerine olan etkilerini belirlemek amaçlanmıştır. Alphonse Lavallée ve Red Globe çeşitlerinde katlama sonrası aşı yerinde kalluslanma ile köklenme değerleri 110 R anacına aşılılarda daha zayıf olmuştur. Katlama sonrası aşılı çelikler, perlit:torf ortamı doldurulmuş siyah polietilen tüplere dikilerek mist sisleme üniteli sera içerisindeki masalara yerleştirilmişlerdir. Mikoriza uygulamaları şaşırtma esnasında uygulanmıştır Olgunlaşan yazlık fidanlarda kök ve sürgün özellikleri incelenmiştir. Yazlık fidanlarda her iki çeşitte de 110 R'ye aşılılarda sürgünler daha kısa olmuş ve köklenme oranı, kök sayısı, yaş ve kuru kök ağırlığı daha az bulunmuştur. Yazlık fidanlara Biovam 3 g ve ERS + Vitormone uygulamalarının etkisi sadece 1103 Pa'ne aşılı Alphonse Lavallée çeşidinde sürgün çapını artırıcı yönde olmuştur. Yazlık fidan randımanları uygulamalar ve anaçlardan etkilenmemiştir. Fidan randımanları % 33 ile % 55 arasında değişmiştir. Kışlık fidanlarda sürgün özellikleri farklılık göstermez iken, 110 R'ye aşılılarda kök özellikleri daha zayıf meydana gelmiştir. Bununla beraber fidanların hepsi 1. Boy fidan özelliklerini kazanmışlardır. Biovam 5 g uygulaması 110 R'ye aşılı Alphonse Lavallèe çeşidinde yaş kök ağırlığını arttırmıştır.
İncir (Ficus carica cv. "Bursa siyahı") fidanlarında farklı uygulamaların bodurlaştırma üzerine etkisi
Bursa Siyahı incir çeşidi fidanlarında farklı uygulamaların bodurlaştırma üzerine etkisini belirlemek amacıyla planlanan deneme, 2012-2013 yılları arasında Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü'ne ait arazide yürütülmüştür. İncir fidanlarında suni bodurluk yaratmak amacıyla; kontrol uygulaması yanında, bir giberellik asit inhibitörü olan Prohexadione-calcium (Pro-Ca) 125 ve 250 ppm dozunda olacak şekilde kullanılmıştır. Bunun yanı sıra, toprak seviyesi ile 30o'lik açı yapacak şekilde eğimli dikilen ve galvaniz tellere bağlanarak yetiştirilen fidanlarda, dal eğme uygulaması yapılmıştır. Denemede ayrıca, 125 ppm Pro-Ca+dal eğme ve 250 ppm Pro-Ca+dal eğme uygulamaları kullanılmış ve bu şekilde toplam altı uygulama ile çalışılmıştır. Dal eğme uygulamasının olduğu parsellerde fidanlar 1x1.5 m, diğer uygulamaların yapıldığı parsellerde ise 1x1 m sıra arası ve sıra üzeri mesafe ile dikilmişlerdir. Pro Ca uygulamaları, fidanlarda yeni sürgünler yaklaşık 5 cm uzunluğa geldiği dönemde başlamak suretiyle vejetasyon döneminde iki kez yapılmıştır. Uygulamaların bodurlaştırma üzerine etkisini belirlemek amacıyla, fidanlarda yaprak, gövde ve kök gelişimlerine ilişkin parametreler incelenmiştir. Denemeden elde edilen sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, 250 ppm dozunda Pro-Ca kullanımı ile 250 ppm Pro-Ca+dal eğme uygulamalarından, kontrol grubu fidanlara göre daha zayıf gelişme kriterlerine uygun fidanlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İncir, Prohexadione-calcium, budama, dal eğme, bodurlaştırma
Bazı incir çeşitlerinin soğuklanma sürelerinin ve hidrojen siyanamid (H2Cn2) uygulamasının erkencilik üzerine etkilerinin belirlenmesi
İncir ağaçlarında dormansiyi ortadan kaldırmak suretiyle, tomurcukların erken uyanmasını ve buna bağlı olarak erken olgunlaşmayı sağlamak için hidrojen siyanamid uygulamasının erkencilik üzerine etkisini belirlemek amacıyla bu çalışma yürütülmüştür. Bu çalışmada, aynı zamanda bazı incir çeşitlerinin Aydın ili ekolojisinde soğuklama sürelerinin irdelenmesi de hedeflenmiştir. Kontrol uygulaması ile birlikte %2 ve %4 dozunda hidrojen siyanamid etken maddeli Dormex isimli preperat; 2013 yılı denemesinde yaklaşık uyanma tarihinden 30 gün önce bir kez, 2014 yılı denemesinde ise 60 ve 30 gün önce olacak şekilde iki kez uygulanmıştır. Denemede materyal olarak kullanılan; Sarılop, Bursa Siyahı, 208 Siyah, Beyaz Orak ve Siyah Orak incir çeşitlerinde uygulamaların etkisini belirlemek amacıyla fenolojik ve morfolojik gözlemler yapılmıştır. Elde edilen sonuçların genel olarak değerlendirilmesi sonucu, hidrojen siyanamid uygulamasının, özellikle tomurcuk kabarması, meyve doğuşu ve meyve olgunlaşması gibi fenolojik gözlemler ile morfolojik gözlemler üzerine, istatistiksel olarak önemli bir etkisi saptanamamıştır. Bu çalışmada, klasik yöntem yanında üç değişik yöntem ile de soğuklanma süreleri değerlendirilmiş, ve bu yöntemlerle bazı incir çeşitlerinin Aydın ili ekolojisinde soğuklama süreleri hesaplanmıştır. Anahtar sözcükler: Sofralık incir, Dormex, Soğuklama Gereksinimi, Hidrojen Siyanamid
Bazı şeftali çeşitlerinin Aydın ekolojisinde gelişme performanslarının belirlenmesi
Bu araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünün araştırma ve uygulama alanında 2013- 2014 yılları arasında bazı şeftali çeşitlerinin Aydın ekolojik koşullarında gelişme performanslarının belirlenmesi amacı ile yürütülmüştür. Bitkisel materyal olarak Crest Haven, Tastired, Spring Crest, Royal Gem, Vista Rich, May Crest olmak üzere 6 çeşit şeftali çeşidi üzerinde çalışılmıştır. Üzerinde çalışılan bu şeftali çeşitlerinde fenolojik gözlemler yapılmış ve saptanan fenolojik ve morfolojik gelişme özellikleri 2013 Yılı vegetasyon başlangıcından itibaren bir yıl süreyle izlenmiştir Anahtar sözcükler: Şeftali çeşitleri, gelişme performansı, adaptasyon, Aydın
Bazı kayısı çeşitlerinin Aydın bölgesindeki gelişme durumlarının belirlenmesi
Bu çalışma, yerli ve yabancı 4 kayısı çeşidinin Aydın ekolojik şartlarındaki erkencilik ve gelişme performanslarının belirlenmesi amacıyla Adnan Menderes Üniversitesi Bahçe Bitkileri Bölümüne ait yeni kurulan meyve koleksiyon bahçesinde 2012 ve 2013 yıllarında yürütülmüştür. Çalışmada, çeşitlere ait fenolojik gözlemler ve morfolojik ölçümlerin değerlendirilmesinin yanı sıra Zaza çeşidine ait soğuklama ihtiyacı da belirlenmeye çalışılmıştır. Her iki deneme yılında da fenolojik gözlemlerde farklılıklar gözlenmiştir. Morfolojik ölçümler değerlendirildiğinde ise, Iğdır (Aprikoz) ve Roxana her iki yılda da olumlu sonuçlar vermiştir. Zaza çeşidinin soğuklama süreleri 2012 yılında 697, 2013 yılında 685 soğuk birim değeri olarak tesbit edilmiştir. En erken çiçeklenen Zaza çeşidi, soğuklama ihtiyacı en fazla olan çeşit ise Roxana çeşidi bulunmuş ve en geç uyanan çeşit olmuştur. Elde edilen veriler ışığında denemeye alınan çeşitlerin bölgeye adaptasyonu bakımından bu çalışma ileriki yıllara ışık tutabilecektir.
Kuşkonmaz yetiştiriciliğinde (Asparagus officinalis L.) farklı saksı boylarının ve harçların fide kalitesine etkisi
Bu çalışmanın amacı; kuşkonmaz (Asparagus officinalis L.)'in fide kalitesini arttırmaya yönelik en uygun harç karışımı ve fide saksısı ebatlarını tespir edebilmektir. Deneme ADÜ, Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü deneme arazisinde ve laboratuarlarında yürütülmüştür. Marry Washington kuşkonmaz çeşidi kullanılmıştır. Torf, perlit, çiftlik gübresi, kum ve bahçe toprağı gibi ortamların 1:1:1 oranında hazırlanan kombinasyonlarının ve üç farklı boydaki saksıların (7.5x9.0cm, 6.5x7.0cm ve 4.5x5.0cm ) fide kalitesine etkisi incelenmiştir. Gövde boyu, kök boyu, gövde yaş ve kuru ağırlığı, kök yaş ve kuru ağırlığı, dal sayısı ve gövde çapı gibi karakterlerin parametre olarak kullanıldığı denemelerde yetiştirme ortamı olarak "Çiftlik gübresi - Perlit - Bahçe toprağı" nın 1:1:1 oranında karıştırılmasıyla hazırlanan harç karışımı en iyi sonucu vermiştir. Fide saksısı olarak ise büyük boy fide saksısından (7.5x9.0cm) en iyi sonuç elde edilmiştir. Tohumlarda çimlenme konusunda ön uygulama olarak yapılan suda bekletme uygulamalarından en iyi sonucu 48h suda bekletme uygulaması vermiştir.
Nagami kamkatı aşı kalemlerinin kobalt-60 ışınlamasına dayanımının belirlenmesi ve farklı genotiplerin rapd belirteçleri ile tanımlanması
Çalışmada Nagami kamkatı aşı kalemi (Fortunella margarita L.) ve üç yapraklı portakal (Poncirus trifoliata (L.) Raf.) anaç olarak kullanılmıştır. Çöğürler Aralık 2012'den itibaren 4 farklı harç ortamında (kontrol, mikoriza, solucan gübresi, mikoriza+solucan gübresi) büyütülmüştür. Temmuz 2013'te anaçlarda en fazla boy artışı kontrol grubunda olurken, çap kalınlığı mikorizalı grupta, yan dal sayısı ise solucan gübresi grubunda daha fazla bulunmuştur. Temmuz 2013'te Nagami kamkatının aşı kalemleri 0, 15, 30, 45, 60 Gy 60Co gama ışınına tabi tutulmuşlardır. Işınlanan gözler naylon yüksek tünelde saksı içerisinde yetiştirilen iki yaşındaki üç yapraklı portakal anaçları üzerine T göz aşısı ile aşılanmışlardır. 248 bitkiden 48 adedinin aşısı tutmuştur. Böylece M1V1 bitkileri elde edilmiştir. Ancak meyve tutumuna kadar geçen zamanda hayatta kalan bitki sayısı 30'a düşmüştür. Yüksek tünel şartlarında büyütülen bitkilerde aşıdan 21 gün sonra aşı tutma oranı %18.8 60 Gy-%43.8 15 Gy arasındadır. Aşıdan yaklaşık 16 ay sonra sürgün boyu 20.98 cm 45 Gy-39.02 cm 0 Gy, sürgün çapı 4.78 cm 30 ve 45 Gy-5.72 cm 60 Gy, yaprak sayısı 26 adet 30 ve 45 Gy-47 adet 0 Gy, meyve sayısı 2.40 adet 60 Gy-5.50 adet 45 Gy, meyve çapı 16.20 mm 60 Gy-18.99 mm 0 Gy arasında değişmiştir. Klorofil miktarı yaprak üst ve alt yüzeylerinde sırasıyla 0.6254 30 Gy-0.6735 0 Gy ve 0.4003 30 Gy-0.4224 0 Gy arasında değişmiştir. 12 nolu bireyin (S-26-45) diğer bireylerden farklı olduğu RAPD primerleri ile belirlenmiştir. Farklılığı ispat eden PM2, PM3, PM4, PM5, PM7, PM8 primerleri ile 4 polimorfik, toplam 14 bant elde edilmiştir. Nagami kamkatı aşı kalemlerinin 60 Gy 60Co gama ışınına dayanabileceği gözlenmiştir. Bu nedenle daha yüksek dozların denenmesi tavsiye edilebilir. Anahtar sözcükler: Fortunella margarita, Poncirus trifoliata, 60Co ışınlaması, fidan özellikleri, RAPD belirteçleri, PCR
Uşak ili Ulubey ilçesinde yetişen karadutlarin (Morus nigra L.) morfolojik, fenolojik ve pomolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma Uşak ili Ulubey ilçesinde bireysel olarak yetişen 15 adet değişik karadut (Morus nigra L.) genotipinde 2013 ve 2014 yıllarında yürütülmüştür. Morfolojik özellikleri şu değerler arasındadır: ağaç yaşı 4-91 yıl, gövde çevresi 61-187 cm; bir yaşlı dal çapı 0.30-0.95 mm, uzunluğu 5.60-9.73 mm, boğum sayısı 2.5-5.0 adet, boğumarası uzunluğu 1.43-2.40 mm; iki yaşlı dal çapı 0.60-1.08 mm, uzunluğu 16.83-18.50 mm, boğum sayısı 4.5-6.0 adet, boğum arası uzunluğu 3.03-4.98 mm; yaprak eni 8.1-11.9 mm, uzunluğu 8.7-12.1 mm, yaprak sapı uzunluğu 1.8-2.8 mm; yaprak yaş ağırlığı 2.93-1.25 g, kuru ağırlığı 0.37-0.77 g, nem oranı %69.3-78.4. Yaprak altı renk ölçümünde L değeri 41.14-43.42, a değeri 8.20-10.70, b değeri 7.01-9.04, chroma 10.76-14.01, hue -0.81- -1.00 arasında değiştiği gözlenmiştir. Yaprak üst renk ölçümünde L değeri 32.44-35.11, a değeri 7.60-9.62, b değeri 4.23-7.55, chroma 7.96-15.62, hue -0.98- -1.39 arasında olduğu belirlenmiştir. Yaprak üstündeki klorofil değerleri 0.67-0.69, altındaki klorofil değerleri 0.57-0.60 arasında değişmektedir. Fizyolojik özellikleri açısından tomurcuk kabarma zamanı 17-22 nisan, çiçeklenme zamanı 5-9 mayıs ve hasat başlangıç zamanı 28 haziran-1 temmuz olarak kaydedilmiştir. Pomolojik özellikleri açısından ise meyve eni 13.03-16.56 mm, boyu 16.70-23.47mm, yaş ağırlığı 2.87-4.30 g, kuru ağırlığı 0.90-1.22 g, renk L 15.21-21.45, a 6.13-21.69, b 2.86-9.44, chroma 6.76-23.67, hue 1.98-2.70, titre edilebilir asit miktarı (TA) sitrik asit olarak 1.37-2.24 g/100ml, suda çözülebilir kuru madde (SÇKM) miktarı 11.55-19.04°Brix, pH 3.63-4.18, C vitamini miktarı 15.37-16.70 mg/100ml, toplam fenolik madde miktarı 132.41-147.16 mgGAE/100g, antioksidan kapasitesi 15.04-24.44 µM TE/g olarak belirlenmiştir. Genotipler sofralık tüketime uygunluklarına göre tartılı derecelendirme yöntemi ile yapılan değerlendirmede 210-440 arası puan almışlardır. Bu seleksiyon çalışmasında en yüksek puan alan 4 numaralı genotiptir ve üreticilere tavsiye edilmektedir. Anahtar sözcükler: Morus nigra, dal, yaprak, çiçek, meyve özellikleri, seleksiyon
İncirde verim ve kalite üzerine jeotermal enerji tesislerinin olası etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışma ülkemizde ve bölgemizde sayıları son yıllarda giderek artan jeotermal enerji tesislerinin incirde verim ve kalite üzerine olası etkilerinin belirlenmesi amacı ile yürütülmüştür. Bu amaçla 2013 ve 2014 yılı incir üretim sezonlarında Aydın İli Germencik İlçesi "Alangüllü" bölgesinde yer alan jeotermal tesise 600-650 m (yakın mesafe), 1100-1150 m (orta mesafe), 1500-1650 m (uzak mesafe) ve ≥5000 m (en uzak mesafe) uzaklıkta seçilen ve her mesafeyi temsil eden ikişer Sarılop incir çeşidi bahçesi belirlenmiştir. Denemenin yürütüldüğü her iki yılda, bahçelerden incir üretim sezonu boyunca, üç dönemde yaprak ve kuru meyve örnekleri alınmıştır. Tesisten farklı mesafelerde yer alan bahçelerden alınan yaprak ve kuru meyve örneklerinde, besin elementleri açısından; azot (N, %), fosfor (P, %), potasyum (K, %), kalsiyum (Ca, % ), magnezyum (Mg, % ), demir (Fe, ppm), bakır (Cu, ppm), çinko (Zn, ppm), mangan (Mn, ppm), kadmiyum (Cd, ppm), nikel (Ni, ppm), krom (Cr, ppm), kurşun (Pb, ppm), kobalt (Co), bor (B, ppm) ve kükürt (S, %) elementlerinin analizleri yapılmıştır. Denemede aynı zamanda kuru incir meyve örneklerinde, meyve kalitesi ile ilgili olarak; meyve kabuk rengi (L*, a*, b*, hue° ve chroma* değeri), suda çözünebilir kuru madde miktarı (%), titre edilebilir asit miktarı (%) ve pH değerleri saptanmıştır. İncir bahçelerinde, meyve verim komponentleri ile ilgili olarak ise, farklı mesafelerdeki bahçelerde yer alan ağaçların yıllık sürgünlerinde, sürgün uzunluğu (cm), sürgün çapı (cm) ve sürgündeki meyve sayısı (adet) değerleri belirlenmiştir. Çalışma sonucu elde edilen veriler değerlendirildiğinde; jeotermal tesise yakın mesafede (600-650 m) bulunan incir bahçelerinde, yaprak ve kuru incir meyve örneklerinin besin elementleri ve ağır metaller açısından genel olarak diğer mesafelere göre daha yüksek içeriklere sahip olduğu ve tesisten uzaklaştıkça özellikle meyve örneklerinin ağır metal içeriklerinin azaldığı saptanmıştır. Bunun yanı sıra, kuru incir verimi ve kalitesine ilişkin elde edilen sonuçların da değerlendirilmesi sonucu; benzer şekilde tesisten uzaklaştıkça kalite ve verim ile ilgili olumsuz etkinin azaldığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: kuru incir, jeotermal santral, ağır metal, kalite kriteri
Narda dişicik tepesi sıvısının çiçek tozu çimlenmesine etkisi ve melezleme çalışmaları
Bu tezde, Denizli yöresinde yaygın olarak yetiştirilen Hicaznar çeşidinde 2013 yılında farklı sakkaroz ve borik asit konsantrasyonlarında çiçek tozu çimlendirme çalışmaları ve Irlıganlı nar genotipi ile melezleme çalışmaları yapılmıştır. Melezleme denemelerinde, Hicaznar × Irlıganlı genotipi kombinasyonunda 28 adet çiçeğin melezlenmesiyle 9 adet meyve tutumu gelde edilmiştir. Çiçek tozu çimlendirme testine göre en yüksek çimlenme %7.2 ile %1 Agar+%20 sakkaroz+%25 borik asit ortamında gerçekleşmiştir. Bu sonuca göre 2015 yılı çiçek tozu çimlendirme testi aynı ortamda çiçeklenme dönemi başlangıcında A tipi çiçekte %19.5 iken B tipi çiçekte %29.1 olarak gözlemlenmiştir. 2015 yılında dişicik tepesi sıvısı ile çiçek tozu çimlendirme çalışması yapılmıştır. Bu yöntemde 10'ar adet dişicik tepesinin saf su içerisinde farklı sürelerde sürekli çalkalanarak bekletilmesiyle çiçek tozu çimlenmesi için özütten faydalanılması hedeflenmiştir. Yapılan çalışmada B tipi çiçekte %18.3'lük bir oranla en iyi çimlendirme, dişicik tepesinin saf suda 30 s bekletilmesiyle elde edilmiştir. A tipi çiçekte ise hiçbir çimlenme gözlenememiştir. Çiçeklenme dönemi sonunda ise A tipi çiçekte çimlenme oranı %15.1 olarak gözlemlenirken B tipi çiçekte ise çiçek tozu çimlenmesi %29.1'dır. Bir adet dişicik tepesinin 1 damla saf suda 30 s bekletilmesiyle elde edilen ortamda çiçek tozu çimlendirme çalışması yapılmış, ancak bu yöntemde A tipi ve B tipi çiçekte çimlenme gözlenememiştir. 2015 yılı çiçeklerinde çimlendirme çalışmalarının yanında; başçık sayımı, çiçek tozu miktarı, canlılık (TTC) testleri yapılmıştır. TTC testinde en yüksek oran, çiçeklenme dönemi başlangıcında %92.39 ile A tipi çiçekte görülürken, çiçeklenme dönemi sonunda %95.00 ile B tipi çiçekte gözlemlenmiştir. A tipi çieçekte başçık sayısı 329.8 iken B tipi çiçekte başçık sayısı 300.4'tür. Hemasitometrik lamda yapılan sayımda bir çiçekteki toplam çiçek tozu miktarı A tipi çiçekte 2143700 bulunurken, B tipi çiçekte 1036380 adet bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Punica granatum, Hicaznar, çiçek tozu özellikleri, melezleme
Bazı ceviz (Juglans regia L.) çeşitlerinin tohum anacı olarak kullanılabilme potansiyellerinin belirlenmesi üzerine araştırmalar
Bu araştırma, bazı ceviz çeşitlerinin, tohum anacı olarak kullanılabilme potansiyellerini belirlemek amacıyla 2013-2014 yıllarında Denizli ilinde yürütülmüştür. Materyal olarak, Balaban, Bilecik, Chandler, Fernor, Kaman-1, Midland, Pedro, Serr, Yalova-1 ve Yalova-3 ceviz çeşitlerine ait tohumlar kullanılmıştır. Araştırmada, tohumların çimlenme gücü, çimlenme hızı, çöğürlerin gelişim değerleri tespit edilmiştir. Çeşitlerin aşıya gelme ve aşı tutma oranları belirlenmiş, uygun çöğürler yama ve yonga göz aşı metoduyla aşılanmıştır. Aşılamadan 60 gün sonra, alınan örneklerde, anatomik ve histolojik incelemeler yapılmıştır. Buna göre; yıllar ortalamasında, en yüksek çimlenme gücü, %79.07 ile Kaman-1 çeşidinde tespit edilirken, bunu sırasıyla Bilecik %78.44, Pedro %78.13, Yalova-1 %76.25, Yalova-3 %72.50 izlemiştir. En düşük değer ise %55.00 ile Fernor çeşidinde saptanmıştır. Ortalama çap gelişiminde en büyük değerler sırası ile Yalova-1, (11.58 mm), Kaman-1 (11.02 mm), Bilecik (10.56 mm), ve Pedro (10.74 mm) çeşitlerinde belirlenmiştir. En düşük ortalama çap değerleri ise Chandler (8.54 mm), Fernor (8.35 mm) ve Midland (8.15 mm)'da saptanmıştır. Ortalama çöğür boy değerlerinin 53.95 cm (Kaman-1) ile 36.69 cm (Fernor) arasında değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Araştırma sonunda; Kaman-1, Yalova-1,Yalova-3, Bilecik ve Pedro çeşitlerinin tohum anacı olarak kullanılabilme potansiyeli açısından en iyi sonuçları verdikleri tespit edilmiştir.
Sarılop incir çeşidinde bazı uygulamaların meyve kalitesi üzerine etkileri
Ülkemiz için stratejik bir öneme sahip olan kuru incir yetiştiriciliğinde verim ve kalite kayıplarına neden olabilen sorunlara çözüm olması düşüncesiyle; güneş yanıklığına karşı kaolin partikül film teknolojisi, meyve çatlamasına karşı osmotik koruyuculardan olan glisin betain uygulaması ile toprak verimliliğine katkı sağlamak üzere örtü bitkisi kullanımının kalite üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla bu çalışma planlanmıştır. Araştırma, 25 yaşlı "Sarılop" çeşidi incir bahçesinde 2014 ve 2015 yılı üretim sezonunda yürütülmüştür. Farklı uygulamaların Sarılop incir çeşidi meyvelerinde kalite üzerine etkilerini belirlemek amacıyla; kontrol uygulaması yanı sıra güneş yanıklığına karşı %5 ve %10 dozlarında kaolin ve meyve çatlamasına karşı %0.3 ve %0.6 dozlarında glisin betain uygulamaları, farklı sıklıklarda olacak şekilde yapılmış, ayrıca toprak verimliliğini arttırmak için incir ağaçları altına örtü bitkisi ekimi yapılmıştır. Uygulamaların meyve kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla; incirde her hasat döneminde meyveler sağlam, hurda, çatlak ve güneş yanıklı olmak üzere kalite sınıflarına ayrılmış ve alınan kuru incir meyve örneklerinde pH, suda çözünebilir kuru madde miktarı (%), titre edilebilir asit miktarı (%) ve meyve kabuk rengi değerleri saptanmıştır. Denemeden elde edilen sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, uygulamaların meyve kalite sınıfları üzerine etkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmakla birlikte, kontrole göre özellikle kaolin ve glisin betain uygulamalarının daha kaliteli meyveler oluşumuna katkı sağladığı belirlenmiştir. Ayrıca, kaolin, glisin betain ve örtü bitkisi uygulamalarının pH, titre edilebilir asit miktarı (%) ve meyve dış kabuk rengi üzerinde istatiksel olarak önemli etkilerde bulunduğu ve özellikle glisin betainin kalite açısından daha etkili olduğu ortaya konmuştur.
Aydın ili Koçarlı ilçesinde bulunan yabani kuşkonmaz (Asparagus acutifolius L.) popülasyonlarının morfolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu araştırma, Koçarlı yöresindeki yabani kuşkonmaz (Asparagus acutifolius L.) türünün morfolojik ve bazı fenolojik özelliklerini belirlemek amacıyla farklı yüksekliklerde bulunan dört köyde (Çakmar, Güdüşlü, Çulhalar, Mersinbeleni) yürütülmüştür. Yabani kuşkonmazın bazı bitkisel özellikleri, tüketilen sürgünlerin yapısı ve tohum özellikleri hakkında veriler alınmıştır. Çiçeklenme periyodunun ağustos sonundan ekim ayına kadar devam ettiği ve meyvelerin olgunlaşma zamanının ocak ayının son dönemlerine kadar sürdüğü gözlemlenmiştir. Tüketilen kısmı olan sürgünlerinin şubat ayının ilk haftasından itibaren, ilk olarak Güdüşlü köyünde çıkış gösterdiği kaydedilmiştir. Veriler tartılı derecelendirme yöntemine göre analiz edilmiştir. Analiz sonucu; sürgün değerleri ve önemli bitki özellikleri bakımından en iyi genotip Çakmar köyünde yer alırken, meyve ve tohum verileri bakımından en iyi genotip Çulhalar köyünde gözlemlenmiştir. Anahtar sözcükler: Yabani kuşkonmaz, Asparagus acutifolius L., morfoloji, Koçarlı
Bursa siyahı incir (Ficus caric L.) ağaçlarında farklı bodurlaştırma uygulamalarının verim ve kalite üzerine etkileri
Bursa Siyahı incir çeşidi fidanlarında farklı uygulamaların bodurlaştırma, meyve verim ve kalite özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla planlanan deneme, 2014-2015 yılları arasında Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü'ne ait arazide yürütülmüştür. İncir fidanlarında suni bodurluk yaratmak amacıyla; gibberellik asit inhibitörü olan Prohexadione -Calcium'u 125 ve 250 ppm olacak şekilde farklı iki dozda, bunun yanında toprak seviyesi ile 30 derece açı yapacak şekilde eğimli dikilen ve galveniz tellere bağlanarak yetiştirilen fidanlarda, ayrıca eğme uygulamasının farklı iki dozda (125-250ppm) Pro Ca ile kombine edilmesine ek kontrol dahil toplamda 6 farklı uygulama ile çalışılmıştır. Dal eğme uygulamasının olduğu parsellerde fidanlar 1x1.5 m, diğer uygulamaların yapıldığı parsellerde ise 1x1 m sıra arası ve sıra üzeri mesafe ile dikilmişlerdir. Pro Ca uygulamaları, fidanlarda yeni sürgünler yaklaşık 5 cm uzunluğa geldiği dönemde başlamak suretiyle vejetasyon döneminde iki kez yapılmıştır. Uygulamaların bodurlaştırma üzerine etkisini belirlemek amacıyla, morfolojik; meyve verim ve kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla pomolojik gözlemler gerçekleştirilmiştir. Denemede ayrıca fenolojik gözlemlerde de bulunulmuştur. Özellikle boğum sayısı, yan dal sayısı ve en uzun yan dal boyu bakımından en yüksek değerlerin elde edildiği Pro-Ca uygulamalarında, kalite kaybına neden olmadan ağaç başına düşen verimde kontrol grubu incir ağaçlarına göre; 250 ppm Pro-Ca uygulamasında %23, 125 ppm Pro-Ca uygulamasında %43 daha fazla verim alındığı belirlenmiştir.
Çeşitli uygulamaların bazı meyve türlerinde adventif kök oluşumu ve köklenme üzerine etkilerinin incelenmesi
Denemede; çöğür anacı üzerine aşılı Cresthaven şeftali çeşidi, Iğdır kayısı çeşidi, Margaritte armut çeşidi ve Bursa Siyahı incir çeşidi kullanılmıştır. Tez çalışması; 3'er ağacın (her bir ağaç 1 tekerrür) her birinden alınan 15'er adet bir yaşlı sürgünde boğumun 0.5 cm üzerinden; a) kabukta oduna kadar inen karşılıklı 2'şer paralel çizik, b) 5 mm çapta kabuk sıkıştırma ve hemen karşılıklı 2 paralel çizik, c) odun dokusuna kadar inen karşılıklı 2 çentik, d) çelik tabanında 1 cm eninde siyah bant ile sararak karartma ve e) 5 saat boyunca shakerda çalkalama uygulamaları yapılmıştır. Denemeden elde edilen sonuçlar irdelendiğinde; fenolojik olarak; Cresthaven ve Iğdır çeşidinde tomurcuk kabarması ve patlamasının en az olduğu, Margaritte çeşidinde ise sırasıyla en fazla B, E, C, A ve D uygulamalarında, Bursa siyahı çeşidinde ise sırasıyla en fazla E, C, D, B ve A uygulamalarında tomurcuk kabarması ve patlamasının görüldüğü saptanmıştır. Çeliklerin canlılığına bakıldığında Cresthaven, Iğdır, Margaritte ve Bursa Siyahı çeliklerinde farklı uygulamaların her birinde dikilen çeliğin çeşitli uygulamalar itibariyle farklı oranlarda canlı kalabildiği tespit edilmiştir. Köklendirme ünitesinden 3 farklı söküm zamanında sökümü gerçekleşen çelikler içerisindeki kalluslu çelik sayıları gözlemlendiğinde söküm zamanları itibariyle uygulamalara göre değişen farklı oranlarda kallus oluşturabilmiş çelik görülmüştür. Köklü çelik sayısı ve yüzdesi gözlemlendiğinde ise; Iğdır çeşidinde tüm sökümler itibariyle hiçbir uygulamada köklü çeliğe rastlanmazken, Cresthaven çeşidinde C, D ve E uygulamalarında köklü çeliğe rastlanmıştır. Margaritte çeşidinde en fazla köklü çeliğe sırasıyla birinci sırada D, ikinci sırada E ve üçüncü sırada A, B ve C uygulamalarında rastlanmıştır. Bursa Siyahı çeşidinde ise A, B, C, D ve E uygulamasından sökülen çeliklerin tamamının aynı seviyede köklendiği tespit edilmiştir.
Su stresi ve osmoprotektan uygulamalarının kestane fidanlarında fizyolojik ve morfolojik özellikler üzerine etkileri
Bu çalışma, su stresi altındaki kestane fidanlarında meydana gelen fizyolojik ve morfolojik değişimleri ortaya koymak ve osmoprotektan uygulamasının etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. 2015 yılında 4x2 m aralık ve mesafe ile araziye dikimi gerçekleştirilen N-3-4 genotipine ait kestane fidanlarına, gelişme dönemi boyunca 5 farklı düzeyde sulama suyu ve osmoprotektan uygulanmıştır. Fidanlara uygulanan sulama suyu miktarları; K1=susuz, K2= 0–90 cm toprak derinliğindeki eksilen nemin 5 günde bir tarla kapasitesine getirilmesi, K3= K2'ye uygulanan suyun %75'i, K4= K2'ye uygulanan suyun %50'si, K5= K2'ye uygulanan suyun %25'i düzeyinde olacak şekilde düzenlenmiştir. Su stresi uygulamalarına ek olarak, fidanlara haziran-eylül ayları arası dört kez %0.5 dozunda osmoprotektan uygulaması (glisin betain - GB) yapılmıştır. Ayrıca, su düzeyi ve GB uygulamalarının kestane fidanlarında fizyolojik etkisini belirlemek amacıyla, GB uygulamaları öncesi ve sonrası toplam 8 dönemde olacak şekilde, yaprak oransal su içeriği (YOSİ, %), elektrolit sızıntısı (EC, %), klorofil yoğunluğu (KY) ve yaprak yüzey sıcaklığı (oC) değerleri saptanmıştır. Morfolojik değişimleri saptamak için ise yaprak sayısı ve alanı (cm2) değerleri belirlenmiştir. Denemede uygulanan sulama suyu miktarlarının GB uygulanmayan koşullarda 147.5-590.1 mm aralığında, GB uygulananlarda ise 90.9-363.9 mm arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmada %75 su kısıtı ile birlikte GB uygulanmış olan kestane fidanlarının en iyi gelişim performansını sergilediği, morfolojik değişimler ile de ortaya konmuştur. Su stresi ve osmoprotektan uygulamalarının fizyolojik etkileri ise, dönemlere göre farklılık göstermiş olup, bu anlamda; su düzeyi ve GB uygulamalarının, özellikle üçüncü GB uygulamasından sonra YOSİ, EC ve KY üzerine istatiksel olarak önemli etkilerinin olduğu belirlenmiştir.
Örtüaltında yetiştirilen erik ve kayısı çeşitlerinde hidrojen siyanamid (H2CN2) uygulamasının erkencilik ve verim üzerine etkileri
Örtüaltında yetiştirilen erik ve kayısı çeşitlerinde dormansiyi ortadan kaldırmak suretiyle, tomurcukların erken uyanmasını ve buna bağlı olarak olgunlaşmayı önceye almayı sağlamak için hidrojen siyanamid uygulamasının erkencilik ve verim üzerine etkisini belirlemek amacıyla bu çalışma planlanmıştır. Denemede, Pixy erik anacına aşılı 7 yaşlı Papaz ve Bekiroğlu erik çeşitleri ile Precoce de Tyrinthe ve Nimfa kayısı çeşitleri materyal olarak kullanılmıştır. Çalışma, 200 m2' lik serada, 2x1.5 m aralık ve mesafe ile dikilen (333 ağaç/da) 60 ağaç ve açıkta, 4x4 m aralık ve mesafe ile dikilen (62 ağaç/da) meyve koleksiyon bahçesinde 60 ağaç olacak şekilde toplam 120 ağaçta yürütülmüştür. Kontrol uygulaması ile birlikte %2 ve %4 dozunda hidrojen siyanamid etken maddeli Domino isimli preperat; toprak sıcaklığının 10oC'ye ulaştığı zaman olan 9 Ocak 2015 tarihinde uygulanmıştır. Denemede örtüaltında ve açıkta hidrojen siyanamid uygulamalarının etkisini belirlemek amacıyla fenolojik gözlemler ile pomolojik ölçümler yapılmış ve verim ile ilgili parametrelere ilişkin veriler alınmıştır. Elde edilen sonuçların genel olarak değerlendirilmesi sonucu, örtüaltında ve açıkta, hidrojen siyanamid uygulaması ile, erik ve kayısı çeşitlerinde özellikle tomurcuk kabarması ve çiçeklenme başlangıcı tarihlerinin daha önce meydana geldiği saptanmıştır. Ancak, deneme kapsamında erik çeşitleri ile gerek örtüaltı, gerekse de açıkta yeterli verim alınamamıştır. Kayısı çeşitlerinde, örtüaltı koşullarında %4 hidrojen siyanamid uygulanmış ağaçlarda, açık arazide ise kontrol grubunda bulunan ağaçlarda daha fazla verim elde edilmiştir.
Alphonse lavallée üzüm çeşidinde yaprak alma, salkım seyreltme ve tepe alma uygulamalarının üzüm verim ve kalitesi üzerine etkileri
Bu araştırmada Alfonse Lavallée bağında yaprak alma, seyreltme ve tepe alma uygulamalarının verim ve kalite üzerine etkilerini belirlemek amaçlanmıştır. Yaprak alma uygulamaları ile çiçeklenme öncesi ilk salkımın altındaki yaprak ve koltukların, ayrıca tane tutumunda kuzey yöndeki üst salkımın altındaki tüm yaprak ve koltukların alınması uygulanmıştır. Salkım seyreltme ile çiçeklenme öncesinde ve tane tutumunda ¼ oranında salkım seyreltmesi yapılmıştır. Tepe alma uygulamalarını ise tane tutumundan sonra son telin 20 cm ve 40 cm üzerinden sürgün tepelerinin alınması oluşturmuştur. Yaş üzüm verimi ve salkım sayısı uygulamalardan etkilenmemiştir. Yaş üzüm verimi 21,5 ile 27,5 kg/asma, salkım sayısı 29,0 ile 35,1 adet arasında değişmiştir. Salkım ağırlığı tepe alma uygulamalarından etkilenmez iken, seyreltme ile çiçekten önce yaprak alınanlarda, 680 g'dan 755 g'a artmıştır. Ayrıca salkım ağırlığı tane tutumunda yaprak alınanlarda daha fazla bulunmuştur. Uygulamalar salkım eni, boyu ve sıklığı ile tane eni ve boyu üzerine etkili olmamıştır. Tane ağırlığı ise seyreltme yapılan salkımlarda artmış ve ortalama 9,35g'dan 9,59g'a yükselmiştir. Tane renk değerlerinden "L, a, b ve hue açısı" uygulamalardan etkilenmemiştir. Croma değeri ise tane tutumunda yaprak alınanlarda seyreltme ile 5,35'den 5,52'ye yükselmiştir. Tane tutumunda yaprak alınanlarda, 40 cm' den tepe alma 20 cm' den tepe almaya göre tane sertliğini artırmıştır. 40 cm'den tepe alma uygulaması 20 cm'ye göre toplam suda çözünür kuru madde (SÇKM)'yi 14,3' den 15,5'e yükseltmiştir. % asitlik, olgunluk indisi ve antioksidan içeriği uygulamalardan etkilenmemiştir. Toplam fenol içeriği tane tutumunda yaprak alınanlarda 91,6 mg GAE/100 g değeri ile çiçekten önce yaprak alınanlardan daha fazla olmuştur. Anahtar Kelimeler: Yaprak alma, salkım seyreltme, tepe alma, üzüm, Vitis vinifera L., verim ve kalite
Yerli turunç, carrizo ve troyer sitranj anaçlarının Antalya koşullarında yetiştirilen önemli turunçgil tür ve çeşitlerinin yapraktaki karbonhidrat ve bitki besin elementleri ile meyve verimi ve kalitesi ve kalitesi üzerine etkileri
ÖZET YERLİ TURUNÇ, CARRİZO VE TROYER SİTRANJ ANAÇLARININ ANTALYA KOŞULLARINDA YETİŞTİRİLEN ÖNEMLİ TURUNÇGİL TÜR VE ÇEŞİTLERİNİN YAPRAKTAKİ KARBONHİDRAT VE BİTKİ BESİN ELEMENTLERİ İLE MEYVE VERİMİ VE KALİTESİ ÜZERİNE ETKİLERİ EBRU CÜCÜ-AÇIKALIN Doktora Tezi, Bahçe Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Mustafa PEKMEZCİ Aralık 2004, 193 sayfa Bu araştırmada, limonlardan erkenci olması nedeniyle İnterdonato çeşidi; mandarin ve portakallardan kaliteli ve pazar talebinin son derece yüksek olması nedeniyle Klemantin ve Washington Navel çeşitleri; altıntoplardan ise son yıllarda pazar talebinin yeniden artmaya başlaması nedeniyle Marsh Seedless çeşidi kullanılmıştır. Anaç olarak ise bölgemizde yaygın olarak kullanılan turunç anacı ve son yıllarda yapılan çalışmalarda ümitvar olarak görülen Troyer ve Carrizo sitranj anaçları seçilmiştir. Bu anaçlar üzerindeki çeşitlere ait ağaçların gelişme durumları, verim ve meyve kalitesi ile karbonhidrat, klorofil ve bitki besin elementleri içerikleri incelenerek, en iyi anaç X kalem kombinasyonları saptanmıştır. Deneme materyali olarak, Batı Akdeniz Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü'nün Serik- Kayaburnu Araştırma ve Uygulama Arazisi'ne 1983 yılında 7x7 m aralıklarla dikilmiş olan ağaçlar kullanılmıştır. Laboratuar çalışmaları Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Merkezi Laboratuarı ile Bahçe Bitkileri Bölümü'ne ait Pomoloji Laboratuarı ve Batı Akdeniz Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü'ne ait Toprak ve Bitki Analiz Laboratuarı' nda gerçekleştirilmiştir. Bulgularımız sonucunda, verim ve kalite açısından en iyi sonuçlar limonda turunç anacı, diğer türlerde ise Carrizo sitranj anacı üzerindeki ağaçlarda saptanmıştır. İncelenen tüm çeşitlerde karbonhidrat içerikleri bakımından sitranj anaçlarının daha yüksek değerlere sahip olduğu belirlenmiştir. Mevsimsel değişim itibariyle ise karbonhidrat, klorofil ve besin elementleri içerikleri bakımından Carrizo ve Troyer sitranj ile turunç anaçları üzerindeki ağaçlarda benzer bir mevsimsel değişim izlenmiştir. Karbonhidratlardan toplam karbonhidratlar, nişasta ve karbonhidrat/azot(C/N) oranının ilkbahardan yaza doğru artıp, sonbahara doğru azaldığı ve kışa doğru tekrar arttığı; toplam şeker, indirgen şeker ve sakkaroz içeriklerinin ise ilkbahardan sonbahara kadar azalıp, kışa doğru arttığı saptanmıştır. Bitki besin elementlerinin mevsimsel değişiminde ise azot (N), fosfor (P) ve potasyumun (K) ilkbahardan yaza kadar artıp, bir sonraki ilkbahara kadar azaldığı; kalsiyum (Ca), sodyum (Na), demir (Fe) ve mangan (Mn) konsantrasyonlarının ise ilkbahardan kışa kadar artıp, bir sonraki ilkbahara doğru azaldığı; magnezyumun (Mg) ilkbahardan sonbahara kadar artıp, devamında bir sonraki ilkbahara kadar azaldığı; çinkonun (Zn) ilkbahardan bir sonraki ilkbahara kadar azalıp, devamında yaza doğru arttığı; bakırın (Cu) ilkbahardan sonbahara kadar azalıp, kışa doğru arttığı ve devamında ilkbahara doğru azaldığı belirlenmiştir. Anaçların topraktaki bitki besin elementlerinden yararlanma düzeylerinde farklılık tespit edilmiştir. Washington Navel' de Fe ve Cu açısından turunç anacının, diğer besin elementleri açısından ise sitranj anaçlarının, Klemantin mandarininde ise genel olarak sitranj anaçlarının daha başarılı olduğu saptanmıştır. İnterdonato limonunda N, Na ve Cu açısından turunç; K, Ca ve Fe açısından sitranj anaçları; Marsh Seedless altıntopunda ise K ve Zn açısından turunç, Mg, Na, Fe ve Cu açısından ise Troyer sitranj anaçlarının daha başarılı olduğu belirlenmiştir. Klorofil içerikleri bakımından ise tüm çeşitlerde ilkbahardan kışa doğru artış ve devamında bir sonraki ilkbahara doğru azalış saptanmıştır. Özet olarak, bölgemiz koşullarındaki Washington Navel portakalı, Klemantin mandarini ve Marsh Seedless altıntopu için Carrizo sitranj anacının, İnterdonato limonu için ise turunç anacının incelenen tüm özellikler bakımından en iyi sonucu verdiği saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Anaç, tür, çeşit, anaç çeşit kombinasyonu, ağaç gelişimi, karbonhidrat, bitki besin elementi, klorofil, verim, kalite. JÜRİ: Prof. Dr. Mustafa PEKMEZCİ (Danışman) Prof. Dr. Turgut YEŞİLOĞLU Prof. Dr. Lami KAYNAK Doç. Dr. Mustafa ERKAN Yrd. Doç. Hamide GÜBBÜK 11
Süs bitkisi olarak kullanılabilecek, Antalya yöresindeki yetişen üç endemik Allium türünün (A. junceum subs. tridentatum, A. robertianum, A. sandrasicum) kültüre alınma ve çoğaltılabilme olanaklarının araştırılması
ÖZET SÜS BİTKİSİ OLARAK KULLANILABİLECEK, ANTALYA YÖRESİNDE YETİŞEN ÜÇ ENDEMİK ALLİUM TÜRÜNÜN (A.junceum subs, tridentatum, A. robertianum, A. sandrasicum) KÜLTÜRE ALINMA VE ÇOĞALTBLABİLME OLANAKLARININ ARAŞTIRILMASI Özgül KARAGÜZEL Doktora Tezi, Bahçe Bitkileri Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. İbrahim BAKTIR Ocak 2005, 137 Sayfa Bu çalışma, Antalya yöresinde doğal olarak yetişen endemik üç Allium türünün süs bitkisi olarak değerlendirilebilme imkanlarının belirlenmesi amacıyla dört farklı deneme halinde yürütülmüştür. 1. deneme yetiştirme alam (cam sera ve açık alan) ve soğanlara uygulanan soğuklatma uygulamalarının (5 °C ve 10 °C'de 15, 30 ve 60 gün bekletme), 2. deneme paclobutrazol uygulamalarının (A. robertianum ve A. sandrasicum türlerinde yapraktan, topraktan ve soğan daldırması şeklinde kontrol (0), 1.25, 2.50, 5.00 ve 10.00 mg/bitki dozlarında) bitkilerin büyüme ve çiçeklenme özellikleri üzerine etkilerini belirlemeve yöneliktir. 3. denemede tohum çimlenme özellikleri ve çoğaltım olanakları araştırılmış, 4. denemede ise çiçeklerin hasat sonrası özelliklerine ilişkin ön denemeler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca türlerin doğal populasyonlarmda fenolojik ve morfolojik özellikler ile ilgili ölçüm ve gözlemler yapılmıştır. Çalışma, 2002-2004 yılları arasında, türlerin doğal ortamları, Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünün araştırma serası, arazisi ve doku kültürü laboratuarı ile Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü doku kültürü laboratuarında yürütülmüştür.1. denemeden elde edilen sonuçlar, türlerin her iki yetiştirme alanına da çok iyi uyum gösterdiğini, cam serada yetiştirilen ve soğanlarına 10°C'lik soğuklatma uygulamaları yapılmış olan bitkilerin, bitki gelişimi ve çiçeklenme ile ilgili birçok özellik açısından en yüksek değerler aldığı, açık alanda ise daha canlı ve yeşil bitkilerin oluştuğu gözlemlenmiştir. 2. deneme sonucunda, paclobutrazol uygulama yöntemine bitki gelişimi ve çiçeklenme üzerinde önemli etkileri olduğu ve dozlar arttıkça bu etkinin arttığı belirlenmiştir. 2.5 mg/bitki dozlarının bitkilerde çiçeklenmeye kadar geçen süreyi kısalttığı saptanmıştır. 3. denemenin sonuçlan tohumların taze olarak ekildikleri zaman arazi koşullarında hiçbir problemle karşılaşmadan çimlendikleri ve yaklaşık sekiz ay sonra soğancık oluşturduklarım ortaya koymuş, in vitro koşullarında (MS ortamı ) ise çimlenme oram ve soğancık oluşumunun daha düşük olduğu belirlenmiştir. Çiçeklerin vazo ömürlerine yönelik çalışmada ise (4. deneme) GTS uygulamasının Allium türlerinde vazo ömrünü arttırdığı bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Allium, tohum, soğan, kültüre alma, çoğaltma, soğuklatma, paclobutrazol, GTS Jüri: Prof. Dr. İbrahim BAKTIR (Danışman) Prof. Dr. Mustafa GÖKÇEOĞLU Prof. Dr. İbrahim UZUN Prof. Dr. Atilla AŞKIN Prof. Dr. Osman KARAGÜZEL
Antalya florasında bulunan iki dianthus türünün (D. calocephalus Boiss. ve D. orientalis Adams.) kültüre alınması ve bazı biyolojik özelliklerinin saptanması üzerine bir araştırma
ÖZET ANTALYA FLORASINDA BULUNAN İKİ DIANTHUS TURUNUN (D. calocephalus Boiss. ve D. orientalis Adams.) KÜLTÜRE ALINMASI VE BAZI BİYOLOJİK ÖZELLİKLERİNİN SAPTANMASI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA DENİZ HAZAR Doktora Tezi, Bahçe Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. İbrahim BAKTTO Ocak 2006, 173 Sayfa Bu çalışmada, Antalya florasında yayılış gösteren Dianihus türlerinden D. calocephalus ve D. orientalis'in süs bitkisi olarak değerlendirilebilme olanakları araştırılmıştır. Bu amaçla türlerin doğal ortamlarındaki yetişme koşullan, morfolojileri, anatomik ve palinolojik özelikleri incelenmiştir. Doğal ortamlarında yapılan incelemelerin de ışığı altında türler kültüre alınmıştır. Kültüre alma çalışmalarında öncelikle farklı üretim yöntemleri (tohum, çelik ve in vitro kültürü) denenerek en başarılı üretim yöntemi tespit edilmeye çalışılmıştır. Üretilen fideler serada hazırlanan dikim yastıklarına, saksılara ve dış ortamda çiçek parterlerine dikilmiştir. Üç değişik kültür ortamında fenolojik ve morfolojik gözlemler yapılmıştır. Kesme çiçek olarak değerlendirmede önemli bir kriter olan vazo ömürleri bakımından da türler incelenmiştir. Ayrıca türlerin kuru çiçek olarak değerlendirilme imkanları da araştırılmıştır. Çalışma sonunda, D. calocephalus 'un kesme çiçek, saksı çiçeği ve tasarım bitkisi olarak kullanımlanmn yanı sıra kuru çiçek olarak da değerlendMlmesinin mümkün olduğu, D. orientalis' in ise yastıksı form oluşturması nedeniyle kurak ve kayalık yamaçlarda ve şeyvlerde iyi bir erozyon önleme bitkisi ve sonbaharda açan albenili çiçekleri ile de ideal bir tasarım bitkisi olma özelliklerine sahip olduğu tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Anatomi, Dianthus, morfoloji, palinoloji, üretim yöntemleri, in vitro, kesme çiçek, saksı çiçeği, tasarım bitkisi, vazo ömrü, kuru çiçek JÜRİ: Prof. Dr. İbrahim BAKTIR Prof. Dr. Lami KAYNAK Prof. Dr. Hüseyin SÜMBÜL Prof. Dr. Ercan ÖZZAMBAK Doç. Dr. Sibel MANSUROĞLU
Hicaznar (Punica granatum L.cv. Hicaznar) nar çeşidinde değişik uygulamaların güneş yanıklığı üzerine etkilerinin araştırılması
Bu çalışma, Hicaznar nar çeşidi meyvelerinde kaolin uygulamaları ile gölgeleme uygulamalarının güneş yanıklığı üzerine etkilerinin belirlenmesi ve güneş yanıklığı olan ve olmayan meyve kabuğundaki anatomik farklılıkların ortaya konması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla çalışma iki bölüm halinde yürütülmüştür. 1. Bölümde öncelikle gölgeleme yapılacak alandaki ağaçlar % 35'lik gölgeleme yapan örtü materyali ile 30 Temmuz tarihinde örtülmüştür. Daha sonra gerek bu alanda gerekse açık alanda %3'lük dozda I. Dönem (KI : 30 Temmuz, 6 Ağustos, 13 Ağustos, 20 Ağustos) , II. Dönem (KII: 6 Ağustos, 13 Ağustos, 20 Ağustos, 27 Ağustos) ve III. Dönem (KIII: 13 Ağustos, 20 Ağustos, 27 Ağustos, 10 Eylül) olmak üzere üç ayrı dönemde başlayan kaolin uygulamaları yapılarak bu uygulamaların güneş yanıklığı üzerine etkileri belirlenmiştir. 2. bölümde güneş yanıklığı olan ve olmayan meyve kabuğundaki anatomik farklılıklar ortaya konulmuştur. Ayrıca deneme arazisinde sıcaklık, nem, solar radyasyon ve ışık miktarları gibi iklim verileri (Mikro metos ag. iklim istasyonu ile) alınarak güneş yanıklığı üzerine olan etkileri araştırılmıştır. Ayrıca uygulamaların meyve kalite kriterleri üzerine etkileri saptanmıştır. Çalışma, 2003-2004 yıllarında, Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nün araştırma arazisinde, Akdeniz Bölgesi'nde üretimi ve ihracatı en fazla olan Hicaznar nar çeşidi üzerinde yürütülmüştür. Laboratuar çalışmaları ise Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Pomoloji Laboratuarı ile Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Bölümü Anatomi Laboratuarı'nda gerçekleştirilmiştir. 1. deneme sonucunda, Hicaznar nar çeşidinde güneş yanıklığını önlemede en etkili yöntemin Kaolin uygulamaları olduğu, kaolin uygulanan meyvelerde SÇKM miktarı ve kırmızı rengin de belirgin bir şekilde arttığı tespit edilmiştir. Kaolin uygulamaları içerisinde ise Kaolin I uygulamalarının güneş yanıklığını azaltmada en etkili uygulama olduğu belirlenmiştir. Yine gölgeleme uygulamalarının kontrole kıyasla güneş yanıklığını önemli derecede azalttığı, ancak nemin yüksek olduğu dönemlerde gölgeleme yapılan alandaki meyvelerde çatlama oranlarının arttığı saptanmıştır. Ayrıca gölgeleme + kaolin uygulamalarının güneş yanıklığını azaltmada sadece gölgeleme uygulamalarından daha etkili olduğu tespit edilmiştir. 2. deneme sonucunda, güneş yanıklığı olan meyve kabuğu ile olmayan meyve kabuğunda önemli anatomik farklılıkların ortaya çıktığı; nar kabuğunda güneş yanıklığının ilk olarak kütikula tabakasında meydana geldiği, böylece kütikular tabakanın dağılmaya başladığı, yine kütikula ile birlikte altındaki epidermis tabakasının da dağıldığı ve parçalandığı, ilerleyen aşamalarda ise parankima hücreleri ile kabuğu meydana getiren diğer birçok hücrenin zarar gördüğü tespit edilmiştir. Yine ışık mikroskop görüntüleri göstermiştir ki; meyve kabuğunda gözle görülür renk değişimi meydana gelmeden önce güneş yanıklığının bir belirtisi olarak; özellikle epidermise yakın hücreler arasında fenolik madde birikimi, hücre duvarı kalınlaşması ve ligninleşmesi gibi birtakım hücresel olaylar ortaya çıkmaktadır. Ayrıca meyvelerdeki güneş yanıklığının görünür belirtileri oluşmadan önce anatomik değişikliklerin başladığı, dolayısıyla uygulamaların buna göre düzenlenmesi gerektiği belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Nar, güneş yanıklığı, kaolin, gölgeleme, anatomi, verim, kalite, meyve kabuğu
Hasat sonrasi putresin, salisilik asit, sitrik asit ve metil jasmonat uygulamalarinin Pleurotus ostreatus mantarinda muhafaza süresi ve kalite üzerine etkileri
Bu çalışma, Pleurotus ostreatus mantar türünde hasat sonrası farklı dozlarda (0.5, 1 ve 2 mM) putresin, salisilik asit, sitrik asit ve metil jasmonat uygulamalarının kalite özellikleri, muhafaza süresi ve besin elementi içeriği üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada toplam 13 farklı uygulama ele alınmış olup, 4 °C'de 14 gün süre ile muhafaza edilen mantarlarda gerekli ölçüm ve analizler (7. ve 14. günlerde) yapılmıştır. Araştırma sonucunda hasat sonrası uygulamalar ve muhafaza sürelerine bağlı olarak kalite özelliklerinin önemli oranda değiştiği saptanmıştır. Muhafaza süresinin artması ile ağırlık kaybı, pH değeri, fosfor, demir ve çinko içerikleri artarken, kuru madde miktarı azalmıştır. Çalışmada ele alınan uygulamaların genel olarak hasat sonrası kalite kayıplarını azaltmada olumlu etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Hasat sonrası uygulamalar arasında sitrik asit ve metil jasmonat uygulamalarının daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada özellikle 0.5 mM metil jasmonat (11 nolu uygulama) ile 0.5, 1 ve 2 mM sitrik asidin (8, 9 ve 10 nolu uygulamalar) hasat sonrası kalite kayıplarını azaltmak için alternatif bir uygulama yöntemi olarak önerilebileceği sonucuna varılmıştır.
Bazı distilasyon sularının hüsnüyusuf ve kasımpatı kesme çiçeklerinde vazo suyu olarak kullanımının hasat sonrası kalite ve enzim aktivitesi üzerine etkileri
Bu çalışmada bazı distilasyon sularının Hüsnüyusuf (Dianthus barbatus) ve Kasımpatı (Chrysanthemum sp.) kesme çiçeklerinde vazo suyu olarak kullanımının hasat sonrası kalite ve enzim aktivitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada vazo ömrü (gün) için 0. 3. 6. 9. ve 12. günlerde pomolojik özellikler, kolorimetrik renk analizleri, duyusal analizler, antosiyanin miktar ve degredasyonu, poligalakturonaz enzim aktivitesi analizleri yapılmıştır. Hüsnüyusuf kesme çiçeğinde en uzun vazo ömrü (gün) kontrol (saf su) ve melisa distilasyon suyu uygulamalarında 15 gün olarak elde edilmiştir. Ağırlık değişimi Hüsnüyusuf ve Kasımpatı kesme çiçeklerinde en fazla biberiye distilasyon suyu uygulamasında olduğu belirlenmiştir. Toplam solüsyon alımı Hüsnüyusuf kesme çiçeğinde en fazla analizin 12. gününde kontrol (saf su) uygulamasında % 32.7, Kasımpatı kesme çiçeğinde ise en fazla analizin 12. gününde Biberiye distilasyon suyu uygulamasında % 28.67 olarak görülmektedir. Hüsnüyusuf ve Kasımpatı kesme çiçeğinde genel görünüm için yapılan değerlendirme sonucunda Melisa distilasyon suyunun etkisi kontrole göre en yakın değerde olduğu saptanmıştır. Defne distilasyon suyunun oda kokusu için yapılan analizler sonucunda diğer uygulamalara göre daha oda kokusu değerinin en fazla olduğu belirlenmiştir. Çalışmada uygulanan farklı solüsyon ortamlarının tıbbi ve aromatik bitkilerden yağ elde ettikten sonra kalan distilasyon sularının kesme çiçeklerde vazo solüsyonu olarak kullanılmasının uygun görülmüştür. Çalışma sonucunda Hüsnüyusuf ve Kasımpatı kesme çiçeklerinde Melisa distilasyon suyu önerilebilir. Kesme çiçek kalitesi ve genel görünümün korunabildiği en uygun solüsyonun Melisa distilasyon suyu olduğu gözlemlenmiştir.
Tuz stresine maruz bırakılan çilek bitkisinde farklı putresin dozlarının fizyolojik faaliyetler üzerine etkileri
Sulanabilen tarım arazilerinin çoğunda tuzluluk sorunu oluşabilmektedir. Günümüzde giderek artan tuzlu alanlar tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini ciddi anlamda tehdit etmektedir. Bu çalışmada sıvı kültürde ½ kuvvetinde Hoagland besin ortamı kullanılarak tuz stresi altında (1000 mg/l NaCl) yetiştirilen Albion çilek çeşidinde farklı dozlarda putresin uygulamalarının (100 ppm, 150 ppm ve 200 ppm) bazı büyüme parametreleri, antioksidant enzim aktiviteleri ve köklerde ve yapraklarda bitki besin elementi içerikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen verilere göre, tuz stersi kök ve yaprak ağırlığı, kök sayısı ve uzunluğu ve klorofil içeriğini olumsuz etkilemenin yanı sıra, DPPH süpürme aktivitesi, toplam protein, toplam antosiyanin, toplam çözünebilir karbonhidrat ve toplam fenolik madde içeriklerinde de düşüşe neden olmuştur. Tuz stresinin çilek bitkilerinin yapraklarında katalaz (CAT), hidrojen peroksit (H2O2) ve lipit peroksidasyonu (MDA) enzim aktivitelerini artırdığı, askorbat peroksidaz (APX), prolin ve süperoksitdismutaz (SOD) aktivitelerinş ise azalttığı görülmüştür. Ayrıca, stres altındaki bitkilerin kök ve yapraklarında sodyum (Na) ile magnezyum (Mg) içeriği artarken, bakır (Cu) içeriğinde düşüş gözlemlenmiştir. Putresin dozlarının tuz stresi koşullarında yetiştirilen çileklerde bitki büyüme parametreleri üzerine etkileri istatistiki olarak önemli bulunmazken, yalnız tuz uygulamasında 53,36 mg/g olan toplam fenolik madde içeriğini 95,37 mg/g'a (100 ppm putresin) kadar artırmıştır. Toplam antosiyanin miktarında da benzer bir durum gerçekleşmiş olup putresin uygulamasıyla 0,74 mg/g'dan (tuz) 1,78 mg/g'a (200 ppm) yükselmiştir. Antioksidan aktivitede ise putresinin 150 ppm dozu en iyi sonucu. Antioksidatif enzimlerden APX, prolin ve SOD aktivitelerinin tuz stresi altındaki çileklere uygulanan putresin dozlarıyla iki kattan fazla arttığı tespit edilmiştir. CAT ise istatistiki olarak farklı bulunmamıştır. Oksidatif enzimler olan H2O2 ve MDA aktivitelerinin ise putresin uygulamalarıyla birlikte önemli ölçüde azaldığı belirlenmiştir. Çalışma sonuçlşarı putresininin tuz stresi altındaki çilek bitkilerinde enzimatik aktiviteyi düzenleyerek olumlu etiklerde bulunduğunu göstermektedir.
Hayward (Actinidia deliciosa ferg.) ve gold (Actinidia chinensis L.) kivi çesitlerinde farklı sürelerde uygulanan ultrason ve UV-C uygulamalarının hasat sonrası bazı kalite kriterleri üzerine etkisi
Bu çalışma Hayward ve Gold kivi çeşitlerinin farklı sürelerde uygulanan UV-C ve ultrason uygulamalarının etkilerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmada ultrason ve UV-C uygulamaları için 0 dakika (kontrol), 5 dakika, 10 dakika, 20 dakika süreleri ve 30-60-90 gün için uygulanmıştır. Yapılan uygulamalar sonrasında meyveler polietilen torbalar ile ambalajlanarak soğuk hava deposunda 0°C'de %85–95 oransal nemli ortamda 90 gün süre ile muhafaza edilmiştir. Çalışmada depolama süresince (3 ay) aylık fasılalarla depodan çıkarılan örneklerde ağırlık kaybı, çürüme, meyve eti sertlik, titre edilebilir asitlik, pH, boy, en, SÇKM, meyve eti ve meyve kabuğu rengi (L, a*, b*, Chroma*, hue*), duyusal özellikler (görünüm, aroma, tad) ile antosiyanin miktar ve degradasyon (polimerik renk, renk yoğunluğu, polimerik renk yüzdesi, toplam monomerik antosiyanin) durumları incelenmiştir. Hayward çeşidinde en yüksek ağırlık kaybı UV-C nin 90. gününde % 1,07; en düşük ağırlık kaybı ise ultrasonun 30. gününde % 0,16 olarak gerçekleşmiştir. Hayward kivi çeşidinde asitlik, SÇKM, meyve eti sertliği ve L renk (meyve eti) özellikleri birbirleri ile pozitif yönlü ilişki göstermiştir. pH arttıkça ağırlık kaybı artmıştır. Gold çeşidinde en yüksek ağırlık kaybı UV-C nin 90. gününde % 1,44, en düşük ağırlık kaybı ultrasonun 30. gününde % 0,16 olarak gerçekleşmiştir. Gold kivi çeşidinde en bariz görülen bulgu zaman geçtikçe çürümenin artmasıdır. Bu artışın miktarı 90. gün sonunda çok düşük olarak belirlenmiştir. Çalışmada uygulamaların sonuçlarını kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bariz farklar görülmemiş kivi meyvesinde ultrason ve UV-C uygulamalarının etkisi önemsiz bulunmuştur. Bunun aksine meyve muhafazasında kilitli poşet, modifiye atmosfer paketi gibi muhafaza ürünlerinin ağırlık kaybı ve çürüme durumlarını uzun süre engelleme açısından önemli olduğu görülmüştür.
Bazı elma çeşitlerinin m9 klon anacı üzerindeki aşı performansı
Bu çalışma, 2020-2021 yılları arasında elma klon anaçları üzerine aşılı elma çeşitlerinin aşı başarısı ve fidan gelişim performanslarını belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Bu çalışmada, 'Granny Challenger', 'Golden Reinders', 'Galaval', 'King Road' ve 'Early Red One' elma çeşitlerinin M9 anacı üzerine durgun T Göz Aşı yöntemiyle 07-23.08.2020 tarihleri arasında aşılanmıştır. Aşı tutma oranı bakımından M9 anacı üzerine 'Galaval', 'Golden Reinders', 'Early Red One', 'King Road' ve 'Granny Challenger' elma çeşitlerinde aşı başarı oranları sırasıyla %94, %90, %90, %88 ve %86 belirlenmiştir. Aşı tutma oranı en yüksek %94 ile 'Galaval' çeşidi, en düşük ise %86 ile 'Granny Challenger' olmuştur. Aşı sırasında anaç çapı ile fidan sökümü sırasındaki anaç çapı değişimi %321-%188 arasında değişim göstermiştir. Anaç çapları 28.08.2020-07.12.2021 tarihleri büyük oranda farklılıklar belirlenmiştir. En büyük fark %321 ile 'Galaval' çeşidinde görülürken sırasıyla 'Granny Challenger' (%302), 'Golden Reinders' (%273), 'Early Red One' (%240), ve 'King Road' çeşitlerinde tespit edilmiştir. Fidan kalite sınıfı bakımından en yüksek kaliteli fidan 'Early Red One' %100 oranında başarı sağlamış en düşük kalite ise %92.35 ile 'Golden Reinders' çeşidinde belirlenmiştir. Yapılan çalışmada M9 klon anacı üzerine durgun dönemde atılan T Göz Aşı başarısı ve fidan kalitesi üzerine başarılı sonuçların elde edildiği tespit edilmiştir.
Prunus spinosa'nın (güvem eriği) bitkisel özellikleri ve çelikle çoğaltılması üzerine araştırmalar
Bu çalışma, Bolu merkez, Abant gölü çevresi, Mudurnu ve Göynük ilçeleri olmak üzere 4 lokasyondan 2018-2019 yılları arasında Prunus spinosa (Güvem-Çakal eriği) genotiplerinin çelikle çoğaltılma başarısının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, odun çelikleri farklı dozlarda IBA (1000 ppm, 2000 ppm, 4000 ppm, 6000 ppm ve 8000 ppm) uygulamaları ile muamele edildikten sonra alttan ısıtmalı, perlit içeren köklendirme ortamlarına dikilmişlerdir. Köklendirme ortamına alınan 60 genotipten 13 genotipte köklenme gerçekleşirken, çeliklerin canlı kalma oranı % 21,67 olarak gerçekleşmiştir. En yüksek köklenme oranı % 50 (5 adet çelik) ile 4000 pppm uygulamasında 13 nolu genotipinde elde edilirken, ortalama kallüs oluşumu 1,6 adet ile 45 nolu genotipte gerçekleşmiştir. Ortalama kök sayısı uygulanan IBA dozuna bağlı olarak en yüksek 4000 ppm uygulamasında 0.17 adet ve en düşük 1000 ppm uygulamasında 0.02 adet olarak belirlenmiştir. En yüksek kallus oluşumu 1000 ve 8000 ppm uygulamasında en düşük ise 6000 ppm IBA uygulamasoında belirlenmiştir. En yüksek canlı çelik sayısı 2000 pm IBA uygukamasında belirlenirken en düşük canlı çelik sayısı ise 6000 ppm IBA uygulamasında belirlenmişti Prunus spinosa (Güvem eriği) genotiplerinde IBA uygulaması çeliklerin köklenmesi üzerine olumlu etkilerinin sınırlı olduğu ve 8000 ppm IBA uygulamasının kök sayısı, kök uzunluğu ve kök çapı üzerine olumlu etki yaptığı belirlenmiştir.
Bilecik Gölpazarı ve çevresinde yetişen cevizlerin seleksiyon yoluyla ıslahı
Bilecik İli Gölpazarı ilçesinde ümitvar ceviz genotiplerini tespit etmek amacıyla yürütülen bu çalışmada 88 ağaçtan meyve örnekleri alınmıştır. Seleksiyon kriterlerine göre 10 genotip ümitvar bulunmuştur. Ümitvar genotiplerinin meyve ağırlıkları 16.67 gr ile 11.58 gr arasında, iç ağırlıkları 8.39 gr ile 6.19 gr arasında, iç oranlarının % 59.45 ile % 48.65 arasında, kabuk kalınlığı değerlerinin 1.66 mm ile 1.19 mm arasında, meyve boyunun 47.49 ile 34.69 mm, meyve eninin 38.80 ile 30.75 mm, meyve kalınlığının 35.29 ile 30.93 mm arasında değiştiği belirlenmiştir. Ümitvar genotiplerimizde kabuk renginin açık renkten koyu renge, iç renginin açıktan hafif koyu renge kadar değiştiği, iç damarlılığının azdan çoğa kadar, bütün çıkma (horoz) özelliğinin yarımdan tama kadar, kabuk kırılma direncinin kolaydan orta düzeye, kabuk pürüzlülük durumunun ise azdan orta düzeye kadar değiştiği tespit edilmiştir. Yürütülen bu çalışma ile Gölpazarı ve çevresinde önemli ceviz genotiplerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu ceviz gen kaynakları üzerinde yapılacak daha detaylı çalışmalar ile bu genotiplerin korunması, çoğaltılması ve standart çeşitler halinde getirilmesi ülkemiz ceviz yetiştiriciliği bakımından önemli görülmektedir.
Bolu yöresinde doğal yetişen muşmula (Mespilus germanica L.) genotiplerinin pomolojik karakterizasyonu
Bu çalışma Bolu merkez ilçede (Aşağısoku Mahallesi, Yukarısoku Köyü, Çele Köyü, Yumrukaya Köyü, Değirmenbeli Köyü, Kartalkaya Mevkii ve Karacasu Beldesi) bulunan doğal olarak yetişen muşmula (Mespilus germanica L.) genotiplerinin pomolojik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla 2020-2021 yıllarında yürütülmüştür. Yapılan çalışmanın ilk (2020) yılında 101 muşmula genotipinden alınan meyve örneklerinden yapılan pomolojik incelemeler sonuncunda 10 g'ın üzerinde olan ve tartılı derecelendirme sonuncunda en yüksek puan alan 20 genotip ümivar olarak seçilmiştir. Ümitvar genotiplerden ikinci (2021) yıl tekrar örnek alınarak gerekli meyve özellikleri incelenmiştir. Ümitvar genotiplerde ortalam meyve kabuk rengi değerlerinden L 41,13±4,14 (S005)- 59,07±2,70 (KK008), a 14,44±0,34 (KK007)-18,68±1,36 (S006), b 21,78±2,37 (KK005)- 32,57±0,65 (KK008), Chroma 22,09±0,46 (KK004)- 36,45±1,56 (KK001) ve hue 48,48±0,72 (YK012)-60,88±1,38 (S002) aralığında belirlenmiştir. Ümitvar genotiplerin ortalama meyve ağırlığı 10,66±0,36 g (KK006) -26,60±0,80 g (S005), meyve boyutlarından meyve eni 27,26±0,34 mm (KK006)-37,27±0,63 mm (S006), meyve boyu 24,75±0,29 mm (KK006)- 37,79±0,67 mm (S005), meyve hacimi 9,00±0,24 ml (KK009)-25,11±1,21 ml (S005), meyve et oranı 81,53±1,12 % (S006)- 90,62±2,19 % (YS002), meyve çiçek çukuru derinliği değeri en düşük 6,76±0,35 mm (KK001)- 13,80±1,44 mm (S001) ve meyve çukur eni 13,28±0,51 mm (KK001)- 20,52±0,75 mm (S006) aralığında belirlenmiştir. İncelenen genotiplerde tohum sayısı 4,78±0,15 adet (KK006)- 5,00±0,00 adet (YK011) ve tohum ağırlığı 1,48±0,08 g (KK006)- 4,80±0,18 g (S006), meyve eti sertliği 2,97±0,56 kg (YS001)-1,13±0,13 kg (YS003) olarak tespit edilmiştir Ümitvar genotiplerde kimyasal özelliklerden Suda çözünür kuru madde miktarı 10,00±0,77 (YK012)- 20,40±4,26 (KK005), asitlik oranı %1,08±0,05 (YS002) ile %2,34±0,21 (KK05) ve pH değeri ise 3,74±0,38 (KK006) ile 4,73±0,19 S003) aralığında tespit edilmiştir. Muşmula gernotiplerinin incelenen karekterleri bakımından önemli bir varyasyon gösterdiği ve incelenen 20 genotip ilerideki ıslah çalışmaları için ümitvar olarak belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Bolu, Muşmula, Suda Çözünür Kuru Madde Miktarı, Meyve özellikleri.
Bolu ilinde yetişen böğürtlen genetik kaynaklarının agromorfolojik, primer ve sekonder biyokimyasal özelliklerinin karakterizasyonu
Yapılan bu araştırmada, Bolu ilinde yetişen böğürtlen genotiplerinin agromorfolojik, fizikokimyasal özellikleri ile primer ve sekonder metabolit içerikleri detaylı bir şekilde incelenmiş ve genotip bazında farklılıklar tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen iki yıllık ortalama verilere göre genotiplerin meyve ağırlıkları 2,42 g (14BL06) ile 0,51 g (14ME78) arasında belirlenmiştir. Suda çözünen kuru madde (SÇKM) değerleri %16,33 (14MU57) ile %8,30 (14BL15) arasında değişmiştir. Tüm genotiplerde diken varlığı gözlenirken, diken miktarı genotipler arasında değişkenlik göstermiştir. İncelenen böğürtlen genotipleri arasında 14GY88, 14ME71 ve 14ME77 genotipleri fenolik bileşik içerikleri açısından ümit var olarak tespit edilmiştir. Bu genotipler özellikle kateşin, gallik asit ve rutin açısından zengin içeriklere sahip olduğu belirlenmiştir. Organik asit miktarlarının dağılımında, sitrik ve süksinik asit miktarında 14ME77, malik asit miktarında 14BL46 ve oksalik asit miktarında ise 14GY88 genotiplerinin öne çıktığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, fumarik asit miktarında 14GY102 ve C vitamini yönünden 14MU59 genotiplerinin öne çıktığı belirlenmiştir. Antioksidan kapasiteleri yüksek bulunan genotipler 14BL16, 14ME77, 14BL04 ve 14GY91 olarak belirlenmiştir. Böğürtlen genotiplerinin en yüksek toplam fenolik ve toplam antosiyanin miktarı 14BL42, toplam antioksidan kapasitesi 14BL16, toplam monomerik antosiyanin miktarı ise 14BL04 genotiplerinde belirlenmiştir. Yapılan bu araştırmada fenolik bileşikler, organik asitler, antioksidan kapasitesi ve agromorfolojik özellikler açısından 14BL06, 14GY88, 14ME71, 14BL46, 14GY102 ,14MU59, 14BL16, 14ME77 ve 14BL04 genotiplerinin öne çıktığı belirlenmiştir. Belirlenen ümit verici genotipler gelecekteki ıslah programları için önemli bir referans görevi görecektir. Ayrıca mevcut genetik kaynakların korunması, yeni materyallerin tanıtılması, fenolik bileşikler ve antioksidan kapasite gibi özellikleri konusunda daha derinlemesine araştırmaların yapılması önerilmektedir. Bu çalışma, Bolu ilinde yetiştirilen böğürtlen genotiplerinin genetik çeşitliliğine ve biyokimyasal özelliklerine önemli katkı sağlamakta, böğürtlen yetiştiriciliği ve genetik ıslah alanında etkin çalışmaların önünü açmaktadır.
Hasat sonrası melatonin uygulamasının soğukta muhafaza süresince avokado meyvelerinin biyokimyasal içerikleri ve bazı kalite kriterleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, hasat sonrası çabuk bozulabilen avokado meyvesine, hasat sonrası 0,25 mM, 0,5 mM ve 1,0 mM dozlarında melatonin uygulanmış ve meyveler, 30 gün, 60 gün ve 90 gün sürelerde depolanmıştır. Ayrıca, bazı meyveler kontrol grubu olarak, yine aynı gün sürelerde herhangi bir işleme tabi tutulmadan depolanmışlardır. Meyvelerde depolama sırasında; ağırlık kaybı, çürüme oranı, meyve sertliği, suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM), titre edilebilir asitlik (TEA), pH ve meyve renk özellikleri (L*, a*, b*, kroma ve Hueo) ve belirli biyokimyasal özellikler (toplam fenolik içeriği, toplam antosiyanin içeriği, toplam protein içeriği ve DPPH aktivitesi değeri) araştırılmıştır. Çalışmada, farklı melatonin uygulamalarına göre farklı depolama sürelerinde kontrol grubu meyvelerde, genel olarak ağırlık kaybı, çürüme oranı, SÇKM, TEA ve renk değerlerinde artışlar; toplam fenolik içeriği, toplam antosiyanin içeriği, toplam protein içeriği, DPPH aktivitesi değeri ve meyve sertliği açısından ise azalışlar gözlenmiştir. Çalışmada, sonuç olarak, 30 günlük, 60 günlük ve 90 günlük depolama süreleri ve kalite parametrelerine göre değişmekle birlikte, en çok 1,0 mM melatonin uygulamasının depolanan avokado meyvesinde kalite özelliklerini daha iyi koruduğu saptanmıştır. Ayrıca, kullanılan tüm melatonin dozlarının (0,25 mM, 0,5 mM ve 1,0 mM) avokado meyvesinin kalitesini ve depolama ömrünü korumak için hasat sonrası bir araç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Çilek meyvelerinin primer, sekonder metabolit içerikleri ve kalite özelliklerı üzerine putresin uygulamasının etkisi
Çilek meyveleri, hızla yumuşayan ve çürümeye yatkın yapılarıyla bilinirler, bu nedenle doğru depolama koşullarında muhafaza edilmeleri önem arz etmektedir. Bu çalışmada, çilek meyvelerinin depolama süresince yaşanan kayıpların azaltılması ve meyvedeki biyoaktif bileşik konsantrasyonunun korunması amacıyla farklı dozlarda putresin (0,5, 1,0 ve 1,5 mM) uygulanarak meyveler muhafaza edilmiştir. Meyveler, +4 °C'de ve %90 nemde 21 gün boyunca depolanmış ve 7 gün arayla yapılan analizler ve ölçümlerle depolama sürecinde meydana gelen kalite parametrelerindeki değişiklikler belirlenmiştir. Çalışmada, meyvelerin depolama sürecinde ağırlık kaybı, çürüme oranı, meyve sertliği, suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM), titre edilebilir asitlik (TEA), pH ve meyve renk özellikleri (L*, a*, b*, kroma ve Hueo) ile belirli biyokimyasal özellikler (organik asit, fenolik bileşik) incelenmiştir. Farklı putresin uygulamalarına bağlı olarak farklı depolama süreleri boyunca kontrol grubu meyvelerde genel olarak ağırlık kaybında, çürüme oranında, SÇKM ve TEA değerlerinde artışlar, organik asit ve fenolik bileşiklerde ise genel anlamda düşüşler gözlemlenmiştir. Çalışma süresince putresin, meyve kalite parametrelerini olumlu yönde etkileyerek kayıpları azaltmıştır. Meyve ağırlık kaybı açısından en uygun doz 1,5 mM iken, SÇKM değeri için 1,0 mM dozun tercih edilmesi önerilirken, pH, TEA, meyve rengi ve solunum hızı parametrelerinin korunması açısından 1,0 mM dozun daha etkili olduğu görülmüştür. Organik asitlerin ve fenolik bileşiklerin kaybının önlenmesi için ise sırasıyla 1,5 mM ile 1,0 mM dozlarının daha etkili olduğu belirlenmiştir.
Agaricus bisporus mantarında hasat sonrası UV-B ve UV-C uygulamalarının muhafaza süresi ve kalite üzerine etkileri
Günümüzde mantarlarda hasat sonrası kalitenin korunması ve raf ömrünün uzatılması amacıyla ultraviyole (UV) ışık uygulamalarının kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu çalışma, Agaricus bisporus mantar türünde hasat sonrası farklı sürelerde UV-B ve UV-C uygulamalarının muhafaza süresi, kalite özellikleri ve besin elementi içerikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada, 2 farklı ultraviyole ışık türü (UV-A ve UV-B) ve 3 farklı uygulama süresinin (5, 10 ve 20 dakika) ele alındığı toplam 7 farklı uygulama kullanılmıştır. Mantarlar 4 °C'de 14 gün süre ile muhafaza edilmiş olup, 7. ve 14. günlerde mantarlarda gerekli ölçüm ve analizler yapılmıştır. Araştırma sonucunda UV ışık uygulamaları, uygulama süreleri ve muhafaza sürelerine bağlı olarak kalite özelliklerinin önemli oranda değiştiği saptanmıştır. Muhafaza süresinin artması ile ağırlık kaybı, protein, kül, pH değeri, solunum hızı, a*, b* ve C* renk değerleri, fosfor, potasyum, magnezyum, kalsiyum, mangan ve çinko içerikleri artarken, suda çözünebilir kuru madde miktarı, demir içeriği, L* ve h° renk değerleri azalmıştır. Çalışmada ele alınan UV-B ve UV-C uygulamalarının genel olarak hasat sonrası kalite kayıplarını azaltmada olumlu etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, UV-B ve UV-C uygulamalarının A. bisporus mantarının muhafaza süresini uzatma, kalite özelliklerini koruma ve geliştirme açısından kullanılabilecek etkili bir yöntem olduğu tespit edilmiştir. UV ışık uygulamaları arasında UV-C uygulamalarının, A. bisporus mantarının muhafaza süresi boyunca kalitenin korunmasında UV-B uygulamalarına kıyasla daha etkili olduğu belirlenmiştir. Araştırmada özellikle hasat sonrası 5 dakika süreyle UV-C uygulamasının (UV-C-5), mantarın besin değerinin korunmasında, ağırlık kaybı ve solunum hızının minimum seviyede tutulmasında en etkili yöntem olduğu ve muhafaza için önerilebileceği saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Mantar, Hasat sonrası, Ultraviyole ışık, Muhafaza, Kalite
Depolama süresince farklı dozlarda putresin uygulamasının, kiraz meyvelerinin bazı kalite özellikleri ve biyoaktif bileşik içerikleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, kiraz meyvelerinin depolama sırasında karşılaşılan kalite kayıplarını minimize etmek ve biyoaktif bileşiklerin korunmasını sağlamak amacıyla farklı konsantrasyonlarda putresin (0,5, 1,0 ve 1,5 mM) uygulamaları kullanılarak meyveler muhafaza edilmiştir. Çalışma kapsamında, kiraz meyveleri +4 °C sıcaklık ve %90 bağıl nem koşullarında 30 gün boyunca muhafaza edilmiş ve her 10 günde bir gerçekleştirilen analizlerle depolama sürecindeki fiziksel, kimyasal ve biyokimyasal kalite değişiklikleri detaylı olarak incelenmiştir. Araştırmada, ağırlık kaybı, çürüme oranı, meyve sertliği, suda çözünebilir kuru madde (SÇKM), titre edilebilir asitlik (TEA), pH ve renk özellikleri (L*, a*, b*, kroma, Hue°) gibi fiziksel ve kimyasal kalite parametreleri değerlendirilmiştir. Ayrıca, organik asit ve fenolik bileşik içerikleri gibi biyokimyasal özellikler de analiz edilmiştir. Putresin uygulamalarının, kontrol grubundaki meyvelerle karşılaştırıldığında kalite parametreleri üzerinde önemli etkiler sağladığı tespit edilmiştir. Kontrol grubundaki meyvelerde, depolama süresi boyunca ağırlık kaybı, çürüme oranı, SÇKM ve TEA değerlerinde belirgin artışlar gözlemlenmiştir. Buna karşın, organik asit ve fenolik bileşik içeriklerinde kayda değer azalmalar meydana gelmiştir. Ancak, putresin uygulanan meyvelerde bu olumsuz değişiklikler önemli ölçüde sınırlandırılmıştır. 1,5 mM putresin dozu ağırlık kaybını (%2.15) ve çürüme oranını (%0.89), 0,5 mM putresin dozuda SÇKM değerini (%19.52) en aza indirerek kalite parametrelerinin korunmasında en başarılı sonuçları sağlamıştır. Bunun yanı sıra, putresin uygulanan meyveler, renk stabilitesini, pH dengesini ve biyoaktif bileşik içeriklerini kontrol grubuna kıyasla daha iyi muhafaza etmiştir. 0.5 mM putresin dozu en iyi solunum değerini (12.81 mg CO2/kg/h) verirken, 1.5 mM putresin dozuda en yüksek asitlik değerini (TEA: %1.21) vererek kalite parametrelerini korumuştur. Organik asitlerde en yüksek değeri 1.5 mM putresin uygulaması ile malik asit (11.49 g/kg) verirken, Fenolik bileşiklerde ise en yüksek değeri 1.5 mM putresin uygulaması ile gallik asit (98.13 mg/100g) vermiştir. Araştırma sonuçları, putresin uygulamalarının hasat sonrası süreçlerde kullanılabilirliğini destekler niteliktedir. Bu uygulamaların, kiraz meyvelerinin depolama süresi boyunca ticari değerlerini artırabileceği ve kalite kayıplarını önemli ölçüde azaltabileceği görülmüştür.
Trabzon'un büyükliman havzasında yetişen Vitis labrusca L. türüne ait üzüm genetik kaynaklarının seleksiyonu
Yürütülen bu çalışmada, Trabzon'un Büyükliman havzası olarak nitelendirilen ilçelerinde (Beşikdüzü, Çarşıbaşı, Şalpazarı, Tonya ve Vakfıkebir) doğal olarak yetişen kokulu üzüm (Vitis labrusca L.) genotipleri iki yıl süren bir çalıma ile (2021-2022) incelenmiş, pomolojik ve kimyasal analizler sonucunda ümitvar olarak öne çıkan genotipler belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen iki yıllık verilere göre genotiplerin meyve ağırlıklarının 1,97 g (TB-17) ile 4,11 g (TB-10) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Meyve eninin 14,21 mm (TB-17) ile 18,96 mm (TB-10), meyve boyunun 15,53 mm (TB-17) ile 19,95 mm (TB-10) arasında değiştiği belirlenmiştir. Salkım ağırlığı 31,95 g (TB-17) ile 173,66 g (TŞ-5), salkım eni 41,09 mm (TB-17) ile 79,11 mm (TB-10), salkım boyu 88,42 mm (TB-16) ile 178,12 mm (TŞ-5), salkım sapı uzunluğu 32,03 mm (TÇ-14) ile 58,03 mm (TB-25) arasında gözlemlenmiştir. Çekirdek sayısı her iki yılda da 2 adet olup herhangi bir farklılık tespit edilmemiştir. İncelenen genotiplerin pH değerlerinin 2,82 (TV-23) ile 3,94 (TÇ-5), suda çözünebilir kuru madde (SÇKM) miktarlarının %12,20 (TÇ-15) ile %19,15 (TÇ-7), titre edilebilir asit (TEA) miktarlarının ise %0,57 (TV-21) ile %1,72 (TB-22) arasında değiştiği kaydedilmiştir. Olgunluk indisi 40,13 (TÇ-15) ile 59,09 (TB-14) arasında değişirken, meyve şekil indeksi ise her iki yılda da ortalama 0,92 olup herhangi bir farklılık görülmemiştir. Kabuk kalınlığının 0,20 mm (TÇ-14) ile 0,38 mm (TB-17) arasında değiştiği saptanmıştır. Çalışmada belirlenen Vitis labrusca türüne ait genotipler üzerinde yürütülen biyokimyasal analizler sonucunda; toplam antioksidan içeriği %17,10 (TŞ-1) ile %76,35 (TT-3), toplam fenolik madde miktarı 3,30 mg/g (TV-12) ile 63,80 mg/g (TB-15), toplam monomerik antosiyanin içeriği 10,69 mg/L (TÇ-16) ile 170,34 mg/L (TŞ-2), toplam protein miktarı 5,20 mg/g (TB-24) ile 9,57 mg/g (TT-4), polimerik renk 0,25 (TB-13) ile 1,09 (TB-14), polimerik renk yoğunluğu 0,11 (TB-20) ile 1,43 (TB-16) ve polimerik renk yüzdesi %28,72 (TB-20) ile %295,87 (TB-16) arasında değişmiştir. Değiştirilmiş Tartılı Derecelendirme metodu sonucunda ise en yüksek puan alan 13 adet genotip (TB-11, TÇ-7, TT-3, TÇ-5, TÇ-10, TŞ-5, TV-8, TB-19, TÇ-15, TŞ-2, TŞ-3, TŞ-4 ve TV-4) ümitvar olarak belirlenmiştir.
İncirde (Ficus carica L.) cinsiyet gelişiminde pleiotropik transkripsiyon faktörü duo1 (MYB125)'in doğrudan düzenlediği genlerin tanılanması
Bitkilerde cinsiyet oluşumunu yönlendiren moleküler mekanizmaların aydınlatılması, üreme biyolojisi ve tarımsal verimlilik açısından stratejik önemdedir. Dioik yapısı nedeniyle incir (Ficus carica L.), cinsiyet gelişiminin moleküler düzeyde incelenmesi için uygun bir model türdür. Bu çalışmada, erkek gamet gelişiminde merkezi bir düzenleyici olan MYB domain protein 125 (DUO POLLEN1; DUO1) transkripsiyon faktörü analiz edilmiş ve DUO1'in genom çapındaki DNA bağlanma bölgeleri tanımlanarak cinsiyet oluşumunun transkripsiyonel kontrolüne ilişkin yeni bulgular elde edilmiştir. Antikorsuz in vitro kromatin immünopresipitasyon dizilemesi (in vitro ChIP-seq) uygulanarak DUO1 bağlanma bölgeleri belirlenmiş, yüksek derinlikte yeni nesil DNA dizilemesi ile elde edilen veriler biyoinformatik araçlarla kapsamlı biçimde analiz edilmiştir. DUO1 ortoloğu, BLAST, R2R3-MYB alan mimarisi ve filogenetik değerlendirmelerle tanımlanmıştır. Erkek ve dişi incir çeşitlerinde gerçekleştirilen in vitro ChIP-seq analizleri sonucunda, genom çapında çok sayıda DUO1 bağlanma bölgesi saptanmıştır. Fonksiyonel açıklama çalışmaları kapsamında yapılan Gene Ontology (GO) ve Kyoto Encyclopedia of Genes and Genomes (KEGG) analizleri, özellikle "anter ve polen gelişimi" ile ilişkili süreçlerin anlamlı düzeyde temsil edildiğini göstermiştir. Bu fonksiyonel profil doğrultusunda, on adet erkek marker adayı gen belirlenmiş ve bu genlerin promotörlerinde DUO1–DNA etkileşimleri Electrophoretic Mobility Shift Assay (EMSA) ile doğrulanmıştır. Bu çalışma, incirde DUO1'in erkek gamet gelişimiyle ilişkili hedef genlerden oluşan özgün bir transkripsiyonel ağ kurduğunu gösteren güçlü genomik ve regülomik kanıtlar sunmakta; bulgular, erken cinsiyet tayini ve erkek üreme kalitesine yönelik moleküler marker'ların geliştirilmesine olanak sağlayarak modern ıslah programlarına doğrudan entegre edilebilir bir metodolojik altyapı sunmaktadır.
Osmanlı'da meyve yetiştiriciliği, üretimi ve folklörü
Bu çalışmanın amacı, Osmanlı Devleti'nde meyve yetiştiriciliği, üretimi ve meyvelerin Osmanlı toplumunda sosyo-kültürel alanlarda kullanımını incelemektedir. Çalışanın temel kaynaklarını Osmanlı döneminde yazılmış ziraat eserlerin transkripsiyonlarının günümüz Türkçesine çevrilmiş metinleri oluşturmaktadır. Ayrıca, Osmanlı meyve yetiştiriciliği ve üretimi üzerine daha önce yapılmış akademik çalışmalar incelenmiş olup Osmanlı meyveciliğindeki literatürdeki boşluklara özgün katkısı sağlanmıştır. Bu sayede, Osmanlı Devleti döneminde meyve yetiştirme teknikleri, yetiştirilen meyve tür ve çeşitleri ile saray mutfağından halk pazarlarına, dış ticaretten sanata kadar geniş bir yelpazede değerlendirilen meyveler hem ekonomik hem kültürel bakımdan folklorik unsurlar üzerinden analiz edilmiştir. Bu çalışmada, Osmanlı'da meyveciliğin yalnızca tarımsal üretimle sınırlı kalmadığı dönemin sosyal, kültürel ve sanatsal hayatıyla iç içe geçtiği görülmüştür. Ayrıca, meyvecilik tekniklerinde uygulanan dikim tercihleri, gübreleme, budama ve muhafaza yöntemleri günümüz uygulamalarına benzemekle beraber günümüzün mevcut meyveciliğinde sürdürebilir tarım planlaması yaklaşımlarına örnek teşkil eden yol gösterici bir model sunmaktadır.
Cide (Kastamonu) yöresi kestanelerinin (Castanea sativa Mill.) pomolojik ve biyokimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Cide (Kastamonu) İlçesinde 2022-2023 yılları arasında çalışma yürütülmüştür. Çalışmanın ilk yılında (2022) tohumdan yetişmiş 250 adet genotip kestanelerin meyve kalitesi bakımından üstün özellikleri olanların belirlenmesi hedeflenmiştir. İki yıllık araştırma sonuncunda toplam 20 genotip ümitvar olarak belirlenmiştir. Ümitvar genotiplerin bazı pomolojik ve biyokimyasal özellikleri değerlendirilmiştir. Pomolojik özellikler olarak; meyve ağırlığı 7.00-11.61 gr, meyve iç ağırlığı 5.75 gr-10.06 gr, meyve şekil indeksi 0.56-9.67, meyve kabuk kalınlığı 0.130-0.180 mm, meyve iç oranı %82-% 89, meyve iç rengi 16 genotip krem, kabuk sertliği 11 tip sert kabuklu, meyve eni 16.21-21.29 mm, meyve boyu 26.73-33.58 mm, meyve yüksekliği 24.73-30.95 testanın içeri girme durumu 19 genotipte (%95) orta, testanının soyulma durumu 18 genotipte (%90) zor, için ayrılma durumu 12 genotipte (%60) kolay, kapsüldeki meyve sayısı 18 genotipte 2 adet ve meyve tat durumu ise 14 genotipte çok iyi olarak tespit edilmiştir. Biyokimyasal özelikleri bakımından; nem içeriği %40,93-52.52, kül içeriği %2.08-%3.01, protein %3.33- 3.36, total yağ içeriği %0.59-2.11, toplam fenolitik madde içeriği %3.57-5.99 ve DPPH içeriği ise %4.97-10.51 arasında belirlenmiştir. Çalışma neticesinde seçilen genotiplerin çoğaltılabilecek nitelikte olduğu ve doğal özelliklerinin korunarak gelecek nesillere aktarılması öngörülmüştür.
Göğ (gGartikül (CUNP), putresin ve bunların kombine uygulamalarının etkileri
Üzümlerin hasat sonrası kısa raf ömrü ve kalite kayıpları tarımsal üretimde önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu çalışma, Gök üzümün hasat sonrası muhafazasında bakır nanopartiküller (CuNP), putresin (PUT) ve bunların kombine uygulamalarının etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmada, 30 ppm CuNP, 0,5 mM putresin ve bunların kombinasyonunun üzümün kalite, biyokimyasal ve enzimatik özelliklerindeki değişimler incelenmiştir. Çalışma sonuçları, uygulamaların ağırlık kaybına etkisini önemsiz olduğu görülürken, suda çözünebilir kuru madde miktarı ve titre edilebilir asit miktarına etkilerinin önemli olduğu tespit edilmiştir. Özellikle PUT ve kombine uygulamalar bu özellikleri daha iyi korumuştur. Yalnız CuNP uygulamasının ise kontrole göre daha iyi olmadığı görülmüştür. Renk değerlerine bakıldığında ise, uygulamaların yalnız Hue açısı değerini önemli derecede etkilediği görülmüştür. Biyokimyasal içeriklerden toplam antosiyanin miktarı haricindeki diğer toplam içeriklerin -fenolik, flavonoid, karbonhidrat ve protein- tamamı uygulamalardan önemli derecede etkilenmiştir. Protein, fenolik ve flavonoid miktarı tüm uygulamalara göre kontrolde daha düşük bulunmuştur. Antioksidan aktiviteler dört farklı yöntemle ölçülmüş ve CEAC ve DPPH aktivitesi üzerine uygulamaların etkisi önemsiz bulunurken CUPRAC ve FRAP üzerine etkileri önemlidir. Uygulamaların tümü kontrole nazaran daha yüksek CUPRAC ve FRAP aktivitesi sergilemiştir. Tüm enzimlerin aktivitesi üzerine uygulama, depo süresi ve bunların interaksiyonları önemli etkiler göstermiştir. Antioksidan enzimler olan CAT ve SOD özellikle CuNP+PUT uygulamasıyla önemli oranda artarken, oksidatif enzimler H2O2 ve MDA uygulamalarca azaltılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma üzümlerin hasat sonrası muhafazasında putresinin yalnız kullanımın etkin olabileceğini ancak nanobakır ile birleştirildiğinde antioksidan sistemin daha fazla aktive olduğunu göstermiştir. Ayrıca, bakırın antimikrobiyal olması dolayısıyla çürümenin de azaltılacağı göz önüne alındığında CuNP+PUT kombine uygulamasının üzümlerin hasat sonrası muhafazası için ümitvar bir yaklaşım olduğu değerlendirilmiştir.
Gümüş nanopartikül (AgNP), putresin ve bunların kombine uygulamalarının seben siyahı üzüm çeşidinde hasat sonrası kalite ve biyokimyasal özeliklere etkileri
Seben Siyahı üzüm, hasat sonrası kısa ömrü ve sınırlı bulunabilirliği nedeniyle özellikle belirli dönemlerde piyasada dikkat çeken bir tarım ürünüdür. Hasat sonrası üzümlerin kalitesinin ve raf ömrünün iyileştirilmesine yönelik çeşitli yenilikçi yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu çalışmada, Seben Siyahı üzüm çeşidinin hasat sonrası dayanımını ve kalitesini korumada putresin (0.5 mM), gümüş nanopartikül (50 ppm) ve bu iki maddenin kombine uygulamalarının etkileri incelenmiştir. Ayrıca, kontrol olarak saf su kullanılmıştır. Çalışma sonuçları ağırlık kaybının tüm uygulamalarda kontrole nazaran daha az olduğunu, ancak bu azalmanın istatstiki olarak önemli olmadğını göstermiştir. Benzer durum suda çözünebilir kuru madde miktarı için de izlenmiştir. pH ve titrasyon asitliği de benzer trendler izlemiş ancak bu özelliklerdeki değişimler istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Renk değerleri nispeten stabil kalmış ve uygulamalardan önemli derecede etkilenmemiştir. Uygulamaların toplam içeriklere etkisi yalnız antosiyanin üzerine etkili olurken, protein, karbonhidrat ve flavonoid miktarı üzerine etkileri önemsiz bulunmuştur. Ancak, protein ve flavonoid miktarı üzerine uygulama x depo süresi interaksiyonu önemli etkiler sergilemiştir. DPPH indirgeme aktivitesi hariç tüm antioksidan aktiviteler uygulamalardan önemli derecede etkilenmiştir. Ayrıca, depos süresi arttıkça antioksidan aktivitelerde önemli artışlar görülmüştür. Enzimlerde ise tam aksi bir durum gerçekleşmiş ve antioksidan enzimlerin miktarları depo süresi artıkça azalırken, oksidatif enzimler depo süresine paralel olarak artmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma putresinin naogümüş ile birlikte uygulanmasının üzümlerin depolaanmasında tercih edilebilecek bir yaklaşım olduğunu ve biyokimyasal ve enzimatik aktiviteler üzerindeki etkilertini ortaya koymuştur.
Taze doğranmış kivi ve mandarin meyvelerinde hasat sonrası arginin, sitrulin ve ferulik asit uygulamalarının bazı fizyolojik olaylar üzerine etkisi
Bu yüksek lisans tezi, ferulik asit, sitrulin ve arginin uygulamalarının iki farklı meyve türünün taze doğranmış haline, yani Satsuma mandarini (Citrus unshiu) ve Hayward çeşidi kivi meyvesine (Actinidia deliciosa) olan etkilerini değerlendirmektedir. Uygulamalar yapıldıktan sonra meyveler 4 °C'de altı gün boyunca depolanmıştır. Depolama süresi boyunca kalite parametrelerindeki değişimleri izlemek için her iki günde bir analizler gerçekleştirilmiştir. Satsuma mandarini üzerindeki uygulamalar, meyve ağırlık kaybını %0,17 gibi minimal bir seviyeye düşürerek kalitesini kontrol grubuna göre etkin bir şekilde korumuş, pH ve toplam çözünür şeker (SÇKM) seviyelerini stabil tutmuştur. Bununla birlikte, sitrulin uygulaması toplam fenolik içeriği önemli ölçüde azaltmıştır. Uygulamaların antioksidan özellikler ve renk stabilitesi üzerindeki etkisi sınırlı kalmış, bu durum gelecekte daha fazla optimizasyon yapılması gerektiğini göstermiştir. Hayward kivi meyvesinde gerçekleştirilen benzer uygulamalar, ferulik asit, arginin ve sitrulin kombinasyonunun %0,83±0,09 oranında meyve su kaybını azalttığını ve en yüksek ağırlık kaybının ferulik uygulamasında %1,40±0,33 olarak belirlendiğini göstermektedir. Depolama süresine bağlı olarak pH değerleri 3,83 ile 3,93, toplam çözünür şeker değerleri ise 12,17 ile 12,58 arasında değişmiştir. Ayrıca, bu meyvede uygulanan formülasyonların, optimum tüketim süresinin 48 saatle sınırlı olmak üzere, besin değerinin ve kalitesinin korunmasına önemli katkıda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, ferulik asit, arginin ve sitrulin uygulamalarının hem Satsuma mandarini hem de Hayward kivi meyvelerinin kalitesini artırmada etkili olduğunu ve biyokimyasal uygulamaların taze meyve koruma stratejilerinin geliştirilmesi açısından büyük bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Gelecek araştırmalar, etkili bileşenler ve stratejilerin keşfi için önemli bir temel sağlayabilir.
Kayısı Meyvesinde Hasat Öncesi Bazı Uygulamaların Çatlama Üzerine Etkisi
Mersin /Mut bölgesinde yetişen ve erkenci çeşit olan Mogador kayısı çeşidinde hasat zamanı çatlama sorunu ortaya çıkmaktadır bu çatlama ekonomik kayba neden olmaktadır. Bu çalışma ile çatlama üzerindeki etkilerini görmek amacıyla bölgede halihazırda çiftçiler tarafından yaygın olarak kullanılan Hayvansal Menşeli Amino Asit (HMAA), Giberelik Asit (GA), Kalsiyum (Ca), İnek Sütü (İS) gibi bazı uygulamalar hasat öncesi bahçede ağaçlara uygulanarak denenmiştir. Meyveler 0 ve 7. Günde Kolorimetrik, Duyusal, Pomolojik, Antioksidant, Fenolik ve Flavanoidler ile Çatlama Özellikleri gözlenmiştir. Meyvelerin hasat anında ve +4 °C de 7 gün muhafaza sonucunda kalitedeki değişimleri incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda ulaşılan sonuçlar şu şekildedir: Kolorimetrik Değerler: L*, a* ve b*: Kayısı meyvelerinde depolama süresince renklerde koyulaşma ve kırmızılaşma gözlenirken sarı tonlar azalmıştır. Kombinasyon uygulamaları (HMAA+GA+Ca) bu değişimleri geciktirmiştir. Duyusal Analizler: Görünüm, tat ve koku parametreleri, özellikle kombinasyon uygulamalarında daha uzun süre korunmuştur. Antioksidan Özellikler: CUPRAC, FRAP ve DPPH testleri, kombinasyon uygulamalarının oksidatif stresi azalttığını ve antioksidan kapasiteyi koruduğunu kanıtlamıştır. Fenolik ve Flavonoid İçeriği: Koruyucu uygulamalar, özellikle HMAA+GA+Ca kombinasyonu, fenolik ve flavonoid içeriğini önemli ölçüde korumuştur. Çatlama Özellikleri: Çatlama alanı, genişliği ve uzunluğu açısından GA grubu en kötü sonuçları vererek çatlamayı dört katına kadar artırırken, İS+Ca uygulaması en iyi performansı göstermiştir. Tek bir uygulama yapılacaksa İS veya Ca önerilmektedir. İkisi birlikte uygulandığında çatlama oranı sıfıra inmektedir. Eğer meyve tutumu veya başka amaçlarla GA kullanılacaksa çatlama riskini azaltmak için İS ve Ca'da uygulanmalıdır. Hasat öncesi uygulamalar, kayısı meyvelerinin hem fiziksel hem de kimyasal kalite parametrelerini koruyarak raf ömrünü artırmada etkili bulunmuştur. Kombinasyon uygulamaları, çatlama riskini minimize ederken meyve kalitesini ve tüketici tercihlerini daha uzun süre koruma potansiyeline sahiptir.
Kiraz meyvelerinin biyoaktif ve kalite özellikleri üzerine hasat sonrası oksalik asit ve sitrik asit uygulamalarının etkisi
Bu araştırma, kiraz meyvelerinde hasat sonrası meydana gelen kalite kayıplarını azaltmak ve biyoaktif bileşenlerin korunmasını sağlamak amacıyla, 1 mM oksalik asit, 1 mM sitrik asit ve 1 mM oksalik & sitrik asit uygulamalarının etkilerini değerlendirmek üzere yürütülmüştür. Afyonkarahisar ilinden temin edilen 0900 Ziraat kiraz çeşidi meyveleri, her bir uygulama için üç tekerrürlü olacak şekilde 250 gramlık örnekler halinde hazırlanmış; 1 °C sıcaklık ve %90 bağıl nem koşullarında 30 gün süreyle depolanmıştır. Depolama süresince her 10 günde bir alınan örneklerle; ağırlık kaybı, çürüme oranı, meyve eti sertliği, suda çözünebilir kuru madde (SÇKM), pH, titre edilebilir asitlik (TEA), renk parametreleri (L*, a*, b*, kroma, hue°), solunum hızı, toplam fenolik madde, DPPH indirgenme aktivitesi ve antosiyanin içerikleri analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, her üç uygulamanın da meyve kalitesinin korunmasında etkili olduğunu; özellikle oksalik & sitrik asit uygulamasının çürüme oranı ve ağırlık kaybını en düşük seviyelerde tuttuğunu ve meyve eti sertliği ile fenolik bileşik ve antioksidan kapasiteyi en yüksek düzeyde muhafaza ettiğini göstermiştir. Bu sonuçlar oksalik ve sitrik asitlerin bireysel veya kombine şekilde uygulanmasının, kiraz meyvesinin ticari kalitesini artırmak ve raf ömrünü uzatmak amacıyla hasat sonrası süreçlerde doğal ve etkili bir strateji olabileceğini ortaya koymaktadır.