
726
Archived Theses
1
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ekonomik kriz dönemlerinde uygulanan vergi politikaları
Geçmişten günümüze ülkelerin uyguladığı ekonomi politikaları incelendiğinde öncelikli amaçların ele alındığı görülmektedir. Bu temel amaçların; ekonomik büyümenin ve kalkınmanın sağlanması, fiyat istikrarı ve tam istihdamın sağlanması, gelir dağılımında adaletin sağlanması ve en önemlisi bu amaçların gerçekleşmesiyle birlikte toplum refahının maksimum düzeye çıkarılması şeklinde olduğu ifade edilmelidir. Fakat uygulanan politikalar her zaman istenildiği gibi sonuçlar vermemektedir. Gerek ülkelerin kendi yapısal sorunlarından kaynaklanan gerekse dış baskılar (küreselleşme, sermaye akımları vb.) sonucu ortaya çıkan ekonomik krizler, politikaların etkin bir şekilde uygulanmasını engellemekte ve ekonomik dengeleri bozmaktadır. Gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel ekonomik dengesizliğin ortadan kaldırılmasında, ekonomik ve sosyal hayatın her alanında etkili olduğu bilinen vergi uygulamaları önemli bir araçtır. Vergiler, bir ülkedeki yatırımlar, tasarruflar ve arz-talep dengesi üzerinde önemli etkiler bırakabilmektedir. Bu etkiler sebebiyle, vergi politikaları gelir dağılımında adaletin sağlanması, kaynakların etkin kullanımı ve fiyat istikrarının sağlanması gibi konuların çözümünde tercih edilmektedir. Ekonomi üzerinde ortaya çıkardığı etkiler dikkate alındığında, ekonomik kriz dönemlerinde de krizin etkilerini azaltmak ve piyasalara yeniden işlerlik kazandırmak için ülkelerin vergi politikalarına başvurması kaçınılmaz bir durumdur.
İklim değişikliğini önlemede kullanılan bir mali enstrüman olarak emisyon ticareti
Küresel ısınma ve küresel ısınmaya neden olan sera etkisi önemli bir çevre problemi haline gelmiştir. Sera gazlarının küresel ısınmaya nasıl etki ettiği, küresel ısınmanın dünyayı nasıl etkileyeceği soruları cevabı aranan bir soru durumundadır. Konu ile ilgili alınan önlemler ve sera gazı emisyonunun azaltılmasında teknolojinin rolü üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Çalışmamızda iklim değişikliğine neden olan faktörler ve insan yaşamındaki görülebilecek değişiklikler incelenmiş, iklim değişikliklerinin dünya üzerindeki etkileri ve bu konu üzerine yapılan çalışmalar araştırılmıştır. İklim değişikliği konusunda dünya ülkeleri uluslararası platformda sera etkisinin azaltılması hususunda çalışmalar yapmışlardır. Bunlardan ilki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi diğeri Kyoto Protokolüdür. Bu anlaşmaların yanı sıra iklim değişikliğini önlemede kullanılan mali enstrümanlar ve bir mali enstrüman olarak emisyon ticareti ile emisyon ticareti sisteminin uygulandığı ülkeler incelenmiştir. Türkiye?de Emisyon Ticareti Sistemi?nin uygulanabilirliği üzerinde değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Emisyon Ticareti, İklim Değişikliği, Sera Gazı, Kyoto Protokolü
Bölgesel dengesizliklerin giderilmesinde kalkınma ajanslarının rolü ve Güney Ege Kalkınma Ajansı örneği
Dünya üzerinde doğal ve toplumsal kaynaklar, mekan üzerinde eşit bir şekilde dağılmadığından dolayı sosyo- ekonomik gelişmeler zaman ve mekan bakımından farklılık göstermektedir. Bu durum ülkeler arasında sosyo- ekonomik yönden gelişme farklılıklarının yaşanmasına ve gelişmiş, az gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler gibi sınıflandırmalar yapılmasına sebep olmaktadır. Bölgesel dengesizlikler, bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farkları, günümüz dünyasının en önemli problemlerinden biridir. Bunun sonucu olarak tüm ülkeler çözüm arayışı içine girmişlerdir. Türkiye?de çok belirgin olan bölgeler arası gelişmişlik farkları, bölgesel politikalarımızdaki aksaklıkları açıkça göz önüne sermektedir. Bu doğrultuda, çözüm için farklı stratejiler geliştirmek ve sıra dışı bir vizyon getirmek yönetimin asli görevlerindendir. Bu bakış açısıyla kurulan kalkınma ajansları, bölgenin sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarıp, bunu en iyi şekilde kullanmayı ve bölgesel farklılıkları bertaraf etmeyi hedeflemektedir. Pilot kurulan Çukurova ve İzmir Kalkınma Ajanslarının ardından bugün ülkemizde resmi olarak kalkınma ajanslarının sayısı 26?ya çıkmıştır. Şu an faaliyete geçen kalkınma ajanslarının her biri, kendi bölgeleri için kalkınma stratejileri oluşturmaktadır. Türkiye ekonomisinde 2006 yılında Avrupa Birliği?ne uyum sürecinde alınan bir kararla ulusal kalkınma ajansları kurulmuştur. Kalkınma ajanslarının görevi öncelikle faaliyet gösterdiği bölgenin, diğer bölgelere göre gelişmişlik farklarını en aza indirmek ve bölgesel kalkınmaya yardımcı olmaktır. Türkiye?de kurulması öngörülen kalkınma ajansları, AB yapısal fonlarından yeterince yararlanamadığından bölgesel dengesizliklerin kalkınma ajansları ile giderilebilmesi yakın zamanda mümkün görülememektedir. Bu nedenle, hükümetin bölgesel dengesizlikleri giderici yöndeki yatırım ve teşvik uygulamalarının devamlılığı kaçınılmazdır. Bu çalışmada bölge ve bölgesel dengesizlik kavramı üzerinde durulmakta ve bölgesel dengesizlik sorununa yönelik araçlar ele alınmaktadır. Çalışmada örnek olarak Ege Bölgesi?nde faaliyet gösteren Güney Ege Kalkınma Ajansı?nın kuruluşundan itibaren bölgeye sağladığı kazanımlar incelenmiştir.
Yoksul hanelerde sosyal dışlanmanın boyutları: Aydın ili örneği
Tüm dünyada artan zenginliklerin yanı sıra eşitsizlik, güvencesizlik, gelir dağılımı adaletsizliği, yoksulluk ve bağımlılık giderek derinleşmektedir. Bu gelişmeler sosyal politikalara duyulan gereksinimi artırırken refah devleti giderek zayıflamaktadır. Son dönemde sosyal dışlanma sorununu gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın tüm ülkeleri yakından etkilemeye başlamıştır. Türkiye?de diğer ülkelerde olduğu gibi yoksulluk olgusunun varlığı net bir şekilde görülmektedir. Sorun düşük eğitim düzeyi, işsizlik, kayıtdışı ekonomi, yetersiz sosyal güvenlik sistemi, ekonomik kriz, adil olmayan gelir dağılımı ve bölgesel eşitsizlikler gibi ülkenin yapısal sorunlarıyla beslenerek yaygınlaşmaktadır. Yoksulluk ekonomik bir sorun olmanın ötesinde, sosyolojik bir sorun olarak da literatürde yerini almış, sosyal dışlanma olgusunun içinde varlığını belirginleştirmiştir. Bu bağlamda çalışmada; Aydın?da yoksul hanelerde sosyal dışlanmanın boyutlarını belirleyebilmek için kömür yardımı alan ve yeşil kart kullanan haneleri kapsayan anket çalışması gerçekleştirilmiş olup anket sonucunda elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Yoksulluk,
AB ve Türkiye'de kültürel çeşitlilik ve yerel yönetimler
Çalışmamızda "AB ve Türkiye'de Kültürel Çeşitlilik ve Yerel Yönetimler" üzerine kültürel çeşitlilik, idari ve mali yönden AB ve Türkiye'de ki yerel yönetimlerde yerel özerklik ve yerel yönetim yapıları incelenmiştir. AB ülkelerinde ve Türkiye'de ki farklı etnik çeşitliliğin, dinsel ve dilsel çeşitliliğin yerel yönetimlere ve yerelleşmeye bakan tarafları ülkeler için önemli konular arasındadır. Genel olarak yerel yönetimler ve kültürel çeşitlilik konusu ele alınmıştır. Teoride yerel yönetimler bölümünde yerel yönetimlerde özerklik, mali özerklik, desantralizasyon, yerindenlik, subsidiarite ve yerel özerklik şartları gibi kavramlar açıklanmıştır. Yerel yönetimlere neden ihtiyaç duyulduğu, yerel yönetimlerin bölge ve yerel yapıları, gelirleri, harcamaları ve kültürel çeşitlilik durumları yerelde ki halkın demokratik talepleri doğrultusunda istatistiksel analizlerle irdelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER:Yerel Yönetim, Kültürel Çeşitlilik, Desantralizasyon, Yerindenlik, Yerel Özerklik,Yerel Gelir, Yerel Harcama
Büyükşehir belediyesi ve bazı ilçe belediyelerinin kültürel harcamaları
Kültür, toplumların geçmişten günümüze sanat, dil, din, bilim, örf ve adetlerinin bütününü ifade eder. Globalleşen dünyada kültür çeşitliliğinden ve sunumuna ilişkin farklı görüşlerin olmasıyla kültür politikalarına ihtiyaç duyulmuştur. Devlet, bakanlıklarında ve yerel yönetim birimlerinde kültür alanında harcama kalemleri ve müdürlüklerine yer verilmiştir. Ülkelerin kültür politikası çeşitliliği modern politik ekonomi alanında sanatın politik ekonomisi önemli bir yere sahip olmuştur. Bu çalışmada yukarıda bahsedilen öneme dayanılarak Türkiye'de 16 tane büyükşehir belediyesinin ve ilçe belediyelerinin kültürel harcamaları teorik ve ampirik olarak incelenmiştir. Belediyelerin kültürel faaliyet algıları belediyelerin yıllık faaliyet raporları göz önünde bulundurularak sınıflandırılmıştır. Siyasi tercihler ve bölgesel farklılıklar gibi çeşitli bağımlı değişkenlerle ekonometrik tahminler kullanılmıştır. Dünyadan da örneklerle karşılaştırmalı analiz yapılmıştır. Buna göre büyükşehir belediyelerinin ve ilçe belediyelerinin kültüre ayrılan kaynaklarının ve kültür algısının belediyelerin iktisadi koşullarının yanı sıra siyasi tercihlerden ve bölgesel yapıdan etkilendiği ön görülmüştür. ANAHTAR SÖZCÜKLER Kültür ve Sanat Politikaları, Kültürel Harcama, Partiler ve Seçimler, Kültürün Özelleştirilmesi, Belediye, Büyükşehir Belediyesi
İkiz Açıklar Hipotezi: Türkiye üzerine bir inceleme
İkiz Açıklar Hipotezi; bütçe açıkları ile cari açıklar arasında doğrusal bir ilişki olduğunu ifade eden görüştür. İkiz açıklar hipotezine yönelik temelde iki yaklaşım mevcuttur. Bu yaklaşımlar; iki açık arasında ilişkinin geçerliliğini savunan Keynesyen yaklaşım ve iki açık arasında ilişki olmadığını savunan Ricardian yaklaşımdır. Bu çalışmanın amacı; bütçe açıkları ile cari açıklar arasında ilişki olduğunu ifade eden ikiz açıklar hipotezinin geçerli olduğunu öne süren Keynesyen yaklaşımın 1996-2013 döneminde Türkiye için geçerliliğini test etmektir. Bütçe açıkları ile cari işlemler arasında bir ilişkinin varlığının sınanmasına yönelik olarak yapılan çalışmamızda zaman serisi yaklaşımı kullanılmıştır. Türkiye ekonomisine ilişkin 1996-2013 yılları arasındaki çeyrekli (üç aylık) veriler kullanılarak çok değişkenli (Cari açık, Bütçe açığı, Kur, Faiz) regresyon modelleri çerçevesinde, Granger nedensellik testi yardımıyla değişkenler arasındaki etkileşimin yönü tespit edilmiş ve Engle-Granger eşbütünleşme testi yardımıyla değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişkinin var olup olmadığı sınanmıştır. Yapılan analiz sonucunda cari işlemler açığı ile bütçe açığı arasında istatistiki olarak anlamlı uzun dönemli bir ilişki olduğuna dair bulgulara rastlanmıştır. Nedensellik ilişkisinin yönü ise bütçe açıklarından cari açıklara doğrudur. Edinilen sonuçlar; uygulanan yöntem ve incelenen döneme bağlı olarak Keynesyen İkiz Açıklar hipotezini desteklemektedir. Tüm bu çıkarımların dışında faiz ve döviz kurundan cari açıklara doğru istatistiki olarak anlamlı, granger nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir.
İnternet kullanımının vergi gelirleri üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
İnternet, çağımızın en önemli bilgi ve iletişim teknolojilerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Zengin bir bilgi kaynağı olarak kabul edilmekle beraber, iletişimde yeni bir dönem açmış ve ülke gelirine önemli katkılar sağlamıştır. İnternetin fiziki ortam yerine sanal ortamda gerçekleşmesi, mevcut vergi gelirlerine olumlu ve olumsuz etkiler yaratmıştır. Elektronik ortamda gerçekleştirilen küresel ticaret, gelir üzerinden alınan vergilerde vergileme hakkının hangi ülkede olduğu konusunda belirsizliklere neden olmaktadır. Çok uluslu şirketler ürünlerini bir ülkede tasarlayıp, başka bir ülkede üretip, diğer bir ülkede ise satmaktadırlar. Böylelikle kâr transferlerini gerçekleştirerek yükümlü oldukları vergilerden kaçınabilmektedirler. Bu konuda uluslararası internet hukukunun oluşturulması bir zorunluluk halini almıştır. Bu çalışmanın amacı, internet kullanımının vergi gelirlerine olan olumlu ya da olumsuz etkilerini araştırmaktır. Olumlu ve olumsuz etkilerini tespit ederken ülkenin internet kullanımı ile elde ettiği kazancın milli gelirdeki payına bakılacaktır. İşletmelerde de internet kullanımının ilk başladığı günden bu yana sosyal değişkenler dikkate alınarak araştırılacaktır. Çalışmaya, internet kavramını tanımlanması ve tarihsel gelişimin anlatılmasıyla başlanacaktır. Bunun yanı sıra internet kullanımının vergiye etkilerini ulusal ve uluslararası etkilerine göz önünde bulundurularak değişkenler yardımıyla internetin vergi gelirlerine olumlu-olumsuz etkileri ampirik bir çalışmayla değerlendirilecektir.
Türkiye'de savunma harcamalarının denetimi
Sosyal devlet anlayışında devletin varlığının en temel amacı, o ülkede yaşayan insanların ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Savunma ya da güvenlik ihtiyacı da en temel ihtiyaçlardan biridir. Savunma harcamalarının amacı; bahsedilen güvenlik ihtiyacının karşılanabilmesi için gerekli görülen savunma hizmetlerinin sağlanmasıdır. Milli gelirin önemli bir kısmını teşkil eden savunma harcamalarının denetimi hemen her ülkede tartışma konusudur. Savunma harcamalarının, önceden belirlenen ilke ve kurallara uygun şekilde gerçekleştirilmesinin sağlanması amacıyla denetlenmesi gereği, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Bu çalışmada, birinci bölümde; kamu malı olarak savunma hizmetleri ve savunma politikaları, ikinci bölümde; Dünya'da ve Türkiye'de savunma harcamaları üçüncü bölümde ise; savunma harcamalarının denetimi ile etkin ve şeffaf bir denetim sistemi kurulmasının neden gerektiği ve denetim sisteminin nasıl olması gerektiği konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Savunma Harcamaları, Askeri Harcamalar, Savunma Hizmetleri, Savunma Harcamalarının Denetimi, Savunma Politikaları.
5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamında üniversitelerde iç denetim
Ülkemizde özellikle özel sektörde geniş uygulama alanı bulunan iç denetim kavramı 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu'nun kabul edilmesiyle birlikte, 2007 yılı başından itibaren ülkemiz kamu idarelerinde de uygulanmaya başlanmıştır. Yapılan bu çalışma da, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde iç denetim kavramı incelenmiştir. Çalışmada ülkemiz için oldukça yeni bir kavram olan iç denetimin işleyiş sürecinden bahsedilip, ilişkili olduğu kurum ve kavramlar çerçevesinde daha anlaşılır bir hale getirmek amaçlanmıştır. Ayrıca üniversitelerin genel yapılarından söz edilip iç denetim ile ilgili anket çalışması yapılmıştır. Yapılan anket çalışmasında üniversitelerdeki iç denetimin mevcut işleyişini değerlendirmek suretiyle iç denetimin etkinliğini belirlemek, iç denetimin işleyişi ile ilgili sorunların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bunun yanında iç denetim sisteminin kamu mali yönetimimizde etkin bir şekilde işlerlik kazanmasına yönelik bazı önerilerde bulunulmuştur.
Yerel yönetimlerin vergilendirme yetkisi: Türkiye ve seçilmiş ülkeler karşılaştırması
Kamu hizmetlerinin sunumunda, merkezi yönetim ile birlikte yerel yönetimler de görev almaktadır. Ancak hizmet sunumunda federal yapılı ülkelerde yerel yönetimlere daha çok ağırlık verilmesine rağmen, üniter yapılı bir ülkede aynı durum söz konusu olmamaktadır. Hizmet sunumu noktasındaki bu durum, gelir paylaşımı açısından da geçerlidir. Federal yapılı ülkelerde yerel yönetimler gelir kaynaklarına daha çok nüfuz etmektedir. Ancak son yıllarda üniter yapı içinde de yerel yönetimlerin özellikle vergi geliri elde edebilmesi yönünde eğilimler vardır. Yerel yönetimlere kanunun çizdiği belli sınırlar dâhilinde vergi oranlarını belirleme ve bazı vergi türlerini toplama konusunda yetkiler verilebilir. Buradan hareketle çalışmada üniter yapı olan Türkiye'deki yerel yönetimlerin gelir kaynakları ele alınmıştır. Bu kapsamda il özel idaresi ve köylerden ziyade belediyelerin gelir kaynakları incelenmiştir. Türkiye'deki yerel yönetimlerin, daha doğrusu belediyelerin gelir yetersizliği içinde olduğu gerek istatistikî verilerden gerekse Aydın İli belediyelerine yapılan anket çalışmasından görülmüştür. Gelir yapısı içinde ise öz gelirlerin oldukça düşük seviyede kaldığı ve vergilendirme yetkisi olmadığı için merkezi yönetime bağlı kalındığı dikkati çekmiştir. Bu sorunların aşılması amacıyla, federal ve üniter yapılı ülke örnekleri üzerinde durularak, yerel yönetimlerin vergilendirme yetkileri incelenmiş ve Türkiye uygulaması için alternatif vergi politikaları ortaya konmuştur.
Özel liselerin Türk eğitim sistemindeki yerinin iktisadi ve mali açıdan değerlendirilmesi
Araştırmanın genel amacı, son yıllarda ülke gündeminden düşmeyen ve dünya ülkelerinde önemli bir yere sahip olan özel okulların, Türk eğitim sistemindeki yeri ve önemini tartışmaktır. Özel okullar devletin eğitim yüküne artı bir yük müdür yoksa devletin eğitim konusundaki ağır yükünü paylaşan bir paydaş mıdır? Bu okulların eğitim sistemine katkısı nedir? Bu okulların iktisadi etkisi var mıdır? Bu okulların mali etkisi var mıdır? gibi sorulara cevaplar aranmıştır. Bu araştırma, Türkiye'de faaliyette bulunan gerçek ve tüzel kişilerce açılan özel okulları kapsamaktadır. Türkiye'de eğitim alanındaki en büyük sorun, eğitime olan talep artışı ve buna bağlı olarak devletin bu talebi karşılamaktaki fiziki ve ekonomik yetersizliğidir. Bu sorunu aşmanın bir yolu da özel okulların çoğaltılmasıdır. Özel okulların ekonomik katkıları; özel okulların ödediği vergiler, özel okulların personel istihdamı, özel okulların devletin eğitim yüküne katkıları gibi ekonomik verilerden elde edilen sonuçlara göre incelenmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Araştırmanın sonucunda özel okul sayılarının arttırılması eğitim sektöründe rekabeti doğuracaktır. Rekabetin artması ile birlikte daha kaliteli eğitim hizmeti sunma imkânı sağlanacaktır. Özel okulların yaygınlaşması sonucunda, devlet ekonomik anlamda önemli ölçüde tasarruf yapacaktır. Buna bağlı olarak da devlet öğrenci başına düşen harcamalarını yükseltebilecek, bu da devlet okullarındaki kaliteyi yükseltecektir.
Yoksullukla mücadelede sivil toplum örgütlerinin rolü
Dünyada bir yandan zenginlik artarken diğer yandan ise yoksulluk giderek derinleşmektedir. Yoksulluk sadece gelişmemiş ülkelerin sorunu değildir. Bu sorun artık bütün dünya devletlerini ilgilendirmektedir. Yoksulluğun artması ve giderek hızlanması ve devletlerin artık bu sorunla baş edemez hale gelmesi başka çareler aramaya yöneltmiştir. Devletlerin gün geçtikçe hantallaşmasıyla birlikte sivil toplum kuruluşlarının önemi artmıştır. Türkiye'de de diğer ülkelerde olduğu gibi yoksulluk olgusunun varlığı net bir şekilde görülmektedir. Bu yaşanan olumsuz durum; hızlı nüfus artışı, adaletsiz vergi sistemi, vergi kaçakçılığı, yüksek faiz politikaları, doğa koşulları, yaşanan doğal afetler, çalışamayacak nüfusun fazla olması, piyasada tekelleşmenin artması, işsizlik sorunu, enflasyon, durgunluk, gelir dağılımının adaletsiz olması bütün bunların hepsiyle beslenerek hızla büyümektedir. Yoksulluk olgusu devletlerin mücadelesiyle baş edilemeyecek duruma gelmiştir. Günümüzde bu sorununla baş edebilmek için sivil toplum örgütlerine büyük rol düşmektedir. Bu çalışmada; Kızılay Derneği, Kimse Yok Mu Derneği ve Oxfam Yardım Kuruluşunun çalışmaları incelenmiş ve anket çalışması gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler değerlendirilmiştir
Harcama yetkilisinin 5018 sayılı Kanuna göre kamu zararından doğan sorumluluğu: Adnan Menderes Üniversitesi örneği
5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu'nda (KMYKK), kamu kaynakları borçlanma suretiyle elde edilen imkânlar dahil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerleri ifade etmektedir. Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur. Kamu zararı ise yukarıda sayılan kamu mallarında kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır. Kamu zararından dolayı kimlerin sorumlu olduğu 5018 sayılı KMYKK'da düzenlenmiştir. Kanundaki bu düzenlemeye göre kamu zararından dolayı sorumlu tutulanlar; bakanlar, üst yöneticiler, harcama yetkilileri, gerçekleştirme görevlileri ve muhasebe yetkilileridir. Harcama yetkilisinin kamu zararının aktörlerinden birisi olmanın yanında belki de en önemlisi olduğu söylenebilir. Kamu zararı ile ilgili uygulamada yaşanan tereddütlerde de sorumlular arasında sayılanlardan harcama yetkilisi olarak görev yapmakta olanların birinci derece etkilendiği de bir gerçektir. Bu çalışma ile Adnan Menderes Üniversitesinde (ADÜ) görev yapan harcama yetkililerinin görevlerini yaparken yaşadıkları tereddütler ve sorunlardan yola çıkarak genel anlamda harcama yetkililerinin karşılaştıkları sorunların çözümüne yönelik öneriler getirilmesi amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Kamu Zararı, Harcama Yetkilisi, Hukuki Sorumluluk, Üniversite, Kamu Malı
Yenilenebilir enerjiye yönelik teşvikler ve Türkiye
Enerji, insanoğlunun varoluşundan itibaren ne denli önemli olduğunu hissettirmiş ve hayatı idame ettirmede ilk sıradaki ihtiyaçların başında gelmiştir. Nitekim yemek yeme, ısınma, aydınlatma, hareket etme, ulaşım vb. gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında enerji büyük rol oynamaktadır. Dünya genelinde her geçen gün artan şehirleşme ve endüstrileşmeye paralel olarak insanlığın enerji ihtiyacı dönüşerek artmıştır. Eskiden güneşte su ısıtma, değirmende yiyecekleri işleme tabi tutma, günümüzde biyoyakıt denen ağaç artıklarıyla ısınma ve yemek ihtiyaçlarını karşılayabilen insanoğlunun sanayileşmenin yanında temel ihtiyaçları karşılamadaki enerji gereksinimi de boyut değiştirmiştir. Bu durum da tabiatın doğal akışından istifade edilerek kazanılan enerji kaynaklarının yetersiz kalmasına neden olmuş ve insanoğlu yenilenemeyen fosil kaynaklara yönelmiştir. İnsanoğlunun bu sonsuz ve giderek artan enerji ihtiyacına sürdürebilir olmayan ve geçici çözümler bulması; perde arkasında küresel ısınma ve muazzam çevre kirlilikleri gibi doğal felaketlerin yanı sıra toplumlararası çatışma ve savaşlara sebebiyet vermiştir. Tüm bu felaketlerin ötesinde; giderek gelişen teknoloji ve bilimsel çalışmalarla bu sonlu kaynakların rezervlerinin ortaya konması ve bu kaynakların kısa süre sonra biteceği gerçeği insanoğlunu yeni arayışlara itmiştir. Günümüzde ise fosil enerji kaynaklarının neden olduğu olumsuzluklara ek olarak her geçen gün artan enerji talebinin, daha sağlıklı, daha güvenilir ve daha kesintisiz sağlanması açısından yenilenebilir enerji gündeme gelmiştir. Yenilenebilir enerjinin tükenmez olması, kendini devamlı yenileyebilmesi, doğayla uyumlu çevre dostu olması ve en önemlisi gelişen teknolojiyle birlikte en çok endişe edilen yüksek ilk maliyet sorununun çözüme kavuşturulabilir olması bu kaynaklara olan talebi ve yatırımları arttırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Dünya'da ve Türkiye'de yenilenebilir enerji kullanımının yaygınlaştırılması için uygulanan teşvik ve destekleme mekanizmalarını ve bu destekleme mekanizmalarının enerji üretim miktarlarına ve ülke ekonomisine olan etkilerini test etmektir. ANAHTAR KELİMELER: Enerji Kaynakları, Yenilenebilir Enerji, Dünya'da ve Türkiye'de Yenilenebilir Enerjiye Yönelik Teşvikler
6360 sayılı Kanun'a göre Türkiye'de mali paylaşım açısından yerel yönetimler
Bu Tez'de, Türkiye'de idari ve mali açıdan yerel yönetimlerin yapısı ele alınmıştır. 6360 Sayılı Kanun çerçevesinde yapılan düzenleme ve değişiklikler incelenmiştir. Bu tezin amacı; 6360 Sayılı Kanun'la yapılan yeni düzenlemeleri ve değişiklikleri, görüşme ve içerik analizi yöntemiyle incelemektir. Yerel yönetim birimleri arasındaki mali ilişkileri, yerel idare birim yetkilileriyle görüşerek analiz etmektir. Kanun'a dair literatür incelemesi ve Kanun'a yöneltilen eleştiriler doğrultusunda, 6360 Sayılı Kanun'un uygulanması sonrasında, beklenen faydaları sağlayıp sağlamadığını, ilgili kişilerin de görüşlerine yer vererek tespit etmektir. Tezin tartışma ve sonuç kısmında, 14 İli, il mülki sınır olarak büyükşehir belediyesine dönüştüren ve diğer büyükşehir belediyelerinin de sınırını İl mülki sınırı yapan 6360 Sayılı Kanun, genel hatlarıyla değerlendirilmiştir. Kanun'a dair, yetkililerle yapılan görüşmelerle, Kanun'un uygulanması sonrası doğurduğu ya da muhtemel doğuracağı sonuçlar ortaya konulmuştur. Yerel idare birim yetkilileri, genel olarak 6360 Sayılı Kanun'un uygulama sonuçlarının, beklenen faydayı sağlamaktan çok uzak olduğu görüşünü dile getirmişlerdir. ANAHTAR KELİMELER: Yerel Yönetimler, İdari ve Mali Paylaşım, 6360 Sayılı Kanun
Türkiye'de sosyal belediyecilik anlayışı: Nazilli Belediyesi örneği
Sosyal yardımlar tarih boyunca insanların hayırseverlik ve manevi duyguları doğrultusunda sağlanmıştır. Ancak, gönüllü hizmetlerin sunumunda insanların hümanist duygularıyla şekillenmiş yardımlar kurumsallaşma özelliğini sosyal politika kavramıyla kazanmıştır. Sosyal politikalar sosyal barışın sağlanması ve sosyal karışıklıkların ortadan kaldırılması yönünde düzenleyici önlemler almaktadır. Endüstri Devriminin meydana getirdiği sınıf ayrılıklarının ortaya çıkardığı sosyal karışıklıklar beraberinde bireylerin asgari yaşam şartlarını sağlayabilecekleri ve hastalık ve kaza gibi sosyal riskleri karşılayabilecek kurumların varlığı gereksinimi ortaya çıkarmıştır. Bu doğrultuda ülkelerin kendi taşıdığı sosyal ihtiyaç ve risklere karşı tedbirler alınmış ve bu tedbirler beraberinde sosyal devlet olgusunu geliştirmiştir. Günümüzde, sosyal yardım ve hizmetlerin sunumunda merkezi idarenin yanı sıra yerel yönetim birimi olan belediyelere de yasalar çerçevesinde esnek yetkiler verilmiştir. Bu çalışmada; 152.000 nüfuslu Nazilli belediyesi örnek olarak alınmış ve ilgili belediyenin sosyal belediyecilik çalışmaları incelenmiştir. Gerçekleştirilen Sosyal Belediyecilik çalışmalarının bütçe gelir ve giderleri içindeki payı değerlendirilmiştir. Son olarak yapılan anket çalışması neticesinde; ilgili Belediye çalışanlarının ve hizmetten faydalanan bireylerin sosyal belediyecilik hizmetlerinden beklentileri ve yapılan hizmetin etkinliği sayısal değerlerle tanımlanmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sosyal Belediyecilik, Sosyal Devlet, Sosyal Yardım
Performans esaslı bütçeleme sistemi ve Türkiye'de uygulanabilirliği
Bütçelerde devletin gelecek bir döneme ilişkin gelir ve gider tahminleri yer almaktadır. Bu yönde bütçe; belirli bir düzen içinde hazırlanmakta, uygulanmakta ve sonuçlandırılmaktadır. Kamu hizmetlerinin sınırlı tutulduğu dönemlerde bütçe sistemleri nispeten daha dar kapsamlı yapılandırılmıştır. Ancak artan toplumsal ihtiyaçlar, kamusal kaynakların daha etkin kullanımı hususunu ön plana çıkarmış ve bütçe sistemlerini daha karmaşık hale getirmiştir. Böylece çeşitli modern bütçe sistemleri uygulamaya konulmuştur. Bu sistemler içinde gelinen son aşama, performans esaslı bütçeleme sistemidir.Bu çalışmanın amacı, modern bütçe sistemlerinden performans esaslı bütçeleme sistemine neden gereklilik olduğunu ortaya koymak ve bu yönde sistemin ülkemizde uygulanabilirliğini değerlendirmektir. Bu kapsamda tezde önce performans esaslı bütçeleme sisteminin teorik altyapısı ortaya konulmuştur. Sonra sistemin çeşitli ülkelerde nasıl uygulandığı incelenmiş, buradan hareketle de ülkemiz için bazı sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın son kısmında ise Türkiye'de yeni bütçeleme sistemine geçişin temel gerekçeleri ve bu yöndeki çalışmalar ele alınmıştır. Türkiye'nin performans esaslı bütçeleme sistemini ne düzeyde uygulayabileceğini tespit etmek amacıyla da bazı kamu kurumlarını kapsayan bir analiz yapılmıştır. Tezde analizden elde edilen bulgular ışığında performans esaslı bütçeleme sisteminin tüm kamu kurumlarında başarılı bir şekilde nasıl uygulanabileceğine dair somut önerilere yer verilmiştir.
Mali içerikli raporların Ceza Yargısındaki etkileri ve sonuçları: İzmir ili örneği
Ceza yargısına konu olan mali içerikli denetim raporları, vergi inceleme elemanları tarafından yazılmaktadır. Denetim raporlarının, ceza yargısına konu oluşturması, yasalarda suç olarak belirtilen fiillerin, denetime konu iş ve işlemlerde varlıklarının saptanması halinde söz konusu olabilmektedir. Çalışmamızda denetim sistemi, denetim yapan birimler ile vergi suç ve cezaları; yargı ve yargılama sistemi incelenip, değerlendirilerek bir sonuca varılmaya çalışılmıştır.Vergi inceleme elemanlarınca yapılan denetimlerin esas amacı, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak ve vergi kaçırılmasını önlemektir. Bu amaca yönelik yapılan vergi denetimi sosyal ve hukuki nitelik taşımakta olup, cezalandırma gayesi taşımamaktadır. Ülkemizdeki vergi denetim sistemi, yargının da olduğu gibi zaman içinde değişikliklere uğrayarak bugüne gelmiştir.Türkiye genelinde olduğu gibi İzmir'de de denetim elemanlarının sayısal yetersizliği nedeniyle düşük oranda yapılan vergi denetimlerinde, vergi suçu raporlarının toplam raporlar içindeki payı genel olarak düşüktür. Suç içerikli raporlar, 213 sayılı VUK 359 uncu maddesinde yazılı hallerde, evrak ve belgelerde kendi lehine uygulama yaparak vergi kaybına neden olan mükellefler aleyhine ve vergi adaletini sağlamak için yazılır.Yargı sistemimiz Anayasa yargısı, idari yargı, askeri yargı ve adli yargı olarak dört ana grupta incelenmektedir. Vergi uyuşmazlıklarında idari yargıda çözümlenirken, vergi suçları adli yargının görev alanına girmektedir.Ağır ceza mahkemelerinde yapılan çalışmalarda, bazı yıllarda dava sayısının arttığı, yasalarda değişiklikler yapıldıkça davaların sonucu paralel olarak ceza ya da beraatla sonuçlandığı görülmektedir.Mahkemelere vergi suçu raporları ile açılan davalarda, denetim elemanlarının kamu tarafı olmaları nedeniyle ve yargılamanın tarafsızlığı ilkesi uyarınca tarafsız bilirkişilere başvurulmaktadır. Bilirkişi raporları genel olarak yargılamanın sonucunu belirlemektedir. İhtisas mahkemelerinin oluşturulması ile olası hatalı yargılamaların önüne geçilebileceği sonucuna varılmaktadır.Anahtar Kelimeler:1)Vergi, 2) Vergi İncelemesi, 3) Denetim, 4) Vergi Suçu,5) Ceza Yargısı
Avrupa Parasal Birliği'nde maliye politikası koordinasyonu ve Türkiye analizi
Avrupa Birliği, ulusüstü karar mekanizmalarıyla oluşan ve siyasî birliğe ulaşma hedefi içerisinde bulunan bir bütünleşmedir. Bütünleşme hedefi kapsamında Avrupa Birliği, ekonomik, parasal ve siyasî konularda üye ülkeleri birbirlerine yakınlaştırmayı amaçlamaktadır. Avrupa Birliği özellikle ekonomik bütünleşme üzerine kurulan bir birlik olması sebebiyle, ekonomik bütünleşmeyi öncelikli olarak ele almaktadır. Bütünleşme, çalışmanın esasını teşkil eden Avrupa Birliği maliye politikasının koordinasyonunu da gündeme getirmektedir. Parasal birlik ile ekonomik bütünleşmenin güçlendirilmesi amaçlanmakta ve tüm bu yakınlaşmalar da belirli kriterlerin uygulanması zorunluluğunu doğurmaktadır.Ekonomik birlik kapsamında herhangi bir üye ülkede yaşanacak olumsuzluk diğer ülkeler için maliyet unsuru oluşturmaktadır. Maliye politikası araçları olarak baz alınan Maastricht diğer adıyla Yakınlaşma Kriterleri bu sebeplerle parasal birliğe dâhil ülkelerde kaçınılmaz hedefler olarak ele alınmaktadır. Avrupa Parasal Birliği'ne üye ülkelerde hem yasal uyumlaştırma hem de maliye politikalarında koordinasyon sağlanmaya çalışılmaktadır.Çalışma, belirtilen sebepler dolayısıyla, Avrupa Parasal Birliği'nde maliye politikasının koordinasyonu konusunu analiz etmektedir. Bu amaçla, birinci bölümde, günümüze kadar olan tarihsel süreç incelenmekte ve Avrupa Birliği'nin karar mekanizmaları olan organların amaç ve görevleri belirtilmektedir.İkinci bölümde; öncelikle maliye politikasının koordinasyonunda büyük önem arz eden ve uyum sürecinin ilk aşaması olan parasal birlik, teori ve gelişim süreci açısından ele alınmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın bu bölümünde Avrupa Birliği ve parasal birlik olarak maliye politikası koordinasyonu günümüz ülke performansları yönünden de değerlendirilmektedir.Son bölümde ise; Türkiye-Avrupa Birliği ilişkisinde müzakerelerin başlangıç tarihine kadar geçen sürede, gerek birlik müktesebatının üstlenilmesi, gerekse Maastricht Kriterleri'ne ulaşılması konusunda üstüne düşen görevleri yerine getirmedeki performansı değerlendirilmektedir. Analiz kısmında da, Avrupa Parasal Birliği'ne üye ülkelerin maliye politikası açısından koordinasyonu istatistiksel açıdan karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Yapılan istatistiksel analiz Avrupa Parasal Birliği'ne üyelik hedefi göz önünde tutulduğundan Türkiye performansı yönünden de genişletilmektedir.Çalışmada ulaşılan sonuç; Avrupa Parasal Birliği'nde maliye politikası koordinasyonunun genel anlamda sağlandığı yönündedir. Ancak böyle olmakla birlikte, günümüz birlik performansının siyasi birliği sağlama yönünden pek de yeterli olmadığı ve dolayısıyla arttırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Türkiye için ise, son dönemdeki olumlu gelişmelere bağlı olarak uyum sağlamadaki başarı derecesinin yükseldiği söylenebilmektedir.
Bireysel emeklilik sisteminin vergileme açısından değerlendirilmesi, Türkiye örneği
Sosyal güvenlik; devletin, kurumları vasıtasıyla bireylerini mesleki, fizyolojik, sosyo-ekonomik risklere karşı korumak amaçlı oluşturulmuş bir sistemi ifade etmektedir. Sistemin oluşturulmasındaki temel amaç kişilerin mal varlıklarının azalmasını engellemek ve kişileri insan onuruna yakışan bir hayat standardına eriştirmektir. Sakatlık, yaşlılık gibi klasik riskleri güvence altına alarak ilk kez Amerika Sosyal Güvenlik Yasasında yazılı bir metin olarak yer alan sosyal güvenlik, sürekli revize edilmiştir. Revize çalışmaları sistemin kapsadığı risk türlerini sürekli olarak çoğaltmış bunun sonucunda aşırı büyümüş bir sistem meydana gelmiştir. Aşırı büyümenin meydana getirdiği eksiklikler, özel şirketlere sosyal güvenlik alanında sağlanan yetkilerle aşılmaya çalışılmıştır.Bireysel emeklilik sistemi bireylerin aktif çalışma süresince yapmış oldukları tasarrufları yatırıma yönlendirmek ve böylece emekliliklerinde yaşam standartlarını korumaya yardımcı olacak ek geliri elde etmek için gerekli olacak toplam birikime ulaşmalarını sağlamak amaçlı kurulmuş bir sistemdir. Bu sistemdeki en önemli nokta, her katılımcının kendi yatırım tercihine göre değerlendirilen katkılarından oluşacak birikimi ile orantılı bir emeklilik geliri elde etmesidir. Diğer yandan da denetim ve vergilendirme önemli kontrol noktaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu projede Türkiye'de ve kimi dünya ülkelerinde bireysel emeklilik sisteminin işleyişi incelenmiştir.
Türk Ceza Kanunu açısından vergi afları
Tez çalışmamızın konusu olarak belirlediğimiz ?Türk Ceza Kanunu Açısından Vergi Afları? konusu özellikle Türk Ceza Kanunun tamamen değişmesi ve bu değişikliğe paralel olarak özel ceza yasalarında yapılan değişiklikler nedeniyle yeniden ele alınması zorunlu bir konu olarak ortaya çıkmıştır.Çalışmamızda önce af konusunu ayrıntılarıyla ele aldık. Affın çeşitleri, affa yetkili organ ve affın cezalar ve tedbirler üzerindeki etkilerini ayrı ayrı değerlendirdik. Ardından Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ile Vergi Usul Kanununda yer alan ve niteliği itibariyle affa benzeyen kurumları ele aldık ve af ile olan benzerlik ve farklılıklarını inceledik.Yeni Türk Ceza Kanunu değişikliği Medeni Kanun ve diğer kanunlarda yapılan değişikliklerin aksine, önceki yasanın temel mantığına bağlı kalınarak yapılmamıştır. Bu nedenle 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu önceki Türk Ceza Kanunundan tamamen bağımsız ve radikal değişiklikler içermektedir. Bunun tabi sonucu olarak Türk Ceza Kanununun genel hükümler kısmında bulunan suç ve ceza genel teorisine ilişkin de radikal değişiklikler bulunmaktadır. Bu nedenle özel ceza yasalarının da Türk Ceza Kanununda uyumunu sağlanması için değiştirilmeleri zorunluluğu doğmuştu. Bu zorunluluk nedeniyle Vergi Usul kanununda düzenlenmiş bulunan ve Adli Yargının görev alanına giren Vergi Suç ve Cezalarında da değişiklik yapılması zorunluluğu ortaya çıkmış ve 5728 Sayılı Yasa ile bu değişiklik yapılmıştır.Gerek Türk Ceza Kanunu değişikliği gerekse de 5728 Sayılı Yasal değişikliklerin henüz çok yeni ve köklü olmaları nedeniyle adli yargının görev alanına giren vergi cezalarına af veya af benzeri kurumların uygulanması halinde ortaya çıkacak problemleri çalışmamızda ışık tutmaya çalıştık.Anahtar Kelimeler: Af, Vergi Cezası, Vergi Suçu, Adli Yargı
Türk vergi sisteminde cezai yaptırımların etkinliği
Vergi, toplayıcı devlet ile ödeyici vatandaş arasında hep mücadele konusu olmuştur. Devlet vergi gelirlerini en üst seviyeye çıkarmaya çalışırken mükellefler ise ödeyecekleri vergileri en alt seviyede tutmaya hatta ödememeye çalışmaktadırlar. Bu mücadelede mükellefler yasal zeminde çözüm ararken, zaman zaman da kanun dışına çıkarak vergi suçu işleyebilmektedirler. Vergi ödesin ya da ödemesin ülkenin tüm vatandaşları devlet hizmetlerinden en üst düzeyde faydalanmak isteyeceklerdir.Cezai yaptırımların etkin olmadığı bir düzende, vergiye gönüllü uyum sağlayan mükellefler haksızlığa uğradıklarını düşünerek vergiye uyumdan vazgeçebileceklerdir. Sürekli artan ihtiyaçları karşılamak üzere yeni kaynak arayışında olan Türkiye açısından da mevcut sistemin etkinliği diğer ülkelerdeki gibi çok önemlidir. Bu nedenle Türk Vergi Sisteminde uygulanan cezai yaptırımların etkinliği incelemeye alınmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, Türk Vergi Sistemi içerisinde yer alan cezai yaptırımların teorik değerlendirmesine yer verilmiştir. İkinci bölümde vergi sisteminde yer alan önlemlerin uygulamalarına yer verilerek ceza sistemi içindeki etkileri değerlendirilmiş ve örnek ülke olarak ABD vergi ceza sisteminde yer alan cezalara ilişkin bilgi ve verilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise bu etkinlik alan araştırması yapılarak belirginleştirilmiştir. Sonuç bölümünde vergi ceza sisteminin daha etkin ve adil işleyebilmesi için ek önlem ve uygulama önerilerine yer verilmiştir.
Kamu denetiminde kamu denetçiliği (ombudsman) kurumunun Türkiye'de yeri ve önemi
Kökeni 18. yüzyıla dayanan kamu denetçiliği kurumu ilk defa İsveç'te ortaya çıkmıştır. Bu kurumun ortaya çıkmasında devletin artan fonksiyonları ile karmaşıklaşan yapısı ve mevcut denetim mekanizmalarının yetersizliği etkili olmuştur. Özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra insan haklarına verilen önemin artmasıyla da kamu denetçiliği, siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, demografik ve yüzölçümleri birbirinden farklı birçok demokratik ülkede, her ülkenin kendi idari, hukuki ve özel gereksinimlerine göre, niteliklerinde bazı değişiklikler yapılarak farklı adlar altında uygulanmaya başlanmıştır.Kamu denetçiliği idarenin giriştiği eylem ve işlemlerle ilgili halktan gelen şikayetleri inceleyen ve çözüm yolları arayan bir kurumdur. İşlevi, idarenin karşısında kişiyi yalnız bırakmamak, haklarını savunmak ve bu konudaki başvurmaları ve kınamaları izlemek olmuştur. Kamu denetçisi inceleme ve araştırma yapmak, tenkit etmek, idarenin aksayan yönlerini parlamentoya ve kamuoyuna duyurmak gibi yetkilerle donatılmıştır. Vermiş olduğu kararların herhangi bir bağlayıcılığı olmamasına karşın en büyük gücü oluşturduğu kamuoyu ve parlamentoya her yıl sunduğu rapordur.Ülkemizde idarenin denetimi; ?idari denetim?, ?siyasi denetim?, ?yargı denetimi?, kamuoyu denetimi? ve uluslararası denetim? mekanizmalarıyla yapılmaktadır. Ancak her bir denetim mekanizmasının belli eksiklikleri vardır. Kamu denetçiliği; bu eksikliklerin giderilmesi, insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk devleti olma idealinin gerçekleştirilmesi ve devlet-millet kaynaşmasının sağlanması için ülkemizde kurulması gerekir.Bu düşünce doğrultusunda hazırlanan çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde, kamu denetçiliğinin tanımı, ortaya çıkış nedenleri, özellikleri, görevleri, yetkileri, sorumlulukları ve türleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. İkinci bölümde kamu denetçiliğinin çeşitli ülkelerdeki uygulamalara yer verilmiş, aralarındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya konmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise Türkiye'de kamu denetçiliğine benzer kurumlara, bu kurumun oluşturulmasına yönelik tartışmalara yer verilerek; Türkiye'de nasıl bir kamu denetçiliği kurumu oluşturulmalıdır sorusuna cevap aranmıştır.
Kısa vadeli sermaye hareketleri, Tobin vergisi ve Türkiye'de uygulanabilirliği
İkinci Dünya Savaşı'nı takiben başlayan küreselleşme süreci, 1970'li yılların başlarında Bretton Woods para sisteminin terk edilmesiyle hızlanmış ve Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle ile birlikte güçlü bir kasırga gibi tüm Dünya'yı etkisi altına almıştır. Özellikle mali sermayenin küreselleşmesi neticesinde, paradan para kazanmayı amaçlayan ve spekülatörlerin başrol oynadığı finans kapital dünyası vizyona girmiştir. Bu spekülatörler kısa vadeli sermaye hareketleri vasıtasıyla, yüksek faiz ve düşük döviz kurunun mevcut olduğu piyasalara anlık giriş çıkışlar yaparak dünya çapında finansal krizlerin yaşanmasında önemli bir rol oynamıştır. Nitekim 1992 ERM, 1994?1995 Latin Amerika, 1997 Güneydoğu Asya ve Rusya finansal krizlerinin baş aktörü olarak kısa vadeli sermaye hareketleri sahnedeki yerini almaktadır. Bu tür sermaye hareketlerinin neden olduğu olumsuzlukların bertaraf edilmesi için literatürde sermaye kontrolleri olarak adlandırılan birtakım öneriler bulunmaktadır. Bu önerilerden biri de James Tobin tarafından ortaya atılan ve literatürde Tobin vergisi olarak bilinen vergidir. Bu vergi dünyadaki tüm spot döviz işlemleri üzerinden düşük oranlı bir vergi alınması prensibine dayanmaktadır. Diğer taraftan Türkiye'de 1980'li yıllarda başlayan iktisadi liberalleşme süreci ve 1989 yılındaki 32 Sayılı Karar ile birlikte sermaye hareketleri tamamen serbest hale getirilmiştir. Bu karar neticesinde, Türkiye'ye önemli miktarlarda kısa dönemli sermaye giriş çıkışları olmuştur. Türkiye'ye yönelik kısa vadeli sermaye hareketleri 1994 Nisan, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinin yaşanmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışmada kısa vadeli sermaye hareketleri ile birlikte kısa vadeli sermaye hareketlerinin yavaşlatılması konusunda akla gelen ilk önerilerden biri olan Tobin vergisinin anatomisine ve bu verginin Türkiye'de uygulanabilirliğine yer verilmektedir.Anahtar Kelimeler: 1)Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, 2)Finansal Krizler, 3)Sermaye Kontrolleri, 4)Tobin Vergisi, 5)Türkiye'ye Yönelik Sermaye HareketleriÖZETYüksek Lisans TeziKısa Vadeli Sermaye Hareketleri, Tobin Vergisi ve Türkiye'de UygulanabilirliğiFatih YARDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimleri EnstitüsüMaliye Anabilim Dalıİkinci Dünya Savaşı'nı takiben başlayan küreselleşme süreci, 1970'li yılların başlarında Bretton Woods para sisteminin terk edilmesiyle hızlanmış ve Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle ile birlikte güçlü bir kasırga gibi tüm Dünya'yı etkisi altına almıştır. Özellikle mali sermayenin küreselleşmesi neticesinde, paradan para kazanmayı amaçlayan ve spekülatörlerin başrol oynadığı finans kapital dünyası vizyona girmiştir. Bu spekülatörler kısa vadeli sermaye hareketleri vasıtasıyla, yüksek faiz ve düşük döviz kurunun mevcut olduğu piyasalara anlık giriş çıkışlar yaparak dünya çapında finansal krizlerin yaşanmasında önemli bir rol oynamıştır. Nitekim 1992 ERM, 1994?1995 Latin Amerika, 1997 Güneydoğu Asya ve Rusya finansal krizlerinin baş aktörü olarak kısa vadeli sermaye hareketleri sahnedeki yerini almaktadır. Bu tür sermaye hareketlerinin neden olduğu olumsuzlukların bertaraf edilmesi için literatürde sermaye kontrolleri olarak adlandırılan birtakım öneriler bulunmaktadır. Bu önerilerden biri de James Tobin tarafından ortaya atılan ve literatürde Tobin vergisi olarak bilinen vergidir. Bu vergi dünyadaki tüm spot döviz işlemleri üzerinden düşük oranlı bir vergi alınması prensibine dayanmaktadır. Diğer taraftan Türkiye'de 1980'li yıllarda başlayan iktisadi liberalleşme süreci ve 1989 yılındaki 32 Sayılı Karar ile birlikte sermaye hareketleri tamamen serbest hale getirilmiştir. Bu karar neticesinde, Türkiye'ye önemli miktarlarda kısa dönemli sermaye giriş çıkışları olmuştur. Türkiye'ye yönelik kısa vadeli sermaye hareketleri 1994 Nisan, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinin yaşanmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışmada kısa vadeli sermaye hareketleri ile birlikte kısa vadeli sermaye hareketlerinin yavaşlatılması konusunda akla gelen ilk önerilerden biri olan Tobin vergisinin anatomisine ve bu verginin Türkiye'de uygulanabilirliğine yer verilmektedir.Anahtar Kelimeler: 1)Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, 2)Finansal Krizler, 3)Sermaye Kontrolleri, 4)Tobin Vergisi, 5)Türkiye'ye Yönelik Sermaye Hareketleri
Türkiye'de bölgesel net mali yansıma
Devletin önemli politikalarından biri gelir dağılımındaki adaletsizlikleri ortaya koymak ve refah seviyesini yükseltmeye çalışmaktır. Kamu maliyesinin teori ve pratikte önemli bir bölümü bütçenin gelir ve harcama tarafının bölgeler arası gelir dağılımını ne derecede etkilediğini ortaya koymaktır. Bu vergi ve harcamaların yansıması olarak ya da kısaca bölgesel seviyede net mali yansıma olarak bilinir.Türkiye'de 1990?2003 yılları arasında milli gelirden en fazla pay alan bölge Marmara Bölgesi iken, en az pay alan bölgeler ise Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleridir. En fazla harcama yapan iller ise Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleridir. Vergilerin yansımasının ortaya konulması önemlidir çünkü bölgelerin üstlenmiş oldukları vergi yükleri oldukça farklılık gösterir. Kamu harcamalarının yansımasının ortaya konulması önemlidir çünkü farklı gelir seviyesinde olan bölgeler kamu harcamalarının bütün faydalarından aynı büyüklükte yararlanmamaktadırlar. Devlet bütçesinin bölgeler arasında adil bir bölüşüm işlevini yerine getirebilmesi için gelirlerin ve harcamaların dağılımının adaletli bir şekilde gerçekleşmesi gerekir.Bu açıdan değerlendirildiğinde çalışmanın temel amacı, Türkiye'de bölgesel net mali yansımanın belirleyicilerini tespit etmektir. Türkiye'de bölgesel eşitsizlikler ve bölgesel gelir dağılımı farklılıkları, üzerinde ağırlıklı olarak durulacak konular arasında yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: 1) Bölgesel politika 2) Vergi Yansıması 3) Harcama Yansıması 4) Mali Yansıma 5) Bölgesel Gelir Dağılımı
Küreselleşme sürecinde vergi politikası: Kırgızistan örneği
Küreselleşme sürecinde vergi politikasında yaşanan değişimlerin ve Kırgızistan'ın örnek alınarak incelenmesi amaçlanan bu çalışmada küreselleşmenin genel kapsamı, küresel vergi sorunları ve Kırgızistan vergi politikasında ortaya çıkan sorunlar araştırılmış ve değerlendirilmiştir. Ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda yaşanan değişimlere neden olan küreselleşme sürecinden genellikle gelişmiş ülkeler avantajlı çıkarken; az gelişmiş ülkeler olumsuz etkilenmiştir. Dünya entegrasyonu sonucu ülkeler arası bağımlılığın artması, öncelikle bir ülkenin uyguladığı vergi politikalarının diğer ülkelerin vergi politikalarına olan etkisini arttırmış ve bağımsız olarak vergi politikalarını uygulamak giderek zorlaşmıştır.Geçiş ekonomisi sürecini yaşayan Kırgızistan, bağımsızlık sonrası ?Şok terapi? uygulamasını kabul etmiş ve devletin yeni kurulmuş piyasadan hızlı ve şartsız olarak çekilişi ülkede üretimin durmasına neden olmuş; işsizlik, yüksek enflasyon, yolsuzluk ve yoksulluk gibi ciddi ekonomik sorunlar ortaya çıkmıştır. Çalışma konusunun temeli olan Kırgızistan vergi politikasının küreselleşmeden etkilenmesi ilk oluşturulduğu zamanda başlamış olup, diğer gelişmiş ülke vergi sistemleri örnek alınarak oluşturulan Kırgız Cumhuriyeti Vergi Kanunu yasalaşarak uygulamaya konulduğundan beri çeşitli sorunlar ortaya çıkmış ve bu sorunları çözmek için çok sayıda reform yapılmıştır. Kırgızistan çoğu ülke gibi ekonomik kalkınmayı sağlamak amacıyla üretimi arttırmaya yönelmiş ve ülkede yatırımları, özellikle DYY geliştirmek için vergi oranlarının indirilmesi, SEB oluşturma gibi çeşitli vergisel teşvikler uygulamaya başlamıştır. Ancak bu teşviklere rağmen, yatırımların diğer BDT ülkelerine göre düşük düzeyde kalması paradoksal bir durum oluşturmuştur. Dolayısıyla, Kırgızistan'ın vergisel teşviklerin yanısıra siyasi istikrarın sağlanması, kayıt dışılığın azaltılması, yolsuzluğun ortadan kaldırılması, yoksulluğun giderilmesi, teknolojik donanımın geliştirilmesi, halkın vergi bilincinin arttırılması, vergi dairelerinde çalışanların (ücretlerin artırılması başta olmak üzere) sorunlarının çözülmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Vergi Politikası, Vergi Sorunları, Geçiş Ekonomisi, Kırgızistan.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına yönelik teşvik vergi politikaları ve Kazakistan uygulaması
Tasarruf yetersizliği nedeniyle ülkeler dış kaynaklara ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlara başvurmak zorunda kalmaktadır. Küreselleşme sürecinin hızlandırılması ile birlikte gelişmekte olan ülkeler tarafından önceden şüpheyle yaklaşılan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına bakış değişmiş ve yabancı sermayeyi kendi ülkelerine çekebilmek için çaba sarf etmeye başlamışlardır. Günümüzde doğrudan yabancı yatırımların büyük kısmı Çok Uluslu Şirketler tarafından gerçekleştirilmektedirEkonomi politikasının önemli araçlarından biri olan teşviklerin ülkeler tarafından kullanılmasında göz önünde bulundurulan temel hedefler; toplam yatırım hacminin arttırılması, yatırımların verimli alanlara yapılmasının sağlanması, geri kalmış bölgelere yatırımların özendirilerek gelişim sağlanması, teknolojik gelişmelere ayak uydurmak ve dış rekabete dayanıklılığın arttırılması olarak belirtilebilir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin yapısal özelliklerinden kaynaklanan sorunlar kalkınmanın finansmanı açısından devlet müdahalesini de kaçınılmaz hale getirmiştir.Sovyet Birliği'nin yıkılmasından itibaren Kazakistan'da yabancı yatırımlarla ilgili düzenlemeler başlamış ve günümüze kadar çeşitli değişiklikler geçirerek devam etmiştir. Bu çalışmada, Kazakistan'da Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları, teşvikler, teşviklerin etkileri ve Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımlarına yönelik teşvik uygulamaları ele alınmış ve bağımsızlığın kazanılmasından günümüze kadar yürürlüğe giren teşvik uygulamaları değerlendirilerek bu tür teşviklerin ne ölçüde yeterli ve uygun olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır.
Türkiye`de sigorta sektörünün gelişimi açısından vergilendirmenin rolü ve önemi
Toplumsal gelişmelere paralel olarak finans sektörünün bir parçası olan sigortacılık ve bireysel emeklilik sektörünün hizmetlerine olan talep giderek artmaktadır. Sigorta sektöründe sunulan hizmetlerin ekonomik faydalarının yanı sıra sosyal faydasının da yüksek oluşu sebebi ile sektörün gelişimi büyük önem taşımaktadır. Gelişmiş ülkelerde sigorta sektörünün GSYİH içerisindeki payı gelişmekte olan ülkelere oranla daha fazladır. Sigorta sektörünün büyüklüğünün gelişmişlik düzeyi ile yakından ilgili olduğu söylenebilir.Çalışmamız vergi politikalarının sigorta sektörünün gelişimindeki etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla yapılmış olan araştırmaların sonucuna göre ulaşılan sonuç mevcut Türk vergi sistemi içerisinde sigorta hizmetlerine olan talebi canlandırmaya yönelik vergi politikası uygulamaları yeterli düzeydedir. Sigorta sektörü, yine sektörün temel özellikleri dolayısıyla toplanan fonların büyüklüğüne ve fonların kullanım sürelerine bağlı olarak gelişecektir. Vergi uyumunun ülkemizde düşük olmasının bir neticesi olarak vergi politikalarının sigorta sektörü üzerindeki etkileri sınırlı kalmaktadır.Sonuç olarak sigorta hizmetlerinin tabi olduğu vergi uygulamaları kişi başına düşen sigorta primleri üzerinde fazla etkili olmamaktadır. Vergi politikalarının etkisi psikolojik destekle sınırlı kalmaktadır.
Kamu alacaklarının korunmasına ilişkin yolların vergi hasılatının arttırılması üzerindeki etkileri
Günümüz ülkelerinin tamamında hükümetler vatandaşlarına mümkün olan maksimum düzeyde kamu hizmeti sunmak istemektedirler. Bu hizmetleri sunabilmek için büyük miktarda gelire ihtiyaç duyacaklardır. Bu nedenle kamu gelirlerini arttırmaya yönelik çalışmalar yapılmaktadır. En sağlam gelir kaynağı ise kuşkusuz vergilerdir.Vergi hasılatının arttırılması konusunda yapılan çalışmalarda, Kayıt dışı ekonomiyle mücadele ve Vergi tabanının genişletilmesi gibi konular üzerinde sıkça durulmaktadır.Bu tezde yukarıda belirtilen yöntemlerin dışında vergi hasılatının, kamu alacaklarının korunmasına ilişkin yollarla arttırılması konusu üzerinde durulmuştur.Ayrıca tarihsel süreç içersinde kamu alacaklarının tahsil yöntemlerindeki gelişmelere, teminat, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve alacakların diğer korunma yolları hakkında bilgiler verilerek, tahsilatın hızlandırılarak artış sağlanması konusunda, tahsil dairelerince yapılabilecek uygulamalarla ilgili düşünceler sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Kamu Alacakları, Vergi, Tahsilat, Vergi Hasılatı, İhtiyati Haciz, İhtiyati Tahakkuk, Teminat, Hasılat Artışı,
Türkiye'de vergi bilincinin ve vergi ahlakının oluşmasında gelir idaresinin rolü
Vergi bilinci ve vergi ahlakı konusu, son yıllarda kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçakçılığı ile etkin mücadele yolları arayan devletler için yeni bir umut olmuştur. Klasik caydırıcı modellerin tek başına kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçakçılığı ile mücadelede yeterli olmaması, devletlerin mükellefleri yükümlülüklerini tam ve doğru şekilde yerine getirmeye yönlendirecek biçimde vergi sistemlerini yeniden yapılandırmasını gerekli kılmıştır. Böylece, çoğu ülkede olduğu gibi ülkemizde de gelir idaresinin mükellef odaklı olarak yeniden yapılandırılması çalışmaları başlatılmıştır. Yapılan bu çalışmaların, Türkiye'de vergi bilinci ve vergi ahlakı oluşumuna ne derece katkı sağladığı bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde, vergi bilinci ve vergi ahlakı konusu teorik olarak incelenmektedir. İkinci bölümünde, Türkiye'de ve dünyada vergi bilinci ve vergi ahlakının boyutları değerlendirilmekte, ayrıca bazı gelişmiş ülke gelir idarelerinin bu konudaki çalışmalarıyla ilgili bilgi verilmektedir. Son bölümünde ise, Türkiye'de gelir idaresinin yeniden yapılandırılması kapsamında yapılan çalışmalar, toplumda vergi bilinci ve vergi ahlakı oluşumu açısından değerlendirilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de vergi bilinci ve vergi ahlakı seviyesinin yetersiz olduğu ve toplumda vergi bilincinin ve vergi ahlakının oluşmasında gelir idaresinin önemli bir role sahip olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Vergi Bilinci, Vergi Ahlakı, Vergi Psikolojisi, Gelir İdaresi
Gelir dağılımının düzenlenmesinde gelir vergisinin rolü: Türkiye örneği
Gelir dağılımı genel anlamıyla bir toplumda belli bir dönem zarfında meydana gelen milli hasılanın sözkonusu toplumda yaşayan bireyler arasında nasıl ve ne oranda dağıldığını ifade etmektedir. Gelir dağılımı meselesi öteden beri hemen hemen bütün iktisadi yaklaşımların ilgilendiği ve nasıl olması gerektiği konusunda görüş bildirdiği temel ekonomik ve sosyal sorunlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla, önemli bir ekonomik ve sosyal sorun olarak kabul edilen gelir dağılımı konusunda geçmişten günümüze çok çeşitli teoriler ortaya atılmıştır.Gelir dağılımı günümüzde de önemini koruyan ve ülkelerin bir şekilde çözüm aradıkları bir sorundur. Bu nedenle ülkeler gerek uyguladıkları ekonomik sistem, gerekse kendi gelişmişlik seviyelerine göre gelir dağılımına bir çözüm bulmaya çalışmaktadırlar. Gelir dağılımı sorunu genel olarak, piyasa dağılımının adil olduğunu kabul eden görüş ile piyasa dağılımının adaletsiz olduğunu kabul eden görüş çerçevesinde çözülmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla piyasa dağılımının adil olduğunu ileri süren görüş taraftarlarına göre devletin gelir dağılımına müdahale etmemesini veya sınırlı bir şekilde müdahale etmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Buna karşın piyasa dağılımının adaletsiz olduğunu savunan görüş ise devletin gelir dağılımına müdahale ederek düzenlemesi gerektiğini savunmaktadır.Bu çalışma, piyasa dağılımının adil olmadığını, devletin piyasadaki dağılıma müdahale ederek düzenlenmesi gerektiğini savunan görüş çerçevesinde ele alınmış ve maliye literatüründe bir müdahale aracı olarak kabul edilen gelir vergisinin rolü araştırılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde gelir dağılımı teorik bazda ele alınmış, adaletsiz dağılımın nedenleri ortaya konulmuş ve adil dağılımın sağlanmasında kullanılacak temel politika araçları incelenmiştir. İkinci bölümde ise gelir vergisinin teorik yapısı ve gelir dağılımının düzenlenmesinde nasıl bir rolü olduğu ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise Türk Gelir Vergisi ele alınarak, temel unsurları bakımından gelir dağılımının düzenlenmesindeki rolü araştırılmıştır.
Kuyumculuk sektörünün vergilendirilmesi
Degerli madenleri süs esyası haline getirme sanatı olarak tanımlanabilenkuyumculuk meslegi, madenlerin islenmesinden pazarlanmasına kadar tümasamaları içermektedir.Kuyumculuk meslegini diger ticari faaliyetlerden ayıran bir kısımfarklılıklar mevcuttur. Burada ticari faaliyete konu olan emtianın altın gibidegerli bir maden olması bir takım karmasık islemleri de beraberindegetirmekte ve uygulamada bir takım sorunlara neden olmaktadır. Günümüzdekuyumculuk, önemli ölçüde sermaye birikimi gerektiren ve bazı yasaldüzenlemelerin bilinmesini zorunlu kılan bir meslektir.Bu itibarla hazırlanan çalısmada, kuyumculuk sektörünün kavramsal vetarihi gelisimi incelenerek kuyumculugun dalları, istihdam ettigi meslekgrupları incelenerek kuyumculuk emtealarının özellikleri, agırlık ve ölçübirimleri irdelenmis, antik çagdan günümüze tarihi gelisim, sektörün geçirdigireform süreci anlatılmıstır.kinci bölümde, dünya ekonomik sisteminde kuyumculugun yeri veönemi incelenmis, kuyumculuk sektörü ile ilgili kurumlar hakkında bilgilerverilmistir. Çalısmanın ana konusu olan sektör ile ilgili vergi düzenlemeleri elealınarak, gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma deger vergisi açısındanincelenmis, katma deger vergisinde sektöre tanınan istisnaların yasallıgıtartısılmıstır. Vergi usul kanunu açısından sektöre iliskin uygulamalar ile belgedüzenine iliskin örneklere yer verilerek, sektöre dair 3100 sayılı kanundayapılan düzenlemeler, özel tüketim vergisi kanununda sektöre iliskin hükümlerve son olarak talya ile ABD'de vergilemeye iliskin kısa bilgilere yer verilmistir.Anahtar Kelimeler : Kuyumculuk, altın, vergi.
Vergi alacaklarının tahsilinde mal bildirimi yükümlülüğü ve bu yükümlülüğe aykırı fiillere uygulanacak yaptırımlar: Afyonkarahisar ili uygulama sonuçları
Vergilendirme sürecindeki vergi tahsilinin eksiksiz, doğru ve hızlı olması vergi sisteminin düzenli işleyebilmesi bakımından önemlidir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da düzenlenen güvence tedbirleri ile vergi alacağının tahsilinde etkinliğin artırılması amaçlanmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle ekonomik faaliyetlerde meydana gelen değişimler vergilendirme sürecinde de değişime neden olmaktadır. Vergi alacağını güvence altına almak amacıyla düzenlenen tedbirlerin de güncel gelişimlere uyumlu olması gerekmektedir. Mal bildirimi, borçlunun kendisinde ve/veya üçüncü kişiler elinde bulunan mal, alacak ve haklardan borcuna yetecek miktarda olmak üzere yazılı veya sözlü olarak tahsil dairesine bildirmesidir. Buradan hareketle, çalışmanın temel amacı vergi alacağının tahsilindeki güvence tedbirlerinden biri olan mal bildirimi yükümlülüğü ve buna ilişkin yaptırımların vergi tahsilindeki etkisini ortaya koymaktır. Söz konusu etki Afyonkarahisar ili örneği ile incelenmiştir. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak anket uygulanmıştır. Veriler, kolayda örnekleme yöntemi ile ankete katılan 89 muhasebe meslek mensubundan toplanmıştır. Elde edilen veriler en küçük kareler yöntemi ile yapısal eşitlik modellemesi (PLS-SEM) ile analiz edilmiştir. Analiz yönteminin tercih edilmesinin en önemli nedeni çalışmanın keşfedici nitelikte ve örneklem sayısının az olmasıdır. Çalışmada, mal bildirimi yükümlülüğüne ilişkin yaptırımlar ile vergi tahsili arasındaki doğrudan ilişki sınandığı gibi modele aracı değişkenler eklenmek suretiyle aracılık etkisi de incelenmiştir. Orta seviyede tahmin gücüne sahip olan yapısal model analizine göre elde edilen temel bulgu, mal bildirimine ilişkin yaptırımların vergi tahsilinde etkisi olduğudur. Ayrıca yaptırımlar ile vergi tahsili arasındaki ilişkide vergi ahlâkının kısmi aracılık rolü vardır. Bunlara ek olarak yapılan önem-performans harita analizi (IPMA) sonuçlarına göre vergi tahsilini artırabilmek için modeldeki değişkenler arasında en çok öneme sahip değişken yaptırımdır. Analiz sonuçlarına göre mal bildirimi yükümlülüğüne ilişkin yaptırımların uygulanmasına ilişkin iyileştirmeler yapıldığı takdirde vergi tahsilinde artış meydana gelebilecektir. Buna dayanarak mal bildirimi yükümlülüğünü yerine getirmeyen vergi borçluları itinayla takip edilmeli ve söz konusu yaptırımların uygulanması sağlanmalıdır.
Vergi ahlâkı ve belirleyenleri, Ege Bölgesi örneği
Vergi kaçakçılığı, devlet kavramı kadar eski bir sorundur. Devletler bu sorun ile mücadele etmek amacıyla çok çeşitli yaptırımlar geliştirmişlerdir. Ancak geliştirilen yaptırımlar vergiye tam anlamıyla uyumu sağlayamamıştır. Bütün mükelleflerin denetlenmesinin mümkün olmaması, denetim maliyetlerinin yüksekliği gibi birçok faktör, vergi kaçakçılığı sorununun en kolay ve doğal çözümü olarak toplumsal vergi ahlâkını zorunlu kılmaktadır.Vatandaşların mükellef olarak devlet ile aralarındaki ilişkiyi belirleyen davranış normları olarak vergi ahlâkı, vergilere ilişkin görev ve sorumlulukların zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi anlamına gelmektedir. Vergi ahlâkı, gerek vergi ve gerekse ahlâk kavramlarının karmaşıklığı içinde, birçok faktörden etkilenen bir fenomendir. Vergi ahlâkını belirleyen faktörleri ekonomik, sosyal, kültürel ve demografik faktörler olarak özetlemek mümkündür.Gelişmişlik seviyesinin önemli göstergeleri arasında sayılan vergi ahlâkının, Türkiye açısından düzeyinin ve hangi faktörlerden etkilendiğinin tespit edilmesi çok önemlidir. Böyle bir tespit, Türkiye'de vergi ahlâk düzeyinin yükseltilmesi için, gerek kanun koyuculara, gerek politikacılara ve gerekse uygulayıcı kurumlara önemli bir yol gösterici olacaktır. Belirtilen amaçlarla yürütülen bu çalışmada, vergi ahlâkının gerekliliği ve belirleyenleri teorik ve ampirik olarak araştırılmıştır.Ege Bölgesi'nde yürütülen ampirik alan araştırması sonuçlarına göre bölgenin vergi ahlâk düzeyi ortanın biraz üzerindedir. Kurumsal kalite, kamu harcamalarının algılanması, subjektif vergi yükü, vergi idaresi, yolsuzluk algısı, vergi afları, formel ve informel eğitim, inanç ve cinsiyet, vergi ahlâkını belirleyen en önemli faktörler olarak görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Vergi Ahlâkı, İktisat ve Ahlâk, Vergi Uyumu, Vergiye Gönüllü Uyum, Vergi Ahlâkının Belirleyenleri
Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması çerçevesinde reform sürecinin değerlendirilmesi
Toplumlar, tarihin her döneminde kendini fakirlik, hastalık, muhtaçlık, kaza ve benzeri risklere karşı koruma ihtiyacı duymuş ve bu risklerin zararlarını telafi ve tazmin etmeye yönelik çeşitli yöntemler geliştirmiştir. 20. yüzyılda sosyal devletin ortaya çıkmasıyla birlikte bu yöntemler sosyal güvenlik adı verilen bir sistem içinde ele alınmaya başlanmıştır. Sosyal güvenlik sistemlerinin, 1970'li yılların sonuna doğru özellikle gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkardığı finansman problemleri ve bu problemlerin devlet bütçelerine getirdiği yükler nedeniyle bu alanda reform ihtiyacı ortaya çıkmış ve yapılabilecekler tartışılmaya başlanmıştır.1980'li yılların başından itibaren sosyal güvenlik sistemleri finansman darboğazına giren veya bu krize girmek istemeyen ülkelere IMF, Dünya Bankası, AB gibi uluslararası kuruluşlar tarafından çözüm olarak sistemlerini özelleştirmeleri gösterilmiştir. Bu doğrultuda özellikle gelişmekte olan ülkelerde reform uygulamaları hızlanmıştır. Ülkemizde de kamu açıklarının en büyük sebeplerinden biri olarak gösterilen ve özellikle 1990'lı yılların başında tam bir finansal krizin içine giren sosyal güvenlik sistemimizi yeniden yapılandırma çalışmaları bu dönemde başlatılmıştır. 1990'lı yılların sonunda ve 2000'li yılların başında yaşadığımız ekonomik krizler ise bu çabaları yoğunlaştırmıştır. Bu çalışmanın amacı, sosyal güvenlik kavramında yıllar boyunca devam eden değişim sürecine bağlı olarak, ülkemizde gerçekleştirilen sosyal güvenlik reform sürecini; sistemimizin ve kurumlarımızın sorunlarını dikkate alarak net bir şekilde ortaya koymaktır.
Ekonomik istikrar politikaları ve 1980 sonrası Türkiye uygulaması
Çalışmamız üç bölümden oluşmuştur. Öncelikle birinci bölümde ekonomik istikrarın teorik çerçevesine bir göz atıp ekonomik istikrarsızlık kavramı, göstergeleri ve temel olarak ekonomik istikrarın tanımı yapılmış, çalışmamızın sonraki bölümlerine ışık tutacak temel bilgilere yer verilmiştir.İkinci bölümümüzde ise, ülkemiz ile ekonomik ve sosyal olarak büyük benzerlikler gösteren latin ülkelerindeki istikrar politikaları ve krizlerine değinilmiştir. Devamında Meksika, Arjantin, Brezilya, Şili ve Bolivya örneklerine yer verilmiş, ve bu örnekler çerçevesinde değerlendirmeler yapılmıştır.Üçüncü ve son bölümümüzde Türkiye ekonomisinde 1980 sonrasında uygulanan ekonomik istikrar tedbirleri, uygulanmaya konulma nedenleri ve sonuçları incelenmiştir. Ayrıca genel olarak Türkiye'nin 1980 ve sonrasında yasadığı krizler ve bu krizleri gidermeye yönelik uygulamaya konulan istikrar ve yapısal uyum programlarını içeren istikrar paketleri incelenerek sonuçları değerlendirilmeye çalışılmıştır.Sonuç olarak çalışmamız dünyanın olduğu gibi ülkemizin de büyük sorunu olan ekonomik istikrar kavramı ve krizlere derinlemesine bir bakış açısı getirmeye çalışmaktadır. Ayrıca bu çalışmada gelişmekte olan ülke örnekleri paralelinde Türkiye ekonomisi farklı göstergeler ile mercek altına alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Kriz, Finansal Kriz, İstikrar Programları, İstikrar Politikaları, 24 Ocak kararları, 5 Nisan Kararları, 2000 krizi, 2001 krizi
Türkiye'de vergi tahsisine dayalı bölgesel net mali yansımanın analizi
Verginin doğduğu yerde ödenmemesi gerçek bölgesel vergi yükünün hesaplanmasına engel teşkil etmektedir. Birçok bölgede faaliyet gösteren şirketin vergi gelirleri sadece genel merkezin olduğu ilde ödenmektedir. ABD ve Kanada gibi ülkelerde vergi tahsisi yöntemiyle vergi doğduğu yerde ödenmese bile gerçek bölgesel vergi yükü hesaplanmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi ve sigara üzerinden alınan özel tüketim vergisi için vergi tahsisi modeli geliştirilmiştir. Çalışmada 81 ilin 2019 yılı verileri kullanılmıştır. Yatay kesit veri kullanılarak yapılan regresyon analizlerinde anlamlı bulunan değişkenlerin katsayıları ağırlık olarak kullanılmıştır. Vergi tahsisi ile 81 il için gerçek vergi yükü tahmin edilmiştir. İllerin kamu giderleri, hesaplanan vergi gelirlerinden düşülerek bölgesel net mali yansıma hesaplanmıştır. Bulgular vergi tahsisi analizinden sonra illerin vergi gelirleri arasında yer alan dengesizliğin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgulara göre en yüksek kişi başına vergi gelirine sahip il ile en düşük il farkı 109 kat iken bu rakam vergi tahsisi sonrasında yaklaşık 3 kat olmuştur. Gelir vergisinde, vergi tahsiline göre en yüksek vergi gelirine sahip il ile en düşük il farkı 16 olarak gerçekleşmişken, bu fark vergi tahsisi sonrasında 4 kata inmiştir. Kurumlar vergisinde, vergi tahsil rakamlarına göre bu fark 181 kat iken, vergi tahsisi sonrasında 8 kat olarak gerçekleşmiştir. KDV uygulamasında, vergi tahsiline göre en yüksek vergi gelirine sahip ile en düşük il farkı 861 kat olarak gerçekleşmiş, bu fark vergi tahsisi sonrasında yaklaşık 3 olmuştur. Net mali yansıma analizi bulgularına göre 10 ilin vergi gelirleri kamu giderlerinden fazla iken, vergi tahsisi sonrasında 43 ile yükselmiştir. Bulgulara göre vergi tahsisi sonrasında iller arasında yakınsamanın gerçekleştiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Vergi tahsisi, bölgesel vergi yükü, bölgesel net mali yansıma.
Transfer fiyatlandırması ve vergilemede etkinlik
Küreselleşme sürecinin hızlanmasıyla, işletmeleri faaliyet alanları, rekabet şekilleri, örgütsel yapıları ve yönetim anlayışları değişmeye başlamıştır. Sürecin asıl belirleyici ve şekillendirici yönü olan ekonomik değişim, gelişen iletişim ve enformasyon teknolojilerinin sunduğu imkânlar ile tüm dünyayı tek pazar haline getirmiştir. Ekonomik ilişkilerin kazandığı yeni biçim sonucunda çok uluslu şirketler gittikçe önem kazanmış hatta bundan da öte, hükümetlerden daha çok söz sahibi olmuşlardır.Çok uluslu işletmeler, ülkeler arası yaptıkları mal ve hizmet transferleriyle kârlarını en yükseğe arttırmaya çalışmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda çok uluslu işletmeler, transfer fiyatlandırması yöntemlerini kullanarak, uluslararası yasalar ve yatırım yaptıkları ülkelerin yasaları çerçevesinde kendilerine maksimum faydayı getirecek faaliyetler yapmaya yönelmekte, ülkeler arasında kâr transferi yaparak maksimum kazancı sağlamayı hedef almaktadır.Çalışmamızda öncelikle, küreselleşme ve çok uluslu şirketlerin dünya ekonomisi içindeki konumları değerlendirilip, kendi aralarında gerçekleşen mal ve hizmet ticaretinde, transfer fiyatlandırması manipülasyonu yapma gerekçeleri ve mekanizmaları incelenmiştir. Daha sonra transfer fiyatlandırması yöntemiyle haksız gelir aktarımının önlenmesine yönelik olarak hazırlanan OECD ve ABD düzenlemeleri analiz edilmiştir. Çalışmamızın son kısmında Türk Vergi Sisteminde transfer fiyatlandırmasının gelişimi ve transfer fiyatlandırmasının işleyişi sonucu ülkelerin vergi gelirlerinin nasıl aşındığı ve vergilemede etkinlik üzerine etkisi örnekle açıklanmıştır. Transfer fiyatlandırması ile ilgili önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Çok uluslu Şirketler, Transfer Fiyatlandırması, Türk Vergi Sistemi, Verilemede Etkinlik.
Türkiye'de vergi kaçakçılığı suçu ve cezası
Kamu hizmetlerinin finansmanı için en sağlam gelir kaynağı vergilerdir.Devletler, egemenlik yetkilerine dayanarak koydukları vergilerin, zamanında veeksiksiz ödenmesini sağlamak için vergi ile ilgili düzenlemelere uyulmamasıdurumunda uygulanacak yaptırımlar da koymaktadırlar. Bu yaptırımların birkısmı mali ceza bir kısmı da hapis cezası niteliğindedir. Türk hukukunda vergikanunlarına aykırı davranışları cezalandırmak için bu iki tür yaptırıma da yerverilmiştir. Vergi kanunlarına aykırı fiiller ve bu fiiller için uygulanacakyaptırımlar sistematik olarak Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenmiştir.5432 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda ceza hukuku anlamında suç sayılandüzenlemeler yer almazken para cezalarının vergi kayıp ve kaçaklarınıönlemede yeterli olmadığı gerekçesiyle 5815 sayılı Kanunla 5432 sayılı Kanunaeklenen hükümlerle ?hileli vergi suçu? ihdas edilmiştir. Bu fiiller zamanla bazıdeğişikliklere uğramış olmakla birlikte bugün de 213 sayılı Vergi UsulKanunu'nda ?kaçakçılık suçları? olarak yerini korumaktadır.Bu çalışmamızın amacı vergi kanunlarına aykırılık oluşturan fiillerdenceza hukuku anlamında suç olan kaçakçılık suçlarını bütün unsurları ilebirlikte ortaya koymak ve bu suçlarla ilgili olarak yapılması gerekendeğişiklikleri tespit etmektir. Bu nedenle konu üç bölüme ayrılarakincelenmiştir. Birinci bölümde, vergi suçu ve vergi kabahati tanımlarına, vergikaçakçılığı suçlarının tarihsel gelişimine yer verilmiş ve vergi cezalarınınhukuki niteliği ile yeni ceza sisteminin vergi kaçakçılığı suçları ve vergikabahatleri üzerinde etkileri değerlendirilmiştir. İkinci bölümde vergikaçakçılığı suçlarının unsurları, özel görünüş biçimleri ile dava ve ceza ilişkisinisona erdiren durumlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise vergi kabahatleriile vergi kabahatlerinde dava ve ceza ilişkisini sona erdiren durumlaraçıklanmıştır.Anahtar Kelimeler: Vergi Kaçakçılığı Suçu, Vergi Kabahati, Vergi ZiyaıCezası.
Küreselleşme sürecinde Azerbaycan'da uygulanan maliye politikalarının gelir dağılımına etkisi
Son yıllarda Dünya ekonomisinde yoğun biçimde küreselleşme süreci yaşanmaktadır. 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Azerbaycan bu yıla kadar küreselleşme sürecinin dışında kalmıştır. Küreselleşme ile özellikle gelişmekte olan ülkeler çok sıkı maliye politikaları izlemek zorunda kalmışlardır. Bu zorlukları aşmak için uluslar arası kuruluşlar da gelişmekte olan ülkelere yardımcı olmaya çalışmışlardır.Gelişmekte olan ülkeler istikrar açısından sorun yaşadıkları için ülke ekonomisini tam anlamıyla kontrol altına alamamakla beraber, uyguladıkları ekonomi politikalarını tutturmada da zorluk yaşamaktaydılar. Azerbaycan bağımsızlığını yeni kazanmış bir ülke olarak, serbest piyasaya geçiş sürecinde kürselleşmenin etkilerini daha çok yaşamıştır. 2000'li yıllara kadar Azerbaycan ancak ekonomide kontrolü ele almaya çalışmış ve 2000 yılları sonrası büyümeye ve bölgede söz sahibi ülke olmaya başlamıştır. Uyguladığı maliye politikalarında veya elde edilen gelirin ülke vatandaşları arasında ne kadar başarılı olduğu araştırmamızın esas konusudur.Bu çalışmada tarih içinde maliye politikasının gelişimi, maliye tarihi içinde iktisatçılar düşünceleri, maliye politikasının amaç ve araçları incelenmiştir. Gelir dağılımı kavramı ve türleri detaylı analiz edilmekle beraber, küreselleşmenin ve maliye politikasının gelir dağılımına etkileri de ortaya konulmuştur.Azerbaycan'ın genel ekonomik yapısı ve bu ülkedeki gelir dağılımının gelişimi araştırılmıştır. Son olarak da Azerbaycan'da bağımsızlık sonrası uygulanan maliye politikalarının (özellikle bütçe, harcama, vergi ve borçlanma politikaları) gelir dağılımına ne yönde etki ettiği ortaya konmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeleri: 1) Gelir Dağılımı, 2) Azerbaycan, 3) Maliye Politikaları.
Kamu kesiminde döner sermaye işletmelerinin yeri ve önemi
Döner sermayeli işletmeler kamu yönetimi içinde yer alır. Bu işletmeler genel ve özel bütçeli idarelere bağlı olarak kurulmaktadır. Kamu yönetimi, genel ve özel bütçeli idareler, sosyal güvenlik kurumları, düzenleyici- denetleyici kurumlardan oluşmaktadır.Döner sermayeli işletmelerin birçok faydasının bulunmasından dolayı sayıları hızla artmıştır. Bu işletmeler ekonomide özerkleşme nedeniyle oluşmuştur. Ancak günümüzde bazı sakıncalarından dolayı yeniden yapılanma içerisine alınmışlardır.Özellikle kamu ekonomisinde atıl kapasitenin değerlendirilmesi temel amacını yerine getirirler. Bu işletmelerin kendilerine özgü ayrıntılı yasaları bulunmamaktadır. 5018 sayılı yasanın geçici madde 11' e göre Döner Sermayeli İşletmeler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği yapılmıştır. İhale ve denetim konularında da genel kanunlara tabidir. Ayrı kanunları bulunmamaktadır.Ekonomide önemli yer tutan döner sermaye işletmelerinin etkili ve verimli çalışmalarını sağlayabilmek için söz konusu işletmelerin sorunlarına çözüm bulunmalı, bu konudaki çalışmalara hız verilmelidir.
Sağlık ekonomisi ve Türkiye'de sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması
Sağlık hizmetleri, beşeri sermayeye ve bireyin gelir elde etme yetisine ilişkin yaptığı doğrudan katkılar sebebiyle oldukça büyük bir öneme sahiptir. Sağlık hizmetleri, dışsallıklar, bilgi ve karar alma sorunları gibi faktörler sebebiyle, arz ve talep yapısı, finansmanı ve sunum yöntemleri açısından diğer mal ve hizmetlerden ayrılmaktadır. Sağlık hizmeti sunumu ve finansmanına ilişkin alternatif yöntemlerin uygulanması, iktisadi anlamda etkinliğin sağlanmasının yanı sıra, sağlık göstergelerinin olumlu gelişimine katkıda bulunma amacına hizmet etmektedir.İktisadi anlamda etkinliğin ve sağlık göstergelerindeki gelişimin izlenmesi, sağlık hizmetlerinin sonuçlarını değerlendirme açısından oldukça önemlidir. Bu amaçla çalışmada sağlık harcamaları, kişi başına gelir gibi iktisadi veriler ile sağlık göstergeleri arasındaki ilişkinin yönü ve gücü Türkiye'de 1983 ? 2006 yılları arasındaki veriler ışığında Speraman korelasyon yöntemi ile belirlenmiştir. Daha sonra 1983-2007 yılları arasındaki kamu ve özel sağlık harcamaları, nüfus ve kişi başına milli gelire ilişkin veriler, Johansen Eşbütünleşme analizi ve ardından Engle-Granger Nedensellik Analizi ile değerlendirilmiş ve veriler arasındaki nedensellik araştırılmıştır.Analiz sonucunda, doğumda yaşam beklentisi ile kişi başına gelir, sağlık harcamaları gibi iktisadi veriler arasında doğrusal ve çok güçlü ilişki bulunmuş, bebek ölüm oranları ile sağlık harcamaları arasında ise ters yönde güçlü ilişki ortaya çıkmıştır. Eşbütünleşme analizleri sonucunda kişi başına gelir ile özel sağlık harcamaları arasında nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyüme ve beraberinde kamu ve özel sağlık harcamalarında yapılacak artışlar, sağlık göstergeleri açısından Türkiye'yi OECD ülkeleri arasında daha olumlu bir konuma taşıyabilecektir.
Üniversitelerin kurum iç değerlendirme raporlarının misyon ve vizyon analizi
Bu çalışmanın amacı, üniversitelerin kurum iç değerlendirme raporlarını hazırlarken kurumun misyonu ve vizyonuna ne kadar dikkat edildiğini analiz etmektir. Üniversiteler, misyon ve vizyonlarını stratejik planlarında belirlemektedir. Misyon, gerçekleştirilen tüm faaliyetler ile sunulan tüm hizmetleri kapsayan şemsiye bir kavramdır. Vizyon ise uzun vadede gerçekleştirilmek ve ulaşılmak istenilen yeri yansıtan bir bildirimdir. Üniversitelerin misyon ve vizyon ifadelerini kurum iç değerlendirme raporlarına yansıtmaları gerekmektedir. Çalışmanın örneklemini 1992 yılından önce kurulan devlet üniversiteleri, 1992 yılında kurulan devlet üniversiteleri ve 2002 yılından önce kurulan vakıf üniversiteleri oluşturmaktadır. Çalışmada üniversitelerin yürürlükte bulunan stratejik planlarında belirlenmiş misyon ve vizyon bildirimlerinde en sık tekrar eden yedi kelime ayrı ayrı tespit edilmiş ve bu kelimelerin üniversitelerin 2021 yılı kurum iç değerlendirme raporlarında ne kadar yansıttıkları incelenmiştir. Bu incelemede MAXQDA Analytics Pro programının 2022 yılı sürümünden faydalanılmıştır. Ayrıca nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Dokümanların analiz edilmesiyle elde edilen bulgular sonucunda gruplar arasında ve grup içinde benzerlik ve farklılıkları tespit edebilmek için kıyaslama çalışması yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda üniversitelerin misyon ve vizyon bildirimlerini kurum iç değerlendirme raporlarına yeterince yansıtmadıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte gruplar arasında kıyaslama yapıldığında misyon ve vizyon bildirimini yansıtmada en başarılı grubun 1992 yılından önce kurulan devlet üniversiteleri olduğu görülmüştür.
Türkiye'de vergi kaçakçılık suçunun non bis in idem kuralı açısından incelenmesi
Çalışmamızda non bis in idem kuralı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7 numaralı ek Protokolü'nün 4'üncü maddesindeki tanımı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kararlarında içerdiği unsurlar itibarıyla kullanılacaktır. Buna göre, non bis in idem kuralı şu dört unsura sahiptir: Fiilin aynılığı, faalin aynılığı, mükerrer yargılama ve birden fazla ceza uygulanması. Non bis in idem kuralına göre, bir kişi hakkında bir fiilinden dolayı yürütülen ceza yargılamasında kesin hüküm verildikten sonra aynı kişi aynı fiilden dolayı ikinci kez yargılanamaz ve cezalandırılamaz.Tanımda geçen ceza kavramı, AİHM kararlarında yerleşik olarak kullanılan ceza tanımı ile aynı olduğu kabul edilir. Buna göre, iç hukuktaki yerine bakmaksızın bir idari yaptırımın, otonom bir şekilde ve Engel ölçütlerine göre "ceza" mahiyetinde olduğu değerlendirilebilir. Non bis in idem kuralı, kavram olarak farklı düzenlemelere, yabancı ülkelerin yasal düzenlemelerine, AİHM ve ülkemiz yüksek yargı organları tarafından verilen kararlara yer verilerek ayrıntıları ile ortaya konulacaktır. Daha sonra kural ile uyumlu vergi suç ve cezalarını düzenlemiş olan Finlandiya Ceza Kanunu model alınarak ülkemizde olması gereken vergi suçlarına ve kabahatlerine ilişkin önerilere yer verilecektir.
Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının çözümünde vergi mahkemelerinin yeri ve önemi
İdari işlem olan vergilendirme işlemlerinde her zaman hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Bu nedenle; vergilendirme işlemini gerçekleştiren vergi idaresi ile bu işlemlerin muhatabı durumundaki mükellefler arasında uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Mükellefler bu uyuşmazlıklara karşı idari ve yargısal çözüm yollarına başvurarak haklarını aramaktadırlar.Vergi uyuşmazlıklarının yargısal aşamada çözüm yollarında görevli yargı mercileri; vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay'dır. Vergi yargısının; yargısal denetim, uyuşmazlıkları çözme, içtihat yaratma ve hukuki güvenlik sağlama gibi işlevleri bulunmaktadır.1982 yılında büyük bir değişim geçiren Türk Vergi Yargısı, Türk yargı sistemi içinde idari yargıya bağlı olarak örgütlenmiştir. Bu yeniden yapılanma süreci sonrası, daha verimli çalışmaya başlayan vergi yargısı içinde vergi mahkemeleri ilk derece yargı mercileri olarak vergi uyuşmazlıklarının çözümünde önemli bir konuma gelmişlerdir. Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde vergi mahkemelerinin rolü ve etkileri, uyuşmazlıkların ne oranda vergi mahkemelerinde çözümlendiği gibi hususlar vergi mahkemelerinin önemine ve verimliliğine ilişkin bilgi vermektedir.Çalışmamızda; vergi yargısı kavramı, çeşitli ülkelerde vergi yargısı sistemleri, vergi yargısının bağımsızlığı sorunu, vergi yargısının işlevleri, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde vergi mahkemelerinin etkinliği, önemi ve yeri konuları açıklanmaya çalışılmıştır. Güncel verilerle desteklenen çalışmamızda vergi mahkemelerinin önemine ilişkin sorulara cevap aranmış, hak ettiği öneme kavuşması için gerekenler konusunda çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Vergi mahkemeleri, vergi uyuşmazlıkları, Türk vergi yargısının bağımsızlığı, vergi mahkemelerinde iş yükü.
Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının çözümünde uzlaşma kurumunun rolü ve önemi
Ekonomik ilişkilerin global nitelik kazandığı günümüzde verginin, devlet gelirleri arasındaki önemi daha da artmıştır. Vergi kamu gelirleri arasında karşılıksız ve zora dayanan bir gelir türü olarak öne çıkmaktadır. Vergi idaresi ile mükellefin vergi uyuşmazlıkları nedeniyle karşı karşıya gelmesi önemli bir finansal kaynak olan verginin tahsilatını zora sokmaktadır. Böyle olunca da vergi idaresi vergi uyuşmazlıklarının vergi yargısına gitmeden hızlı bir biçimde idari çözüm yollarıyla çözümlenebilmesini tercih etmektedir. Aynı tercih mükellef için de söz konusudur.Vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümlenmesinde en sık kullanılan yöntemlerden biri uzlaşma kurumudur. Uzlaşma kurumunun uygulama şekilleri ise tarhiyat öncesi ve tarhiyat sonrası uzlaşmadır. Bu çalışmada yabancı ülke uygulamaları da dikkate alınarak Türkiye'de vergi uyuşmazlıklarının çözümünde uzlaşma kurumunun rolü ve önemi konusu ele alınarak incelenmiştir.Anahtar kelimeler: Vergi, mükellef, vergi idaresi, vergi yargısı, vergi uyuşmazlıkları, uzlaşma kurumu uygulamaları, tarhiyat sonrası uzlaşma, tarhiyat öncesi uzlaşma.
Küresel kamu malı bağlamında çevre koruma harcamalarının yapay sinir ağı ve alternatif yöntemlerle öngörü modellemesi: Türkiye'deki büyükşehir belediyeleri için bir uygulama
Bu çalışmanın amacı Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinin 2022: 4-2024: 3 dönemi için çevre koruma harcamalarının tahmin edilmesidir. Bu tahmin ile birlikte politika yapıcılara özellikle de yerel yönetimlere çevre koruma hizmetleri için bütçede gelecek dönemlerde ne kadar pay ayrılacağını önceden öngörmeleri konusunda ve çevre korumaya yönelik gerçekleştirilecek eylem planlarında ihtiyaç duyulan finansman kaynağının planlanmasında kolaylık sağlanması amaçlanmıştır. Bu çalışmada büyükşehir belediyelerinin 2007: 1 – 2022: 3 döneminde gerçekleşen çevre koruma harcamaları zaman serilerinde kullanılan "Holt-Winters'ın Mevsimsel Üstel Düzleştirme", "Çarpımsal–Mevsimsel Box-Jenkins" ve "Yapay Sinir Ağları" yöntemlerine göre modellenmiştir. Gerçekleşen harcamalar ve modellerin ürettiği sonuçlar karşılaştırıldığında ortalama mutlak yüzde hatanın en az olduğu yöntemin yapay sinir ağı olduğu belirlenmiştir. Çok sayıda yapılan deneme sonucunda yapay sinir ağı yöntemi kullanılarak oluşturulan 11 gecikmeli 12 nöronlu NAR (Nonlinear Autoregressive) modelinin gerçek değerler için en yüksek tahmin doğruluğu sağladığı görülmüştür. Geliştirilen model yardımı ile 2022: 4 - 2024: 3 dönemi için büyükşehir belediyelerinin çevre koruma harcama tahmini gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın sonucuna göre Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinin gelecek sekiz döneme ilişkin çevre koruma harcamalarının genel anlamda artış eğilimi içerisinde olacağı ve 2024 yılının üçüncü çeyreği itibari ile 5,17 Milyar TL olarak gerçekleşeceği öngörülmektedir. Merkezi yönetimden büyükşehir belediyelerine aktarılacak olan genel bütçe vergi gelirlerindeki paylarda bu tutarın dikkate alınması ve büyükşehir belediyelerinin çevre koruma hizmetleri için ayrı bir çevre finansman stratejisinin geliştirilmesi ilerde yaşanabilecek mali dengesizlikleri önleyerek çevre politikalarının başarısını arttırabilecektir.
Kurumlar Vergisi Kanununa göre matrahın tespiti: Türkiye uygulaması
Tarihsel gelişim süreci içersinde vergiler esas itibariyle insanların topluluk olarak yaşamaya başlamalarından itibaren, ortak nitelikteki ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, alınmaya başlanmış olan ekonomik değerlerdir. Bu süreç içerisinde önceleri vergi bireylerin krala sundukları hediye olarak gönüllülük esasına bağlanmışken, artan devlet anlayışı ile birlikte gönüllülük ilkesi kendini zorunlu ödemeye dönüştürmüştür. Bu yaşanan değişimin en önemli sebepleri değişen devlet anlayışı, ekonomik ve toplumsal yapının farklılaşması ve insanların benimsedikleri ideolojik ve ahlaki normlarda meydana gelen değişikliktir.Vergilendirme olayının iki tarafı bulunmaktadır. Bunlardan biri cebrilik esasına bağlı olarak gelir elde etmek isteyen devlet, diğeri ise vergi borçlusu, sorumlusu durumundaki bireylerdir. Vergi borçlusu durumundaki bireylerin veya kurumların asıl amacı ise kendilerine tanınmış yasal veya yasal olmayan yollardan yararlanarak en az vergiyi ödeyebilmektir. Bu nedenle giderler ve indirimler devletin bireylere tanımış olduğu yasal haklardır. Matrahlarının daha az çıkmasını arzulayan mükellefler günümüzde, kendilerine tanınmış olan bu haklardan mümkün olduğunca yararlanabilmek için büyük tutarlardan feragat ederek danışmanlık/müşavirlik hizmetlerine başvurmaktadırlar.Çalışmanın amacı, Türk Vergi Sitemi içerisinde yer alan Kurumlar Vergisinde matrahın tespitinin gerçekleştirilmesidir. Bu amaçla mükelleflere tanınmış giderler, indirimler ve kanunen kabul edilmeyen indirimler bir bütün olarak ele alınmış, konu Danıştay kararları, özelgeler ve örneklerle zenginleştirilip ve eksiklikleri ile irdelenmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler : Matrah, Giderler, İndirimler.
Türkiye'de ve seçilmiş ülkelerde gıda bankacılığına sağlanan vergisel avantajların karşılaştırılması
Sağlığı sürdüren gıdaya erişim temel bir insan ihtiyacıdır. Bu tür erişim, dünyanın her yerinde çeşitli şekillerde kolaylaştırılır veya engellenir. Ayrıca gıda, Birleşmiş Milletler (1948) tarafından İnsan Hakları Bildirgesi'nin 25. Maddesi uyarınca tanınan bir insan hakkı olarak kanuni düzeyde evrenselleştirilmiştir. Besleyici gıdaya evrensel erişimi sağlamaya yönelik uygulanan çeşitli kamu politikaları, piyasaya dayalı dağıtım mekanizmalarını, gıda erişilebilirliği politikasına yönelik insan hakları yaklaşımlarını ve gıda yoksunluğunu içerir. Güçlü bir şekilde büyüyen gıda bankaları ise insanların gıdaya ulaşmalarını kolaylaştıran gıda dağıtım merkezleridir. Gıda bankacılığı "kamu ve kurumsal sektörlerden gıda ve finansal bağış toplayan ve hangi ilkelere bağlı olursa olsun gıda yardımını yerel olarak dağıtan gönüllü toplum kuruluşları" olarak tanımlanabilmektedir. Gıda bankaları ve diğer benzer kuruluşlar, gıda tedarik etmek için perakendecilerden, restoranlardan veya çiftçilerden gelen bağışları uygun koşullarda depolayarak ihtiyaç sahibi insanlara ulaştırırlar. Günümüz koşullarında kurumsal yapıya sahip gıda bankaları yaşanan kıtlık, afet, hastalık gibi olağanüstü durumlar da muhtaç kimseler ile yardım etmek isteyenler arasında köprü görevini üstlenmektedirler. Gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde israf ve yoksullukla mücadele eden gıda bankalarının vergi kanunları ile tanım ve hukuki çerçevesi oluşturulmuştur. Her ülkenin kendi hukuki altyapısına özgü oluşturulan gıda bankacılığı mevzuatları vergi reformları ile gündeme gelmiştir. Yine daha fazla gıda bağışı için hükümetler tarafından uygulanan teşvikler ise vergiler aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Gıda bankacılığının doğuş ve gelişimine tanıklık eden ABD, sosyal devlet örneğini temsil eden Kanada ve yaşadığımız coğrafya Türkiye için çeşitli kuruluşlardan temin edilebilen bilgiler ile bu çalışmada gıda bankacılığı uygulamaları ve buna yönelik geliştirilen mevzuatların karşılaştırılması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gıda Bankacılığı, vergi, gıda bankacılığı vergisel teşvikler, ABD, Kanada ve Türkiyesonra doldurulacaktır.