
76
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Obezite açısından riskli ergenlere verilen olumlu sağlık davranışları geliştirme eğitiminin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve fiziksel aktivite üzerine etkisi
Bu çalışmada; Obezite Açısından Riskli Ergenlere Verilen Olumlu Sağlık Davranışları Geliştirme Eğitiminin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları ve Fiziksel Aktivite Üzerine Etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kasım 2014- Aralık 2015 tarihleri arasında yapılan araştırmanın başlangıç aşamasında belirlenen okuldaki tüm öğrencilerin gerekli ölçümleri (boy, kilo) yapılmıştır. Okulda obezite açısından riskli olduğu belirlenen öğrencilere konu ile ilgili araştırmacı tarafından hazırlanan anket, Çocuk Fiziksel Aktivite Anketi (ÇFAA) ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) uygulanmıştır. Obezite açısından riskli olduğu belirlenen öğrencilerin tamamı (n=78) eğitime alınmıştır. Obezite açısından riskli olarak belirlenen öğrencilere 4 oturum (her bir oturum 40 dakika/bir ders saati) olumlu sağlık davranışları geliştirme eğitimi verilmiştir. Eğitimler okulun eğitim salonunda gerçekleştirilmiştir. Eğitimin bitiminde ve eğitim bittikten 4 hafta sonra ölçek uygulaması (ÇFAA, SYBDÖ II) tekrarlanmıştır. Araştırmaya dahil edilme kriteri Türk çocukları için belirlenmiş olan persentil eğrilerine göre 85. – 95. persentil arasında olmaktır.Araştırmaya başlamadan önce resmi izinler alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS 18.0 programında ve bilgisayar ortamında değerlendirilmiş, verilerin değerlendirilmesinde; temel istatistiksel analizler, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi ve eşleştirilmiş gruplarda t testi kullanılmıştır. Çalışmamızda öğrencilerin % 48,7'si (n=38) kız, % 51,3'ü (n=40) erkek olup yaş ortalamaları 11,77±0,92'dir. Araştırmada, eğitim sonrası birinci izlem ve eğitim sonrası ikinci izlem Sağlık Sorumluluğu (5,035;0,008), Fiziksel Aktivite (6,284;0,002), Beslenme (5,709;0,004), SYBDÖ II Toplam (6,227;0,003) puanlarının eğitim öncesi puanlarına göre yüksek olduğu; Eğitim sonrası birinci izlem Kişilerarası İlişkiler (3,145;0,046) ve Stres Yönetimi (3,058;0,050) puanlarının eğitim öncesi puanlarına göre yüksek olduğu bulunmuştur. Tüm bu sonuçlar değerlendirildiğinde; verilen eğitimin öğrencilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve fiziksel aktiviteleri üzerine pozitif etki gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Obezite, Ergen, Sağlık Davranışı Eğitimi, Fiziksel Aktivite
İzmir'de bir sağlık ocağı bölgesindeki yaşlıların istismar ve ihmal ile karşılaşma durumları ve etkili olan etmenlerin incelenmesi
Bu araştırma Esentepe Sağlık Ocağı Bölgesinde yakınları ile birlikte yaşayan 65 yaş ve üstü bireylerin istismar durumları ile etkili olan etmenlerin belirlenmesi amacı ile yapılmış, tanımlayıcı bir çalışmadır.Araştırmanın örneklemini 331 yaşlı birey oluşturmuştur. Veriler Temmuz ? Ekim 2007 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak yaşlı bireyin son 6 ay içinde yaşadığı istismarı belirlemeye yönelik soru formu, sosyodemografik özellikler soru formu, Katz'ın Günlük Yaşam Aktiviteleri İndexi (ADL) ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) formu kullanılmıştır. Veriler ki kare testi ve lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir.Yaşlı bireylerin %9,4'ü psikolojik istismar, %8,2'si ihmal, %4,2'si fiziksel istismar, %2,1'i ekonomik istismar, %0,9'u ise cinsel istismar ile karşılaşmıştır. İstismar tiplerinden birini ya da birkaçını aynı anda yaşayan yaşlı bireyler %13,3'tür. Kadın olma, düşük eğitim seviyesi, eş ve çocukları ile birlikte yaşama, aile ilişkilerini ?orta ve ortanın altında? olarak algılama istismarı artırmakta iken (p<0.05), ileri yaşın, aile gelirinin, kronik hastalık varlığının ve ev mülkiyetinin istismar ile karşılaşmayı etkilemediği saptanmıştır. (p>0.05). İstismarın; kadınlarda 3,36(p<0.05), düşük eğitim düzeyli olanlarda 2,43 (p>0.05), eşi ve çocukları ile birlikte yaşayanlarda 3,94(p<0.05) ve aile ilişkilerini ?orta ve ortanın altında? olarak algılayanlarda 8,72(p<0.05) kat fazla olduğu belirlenmiştir.Sonuç olarak yaşlı istismarı koruyucu önlemlerin alınması gereken, yaşlı bireyin yaşam kalitesini bozan önemli bir sorundur. Bu nedenle hemşirelik eğitiminin müfredatına ve mezuniyet sonrası hizmet içi eğitim programlarına yaşlı istismarının entegre edilmesi, özellikle birinci basamakta çalışan hemşirelerin istismar açısından riskli yaşlıları belirlemeleri, bu yaşlıları sık izlemeleri ve istismarı önlemeye yönelik çalışmalar yapmaları ve toplumsal bilinci artırmak için kitle iletişim araçlarının kullanılması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Yaşlı, İstismar, İhmal.
Gençlere verilen üreme sağlığı eğitiminin üreme sağlığı bilgi ve davranışlarına etkisi
Bu çalışma gençlere verilen ?üreme sağlığı eğitiminin? gençlerin üreme sağlığına ilişkin bilgi ve davranışlarına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır.Yarı deneysel olarak planlanan araştırma, Şanlıurfa il merkezinde yaşayan araştırmaya gönüllü olarak katılan 15-24 yaş grubu 700 genç ile yürütülmüştür. Çalışmada; bireylerin sosyo-demografik özellikleri, üreme sağlığı bilgi ve davranışlarını içeren anket formu kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni, gençlerin üreme sağlığı bilgi puan ortalamaları, kızların kendi kendine meme muayenesi yapma durumları, erkeklerin testis muayenesi yapma durumları, erkeklerin kondom kullanma durumlarıdır. Bağımsız değişkeni ise üreme sağlığı eğitimidir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımlı gruplarda t-testi ve bağımlı iki grup arasında ki-kare (McNemar) testi kullanılmıştır.Bu çalışmada; gençlerin yaş ortalaması 18,80 (± 2,82) olup %51,0'ı ortaokul mezunudur. Gençlerin eğitim öncesi toplam bilgi puanı ortalaması 6.48'den, eğitim sonrası 15.80'e yükselmiştir. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p ? 0.01). Ayrıca üreme sağlığı eğitimi almadan önce KKMM'ni düzenli yapma durumu %22.9 iken, eğitim sonrası KKMM'ni düzenli yapma durumu %71.2'ye yükselmiştir (p ? 0.01). Gençlerin eğitim öncesi kendi kendine testis muayenesini düzenli yapma durumu %14.7 iken, eğitim sonrası kendi kendine testis muayenesini düzenli yapma durumunun %29.4'e yükseldiği saptanmıştır(p ? 0.01). Kondom kullanma durumları ise üreme sağlığı eğitimi öncesi %12.2 iken, eğitim sonrası kondom kullanma durumu %18.3'e yükselmiştir. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p ? 0.01).Sonuç olarak, bu çalışmada gençlerin üreme sağlığı bilgi ve davranışları konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları saptanmıştır. Üreme sağlığı eğitimi kullanılarak yapılan müdahale sonucunda toplam bilgi düzeyinin yükselmesi yanı sıra olumlu yönde davranış değişimi olmuştur. Gençlere, hemşireler tarafından öğrenci merkezli aktif eğitim yöntemleri ile cinsel eğitimlerin planlanması ve sürekli yapılması önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Gençler, Üreme Sağlığı Eğitimi, Hemşirelik
İzmir Balçova bölgesinde yaşayan kadınların meme kanserine ilişkin risk faktörleri, bilgi ve uygulamaları
Bu çalışma kadınların meme kanseri risk faktörlerini, bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmıştırÇalışmanın örneklemini İzmir' in Balçova ilçesinde yaşayan 210 kadın oluşturmuştur. Örneklem seçiminde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)' nün Saha Tarama Çalışmaları için önerdiği yöntem kullanılmıştır.Veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştırElde edilen verilere göre kadınların %80.5' i düşük düzeyde riske, %19.5'i ise orta düzeyde meme kanseri riskine sahiptir. Yüksek düzeyde riski olan kadın saptanmamıştır. Kadınların meme kanseri hakkındaki bilgi ve uygulamaları da düşük düzeyde saptanmıştır. Meme kanseri hakkında bilgisi çok iyi olan kadınlar %7.2, uygulama davranışları çok iyi düzeyde olan kadınlar ise %32.8 olarak belirlenmiştir. Meme kanseri hakkındaki bilgi ve uygulamalar yaş, eğitim, medeni durum, çalışma durumu, aylık gelir ve sağlık güvencesi değişkenlerinden etkilendiği saptanmıştır (p<0.05).Sağlık hizmetinin sunumunda önemli bir yer teşkil eden hemşireler Balçova bölgesinde hizmet verirken meme kanseri riski olan bireylere öncelik vermeli meme kanserinden koruyucu davranışlar hakkında eğitimler ve tarama programları planlamalı, meme kanseri tarama tetkiklerini halka ücretsiz sunan Tülay AKTAŞ Kanser Erken Tanı ve Eğitim Merkezi'ne (KETEM) yönlendirilmelidir.Anahtar Kelimeler: meme kanseri, risk, bilgi ve uygulama
İzmir'de bir fabrikada çalışan kadınların sağlık inançları ile sosyo-demografik özelliklerinin meme kanseri erken tanı davranışlarına etkisi
Bu çalışma İzmir'de bir fabrikada çalışan kadınların sağlık inançları ile sosyo- demografik özelliklerin meme kanseri erken tanı davranışlarına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, İzmir'in Torbalı ilçesinde bulunan Ekoten Tekstil fabrikasında çalışan, araştırmayı kabul eden 167 kadın oluşturmuştur. Veri toplamada sosyo-demografik anket formu ve Champion'un Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılmıştır.Araştırmadaki kadınların son bir yılda % 23.4'ü kendi kendine meme muayenesi (KKMM) yapmış, %12.6'sı klinik meme muayenesi (KMM) yaptırmıştır. Kırk yaş ve üzeri kadınların % 4.8'i son bir yıl içinde mammografi çektirmiştir.Kadınların %91.6'sı meme kanseri ile ilgili eğitim almamıştır. Beyaz yakalı işçiler, mavi yakalı işçilerden daha fazla KKMM yapmaktadır. Kırkiki yaş ve üzeri kadınlar 30 yaş altı kadınlardan daha çok KMM yaptırmaktadır. Meme kanseri tanısı alan kadınlar daha fazla KMM yaptırmakta, 40 yaş üzeri kadınlar daha çok mammografi çektirmektedir. Geliri giderinden az olan kadınlar daha fazla mammografi çektirmektedir. KKMM yapan kadınların engel algıları düşük, öz etkililik algıları yüksektir. Mammografi çektiren kadınların mammografi engel algıları düşüktür (p<0.05).Meme kanseri erken tanı yöntemleri ile ilgili daha önce eğitim alma, erken tanı davranışlarını önceden duyma, kadınların erken davranışını daha çok yapmalarını sağladığı için kadınların meme kanseri ve erken tanı yöntemleri konusunda eğitilmeleri gerekmektedir. İşyerindeki eğitim programlarına meme kanseri erken tanısı ve önemi yerleştirilmelidir. İşyeri hemşiresi sağlık eğitim programlarını yürütmelidir. KMM işyeri hekimi ya da hemşiresi tarafından yapılmalıdır.
Hastanede çalışan hemşirelerin bildirimlerine dayalı iş kazalarının incelenmesi
Bu tanımlayıcı çalışmada, bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin bildirimlerine dayalı geçirdikleri iş kazaları incelenmiştir.Method: Araştırmada örnekleme gidilmeden, hastanede çalışan tüm hemşirelere (527) ulaşılmaya çalışılmıştır. Ancak evrenin % 71.4'ü çalışmaya katılmıştır (n=405). Toplam 19 sorudan oluşan anket formunda sosyodemografik ve iş öyküsü özellikleri ile son bir ay içinde kılpayı atlatılan ve son altı ay içinde geçirilen iş kazaları arasındaki farklar incelenmiştir.Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalaması 32.3±0.3'tür. Hemşirelerin % 60'ı evli, % 29.1'i mesleğini dört yıldan daha az bir süredir yapmakta ve % 33.1'i de cerrahi birimlerde çalıştırılmaktadır. Hemşireler en fazla ilaç gibi kimyasal maddelerin sağlıklarını olumsuz etkilediğini düşünmektedir. Hemşirelerin son bir ayda kılpayı atlattığı iş kazası oranı % 46.4, son altı ay içinde iş kazası geçirme oranı da % 60'tır.Sonuçlar: En fazla geçirilen iş kazası kesici-delici alet yaralanmasıdır (% 42). Dört yıldan az bir süredir çalışanlarda ve cerrahi birimlerde istihdam edilen hemşirelerde iş kazası geçirme oranı daha yüksek bulunmuştur. Hemşirelerin sözel şiddete uğrama oranı fiziksel şiddete uğrama oranından daha yüksektir. Kayma-düşme yaralanmalarının en büyük nedeni kaygan zemin olarak bulunmuştur.
İlköğretim öğrencilerinin uyku alışkanlıkları ile duygu-davranış sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Çocukların uyku ile ilgili ortaya çıkarılması, problemlerinin değerlendirmesi ve tedavisiçocukların sağlıklı gelişmeleri için çok önemlidir. Bu çalışma ilköğretim öğrencilerinin uykualışkanlıkları sorunları ile duygu-davranış sorunları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıylakorelasyonel tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Yöntem: İzmir ili Balçova ilçesinde bulunan Ertuğrul Gazi İlköğretim Okulu öğrencilerinin (7-14yaş grubu) ebeveynlerinin tümü (n: 790) araştırma kapsamına alınmıştır. Anketlerin yanıtlanmaoranı %73,9(584)'dur. Verilerin toplanmasında uyku alışkanlıkları anket formu ve Güçler veGüçlükler Anketi kullanılmıştır. İstatistik değerlendirmede Pearson, Spearman korelasyon analizive bağımsız gruplarda tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır.Bulgular: Öğrencilerin uyku süresi ortalaması hafta içi 9.72±1.24, hafta sonu 10.30±1.32'dir.Kendine ait odası olmayanlar %27,7, kendine ait yatağı olmayanlar %11'dir. Yatak odasındatelevizyonu olan öğrenciler %30,0, bilgisayarı olan öğrenciler ise %38,5'dir. Öğrencilerin %4,5'igün içinde uyumakta olup, uyumadan önce televizyon izleyen %54,1, bilgisayar oynayan %7,5'dir.Duygu-davranış sorunu sınıflamasına göre normal dışı kabul edilen öğrencilerin uyku alışkanlıklarıile ilgili sorun yaşadığı belirlenmiştir (F=17.796, p<0.001). Ayrıca uyku alışkanlıkları sorunlarıpuanı azaldıkça, duygu-davranış sorunları ölçeğinin (GGA) hiperaktivite, emosyonel, davranış veakran ilişkileri alt boyutlarından alınan puanlar artmaktadır. Öğrencilerin uyku alışkanlıklarısorunları ile duygu-davranış sorunları arasında negatif yönde, zayıf düzeyde istatistiksel olarakanlamlı ilişki saptanmıştır (p< 0.001).Sonuç: Uyku alışkanlıkları sorunları olan çocuklarda duygu-davranış sorunları görülmektedir.Normal dışı kabul edilen öğrenciler uyku alışkanlıkları ile ilgili sorun yaşamaktadır. Okulhemşireleri öğrencilerin uyku alışkanlıklarına ilişkin izlemlerini yapmalı ve uyku sorunu olanöğrencileri belirleyerek aileleri ilgili birimlere (Çocuk Psikiyatrisi) yönlendirmelidir.Anahtar Kelimeler: Uyku hijyeni, uyku alışkanlıkları, davranış sorunları, okul çocuğu, okulhemşireliği.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda transteoretik modele göre evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin sigara bırakmaya etkisi
ÖZET Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı Olan Hastalarda Transteoretik Modele Göre Evde Uygulanan Hemşirelik Girişimlerinin Sigara Bırakmaya Etkisi Figen ÇAVUŞOĞLU Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi figencavusoglu55@hotmail.com Amaç: Bu çalışmanın amacı kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda transteoretik modele göre evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin sigara bırakmaya etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmada deneysel tasarım kullanılmıştır. Araştırma girişim grubunda 33, kontrol grubunda 35 kronik obstrüktif akciğer hastası ile tamamlanmıştır. Veri toplama formu olarak sosyodemografik özellikler bilgi formu, Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi, Transteoretik Modele ait Karar Alma Ölçeği, Öz-yeterlik Ölçeği, Değişim Aşamaları Ölçeği ve Davranış Değiştirme Yöntemleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, iki eş arasındaki farkın önemlilik testi, iki oran testi, ki kare, Mann Withney U testi ve Wilcoxon testi kullanılmıştır. Bulgular: Evde uygulanan hemşirelik girişimleri sonrası girişim grubundaki hastaların karar alma yarar alt boyut puan ortalamaları, öz-yeterlik puan ortalamaları ve davranış değiştirme yöntemleri alt boyut puan ortalamaları anlamlı derecede artış gösterirken (p<.05), karar alma zarar alt boyutu anlamlı oranda azalma göstermiştir (p<.05). Değişim evrelerinde anlamlı düzeyde ilerleme görülürken girişim grubunda 9, kontrol grubunda ise 2 hasta sigarayı bırakmış olup aralarındaki fark da anlamlı bulunmuştur (p<.05). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları doğrultusunda kronik obstrüktif akciğer hastalarının sigara bırakmaları için evde bakımının desteklenerek Transteoretik Model bileşenlerinin temel alındığı girişimlerin planlanması ve hastaların motivasyonel görüşme tekniği kullanılarak izlemlerinin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, Transteoretik Model, evde bakım, hemşirelik, sigara bırakma.
İnmeli hastalara sağlık inanç modeline göre evde uygulanan pelvik taban kas egzersizlerinin hasta bakım sonuçlarına ve bakım verenlerin yüküne etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı inmeli hastalara Sağlık İnanç Modeline göre evde uygulanan pelvik taban kas egzersizlerinin hasta bakım sonuçlarına ve bakım verenlerin yüküne etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmada, ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel tasarım kullanılmıştır. Araştırma deney grubunda 20, kontrol grubunda 18 inmeli hastada tamamlanmıştır. Veriler hastalara ev ziyareti yapılarak sosyodemografik özellikler bilgi formu, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği, uluslararası inkontinans sorgulama kısa formu, Broome pelvik taban kas egzersizi öz-etkililik ölçeği, eğitimli ve eğitimsizler için yeniden düzenlenmiş standardize mini mental test, ped testi ve bakım verme yükü ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ki-kare, Mann-Whitney U, Wilcoxon İşaretli Sıra testi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Evde uygulanan hemşirelik girişimleri sonrasında deney grubundaki hastaların kontrol grubuna göre üriner inkontinans sayısı, ped testi, yaşam kalitesi puan ortalamalarında anlamlı farklılık saptanırken (p<.05), bakım veren yükü puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmamıştır (p>.05). Ayrıca, deney grubundaki hastaların pelvik taban kas egzersizinin uygulaması için özetkililiklerinde yükselme olduğu saptanmıştır (p<.05). Girişimin hastaların yaşam kalitesi düzeyindeki değişimin %55.20'sini, ICIQ-SF toplam puanının yaşam kalitesi düzeyindeki artışın %54.20'sini, tüm değişkenler açısından bakıldığında girişim, ICIQ-SF toplam puanının, bakım veren yükü ölçeği, haftalık idrar kaçırma sayısı ve ped testinin yaşam kalitesi düzeyindeki değişimin %70.40'nı açıkladığı saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmanın sonuçları doğrultusunda inme sonrası hastalara üriner inkontinansın yönetiminde Sağlık İnanç Modeline dayalı evde pelvik taban kas egzersizlerinin uygulanması ve periyodik olarak izlenmesi önerilmektedir.
İşyeri sağlığı geliştirme programının hemşirelerin sağlık davranışları üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Sağlığı Geliştirme Modeli temel alınarak planlanan işyeri sağlığı geliştirme programının, hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını artırmada ve kardiyovasküler riski azaltmadaki etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama hastanede çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına yönelik algıladıkları engelleri ortaya çıkarmak için yapılan nitel çalışmadır. Beş odak grup görüşmesi yapılarak 31 hemşireyle görüşülmüştür. Tümevarımsal içerik analiziyle görüşme verisi analiz edilmiştir. İkinci aşama, öntest-sontest kontrol grup desenine sahip yarı deneysel bir araştırmadır. Deney grubunda 32, kontrol grubunda 40 hemşireyle araştırma tamamlanmıştır. Kişisel Bilgi Formu, Önceki Davranışlar Bilgi Formu, Yeme İzleme Kaydı, Kardiyovasküler Risk Tanılama Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği ve Genelleştirilmiş Özyeterlik Ölçeği kullanılarak veri toplanmıştır. Veri analizinde 2 × 3 tekrarlı ölçümler varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına yönelik algıladıkları engeller iş ile ilgili, bireysel ve sosyal engeller olmak üzere üç ana temadan ve bunlarla ilişkili alt temalardan oluşmuştur. İşyeri sağlığı geliştirme programı kapsamında uygulanan hemşirelik girişimleri sonrasında deney grubundaki hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları, fiziksel aktivite ve beslenme puan ortalamaları anlamlı ölçüde yükselmiş, hemşirelerin sistolik ve diyastolik kan basıncında anlamlı bir düşüşle kardiyovasküler riskini azaltmada etkili olmuştur. Sonuç: Bu araştırmanın sonuçları doğrultusunda hastanede çalışan hemşirelerin kardiyovasküler risk yönetiminde Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı işyeri sağlığı geliştirme programının uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler risk, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, sağlığı geliştirme modeli.
Göç eden ve göç etmeyen kadınların sağlığı geliştirme davranışlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, zmir'in Bornova ilçesine bağlı Naldöken bölgesine göç eden ve etmeyenkadınların sağlığı geliştirme davranışlarını ve bu davranışları etkileyen etmenleri incelemekamacıyla karşılaştırmalı tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini Naldöken bölgesine göçle gelen 18 yaş ve üstü, okumayazma bilen, evli/boşanmış 210 kadın ve aynı özellikleri taşıyan göç etmeyen 210 kadınoluşturmaktadır. Araştırmanın verileri ?Sosyo-demografik Soru Formu? ve Walker, Sechristve Pender tarafından geliştirilen ?Sağlığı Geliştirici Yaşam Biçimi (SGYB) Ölçeği?kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri sosyo-demografik değişkenlerve sağlık durumunu algılamadır. Araştırmanın bağımlı değişkeni ise SGYB Ölçeği toplam vealt ölçek puanlarıdır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde varyans analizi ve t testikullanılmıştır.Göç eden kadınların SGYB Ölçeği Puan ortalaması 2.28±0.28, göç etmeyen kadınlarınSGYB Ölçeği puan ortalaması ise 2.43±0.32 olarak saptanmıştır. Göç eden ve etmeyenkadınlar kişilerarası destek alt ölçeğinde en yüksek, egzersiz alt ölçeğinde ise en düşük puanıalmışlardır. Göç etmeyen kadınların SGYB Ölçeği, sağlık sorumluluğu, beslenme, streslebaşetme alt ölçekleri puan ortalamaları göç edenlerden istatistiksel olarak anlamlı orandayüksektir (p<0.05). Göç eden ve etmeyen kadınların medeni durum, eğitim durumu, gelirdurumu, sağlık güvencesine sahip olma, kronik hastalık sahibi olma ve sağlık durumunualgılama ile SGYB Ölçeği ve alt ölçekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklarbulunmuştur (p<0.05).Göç eden ve etmeyen kadınların sağlığının korunması, geliştirilmesi için halk sağlığıhemşireleri tarafından bireylerin sağlık davranışları üzerinde etkili olan değişkenler göz önünealınarak eğitim programlarının geliştirilmesi ve göç sürecinin hemşirelik müfredatlarınaentegre edilmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Göç, kadın, sağlık, sağlığı geliştirme, hemşirelik
Sağlık hizmetlerinin kullanımını etkileyen etmenlerin incelenmesi
Bu çalısma saglık hizmetlerinin kullanımına etki eden etmenlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıstır. Tanımlayıcı olarak planlanan arastırma Aralık 2006-Mayıs 2007 tarihleri arasında Esentepe Saglık Ocagı Bölgesi'nde 210 kadın ile yürütülmüstür. Çalısmada; bireylerin sosyo-demografik özellikleri, algılanan saglık durumları ve saglık hizmetlerinin kullanımını kapsayan anket formları kullanılmıstır. Arastırmanın bagımlı degiskeni saglık hizmetlerinin kullanımı, bagımsız degiskenleri hane reisinin isi, gelir, egitim, sosyal güvence ve algılanan saglık durumudur. Verilerin degerlendirilmesinde ki-kare ve lojistik regresyon analizi kullanılmıstır. Bu çalısmada; hane reisinin isi %59 oranında düsük sosyal statülü oldugu, kadınların %46.2'si ilkokul mezunu oldugu, %57.1'sinin gelir giderden az ve %69.5'inin sosyal güvencesinin olmadıgı saptanmıstır. Kadınların genel saglık algısı %61.9 oranında kötü olup koruyucu saglık hizmetlerini kullanma oranı %51.9, tedavi edici saglık hizmetlerini kullanma oranı % 61' dir. Koruyucu saglık hizmetlerinin kullanımını yüksek statülü is 2.91 kat (p<0.01), gelirin yüksek olması 1.91 kat (p<0.05) ve sosyal güvencenin olması 2 kat (p<0.01), tedavi edici hizmetlerin kullanımını ise yüksek statülü is 0.51 kat (p<0.01) ve sosyal güvencenin olması 2.31 kat (p<0.001) artırmaktadır. Algılanan saglık statüsünün hizmet kullanımını etkilemedigi belirlenmistir (p>0.05). Elde edilen bulgular dogrultusunda hemsireler bakım verdigi kisiler içinde sosyal statüsü düsük olan bireylere öncelik vermeli, is bulma kurumlarına yöneltmeli veya ev ortamında olanaklarını degerlendirerek üretim sürecine katmalı, gelir seviyesi düsük olan kadınlara koruyucu saglık hizmetlerinin sunumunda öncelik olusturmalıdır. Hemsireler saglık güvencesi olmayan bireylere yesil kart çıkartmalıdır.
Üniversite öğrencilerinde cinsel sağlık okuryazarlığı ile AIDS'e yönelik tutumları arasındaki ilişkide AIDS bilgi düzeyinin aracılık etkisinin ve cinsiyetin düzenleyici rolünün araştırılması
HIV, bağışıklık sistemini hedef alan bir retrovirüs olup tedavi edilmediğinde AIDS'e yol açması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Cinsel sağlık okuryazarlığı, bireylerin cinsel sağlık sorunlarını fark etmeleri, önlem almaları ve doğru bilgiye ulaşmaları açısından kritik bir öneme sahiptir. Doğru bilgi düzeyi, AIDS'li bireylere yönelik tutumları etkileyebileceğinden, cinsel sağlık okuryazarlığının artırılmasıyla hem bulaşıcı hastalıklardan korunmak hem de olumsuz tutumları değiştirmek mümkün olabilir. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin cinsel sağlık okuryazarlığı ile AIDS'e yönelik bilgi ve tutum düzeyleri incelendi, cinsel sağlık okuryazarlığı AIDS tutumu ilişkisinde AIDS bilgi düzeyinin aracılık etkisi ve cinsiyetin düzenleyici rolü araştırıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki çalışma, 1 Aralık 2024 – 1 Haziran 2025 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde sağlık alanı dışındaki bölümlerde eğitim gören öğrencilerle yürütüldü. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, AIDS Bilgi Ölçeği, AIDS Tutum Ölçeği ve Cinsel Sağlık Okuryazarlık Ölçeği ile toplandı. Veri analizi IBM SPSS 25.0 ve Hayes'in PROCESS makro (Model 59, Versiyon 4.1) programı kullanılarak yapıldı. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21,33±2,21'dir. Öğrencilerin cinsel sağlık okuryazarlığı puan ortalaması 54,91±10,85; AIDS bilgi puan ortalaması 15,04±2,89; AIDS tutum puan ortalaması ise 51,62±11,02 olarak bulundu. Aracılık etkisine ilişkin bootstrap analizleri, cinsel sağlık okuryazarlığının AIDS'li bireylere yönelik tutum üzerindeki dolaylı etkisinin hem kadınlarda (indirekt = 0,032, GA [0,009–0,058]) hem de erkeklerde (indirekt = 0,037, GA [0,004–0,083]) anlamlı olduğunu ve AIDS bilgi düzeyinin aracılık rolü bulunduğunu gösterdi. Ancak bu etkide cinsiyetin düzenleyici bir rolünün olmadığı belirlendi. Sonuç olarak, öğrencilerin cinsel sağlık okuryazarlığı ve AIDS bilgi düzeylerinin yüksek, AIDS'li bireylere yönelik tutumlarının ise orta düzeyde olduğu saptandı. Ayrıca, cinsel sağlık okuryazarlığı ile AIDS tutumu arasındaki ilişkide AIDS bilgi düzeyinin aracılık etkisinin bulunduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: AIDS/HIV, Cinsel Sağlık Okuryazarlık, Bilgi, Tutum, Cinsiyet, Düzenleyici Etki, Aracı Etki.
Sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısına yönelik tutumları ve ilişkili faktörler: Sistematik derleme
GİRİŞ VE AMAÇ: Erken aşılama için aday olarak kabul edilen riskli gruplar arasında sağlık çalışanları önceliklidir. Bu nedenle, yaygın aşılamanın önündeki engelleri daha iyi ele almak için sağlık çalışanlarının COVID-19 aşılamasına ilişkin tutumlarını dikkate almak önemlidir. Bu sistematik derlemenin amacı sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısına yönelik tutumları ve ilişkili faktörleri incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: 01 Ocak 2020 - 31 Şubat 2022 tarihleri arasında yayınlanan makaleler için 6 veri tabanı taranmış, 1161 çalışmaya ulaşılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda 10 çalışma sistematik derlemeye dahil edilmiştir. Çalışmaların 9 tanesi kesitsel 1 tanesi tanımlayıcı çalışma tipindedir. Kalite değerlendirmesi için Joanna Brıggs Enstitüsü MAStARI Kritik Değerlendirme Araçları (JBI-MAStARI) ndan 9 maddelik Tanımlayıcı, Kesitsel, İlişki Arayıcı Araştırmalar için Kontrol Listesi kullanılmıştır. Sistematik derlemeye, ortalama hesaplaması sonucu metodolojik kalite puanı ortalama ve üzerinde olan yüksek kaliteli çalışmalar dahil edilmiştir. Çalışmaların seçim sürecinde PRISMA akış diyagramına uyulmuştur. BULGULAR: Sağlık çalışanlarında aşı kabulü %59.0 ile %93.7 arasında değişmektedir. Erkek cinsiyet, hekimlik mesleği, ileri yaş, geçmiş grip aşısı öyküsü, kronik hastalık varlığı gibi faktörlerin aşı kabulü ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. COVID-19 aşısının etkinliğine ilişkin şüphe, güvenlik endişesi, aşısının bilinmeyen yan etkilerinden korkma gibi faktörler ise COVID-19 aşı tereddütü ile ilişkili bulunmuştur. SONUÇ: Aşı alımını artırmak ve enfeksiyonun çok yönlü etkisiyle başa çıkmak için sağlık çalışanlarının belirsiz tutumlarını değiştirmeye yönelik kişiye özel eğitim de dahil olmak üzere güven artırıcı müdahaleler ve özel iletişim stratejilerine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, Sağlık profesyoneli, COVID-19 aşısı, Tereddüt, Tutum, Kabul, Red
Adölesanlarda kanser farkındalık ölçeği'nin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, adölesanlar için Kanser Farkındalık Ölçeği'nin Türk toplumundaki kültürel uygunluğu ve psikometrik özelliklerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Karşılaştırmalı korelasyonel metodolojik tipteki araştırma, Şubat 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında Selma Yiğitalp Anadolu Lisesi, Atatürk Lisesi, İzmir Kız Lisesi, Namık Kemal Lisesi, Karataş Anadolu Lisesi, Fevzi Özakat Anadolu Lisesi ve Nevvar Salih İşgören Anadolu Lisesi'ne giden 400 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırma verileri, Google Anket özelliği ile öğrencilere ulaştırılarak anket yöntemiyle elektronik olarak uzaktan erişimle toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Temel Demogrofik Veri Toplama Formu" ve "Kanser Farkındalık Ölçeği (KFÖ)-CAM" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında SPSS 22.00 programı kullanılarak araştırmacılar tarafından yapılmıştır. Ölçeğin güvenilirlik çalışmasında test-tekrar test ve iç tutarlılık yöntemleri, geçerlilik çalışmasında ise; dil ve kavram geçerliliği, kapsam (içerik) geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %75,5'i kız, %24,5'i erkektir. Kanserin belirtileri konusundaki soruya %67,8'i ve kanserden korunma konusundaki soruya %35'i, 10 üzerinden 1-5 arasında puanlama yapmıştır. Öğrencilerin CAM'den aldıkları ortalama puan 45.607.23 olarak bulunmuştur. Ölçek puan ortalamaları normal dağılıma sahiptir ve istatistiksel anlamlılık düzeyi p<.05 olarak kabul edilmiştir. CAM'in dilsel ve kavramsal açıdan yeterli olduğu belirlenmiştir. Toplam ölçek KGİ değeri .99 ile yeterli düzeyde, ICC değeri .95 ile mükemmel düzeyde uyumlu bulunmuştur. Alt boyutlarının güvenilirlik katsayısı uyarı işaretleri için .74, risk faktörleri için .62, en yaygın kanserler için .62, Sağlık Bakanlığı tarama programları ve ilk davet yaşı için .72 olarak bulunmuştur. Tüm ölçek güvenilirlik katsayısı .72'dir. Ölçeğe ait madde-alt boyut puan korelasyon katsayılarının .33-.75 arasında olduğu ve tüm maddelerin kendi alt boyut toplam puanları ile olan güvenilirlik düzeyinin çok ileri düzeyde anlamlı (p<.001) olduğu belirlenmiştir. Test-tekrar testte ölçeğin toplam ve alt boyutlarından alınan puanlar yeterli düzeydedir ve uyumun .77-.93 arasında olduğu görülmüştür. KFÖ-CAM, adölesanlarda kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçektir. Anahtar Sözcükler: adölesanlar, geçerlilik, güvenilirlik, kanser farkındalık ölçeği
Diyabet riski olan erişkinlere yönelik geliştirilen mobil uygulama kullanımının akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite ve metabolik parametrelere etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Diyabet riski olan erişkinlere yönelik geliştirilen mobil uygulama kullanımının Akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite ve metabolik parametrelere etkisini incelemektir. Yöntem: İki aşamalı çalışmada ilk aşamada prediyabetli bireylere yönelik mobil uygulama geliştirilmiştir. İkinci aşama ise randomize kontrollü klinik çalışmadır. Dahil edilme kriterlerine uyan 33 kişi girişim 28 kişi kontrol grubuna tabakalı blok randomizasyon ile atanmıştır. Girişim grubu altı ay araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan mobil uygulamayı (PREDIABE-TR) kullanmıştır. Kontrol grubuna ise Sağlık Bakanlığı'nın Diyabet Kontrol Listeleri Mobil Uygulaması ile Türkiye Beslenme Rehberi Mobil Uygulaması sunulmuştur. Bulgular: PREDIABE-TR uygulamasının içeriği (KGİ: 0.98) ve kullanılabilirliği (KGİ: 0.91) yüksek bulunmuştur. Akdeniz tipi beslenme davranışı girişim grubundaki bireylerde değişmezken kontrol grubunda anlamlı artış göstermiştir. Her iki grubun fiziksel aktivite düzeyinde anlamlı azalma saptanırken bu değişim gruplar arasında farklı bulunmamıştır. Her iki grupta da 3 ve 6. aylarda kan glukoz değeri normal olanların oranı yükselmiştir. Başlangıca göre izlemde ve son testlerde kan glukoz değeri normal ve diyabetli olanların oranındaki değişim gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir. Kontrol grubunun sistolik kan basıncında artma, girişim grubunun diyastolik kan basıncı ve BKİ değerinde anlamlı azalma saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Geliştirilen PREDIABE-TR mobil uygulamasının kapsamı ve kullanılabilirliği yüksek bulunmuştur. Geliştirilen PREDIABE-TR mobil uygulaması bireylerin Akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite düzeylerini iyileştirmezken, metabolik parametrelerde kan basıncı, kan glukozu ve BKİ değerlerinde umut verici bir değişim yaratmıştır. Anahtar Kelimeler: Prediyabet, erişkin, mobil uygulama, Akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite, hemşirelik
Kontrolsüz hipertansiyonu olan bireylerde integratif hemşirelik ilkelerine temellenen multimodal girişimlerin kan basıncı, stres ve tedavi uyum düzeylerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı; toplumda kontrolsüz hipertansiyonu olan bireylerde integratif hemşirelik ilkelerine temellenen multimodal girişimlerin (Uncontrolled Hypertensives for Integrative Nursing based Multimodal Interventions-UHTINuM) kan basıncı, stres ve hipertansiyon tedavisine uyum düzeylerine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma, tek kör (katılımcı), aktif kontrol grupla randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Çalışmada UHTINuM müdahalelerinin uygulandığı grup girişim (n:24), sağlık önerilerinin verildiği grup aktif kontrol grubu (n:24) olarak alınmıştır. Bu çalışma 50-65 yaş arası erişkin bireylerle Antalya İli Konyaaltı İlçesi'nde yer alan Hayat Park'ta yürütülmüştür. Girişim grubuna 12 haftalık meditasyon ve nefes alma tekniklerini içeren yoga, hipertansiyon tedavisine uyum eğitimi ve evde kan basıncı ölçümü eğitimlerini içeren multimodal girişimler uygulanmış, aktif kontrol grubuna hipertansiyona yönelik bilgi notu ve Sağlık Bakanlığı broşürleri verilerek uzman doktora yönlendirilmiştir. Çalışmanın birincil sonuçları, aneroid tansiyon cihazı (kan basıncı), Hill-Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Girişimlerden sonra UHTINuM grubunun kan basıncı ve stres düzeyi aktif kontrol grubuna göre önemli ölçüde azalmış, hipertansif tedaviye uyum düzeyi artmıştır. Grupların başlangıca göre sistolik ve diyastolik kan basıncı farklılıkları UHTINuM grubunda -21.75±9.58 mmHg (p<0.01) aktif kontrol grubunda -4.70±12.36 mmHg (p>0.05), diyastolik kan basıncı sırasıyla -11.37±8.00 mmHg (p<0.01) ve +0.33±9.24 mmHg (p>0.05) bulunmuştur. Gruplar arası karşılaştırmada UHTINuM grubu aktif kontrol grubuna göre algılanan stres düzeyinde (4.54/1.12 puan) ve hipertansif tedaviye uyumda (2.83/1.58 puan) önemli ölçüde daha fazla iyileşme göstermiştir (p<0.01). Sonuç: UHTINuM programı, kan basıncı kontol altında olmayan hipertansif bireylerde kan basıncı ve stresi azaltma ve hipertansif tedaviye uyumu artırmada olumlu etki sağlamıştır.
Precede-proceed modeline temellendirilmiş "sigarayı bırakıyorum geleceğimi ve sağlığımı koruyorum" programının hemşirelik öğrencilerinin sigara içme davranışına etkisi
Amaç: Bu çalışma Preced-Proceed Modeline temellendirilmiş Sigarayı Bırakıyorum Geleceğimi ve Sağlığımı Koruyorum (SiBGeSaK) programının hemşirelik öğrencilerinin sigara içme davranışına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma iki grupta ön test-son test-izlem düzeninde yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın uygulanması Ekim 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında bir üniversitede eğitim gören hemşirelik öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Etik kurul, kurum izni ve öğrencilerden bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Çalışma 40 girişim, 40 kontrol grubu olmak üzere 80 hemşirelik öğrencisi ile yapılmıştır. Girişim grubuna SiBGeSaK Programı uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Sigara İçenleri Tanılama Formu, Bireysel Bilgi Formu, Davranış Değiştirme Süreci Ölçeği, Karar Denge Ölçeği, Öz Etkililik/Yeterlik Ölçeği, Teşvik Eden Faktörler Ölçeği, Değişim Aşamalarının Sınıflandırılması Ölçeği, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Frekans analizi, betimsel analizler, Wilcoxon, ANOVA, Bağımlı gruplarda t testi, ANCOVA analizi ve eta-kare değeri kullanılmıştır. Bulgular: SiBGeSaK Programında yapılan girişimler, girişim grubunda kontrol grubuna göre öğrencilerin sigarayı bırakmada davranış değişikliğini, öz yeterliğini, sağlığı algılama düzeyini artırmış; karar verme düzeyi yarar boyutunu, teşvik eden faktör düzeyini, nikotin bağımlılık düzeyini ve sigara içme sayısını azaltmış (p<0.05) ve girişim grubundan 12 kişi (%30) sigarayı bırakmıştır. Sonuç: SiBGeSaK Programının hemşirelik öğrencilerinin sigara içme davranışı üzerinde olumlu etkisi olmuştur. Bu programın uygulandığı randomize kontrollü çalışmaların CO düzeyi ölçülerek yapılması ve sağlık merkezlerinde bu programın uygulanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Precede-Proceed Modeli, hemşirelik öğrencileri, sigarayı bırakma, halk sağlığı hemşireliği.
Örtü altı tarımda çalışanların pestisit zararlarını bilme ve kişisel koruyucu ekipman kullanma durumlarının belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma örtü altı tarımda çalışanların pestisit zararlarını bilme ve kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanma durumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tiptedir. Araştırma, Eylül 2020- Eylül 2021 tarihleri arasında Antalya Kumluca ilçesinde yapılmıştır. Akdeniz Üniversitesi Klinik araştırmalar Etik Kurulundan izinler ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Kumluca ilçesi evren olarak belirlenmiş, örtü altı tarım yapılan mahalleler örneklem seçiminde kullanılmıştır. Örtü altı tarımda çalışan 420 bireye kota örnekleme yöntemi ile ulaşılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılanların %91.2'sinin sürekli tarım çalışanı olduğu, 43.8'nin pestisitlerin zararları konusunda eğitim aldığı, % 84.5'nin pestisit şişeleri üzerindeki kullanım talimatlarını okuğu belirlenmiştir. Tarımda çalışanların %36.7'inin ilaçlama belgesinin olduğu; KKE kullanma puan ortalamalarının 6.30±3.18; Pestisit bilgi puan ortalamalarının 24.72±5.52 olduğu görülmüştür. KKE tam olarak kullananların oranı % 24.14'dir. Tarımda çalışanların %77.1'nin eldiven kullandığı, %68.1'nin maske kullandığı, %43.1'nin gözlük siperlik taktığı, %42.6'nın tulum, % 55.7'nin çizme giydiği belirlenmiştir. İş için ayrılan normal kıyafetlerin (%22.4), normal ayakkabı (%30.7) ve tülbentlerin'de (%12.9) kullanıldığı saptanmıştır. Pestisitlere maruziyette KKE kullanma puan ortalaması ve pestisit zararlarını bilme puan ortalaması ile bitki koruma ürünleri belgesinin varlığı, pestisit şişelerinin üzerindeki talimatları okuma, yazan talimatları uygulama, zehirlenme belirtilerini bilme ve zehirlilik düzeylerini bilme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmaya katılanların KKE kullanma oranı ve pestisitler konusunda bilgi durumlarının yeterli olmadığı görülmüştür. Tarım çalışanlarına bu konuda farkındalık eğitimlerinin verilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Halk Sağlığı Hemşireliği, Kişisel koruyucu Ekipman, Örtü Altı Tarım, Pestisit, Pestisit Zararları, Tarım İlacı.
Kemoterapi alan meme kanserli hastalarda evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin semptom kontrolü ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Bu çalışma kemoterapi alan meme kanserli hastaların sorunları ve gereksinimleri doğrultusunda, evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin hastaların semptom kontrolü ve yaşam kalitesinin etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama, kemoterapi alan meme kanserli hastaların evde bakım gereksinimlerini açıklamak için yapılan kalitatif çalışmadır. Bunun için 24 derinlemesine bireysel görüşme yapılmıştır. İkinci aşama, yarı deneysel çalışma olarak 35 deney ve 35 kontrol grubu olmak üzere toplam 70 hasta çalışmaya alınmıştır. Verilerin değerlendirmesinde Hasta Bilgi Formu, Edmonton Semptom Tanılama Ölçeği, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve QLQ-BR23 Modülü kullanılmıştır. Verilerin analizinde varyans analizi ve t testi yapılmıştır. Bulgular: Kemoterapi alan meme kanserli hastalara yönelik derinlemesine bireysel görüşmelerden elde edilen evde bakım gereksinimleri, yaşadıkları sorunlar ve Hasta gereksinimleri teması olarak belirlenmiştir. Evde uygulanan hemşirelik girişimleri sonrası deney grubundaki kemoterapi alan meme kanserli hastaların kontrol grubuna göre bazı alt boyutlarının puan ortalamalarında değişim olmazken bir çok alt boyut puan ortalamalarında düşüş saptanmıştır. EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği Fonksiyonel Alt Boyutu puan ortalamalarında deney grubunda zaman ilerledikçe yükselme saptanmıştır. EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği Semptom Alt Boyutu puan ortalamalarında deney grubunda zaman ilerledikçe düşüş olduğu saptanmıştır. EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği Genel Sağlık Durumu Alt Boyutu puan ortalamalarında deney grubunda zaman ilerledikçe artış olduğu saptanmıştır. EORTC QLQ-BR23 Ölçeği Fonksiyonel Skor Alt Boyutu puan ortalamaları deney grubunda girişim süresince değişim göstermezken, kontrol grubunda fonksiyonel skor puan ortalamalarının azaldığı saptanmıştır. EORTC QLQ-BR23 Ölçeği Semptom Skor Alt Boyutunun Küçük Alt Boyutlarının puan ortalamaları deney grubunda zaman ilerledikçe artış olduğu fakat bu artış kontrol grubunda fazla olduğu saptanmıştır. Deney ve kontrol gruplar arasında tüm zaman dilimlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Sonuç: Kemoterapi alan meme kanserli hastaların gereksinimleri ve sorunlarının giderilmesi doğrultusunda uygulanan hemşirelik girişimleri sonucunda hastaların semptom kontrolünde iyileşme ve yaşam kalitesinde yükselme oluştuğu saptanmıştır. Bu nedenle kemoterapi gören kanser hastalarına evde bakım hizmetinin sunulması önem kazanmıştır. Bu hastaların durumunu iyileştirmek için evde bakım hizmetlerinin birincil basamakta çalışan hemşire ve hekimlerin katılımını sağlayan kapsamlı ve multidisipliner araştırmalar da önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, kemoterapi, evde bakım, hemşirelik
Yoksul gebelerde sigara bırakma programının etkinliği
Amaç: Gebelerin sigara bırakmada engellerini belirleyerek, motivasyonel görüşmelerle yoksul gebeler için geliştirilen sigara bırakma programının etkinliğini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmanın birinci aşaması bir üniversite hastanesinin Kadın Doğum Polikliniği'ne rutin gebelik izlemleri için başvuran gebelerle 23 Kasım – 15 Aralık 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Fenomonolojik tipte olan çalışmanın veri analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmış olup 12 gebe çalışmaya alınmıştır. Veriler derinlemesine bireysel görüşme yöntemi ile literatüre dayalı olarak hazırlanan ve uzman görüşleri alınan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile toplanmıştır. Çalışmanın ikinci aşaması; tek grupta ön test son test yarı deneysel desende bir çalışma olarak İzmir İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile hekimliği merkezlerinde, 05 Ekim 2018 – 30 Ekim 2019 tarihleri arasında 42 gebe ile yürütülmüştür. Sigara bırakma programı kapsamında gebeler ile 6 kez yüz yüze görüşme aile sağlığı merkezlerinde yapılmış, telefon ile danışmanlık verilmiştir. Bulgular: Yoksul gebe kadınların sigara bırakmada algıladıkları engeller "bireysel tutum ve davranışlar" ve "kişiler arası faktörler" olarak iki tema altında toplanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında; girişim öncesi idrarda kotinin oranı 1019.28±648.33 iken, girişim sonrası kotinin oranı 503.40±579.75'tir. Kadınların girişim öncesi ve sonrası idrarda kotinin oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (t=5.76, p=.000). Sigara içen gebe kadınlarda girişim öncesi gebelikte sigara kullanımına ilişkin duyarlılık, ciddiyet, motivasyon, yarar, engel ve özetkililik algısı puan ortalamaları arasında girişim sonrasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır(p≤0.05). Sonuç: Birinci basamakta çalışan hemşireler tarafından gebelik izlemleri süresince sigara kullanımının sorgulanması, yoksul gebelerin sigara bırakmada engelleri değerlendirilerek bu yönde sigara bırakma konusunda profesyonel danışmanlık verilmesi gebelerin sigarayı bırakmasında etkin bir girişim olarak görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Yoksulluk, Gebelik, Sigara Bırakma
Ortaokul ve lise öğrencilerinin akademik sosyal yeterlilik algılarının sağlığı geliştirme davranışlarına etkisi
Amaç: Bu çalışma öğrencilerin yeterlilik algılarının sağlığı geliştirme davranışlarına etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın tipi tanımlayıcı, korelasyonel bir çalışmadır. Örnekleme alınan 1302 öğrenci, evreni oluşturan Gaziemir İl Milli Eğitim'e bağlı 20 okuldan tabakalı örneklem yöntemiyle, şubelerden ise basit rastgele örneklemle seçilmiştir. Anket yöntemiyle toplanan veriler yüzdelik hesaplamalar, ortalamalar,t testi ve F, Tukey HSD ile değerlendirilmiştir. Değişkenler arası ilişkiler Pearson Korelasyon analizi ve çoklu regresyon analiziyle incelenmiştir. Bulgular: Ortaokulda eğitim gören öğrenciler lisede eğitim gören öğrencilere göre daha yüksek sağlığı geliştirme puanları almışlardır (p<.001). Öğrencilerin egzersiz ve beslenme alt boyutlarından daha düşük puanlar aldıkları saptanmıştır. Öğrencilerin sağlığı geliştirme davranışı toplam puanları ile yeterlilik algısı toplam puanları arasında güçlü pozitif yönde anlamlı ilişki vardır (p<.001).Çalışmamızda algılanan öz yeterlilik düzeyi ile adölesan sağlığı geliştirme davranışları toplamı ve altı alt başlıklar arasında güçlü pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<.001). Adölesanların sağlığı geliştirme davranışlarına etkili olan değişkenler çok önemliden az önemliye doğru; sosyal yeterlilik, akademik yeterlilik, eğitim aldığı okul türü, annenin eğitim düzeyi, babanın çalışma durumu olarak sıralanmıştır (p<.001).Beş bağımsız değişken, öğrencilerde sağlığı geliştirme davranışı toplam puanına ait değişimi %48 oranında açıklamaktadır. Sonuç: Okul sağlığı hemşirelerinin adölesanlara yönelik yeterlilik algıları geliştirmeleri sağlığı geliştirmede önemlidir, bütüncül bir yaklaşım sergilemeleri için bu konulara ilişkin planlamalar ve girişimlerde bulunmaları önerilir. Anahtar Sözcükler: Adölesan dönem, sağlığı geliştirme davranışları, okul hemşireliği, akademik sosyal yeterlilik algısı
The effect of risk reduction program applied to women with high breast cancer risk on participation in screening, health beliefs and behavior
Objective: The aim of this study is; to evaluate the effect of the Breast Cancer Risk Reduction Program (BrCaRRP), which consists multiple interventions including education, counseling, case management and surveillance for women with high risk of breast cancer, on women's participation in screenings, health beliefs and risk reduction behaviors. Method: This is a single center, single blind, parallel group, randomized controlled trial. First degree relatives of patients with breast cancer were assigned to the intervention (n=38) and control group (n=39) by stratified and block randomization method. Intervention group was applied BrCaRRP which is based on the theoretical framework of the Health Belief Model and Health Promotion Model. BrCaRRP is a 12-week program that includes six interviews, the first of which is face-to-face and the other interviews are by phone. The routine practice of the clinic was performed by giving an information note to the control group. The primary results of the study (participation in breast cancer screening, health motivation, susceptibility, fear of breast cancer, health responsibility, physical activity, healthy nutrition and status of getting genetic counseling) were measured at the beginning and at 12 weeks. Results: The probability of participation in breast cancer screenings in the BrCaRRP group was 5.11 times higher than in the control group. Health motivation was found to be increased in the intervention group compared to the control group. There was no difference in susceptibility and nutritional behavior between the groups. Health responsibility and physical activity was increased in the intervention group. The frequency of consulting genetic counseling increased in the BrCaRRP group. Conclusion: BrCaRRP increased participation in screening in women with high risk of breast cancer and positively affected their health beliefs and behaviors. Keywords: Relatives of breast cancer patients, breast cancer screening, health beliefs, health behaviors, genetic counseling.
Antalya'da yerleşik rus kadınlar ile çocuklarının sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının Türk akranları ile karşılaştırılması
Amaç: Bu araştırmanın amacı, Antalya'da yerleşik yaşayan Rus kadınlar ile onların ilköğretim çağındaki çocuklarının sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını Türk akranları ile karşılaştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı karşılaştırmalı türde olan araştırmaya amaçlı örnekleme ile 76 Rus kadın ve onların ilköğretim çağındaki çocukları ile 122 Türk akranları alınmıştır. Kadınların verileri Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA), çocukların verileri Beslenme Davranış Ölçeği (BDÖ) ve Çocuk Fiziksel Aktivite Anketi (ÇFAA) ile ölçülmüştür. Katılımcıların ana dillerinde anketler kullanılmıştır. Bulgular: Rus kadınların sağlıklı yaşam biçimi davranışları Türk akranlarından farklı bulunmuştur. Sağlık sorumluluğu, fiziksel aktivite, beslenme, kişilerarası ilişkiler alt boyutlarında Rus kadınların puan ortalamaları, Türk akranlarına göre yüksek bulunmuştur. Rus kadınların en yüksek puanı beslenme, en düşük puanı ise stres yönetimi boyutundan, Türk kadınların en yüksek puanı manevi gelişim, en düşük puanı ise fiziksel aktivite alt boyutundan aldıkları belirlenmiştir. Rus kadınların FAA puan ortalamaları, Türk akranlarına göre yüksek bulunmuştur. Rus ve Türk çocukların BDÖ puan ortalaması arasındaki fark anlamlıdır. Rus çocukların, Türk akranlarına göre daha çok sağlıklı besin tükettiği bulunmuştur. Rus çocuklarının hafta sonu ve boş zamanlarda yapılan FA puanları Türk akranlarından, Türk çocuklarının öğle arası yapılan FA puanları Rus akranlarından yüksek bulunmuştur. Rus ve Türk çocukların FAA toplam puan ortalaması arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Kadınlar ile çocuklarının beslenme davranışları, beden kitle indeksi ve fiziksel aktivitesi arasında doğru orantılı zayıf bir ilişki, kadınların FAA ile çocuklarının haftanın günlerine göre yaptıkları FA arasında doğru orantılı güçlü bir ilişki bulunmuştur. Sonuç: Kültürel geçmişin etkisi altındaki yaşam tarzı davranışlarında farklılıklar bulunmuştur. İleride yapılacak çalışmalarda daha derinlemesine araştırmalar yapmak doğru olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kadın, çocuk, sağlıklı yaşam biçimi, fiziksel aktivite, kültürlerarası karşılaştırma.
Yoksul kadınların meme kanserine yönelik inançlarının mamografi yaptırma davranışları üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Yoksul kadınların meme kanserine yönelik inançlarının mamografi yaptırma davranışları üzerine etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan bu çalışma Aralık 2016-Nisan 2017 tarihleri arasında İzmir Bornova ilçesi Doğanlar-Mevlana Mahallesinde, 40-69 yaş grubu yoksul kadınlarda yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini basit rastgele yöntemle seçilen toplam 384 kadın oluşturmaktadır. Çalışmanın bağımsız değişkenleri; katılımcıların yaşı, eğitimi, medeni durumu, sosyal güvence durumu, Sağlık İnanç Modeli Ölçeği algılanan ciddiyet, duyarlılık, sağlık motivasyonu, mamografi yarar, mamografi engel alt boyut puan ve Mamografi Yeterlilik Ölçeği puan ortalamaları, bağımlı değişkenleri; kadınların düzenli mamografi yaptırma durumudur (2 yılda bir mamografi). Veriler SPPS 16.0 bilgisayar programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, X2 testi, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Kadınların %26.3'ü düzenli mamografi çektirirken, düzenli mamografi çektirmeyenlerin oranı %73.7 'dir. Çalışmaya katılan kadınların yaş, eğitim, sosyal güvence ile mamografi yaptırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Medeni durum ile mamografi yaptırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Yapılan lojistik regresyon analizinde eğitim seviyesinin artmasının mamografi yaptırma oranını 5.12 kat arttırdığı saptanmıştır. Kadınların Sağlık İnanç Modeli Ölçeği alt boyut puan ortalamaları (duyarlılık, ciddiyet, sağlık motivasyonu, yarar, engel) ve Mamografi yeterlilik Ölçeği puan ortalamaları ile mamografi yaptırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Sağlık motivasyonu algısı ile mamografi engel algısının kadınlarda mamografi yaptırma davranışını sırasıyla 0.85 ve 0.92 kat arttırdığı saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma sonucunda yoksul kadınlarda erken tanı davranışını olumlu yönde etkileyen sağlık motivasyonu algısını arttırmaya ve mamografi engel algısını azaltmaya yönelik hemşirelik girişimlerinin planlanarak uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Erken Tanı Davranışı, Sağlık İnanç Modeli
9-14 yaş kız çocuğu olan annelerin insan papilloma virüsü bilgi düzeyleri cinsel iletişimleri, kültürel duyarlılıkları
Bu çalışma, 9-14 yaş kız çocuğu olan annelerin İnsan Papilloma Virüsü (HPV) bilgi düzeylerini, cinsel iletişimlerini ve kültürel duyarlılıklarını incelemek amacı ile gerçekleştirilmiş tanımlayıcı türde planlanmıştır. Araştırmanın örneklemi Pazar Merkez Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 122 anneden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu", "HPV Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ)", "Ebeveynler İçin Cinsel İletişim Ölçeği (CİÖ)" ve "Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği (KDÖ)" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, Independent sample T-Test, One Way ANOVA, Mann Whitney U, Kruskal Wallis H, PostHoc Tukey HSD testleri, Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Annelerin HPV-BÖ ortalama puanı 9,07±8,23'dür. Annelerin CİÖ ortalama puanı 78,28±9,81 olarak bulunmuştur. Annelerin KDÖ ortalama puanı 86,17±11,60'dır. Üniversite ve üzeri eğitimi olan annelerin HPV-BÖ puan ortalaması lise mezunu ve ortaokul ve altı eğitimi olan annelerin puan ortalamasından anlamlı şekilde yüksektir (p<0,05). Aşı redleri nedenine, bilinmeyen yan etkiler diyen annelerin HPV-BÖ puan ortalaması bilmiyorum diyen annelerin puan ortalamasından anlamlı şekilde yüksektir (p<0,05). Eğitim durumu değişkeni gruplara göre CİÖ puanı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılık göstermektedir (p<0,05). Eğitim durumu değişkeni gruplara göre KDÖ puanı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılık göstermektedir (p<0,05). Araştırmanın sonucunda tüm değişkenlerin ikili karşılaştırmasında her biri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu belirlenmiştir. Anneleri HPV bilgi düzeylerinin düşük olduğu ve bazı sosyo-demografik özelliklerin araştırmamızdaki temel değişkeni etkilediği belirlenmiştir.
Temel yaşam desteği uygulama ve otomatik eksternal defibrilatör kullanma eğitimi ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışma, Temel Yaşam Desteği Uygulama ve Otomatik Eksternal Defibrilatör Kullanma Eğitimi Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla ölçek uyarlama çalışması şeklinde, metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırma örneklemini Tokat İl Sağlık Müdürlüğü İlk Yardım Eğitim Merkezi'nde İlk yardım eğitimi alan 274 kişi oluşturmuştur. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu ve Temel Yaşam Desteği Uygulama ve Otomatik Eksternal Defibrilatör Kullanma Eğitimi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın verileri normal dağılım özelliğini belirlemek amacıyla normallik testlerinden basıklık ve çarpıklık değerleri incelenmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerden sayı yüzde kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliği için Doğrulayıcı Faktör Analizi, Kapsam geçerlilik indeksi hesaplanmıştır. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach Alfa güvenirlilik analizleri, test tekrar test ve madde korelasyon analizleri yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 25.0 ve Lisrel 8.2 programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Temel Yaşam Desteği Uygulama ve Otomatik Eksternal Defibrilatör Kullanma Eğitimi Ölçeği Türkçe formunun Türk toplumu için geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır.
İlköğretim öğrencilerinde aile tutumları ile işeme bozuklukları ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma ilköğretim 7-10 yaş grubu öğrencilerde işeme bozukluğu olan çocukları saptamak ve anne-baba tutumları ile ilişkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın tipi tanımlayıcı, korelasyonel bir çalışmadır. Örneklemi 470 öğrencinin annneleri oluşturmaktadır. Çalışmamızda İşeme Bozuklukları Semptom Skoru (IBSS) Ölçeği ve Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (PARİ) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri ile sunulmuştur. Değişkenler arası ilişkilerde pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda öğrencilerin %8,5'inde işeme bozuklukları semptomlarının olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin %11,7'sinde diürnal enürezis, %14,9'unda nokturnal enürezis gözlenmiştir. Annelerin gösterdikleri demokratik ve anne rolünü reddetme tutumu ile IBSS'den aldıkları puanlar arasında negatif bir korelasyon bulunmuştur (p < 0.05). Hem riski olan hem de risksiz olan öğrencilerin annelerin gösterdikleri sıkı disiplin tutumu ile IBSS'den aldıkları puanlar arasında pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır (p < 0.05). Sıkı disiplin uygulamaları arttıkça işeme bozuklukları artmaktadır. Sonuç: Okul sağlığı hemşireleri; öğretmenler ve öğrencilerin aileleri ile işbirliği içinde olarak bu konuda farkındalık eğitimleri planlamalı ve girişimlerde bulunmaları önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: İşeme Bozuklukları, Anne Baba Tutumu, İlköğretim Öğrencileri, Okul Hemşiresi
Eğitimin öğretmenlerin besin alerjisi ve anafilaksi yönetme öz-yeterliğine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, besin alerjisi ve anafilaksi yönetme eğitiminin, öğretmenlerin besin alerjisi ve anafilaksi yönetme öz-yeterliğine etkisini incelemektir. Yöntem: Çalışma tek gruplu ön test-son test tasarım modelli, yarı deneysel araştırma tipindedir. Araştırma Mayıs-Eylül 2019 tarihleri arasında İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Balçova İlçe Merkezinde bulunan ilkokullar ve ortaokullarda çalışan 90 öğretmen ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan öğretmenlere "Öğretmenler İçin Okullarda Besin Alerjisi ve Anafilaksi Yönetme Eğitimi" verilmiştir. Öğretmenlere eğitim öncesi ve sonrası "Okul Çalışanları İçin Besin Alerjisi ve Anafilaksi Yönetme Öz-Yeterlik Ölçeği" ve "Soru Formu" uygulanarak pre-test ve post-test verileri toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular: Eğitim öncesi öğretmenlerin, öğrencilerin besin alerjisini yönetmek için bireysel bakım planı oluşturma, anafilaksi semptomlarını tanıyabilme, şiddetli ve ani reaksiyon geçiren bir öğrenciye ilaç (ör: adrenalin oto-enjektör) uygulama konusunda daha düşük öz-yeterliğe sahip oldukları belirlenmiştir. Eğitimden sonra ölçek maddelerinin tümünde istatistiksel olarak anlamlı bir yükselme olduğu saptanmıştır (p<0.05). Eğitim öncesi ve sonrası öğretmenlerin besin alerjisi yönetme, anafilaksi yönetme alt ölçekleri ve ölçek toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Çalışma bulguları, öğretmenler için okullarda besin alerjisi ve anafilaksi yönetme eğitiminin öğretmenlerin besin alerjisi ve anafilaksi yönetme öz-yeterliklerini anlamlı derecede arttırdığını ortaya koymuştur. Okullarda, tüm okul personeline düzenli aralıklarla besin alerjisi ve anafilaksi yönetme eğitimlerinin verilmesi, okullarda meydana gelebilecek anafilaktik reaksiyonlara karşı koruma ve önleme politikalarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Besin alerji; anafilaksi; öğretmenler; öz-yeterlik; okul
Cam fabrikasında çalışan işçilere verilen mesleki eğitimin kulak koruyucu kullanımına etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı cam fabrikasının gürültülü bölümlerinde çalışan işçilere uygulanan mesleki eğitimin kulak koruyucu kullanımına etkisinin belirlenmesidir. Yöntem: Araştırma İzmir Çiğli Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulu olan özel bir cam üretim fabrikasında çalışan olasılıklı olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçlı örneklem ile belirlenen ve çalışmayı kabul eden 45 işçi ile yürütülmüştür. Veriler 02.02.2019-13.07.2019 tarihlerinde toplanmış olup, yarı deneysel türde, ön test-son test grupta yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı-yüzde, Cohen Kappa ki-kare analizi, bağımlı gruplarda t testi, bağımsız gruplarda t testi, mann whitney u, tek yönlü varyans analizi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, korelasyon analizi ve Post Hoc testlerden Bonferroni ikili karşılaştırma testi kullanılmıştır. Bulgular: Bu araştırmada eğitim öncesi; işçilerin kulak koruyucu kullanmadığı ve işçilerde gürültüye bağlı bazı sağlık yakınmalarının (baş ağrısı, kulak çınlaması, işitmede azalma, yorgunluk vb.) olduğu, yapılan mesleki eğitim sonucunda kulak koruyucu kullanma oranında artış olduğu (%57.8) ve sağlık yakınmalarının azaldığı tespit edilmiştir. Eğitim öncesi işçilerin işitme sağlığı bilgi anketi puan ortalamasının 11.46∓3.20 olduğu, eğitim sonrası işitme sağlığı bilgi anketi puan ortalaması 1. ayda 13.77∓3.42 ve 4.ayda ise 15.77∓2.88 olarak bulunmuştur. Sonuç: Verilen mesleki eğitimin işçilerin bilgi düzeylerini ve kulak koruyucu takma oranını ve bilgi düzeyini arttırdığı belirlenmiştir. Eğitim sonrası iş kaynaklı gürültünün neden olduğu sağlık sorunlarında iyileşme meydana geldiği saptanmıştır. İşitme sağlığına yönelik sağlık muayeneleri ve periyodik takip ve izlemlerin; multidisipliner bir anlayış çerçevesinde iş sağlığı hemşiresi ile birlikte yürütülmesi, halk sağlığı hemşirelerinin işçilerin kulak koruyucu takma oranını ve bilgi düzeyini arttırmasına yönelik düzenli eğitimler yapması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Meslek hastalığı, kulak koruyucu, işçi sağlığı, mesleki eğitim, cam fabrikası.
Annelerin doğum sonrası konfor ve destek düzeyleri arasındaki ilişki
Annelerin Doğum Sonrası Konfor ve Destek Düzeyleri Arasındaki İlişki Amaç: Bu araştırma annelerin doğum sonu dönemde konfor ve destek düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmıştır. Materyal ve Metot: İlişkisel tanımlayıcı türde planlanan çalışmanın evrenini Ekim 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Gaziantep il merkezinde bulunan 11 Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran doğum sonu ilk 8 hafta içerisinde yer alan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 346 anne oluşturmuştur. Çalışmaya katılan annelere 'Tanıtıcı Özellikler', 'Doğum Sonu Destek Ölçeği' ve 'Doğum Sonu Konfor Ölçeği' anket formları uygulanmıştır. Veriler değerlendirilirken aritmetik ortalama, yüzde dağılım, t testi, ANOVA, Kruskal Wallis Many Whitney U, Tukey HSD ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Annelerin Doğum Sonu Destek Ölçeği, İhtiyacının Önemi alt boyutu toplam puan ortalaması 185.27±32.24 ve Alınan Destek alt boyut toplam puan ortalaması 140.68±41.23'dür. Doğum Sonu Konfor Ölçeği toplam puan ortalaması 121.78±12.46'dır. Annelerin konfor düzeyleri ile doğum sonu destek ihtiyacının önem düzeyi arasında negatif yönde zayıf (r=-.108, p<.05) alınan destek düzeyi arasında pozitif yönde zayıf (r=.180, p<.05) ilişki saptanmıştır. Sonuç: Annelerin konforları orta düzeyde bulunmuştur. Yakın çevresi, ailesi ve sağlık bakım profesyonelleri tarafından desteklenmesi annelerin doğum sonu dönemdeki konforunu yükseltecektir. Anahtar Kelimeler: Postpartum dönem, anne, konfor, sosyal destek.
Sağlık çalışanlarının göç eğilimi ölçeği: Geliştirilmesi, geçerliliği ve güvenilirliği çalışması
Bu çalışma, sağlık çalışanlarının göç eğilimini belirlemeye yönelik bir ölçüm aracı geliştirilmesi amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Ölçek geliştirme çalışması iki aşamadan oluşmuştur. Birinci aşamada Delphi tekniği ile ölçek maddelerinin oluşturulma çalışması yapılmıştır. İkinci aşamada ise ölçek güvenirlik ve geçerlilik çalışmaları yürütülmüştür. Çalışmanın birinci aşamasında Delphi süreci 20 göç etmiş sağlık çalışanı, 11 akademisyen ve 6 göç danışmanından oluşan toplam 37 uzmanın katılımı ile yapılmıştır. Çalışmanın Delphi süreci toplam 3 turda tamamlanmış olup uzmanların oturumlara katılım yüzdesi sırasıyla; %100, %91.89 ve %70.27 olarak görülmüştür. Çalışmanın ikinci aşamasında yapılan geçerliklik ve güvenirlik analizleri, 181 hemşire, 36 doktor, 34 akademisyen, 14 ebe ve diğer sağlık branşı çalışanlarından oluşan 35 katılımcı ile toplam 300 sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Ölçeğin geçerlilik ve güvenirlik çalışmasında; tanımlayıcı istatistiksel testlerden sayı, yüzde, ortalama, standart sapma ve frekans dağılımı değerleri, test-tekrar testi, Pearson korelasyon analizi, KMO ve Barlett testi, DFA, açımlayıcı faktör analizi, Cronbach Alfa katsayısı, yapısal birinci düzey çok faktörlü modeli ilişkisi, modelin uyum iyiliği değeri, madde korelasyon analizi uygulanmıştır. Yapılan analizlerde KMO değeri 0.94 ve Bartlett değeri x2=8059.63 (P=0.00) bulunmştur. Ölçeğin alt boyutlarına ait Cronbach Alfa katsayıları incelendiğinde; Göç Motivasyonu alt boyutu 0.96, Göç Farkındalığı 0.86 ve Göçe Hazırlanma alt boyutu 0.92 (p<0.05) bulunmuştur. Geçerlilik güvenirlik çalışması sonucunda toplam 26 maddeden oluşan 5'li likert tipte, Göç Motivasyonu, Göç Farkındalığı ve Göçe Hazırlanma olarak üç alt boyutlu geçerli ve güvenilir bir ölçek elde edilmiştir.
Sakinleştirme girişimlerinin bebeğin öz düzenleme davranışlarına (uyku, ağlama, beslenme) etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, annelere sakinleştirme girişimleri (sarmalama, kucakta yan tutma, beyaz gürültü dinletme, sallama) öğretiminin, bebeklerin 3.-23. haftalarda uyku, ağlama ve beslenmeye ilişkin öz düzenleme davranışlarına etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Sakinleştirme girişimlerinin uygulandığı öntest son test, kontrol gruplu düzeninde olan bu deneysel araştırma, İzmir ili Çamdibi bölgesinde Temmuz 2012- Ocak 2014 tarihleri arasında beş aile sağlığı merkezinde yürütüldü. Araştırmanın yürütüldüğü tarihlerde gebeliğinin 32. haftasını aşan kadınlar araştırmanın evrenini oluşturdu (N=560). Araştırma 21 uygulama ve 21 kontrol grubu anne ve bebeği ile tamamlandı. Araştırma veriler; dört ev ziyareti (gebeliğin 32.haftası, doğumdan sonra 1., 3. ve 23.hafta) ve üç telefon görüşmesinde (7., 11. ve 15. hafta), Anne ve Bebek Tanıtım Formu, Bebek Uyku Günlüğü Formu, Telefon Görüşme Formu ve Bebek Bakımına Yönelik Anne Bilgi Formu ile toplandı. Sakinleştirme girişimleri, uygulama grubu annelere 3. haftada ev ziyaretinde videofilm gösterimi ile öğretildi. Araştırmanın yürütülmesi için; Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Bilimsel Etik Kurulu ve İl Sağlık Müdürlüğü'nden yazılı, katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alındı. Verilerin analizinde, sayı yüzde dağılımı, homojenlik testleri, Wilcoxon, Mann Whitney U, Friedman, ki kare ve Independent t testi ile korelasyon analizi ve doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Bulgular: Uygulama ve kontrol grubundaki bebeklerin %52,4'ünün kız olduğu, uygulama grubundaki bebeklerin ortalama 38,85±1,27 gebelik haftasında, kontrol grubu bebeklerin ise 39,42±1,35 gebelik haftasında doğdukları belirlendi. Uygulama ve kontrol grubu bebeklerin doğumda, birinci, üçüncü ve altıncı aydaki kilo ve boy ortalamalarının bebeklerin yaşına uygun olduğu ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı belirlendi. Uygulama ve kontrol grubu bebeklerin girişim öncesinde (3. hafta), gündüz ve gece olmak üzere, toplam uyuma süresi, ağlama süresi, beslenme sıklığı, gece uyanma sıklığı arasında anlamlı farklılığın olmadığı belirlendi. Sakinleştirme girişimlerinin uygulanmasından sonraki 7., 11. ve 23. izlem haftalarında uygulama grubu bebeklerin kontrol grubu bebeklere göre gece uyanma sıklığının sırası ile 1,68; 2,9 ve 0,91 kez daha az olduğu; toplam uyuma süresinin 40,1 dk, 83,8 dk, 39,09 dk daha fazla olduğu; toplam ağlama süresinin 51,07 dk, 45,05 dk ve 15,96 dk daha az olduğu; beslenme sıklığının sırası ile 3,3; 4,2 ve 2,5 kez az olduğu saptandı. Regresyon analizine göre 7., 11. ve 23. izlem haftalarında uyuma süresini (%36,6, %10,9, %3,4); gece uyanma sıklığını (%1,5, %1,3, %0,4); ağlama süresini (%52,3, %23,4, %14,7 ve beslenme sıklığını (%3.2, %1.7, %1.6) en fazla yordayan ve istatistiksel olarak da anlamlı olan değişkenin sakinleştirme girişimleri olduğu belirlendi. Regresyon analizine göre sakinleştirme girişimlerinin etkisinin en fazla 7. ve 11. haftalarda olduğu belirlendi. Sonuç ve Öneriler: Sakinleştirme girişimlerinin bebeklerin öz düzenleme davranışlarını oluşturmada olumlu etkisinin olduğu, anne ve bebeğe ait değişkenlerin bebeklerin öz düzenleme davranışları üzerinde etkisinin sınırlı olduğu belirlendi. Öz düzenleme davranışlarının her birinin, bir diğer öz düzenleme davranışını değiştiren etkiye sahip olduğu saptandı. Öz düzenleme davranışları üzerinde olumlu etkinin artması için sakinleştirme girişimlerine bebek doğduktan sonra 3. haftadan başlanarak, 16. haftaya kadar uygulanması yararlı olacaktır
Kronik hastalığı olan yaşlı bireylerde sağlık okuryazarlığı ve sağlık algısı ilişkisi
Kronik hastalığı olan yaşlı bireylerde sağlık okuryazarlığı ve sağlık algısı ilişkisini incelemek için yürütülen tanımlayıcı ve ilişkisel tipteki bu çalışma; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Dahiliye, Göğüs hastalıkları ve Gastroentoloji kliniklerinde yatarak tedavi gören 65 ve üzeri yaş grubundaki 550 bireyle yürütülmüştür. Araştırma verileri; bireylerin tanıtıcı özelliklerini belirlemek için yöneltilen 30 sorudan oluşan anket formuyla elde edilmiştir. Bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılarak belirlenmiştir. Çalışma verileri görüşme tekniği kullanılarak bireylerle yüzyüze konuşarak toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 15 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamındaki bireylerin; % 54.9'unun kadın, %69.6'sının evli ve %39.6'sının 65-74 yaş grubunda olduğu saptanmıştır. Bireylerin eğitim durumları incelendiğinde; % 46.4 'ünün ilkokul mezunu olduğu tespit edilmiştir. Bu bireylerin %44.0'ünün şehirde yaşadığı, %51.1'inin çalıştığı, %55.7'sinin gelirinin giderinden az olduğu ve bireylerin sadece %0.4'ünün sağlık güvencesinin olmadığı saptanmıştır. Bireylerin %71.7'sinin eşiyle yaşadığı ve sadece %0.4'ünün bakımevi/huzurevinde yaşadığı bulunmuştur. Bu bireylerin beden kitle indeksi (BKI) değerleri incelendiğinde; %43.4'ünün zayıf olduğu tespit edilmiştir. Araştırma kapsamındaki bireylerin %39.1'inin sigara kullandığı ve sigara kullanan bu bireylerden %22.4'ünün günde 1 paketten az sigara içtiği, %32.5'inin alkol kullandığı ve %18.0'inin haftada 2 günden az alkol kullandığı saptanmıştır. Sağlık hizmetlerine erişmede bireylerin %51.3'ünün çok zorluk çektiği, sağlığı algılama durumlarını incelediğimizde; %34.7'sinin sağlığını orta olarak algıladığı ve 'Yaşam kalitenizi nasıl değerlendiriyorsunuz?' sorusu bireylere sorulduğunda, %35.3'ünün orta olarak ifade ettiği saptanmıştır. Kronik hastalığı olan bireylerin %32.5'inin 5-10 yıldır kronik hastalıkla beraber yaşadığı, %82.5'inin ilaç kullandığı saptanmıştır. Bireylerin %37.1'inin 1-3 kez hastaneye yattığı ve hastanede yatan bireylerden %31.6'sının 1-2 hafta hastanede kaldığı, ayrıca bireylerin %73.3'ünün acil servise başvurduğu ve acil servise başvuran bireylerin %32.5'inin başvuru sıklığının 1-3 kez olduğuu görülmüştür. Araştırma kapsamındaki bireylerin sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalaması 87.96±13.89'dır. Ölçek maddelerinin puan ortalamalarının 28.60±5.03 ile 17.73±3.28 arasında olduğu saptanmıştır. En düşük puan ortalamasının uygulama alt ölçeği (17.73±3.28) olduğu belirlenmiştir. En yüksek puan ortalamasına ise 28.60±5.03 ile değerbiçme alt ölçeği sahiptir. Ölçekten yaşlı bireyler min:51, max:125 puan almış olup değişim aralığı 74'dür. Standart sapma 13.89, varyans ise 192.99 olarak saptanmıştır. Alt ölçeklerin madde puan ortalamaları incelendiğinde; uygulama alt ölçeğinin puan ortalamasının 17.73±3.28 (min:9, max:25), erişim 18.48±3.30 (min:9,max:25), anlama 23.12±4.52 (min:12,max:35), değerbiçme 28.60±5.03 (min:15,max:40); ve ölçek toplam puan ortalamasının 17.73±3.28 ile 28.60±5.03 arasında olduğu belirlendi. En düşük ortalamaya sahip olan alt ölçeğin uygulama ve en yüksek ortalamaya sahip olan alt ölçeğin ise değerbiçme olduğu belirlendi. Araştırma kapsamındaki kadınların sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamasının erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Aynı şekilde 65-74 yaş arası bireylerin ölçek puan ortalamasının diğer yaş gruplarındaki bireylerin puan ortalamalarına göre anlamlı bir farklılık saptandı. Bireylerin yaşları arttıkça sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları düşmektedir. Evli bireylerin ölçek puan ortalamaları daha yüksektir. Bu bireylerden lise ve üzeri eğitim almış grubun sağlık okuryazarlığı puan ortalaması en yüksek bulunmuştur; bu sonuca bakılarak eğitim düzeyi arttıkça bireylerin sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları da artmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin en uzun süre yaşadıkları yere göre kırsal kesimden kentsel yöne gidildikçe ölçek puan ortalaması artmaktadır. Çalışan bireylerin puan ortalaması daha yüksek bulundu. Meslek grupları ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamalarına bakılacak olursa; ev hanımları ve devlet memurlarında en yüksek ortalama görüldü. Gelir durumu ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puanlarının ortalaması arasında istatiksel olarak fark saptandı. Gelirini giderinden fazla olarak ifade eden bireylerin oluşturduğu grubun puan ortalaması en yüksek bulundu. Sosyal güvenlik kurumuna bağlı olma durumları ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları da istatiksel olarak birbirleriyle ilişkilidir. Yeşil-Kart, Bağ-Kurlu bireylerin puan ortalamaları birbirleriyle benzer ve düşük, Emekli sandığı ve özel sağlık sigortalı bireylerinde birbiriyle benzer ve daha yüksek olduğu saptandı. Bu araştırma sonuçlarına göre, eşleriyle beraber yaşayan bireylerin puan ortalamalarının daha yüksek olduğu görüldü. Bireylerin BKI değerleri, sigara/alkol kullanma durumları ve sigara/alkol kullanma sıklıkları ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamalası değerlendirildiğinde, istatiksel açıdan fark saptanmadı. Bireylerin sağlıklarını algılama durumları ve yaşam kalitelerini değerlendirme durumları ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark gözlendi ve sağlıklarını iyi ve çok iyi algılayan bireyler ile yaşam kaitesinin iyi ve çok iyi olarak değerlendiren bireylerin puan ortalamaları daha yüksek bulundu. Sağlık hizmetlerine erişmede hiç zorluk yaşamadığını ifade eden bireylerin oluşturduğu grubunda benzer şekilde sağlık okuryzarlığı ölçeği puan ortalamaları daha yüksek saptandı. Araştırma kapsamındaki kronik hastalığa sahip olan bireylerin, kronik hastalık sayıları ve kronik hastalık süresi ile sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki gözlenmedi. Ancak ilaç kullanma durumlarına bakıldığında ise; ilaç kullanmayan bireylerin ölçek puan ortalaması daha yüksek bulundu. Aynı şekilde hastaneye yatmayan bireylerin sağlık okuryazarlığı ölçek puan ortalamaları daha yüksek ve hastaneye yatma sayısı arttıkça puan ortalamalarının düştüğü saptandı. Benzer bir şekilde acil servise başvurmayan bireylerin sağlık okuryazarlığı ölçek puan ortalamaları daha yüksek bulundu ve acil servise başvurma sayısı arttıkça puan ortalamasının düştüğü görüldü. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda; daha genç yaşta olma, eğitim ve gelir düzeyinin yüksek olması, sosyal güvencenin olması, evli ve eşiyle birlikte yaşama, sağlık algılamasının yüksek ve yaşam kalitesinin iyi olarak değerlendirilmesi, ilaç kullanımının olmaması veya sınırlı olması ve sağlık kurumuna daha az başvurma gibi faktörlerin sağlık okuryazarlığını olumlu yönde sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın daha büyük örneklem gruplarında ve daha uzun sürede tekrarlanması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, sağlık algısı, kronik hastalık.
Hemşirenin yürüttüğü eğitim ve İzlem programının çocukların güneşten korunma davranışlarına etkisi
Giriş: Yaşam boyu güneşe maruziyetin yaklaşık %25'i 18 yaş öncesinde oluşmaktadır. Çocukluk döneminde maruz kalınan ultraviyole radyasyon dozu ile erişkinlik döneminde ortaya çıkan deri kanserleri arasındaki anlamlı ilişki, bu dönemde uygulanacak güneşten korunma davranışlarının önemine dikkat çekmektedir. Koruyucu sağlık davranışlarını kazandırmada, okul çağı çocuklar kolay ulaşılabilir bir konumdadır. Araştırmada amaç, hemşirenin yürüttüğü eğitim ve izlem programının çocukların güneşten korunma davranışlarına etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü prospektif deneysel izlem araştırması, Şubat-Ekim 2014'te gerçekleştirildi. Araştırma, İzmir ili Karşıyaka ilçesindeki 25 okuldan amaca uygun olasılıksız örnekleme yöntemi ile seçilen orta ekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarının öğrenim gördüğü iki okulda yürütüldü. Araştırma öncesinde Fitzpatrick sınıflaması ile 260 çocuğa risk değerlendirmesi yapıldı. Riskli bulunan 144 çocuktan ebeveyni ve kendisine ait yazılı izni olanlar; yaş, cinsiyet ve deri fototipine göre randomize edildi. Randomizasyonda; tabakalama ve bloklama kullanılarak, deney (n:40) ve kontrol (n:40) grubuna atama yapıldı. Araştırmada %5 hata ve %80 güvenle etki büyüklüğü 0.73 olarak belirlendi. Teoriler üstü modele dayandırılan çalışmada; veriler tanıtıcı veri formu, güneşten korunma değişim aşamaları, güneşten korunma davranış ölçeği, çocuk ve ebeveyn güneşten korunma değişim aşaması formları, karar dengesi ölçeği, güneşten korunma öz yeterlilik ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplandı. Ölçeklerin, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmaları Aygün ve Ergün (2013) tarafından yürütülmüştür. Deney grubuna, güneşten korunma davranışları konusunda altı oturumda eğitim verildi. Eğitim sonrası (15.gün,1.ay,2.ay) hatırlatma eğitimleri düzenlendi. Programın başlangıcında ve sonunda çocukların güneşten korunma davranışları, karar dengesi ve öz yeterlilikleri değerlendirildi. Veriler bağımsız iki örnek t testi ve tek yönlü varyans analizi, Wilcoxon işaretli sıralar testi, Mann Whitney U testi ve ki-kare analizleri ile değerlendirildi. Çocuklar ve velilerinden, okul yönetimlerinden, yerel etik kuruldan ve ölçeklerin sahibinden yazılı onamlar alındı. Bulgular: Çocukların %50'si kız olup, yaş ortalaması 8.27±0.44 idi. Deri fototipleri açısından çocukların %22.5'i tip I, %41.2'si tip II, %36.3'sı tip III olarak değerlendirildi. Deney grubunun, güneşten korunma davranış ölçeği puan ortalaması araştırma öncesi 19.25±5.44 iken, araştırma sonrası dönemde anlamlı düzeyde yükseldi (33.05±4.23, p<.001). Deney grubunun, güneşten korunma öz yeterlilik puan ortalaması araştırma öncesi 20.50±6.68 iken, araştırma sonrası 35.85±4.70 bulundu (p<.001). Deney grubunun, araştırma öncesi güneşten korunma karar dengesi algılanan yarar alt boyutu puan ortalaması 11.82±3.69 iken, araştırma sonrası 16.32±2.81 saptandı (p<.001). Deney grubunun, araştırma öncesi güneşten korunma karar dengesi algılanan zarar alt boyutu puan ortalaması 8.87±2.91 iken, araştırma sonrası anlamlı düzeyde azaldı (8.55±4.72, p<.001). Kontrol grubu çocukların güneşten korunma davranışları, öz yeterlilik düzeyleri ve karar dengesi yarar ve zarar alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmadı (p>0.05). Hem deney hem kontrol grubun ön izlemi ile son izlemi arasında güneşten korunma davranışları değişim aşamaları açısından saptanan farklar -güneş koruyucu ürün kullanımı (χ2=68.83, p<.001), güneşten koruyucu giysi kullanımı (χ2=50.61, p<.001), güneş gözlüğü kullanımı (χ2=61.41, p<.001), gölgede kalma (χ2=62.22,p<.001), geniş kenarlı şapka kullanma (χ2=65.13, p<.001)- istatistiksel olarak çok anlamlı bulundu. Doğrusal regresyon sonucuna göre; son izlemde güneşten korunma öz yeterlilik puan ortalaması, güneşten korunma karar dengesi yarar ve zarar alt boyutları puan ortalamalarının çocukların güneşten korunma davranışlarını etkileyen değişkenler olduğu belirlendi (p<.05). Sonuç: Bu çalışma, güneşten korunmaya yönelik hemşirenin eğitim ve izlem programı ile çocukların güneş koruyucu ürün ve giysi kullanma, şapka ve güneş gözlüğü takma ve gölgede kalma gibi güneşten korunma davranışlarını arttırdığı, öz yeterlilik ve karar dengesi algısını geliştirdiğine ilişkin kanıtlar sağlamıştır. Okul sağlık hizmetlerinde, hemşireler bu programdan örnek bir model olarak yararlanarak öğrencilerin sağlığının korunması ve geliştirilmesine katkı sağlayabilirler. Anahtar sözcükler: Teoriler üstü model; çocuk; güneşten korunma; öz yeterlilik; karar dengesi; hemşire
Adölesanların fiziksel aktivite durumları ile egzersiz özyeterlilik düzeylerinin ve davranış aşamalarının incelenmesi
Amaç: Bu araştırma adölesanların fiziksel aktivite düzeyleri ile egzersiz düzeylerinin ve egzersiz davranış aşamalarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma Aralık 2015 - Ocak 2017 tarihleri arasında Muş Anadolu Lisesi'ndeki adölesanlarda gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı türde yapılan araştırmanın evrenini; Muş Anadolu Lisesi'nde öğretim gören 529 öğrenci oluşturmaktadır. Herhangi bir örnekleme yöntemine gidilmemiş olup araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 500 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak 'Kişisel Bilgi Formu', 'Egzersiz Öz-etkililik Ölçeği, 'Egzersiz Değişim Aşaması Kısa Soru Formu' ve 'Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (kısa form) kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ile kurum izinleri alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik ortalama, Kruskall Wallis, Shapiro Wilk ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan adölesanların %37.5'inin orta düzeyde aktif olduğu belirlenmiştir. Adölesanların %75.4'ünün ailesinde fiziksel aktivite yapılmadığı belirlenmiştir. Adölesanların büyük kısmının düşünme öncesi aşamada (hayır, egzersiz yapmıyorum ve 6 ay içinde düzenli olarak egzersiz yapmaya başlama niyetinde değilim beyanında bulunanlar) olduğu, sadece %35.6'sının (hareket: 18.80 + sürdürme: 16.80) istenilen düzeyde düzenli olarak fiziksel aktivite yaptığı belirlenmiştir. Adölesanların öz etkililik puan ortalamasının orta düzeyde (13.64±6.06) olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Adölesanların hem egzersiz değişim aşamaları hem de fiziksel aktivite düzeyleri arttıkça özetkililik puan ortalamalarının yükseldiği saptanmıştır. Hemşirelerin fiziksel aktivitenin arttırılması konusunda okullarda yapacağı eğitimlerde, adölesanların özetkililiklerini arttırmaya çalışmalı aynı zamanda eğitimleri adölesanların içinde bulundukları davranış aşamalarına göre vermelidir.
Diz osteoartritli bireylerde fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Erzurum ilindeki diz osteoartritli bireylerin yaşam kalitesi ile fonksiyonel durumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve Metod: Araştırmanın evrenini Ağustos-Kasım 2015 tarihleri arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Geliştirme Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğine başvuran 50 yaş üzerindeki diz osteoartrit tanısı konmuş bireyler oluşturmaktadır. Örneklem seçimine gidilmeyip çalışmaya katılmayı kabul eden 129 diz osteoartritli birey ile çalışma yürütülmüştür. Bireylerin sosyo-demografik özelliklerini ve hastalığa ilişkin özelliklerini belirlemek amacı ile literatür doğrultusunda oluşturulan soru formu ve Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 22.00 istatistik paket programında frekans, yüzde, t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Dunnet T3 Post Hoc testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Bu çalışma sonucunda bireylerin fonksiyonel durumunu belirleyen Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru'nun Fonksiyon, Günlük Yaşam alt boyut puan ortalaması 46.61±16.17 ve Fonksiyon, Spor Ve Boş Zaman Değerlendirme Aktiviteleri alt boyut puan ortalaması 29.49±23.73 olarak bulunmuştur. Bireylerin Yaşam Kalitesi alt boyut puan ortalaması 34.15±18.11 bulunmuştur. Bireylerde fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Sonuç: Bireylerde ağrının varlığı yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bireylerde fonksiyonel durum iyileştikçe yaşam kalitesi de yükselmektedir. Anahtar Kelimeler: Diz osteoartrit, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi
Okullardaki adölesanların yaşadıkları güçlükler ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi
ÖZET Okullardaki Adölesanların Yaşadıkları Güçlükler ve Yaşam Kalitelerinin Belirlenmesi Amaç: Bu araştırma okul çağındaki adölesanların yaşadıkları güçlükler ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı olarak yapılan araştırma, Ocak 2016- Ocak 2017 tarihlerinde, Atatürk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü'ne bağlı olarak, Erzurum merkeze bağlı üç büyük ortaokulda, 344 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu, Güçler ve Güçlükler Anketi, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.00 paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma etik ilkeler doğrultusunda tamamlanmıştır. Bulgular: Yapılan değerlendirmeler incelendiğinde; öğrencilerin % 50,6'sı 13 yaşında, % 52'si erkek, % 53.5'inin 7. Sınıfta olduğu görülmüştür. ÇİYKÖ için toplam puan ortalaması 81.58±13.65 ve GGA için toplam puan ortalaması 25.02±4.813 olarak bulunmuştur. Güçlükler Anketi puanları alt boyutu "dikkat eksikliği ve hiperaktivite" ile Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutları 'fiziksel sağlık, sosyal işlevsellik, okul işlevselliği' alt boyutları arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca Güçlükler Anketi puanları alt boyutu olan 'davranım sorunları' ve Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutlarından 'fiziksel sağlık' alt boyutu dışındaki tüm alt boyutlar arasında ve 'ÇİYKO toplam puanı ve Toplam Güçlük puanı' arasındaki korelasyon değerlerinin tümü doğru yönde anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç: Adölesan dönemde yaşanılan güçlükler arttıkça, öğrencilerin yaşam kalitelerinin bu durumdan olumsuz yönde etkilenmekte olduğu görülmüştür. Bu sonuç doğrultusunda, okul dönemindeki adölesanların yaşadıkları sorunların belirlenmesi ve yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Adölesan, güçler ve güçlükler, okul sağlığı, yaşam kalitesi
Hipertansiyon hastalarına verilen web tabanlı ve yüz yüze eğitimin öz-etkililik ve sağlık okuryazarlığına etkisinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışma; hipertansiyon hastalarına verilen web tabanlı ve yüz yüze eğitimin öz-etkililik ve sağlık okuryazarlığına etkisinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma ön test-son test yarı deneme modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ocak 2015-Haziran 2016 tarihleri arasında Ceylanoğlu Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 1226 hipertansiyonlu hasta oluşturmuştur. Araştırmanını örneklemini ise evrenden olasılıksız rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen, araştırma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 140 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Tanımlayıcı Özellik Formu", "Hipertansiyon Bilgi Testi", "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" ve "Hipertansiyonda Öz-Etkililik Ölçeği"kullanılmıştır. Girişimler, web eğitim grubuna 2 hafta ara ile 6 defa web sayfasına eğitimler ve videolar yüklenerek, yüz yüze eğitim grubuna ise 2 haftada bir ev ziyaretleri yapılarak altı defa eğitim verilerek tamamlanmıştır. Eğitimler bittikten yaklaşık üç ay sonra her iki eğitim grubuna da veri toplama araçları tekrar uygulanarak son test verileri toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ki-kare testi, yüzdelik dağılım, bağımsız gruplarda t testi ve eşleştirilmiş gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular: Web eğitim grubundaki kişilerin Sağlık Okuryazarlığı ve Hipertansiyonda Öz-Etkililik Ölçeği toplam puan ortalamalarının son testlerde ön teste göre yükseldiği saptanmıştır (p<0.001). Yüz yüze eğitim grubundaki kişilerin Sağlık Okuryazarlığı ve Hipertansiyonda Öz-Etkililik Ölçeği toplam puan ortalamalarının son testlerde ön teste göre yükseldiği belirlenmiştir (p<0.001). Web ve yüz yüze eğitim grupları eğitim türlerine göre karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Hipertansiyon hastalarının eğitim türü fark etmeksizin verilen eğitimlerle sağlık okuryazarlığı ve öz-etkilik düzeyleri yükselmiştir. Sonuç: Hipertansiyon hastalarına verilen web tabanlı ve yüz yüze eğitimin sağlık okuryazarlığı ve öz-etkililik düzeyleri üzerinde pozitif yönde etkisi olduğu belirlenmiş; ancak iki eğitim yöntemi arasında herhangi bir farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, sağlık okuryazarlığı, öz-etkililik, web eğitim, yüz yüze eğitim
Birinci basamakta çalışan hemşirelerin iletişim becerileri ile mesleki doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma birinci basamakta çalışan hemşirelerin iletişim becerileri ile mesleki doyumları arasında ilişkinin incelenmesi amacı ile yapıldı. Materyal ve Metod: Araştırma, Eylül 2016- Ocak 2017 tarihleri arasında tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Palandöken, Aziziye ve Yakutiye TSM ve bu merkezlere bağlı ASM'lerde görev yapmakta olan 158 hemşire oluşturdu. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 111 hemşire oluşturdu. Araştırma verileri hemşirelerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni hali, gelir düzeyi, mesleki çalışma yılı ve sosyo-ekonomik düzeyi bilgilerini içeren "Soru Formu", "Mesleki Doyum Ölçeği" ve "İletişim Becerileri Envanteri" kullanıldı. Veriler ASM ve TSM de görev yapan hemşirelerden formlar ile yüzyüze görüşülmesi yolu ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, korelasyon analizi, regresyon analizi, Durbin Watson testi, t testi, Kruskal Wallis H testi, Dunnet T3 Post Hoc testi, Mann Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: Hemşirelerin mesleki doyum ölçeği ile iletişim becerileri envanteri arasında MDÖ'nin niteliklere uygunluk boyutu İBE'nin zihinsel boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı. Ancak MDÖ'nin niteliklere uygunluk boyutu ile İBE'nin duygusal boyutu arasında pozitif yönde zayıf ve iletişim becerileri envanteri toplam puanları ile İBE'nin davranışsal boyutlar arasında pozitif yönde çok zayıf istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu bulundu. İletişim becerileri envanterinin iletişim becerileri toplam puanı değişkeni, hemşirelerin mesleki doyum ile düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (R=0.436, R2=0.191, p<0.05) Sonuç: Araştırma sonuçlarına göre mesleki iş doyumu ile iletişim becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Hemşirelerin iş doyumunu artırmak için iş yerinde iletişim becerilerini geliştilmelerine yönelik eğitimlerin düzenlenmesi, sürekliliğinin sağlanması ve katılımları için teşvik edilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, iletişim, mesleki iş doyumu
Sağlıkla ilgili bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerinin obeziteye ilişkin önyargılarının belirlenmesi
Sağlıkla İlgili Bölümlerde Okuyan Üniversite Öğrencilerinin Obeziteye İlişkin Önyargılarının Belirlenmesi Amaç: Bu araştırma sağlık ilgili bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerinin obeziteye ilişkin önyargılarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma Ekim 2016- Haziran 2017 tarihleri arasında, tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 2016-2017 eğitim-öğretim yılı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nun sağlık bölümlerinde okuyan tüm öğrenciler (1200) oluşturmuştur. Örnekleme yöntemine gidilmemiş olup çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 729 öğrencinin tümü örnekleme alınmıştır. Veri toplama aracı olarak anket formu ve GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ile kurum izinleri alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı, yüzde, Cronbach α, Kruskall Wallis, Mann Whitney-U, Spearman Korelasyon analizi ve Shapiro Wilk Testi kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin obezite önyargı ölçeği puan ortalaması 75.54±10.43 olup önyargıya eğilimli oldukları saptanmıştır. Obez bireylere yönelik önyargısız olduğunu beyan eden öğrencilerin puan ortalaması ( =75.91±10.07), önyargılı olduğunu beyan eden öğrencilerin puan ortalamasından ( =73.60±12.03) yüksektir. Kendini şişman olarak tanımlayan ve Beden Kitle İndeksi sınıflamasına göre şişman bulunan öğrencilerin (=76.49±11.02), en yüksek puan ortalamasına sahip olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin obezite önyargı ölçeği puan ortalaması ile sosyo-demografik özelliklerden sadece cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Çalışmanın sonucuna göre sağlıkla ilgili bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerinin obeziteye ilişkin önyargılarının sağlık hizmeti sunumuna olan etkisi düşünüldüğünde, obezite önyargısını azaltmaya yönelik eğitim müdahalelerinin gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, obezite, obezite önyargısı, sağlık hizmeti.
Hemodiyaliz hastalarına verilen eğitiminin öz bakım gücü ve yaşam kalitesine etkisi
ÖZET Hemodiyaliz Hastalarına Verilen Eğitiminin Öz Bakım Gücü ve Yaşam Kalitesine Etkisi Amaç: Bu araştırma, hemodiyaliz tedavisi alan hastalara verilen eğitimin öz bakım gücü ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma ön test son test tek gruplu düzenek (yarı deneysel) araştırma türünde yapılmıştır. Ocak 2016– Ekim 2017 tarihleri arasında Iğdır Devlet Hastanesi hemodiyaliz servisinde diyaliz tedavisi alan hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Iğdır Devlet Hastanesindeki hemodiyaliz servisinde araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden ve kronik böbrek yetmezliği tedavisi olan 65 hasta oluşturmuştur (N=65). Araştırmanın örneklemini ise, her hangi bir örnekleme yöntemine başvurulmadan araştırma evreninin tamamı olup 65 hasta oluşturmuştur. Hastaların vefatı, göç etmeleri ve anket doldurmak istememeleri gibi sebeplerden dolayı araştırma 55 hasta ile tamamlanmıştır (n=55). Araştırmada veri toplama aracı olarak "Soru Formu", "Öz Bakım Gücü Ölçeği" ve "KDQOL-36" kullanılarak, 3 ay boyunca eğitim materyali ile eğitimler verilerek eğitim öncesi ve sonrası veriler toplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ve kurum izinleri alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayılar, yüzdelikler, en az ve en çok değerler ile ortalama, standart sapma, Will Coxon testi, McNemar Testi, Korelasyon Analizi, Bağımsız Guruplarda t Testi, Varyans Analizi, Kruskall Wallis analizi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların ortalama 57 yaşında, %85'inin çocuğu olduğu, çoğunlukla erkek, evli olduğu çekirdek ailede yaşayan, okuryazar olmayan, gelirinin giderini karşılamayan ve büyük çoğunluğunun sosyal güvencesinin bulunduğu hastalıkları hakkında eğitim almadıkları, diyete uyumunun olmadığı, ilaç tedavisine uyumunun olduğu ve tuz tüketiminin bulunduğu, günlük ortalama 4 saat ve haftalık ortalama 3 seans hemodiyaliz tedavisi aldıkları belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hastaların KDQOL-36 Ölçeği ön test-son testte en yüksek puan ortalamasını "Semptom/Problem Listesi" ve "Böbrek Hastalığının Etkisi" alt boyutlarında aldıkları saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların KDQOL-36 Ölçeği alt boyut puan ortalamalarının ön test-son test olarak karşılaştırıldığında yapılan eğitimler sonrasında son test puan ortalamalarının bütün alt boyutlarda yükselme olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hemodiyaliz hastalarının ön test-son test öz bakım gücü puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu ve yapılan eğitim girişimlerinin Öz Bakım Gücü Ölçeğinin "ortalama toplam puanı" ile "Ruhsal Durum alt boyutu" hariç diğer alt boyutlarda puan ortalamalarını arttırdığı saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların; hastalık ve hemodiyaliz tedavisine yönelik eğitim alma, ilaca uyum, diyet uyum ve tuz tüketim oranlarının Öz Bakım Gücü Ölçeği ortalama toplam puanı arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05); ancak hastaların cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, aile tipi ve gelir durumunun "Öz Bakım Gücü Ölçeği" ortalama toplam puanı arasında anlamlı farkın olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Sonuç: Araştırmaya katılan hemodiyaliz hastalarının öz bakım gücünün orta düzeyde ve yaşam kalitelerinin orta düzeyde olduğu; KBY hastalarına verilen eğitimin hastaların öz bakım gücü ve yaşam kalitesini arttığı belirlenmiştir. Hemodiyaliz tedavisi alan hastalara yönelik uygulamalı eğitimlerin sürekliliği ile hastaların öz-bakım gücünü ve yaşam kalitesini arttırmasına yönelik çalışmaların tekrar edilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, hemşirelik, kronik böbrek yetmezliği, özbakım gücü, yaşam kalitesi.
Kolorektal kanser kaderciliği ile duyarlılık ve engel algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kolorektal Kanser Kaderciliği ile Duyarlılık ve Engel Algısı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Amaç: Kolorektal Kanser Kaderciliği Skalasının Türk Dilinde geçerlik ve güvenirliğini saptamak ve geçerli çıkması durumunda kolorektal kanser taramalarına katılımda kadercilik, duyarlılık ve engel algısı arasındaki ilişkiyi ve etkileyen etmenleri incelemektir. Materyal Metot: Birinci aşaması metodolojik ikinci aşaması tanımlayıcı türde yürütülen bu araştırma, Haziran 2016-Aralık 2017 tarihleri arasında Kars'ın Yenişehir ASM bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Birinci bölümün örneklemi 200, ikinci bölümün örneklemi 336 kişi olup, çalışmada iki demografik form ve dört ölçek kullanılmıştır. Veriler, SPSS 17 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde sayılar, yüzdelikler, ortalama ve standart sapmaların yanı sıra, faktör analizi Cronbach α katsayısı ve madde toplam korelasyon analizleri yapılmıştır. Bulgular: Çalışmanın birinci aşamasında skalanın Türkçe versiyonunun da tek alt boyutlu olduğu, tüm maddelerde 0.30'un üzerinde ve açıklanan varyansı %34.77 olduğu belirlenmiştir. Skala'nın Cronbach αkatsayısı 0.80 olarak belirlendi. Çalışmanın ikinci aşamasında gelir seviyesi, meslek, KRK bilgilerinin nereden öğrenildiği, KRK taramalarının kaç yaşında yapıldığı ve ailede kanser öyküsünün riski artırdığını bilme türüne göre; kadercilik, duyarlılık ve engel algısı puanları anlamlı olarak değişmektedir (p<0.05). Eğitim düzeyi, daha önce KRK taramalarına katılma, gelecekte taramalara katılmayı düşünme; kadercilik ve duyarlılık algısı puanları anlamlı olarak değişmektedir (p<0.05). KRK taramalarının ücretsiz olduğunu bilme, KRK taramalarının nerede yapıldığını bilme, taze sebze ve meyve tüketme, obezitenin riski artırdığını bilme durumuna göre kadercilik ve engel algısı puanları anlamlı olarak değişmektedir (p<0.05). Sonuç: Kolorektal Kanser Kaderciliği Skalasının Türk dilinde geçerli ve güvenilirdir. Gelir düzeyinin, mesleğin, KRK bilgilerinin nereden öğrenildiğinin, taramaların kaç yaşında yapıldığının, ailedeki kanserin riski artırdığını bilmenin kadercilik, engel ve duyarlılık algılarını etkileyen ortak faktörler olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Duyarlılık, engel, geçerlik, güvenirlik, hemşirelik, kadercilik ve kolorektal kanser
Bilinçsiz ve reçetesiz ilaç kullanımı ile sağlık sorumluluğu arasındaki ilişki
Ill ÖZET Bu araştırma bireylerin bilinçsiz ve reçetesiz ilaç kullanımı ile sağlık sorumluluğu düzeylerini belirlemek, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte olarak planlanmış ve yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Erzurum il sınırlan içerisinde bulunan Yenişehir Sağlık Ocağının hizmet verdiği bölgede ikamet eden 50.000 kişi oluşturmuştur. Araştırma evrenini oluşturan 50 bin kişiden Yamane tarafından geliştirilen ve İdil tarafından Türkçe'ye uyarlanan (alfa=0.05 için) Minimum Örnek Büyüklüğü esas alınarak 397 kişi örneklemi oluşturmuştur. Bu 397 kişi Yenişehir sağlık ocağının hizmet verdiği 7 mahalleye bölünerek her birinden alınması gereken örnek büyüklüğü 59 olarak saptanmıştır. Her bir mahalleye düşen örnek büyüklüğünü tam sayıya ulaştırmak için, alınması gereken kişi sayısı 60'a çıkarılmıştır. Daha sonra rastgele seçilen evlerden bir birey araştırmaya alınarak, birey sayısı 420 ye ulaşılıncaya kadar anket uygulanmıştır. Daha sonra cevaplama hataları ve yanlış verilerden dolayı 9 anket formu çıkarılarak 411 kişinin anket formu değerlendirilmiştir. Bireylerin tanıtıcı özellikleri ve sağlık sorumluluğu düzeyleri belirlenerek, bu bireylerin ilaç kullanım ilkelerine uyma ve reçetesiz ilaç kullanımı ile ilgili davranışların saptanabilmesine yönelik sorulara yer verilerek, elde edilen veriler; korelasyon, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ileri analizde Duncan, Student t-test, Ki-kare testi, yüzde dağılımları ile analiz edilmiştir. Çalışmada, bireylerin sağlık sorumluluğu düzeyinin düşük olduğu ve yaş, eğitim, medeni durum, hayatın büyük bölümünün geçtiği yer, meslek gurupları gibi tanıtıcı özelliklerinin sağlık sorumluluğu düzeyleri üzerine etkili olduğu saptanmıştır. Bireylerin %68'inin reçetesiz ilaç kullandıkları ve reçetesiz olarak en fazla ağrı kesici-ateş düşürücü aldıkları belirlenmiştir.IV İlaç kullanım ilkeleri ile ilgili davranışlar ve reçetesiz ilaç kullanımına göre sağlık sorumluluğu düzeyi incelendiğinde; bireylerin sağlık Sorumluluğu düzeyinin, ilacı zamanında eczaneden alma, önerilen sıklıkta, dozda ve sürede alma, açlık-tokluk ilkesine uyma, son kullanım tarihlerine dikkat etme, başkalarından ilaç alma ve başkalarına ilaç verme ve eczaneden reçetesiz ilaç alma gibi parametreler üzerine önemli bir etkisinin olduğu saptanmıştır. İlaç kullanım ilkelerine uyma ve reçetesiz ilaç kullanımını etkileyen en önemli faktörün eğitim durumu olduğu; ayrıca cinsiyet, yaş, medeni durum, kronik hastalığın olup olmaması ve gelir durumunun reçetesiz ilaç kullanımı üzerine önemli bir etkisi olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, bireylerin sağlık sorumluluğu düzeyi ve tanıtıcı özellikler ile bilinçsiz ve özellikle reçetesiz ilaç kullanımı arasında önemli bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
Covid-19 servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin uyku kalitesi ve psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışma Covid-19 sürecinde servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin uyku kalitesi ve psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı araştırma ilkelerine uygun olarak yapılan bu çalışma Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Covid servis ve covid yoğun bakımlarda çalışan 155 hemşire ile Kasım-Aralık 2020 tarihlerinde yapılmıştır. Araştırmada veriler; kişisel veri formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılarak google form üzerinden toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi, ileri analizde LSD, Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Bu çalışma için etik kurul izinleri alınmıştır. Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalaması 29.77±7.39'dir. Hemşirelerin %58,1'i Covid yoğun bakımda görev yapmaktadır. Hemşirelerin Pittsburgh Uyku Kalite İndeks 'inden aldıkları puan 9.74±3,01 olarak bulunmuştur. 20-25 yaş grubundaki hemşirelerin uyku kalitesi daha iyi bulunmuştur (p=0.001). Evli olanların uyku kalitesi daha kötü bulunmuştur (p=0.008). Lisans mezunu olanların uyku kalitesi daha iyi bulunmuştur (p=0.002). Çalışırken koruyucu ekipmanların hepsini kullananların uyku kalitesi daha kötü bulunmuştur (0.049). Hemşirelerin Psikolojik İyi Oluş Ölçeğinden aldıkları puan 36.76±8,66 olarak bulunmuştur. Yüksek lisans mezunu olanların Psikolojik İyi oluşlarının yüksek olduğu bulunmuştur (p=0.002). Nöbet sonrası 3-6 saat uyuyanların psikolojik iyi oluşları daha yüksek bulunmuştur (p=0.013). Pittsburgh Uyku Kalite İndeks Puanı ve Psikolojik İyi Oluş Ölçek Puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Hemşirelerin uyku kalitelerinin kötü olduğu, psikolojik iyi oluşlarının orta düzeyde olduğu belirtilmiştir. Hemşirelerin uyku kalitelerinin kötü olmasının psikolojik iyi oluşlarını olumsuz etkilediği ortaya konmuştur.
Pandemi sürecinde hemşirelerin teknoloji kullanım sıklığının bakım odaklı hasta etkileşimi ve hemşireler arası iş birliği üzerine etkisi
Amaç: Çalışmanın amacı pandemi sürecinde hemşirelerin teknoloji kullanım sıklığının bakım odaklı hasta etkileşimi ve hemşireler arası iş birliği üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı-kesitsel türde olup, bir Eğitim Araştırma Hastanesinde çalışan hemşireler ile 24 Ocak 2022 ve 29 Nisan 2022 tarihlerinde yapılmıştır. Çalışma verileri 400 hemşire ile sonlandırılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul ve kurum izni alınmıştır. Çalışmada ''Tanımlayıcı Bilgi Formu'', ''Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşimi Hemşire Versiyonu Kısa Formu'', ''Hemşire-Hemşire İşbirliği Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS Statistics 22.0 paket programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler, Pearson Korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %63.2'si kadın, yaş ortalamaları 33.9±6.4, %26.3'ü covid birimlerinde çalışmaktadır. Katılımcıların %64.75'inin üç veya daha fazla akıllı telefonda zaman geçirdiği, %57.8'inin pandemi döneminde temel gereksinimlerini internetten alışveriş yaparak karşılama sıklığını, %48'inin telefon ile temas sıklığını, %48.3'ünün internette geçirdiği zamanın arttığı saptanmıştır. Katılımcılar Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşimi Hemşire Versiyonu Kısa Formunda ortalama önemlilik boyutunda 101.26±10.15, yeterlilik boyutunda 96.10±11.37 uygulanabilirlik boyutunda 86.47±14.46 puan alındığı saptanmıştır. Bilgisayarda geçirilen zamanın artması bakım odaklı hemşire hasta etkileşimine verilen önemi azaltmaktadır (p<0.05). Mekanik ventilatör ve akıllı telefonda geçirilen zaman ile bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi uygulanabilirlik boyutunda ilişkinin olduğu, mekanik ventilatör ile pozitif, akıllı telefon kullanımı ile negatif yönlü ilişkisinin olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hemşire-Hemşire İşbirliği Ölçeğinin puan ortalaması 3.09±0.41 saptanmış olup ölçeğin en düşük puan ortalaması iletişim alt boyutunda alınmıştır (2.84±0.40). Mekanik ventilatör ve hasta izlem monitöründe geçirilen zamanın hemşireler arası iş birliği üzerine etkisinin olduğu, mekanik ventilatör ile pozitif ancak hasta izlem monitörizasyonunda harcanan zaman ile negatif yönlü ilişkisinin olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Teknoloji kullanımının bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi ve hemşirelerin meslektaşları ile olan iş birliği üzerine olumlu ve olumsuz etkisinin olduğu saptanmıştır. Hemşireler arası iletişimi ve etkileşimi arttırmaya yönelik faaliyetler düzenlenebilir. Ayrıca pandemi gibi afet durumlarında problemli teknoloji kullanımının önüne geçmeyi sağlayacak müdahaleler önerilebilir.
Gebe kadınların ebeveynlik öz-yeterliliklerinin prenatal uyumlarına etkisi
Araştırma gebe kadınların ebeveynlik öz yeterliliklerinin prenatal uyumlarına etkisini belirlemek amacıyla ilişkisel tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Malatya ili Toplum Sağlığı Merkezi'ne bağlı 10 Aile Sağlığı Merkezinde 11 Kasım 2013 – 30 Ocak 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Malatya Toplum Sağlığı Merkezi'ne bağlı 10 Aile Sağlığı Merkezinin hizmet verdiği bölgedeki 1-3 yaş arası çocuğu ve gebeliğinin son trimesterinde olan 220 kadın oluşturmuştur. Evrenin tümünün araştırmaya alınması hedeflendiği için herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamıştır. Araştırmaya 212 gebe kadın katılmış ve evrenin %95' ine ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan demografi özellikleri içeren tanıtıcı anket formu, prenatal kendini değerlendirme ölçeği, anne babalık becerilerinde özyeterlik ölçeği kullanılmıştır. Veriler; 25 Temmuz-1 Aralık 2014 tarihleri arasında haftanın 5 iş günü mesai saatleri içerisinde Aile Sağlığı Merkezlerine gelen gebe kadınlara, yüz yüze görüşme tekniğiyle araştırmacı tarafından sorular okunup cevapların kaydedilmesi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, Bağımsız gruplarda t testi, ANOVA ve Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada gebelerin prenatal uyum ve ebeveynlik öz yeterliklerinin orta düzeye yakın olduğu bulunmuştur. Prenatal kendini değerlendirme ile anne babalık becerilerinde öz yeterlik arasında pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca gebe kadınların prenatal uyum ve anne babalık becerilerinde öz yeterlik düzeylerinde yaş, evlilik süresi, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyal güvence durumu, gebeliği isteme durumu, çocuk sayısı, gebeliği hakkında bilgi alma durumunun, etkili olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda gebelerin ebeveynlik öz yeterlikleri artırılarak prenatal uyum geliştirilebilir. Anahtar kelimeler: Gebelik, Gebeliğe uyum, Prenatal kendini değerlendirme, öz-yeterlik.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin stres düzeyleri ve anne bebek temas engelleri ile anne bebek bağlanması arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Bebeği Yatan Annelerin Stres Düzeyleri ve Anne Bebek Temas Engelleri ile Anne Bebek Bağlanması Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi Amaç: Yoğun bakım ünitesinde annenin bebeğin bakımına dahil olması çocuğun bilişsel gelişimi ve psikolojik uyumu için önemlidir. Bu nedenle çalışmanın amacı, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin stres düzeyleri ve anne bebek temas engelleri ile anne bebek bağlanması arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte yürütülmüştür. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeden, verilerin toplandığı tarihler arasında bebeği yenidoğan yoğun bakımda yatan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 111 anneye ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında anneyi ve bebeği tanıtıcı bilgi formu, anne-baba stres ölçeği, anne-bebek temas engelleri ölçeği ve anne-bebek bağlanma ölçeği kullanılmıştır. Formlar annelerle yüz yüze görüşme esnasında anneler tarafından doldurulmuştur. Bulgular: Çalışmaya katılan annelerin yaş ortalaması 29,48±5,01 yıl'dır. Çalışmada annelerin en çok bebeklerinin görünümü ve davranışlarından dolayı stres yaşadıkları, annelerin anne-bebek temas engelleri ölçeğinden (50,84±11,87) yüksek puan aldıkları ve anne-bebek bağlanma ölçeğinden düşük puan (1,36±2,53) aldıkları belirlenmiştir. Çalışmada annelerin algıladıkları temas engelleri ile bağlanma düzeyleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır (p<0,01). Ayrıca annelerin algıladıkları temas engelleri arttıkça stres düzeyinin de arttığı belirlenmiştir. Sonuç: Annelerin bebekleri ile olan temasını arttırmak için kanguru bakımı ya da genel sağlık durumu uygun olan bebeklerde emzirmenin artırılması önerilmektedir. Annenin bebeği ile olan teması stres düzeyini azaltarak anne-bebek bağlanmasını arttıracaktır. Anahtar Kelimeler: Anne, Anne Bebek Bağlanması, Bebek, Stres, Temas Engelleri, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi
Meme kanseri tanısı almış kadınların eş şiddeti durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Amaç: Çalışmada bir şehir hastanesi cerrahi onkoloji servisinde yatan meme kanseri tanısı almış kadınların eş şiddeti durumları ve etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte araştırma deseni benimsenmiştir. Araştırma, bir şehir hastanesi cerrahi onkoloji servisinde Mart-Ağustos 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 213 kadın hastaya uygun olarak hazırlanmış formlar kullanılarak ve sözel ifadeleri yorumlanarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada veri toplama araçları olarak "Demografik Form" ve "Kadına Yönelik Eş Şiddet Ölçeği" kullanılmıştır. SPSS for Windows 22 paket programıyla veriler analiz edilmiştir. Araştırma etik izin ve hastalardan yazılı onam alınmıştır. Bulgular: Kadınların fiziksel şiddete uğrama durumları 41 kişi %19,3, duygusal/sözel şiddete uğrama durumları 213 kişi %100, ekonomik şiddete uğrama durumları 98 kişi %46, cinsel şiddete uğrama durumu ise 64 kişi %30,1 olarak saptanmıştır. Kadına Yönelik Eş Şiddet Ölçeğine göre katılımcıların eşlerinden gördükleri şiddetin puan ortalaması 74,45 olarak belirlenmiştir. Demografik yapılarına göre incelenen hastalarda yükseköğretim ve üzerinde eğitim alanların şiddet görme oranlarının, okuma yazma bilenlere, ilköğretim ve lise mezunlarına göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca lise mezunu olanların şiddet oranları da okuma yazma bilen ve ilköğretim mezunlarından düşüktür. Kentte yaşayan hastaların şiddet görme oranları ise kırsal kesim ve köyde yaşayan hastalara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Çalışmayan katılımcıların şiddet ölçek puanı ortalaması çalışan katılımcılara göre daha yüksektir. Hastalığı nedeniyle kemoterapi alan ve ameliyat olanların şiddet görme oranları yüksektir. Sonuç: Bu bulgular göz önüne alınarak meme kanseri tanısı almış kadın hastaların eşlerinden ya da yakın partnerlerinden gördükleri şiddetin boyutu oldukça fazla bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Kanser, Şiddet.
Hemşirelik girişimlerinin lise öğrencilerinin testis kanserine yönelik sağlık inançları ve erken tanı davranışlarına etkisi
Hemşirelik Girişimlerinin Lise Öğrencilerinin Testis Kanserine Yönelik Sağlık İnançları ve Erken Tanı Davranışlarına Etkisi Amaç: Bu çalışma lise öğrencilerinde hemşirelik girişimlerinin testis kanserine yönelik inançları ve kendi kendine testis muayenesi yapma üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel tipte olan çalışma Eylül 2022 – Eylül 2024 tarihleri arasında Erzurum merkez ilçelerinde karma eğitim veren iki lisede yürütülmüştür. Araştırma priori güç analizi yapılarak 64 öğrenci deney ve 64 öğrenci kontrol grubu olmak üzere toplam 128 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Veriler Sosyo-Demografik ve Kendi Kendine Testis Muayenesi ile ilgili Özellikler Bilgi Formu, Testis Kanseri Taramalarına Yönelik Champion' un Sağlık İnanç Modeli Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ki kare testi, iki eş ve iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce etik kurul izni ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nden, öğrenci ve velilerinden izin alınmıştır. Bulgular: Yapılan girişimler sonrası deney grubundaki lise öğrencilerinin testis kanseri erken tanısına yönelik algılanan duyarlılık ve ciddiyet bulgularında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Kendi kendine testis muayenesine yönelik yarar ve öz etkililik algılarında fark saptanmışken engel algısında fark saptanmamıştır. Deney ve kontrol gruplarının eğitim sonrası birinci ay izleminde kendi kendine testis muayenesi yapma durumları incelendiğinde, deney grubundaki bireylerin %32,8'i düzenli kendi kendine testis muayenesi yaparken bu oran kontrol grubunda %7,8'dir ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda lise öğrencilerinin testis kanseri erken tanı davranışlarının geliştirilmesi için sağlık inanç modelinin kullanıldığı girişimlerin planlanması ve sağlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.