
2,262
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Döviz kuru dış ticaret ilişkisi: Türkiye örneği
Türkiye'nin dış ticaret hacmi son yıllarda önemli gelişmeler kaydetmiştir. Ancak bu gelişme neticesinde ticaret açığı da önemli oranda artmıştır. Son yıllarda esnek kur rejimi ile birlikte Türk Lirası'nın değerlenmesi de ortaya çıkmıştır. Ülkenin ticaret hacmi beklenmedik biçimde hızla artmıştır. Bu durum, dış ticaretin döviz kurlarından etkilenip etkilenmediği sorusunu da gündeme getirmiştir. Para biriminin değerlenmesi yabancı malları daha ucuz hale getirerek ithalatı körüklerken, aynı zamanda daha çok ithal girdilere dayanan sektörlerin de ihracat potansiyelinin artmasını sağlamaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin dış ticaret açığının döviz kurlarındaki değişime duyarlılığı incelenmektedir. Araştırma sonuçları uzun devalüasyon dönemlerine karşın, dış ticaret açığının artma eğilimi gösterdiği görülmektedir. Buna göre döviz kuru politikasının olumlu bir dış ticaret dengesi kuramadığı söylenebilir. Dış ticaret hacimlerinin döviz kurlarındaki değişimlere cevap veremediği de görülmektedir. Türkiye'nin ithalatındaki hızlı artış iç piyasadaki talebin yüksek seyretmesi ile ilişkili olmasına karşın, ihracattaki artış dış pazar sayısındaki artış ve bu pazarlardaki ekonomik büyümelerle ilişkilidir.ANAHTAR SÖZCÜKLER: Döviz Kurları, Ekonomik Büyüme, Dış Ticaret, Cari Açık, Rejim
Gelir dağılımının tüketici davranışlarına etkisi
İktisat konuları içerisinde gelirin önemli bir yeri vardır. İktisadi davranışlara yön veren birçok faktör içinde gelir birçok iktisadi faktörü etkilemekte ve etkilenmektedir. Bu faktörlerden en önemlilerinden biri de tüketicilerin gelirleri ve harcama davranışlarıdır. Bu nedenle en çok araştırılan iktisat konularında biri haline gelmiştir. Bu çalışmalar tüketicilerin gelir ve harcama ilişkilerini iktisadi açıdan incelerken aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik açıdan da incelemektedir.Bu çalışma hanehalklarının gelir, tüketim eğilimlerini ve bunları etkileyen faktörleri belirlemeye yönelik bir çalışmadır. Bu sebeple gelir ve tüketim öncelikle teorik boyutlarıyla değerlendirilmiş gelir-tüketici davranışları, tüketim harcamaları arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Aydın/Merkez'de 200 bireye anket yapılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler çeşitli demografik faktörlere ve gelir-harcama davranışlarına göre istatistiksel olarak analize tabi tutulmuştur.Analizler sonucunda, hanehalklarının tüketim harcamalarını büyük oranda gelir dağılımından etkilendiği belirlenmiştir. Ayrıca bireylerin, tüketim harcamaları kararlarında ekonomik faktörler dışında sosyolojik ve psikolojik faktörlerin de etkili olduğu saptanmıştır. Bireylerin demografik özellikleri başta olmak üzere, eğitim düzeyleri, ikamet ettikleri yer, gelirleri, tüketim harcama eğilimleri çeşitli faktör değişkenleri, gelir-tüketim davranış ve harcamalarında etkili faktörlerdir. Bu faktörler hanehalklarının tüketim eğilimlerini önemli derecede etkilemekte ve farklılaştırmaktadır.ANAHTAR SÖZCÜKLERGelir Dağılımı, Tüketici Davranışı, Gelir, Harcama, Tüketim fonksiyonu, Hanehalkı
Yabancı doğrudan yatırımların makroekonomik ve verimlilik etkileri: Türkiye, Çin ve Hindistan örneği
Yabancı Doğrudan Yatırımların (YDY), ev sahibi ülkeye; bilgi, teknoloji ve sermaye getireceği, ülkede verimliliği arttıracağı, ekonomik büyümeyi hızlandıracağı, cari işlemler açığının kapatmasına katkı sağlayacağı, yatırımları ve istihdamı arttıracağı kabul edilmektedir.Bu çalışmada; YDY'nin ev sahibi ülkede verimliliğe olan katkıları ve makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri Türkiye, Çin ve Hindistan örnekleminde, karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu amaçla; YDY'nin verimlilik, ekonomik büyüme, cari işlemler açığı, yurtiçi yatırımlar ve istihdam üzerindeki etkileri, 1980-2011 dönemi yıllık verileri kullanılarak, yapısal kırılmaları göz önünde bulunduran zaman serisi analiz yöntemleriyle, ayrı ayrı incelenmiştir.Yapılan ampirik analizler sonucunda YDY'deki %1'lik artışın Türkiye'de; toplam faktör verimliliğini %0.10, ekonomik büyümeyi %0.49 ve yurtiçi yatırımları %0.12 oranında arttırdığı, cari açığı %2.79, istihdamı ise %0.01 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Çin'de; toplam faktör verimliliğini %0.35, ekonomik büyümeyi %0.74, cari işlemler fazlasını %1.50, yurtiçi yatırımları %0.08 ve istihdamı %0.042 oranında arttırdığı görülmüştür. Hindistan'da ise; toplam faktör verimliliğini %0.08, ekonomik büyümeyi %0.17 ve istihdamı %0.015 oranında arttırdığı, yurtiçi yatırımları %0.05, cari açığı da %0.21 oranında azalttığı sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye için alternatif mitigasyon politikası uygulamalarının ekonomik analizi: Genel denge analizi
Bu çalışmanın temel amacı; genel denge analizi yardımıyla, 2008 yılından Kyoto protokolü ile gündeme gelen küresel ısınmanın başlıca sebebi olan karbondioksit salımının kontrol altına alınabilmesi için uygulanan yöntemlerden olan emisyon ticaretinin Türkiye ekonomisi açısından ekonomik maliyetleri analiz etmek ve geleceğe yönelik uygulanması gereken ekonomi politikaları için önerilerde bulunmaktır. Türkiye'de yapılan çalışmalarda, mitigasyon (sera gazı azaltımı) politikalarının (karbon vergisi ve emisyon ticareti) ekonomiye çok ağır yük getireceği iddia edilmektedir. Çalışmada bu savlarının doğruluğu tartışılarak karar vericilere politika oluşturmada yol gösterilmesi amaçlanmaktadır. İktisat literatüründe, özellikle Türkiye'de konu ile ilgili çok az sayıda çalışma olduğu göz önüne alındığında bu çalışmanın önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir.Bu çerçevede çalışmada, karbon vergisi ve emisyon ticaretinin ekonomiye ve makroekonomik değişkenlere literatürde iddia edilenden daha az yük getireceği ve küresel ısınmayı azaltıcı yönde etkileyeceğini beklemekteyiz.
Türkiye'de seçilmiş makroekonomik değişkenler ile İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) arasındaki ilişki
Bu çalışmada, 1992:01-2012:06 dönemi aylık verilerle, Türkiye ekonomisi için seçilmiş makroekonomik değişkenler; İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Ulusal-100 Endeksi, Sanayi Üretimi Endeksi, Enflasyon, Faiz Oranı, Döviz Kuru, İhracat, Petrol Fiyatları ve Altın Fiyatlarıdır. Seçilmiş makroekonomik değişkenlerin hisse senedi fiyatlarına etkisi, ekonometrik olarak yapısal kırılmaları dikkate alan; Zivot-Andrews, Lee-Strazicich ve Carrion-i-Silvestre, birim kök testleri ve Gregory-Hansen ve Maki eşbütünleşme testleri ile araştırılmıştır. Katsayılar, dinamik en küçük kareler yöntemiyle belirlenmiştir. Son olarak, değişkenler arasındaki Granger nedensellik ilişkisi Toda-Yamamoto yaklaşımıyla araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen ampirik bulgular sırasıyla şu şekildedir: ilk olarak serilerin birim kök içerdiği ve eşbütünleşik oldukları görülmüştür. Hisse senedi fiyatları ile sanayi üretimi, enflasyon, döviz kuru ve petrol fiyatları arasındaki ilişkinin pozitif, faiz oranı, ihracat ve altın fiyatları ile arasındaki ilişkinin negatif olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca 2001 krizinin Türkiye ekonomisine etkisinin negatif ve anlamlı olduğu elde edilmiştir. Son olarak, hisse senedi fiyatlarının döviz kuru ve ihracat ile çift yönlü, hisse senedi fiyatlarından enflasyon ve petrol fiyatlarına doğru tek yönlü ve sanayi üretimi ile faiz oranından hisse senedi fiyatlarına doğru tek yönlü nedensellik olduğu görülmüştür. Etkin piyasa hipotezi hisse senedi fiyatlarının etkin bir piyasada tahmin edilemeyeceğini savunmaktadır. Arbitraj fiyatlama Modeli de hisse senedi fiyatlarının tahmin edilebilmesi için bu piyasayı etkileyen faktörleri araştırmaktadır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, Türkiye?deki yatırımcılar, çalışmadaki makroekonomik değişkenleri takip ederek hisse senedi fiyatları hakkında yeterince bilgi sahibi olabileceklerdir.
Demokrasi ve ekonomik gelişme ilişkisi
Bu tezin temel amacı demokrasi ve ekonomik büyüme/gelişme arasındaki ilişkinin belirginleştirilmesine katkı sağlayarak Türkiye?de ve Dünya?da demokrasi ekonomik gelişme etkileşimini analiz edip Türkiye?de son zamanlarda yaşanan Taksim gezi parkı eylemleri ile oluşan siyasi istikrarsızlığın ekonomi üzerine etkilerini araştırmaktır. Araştırmanın hipotezi ?demokrasi ile ekonomik gelişme arasında pozitif ilişki vardır? şeklinde olup, yöntem olarak literatür taraması, tarihsel analiz, Dünya ve Türkiye sayısal verileriyle tümevarım uygulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Ekonomik Büyüme/Gelişme, Türkiye ve Dünya'da Demokrasi – Ekonomik Gelişme Analizi
İhracat-büyüme ilişkisi: Yapısal kırılmalı bir analiz
İhracatın ülke ekonomisinde yurt içi mal üretimini arttırarak yerli firmaların gelişmesine, yeni istihdam alanlarının oluşmasına, ölçek ekonomisi ve dışsallıklardan faydalanmaya imkân sağlayarak, işgücü ve zamanın etkin kullanımına neden olacağı, ülkede verimliliği arttıracağı ve böylece ekonomik büyüme üzerinde olumlu etki yapacağı kabul edilmektedir. Bu çalışmada; Türkiye?de ihracatın ekonomik büyüme üzerindeki etkileri 1989:Q1-2013:Q1 dönemi için Toda-Yamamoto nedensellik analizi ve çoklu yapısal kırılmalı eşbütünleşme yöntemiyle analiz edilmiştir. Yapılan ampirik analizler sonucunda; ihracattaki %10?luk artışın milli geliri %2.7, sabit sermaye yatırımlarındaki %10?luk artışın milli geliri %1.4, işgücündeki %10?luk artışın milli geliri %2.9 ve dünya milli gelirindeki %10?luk artışın milli geliri %0.6 oranında arttırdığı, reel döviz kurundaki artışın milli gelir üzerindeki etkisinin ise oldukça küçük olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye'de küçük esnaf ve sanatkârın kredi kullanımı ve ödeme gücü: TESKOMB örneği
Esnaf ve sanatkârlar sınırlı finansal yapıları olan, küçük ölçekli, yerel işletmelerdir. Yetersiz sermayelerle kurulan bu işletmeler yaşadıkları finansal güçlükleri aşabilmek için kredi kullanmaktadırlar. Ancak, çoğu zaman bu kredileri yüksek maliyetler ve kısa vadelerde kullanmak zorunda kalırlar. Bu duruma bir de ödeme güçlüğü eklenince yaşadıkları finansal zorluklar aşılması güç bir hal alır. Bazen de söz konusu kredileri doğru yerlerde kullanamadıkları için ödeme güçlüğü içerisine düşerler. Günümüzde birçok ülke esnaf ve sanatkârları içinde bulundukları bu durumdan çıkarabilmek için destek programları geliştirmektedir. Türkiye'de de TESKOMB aracılığı ile kullandırılan Hazine destekli esnaf kredileri önemli desteklerden bir tanesidir. Düşük faiz, uzun vadelerde geri ödeme olanağı ve teminat kolaylığı sağlayan bu kredi Türkiye'de esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı olan her esnafa T. Halk Bankası A.Ş. aracılığı ile kullandırılmaktadır.Bu çalışma ile Türkiye'de uzun yıllardan beri uygulanan Hazine destekli esnaf kredilerinin esnaf ve sanatkârlar tarafından ne derece etkin kullanıldığını ve esnafın bu kredileri ödeme gücünün ne durumda olduğunu analiz etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın teorik kısımlarının oluşturulması için, literatür tarama tekniği ile esnaf ve sanatkâr kavramına ilişkin Türkçe ve İngilizce kaynaklar taranmıştır. Çalışmada tümdengelim yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmanın uygulama bölümüne ait veriler, Hazine destekli esnaf kredisi kullanan esnaf ve sanatkârlara anket yapılması sonucu elde edilmiştir. Anket bulgularına ve ekonometrik analizlerin sonuçlarına uygulama bölümünde yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER Esnaf ve Sanatkarlar, Küçük İşletmeler, Esnaf Kredileri, Kredi Ödeme Güçlüğü, Hazine Desteği, T. Halk Bankası A.Ş., TESKOMB, Anket, Alan Çalışması ve Lojistik Regresyon.
Sera gazı emisyonlarının makroekonomik değişkenlerle ilişkisi: OECD ülkeleri için panel veri analizi
Birleşmiş Milletlerin son yıllarda önem verdiği konular arasında yer alan ve ciddi bir tehdit oluşturan iklim değişikliği, insan faaliyetleri nedeniyle sera gazı emisyon miktarının artması ve doğal sera gazı konsantrasyonun değişmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler çevresel kirlenmenin önüne geçmek için birtakım politikalar ve araçlar geliştirmiştir. Bu politika ve araçlarla sera gazı emisyonlarının azaltılmasına çalışılmaktadır. Bu bağlamda; 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve 16 Şubat 2005'te imzalanan Kyoto Protokolü, küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin önüne geçmek için önüne geçmek için yapılan en önemli girişimlerdir. Bu çalışmada; sera gazı emisyonlarının makroekonomik değişkenlerle olan ilişkisi OECD ülkeleri için, 1971-2011 dönemi yıllık verileri kullanılarak panel veri analiziyle araştırılmıştır. Bu aşamada ilk olarak kullanılacak testlerin belirlenmesi için; ülkeler arasında yatay kesit bağımlılığı araştırması yapılması gerekmektedir. Yapılan yatay kesit bağımlılığı testi sonucunda; ülkeler arasında yatay kesit bağımlılığının olduğu görülmüştür. Bu durumu dikkate alan ikinci kuşak birim kök testlerinden CADF ve CIPS panel birim kök testleri kullanılmış ve serilerin düzey değerlerinde durağan olmadığı görülmüştür. Seriler arasında eşbütünleşme ilişkisinin varlığı; Westerlund Durbin Hausman (2008) Testi ile incelenmiş ve seriler arasında eşbütünleşme ilişkisinin var olduğu belirlenmiştir. Son aşamada ise uzun dönem eşbütünleşme katsayıları, Pesaran (2006b) tarafından geliştirilmiş olan CCE yöntemiyle tahmin edilmiştir.
Türkiye'de dışa açıklığın makro ekonomik etkileri
Literatürde dışa açıklığın makro ekonomik etkileri incelendiğinde, Türkiye'de dışa açıklık ile büyüme arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok çalışma olmasına rağmen dışa açıklık ile verimlilik, enflasyon, işsizlik, dış borç ve reel döviz kuru arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların sayısı yeterli değildir. Bu çalışmada, dışa açıklığın, emek verimliliği, enflasyon ve işsizlik oranı üzerindeki etkileri eş-bütünleşme yöntemiyle incelenmiştir. Bu kapsamda, ilk olarak dışa açıklığın ele alınan tüm değişkenler ile ilişkisine teorik olarak yer verilmiş, daha sonra çalışmanın amacına uygun olarak dışa açıklığın emek verimliliğini artıracağı, enflasyon ve işsizlik oranını düşüreceği hipotezi ekonometrik olarak test edilmiştir. Çalışma genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın konusuna yönelik tanımlara ve kavramsal çerçeveye yer verilmiştir. İkinci bölümde ilk olarak kısaca dünya dış ticaretinin gelişimi, ikinci olarak ise Türkiye'de dışa açıklığın tarihsel gelişimi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de dışa açıklığın, emek verimliliği, enflasyon ve işsizlik oranı üzerindeki etkisi ekonometrik olarak incelenmiş ve elde edilen bulgular teorik çerçeve kapsamında yorumlanmıştır.
Kapitalizmin tarihsel krizlerinin uluslararası para sistemleri üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma özellikle kapitalist üretim biçiminin günümüzdeki üretim süreçlerine egemenliği altında, dünya pazarının krizleri ile yine sistemin son derece önemli bir parçasını oluşturan uluslararası para sistemleri arasındaki ilişkilere odaklanmaktadır. Bu girift ve çoklu ilişkilerin tahlilinde öncelikle bu ilişkilerin en önemli parçalarından birini oluşturan para, olgusal ve kavramsal düzeyde tartışılarak, tarihselliği içerisinde yeniden açıklanmıştır. Bu yeniden açıklama özellikle iktisat literatürüne egemen olan teorilerden çok Marksist bir içeriğe sahiptir. Bunun nedeni "önemli olan paranın bir meta olduğunu söylemek değil; nasıl bir metaın para biçimine geldiğini açıklamaktır" sorunsalının bu düşünce bütünü tarafından dile getirilmiş olup yegâne cevabının da yine bu teori tarafından verilmesidir. Sonuç olarak değer kavramına dair açıklamaların ve böylece para tanımlamalarının, kapitalist üretim biçiminin bir bütün olarak analizinde, uluslararası para sistemlerini açıklamada ve anlamlandırmada kırılmalara yol açtığı sonucuna varılmıştır. Ele aldığımız konunun ilişkilerinin diğer tarafını oluşturan krizler, iktisadi olarak toplumun ve sermayenin yeniden üretiminin aksadığı durumlar olarak, temelde iki biçimde sınıflandırılmıştır: Çevrimsel ve Tarihsel krizler. Çevrimsel krizler, yeryüzünün belirli bir bölgesinde birkaç ülkenin ya da dünya pazarının etkilendiği kümülatif bir birime dayanan krizler olarak ortaya çıkmaktayken; çalışmanın ana eksenini oluşturan genel dünya bunalımları ya da tarihsel krizler mevcut iktisadi yeniden üretimin aksamasını ya da durmasını ifade etmektedir. Aynı zamanda bu krizler teknolojik bir devrimin sonucu ortaya çıkmaktadırlar. Egemen iktisadın kriz sınıflandırılmalarının dışında bir sınıflandırmayla krizler incelenmiştir. Bunun esas nedeni mevcut egemen iktisadi kuramların tarihsel ve mantıksal ve tümdengelimci ve tümevarımcı bir yöntemi kullanmıyor olmalarıdır. Bu bağlamda Tarihsel krizlerin ardından sistemin yeniden üretime devam edebilmesi ancak mevcut yapısında ve kurumlarında bir dizi değişikliğin meydana gelmesiyle mümkün olmaktadır. Dolayısıyla tarihsel bunalımlar, uluslararası para sistemlerinin değişiminin zamansal göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle 1980'den sonrasında yaşanan "neo-liberal küreselleşme ve finansallaşma" olarak adlandırılan kapitalist süreç, ekonomik yaşamda reel kuramlar neredeyse unutulmuş ve her şey finansal ilişkiler üzerinden açıklanmaya başlanmıştır. Değişim ilişkilerinin taşıyıcısı olarak para, teorik olarak da ekonomi kuramının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Uluslararası para sistemleri, özellikle ülkelerin dünya ekonomik sistemi ile ilişkilerini kurmada ve iç dengelerini sağlamalarında kilit bir değişken olmasıyla ayrıntılı bir incelemeyi hak etmektedir. Kapitalist üretim biçiminin krizleri ise gerek sistemin yeniden üretiminin sağlanabilmesi anlamında gerekse de diğer faktörlere etkisi açısından son derece önemli sonuçlara yol açan tarihsel değişkenler olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışmada, tarihsel olguların veri olarak ele alınmasıyla, günümüze değin kapitalist üretim biçiminin tarihsel krizlerinin ardından (1873-96, 1929-45, 1970-80) mevcut dünya sisteminin işleyişiyle birlikte uluslararası para sistemlerinde de değişikliklerin meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın temel aldığı tarih bilimi böylece tüm ışığında bugünü anlamanın olanaklarını yaratmaktadır. Çalışmanın kavramsal boyutta yürüttüğü tartışmalar ve sonucu birlikte ele alındığında elde edilen tarihsel tartışma, 2008 tarihsel krizinin ardından uluslararası parasal sistemde olası değişiklikleri beklemeyi makul hale getirmektedir. Ayrıca yeni kurulacak ya da daha doğru bir ifadeyle bir sonraki uluslararası para sisteminin niteliklerine dair tarihsel ve mantıksal çıkarımları çalışma mümkün kılmaktadır.
Türkiye'de ithalatın gelişimi ve ithalatın yapay sinir ağları yöntemi ile tahmin edilebilirliğine yönelik bir analiz
Bu çalışmada amaç; Türkiye'de ithalatın tarihsel süreç içerisinde gelişiminin incelenmesi ve Yapay Sinir Ağları yöntemi ile ithalatı tahmin edecek en iyi mimariyi belirlemektir. Bu bağlamda ithalat yapısal olarak analiz edilmiş, diğer makro ekonomik değişkenlerle ilişkisi irdelenmiş ve ithalatın Yapay Sinir Ağları yöntemi ile tahmin edilebilirliğine yönelik analiz yapılmıştır. Analiz için Türkiye'de Sosyal Bilimlerde henüz çok fazla yaygınlaşmayan Yapay Sinir Ağları Yöntemi kullanılmıştır. Türkiye'nin 1980-2007 dönemine ait üçer aylık veriler ile Harcama Yöntemi ile Gayri Safi Yurt İçi Hasıla ve TÜFE bazlı Reel Efektif Döviz Kuru, mal ve hizmet ihracatı ve Bankacılık Sektörü Kredi Hacmi değişkenleri açıklayıcı değişken olarak kullanılmıştır. Yapay Sinir Ağları Yöntemi ile farklı mimarilerde denemeler gerçekleştirilmiştir. Gerçekleşen veriler ile Yapay Sinir Ağının ürettiği tahmini veriler karşılaştırılmış ve en iyi performansa sahip mimari belirlenmiştir. Daha sonra 1980-2012 yıllarına ait veriler ile 2013-2014-2015 yıllarına ait ithalat verileri tahmin edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, ithalatın tahmininde Yapay Sinir Ağları Yönteminin açıklayıcılığının yüksek, tahmin sonuçlarının tutarlı ve isabetliliğinin yüksek, iyi bir öngörü performansına sahip modelleme tekniği olduğunu göstermiştir.
Kredi derecelendirme kuruluşları derecelendirme süreçleri ve Türkiye
Son yıllarda dünya ekonomisinde küreselleşmenin etkisiyle ülkeler ve firmalar birbirine hızla entegre olmaya başlamıştır. Bu durum, yatırımcıların daha fazla kar elde etmek amacıyla sermayelerini bu amaca daha kolay ulaşabilecekleri piyasalara taşıma isteğini de beraberinde getirmiştir. Sermaye hareketliliğinde firma için önemli olan gireceği ülkenin risklerine hâkim olması, sermayeyi kabul eden ülke için önemli olan ise firmanın güvenilirliğidir. Bahsedilen bu problemin ortadan kalkması için bütün tarafların birbirlerinin mali durumlarına hâkim olması gerekmektedir. Bu gereklilik taraflar açısından maliyetli olduğundan devreye kredi derecelendirme kuruluşları girmektedir. Her ne kadar kredi derecelendirme kuruluşları verdikleri notların bir tavsiye değil görüş belirttiğini bildirseler de 1900'lü yıllardan itibaren ekonomik hayatın içerisinde olan bu kuruluşların verdikleri notlar dikkatle takip edilmektedir. Bu bağlamda bu çalışma, kredi derecelendirme kavramı ile ilgili genel bilgileri ve kredi notunun etki alanlarını açıkladıktan sonra, derecelendirme kuruluşlarının not verme kriterlerini Türkiye için incelemiş, söz konusu kriterlerde meydana gelen değişmenin kredi notu ile paralel olup olmadığını gözlemlemeye çalışmıştır. ANAHTAR KELĠMELER: Kredi Derecelendirme Kuruluşları, Kredi Notu, Yatırım, Türkiye
Türkiye'de genç işsizliği sorunu ve işsizlikle mücadelede uygulanan ekonomi politikalarının analizi
İşsizlik, tüm dünya ülkelerinin benzer sıkıntıları yaşadığı küresel bir sorundur. Ülkelerin bu sorun ile başa çıkabilmelerindeki mihenk taşı, genç işsizliğine verdikleri önem ve bu sorunun çözülmesi sürecinde uygulayacakları yöntemlerin yeterliliği olacaktır. Küresel krizlerin de etkisiyle, Türkiye'de de genç işsizliği oranlarında kademeli bir yükseliş süreci yaşanmıştır. Küçümsenemeyecek oranlara ulaşan, ekonomik, toplumsal ve siyasi boyutları içine alan genç işsizliği sorunu bürokratlardan, ekonomistlere kadar herkesi, bu konuya eğilmeye mecbur kılmıştır. Bu çalışmanın amacı, nesilleri etkileyen bir sarmala dönüşen işsizlik olgusunun en önemli öğesi olan genç işsizliğine dikkati çekmek, işsizlik nedenlerinin, boyutlarının tespiti yolu ile bu sorunu çözmeye yönelik öneriler sunabilmektir. Çalışmada, Türkiye'de genç işsizliği sorununun yansımaları, şu ana kadar gelinen süreçte yapılanlar tüm ayrıntılarıyla irdelenmiştir. Dünyada ve Türkiye'de genç işsizliği sorunu incelenmiştir. Buna ek olarak, Türkiye'de nedenleri, boyutları ve sonuçlarıyla genç işsizliği derinlemesine analiz edilmiş, uygulamaya konulan istihdam ve ekonomi politikaları tarihsel süreçle verilmiştir. Ülkenin geleceğini etkileyen bu kararların sonuçları göz önüne alınarak çözüm yolları önerilmeye çalışılmıştır. Çalışma tümdengelim yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Veriler çalışmanın alt yapısının oluşturulması ve desteklenmesi için bir araya getirilerek sınıflandırılmış ve tablolarla desteklenmiştir. Yadsınamayacak kadar önemli bir gerçeklik olan genç işsizliği sorununu önlemeye yönelik olarak gençleri işgücü piyasasının ihtiyaçlarıyla buluşturacak önlemlerin ivedilikle gerçekleştirilmesinin Avrupa Birliği'ne girmeyi amaçlayan Türkiye açısından önemli bir avantaj olduğu öngörülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Genç İşsizliği, İşsizlik, İstihdam, Ulusal Ekonomi Politikaları, Aktif İstihdam Politikaları
Türkiye' de katılım bankacılığı sektördeki yeri ve önemi
Dünyada büyük bir gelişim sürecine giren faizsiz bankacılık; 1970'li yıllarda pratiğe aktarılmış olup; ilk olarak 1976 yılında Mısır' da uygulama alanı bulmuştur. 'Faizsiz Bankacılık' adı altında yaygınlaşan katılım bankaları, başlangıçta müslüman ülkelerde faaliyet gösterirken, bugün farklı ihtiyaçların karşılanması noktasında tüm dünyada önem arz eden bir işlevsellik kazanmıştır. Faizsiz bankacılık sistemi ekonomik hayatımıza yaklaşık 30 yıl önce 1983 yılında çıkarılan yasa ile giriş yapmıştır. Çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname ile ilk faizsiz banka "Özel Finans Kurumu" adıyla kurulmuş olup, sonrasında 5411 sayılı bankacılık kanununda yapılan değişikle bu kurumların adı "Katılım Bankaları" olarak değiştirilerek günümüze kadar bu şekliyle, gelişerek gelmiştir. Ülkemizde katılım bankaları özellikle 2001 yılından sonra büyük bir ivme kazanmış olup, ticari bankalar ile rekabet edebilir hale gelmiştir. Bunda katılım bankalarının, Bankalar Kanununa tabi ve ticari bankalar ile mevzuat bakımından eşit haklara sahip olmasının büyük etkisi vardır. İşbu çalışmada Türk bankacılık sistemi içerisinde katılım bankacılığının yeri, sistemde yer alan diğer bankalarla olan ilişkisi değişik açılardan ele alınarak; tüm dünyadaki finansal entegrasyon ve tasarrufların değerlendirilmesi ihtiyacı sonucu gelişme gösteren katılım bankacılığına ışık tutulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Katılım Bankaları, Faizsiz Bankacılık.
Türkiye'de ekonomik krizlerin eksen kayması bağlamında dış ticarete etkileri: 2000 sonrası için Türkiye örneği
Son yıllarda dünya ekonomisinin küreselleşmesiyle birlikte ülkeler arası sınırlar kalkmış bu durumun sonucunda ithalat ve ihracat rakamları artış göstermiştir. Zaman içinde ülkelerde çıkan ekonomik krizler, savaşalar ve diğer etkenler göz önünde bulundurulduğunda ülkeler arası dış ticaret bu dönemlerde farklılık göstermekle birlikte bu durum dünya ithalat ve ihracat rakamlarına yansımıştır. 1923 yılında kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti savaşın etkilerini üzerinden atmak için dış ticarete önem vermiş ve bu durumun sonucunda zaman zaman yeni dış ticaret politikaları belirlemeye çalışmıştır. Küreselleşen bir dünyada dünya ekonomileriyle yapılan dış ticaret anlaşmalarıyla birlikte Türkiye'nin de bu anlaşmalara taraf olması ve bu koşullara uyması gerekmektedir. Özellikle 1980 yılından itibaren serbest ekonomi politikalarına geçen Türkiye bu dönemden sonra daha fazla küresel bazda söz sahibi olmaya başlamış ve dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olmuştur. Dönemler itibariyle Türkiye'nin ithalat ve ihracat verileri dünyadaki bölgeler bazında değişiklik göstermiştir.Bu bağlamda yapmış olduğumuz bu çalışmanın amacı küreselleşen dünyada 2000 yılından sonra Türkiye'nin dünya ekonomisinde ne kadar söz sahibi olduğu ve bu dönemden itibaren Türkiye'nin dış ticaretinde eksen kayması sorunu olup olmadığı gözlemlenmeye çalışılmıştır. Bu sorun gözlemlenirken ampirik bulgular kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dış ticaret politikaları, Dış ticaret teorileri, Eksen kayması sorunu, Türkiye
Türkiye'de döviz kuru ve dış ticaret ilişkisi: 1992 - 2013 Dönemi eşbütünleşme analizi
Neredeyse tüm dünya ülke ekonomilerinin birbirlerine bağımlı hale geldiği günümüzde dış ticarete ilişkin akademik çalışmalar hızla devam etmektedir. Dolayısıyla dış ticaret teorileri ve politikaları da değişmeye ve gelişmeye devam etmektedir. Dış ticaretin öneminin hızla artmasıyla birlikte değerlendirilmesinde kullanılan kavramlar ve yöntemler de farklı hale gelmiştir. Bu sebeple ihracat ve ithalatın birimce ifade edilmesi ya da gelir cinsinden bilinmesi yetersiz kalmaktadır. Çalışmada Türkiye ekonomisinin dış ticaretinin incelenmesi amaçlanırken bu yetersizlik göz önüne alınmıştır. Bu bağlamda çalışmada ihracatın ithalatı karşılama oranı kavramı kullanılmıştır. Bu kavram, dış ticaret dengesi, ithalat ve ihracat kavramlarının hepsiyle ilgili bilgiyi barındırması nedeniyle önemlidir. Dış ticaretin kavramsal açıklamaları, dış ticaret verilerinin incelenmesi ve ampirik analizi bu çalışmanın bölümlerini oluşturmaktadır. Araştırmada 1992-2013 dönemi verileriyle, döviz kuru ve ihracatın ithalatı karşılama oranı değişkenleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Bu ilişki Johansen eşbütünleşme yöntemi ile test edilmiştir. Değişkenlerin durağanlıkları Augmented Dickey Fuller ve Phillips Perron yöntemleriyle analiz edilmiştir. Ekonometrik süreçlere uygun olarak yapılan eşbütünleşme testi sonucunda belirtilen değişkenler arasında bir eşbütünleşme ilişkisinin olduğu öngörülmüştür.
Tarım ürünlerini destekleme politikaları: Türkiye ve AB karşılaştırması
Tarım öncelikli ihtiyaçlarımızın üretimini sağlaması sebebiyle bütün ülkeler için hayati bir sektördür. Bu sebeple tarım politikaları ve tarıma yapılan destekler her dönem gündemi meşgul etmektedir. Avrupa Birliği (AB), üye ülkelerin tarım politikalarını tek çatı altında toplayarak uygulamada standardizasyon sağlamayı hedeflemiştir. Bu çerçevede oluşturulan ortak tarım politikaları ile sadece üretim miktarını belirlemek için değil, tarımda sürdürülebilirliği sağlamak ve her alanda dengeli bir büyüme gerçekleştirebilmek için destekleme politikaları geliştirilmektedir. Türkiye'de kimi zaman üretimi arttırmak, kimi zaman da üretim fazlasını azaltmak ve üretimi dengelemek amacıyla çeşitli tarımsal destekleme politikaları uygulanmıştır. Ancak bu politikalar, öncelikle Türk tarımının önemli yapısal sorunlarına çözüm getirilmeden uygulandığı için, hedeflerine tam olarak ulaşamamıştır. Bu çalışmanın amacı, AB ve Türkiye'de uygulanan tarım ürünleri destekleme politikalarını, istatistiki verileri baz alarak irdelemektir. Çalışmanın ana materyali ikincil verilerden oluşmuştur. Ayrıca, AB resmi kurumlarının ve ülkemiz resmi kurumlarının yayınladığı süreli ve süresiz yayınlardan da faydalanılmıştır. Bu çalışmanın konusu gereği, AB'nin resmi birlik mevzuatı ile tarım veri ve mevzuatları taranmış, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nden bilgi istenmiş ve konuyla ilgili web sitelerinden yararlanılmıştır. Başta Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olmak üzere ülkemizdeki tarımla ilgili kuruluşların yayın ve dokümanları imkanlar dahilinde temin edilmiştir. Daha sonra, ikincil veriler olan bu konuda yapılmış daha önceki çalışmalardan faydalanılmıştır. Veriler ve ilgili tablolar güncel olanlardan seçilmiştir. Bazı özel durumlarda ise daha eski verilere de başvurulmuştur.
Cari açık üzerinde ekonomik büyümenin etkisi: Türkiye uygulaması
Cari açık ve büyüme arasındaki ilişki iktisat literatüründe sıkça tartışılan konulardan biridir. Cari açık ve büyüme arasındaki ilişki hakkında henüz bir fikir birliğine varılamamıştır. Bazı ekonomisteler cari açık ve büyüme arasında güçlü bir ilişki olduğunu iddia ederken bazı ekonomistler ise cari açık ve büyüme arasında zayıf bir ilişki olduğunu ya da herhangi bir ilişki olmadığını savunmuşlardır. Bu çalışmada büyümenin cari açık üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla, 1998-2013 üç aylık GSYH ve cari açık verileri kullanılarak Granger nedensellik ve EKK testi yapılmıştır. Sonuç olarak, büyüme ve cari açık çift yönlü nedensellik tespit edilmiştir. GSYH'daki artışların cari açığı pozitif yönlü değişmelere neden olduğu saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Cari Açık, Büyüme, GSYH, Granger Nedensellik Analizi, EKK
Geçiş ekonomilerinde yoksulluk sorunu
Merkezi planlamanın terk edilmesi süreci, rekabetin, yabancı sermaye ve özelleştirmeye dayalı bir ekonomik sistemin varlığını doğurmaktadır. Merkezi ekonomik yapı, devletin ekonomik ve sosyal alanda en temel ve en belirleyici güç olduğu; serbest piyasaya geçiş ise devletin bu gücünün azaltılması hatta yok edilmesi anlamına gelmektedir. İşte bu noktada çalışmanın ilk bölümünü oluşturan geçiş ekonomileri kavramı karşımıza çıkmaktadır. Geçiş ekonomileri kavramı yaklaşık otuz yıldır literatürde yer almaktadır ve ilgili ülkelerin ekonomik ve siyasi açıdan değişimlerini kapsamaktadır. Geçiş temel olarak, kural ve kurumların değişmesi sürecidir. Önceden sosyalist sistemle yönetilen ülkeler, piyasa ekonomisine geçiş sürecini yaşarken ekonomik ve siyasi kurallarını ve yapılarını değiştirmektedir. Ayrıca, bu süreci yaşayan ülkelerde sosyal ve ekonomik değişikliklere ulaşılmak istenmiştir. Aradaki ilişkinin anlamlandırılması için, geçmişte ve günümüzde, sosyal ve ekonomik sorunların başında gelen yoksulluk ile ilgili kapsamlı bilgiye yer verilmiştir. "İnsani Gelişme ve Yoksulluk Endeksi" de değişimi görmek ve kıyas yapabilmek için en büyük yol göstericilerden biri olmuştur. Ekonomik büyüme, sağlık ve eğitim gibi sosyal unsurlar, demografik unsurlar ile insani gelişme arasındaki ilişkinin önemli olduğuna dikkat çekilmiştir. Anahtar sözcükler: Serbest Piyasa Ekonomisi, Geçiş Ülkesi, Yoksulluk, İnsani Gelişme
İşgücü Piyasalarında Artan Güvensizliğin Bireysel Emeklilik Sistemi Üzerine Etkileri
Kamu emeklilik sisteminin tamamlayıcısı olarak önemi her geçen gün artmaktan bireysel emeklilik sistemi, Türkiye'de 2001 yılından itibaren uygulanmaya başlanmıştır. 2013 yılı sonu itibariyle 4,2 milyon katılımcı sayısına ulaşmıştır. Bu tezin amacı bireylerin işgücü pazarlarına karşı olan güvenleri ile bireysel emeklilik sistemine olan katılımları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Bu amaçla bireysel emeklilik sistemine dahil olan katılımcı sayısı ile CNBCE güven endeksi, döviz kuru ve BIST 100 endeksi verileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma sürecinde 2004-2013 yılları arasındaki üç aylık veriler kullanılmıştır. Birinci bölümde genel olarak sigortanın tanımı, tarihi ve gelişimi, sosyal güvenlik sistemi ve Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi ele alınmıştır. İkinci bölümde bireysel emeklilik sisteminin tanımı yapılmış ve sektörün mevcut durumu ele alınmıştır. Son bölümde ise tüketici güven endeksi ve bireysel emeklilik katılımcı sayısı arasındaki ilişki analiz edilmiştir. CNBCE güven endeksi ile bireysel emeklilik sistemine dahil olan katılımcı sayısı arasında anlamlı bir ilişki otaya koyulmuştur. ANAHTAR KELİME: Sigortacılık Sistemi, Bireysel Emeklilik Sistemi, Katılımcı Sayısı, Tüketici Güven Endeksi, BIST 100 Endeksi
Davranışsal iktisat perspektifinden enerji ve çevre sorunlarının değerlendirilmesi
İktisadın temel sorunu olan karar verme sürecinin açıklanması için çeşitli teoriler geliştirilir. Teorilere konu olan rasyonel insanın davranışlarının katı varsayımlarla sınırlanması temel sorun olan karar verme sürecinin gerçekçi olarak ortaya konulamaması anlamına gelmektedir. Neoklasik iktisadın varsayımlarının insani yapının bilişsel ve algısal bileşenleri dikkate alınarak rahatlatılması bu sürecin gerçekçiliğini artırarak açıklama gücünü yükseltecektir. Enerji ve çevre açısından asimetrik bilgi ve çevresel problemler standart iktisadi analizde piyasa başarısızlığı olarak ele alınmaktadır. Ancak bu analizlerde çözüme yönelik önerilen parasal faktörler yanında insani davranışlara yön veren, parasal olmayan faktörlerin de dikkate alınması enerji tasarrufu ve enerji verimliliği sağlanması ve politik çıkarımların etkin ve etkili olması açısından önemlidir. Enerji ve çevre sorunları konusunda etkin ve etkili politika önerilerinde bulunulması hanehalklarının bilişsel eğilimleri ve algılarının dikkate alınması ile mümkündür. Bu çalışmada enerji ve çevre sorunları ortaya konulup yenilenebilir enerjiye geçişin önemi vurgulanarak bu sorunların çözümü için davranışsal iktisat literatüründe yer alan politik çıkarımlar araştırılacaktır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Davranışsal İktisat, Enerji, Çevre, Politika Önerileri
Reel efektif döviz kurunun tekstil ve hazır giyim sektörü üzerine etkisi: Türkiye örneği
Son yıllarda yaşanan dünya ekonomisindeki gelişmeler ve ülkelerin küresel anlamda birbirleriyle kurduğu ekonomik ilişkiler, ülke sınırlarının öneminin azalmasına ve oluşturulan ekonomik ve işbirlikleriyle, birbirlerine daha bağımlı hale gelmişlerdir. Ekonomik anlamda birbirlerine bağlılık ve ticari ilişkiler ülkelerin gelecekleri adına önemli rol üstlenmiştir. Bu bağlamda ülkeler bazı sanayi alanlarında uzmanlaşmaya çalışmış ve avantaj sağlamak istemişlerdir. Hazır giyim ve tekstil sanayide gelişmekte olan ülkelerin en temel sanayi sektörleri arasına girmiştir. Pozitif anlamda ekonomik güç sağlamak ve ileri teknolojik sanayi dallarına geçiş yapabilmek için sektörü ilk basamak olarak görmektedirler. Ülkemiz açısından değerlendirildiğinde, Avrupa pazarına olan yakınlığı, hammadde teminini kolay sağlanması, ucuz ve nitelikli iş gücü sayesinde Türkiye ekonomisinde de önemli bir yer tutmaktadır. Yaşanılan ekonomik ve siyasi krizlere bağlı olarak artış ve azalışlar göstermiştir. Uluslararası yapılan anlaşmalarla düzenlemeler getirilmiş ve sadece gelişmekte olan ülkeler değil aynı anda gelişmiş ülkelerde moda ve marka ürünler oluşturarak piyasada etkinliklerini devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Yapmış olduğumuz çalışma bu anlamda Türkiye ekonomisinde tekstil ve hazır giyim sanayinin geçmişteki ve yaşanılan dönemdeki durumu gösterilmeye çalışılmıştır. Dünya ülkeleri açısından değerlendirildiğinde, sektörün dünya ekonomisindeki yeri gösterilmeye çalışılmış; döviz piyasalarında yaşanan hareketlenmelere sektörün gösterdiği reaksiyon izlenmeye çalışılmıştır. Gelişmeler izlenirken ampirik veriler kullanılmıştır.
Kayıt dışı ekonomiyle mücadele ve Türkiye örneği
Bu çalışmada genel olarak kayıt dışı ekonominin literatürde bulunan tanımlarına, kayıt dışı ekonominin kapsamına ve genel özelliklerine değinilmiştir. Ekonomik olarak nedenleri ve sonuçları bakımından çok karmaşık bir yapı olarak ortaya çıkan kayıt dışı ekonomi, daha çok iktisadi faktörler dışında sosyal, psikolojik, siyasi ve ahlaki boyutlarıyla incelenmesi gereken bir olgudur. Bu olgu ortaya çıkış nedenlerine göre çeşitli isimler verilmiştir. Bazen karsımıza kara ekonomi, nakit ekonomisi, gizli ekonomi, saklı ekonomi, yasadışı ekonomi, informel ekonomi, yer altı ekonomisi, gözlemlenemeyen ekonomi gibi kavramlarla çıksa da genel olarak kayıt dışı ekonomi olarak adlandırmak mümkündür. Doğası gereği, kayıt dışı ekonominin gerçek boyutunu tahmin etmek mümkün değildir. Ancak Dünya'da ve Türkiye'de kayıt dışı ekonomiyi ölçmeye ilişkin yapılmış birçok çalışma bulunmaktadır. Türkiye'de kayıt dışılığın yaklaşık olarak ekonominin üçte biri büyüklüğünde olduğu tahmin edilmektedir. Bu oran özellikle gelişmiş ekonomiler ile karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Türkiye'de bu zamana kadar kayıt dışı ekonomi ile mücadelede çeşitli somut adımlar atılmıştır. Ancak bunların etkisi sınırlı olmuştur. Bu hususta başarı sağlamak için gelişmiş ekonomilerdeki uygulamalara benzer daha köklü çalışmaların yapılması gerekmektedir. Sonuçta kayıt dışı faaliyetleri önlemenin yolu, sağlıklı bir altyapı hazırlamak ve bunu hukuki açıdan bağlayıcı kılmakla mümkün olacaktır. Ülkemizde büyüme ve kalkınma açısından çok önemli bir yer tutan vergiler sağlıklı toplanmalı ve her vatandasın bu sorumluluk bilincine sahip olması gerekmektedir. Bu kapsamda çalışmanın amacı, gelişmiş ülkelerde ve ülkemizde kayıt dışı ekonomiyle mücadele çalışmaları kapsamında uygulanan politika ve faaliyetleri genel bir çerçeve içinde sunmak ve çeşitli çözüm önerileri getirmektir. ANAHTAR KELİMELER: Kayıt Dışı Ekonomi, Türkiye, Çözüm Önerileri
Ekonomik entegrasyon ve büyüme: Türkiye ve seçilmiş bazı ülke grupları açısından çekim modeli analizi
Bu çalışmada, ekonomik entegrasyonların büyüme ve dış ticaret üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu doğrultuda, ekonomik entegrasyon kavramı açıklanmış, ekonomik entegrasyonların oluşma sebepleri ve etkilerinin neler olduğu ve aşamalarından bahsedilmiş, bölgesel ekonomik entegrasyon örnekleri verilmiştir. Entegrasyonların üye ülkeler arası ticaret analizleri yapılmış, küreselleşmenin ve entegrasyonların büyümeye ve dış ticarete etkilerinden bahsedilmiş ülkeler arası analizlere yer verilmiş, büyümenin desteklenmesi için yürütülen araç ve politikalardan bahsedilmiştir.Çalışmanın amacı doğrultusunda, Türkiye ve seçilmiş bazı gelişmiş ülkeler ve Ortadoğu ülkeleri arasındaki ticaret En Küçük Kareler Yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir.
Yurtiçi kredi hacmindeki değişimlerin makroekonomik büyüklüklere etkisi: Türkiye örneği
Bankacılık sektörü tarafından firmalara ve hane halkına sağlanan yurtiçi krediler, parasal aktarım mekanizmaları arasında oldukça önemli bir yere sahip olup yatırımların finansmanında ve iç talebin canlandırılmasında hayati bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada; Türkiye'de yurtiçi kredi hacmindeki değişimlerin cari açık, ekonomik büyüme, enflasyon ve işsizlik üzerindeki etkileri, 2000-2014 dönemi çeyrek verileri ile ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Serilerin durağanlığı ADF, PP ve KPSS yöntemleriyle incelenmiş ve serilerin I(1) oldukları görülmüştür. Seriler arasındaki nedensellik ilişkileri Granger (1969) yöntemi ile incelenmiş ve ekonomik büyüme, işsizlik ve enflasyondan kredi hacmine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilirken, kredi hacmi ile cari açık arasında ise herhangi bir nedensellik ilişkisi olmadığı görülmüştür. Seriler arasındaki eşbütünleşme ilişkilerinin varlığı Engle-Granger (1987) ve Johansen (1988) yöntemleriyle araştırılmış ve seriler arasında eşbütünleşme ilişkisinin var olduğu görülmüştür. Seriler arasındaki uzun dönem analizleri DOLS yöntemiyle gerçekleştirilmiş ve kredi hacmindeki %1'lik artışın; cari işlemler açığını %0.06 oranında, ekonomik büyümeyi %0.75 oranında, enflasyonu %0.32 oranında arttırdığı, işsizlik oranını ise %5.4 azalttığı bulunmuştur. Kısa dönem analizi de DOLS ile gerçekleştirilmiş ve bütün modellerinin hata düzeltme mekanizmalarının çalıştığı belirlenmiştir
Finansal serbestleşmenin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri
Bu çalışmanın amacı, 1980 yılından itibaren Türkiye'de uygulanmaya başlayan finansal serbestleşme politikalarının, Türkiye ekonomisinde meydana getirdiği değişiklikleri incelemektir. 1980 yılında başlayan ve etkilerini 1989 yılından itibaren daha çok gösteren finansal serbestleşme, iki hakim görüş tarafından değişik şekillerde yorumlanmış ve literatüre girmiştir. Bretton Woods sisteminin çökmesinden sonra uzun sürmeyen bir refah döneminin ardından ekonomik kriz sürecine girilmiştir. Girilen ekonomik kriz sürecinden çıkmak için ortaya atılan çözüm reçeteleri, iki uç politikayı içermiştir. Bu politikalardan biri, kriz sürecinin atlatılmasında ancak devletin aktif bir rol almasıyla mümkün olacağını vurgulamıştır. Diğer politika ise kriz sürecinin atlatılabilmesinde, serbest politikaların uygulanmasının faydalı olacağını savunmuştur. Geçerli olan görüş ikinci politika olan serbestleşme politikası olmuş ve atılan adımlar bu yönde gelişme göstermiştir. Genel olarak üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde serbestleşme tanım ve türleri verilerek, finansal serbestleşme teorilerinden bahsedilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde finansal serbestleşmenin Türkiye ekonomisine girmesi ile birlikte oluşan geçiş süreci anlatılmıştır. Ayrıca yine ikinci bölümde finansal serbestleşmenin Türkiye'deki sektörel yapıyı, ekonomik krizleri ve makro değişkenler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise finansal serbestleşme sonrası, büyüme oranı ve sermaye girişi arasındaki ilişki ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Ekonometrik testlerden elde edilen bulgular teorik ve literatür çerçevesinde yorumlanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Finansal Serbestleşme, Büyüme, Sermaye Girişi, McKinnon-Shaw hipotezi.
Eğitimde başarıyı etkileyen mikro ekonomik faktörler: YGS Nazilli örneği
Bu araştırmada eğitim başarısını etkileyen mikro ekonomik faktörler incelenmiştir. Araştırmadaki veri seti, anket yapılarak toplanan bilgilerden oluşturulmuştur. Bu kapsamda Nazilli ilçe merkezindeki 1227 tane 12. sınıf öğrencisine anket formu uygulanmıştır. Çalışmamızda nicel değişkenler, nicel olmayan değişkenler ve yatay kesit kullanılmıştır. Bağımsız değişkenlerin fazla olması nedeniyle çoklu regresyon analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre, anne-babanın geliri ve eğitim düzeyinin artması, öğrencinin dershaneye gitmesi ve günlük ders çalışma süresinin artması, eğitim başarısını arttırmaktadır. Buna karşın bilgisayar, internet ve sosyal ağların kullanım sürelerinin artmasının, eğitim başarısını düşürdüğü tespit edilmiştir. Bu nedenle bilişim teknolojisi araçlarının doğru kullanılmasını sağlayarak, bu araçlardan alınacak verimin ve eğitim başarısının arttırılması bir öneri olarak sunulmuştur.
Türkiye'de ekonomik kalkınma ve beşeri sermaye
Bu çalıĢmada Türkiye‟de kalkınmanın ve beĢeri sermayenin durumu incelenmiĢtir. ÇalıĢmanın temel amacı, Türkiye‟de kalkınmanın tam anlamıyla gerçekleĢebilmesi için sermaye olarak sadece fiziki sermayenin yeterli olmadığını aynı zamanda beĢeri sermayenin de gerekli olduğunu ifade etmektir. Ġlk bölümde ekonomik kalkınma kavramı ele alınmıĢ olup bu kavramın tarihsel süreci, etkileri anlatılmaktadır. Bu kavram çerçevesinde kalkınma planlarına da tarihi sırayla yer verilmiĢtir. Ġkinci bölümde beĢeri sermaye kavramı ele alınmıĢ olup bu kavramın önemi, etkileri ve göstergeleri üzerinde durulmuĢtur. Ayrıca bu bölümde beĢeri sermaye formu olarak Türkiye‟deki sağlık-eğitim-nüfus gibi kavramların önemi vurgulanmakta ve bu kavramlara iliĢkin sayısal veriler verilmektedir. Son bölümde ise kalkınma ve beĢeri sermaye kavramları insani geliĢmiĢlik endeksine göre karĢılıklı olarak ele alınmıĢtır. AraĢtırma sonunda ise, beĢeri sermayeye verilen önem arttığında ekonomik kalkınmanın daha iyi ve niteliksel Ģekilde gerçekleĢtiği söylenebilmektedir. ANAHTAR KELĠMELER: Ekonomik Kalkınma, BeĢeri Sermaye, Ġnsani GeliĢmiĢlik Endeksi
Türkiye'de bankacılık sektörünün finansal piyasalar içindeki önemi ve büyümeye etkisi
Finansal piyasaların büyüme ve gelişmesi ekonomik büyüme içerisinde değerlendirilmektedirler. Türkiye de finansal piyasaların gelişimi 1980 yılından sonra artan küreselleşme faaliyetleriyle birlikte gelişmeye başlamıştır. Bu gelişim 1990 ve 2000 'li yıllardan sonra artış göstermiştir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde finansal piyasaların büyük bir bölümünü bankacılık sektörünün oluşturdu ğu görülmektedir. Bu tezin amacı Türkiye de finansal piyasalarda ve bankacılık sistemindeki büyüme ile ekonomik büyüme arasında bir ilişki olup olmadı ğnı araştırmaktır. Bu amaçla Türkiye' nin M2 para arzı verileri ve GSYH verileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma sürecinde 1961-2014 y1lları arasındaki yıllık veriler kullanılmıştır. Birinci bölümde finansal piyasaların tanımı, tarihi, türleri, işleyişi ve gelişimi ve finansal krizler ele alınmıştır. İkinci bölümde finansal piyasaların içerisinde bankacılık sektörü tanımı, tarihi, gelişimi, ilkeleri, bankacılık krizleri ve Türkiye'de finansal piyasalar içerisinde bankacılık sektörünün yeri incelenmiştir. Üçüncü bölümde finansal piyasa ve bankacılık sektörünün gelişmişlik verileri ile ekonomik büyüme verileri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda finansal piyasalardaki gelişme ve büyümenin ekonomik büyüme üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELĠME: Finansal Piyasalar, Bankacılık Sektörü, M2 Para Arzı Verileri, Ekonomik Büyüme.
Yükeselen ekonomilerde ekonomik özgürlük - doğrudan yabancı yatırım ilişkisi: Panel veri analizi(1995-2013)
Çalışmamızda doğrudan yabancı yatırımların uluslararası hareketliliğinde etkili olan parametrelerden biri olan ekonomik özgürlükler ile doğrudan yabancı yatırımların ilişkisini tespit etmek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda örnek kütle olarak Morgan Stanley Global Equity Indexes içerisinde yer alan, MSCI Emerging Markets Index'i oluşturan yirmi bir yükselen ekonomi benimsenmiştir. Bu ülkelere dair doğrudan yabancı yatırım verilerine UNCTAD'ın istatistik veritabanı olan UNCTADSTAT'tan erişilmiştir. Söz konusu ülkelerin ekonomik özgürlük skorları ile ilgili olarak Heritage Vakfı'nca 1995'ten bu yana hazırlanan Ekonomik Özgürlük Endeksi'nden faydalanılmıştır. Çalışmada sadece ekonomik özgürlük – DYY ilişkisi sorgulanmamış, Heritage Vakfı tarafından ekonomik özgürlüğün bileşenleri olarak tanımlanan dokuz bileşenin (ticaret özgürlüğü, yatırım özgürlüğü, finansal özgürlük, girişim özgürlüğü, parasal özgürlük, mali özgürlük, kamu harcamaları, mülkiyet hakları ve yozlaşma olmaması), doğrudan yabancı yatırımlar ile ilişkisi de sorgulanmıştır. 1995-2013 döneminin incelendiği çalışmada analizler, E-views programında dengeli panel veri analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda yükselen ekonomilerde, ekonomik özgürlükler ile DYY arasında pozitif bir ilişkinin varlığı tespit edilmiş, bunun yanında ekonomik özgürlüğün bileşenlerinden finansal özgürlük, girişim özgürlüğü, parasal özgürlük, mali özgürlük ve kamu harcamaları değişkenleri doğrudan yabancı yatırımları çekebilmede hükümetlerce ele alınması gereken özgürlük alanları olarak belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Ekonomik Özgürlük, Ekonomik Özgürlüğün Bileşenleri,Doğrudan Yabancı Yatırımlar
Enerji arz güvenliği ve yenilenebilir enerji kaynakları
Bu çalışmanın amacı, ekonomik büyümenin ve kalkınmanın bir hayli önemli olduğu günümüz ekonomilerinde artan enerji ihtiyacı ile birlikte kullanılan enerji kaynaklarının, ekonomik ve çevresel boyutlarını incelemektir. Enerji kaynaklarının rezerv miktarı, kapasitesi, üretimi ve tüketimi ülke ekonomileri açısından oldukça önemlidir. Özellikle enerji de dışa bağımlı olan ülkeler için, kullanılan enerji kaynağının üretimi ve tüketimi ülke ekonomileri açısından önem arz etmektedir. Enerji arz güvenliği kavramı burada devreye girmektedir. Ekonomik kalkınma ve büyümenin en önemli unsuru olan enerji kaynağının elde edilebilirliği, sürdürülebilirliği ve bu kaynağa güvenli bir şekilde ulaşılması enerji arz güvenliğinin alt bileşenleridir. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde; dünyada ve Türkiye'de mevcut enerji kaynaklarının, üretim, tüketim ve rezerv kapasitelerine değinilmiştir. Bu amaçla, dünyanın ve Türkiye'nin enerji haritası çıkartılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, enerji arz güvenliğinin tanımı, önemi ve enerji arz güvenliğini etkileyen faktörlere değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde, yenilenebilir enerjinin enerji arz güvenliği için bir çözüm olup olmadığı AB ve Türkiye karşılaştırması ile analiz edilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Enerji, Enerji Arz Güvenliği, Rezerv,Ekonomik Büyüme ve Kalkınma.
Türkiye'de ham petrol fiyatlarıyla döviz kuru arasındaki ilişki: Ampirik bir analiz
1973'te tüm dünya ekonomisini sarsan birinci petrol krizinden sonra herkesin ilgisi petrol fiyatlarına yöneldi. Sonraki süreçte, petrol fiyatlarındaki değişimler yakından takip edilmeye ve makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri araştırılmaya başlandı. Bugün itibariyle konuya ilişkin önemli bir literatürün olduğu söylenebilir. Ham petrol fiyatları Amerikan doları üzerinden belirlendiği için, petrol fiyatlarındaki değişmeler, ülkelerin döviz kurunu doğrudan etkilemektedir. Bu süreçte petrol fiyatlarının değişimi üzerindeki araştırmalar özellikle döviz kuru üzerine odaklanmıştır. Bugüne kadar yapılmış petrol fiyatlarının döviz kuru üzerindeki etkisini araştıran çalışmalar gösteriyor ki, petrol fiyatlarındaki artış genellikle petrol ithal eden ülkelerde doların değer kaybetmesine, petrol ihraç eden ülkelerde ise değerlenmesine neden olmaktadır. Bugünlerdeki petrol fiyatları ve döviz kurunu takip ettiğimizde Türkiye'de de literatürde saptanan genel sonuca benzer bir eğilim görmekteyiz. Bu çalışmada, ham petrol fiyatlarıyla dolar kuru arasındaki ilişki, 2001:01- 2015:02 dönemi 3 aylık verileriyle Türkiye için analiz edilecektir. Zaman serisi yöntemlerinin kullanılacağı çalışmada beklentimiz, söz konusu değişkenler arasında asimetrik bir ilişkinin olacağı yönündedir.
Türkiye'de otomotiv sektöründe yoğunlaşma ve büyüme üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı, ekonomide anahtar sektörlerden biri olan otomotiv sektörünün piyasa yapısını yoğunlaşma analizleriyle belirlenmesidir. Ayrıca otomotiv sektörünün diğer sektörlerle yakından ilişkili olması nedeniyle ekonomik büyüme üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde, otomotiv sektörünün tarihçesi, sektörün günümüzde etkisi ve sektörde yaşanan sorunlar ve atılan adımlar üzerinde durulmuştur. Araştırmanın ikinci bölümünde, Rekabet gücünün doğru belirlenebilmesi ve sektörün nasıl bir yol izlemesi gerektiğinin bilinebilmesi için sektörün piyasa yapısı yoğunlaşma analizleriyle belirlenmiştir. Araştırmamızda yoğunlaşma ölçümlerinden N-firma yoğunlaşma oranı(CRN), Hirschman-Herfindahl Endeksi(HHI) ve Entropi Endeksi (EI) kullanılmıştır. Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde, 1982-2014 verileri kullanılarak otomotiv sektörü satış hasılatı ve otomotiv sektörü satış ihracatı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki Granger Nedensellik Testiyle test edilmiştir. Analiz sonucunda otomotiv sektörü satış hasılatı ile Gayri Safi Yurtiçi Hasıla(GSYH) arasında çift yönlü ilişki olduğu sonucuna varılmıştır
Sağlık ekonomisi ve etkileri Aydın örneği
Bu çalışmada, sağlık hizmetleri ve sağlık ekonomisi genel hatlarıyla incelenmiş olup; Aydın İli özelinde sağlık harcamalarının fert başı gelire olan etkisi ekonometrik olarak test edilmiştir. Eş-bütünleşme yönteminin kullanıldığı çalışmada, TR32 (Aydın, Denizli, Muğla) illerinde yapılan sağlık harcamalarıyla, TR32 illerinin ekonomik büyümeleri arasındaki ilişki analiz edilmiştir. Ampirik bulgulara göre, sağlık harcamaları ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilemiştir. Sağlık harcamalarındaki bir birimlik artış ekonomik büyümeyi 0.15 birim artırmıştır. Bu sonuç teorik beklentimizle aynı olup; literatürde yapılmış çalışmaların sonucuyla uyumludur. Bu yüksek lisans tezi genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın konusuna yönelik tanımlara ve kavramsal çerçeveye yer verilmiştir. İkinci bölümde ilk olarak sağlık hizmetleri ve sağlık ekonomisinin dünyadaki eğilimi ve Türkiye'de sağlık hizmetleri ve sağlık ekonomisinin gelişimi verilmiş, Aydın İli özelinde sağlık hizmetleri, sağlık harcamaları ve sağlık ekonomisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise sağlık ekonomisinin ampirik literatürü incelenmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu'nun, İstatistikî Bölge Birimleri Sınıflandırmasına göre Aydın İli TR32 ismiyle adlandırılan (Aydın, Denizli, Muğla) grubunda yer almaktadır. TR32 (Aydın, Denizli, Muğla) illerinde yapılan sağlık harcamalarının, TR32 bölgesi içinde yer alan bu üç ilin ekonomik büyümesine katkısı yine çalışmanın üçüncü bölümünde ekonometrik olarak analiz edilmiş ve elde edilen bulgular teorik çerçeve kapsamında yorumlanmıştır. ANAHTAR KELĠMELER: Sağlık Hizmetleri, Sağlık Ekonomisi, EĢ-bütünleĢme Yöntemi, TR32 Bölgesi
Enflasyon ve döviz kuru arasındaki ilişki
Döviz kurlarında meydana gelecek olası değişmeler ülkeler arasında mal, hizmet ve sermaye akımlarının yanı sıra, büyüme ve enflasyon gibi değişkenler üzerinde de ciddi etkilere sahiptir. Günümüzde dış ticaret üzerindeki tarife, kota vb. kısıtlamaların giderek ortadan kalkması, izlenecek döviz kuru sistem ve politikalarını iç ve dış dengenin sağlanmasının yanı sıra dış rekabet gücünün korunması açısından da stratejik bir ekonomi politikası aracı haline getirmiştir. Bu çalışmanın temel amacı enflasyon ile döviz kuru arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Çalışmada 1994:1 – 2014:12 yılları arasını kapsayan aylık veriler ile çalışılmıştır. Bu veriler nominal döviz kuru ve enflasyon değişkenleridir. Enflasyon değişkeni Türkiye İstatistik kurumundan, nominal döviz kuru değişkeni Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Elektronik Veri Dağıtım Sistemi (EVDS)'den elde edilmiştir. Çalışmanın verileri değerlendirildiğinde nominal döviz kurundaki artışlardan enflasyonun etkilendiği belirlenmiştir. Buna göre Türkiye'de enflasyonla mücadele etmede döviz arttırıcı politikalar uygulanması yerinde olacaktır. Kısa vadede döviz hareketlerinin merkez bankası tarafından kontrol altında tutulmaya çalışılması enflasyon için önemli bir tedbir olarak ortaya çıkabilir. Uzun dönemde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını ve ihracatı arttırıcı tedbirlerin alınması, enflasyonla mücadelede önemli tedbirler arasında sayılabilir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Döviz, Enflasyon, Kur.
Türkiye'de kamu harcamalarının ekonomik sınıflandırmaya göre incelenmesi: 1995 - 2015
Çalışmanın amacı kamu harcamalarının ekonomik yapı üzerindeki ilişkisini analiz etmektir. Çalışmada 1995 – 2015 yılları arasındaki kamu harcamalarının ekonomik sınıflandırılmasının etkisi üzerinde durulmuştur. Kamu harcamaları anlatılırken harcamalara neden olan etkenler ve kamu harcamalarını ele alan görüşler üzerinde durulmuş ve ülkenin yıllar itibariyle harcama değerleri sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırma idari (yönetsel ) ve iktisadi ( ekonomik ) sınıflandırma olarak ele alınmış ve sınıflandırma çeşitlerinin ülke payı içerisindeki değerleri incelenmiştir. Kamu harcamalarının yanında kamu gelirlerine de değinilmiştir. İncelenilen yıllar itibariyle vergi, harç gibi kamunun bütçesine katkıda bulunan kavramlar üzerinde de durulmuştur. Dönemler içerisinde elde edilen değerler ülke ekonomisinin nasıl bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuş, hem GSYH' nin hem de kamu harcamalarının ekonomi içindeki payları ortaya çıkmıştır. Kamu harcamalarında da ülkenin içinde bulunduğu duruma göre bazı dönemlerde artış yaşanırken bazı dönemlerde de azalma olmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Kamu Harcamaları, Kamu Gelirleri
Teknoloji göstergelerinin ihracat üzerindeki etkisi: OECD örneği
Kıt kaynakların dağılımı ve etkin kullanımı ile başlayan dış ticaret, günümüz küreselleşen dünyada, ülkelerin ekonomik büyümesi ve uluslararası rekabet gücünü sağlaması için önemli bir ekonomik faaliyettir. Dış ticaretin ana kalemi ihracat ise milli geliri etkileyen en önemli unsurdur. Literatürde ihracat, döviz kurlarındaki değişmeler ve ülkelerin milli geliri ile ilişkilendirilmiştir. Fakat son elli yılda teknolojinin ihracat üzerindeki katkısı yadsınamaz hale gelmiştir. Sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için teknoloji yatırımları ve üretimleri, dış ticareti geliştirici ve ihracatı artırıcı bir unsurdur. Bu çalışmada, OECD'ye üye ülkelerin teknoloji göstergeleri ile ihracat performansları arasında bir ilişkinin varlığı araştırılmıştır. Teknoloji göstergeleri olarak ARGE faaliyetleri, patent hakları, yüksek teknolojili ürün ihracatı kullanılmış, ülke verileri panel veri analiziyle incelenmiştir. Bu konuda literatürde mikro ve makro düzeyde yapılmış birçok çalışma gibi, teknoloji birikiminin ihracatı pozitif yönde etkilediği varsayımından hareket edilmiştir. OECD'ye üye otuz dört ülke verileriyle, 1981-2014 yılları arasında yapılan teknoloji göstergelerinin ihracatı artırıcı etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Ġhracat, Teknoloji, ARGE, Patent, BiliĢim ve ĠletiĢim Teknolojileri
Risk yönetim aracı olarak riskteki değer (var) yöntemi ile portföy riskinin ölçümüne ilişkin bir uygulama
Bu çalışmada Riskteki Değer modellerinin tanıtılması ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nı (İMKB) baz alan bir uygulama yapılması amaçlanmıştır. Uygulamada 03.01.2005-31.08.2007 dönemi İMKB imalat sanayii verileri kullanılmıştır. Riskteki Değer modellerinden Varyans Kovaryans, Tarihi Simülasyon ve Monte Carlo Simülasyon yöntemleri kullanılarak, iki portföyün Riskteki Değerleri hesaplanmıştır. Bunun yanı sıra Riskteki Değer hesaplanırken genel olarak Basel Komitesi'nin önerdiği ve BDDK'nın kabul ettiği sayısal ölçütler kullanılmıştır. Bu ölçütler; 1 günlük elde tutma süresi, %99 güven aralığı ve en az 1 yıllık gözlem aralığıdır. Öte yandan portföylerin oluşturulması aşamasında, bulunduğu sektöre göre düşük F/K oranına sahip menkul kıymetlerin daha yüksek F/K oranına sahip menkul kıymetlere göre daha fazla kazanç sağladığı yönündeki yaklaşım benimsenmiştir.
Karşılaştırmalı üstünlükler kuramı çerçevesinde Türkiye'nin ECO pazarındaki rekabet gücünün analizi
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (Economic Cooperation Organization- ECO), 1965 yılında Türkiye, İran ve Pakistan arasında kurulan Kalkınma için Bölgesel İşbirliği (Regional Cooperation for Development- RCD) adlı bölgesel işbirliği projesine dayanmaktadır. 1985 yılında üye ülkeler, RCD'nin örgütsel yapısını yeniden şekillendirmek ve örgütün adını ECO olarak değiştirmek suretiyle işbirliği yoluna gitmişlerdir. Bunun yanı sıra Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Orta Asya ve Kafkasya'da ortaya çıkan yeni bağımsız devletler, Türkiye, İran ve Pakistan'la olan dini ve kültürel ortak bağlantının da etkisiyle ECO'ya katılmışlardır. Tarihi, kültürel ve dini yakınlık, coğrafi açıdan birbirini tamamlayan ülkelerden oluşma, zengin hammadde kaynaklarına ve geniş bir pazara sahip olma ile birlikte politik çıkarların öne çıkması bu ülkelerin ECO altında birleşmelerinde etkili olmuştur. 1992 yılında yeni üyelerin katılımyla yeniden bir canlanma dönemine giren ECO, 400 milyonluk nüfusa, 8 milyon kilometre karelik bir alana sahiptir.Bu çalışmada, açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler endeksleri kullanılarak endüstri bazında Türkiye'nin ECO pazarındaki rekabet gücü analizi yapılmakta ve gelişmeler değerlendirilmektedir. Çalışmada açıklanmış karşılaştırmalı üsütünlüğü ölçmeye yönelik geleneksel Balassa endeksi ile vollrath endeksleri hesaplanarak, bu endekslerin tutarlılığı ve istikrarlılığı test edilmektedir.Anahtar kelimeler : rekabet, rekabet gücü, açıklanmış karşılaştırmalı avantajlar endeksi.
Türkiye sermaye piyasasında bağımsız denetim
Sermaye piyasalarında yatırım kararlarını yatırımcılar kendileri vermektedir ve sermaye piyasasında yatırımcıların karşı karşıya olduğu temel risk asimetrik bilgi dağılımıdır. Bu sebeple sermaye piyasasındaki işlemlerin düzenlenmesindeki temel amaç yatırımcıların korunmasıdır. Bağımsız denetimin önemi de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Sermaye piyasasında güvenilir bilgiye duyulan ihtiyaç bağımsız denetimi gerekli kılan nedenlerin başında gelmektedir.Bu çalışmada temel olarak sermaye piyasası düzenlemeleri açısından oldukça önemli olan bağımsız denetimin gerekliliği, önemi ve yararları üzerinde durulmaktadır. Bağımsız denetimin gerekliliği kapsamında Sermaye Piyasası Kanunu'nun piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması, yatırımcıların korunması açısından temel aldığı kamuyu aydınlatma ilkesi ele alınmaktadır.Genel Kabul Görmüş Denetim Standartları çerçevesinde 8. Yönerge ile getirilen standartlar ve IFAC tarafından yayınlanan uluslararası denetim standartları incelenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanan Enron ve WorldCom skandallarının ardından bağımsız denetim konusunda daha geniş ve ayrıntılı düzenlemeler yapılması gereği ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler çerçevesinde bağımsız denetim konusunda en önemli ve kapsamlı düzenlemelerden biri Amerika Birleşik Devletleri'nde 2002 yılında yürürlüğe giren Sarbanes - Oxley Kanunu ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Sarbanes ? Oxley kanununa paralel olarak AB'de ve Türkiye Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan düzenlemeler ele alınmıştır.Türkiye Sermaye Piyasasında bağımsız denetim ile ilgili düzenlemeler ve UDS'ye uyum sürecinde yapılan düzenlemeler incelenmiş ve düzenlemelerin uygulamasında karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerilerine değinilmiştir.Anahtar Kelimeler: 1)Bağımsız Denetim, 2) Kamuyu Aydınlatma İlkesi,3) Denetçinin Bağımsızlığı, 4)Uluslar arası Denetim Standartları
Kayıt dışı ekonomide vergi ve vergi denetiminin önemi
Genel olarak resmi istatistiklerde kapsanamayan faaliyetler olarak tanımlanan kayıtdışı ekonominin boyutlarının GSMH içerisinde önemli boyutlara ulaşması, kayıtdışı ekonomi kavramının özellikle son derece yaygın olduğu bilinen gelişmekte olan ülkelerin kamu gelirlerinin azalmasına ve ekonomik, sosyal tahribatlara yol açmıştır. Bu ülkelerin en önemli sorunlarından olan kamu finansman açığının azaltılması gereği kayıtdışı ekonominin, önlenmesini zorunlu kılmaktadır. Kayıtdışı ekonomi, genel olarak vergi kaçakçılığı, sigortasız çalışma, kaçakçılık, uyuşturucu ticareti gibi konuları kapsamaktadır. Yer altı ekonomisi, yarı kayıtlı ekonomi ve kayıtlara alınamayan/alınmayan ekonomik kesimler kayıtdışı ekonominin unsurlarıdır. Devlet ve birey arasındaki güven yetersizliği, kamu kesiminin müdahale ve faaliyetlerinin etkileri, vergi sisteminden kaynaklanan etkiler, enflasyon ve tarım sektöründeki yapı, kayıtdışı ekonomiyi ortaya çıkaran faktörlerdir. Kayıt dışı ekonominin nedenleri mali, ekonomik ve siyasal nedenlerdir. Kayıt dışı ekonomi ile mücadelede denetimin etkinliği önem arz etmektedir. Etkin bir vergi denetim yapısı ve vatandaşlık bilinci kayıt dışılığı önleyebilir. Sonuç itibariyle yapılması gereken mali revizyon, etkin bir denetim mekanizması ve en önemlisi vergi bilincinin oluşturulmasıdır.
KOBİ'lerin bölgesel kalkınma üzerine etkileri: Van ili üzerine bir uygulama
Gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler, bölgesel dengesizlik sorunu yaşamaktadırlar. Söz konusu bölgesel dengesizlikleri gidermek için ülkeler sosyo-ekonomik ve kültürel yapı özelliklerine bağlı olarak farklı bölgesel kalkınma politikaları uygulamaktadır.1970'li yılların sonlarına doğru yaşanan iktisadi krizler neticesinde fordist üretim yerine post-fordist üretim sisteminin egemen olmasına bağlı olarak önemli üretim birimleri haline gelen küçük ve orta boy işletmeler (KOBİ), bölgesel dengesizliklerin giderilmesinde önemli bir araç olarak görülmektedir. Söz konusu işletmeler ülkenin her tarafında yaygın olarak faaliyette bulundukları için bölgesel kalkınma üzerinde önemli etkilere sahiptirler.Bu çalışmada KOBİ'lerin bölgesel kalkınma üzerindeki etkileri Van ili örneğinde incelenmeye çalışılmıştır. Söz konusu etkileri test etmek için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda Van'daki KOBİ'lerin bölgenin ekonomik kalkınması üzerinde az da olsa pozitif bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. İldeki KOBİ'lerin bölgenin kalkınması üzerinde daha etkili olabilmesi için çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye`de bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin makro ekonomik etkileri
Bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin makro ekonomik değişkenler üzerine etkileri özellikle küreselleşme sürecinin hız kazandığı 1990 sonrası dönemde gerek akademik gerekse siyasi zeminde oldukça tartışılan konulardan biri olmuştur. Kuşkusuz bu durum devletin ekonomi içindeki yeri konusundaki anlayış değişiklikleri yani paradigmal değişmelerle de yakından ilgilidir. Dolayısıyla bütçe, bütçe açıkları ve finansmanı değer yargıları ve ideolojilerden de etkilenen bir konudur.Uzun yıllardır, özellikle de 1990 sonrası dönemde, devlet bütçesi büyük miktarda açık veren ve ciddi makro ekonomik dengesizlikler yaşayan Türkiye açısından bu konu ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü, makro ekonomik gelişmeler üzerinde bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin etkilerinin analizi daha istikrarlı bir makro ekonomik ortam için bazı politika önerileri geliştirilmesine de imkan verecektir.Bu önemli konuya ilişkin olarak hazırladığımız bu çalışmanın temel amacı; Türkiye`de bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin incelenerek makro ekonomik yansımalarının analiz edilmesidir.Bu amaç çerçevesinde çalışmanın birinci bölümünde öncelikle bütçe açıklarının nedenleri ve olası finansman yöntemleri, ardından da söz konusu finansman yöntemlerinin makro ekonomik etkileri değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise Cumhuriyet'ten günümüze Türkiye`de bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin dönemler itibari ile incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye`de 1980 sonrası dönemde bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin makroekonomik etkileri ekonometrik modeller ve istatistiksel metodlar kullanılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Bütçe Açığı, Bütçe Finansmanı, Türkiye Ekonomisi, Borçlanma, Monetizasyon, Özelleştirme
Cari işlemler açığının sürdürülebilirliği ve Türkiye üzerine bir uygulama
Dünya ekonomisindeki liberalizasyon sürecinin hız kazanmasından sonra cari işlemler dengesi ve sürdürülebilirliği özellikle Gelişmekte Olan Ülkeler için büyük bir önem oluşturmuştur. Ancak uygulanan dışa açılma politikaları, söz konusu ülkelerde cari işlemler açığı sorununun, büyüme ve kalkınma sürecini olumsuz yönde etkilenmesine neden olmuştur.Uzun yıllardır, özellikle de 1990 sonrası dönemde, büyük cari açıklar veren ve ciddi makro ekonomik dengesizlikler yaşayan Türkiye açısından bu konu ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü makro ekonomik gelişmeler üzerinde cari açık ve sürdürülebilirliğinin analizi daha istikrarlı bir makro ekonomik ortam için bazı politika önerileri geliştirilmesine de olanak verecektir.Bu bağlamda, çalışmanın ilk bölümünde ödemeler bilânçosu alt hesabı olan cari işlemler hesabının önemi bir makro ekonomik gösterge olarak teorik çerçevede incelenmiştir. İkinci bölümde cari işlemler dengesine yönelik farklı teorik yaklaşımlar ve cari işlemler açığının sürdürülebilirlik koşulları açıklanmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise önce Türkiye'de cari dengenin gelişimine yer verilmiştir sonra da Türkiye'de cari açığın sürdürülebilirliği yapılan bir ampirik çalışma ile yakın dönem verileri kullanılarak analiz edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Cari İşlemler Açığı, Sürdürülebilirlik, Ödemeler Bilânçosu, Türkiye Ekonomisi, Eşbütünleşme
Türkiye'de ticari bankacılık sektöründe aktif-pasif yönetimi'nin ekonomik analizi
Günümüzde küreselleşmeyle birlikte bankalar için giderek zorlaşan bir faaliyet ortamı söz konusudur. Çünkü 1980'lerden bu yana gerek ekonomik gerek siyasi anlamda coğrafi sınırlar artık keskinliğini giderek yitirmeye başlamıştır. Giderek bütünleşen, rekabetçi ve son derece volatil piyasalar ortaya çıkmıştır. Bankacılık kavramı da Dünya'da serbestleşme ve küreselleşme eğilimlerinin baş gösterdiği 1980'lerden beri kendi içinde değişim göstermiştir. İşte bunun sonucu olarak modern bankacılık ortaya çıkmıştır. Modern bankacılığın sahip olduğu en önemli araçlardan biri aktif-pasif yönetimidir. Bankalar açısından riskleri bir bütün olarak algılaması, banka içerisinde bankanın genel amaçlarına uygun ve sürekli yenilenen kararlar alması, aktif ve pasif miktarlarının yıllık planlara göre sürekli ayarlanması v.b yararları sayesinde aktif-pasif yönetimi günümüzde her bankanın izlediği bir yöntemdir. Aktif-pasif yönetimi bankalar açısından spread yönetimi, GAP, durasyon analizi gibi araç ve yöntemleri bünyesinde barındırmasından dolayı günümüzde bankalar açısından karlılık hedeflerini tutturmak için son derece gerekli hale gelmiştir. Dünya'daki gelişmelere paralel olarak Türk Bankacılık Sistemi'de imkanları ölçüsünde bu yeni yönteme ayak uydurmaya başlamıştır. Bankalarımız VaR gibi içsel ölçüm yöntemleri konusunda henüz istenen seviyeye ulaşamamakla beraber ağırlıklı olarak spread yönetimi, GAP, durasyon analizi gibi uygulanması daha kolay yöntemleri kullanmaktadırlar. Sonuç olarak küreselleşmenin bankalara biçtiği rolü iyi anlayan ve modern bankacılığa uyum sağlayan bankaların 21. yüzyıl Dünyası'nda küresel veya yerel(yurtiçi) çapta büyük bankalar haline geldiği görülmektedir.
Döviz kurunun belirlenmesinde belirsizliğin kaynağı olarak kur, enflasyon ve faiz oynaklığı: Türkiye üzerine bir uygulama
Bretton Woods siteminin sona ermesi ve petrol fiyatlarının hızlı bir biçimde artmasıyla ortaya çıkan şokun etkisiyle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin döviz piyasalarında istikrarsızlıklar yani oynaklıklar artmıştır. Döviz piyasalarında istikrarın sağlanamaması sonucu ulusal ve uluslar arası krizler ülkelerin refah düzeyinin azalmasına neden olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerin döviz ve varlık piyasalarından kaynaklanan krizlerin sıklaşması, döviz kuru belirlenmesine yönelik yeni teorilerin ve yaklaşımların önem kazanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte ekonometri literatüründe ortaya çıkan yeni teknik ve yaklaşımlarda söz konusu teorilerin ampirik açıdan geçerliliğinin tespitine yönelik bir destek sağlamıştır.Döviz kurlarında belirsizlikten kaynaklanan duruma karşı yeni politika uygulamaları önerilmiştir. İç ve dış denge analizlerinin ilki Mundell ve Feleming'in çalışmalarına dayanmaktadır. Keynesyen yaklaşım olan Mundell-Fleming'den sonra parasalcı iktisatçılarda döviz kurlarının belirlenmesine yönelik teorilere ağırlık vermişlerdir. Bu teoriler de döviz kurlarının belirlenmesinde faiz oranları, para arzı ve beklentiler gibi değişkenler önemli rol oynamaktadır.Yeni yaklaşımlar da, hedefleme politikalarının uygulanmasında, merkez bankalarının döviz piyasasına yaptıkları istikrar sağlayıcı müdahalelerin belirsizliği arttırdığı savunulmaktadır. Bu yaklaşımdan yola çıkarak son dönemde yapılan çalışmalarda, döviz kurunda meydana gelen oynaklıkların kaynağının ne olduğu konusu ilk sırada yer almaktadır.Bu bağlamda çalışmada döviz kuru belirsizliğinin kaynağı olarak, kur, enflasyon ve faiz değişkenlerinde meydana gelen bir şokun, bu değişkenlerde yaratacağı geçiş etkisi 1990 ? 2007 dönemine ait aylık verilerle çok değişkenli GARCH tekniği yardımıyla modellenmiştir. Özellikle MGARCH-BEKK tekniğinde değişkenlerin birbirine geçiş etkisi yarattığı gözlemlenirken, değişkenlerde meydana gelen şokların kalıcı etki yarattığına dair bulgular elde edilmiştir.
Sürdürülebilir kalkınmanın Türkiye ekonomisine uygulama olanakları
?Sürdürülebilir Kalkınma? günümüzde bütün Dünya ülkelerinin ekonomilerini uyumlulaştırmaya çalıştıkları bir kavramdır. Çevrenin korunması ve doğal kaynakların daha etkin kullanılmasıyla, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama olanağı azaltılmadan bugünkü neslin ihtiyaçları karşılanabilecektir. Ülkemizde de doğal kaynakların tahribatını en aza indiren, çevreye duyarlı bir ekonomik yapıya ihtiyaç vardır.Bir ülkenin sürdürülebilir kalkınma patikasında olup olmadığını belirleyebilmek ve doğru politikaları uygulayabilmesini sağlamak için, alternatif sürdürülebilir kalkınma göstergelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu göstergeler sayesinde somut ve gerçekçi hedefler belirlenerek tutarlı tedbirler alınabilir.?Uyarlanmış Net Tasarruflar?, Dünya Bankasınca geliştirilen ve ülkelerin zayıf sürdürülebilirlik açısından test edilmesi işlevi gören ekonomik bir sürdürülebilir kalkınma göstergesidir. Bu göstergeye göre, ?yurtiçi net tasarruflar? ve ?eğitim harcamaları? denklemin pozitif unsurları iken ?doğal kaynaklardan rantlar? ile ?CO2 zararı? negatif unsurları olmaktadır. Pozitif Uyarlanmış Net Tasarruflar ülkenin zayıf sürdürülebilirlik testinden geçtiğinin ispatıdır.Bu çalışmada Türkiye ve diğer seçilmiş bazı ülkelerin ekonomisi ?Uyarlanmış Net Tasarruflar Göstergesine? göre kıyaslanmış ve Ülkemizin sürdürülebilirlik açısından durumu belirlenmeye çalışılmıştır. Buna göre Türkiye'de ?Uyarlanmış Net Tasarruflar? pozitif olmakla kalmamakta ?Net Tasarrufların? da üstünde seyretmektedir. Bu da Türkiye ekonomisinin zayıf sürdürülebilirlik testinden geçtiğinin işaretidir. Çalışmada buna ek olarak Uyarlanmış Net Tasarruflar denkleminde yer alan bağımsız değişkenlere ait seriler ekonometrik olarak incelenerek bu serilerin 2015 yılına kadar ki öngörüleri yapılmıştır. Neticede Ülkemizin ileriki dönemlerde zayıf sürdürülebilirlik testinden geçeceği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: 1) Türkiye Ekonomisi 2) Sürdürülebilir Kalkınma 3) Sürdürülebilirlik Göstergeleri 4) Uyarlanmış Net (Gerçek) Tasarruflar 5) Öngörü.
Phillips eğrisinin politika önerisi ve asimetrik etkiler: Türkiye örneği
Parasal ücretlerdeki değişim oranı ile işsizlik oranı arasındaki değiş tokuş ilişkisi olarak ifade edilen Phillips Eğrisi, iktisat yazının ortaya atıldığı günden bu yana en çok ilgi çeken ve araştırılan analizlerinden biri olmuştur. A.W. Phillips (1958)'e atfen Phillips Eğrisi analizi olarak anılan değiş tokuş ilişkisi A.W. Phillips'ten önce I. Fisher (1926) tarafından da tespit edilmiş; ancak analiz J.M. Keynes (1936) sonrası dönemde daha çok ilgi görmüştür. Analiz, R. Lipsey (1960), M. Friedman (1968) ve R. Lucas ve L. Rapping (1969) gibi önemli iktisatçıların görüşleri ile kısa sürede teorik bir temele oturmuş ve hızlı bir gelişim kaydetmiştir. 2006 yılında E. S. Phelps de bu alandaki çalışmaları neticesinde Nobel Ekonomi Ödülü'ne layık görülmüştür. Bu gelişme, analizin önemini ve halen araştırılmaya değer bir konu olduğunu anlamak için yeterlidir. Phillips Eğrisi'nin para politikası bakımından rolü de son derece önemlidir. Bu konu, Türkiye ekonomisi ile ilgili yazında ele alınmaya başlamıştır.A.W. Phillips sonrası dönemde analiz, işsizlik oranı ile büyüme oranı arasındaki ilişki ya da enflasyon oranı ile büyüme oranı arasındaki ilişki olarak da değerlendirilmiştir. Son dönemde, özellikle uygulamalı çalışmalar çerçevesinde, eğrinin matematiksel formu ve bu formun para politikası açısından önemi iktisat yazınında tartışılır olmuştur. Bununla birlikte, konuyu Türkiye açısından ele alan çalışmaların sayısı sınırlıdır. Bu motivasyon ile çalışmada, 1990:1 - 2008:5 dönemi aylık verileri kullanılarak, Türkiye ekonomisi açısından enflasyon farkı ile çıktı açığı arasındaki ilişki araştırılmış ve Markov rejim değişim modeli yardımıyla, söz konusu ilişkinin doğrusal olmadığı ve bu nedenle Türkiye ekonomisi açısından para politikasının asimetrik etkiler ortaya çıkardığı yönünde bulgulara ulaşılmıştır. Çalışmanın temel katkısı, Markov rejim değişim modeli çerçevesinde, Chen (2006) tarafından önerilen geçiş olasılıklarının hesaplanmış olmasıdır.
Ulusal teknoloji politikalarındaki yeni gelişmeler ışığında Türkiye'nin teknoloji politikasının bir değerlendirmesi
Günümüzde, teknolojik gelişmelerin iktisadi güç ilişkilerinin temel unsurlarından biri haline gelmesi, teknolojik alana sistemik bir müdahaleyi de beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda, küresel ölçekte söz sahibi olan ülkelerin, bilim ve teknoloji politikalarını ulusal stratejilerinin merkezine koydukları görülmektedir. Üretimin uluslararasılaşması süreci, çeşitli formlar altında gerçekleşen teknoloji transferinin de önem kazanmasına neden olmuştur. Bu süreç, teknoloji üreticisi ülkelerin, çeşitli uluslarüstü kurumlar aracılığıyla transferin yasal çerçevesini belirlemelerini beraberinde getirmiş, diğer yandan, gelişmekte olan ülkelerin, söz konusu ülkelerdeki teknolojik altyapıdan yararlanmaları ve zamanla kendi teknolojilerini üretebilir hale gelmeleri için de bir fırsat oluşturmuştur. Ancak, gelişmekte olan ülkelerin bu alandaki başarısı yalnızca kendi bilimsel ve teknolojik altyapılarını oluşturmaları ile mümkün olabilecektir.Türkiye'de, günümüze kadar ulusal teknolojik yeteneğin kazanılmasına ilişkin çeşitli politika tasarımları oluşturulmuş ancak, bu politikaların uygulanması aşamasında önemli sorunlarla karşılaşılmıştır. Teknoloji politikalarının, diğer ekonomi politikalarıyla eş güdümü sağlanamamıştır. 1990'lı yıllardan itibaren ulusal yenilik sisteminin yasal ve kurumsal çerçevesinin oluşturulması için ilk adımlar atılmış olmakla birlikte, gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'nin bu alanda henüz emekleme çağını yaşadığı söylenebilir. Bu sürecin hızlandırılması için; seçilen öncelikli sektör ve teknolojilere yönelik insan gücünün yetiştirilmesi, sahip olunan kaynakların bu alanlarda yoğunlaştırılması, teknoloji transferini verimli kılacak politikaların hayata geçirilmesi ve özellikle son yıllarda yatırım ortamını ve rekabet gücünü olumsuz etkileyen ekonomi politikalarının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında, gerek toplum içinde gerekse de politik katmanlarda yenilik kültürünü yayacak ve belirlenen politikaların hayata geçirilmesinde yaptırım uygulayabilecek siyasi çıkarlardan bağımsız bir `bilim ve teknoloji bakanlığı'nın kurulması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Evrimci İktisat, Teknoloji Transferi, Teknoloji Politikaları, Ulusal Yenilik Sistemi.