
29
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Koroner anjiografi ve perkütan transluminal koroner angioplasti işlemi öncesi uygulanan progresif kas gevşeme ve müzik dinlemenin bireylerin anksiyete düzeylerine olan etkisi
Bu çalışma, koroner anjiyografi ve perkütan transluminal koroner angioplasti işlemlemleri öncesi müzik eşliğinde uygulanan progresif geveşeme egzersizinin bireylerin durumluluk- süreklilik anksiyete düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacı ile planlanmış yarı-deneysel bir araştırma olup "ön test-son test, kontrol gruplu desen" kullanılmıştır. Arastırma, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Servisinde yatmakta olan KAG ve PTKA hastalarına yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji servisinde Eylül 2011 - Haziran 2013 tarihleri arasında yatmakta olan KAG ve PTKA hastaları olup, çalışmaya alınma kriterlerine uygun hastalar oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem büyüklüğü her bir grup için 50 olarak belirlenmiş ve 50 deney KAG, 50 deney PTKA ve 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 150 hasta örnekleme alınmıştır. Her üç grubun seçiminde araştırma ve müdahalenin güvenilir olması açısından yaş, cinsiyet ve eğitim durumu gibi bireysel özelliklerin benzer olmasına özen gösterilmiştir. Araştırmada deney ve kontrol grubuna alınan tüm hastalara işlemden önce araştırmanın amacı ile ilgili bilgi verilerek, sözlü ve yazılı onamları alınmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden deney ve kontrol grubundaki hastalara işlem öncesi, Kişisel Bilgi Formu, Durumluluk- Süreklilik Kaygı Envanteri yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurulup, yaşam bulguları verilerinin tarafsız olması için kardiyoloji servisinde çalışan hemşire tarafından ölçülmüş olup araştırmacı tarafından yaşam bulguları formuna kaydedilmiştir. Bu işlemlerin tamamlanmasının ardından deney KAG ve deney PTKA grubunda yer alan hastalara işlemden 30 dk. önce müzik eşliğinde progresif gevşeme egzersizi uygulanmış olup, kontrol grubuna ise uygulanmamıştır. Çalışmacı, bu süre içinde bireyin yanında konuşmadan ve müdahale etmeden bulunmuştur. İşlem sonrası hastaların yaşam bulguları servis hemşiresi tarafından ölçülerek bulgular araştırmacı tarafından Yaşam Bulgularını Değerlendirme Formu'na kaydedilip tekrar Durumluluk- Süreklilik Kaygı Envanteri yüz yüze görüşme yöntemiyle doldurulmuştur. Elde edilen veriler bilgisayara girildikten sonra analizi Statical Package for Social Sciences (SPSS-15) paket programında yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel metodların (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortanca, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra tekrarlı ölçümlerde Varyans Analizi ve One Way Anova testi kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda; deney koroner anjiyografi, deney perkütan transluminal koroner angioplasti ve kontrol grubundaki bireylerin uygulamadan önceki durumluluk-süreklilik kaygı puan ortalamaları değerlerinde, müzik eşliğinde yapılan progresif gevşeme egzersizi uygulaması sonrası düşüş görülmüştür. Uygulama öncesi deney KAG, deney PTKA ve kontrol grupları arasında bireylerin yaşam bulguları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; sistolik kan basıncı, nabız sayısı ve solunum sayısı açısından fark bulunmuşken, diastolik kan basıncı açısından ise fark bulunmamıştır. Uygulama sonrası ise her üç grup arasında anlamlı fark bulunmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda, bireylere koroner anjiyografi ve perkütan transluminal işlemleri öncesi müzik eşliğinde uygulanan progresif geveşeme egzersizinin yararlı bir hemşirelik uygulaması olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Sonuçlara uygun önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Gevşeme Egzersizi, Müzik Dinleme, Koroner anjiyografi, Perkütan transluminal koroner angioplasti
Hemşireler arası psikolojik şiddet ve ilişkili faktörler
Bu çalışma, hemşireler arası psikolojik şiddeti ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma kesitsel tipte bir araştırma olup araştırmanın evrenini, İzmir ili Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi (646 hemşire), Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi (430 hemşire), Aydın Devlet Hastanesinde (300 hemşire) çalışan hemşireler oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "sosyodemografik verileri içeren anket formu", Yıldırım ve Yıldırım (2007) tarafından geliştirilmiş ve geçerlilik güvenilirlik çalışması yapılmış olan "İş Yerinde Psikolojik Şiddet Davranışları Ölçme ve Geliştirme Ölçeği" ve Gilbert ve arkadaşları (1995) tarafından geliştirilen ve ülkemizde geçerlilik güvenirlik çalışması Savaşır ve Şahin (1997) tarafından yapılmış olan "Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği" ile toplanmıştır. Hemşirelerin %44'ünün 33-40 yaş aralığında, %89,5'inin kadın, %55,8'inin evli olduğu, %46,6'sının lisans mezunu, %47'sinin üniversite hastanesinde, %25,5'inin dahiliye servisinde çalıştığı, %45.7 sinin 15 yıl ve üstü çalışma yılının olduğu, %36,6 sının 1 yıl 1 ay- 5 yıl aynı kurumda çalıştığı saptanmıştır. Hemşirelerin %47'si (n=366) arkadaşları tarafından şiddete uğradığını, uğraşılma nedenini % 10,3' ünün ( n=38) kıskançlık, %10,1' inin (n=37) eğitimini yükseltiyor olmak, %8,2' inin (n=30) aralarında rekabet olması, %4,6' sının (n=17) kliniğe yeni başlama olduğu, %4,3' ünün iş yükü ve hasta yoğunluğu, %3,8' inin (n=14) siyasi görüş farklılığı, , %3,2' sinin (n=12) bedensel görüntü yüzünden şiddet gördüklerini belirtmişlerdir. %42,1'i (n=154) bir yıldan az süredir şiddet gördüklerini belirtmişlerdir. İstatistiksel analizi yapılıp araştırma bulguları var olan literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşireler arası psikolojik şiddet, ilişki faktör.
Psikoeğtimin şizofreni ailelerinin yük algılarına olan etkisi
Araştırmamız psikoeğitimin, şizofreni hastalarının bakım vericilerinin yük algılarına olan etkisini belirlemek amacıyla planlanmış, "öntest-sontest kontrol gruplu desen" etkili bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde Eylül 2011- Ekim 2013 tarihleri arasında DSM-IV'e göre şizofreni tanısıyla poliklinikte takip edilmekte olan hastalar ve araştırmaya alınma kriterlerini karşılayan bakım vericileriyle yürütülmüştür. Toplamda 30 çalışma ve 30 kontrol grubuna ulaşılmıştır. Araştırmaya alınana hastalar ve bakım vericilere soru formu, bakım vericilere Algılanan Aile Yükü Ölçeği başlangıçta ve üç ay sonra uygulanmıştır. Çalışmada ayrıca hastaların ve bakım vericilerin demografik özellikleri ile bakım vericilerin yük algıları arasındaki ilişkiye bakılmış, gelir durumu ve hastaların cinsiyetlerinin bakım yükünü etkilediği, gelir azaldıkça bakım yükünün arttığı, hastaları erkek olan bakım vericilerinde daha fazla yük algıladığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma grubunda psikoeğitimden sonra bakım vericilerin objektif yük puanında değişiklik olmamış, subjektif yük ve toplam yük puanlarında anlamlı bir azalma olmuştur. Psikoeğitimin bakım vericilerin yük algısını azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kontrol grubunda objektif yük puanında anlamlı bir artış olurken, subjektif yük ve toplam yük puanlarında anlamlı bir azalma olmuştur. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, bakım verici, yük, psikoeğitim.
Kanser hastalarının mizah tarzları ile hemşirelerle olan etkileşimlerinde mizahi olarak algıladıkları durumlar
Kanser, günümüzde hala acı çekmek ve ölüm ile birlikte anılan ciddi bir hastalıktır. Kanser hastaları sık sık tedavi almak için hastaneye yatmaktadır ve en çok iletişime geçtiği personel hemşirelerdir. Bu nedenle hemşirelerin hastalarla iletişimlerini kolaylaştıracak yöntemleri bilmeleri gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, kanser hastalarının mizah tarzları ile hemşirelerle olan etkileşimlerinde mizahi olarak algıladıkları durumları incelemektir. Araştırmanın evreni, 2011-2012 yıllarında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatarak tedavi gören 974 kanser hastası oluşturmuştur. Örneklem sayısını belirlemek için olasılıksız-uygun örnekleme yöntemi ve buna bağlı olarak örneklem sayısı araştırmalar için güven seviyesi ve kabul edilebilir hataya göre önceden örneklem büyüklüğü hesaplama tablosu kullanılarak, 280 olarak hesaplanmıştır. Bu yönteme göre %95 güven aralığında127'si kadın (%45,4), 153'ü erkek (%54,6) olmak üzere toplam 280 kanser hastası örnekleme dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Mizah Tarzları Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlana 'Kişisel Veri Toplama Formu' kullanılmıştır.Elde edilen veriler istatistiksel açıdan değerlendirilmiştir (p<0.005). İstatiksel analizler için Kruskal Wallis, Mann Whitney U, T testi kullanılmıştır. Hastaların %45,4'si kadın, %54,6'si erkektir ve yaş ortalamaları 49,1±13,332'dir. Hastaların mizah tarzları Kendini Geliştirici Ve Katılımcı Mizah Tarzındadır. Hastalar, kendilerini güleryüzlü ve neşeli olarak tanımlamalarına rağmen günlük hayatlarında espiri ve şakayı az yapmakta, kendilerini neşelendirecek olaylarla az karşılaşmakta ve olayların komik yönlerini göremedikleri belirlenmiştir.Kanser tanısı almanın hastaların mizahsal özelliklerinde değişikliğe yol açmadığı belirlenmiştir. Hastalar, hemşirelerin hasta bakımında espiri ve şaka yapmalarını uygun görmekte ve yararlı bulmaktadır. Araştırmaya katılan hastalar sağlık personeli arasında en çok hemşirelerle iletişime geçmelerine rağmen, doktorlarla mizahı kullanmayı uygun görmekte ayrıca tedavi ve sıkıntılarıyla ilgili en çok iletişime geçtikleri personel doktordur.Hemşirelik uygulamalarında hastalar üzerinde mizahın etkilerinin araştırılması önerilmektedir.
Hemşirelik öğrencilerinde yalnızlık ile reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma hemşirelik öğrencilerinde yalnızlık ile reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile kesitsel tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu 2012-2013 eğitim-öğretim yılında hemşirelik bölümünde kayıtlı 352 öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada tamsayım örnekleme yöntemi (census) kullanılmış ve 215 öğrenci örneklemi oluşturmuştur. Araştırma verileri, öğrencilerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı Kişisel Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği ve Sosyal Kaygı (Anksiyete) Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra analizlerde; T testi, Mann Whitney U Testi, KrusskalWallish Testi, OneWayAnova Testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %74.1'i kız, %25.9'ü erkektir ve yaş ortalamaları 20.13±1.69'dur. Araştırmada yalnızlık, reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Sosyodemografik değişkenler, reddedilme duyarlılığı, sosyal kaygı ve yalnızlık düzeylerini etkilemektedir. Öğrencilerinin yalnızlık, reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı düzeyleri belirlenerek, ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri, öğrencilere kişisel gelişimlerine yönelik kursların ve eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir.
Lise öğrencisi ergenlerde problem çözme, yalnızlık, umutsuzluk düzeyi ve ilişkili faktörler
Şahin Ü. Lise öğrencisi ergenlerde problem çözme, yalnızlık, umutsuzluk düzeyi ve ilişkili faktörler Bu çalışma lise öğrencisi ergenlerde, problem çözme, yalnızlık, umutsuzluk düzeyleri ile ilişkili faktörleri incelemek amacıyla yapılan tanımlayıcı/kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Bursa İl Merkezinde Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Görükle Kız Teknik ve Meslek Lisesinde öğrenim gören 774 öğrenci, örneklemini ise evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak % 99 güven aralığın da 358 kişi oluşturmuştur. Araştırmada desen etkisi 1.2 kabul edildiğinde ulaşılması planlanan öğrenci sayısı 394 olmuştur. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Problem Çözme Envanteri, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve BUÖ Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS istatistik paket programında (Version 15, Chicago IL, USA) değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel analizler (Ortalama, standart sapma, frekans, yüzdelik), normal dağılım değerlendirmede Kolmogorov Simirnov, normal dağılım gösteren karşılaştırmalarda t testi; normal dağılım dışı karşılaştırmalarda Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H test, ordinal verilerin karşılaştırılmasında Pearson Correlation analizi ve ileri analizlerde Kruskal Wallis t-testi ve Mann Whitney U test kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 16.41±1.21'dir. % 84,1'i (n=333) kız, %15.6 sı (n=63) erkektir. Öğrencilerin % 83.3 (n=330) yaşamları boyunca en uzun Bursa ilinde yaşamış, % 32.6'sı (n=129) 9. Sınıf öğrencisidir. Öğencilerin %93.4'ü (n=370) kendisi dışında en az bir kardeşe sahip olduğu, kişilerin %86.9'unun (n=344) sosyal güvencesi olduğu ve %49.5'i (n=196) yaşam kalitelerini iyi olduğunu ifade etmişlerdir. Yapılan analiz sonuçlarına göre; problem çözme ile yaşam kalitesi, kardeşlerin ilgi-yakınlık düzeyleri, ailelerin yaşadıkları yer, babanın ilgi-yakınlık düzeyi, aile yapısı, öğrencilerin sağlık durumları, sınıfta kalma durumu değişkenleri arasında; yalnızlık ile cinsiyet, yaşam kalitesi, ailenin gelir seviyesi, babanın ilgi-yakınlık düzeyi, annenin ilgi-yakınlık düzeyi, kardeşlerin ilgi-yakınlık düzeyi, fiziksel durum, ruhsal durum, sağlık durumu, öğretmenlerin tutumu, okul dışındaki zamanlarını değerlendirme değişkenleri arasında; umutsuzluk ile yaşam kalitesi, ailelerin yaşadıkları yer, ailenin gelir seviyesi, babanın ilgi-yakınlık düzeyi, fiziksel durum, ruhsal durum, sağlık durumu, okul dışındaki zamanları değerlendirme, değişkenleri arasında anlamlı fark bulunmuştur. Tüm sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, lise öğrencilerinde benzer araştırmaların artırılması ve destek, eğitim ve danışmanlık sağlanması problem çözme, yalnızlık ve umutsuzluk düzeylerinin iyileştirilmesine katkı oluşturabilir. Anahtar Kelimeler: Ergen, Problem Çözme, Yalnızlık, Umutsuzluk.
Lise öğrencisi ergenlerde depresyon, internet bağımlılığı ve ilişkili faktörler
Bu çalışma, lise öğrencisi ergenlerde depresyon, internet bağımlılığı ve ilişkili faktörleri incelemek amacı ile kesitsel bir araştırma olarak yapılmıştır. Trabzon İl Merkezinde Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı 5 lise de eğitim-öğretim gören 3289 öğrenci üzerinden örneklem büyüklüğü Büyüköztürk ve arkadaşları tarafından önerilen eşitlik ile hesaplanmış olup %95 güven aralığı ile 345 öğrenci olarak bulunmuştur. Araştırmanın desen etkisi 2 kabul edilip 690 öğrenciye ulaşılması hedeflenmiş ancak öğrencilerden bazılarının veri toplama araçlarını eksik doldurması, bazılarının daha sonra çalışmaya katılmaktan vazgeçmesi sonucunda söz konusu öğrencilerin görüşleri araştırma kapsamından çıkarılmıştır ve 669 öğrencinin verisi değerlendirilmiştir. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, İnternet Bağımlılık Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında görüşleri alınan lisede öğrenim gören ergenlerden elde edilen verilerin çözümlenmesi amacıyla öncelikle öğrencilerin cevapları SPSS'e (Statistical Package for Social Sciences) aktarılmıştır. Ardından verilerin değerlendirilmesi amacıyla betimsel istatistikler hesaplanmış ve alt problemler doğrultusunda verilerin çözümlenmesi gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; Betimleyici istatistik (frekans ve yüzde değerleri, minimum, maksimum, ortalama ve standart sapma), İlişkisiz ölçümlerde t testi, Levene homojenlik testi, Kruskall Wallis testi, Mann Whitney U testi, Tek yönlü varyans analizi, Çoklu karşılaştırmada LSD testi, Bağımsız ölçümlerde KW testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmaya katılan lise öğrencisi ergenlerin özellikleri incelendiğinde ergenlerin %46,0'ının (n=361) kadın olduğu, %30,6'sının (n=205) 9. Sınıfta öğrenim gördükleri, %30,9'unun (n=207) 17 yaşında olduğu, %31,2'sinin (n=209) imam hatip lisesinde öğrenim gördüğü, %91,8'inin (n=614) evde barınma şeklini kullandığı, %82,8'inin (n=554) çekirdek aile yapısına sahip olduğu, %59,8'inin (n=400) ailesinin büyükşehirde yaşadıkları, %96,9'unun (n=648) anne ve babasının hayatta olduğu, %98,5'inin (n=659) evde üvey bir aile bireyinin olmadığı, %68,0'ının (n=455) gelirin giderle denk olduğunu belirttikleri, %77,4'ünün (n=518) aylık gelirlerinin (harçlıklarının) yeterli olduğunu, %39,5'inin (n=264) 3 kardeş olduğu, %69,5'inin (n=465) kardeşiyle olan ilişkisinin iyi olduğu, %27,5'inin (n=184) babasının lise mezunu, %54,6'sının (n=365) babasının serbest meslekle ilgilendiği, %79,7'sinin (n=533) babası ile olan ilişkisini iyi olarak nitelendirdiği, %67,9'unun (n=454) babasının kendisine karşı hoşgörü içinde olduğunu, %39,0'ının (n=261) annesinin ilkokul mezunu olduğu, %78,8'inin (n=527) annesinin çalışmadığını, %88,6'sı (n=593) annesi ile olan ilişkisinin iyi düzeyde olduğunu, %76,4'ü (n=511) annesinin kendisine karşı hoşgörülü tutumda olduğunu, %59,5'inin (n=398) okuldaki başarısının orta düzeyde olduğunu, %88,2'si (n=590) sınıfta hiç kalmadığını, %57,4'ü (n= 384) okuldaki öğretmenleri ile ilişkilerinin iyi olduğunu, %75,6'sı (n=506) arkadaşları ile ilişkisinin iyi olduğunu, %94,8'i (n=634) yakın bir arkadaşı olduğunu, %68,5'inin (n=458) sanal arkadaşlık sitelerine üyeliklerinin bulunduğu, %95,2'si (n=637) arkadaşlarını sanal ortamlardan seçmediğini, %74,3'ünün (n=497) evinde internet olduğunu, %35,9'u (n=240) evde internete girdiğini, %94,9'u (n=635) evlerinde internete bağlanacak teknolojik bir aracın bulunduğunu, %87,9'u (n=588) evlerinde bilgisayar haricinde internete bağlanacak bir araç bulunduğunu, %7,2'si (n=48) internete girmek için söz konusu araçların hepsini kullandığını, %42,5'inin (n=284) cep telefonu ile hiç mesaj atmadığını ifade ettikleri belirlenmiştir. Araştırmaya katılan lise öğrencisi ergenlerin %25,0'i (n=167) bilgisayarı ders-oyun için kullandığını, %59,5'i (n=398) internette oyun oynadıklarını, %76,1'inin (n=509) günlük 1-4 saat internet kullandığını, %57,5'i (n=385) anne veya babasının da internet kullandığını, %83,7'si (n=560) kendisini internet bağımlısı olarak nitelendirmediklerini, %84,6'sı (n=566) internet kullanmasının kendisinde öfke/depresyona neden olmadığını belirttiği saptanmıştır. Araştırmaya katılan lise öğrencisi ergenlerin %93,1'inin (n=623) herhangi bir sağlık sorunu veya engeli bulunmadığını, %91,8'i (n=614) kronik bir rahatsızlığı bulunmadığını, %77,0'ı (n=515) yaşamdan zevk aldığını, %62,5'inin (n=418) bazı beklentilerinin gerçekleşeceğine inandığı, %91,0'ının (n=91,0) sigara, alkol ya da madde bağımlılığı olmadığını, %85,8'inin (n=574) son bir yılda kendisine zarar verme düşüncesi bulunmadığını ifade ettikleri belirlenmiştir. Kendisine zarar verdiğini ifade eden ergenlerin %1,3'ünün (n=9) bir yerlerini kestiğini belirttiği, %62,8'inin (n=420) bilgisayar ve internet kullandığı bulunmuştur. Öğrencilerin düzenli olarak yaptıkları etkinlikler incelendiğinde, %13,3'ünün (n=89) basketbol oynadığını ifade ettiği tespit edilmiştir. Boş zaman aktivitesinden sonra ergenlerin hissettikleri duygular incelendiğinde ergenlerin %73,4'ünün stres attığı, sakinleştiği, rahatladığını belirttiği saptanmıştır. Ergenlerin depresyon eğilimlerinin; cinsiyetten, gelir durumunu ve harçlığını yeterli görme durumundan, kardeşleriyle ilişkisinden, babasının tutumundan, annesiyle ilişkisinden, okul başarısı, öğretmeni ve arkadaşı ile olan ilişkisinden ve yakın arkadaşı olma durumundan, sanal arkadaşlık siteliğine üye olmadan, arkadaşlarını sanal ortamdan seçmeden, evinde interneti olmasından, internete bağlanma yeri, bilgisayarı kullanma amacı, günlük ortalama bilgisayar kullanma süresi, internet bağımlısı olma durumu ve internet kullanımının öfke/depresyona neden olma durumundan, yaşamdan zevk alma, gelecek beklentisi, sigara, alkol ya da madde kullanma durumu, son bir yılda kendine zarar verme düşüncesi ve son bir yılda kendine zarar vermesinden etkilendiği bulunmuştur. Ergenlerin internet bağımlılık düzeylerinin; cinsiyet, öğrenim görülen sınıf düzeyi, yaş ve okul türünden, harçlığı yeterli görme durumundan, kardeş sayısı ve kardeşiyle ilişkisinden, babanın eğitim durumu, babanın mesleği ve babanın tutumundan, annenin eğitim durumu, annenin çalışma durumu ve annesiyle ilişkisinden, öğretmeni ile olan ilişkisi ve yakın arkadaşı olma durumundan, sanal arkadaşlık sitelerine üyeliği, arkadaşlarını sanal ortamdan seçme durumu, evinde interneti olması, evinde internete bağlanacak teknolojik araç olma durumu, cep telefonları ile günlük mesaj atma sayısı, evinde bilgisayar haricinde internete bağlanacak teknolojik araç olma durumu, bilgisayarı kullanma amacı, internette oyun oynama durumu, günlük ortalama bilgisayar kullanma süresi, anne veya babanın internet kullanma durumu, internet bağımlısı olma durumu ve internet kullanımının öfke/depresyona neden olma durumundan, herhangi bir sağlık sorunu (engeli) olma durumu, yaşamdan zevk alma durumu, gelecek beklentisi, sigara, alkol ya da madde kullanma durumu, son bir yılda kendine zarar verme düşüncesi ve son bir yılda kendine zarar vermesinden etkilendiği bulunmuştur. Ergenlerin araştırmada kullanılan ölçeklerin maddelerine vermiş oldukları cevapların ortalamaları incelendiğinde, depresyon eğilimi bulunan ergenlerin (X ̅ =19,40±18,61) depresyon eğilimi bulunmayan ergenlere (X ̅ =9,81±11,77) göre internet bağımlılık düzeylerinin anlamlı şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda ergenlerin internet bağımlılıkları ve yalnızlıkları artış gösterdikçe depresyon eğilimlerinin de artış gösterdiği, depresyon eğilimi bulunan ergenlerin (X ̅ =52,61±6,57) depresyon eğilimi bulunmayan ergenlere (X ̅ =50,75±6,74) göre yalnızlık düzeylerinin anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu ancak yalnızlık düzeyinin internet bağımlılığı değişkenini anlamlı bir şekilde açıklamadığı tespit edilmiştir. Tüm sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde; lise öğrencisi ergenlerin özellikle kişilerarası ilişkilerden etkilendiği, depresyon ve internet bağımlılığı ilişkisinin fark edilir derecede fazla olduğu ancak ilginç bir şekilde internet bağımlılığı ile yalnızlığın ilişkili olmadığı görülmüştür. Okul çalışmalarında bu sonuçlar doğrultusunda eğitimlerin yapılması ve risk gruplarının değerlendirilmesi gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Ergen, depresyon, internet bağımlılığı, ilişkili faktörler.
Lise öğrencisi ergenlerde atılganlık, sosyal fobi ve boyun eğici davranışları arasındaki ilişki
Bu çalışma, lise öğrencisi ergenlerde atılganlık, sosyal fobi ve boyun eğici davranış düzeyleri ve birbiri ile olan ilişkisini incelemek amacı ile yapılan tanımlayıcı/kesitsel bir araştırmadır. Gerek yurt içinde, gerek yurt dışındaki araştırmaları incelediğimizde; ergenlik döneminde atılganlık, sosyal fobi ve boyun eğici davranış düzeylerini birlikte ele alınarak incelendiği bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle araştırma özgün bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini 2013–2014 öğretim yılında Aydın İl Merkezinde Lise 1, lise 2, lise 3, lise 4. düzeyinde eğitim gören; 462 öğrenciye ulaşılmıştır. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Rathus Atılganlık Envanteri (Voltan, 1980), Liebowitz Sosyol Fobi Belirtileri Ölçeği (Dilbaz ve ark,1998) ve Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği (Savaşır ve Şahin, 1992) kullanılmıştır. Kişisel bilgi formu 40 sorudan oluşan anket formudur; demografik özellikler; atılganlık ve sosyal davranışlara ilişkin tutumları içermektedir. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 21 paket programında analiz edilerek yorumlanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde; temel istatistiksel analizler, İki örnekli T test, One Way Anova, Kruskall Wallis ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada; öğrencilerin yaş ortalamasının 16,41±1,10 ve %52,2'sinin (n=241) kız, %47,8'sinin (n=221) erkek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin (BEDÖ) Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği'nden 39,47±9,46, (RAE) Rathus Atılganlık Envanteri'nden 10.49±13,44, (LSAÖ) Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği'nden 106,05±21,01 ve Liebowitz Sosyal Anksiyete Kaygı Alt Ölçeğinden 53,50±11,69, Liebowitz Sosyal Anksiyete Kaçınma Alt Ölçeğinden 52,54±12,58 puan aldıkları bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda; öğrencilerin BEDÖ puan ortalamaları ile; RAE puan ortalamaları arasında negatif yönlü düşük düzeyde (r=-0,028; p=0,000), LSAÖ Kaygı Alt Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde (r=0,159; p=0,001), LSAÖ Kaçınma Alt Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde (r=0,186; p=0,000) ve LSAÖ toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde (r=0,200; p=0,000) ilişki olduğu bulunmuştur. Kendini yalnız hissetme düzeyini ortalamanın üstü olarak değerlendiren öğrencilerin (t=3,615; p=0,000) ve sosyal ilişlilerde kendini popüler hissetme düzeyini ortalamanın altı olarak değerlendiren öğrencilerin (t=1,961; p=0,050) BEDÖ puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Dini inancının güçlü ve önemli olduğunu belirten öğrencilerin LSAÖ Kaygı ve Kaçınma Alt Ölçeği puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (LSAÖ Kaygı: KW=6,428; p=0,040 LSAÖ Kaçınma: KW=6,779; p=0,034). Kendi isteği ile okul seçimi yapan, ailesi ile ilişkilerini olumlu değerlendiren öğrencilerin öğrencilerin LSAÖ Toplam, LSAÖ Kaygı ve Kaçınma Alt Ölçeği puan ortalamaları daha düşük bulunmuştur. Araştırma sonucunda; atılganlık düzeyleri yüksek olan lise öğrencisi ergenlerin, boyun eğici davranışlarının daha az olduğu; boyun eğici davranışları olan lise öğrencisi ergenlerin, sosyal kaygı ve kaçınma düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ebeveyn eğitim düzeyi yüksek olan, aile ile problem yaşamayan, kendini popüler hisseden öğrencilerin sosyal fobi kaygı-kaçınma davranışlarının ve boyun eğici davranışlarının az olduğu, daha fazla atılgan oldukları bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Lise öğrencisi, ergen, atılganlık, boyun eğici davranış, sosyal anksiyete
Hemşirelik öğrencilerinde algılanan stres, algılanan sosyal destek, öznel iyi oluş ve ilişkili faktörler
Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinde algılanan stres, algılanan sosyal destek, öznel iyi oluş ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu 2014-2015 eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine devam eden 775 hemşirelik bölümü lisans öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak desen etkisi 1,2 alındığında örneklem büyüklüğü 310 olarak belirlenmiştir. Veri toplama formunu eksik doldurduğu tespit edilen 13 öğrenci araştırmadan çıkartılarak 297 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veriler, öğrencilerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı "Kişisel Bilgi Formu", "Algılanan Stres Ölçeği", "Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Öznel İyi Oluş Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, SPSS for Windows 15.0 istatistiksel paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortalama, Ortanca, Standart sapma) yanı sıra analizlerde; t testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi, One-Way Anova Testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin 230 (%77.4)'u kız, 67 (%22.4)'si erkek olup, yaş ortalaması 20.32±1.65'dir. Araştırmada anne ve babasının her ikisinin de kendisini anladığını belirten, aile üyeleri ile olan ilişkilerinden memnun olan, üniversite eğitimi sırasında kaldığı yerden memnun olan, fiziksel sağlık durumunu iyi olarak değerlendiren, ruh sağlığı durumunu iyi olarak değerlendiren, üniversite okuduğu süre içinde eğitimini etkileyecek ruhsal sorun yaşamayan, akademik başarısını iyi olarak değerlendiren, okul yaşamından memnun olan, sıkıntısı olduğunda sorunlarını paylaşabileceği bir yakını/dert ortağı olan, sürekli birlikte olduğu bir arkadaş grubu olan, sosyal veya kültürel aktivitelere katılan, okulda sıkıntısı olduğunda sorunlarını paylaşabileceği bir öğretim elemanı olan öğrenciler daha az stres algılamaktadır, daha fazla sosyal destek algılamaktadır ve daha yüksek öznel iyi oluşa sahiptirler. Araştırmada algılanan stresin, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş ile negatif yönde anlamlı ilişkisi olduğu, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin algılanan stres, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş düzeyleri belirlenerek ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri; hemşirelik eğitimi veren okullarda bu konulara yönelik seçmeli derslerin açılması, sosyal beceriler ile kişilerarası ilişkiler ve iletişim becerileri konularında öğrencilere yönelik kurs/eğitim düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Algılanan Stres, Algılanan Sosyal Destek, Öznel İyi Oluş
Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine etkisi
Hemşirelik mesleğinde, hastaya bakım verme, hasta ve hasta yakınları ile olan kişilerarası ilişkilerinde duygusal zekânın önemli bir yeri vardır. Araştırmanın amacı; geleceğin sağlık profesyonelleri olacak hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâ becerilerini geliştirme eğitimi ile öğrencilerin duygusal zekâ düzeylerinin, kişilerarası ilişkilerine olan etkisini incelemektir. Araştırmanın tipi yarı deneyseldir. Öntest-sontest kontrol gruplu model kullanılarak yapılan randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini hemşirelik bölümünde öğrenim gören 252 hemşirelik 1. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini deney grubunda 36, kontrol grubunda 36 olmak üzere toplam 72 öğrenci oluşturmaktadır. Deney grubu öğrencilerine, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi verilmiştir. Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği ve Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın verileri, Ki-Kare testi, İlişkili Örneklemler t-Testi, İlişkisiz Örneklem t-Testi ile değerlendirilmiştir. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitimi sonrasında, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin, duygusal zekâ puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Deney grubu öğrencilerinin eğitim sonrası kişilerarası ilişki tarzı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâlarının ve kişilerarası ilişkilerinin gelişimine katkısı olduğu saplanmıştır.Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine katkı sağlaması için yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi, Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencileri
Adölesan olan ve olmayan annelerde çocukluk çağı travmaları, depresyon ve maternal bağlanma
Bu çalışma adölesan olan ve olmayan annelerde çocukluk çağı travmaları, depresyon ve maternal bağlanmayı incelemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma 01.12.2014- 29.02.2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde doğum yapan ve doğumdan sonra kontrole gelen adölesan olan ve olmayan annelerde yapılmıştır. Örneklem büyüklüğü G poweranaliz programında %95 güven aralığında, etki düzeyi 0.5, α hatası 0.05, gücü 0.80 ve adölesan annelerin oranının adölesan olmayan annelere oranı üçte biri olmak alındığındaulaşılması hedeflenen adölesan anne sayısı 43 ve adölesan olmayan anne 127 olarak belirlenmiştir. Belirlenen katılımcıların %10 fazlasının çalışmaya alınmıştır.Örneklemi oluşturacak adölesan anne sayısı 47 adölesan olmayan anne sayısı 139 olarak belirlenmiştir. Ancak toplanan anket formları değerlendirildiğinde adölesan annelerden 2, adölesan olmayan annelerden 21 kaybın olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle adölesan annelerin 45, adölesan olmayan annelerin ise 118 kişinin verisi değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmada Anket formu Formu, Çocukluk Çağı travmalarıMaternal Bağlanma Ölçeği, Ölçeğive Edinburg Doğum Sonu Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında görüşülen annelerden elde edilen verilerin çözümlenmesi amacıyla öncelikle annelerincevapları SPSS'e aktarılmıştır. Ardından verilerin değerlendirilmesi amacıyla betimsel istatistikler belirlenmiş ve alt problemler doğrultusunda verilerin çözümlenmesi gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; Betimleyici istatistik (frekans ve yüzde değerleri, minimum, maksimum, ortalama ve standart sapma), Bağımsız gruplarda t testi, Pearson ki-kare testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Çalışmamızda yer alan annelerin yaş gruplarına göre dağılımları incelendiğinde annelerin % 27,6'sı (n=45) adölesan, %72,4'ü (n=118) adölesan olmayan annedir. Adölesan annelerin yaş ortalamaları 16,5±1,3 iken adölesan olmayan annelerin yaş ortalaması 27,3±4,3 'dür. Adölesan annelerin %64,4'ü (n=29) ilkokul, %26,7'si (n=12) ortaokul, %4,4'ü (n=2) lise ve %4,4'ü (n=2) üniversite eğitimine sahiptir. Adölesan olmayan annelerin %26,3'ünün ilkokul (n=31), %28'inin (n=33) ortaokul, %22'sinin (n=26) lise, %23,7'sinin (n=28) üniversite ve üstü eğitime sahip olduğu, adölesan annelerin ise%91,1'i (n=41) ev hanımı iken, memur olarak çalışan bulunmamakta ve %2,2'si (n=1) işçi, %6,7'si (n=3) serbest meslek olarak çalışmaktadır. Adölesan olmayan annelerin ise %67,8'i (n=80) ev hanımı, %10,2'si (n=12) memur, %12,7'si (n=15) işçi ve %9,3'ü (n=11) serbest meslek sahibi, adölesan annelerin aylık gelir durumlarını %64,4'ü (n=29) geliri giderden az , %33,3'ü (n=15) geliri gidere denk, %2,2'si (n=1) geliri giderden fazla olarak ifade etmekte iken, yetişkin annelerin %30,5'i (n=36) geliri giderden az, %54,2'si (n=64) geliri gidere denk, %15,3'ü (n=18) geliri giderden az olduğu, adölesan annelerin %35,6'sı (n=16) çekirdek aile yapısında iken %64,4 'ü geniş aile yapısında, adölesan olmayan annelerin ise %78,8'i çekirdek aile, %21,2'si (n=25) geniş aile yapısındadır.Adölesan annelerin %28,7'si (n=12) istemeden gebe kaldığını, %62,2'si (n= 28) isteyerek gebe kaldığını, %11,1'i (n= 5) gebeliği önce istemeyip sonradan istediğini,adölesan olmayan annelerin ise %9,3'ü (n=11) istemeden gebe kaldığını, %85,6'sı (n=101) isteyerek gebe kaldığını, %5,1'i (n=6) gebeliği önce istemeyip sonradan istediğini,adölesan annelerin %31,1'inin (n=14) kendisini anneliğe hazır hissetmediğini, %68,9'u (n=31) anneliğe hazır hissettiğini, adölesan olmayan annelerin ise %5,9'unun (n=7) kendisini anneliğe hazır hissetmediğini, %94,1'i (n=111) kendisini anneliğe hazır hissettiğini bildirmişlerdir. Adölesan annelerin çocukluk çağı travmalar ölçeği toplam puanlarının ortalamalarının(X ̅=45,75±16,08), adölesan olmayan annelerin toplam puan ortalamalarından(X ̅=35,78±10,66) daha yüksek olduğu ve adölesan annelikte çocukluk çağı travmalarının fazla olduğu tespit edilmiştir(t=-3,847, p=0,000).Adölesan annelerin maternal bağlanma ölçeği toplam puan ortalamalarının (X ̅=73,91±5,93) adölesan olmayan annelerin maternal bağlanma ölçeği toplam puan ortalamalarından (X ̅=77,95±9,52 ) daha düşük olduğu tespit edilmiştir.Adölesan annelerin %64,4'ünde (n=29), adölesan olmayan annelerin %37,3'ünde (n=44) doğum sonu depresyon riski olduğu ve adölesan olan ve olmayan anneler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (χ2 =9,72, p=0,000) bulunmuştur. Tüm sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde; adölesan annelikte;maternal bağlanmanın azaldığı ve doğum sonu depresyon riskinin artığı çocukluk çağı travmalarıtravmalarının fazla olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda eğitimlerin yapılması ve risk gruplarının değerlendirilmesi önerilebilir.
Ergenlerde öfke, atılganlık ve ilişkili faktörler
Araştırma, ergenlerde öfke duygusu ve bu duygunun ifade ediliş biçimleri, atılganlık düzeyleri ve ilişkili faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak planlanan çalışmanın evrenini 2014-2015 öğretim yılında İzmir Bayraklı ilçesine bağlı liselerde öğrenim gören 2274 öğrenci oluşturmuştur. Örneklemini Nuri Atik Mesleki ve Teknik Anadolu(199) ve Mustafa Kemal Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören(205), 404 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem sayısı tabakalı, küme örnekleme ve basit rastlantısal örnekleme yöntemi ile hesaplanmıştır. Örneklem sayısı evreni bilinen örneklem yöntemi formülü ile 269 olarak hesaplanmış olup, 1,5 desen etkisi ile örneklem sayısı 404 olmuştur. Araştırma ile ilgili kurum izinleri ve öğrencilerden onamlar alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği ve Rathus Atılganlık Envanteri ile toplanmıştır. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows21 programı ile bilgisayar ortamına girilmiş, analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Student-t testi, One Way Anova, Mann Whitney-u, Kruskal-Wallis testleri ile korelasyon analizleri kullanılmıştır. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde kabul edilmiştir. Araştırma örneklemini oluşturan öğrencilerin 166 (%41,1)'sı kız, 238 (%58,9)'i erkektir. Öğrenciler 13-19 yaş aralığında olup yaş ortalaması 16,20±1,17'dir. Öğrencilerin 371 (%91,8)'i en uzun süre büyükşehirde yaşadığını 285 (%70,5)'i gelirin gideri karşıladığını ifade etmektedir. Öğrencilerin Sürekli Öfke–Öfke İfade Tarzı Ölçeğinin altölçekleri olan "Sürekli Öfke"nin puan ortalaması 23.89±6.36, "Öfke-İçe"nin puan ortalaması 18.07±4.46, "Öfke-Dışa"nın puan ortalaması 28.53±5.20 ve "Öfke-Kontrol"ün puan ortalaması 20.70±5.38 olarak bulunmuştur. Rathus Atılganlık Envanteri'nin puan ortalaması ise 8.08±17.92 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin yaşları ile öfke içe ve öfke dışa vurumu düzeyleri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu bulunmuştur. En uzun süre köy/ilçede yaşayan öğrencilerin Sürekli Öfke, Öfke-İçe, Öfke-Dışa altölçek puan ortalamaları büyükşehirde yaşayan öğrencilerden anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Anne-babasının tutumunu anlayışlı olarak tanımlayan, arkadaş ilişkisinden memnuniyetini "iyi" olarak ifade eden öğrencilerin Sürekli Öfke ve Öfke-İçe altölçek puan ortalamaları anlamlı düzeyde düşüktür (p< 0.05). Annelerinin eğitim düzeyi lise mezunu ve altı olan öğrencilerin Öfke-Dışa ve atılganlık puan ortalamaları, annelerinin eğitim düzeyi üniversite mezunu ve üzeri olan öğrencilere göre anlamlı derecede düşüktür. Babalarının eğitim düzeyi lise mezunu ve altı olan öğrencilerin atılganlık puan ortalamaları, babalarının eğitim düzeyi üniversite mezunu ve üzeri olan öğrencilere göre anlamlı derecede düşüktür (p<0.05). Ruhsal hastalığı olduğunu ifade eden öğrencilerin Sürekli Öfke, Öfke-İçe ve Öfke-Dışa puan ortalamaları, ruhsal hastalığı olmadığını ifade eden öğrencilere göre anlamlı derecede yüksektir(p<0.05). Aile içinde şiddet olan öğrencilerin Sürekli Öfke, Öfke-İçe ve Öfke-Dışa puan ortalamaları, aile içinde şiddet olmayan öğrencilere göre anlamlı derecede yüksektir. Şiddete maruz kalan öğrencilerin Sürekli Öfke ve Öfke-Dışa puan ortalamaları, aile içinde şiddet olup şiddete maruz kalmayan öğrencilere göre anlamlı derecede yüksektir (p<0.05). Sonuç olarak; öğrencilerin demografik özelliklerine göre sürekli öfke ve öfke ifadesi puan ortalamaları arasında farklılıklar olduğu bulunmuştur. Madde kullanımı, intihar girişimi, aile ve arkadaş ilişkilerinden memnuniyet, disiplin cezası almış olma ve okuldaki başarı durumları öğrencilerin sürekli öfke düzeyleri ve öfke ifade tarzlarını etkilemektedir. Öğrencilerin atılganlık düzeyleri ile öfke dışa vurumu düzeyleri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda ergenlerin öfke duygusunu uygun ifade etmeleri için öfke yönetimi eğitimleri ve atılgan davranış örüntüsünü geliştirmeye yönelik atılganlık eğitimleri verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ergenler, öfke, atılganlık
Hemşirelerde ölüm kaygısı, ölmekte olan hastaya bakım vermeye ilişkin tutumlar ve etkileyen faktörler
Araştırma, hemşirelerde ölüm kaygısı, ölmekte olan bireye bakım vermeye ilişkin tutumlar ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte planlanan çalışma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi‟nde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, yoğun bakım üniteleri ve klinik birimlerde çalışan 499 hemşire, örneklemini evreni bilinen örneklem yöntemi ile hesaplanan 218 kişi; 1.5 desen etkisi ile 327 hemşire oluşturmuştur. Araştırma ile ilgili kurum izinleri, Etik Kurul onayı ve katılımcılardan gerekli onamlar alınmıştır. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği (TPÖKÖ) ve Frommelt Ölmekte Olan Bireye Bakım Vermeye İlişkin Tutum Ölçeği (FATCOD) uygulanarak toplanmıştır. Veriler SPSS istatistik paket programı (Version 21, Chicago IL, USA) ile bilgisayar ortamına girilmiştir. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, student-t test, one way anova, kruskal-wallis testleri kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Hemşirelerin yaş ortalaması 26.24±6.35‟dır. Hemşirelerin çoğunluğu kadın, bekar ve lisans mezunudur. Hemşirelerin ölmekte olan hastaya bakım verirken yaşadıkları duyguların hastanın yaşına-yatış süresine göre değiştiği %45 ve üzüntü, umutsuzluk, çaresizlik %34.6 hissettikleri anlaşılmıştır. Hemşirelerin bakım verdikleri hasta öldükten sonra ise keder-üzüntü %54.7, çaresizlik %21.9 ve başarısızlık %7.2 hissettikleri anlaşılmıştır. Hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları 56.60±17.27 bulunmuş olması, yapılan diğer çalışmalara göre daha yüksek ölüm kaygısını göstermektedir. Hemşirelerin Frommelt ölmekte olan bireye bakım vermeye ilişkin tutum ölçeği puan ortalamaları 103.14±11.53 bulunmuş olması; yapılan diğer çalışmalara göre ölmekte olan hastaya bakım verirken daha az olumlu tutum sergilediklerini göstermektedir. Hemşirelerin yaşları arttıkça ölüm kaygılarının azaldığı bulunmuştur (r=-0.12, p=0.02). Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, klinik birimlerde çalışanların puan ortalamalarına göre yüksek bulunmuştur (t=2.09, p=0.03). Kendi ölümünü ara sıra düşünen hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, sık sık ve nadiren düşünenlerin puan ortalamalarına göre daha yüksek bulunmuştur (F=4.36, p=0.01). Yakın çevresinden birisini ölüm nedeniyle kaybetmeyen hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, yakın çevresinden birisini ölüm nedeniyle kaybedenlerin puan ortalamalarına göre daha yüksek bulunmuştur (t=2.62, p=0.009). Ölmekte olan hastaya bakım verirken öfke hissettiğini ifade eden hemşirelerin ölüm kaygısı puan ortalamaları, diğer duyguları hissedenlerin puan ortalamalarına göre daha yüksek bulunmuştur (χ2=16.43, p=0.006). Ölmekte olan hastaya bakım verirken en uzun süre köyde yaşamış (F=3.40, p=0.03), meslekte daha deneyimsiz olan (F=2.65, p=0.04), çalıştığı birimde ölümle ara sıra karşılaşan (F=3.86, p=0.02) hemşirelerin daha az olumlu tutum sergiledikleri bulunmuştur. Ölmekte olan hastaya bakım verirken ölüm kaygısı yüksek olan hemşirelerin, daha fazla olumlu tutum sergiledikleri bulunmuştur (r=0.13, p=0.01). Hemşirelerin bakımını üstlendikleri hastaların ölümü nedeni ile yaşadıkları kayıp/yas duygusu ile baş etmek için %48.3‟ü ölümün doğal olduğunu düşünme-rahatlamaya çalışma ve %27.2‟si dua etme yöntemlerini kullandıkları belirlenmiştir. Bu çalışma, hemşirelerin ölmekte olan hastaya bakım vermelerinin ölüm kaygılarını artırdığını göstermiştir. Ölüm kaygısı yüksek olan hemşirelerin ise ölmekte olan hastaya bakım verirken daha fazla olumlu tutum sergilediklerini göstermiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin kendi ölüm kaygılarını azaltmaya ve ölmekte olan hastalara bakım verirken sergiledikleri olumlu ya da olumsuz tutumlarına ilişkin farkındalık kazandıran ve ölümle başa çıkmada kullandıkları baş etme yöntemlerini geliştirmeye yönelik eğitimlerin verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Ölüm, Ölüm Kaygısı, Ölmekte Olan Bireye Bakım
Sağlık meslek lisesi öğrencilerinde intihar olasılığı, problem çözme becerileri ve ilişkili faktörler
Ergenlik dönemi intihar davranışının ve olasılığının en sık görüldüğü dönemdir. Gençler problem çözme becerileri açısından kendilerini yetersiz algıladıklarında engellenmişlik duygusu yaşayıp öfkelenmekte ve intiharı ilk olarak akıllarından geçirmektedirler dolayısıyla da intihar olasılıkları artmaktadır. Bu araştırmada sağlık meslek lisesi öğrencilerinde intihar olasılığı, problem çözme becerileri ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çalışma 2014-2015 öğretim yılında Aydın il merkezinde bulunan özel olmayan sağlık meslek lisesinde yürütülmüştür. Araştırmanın evreni Aydın Güzelhisar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde öğrenim gören 463 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmada evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak %95 güven aralığında 210 öğrenciye ulaşılması hesaplanmıştır. Araştırmada 1,25 desen etkisi ile örneklem sayısı 270 olarak belirlenmiştir. Örneklem seçiminde çoklu örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örneklem sayısı belirlendikten sonra sınıflar tabaka olarak, bölümler küme olarak kabul edilmiş, her tabakayı temsil edecek öğrenci sayısı belirlendikten sonra kurra yöntemine gidilmiş ve her tabakadan 4 küme örnekleme dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, Problem Çözme Envanteri (PÇE), (Şahin, Şahin, Heppner 1993), intihar olasılığı ölçeği (İOÖ) (Eskin 1993) kullanılmıştır. Çalışma için gerekli etik kurul onayı, kişi, kurum izinleri ve onamlar alınmıştır. Veriler SPSS-15 paket programı ile bilgisayara girilmiştir. Verilerin analizinde One Way Anova, t testi ve Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrenciler minimum 14, maksimum 18 yaşında olup, yaş ortalamaları 15,78+ 0,98'dir. Araştırmada öğrencilerin İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları 76,22+11,76; Problem Çözme Envanteri puan ortalamaları ise 110,79+17,22 olarak bulunmuştur. Araştırmada beden kitle indeksi şişman olan, uzun süre yaşadığı yer il merkezi olan, aile üyelerinden birinde kronik ve ruhsal hastalık nedeniyle tedavi gören, problemlerini anne babasıyla konuşmayan arkadaşlarıyla konuşan, anne babası kendisine güvenmeyen, problemi olduğunda yardım edebilecek birileri olmayan, bağımlılık yapabilecek alışkanlığı olan, aile içinde şiddete tanık olan maruz kalan öğrencilerin intihar olasılıkları daha yüksektir. Ayrıca, tanıdığı ve yakından tanıdığı biri intihar eden öğrencilerin intihar olasılığı ve problem çözme envanteri puan ortalamaları tanıdığı birinin intihar etmediğini belirten öğrencilerin puan ortalamalarından daha yüksektir (p< 0,05). Sonuç olarak, lise öğrencisi ergenlerin Problem Çözme Envanteri ile İntihar Olasılığı Ölçeği puan ortalamaları arasında negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Liselerde intihar olasılığı yüksek olan öğrencilerin belirlenip ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri, öğrencilere yönelik problem çözme beceri konusunda eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir.
Bipolar bozukluğu olan hastalarda tele hemşirelik danışmanlığının, işlevsellik ve tedaviye uyum düzeylerine etkisi
Amaç: Bu araştırma, bipolar bozukluğu olan bireylerde tele-hemşirelik danışmanlığının işlevsellik ve tedaviye uyum düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, ön test–son test tasarımlı randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Aralık 2024–Eylül 2025 tarihleri arasında Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nde yürütülmüştür. Başlangıçta 72 birey çalışmaya dahil edilmiş, iki katılımcının ayrılmasıyla araştırma 70 kişi (deney=35, kontrol=35) ile tamamlanmıştır. Deney grubuna sekiz hafta boyunca yapılandırılmış tele-hemşirelik danışmanlığı uygulanmış, kontrol grubuna yalnızca rutin izlem yapılmıştır. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği (MTUÖ) ile toplanmış; analizlerde uygun istatistiksel testler kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Grupların sosyo-demografik ve klinik özellikleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Tele-hemşirelik danışmanlığı sonrasında deney grubunda işlevsellik düzeyinin anlamlı biçimde arttığı (KİDÖ ön test: 40,54±12,41; son test: 34,48±11,86; p<0,001; d=0,50) ve kontrol grubuna göre fark gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca tedaviye uyum düzeyinde belirgin iyileşme saptanmıştır (MTUÖ ön test: 2,54±0,91; son test: 0,37±0,59; p<0,001; d=2,28). Sonuç: Tele-hemşirelik danışmanlığı, bipolar bozukluğu olan bireylerde işlevsellik ve tedaviye uyumu artırmada etkili bir yöntemdir. Bu yaklaşım, hastaların öz-bakım davranışlarını güçlendirmekte ve tedaviye aktif katılımını desteklemektedir.
Madde kullanım bozukluğu olan bireyin yakınlarının damgalayıcı tutumları, bireyin damgalanma durumu ve öz-anlayışı arasındakı ilişkinin belirlenmesi
Amaç: Çalışmada madde kullanım bozukluğu olan bireylerin damgalanma düzeyleri, bu bireylerin yakınlarının damgalayıcı tutumları ve bireylerin öz-anlayışları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan bu çalışma katma dışlama kriterlerine uyan 181 hasta ve 181 hasta yakını ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, sosyodemografik veri formu, Madde Kullanımı Damgalama Mekanizması Ölçeği (MKDMÖ), Öz Anlayış Ölçeği (ÖAÖ) ve Yedam Madde Bağımlılığı Stismatizasyon Ölçeği (YMBSÖ) kullanılarak Eylül 2023- Mart 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler, SPSS 23.0 programında analiz edilmiştir. Analizlerde farklılıkların belirlenmesi için %95 anlamlılık düzeyi kullanılmıştır. Bulgular: Yapılan analizlerin sonucunda madde kullanım bozukluğu olan bireylerin damgalanma durumlarıyla öz anlayışları arasında zayıf ve negatif yönlü bir ilişki olduğu (p<0.05), bireylerin öz anlayışları ve damgalanma durumlarıyla yakınlarının damgalayıcı tutumları arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığı (p>0.05) tespit edilmiştir. Madde Kullanımı Damgalama Mekanizması Ölçeğinin alt boyutları olan "Onaylanmış Damgalanma" ve "Beklenen Damgalanma" puanları ile bireylerin yakınlarının damgalayıcı tutumları arasında zayıf ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Sonuç: Çalışmanın bulguları, madde kullanım bozukluğu olan bireylerin yakınlarının tutumlarının bireyin damgalanmasında önemli bir etkiye sahip olduğunu, bireylerin öz anlayış düzeyleri azaldıkça damgalanma durumlarınının arttığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışmanın sonucunda; birey ve ailelerine damgalanmayı önlemeye yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, yapılacak farkındalık çalışmaları ile doğru bilgi ve tutumların yaygınlaştırılarak damgalayıcı tutumların azaltılması ve madde kullanım bozukluğu olan bireylerin öz anlayışlarını geliştirecek psikososyal müdahalelerin yapılması önerilmektedir.
Sağlık çalışanlarının psikolojik sağlamlıkları, bilinçli farkındalıkları, duygu düzenleme becerileri ve aleksitimi düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu araştırma, sağlık çalışanlarının; psikolojik sağlamlıkları, bilinçli farkındalıkları, duygu düzenleme becerileri ve aleksitimi düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla ilişki arayıcı desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Aksaray İlinin Ortaköy İlçesinde görev yapmakta olan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 172 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırma verileri; Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği ve Toronto Aleksitimi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde; Bağımsız Örneklem T-testi, Kruskal-Wallis-H testi, Pearson korelasyon ve doğrusal regresyon analizleri kullanılmıştır. Bilinçli farkındalık ile psikolojik sağlamlık, duygu düzenleme becerileri ve alt boyutları arasında pozitif yönlü, aleksitimi ve alt boyutları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik sağlamlık ile duygu düzenleme becerileri ve alt boyutları arasında pozitif yönlü, aleksitimi ve alt boyutları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Duygu düzenleme becerileri ve alt boyutları ile aleksitimi ve alt boyutları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca, psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık ve duygu düzenleme becerisinin aleksitimiyi anlamlı ve negatif yönde yordadığı ve varyansın %67,2' sini açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlara istinaden; sağlık çalışanlarının psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık ve duygu düzenleme becerilerinin arttırılması aleksitimi düzeyinin azalmasına katkı sağlayacaktır. Bu doğrultuda, sağlık çalışanlarının psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık ve duygu düzenleme becerilerinin arttırılmasına yönelik güçlendirme programlarının geliştirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Lise öğrencilerinin antidepresan kullanma durumları ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Lise Öğrencilerinin Antidepresan Kullanma Durumları ve Bunu Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi Amaç: Bu araştırma lise öğrencisi gençlerde antidepresan kullanım durumlarını ve bunu etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile gerçekleştirilmiştir. Gereç-Yöntem: Araştırma Şişli İlçesinde bulunan Anadolu ve Meslek liselerinden basit rastgele örneklemi ile seçilmiş birer okulda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Anadolu ve Meslek liselerinde öğrenim gören toplam öğrenci sayısı 1763 kişi oluşturmuştur.Araştırma kapsamına giren toplam 464 öğrenci bulunmaktadır. Örneklem büyüklüğü dikkate alındığında araştırmaya katılım oranı %37,99 olarak hesaplanmıştır. Anket aracılığıyla elde edilen veriler SPSS paket programında frekans ve yüzdelik değerler biçiminde çözümlenmiştir. Antidepresan kullanımı ile ikili değişkenler arasındaki ilişki için Ki-kare testi uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına giren 464 öğrenciden %5,6'sı şu anda olmak üzere, %7,1'inin lise yaşamının herhangi bir döneminde antidepresan kullandığı belirlenmiştir. Antidepresan ilaç kullanan öğrencilerin %19,2'si doktor önerisi dışında antidepresan kullanmaktadırlar. Öğrencilerin kız öğrenci olması, 12. sınıfta okuyor olması ve ailede antidepresan ilaç kullanımının olması antidepresan ilaç kullanımını etkilemektedir. Sonuç: Okul sağlığı hemşirelerinin ve ruh sağlığı hemşirelerinin ergenlerde ilaç kullanım oranlarının beklenenden yüksek olduğunun farkında olmaları, reçetesiz kullanımı önleyici faaliyetler düzenlemeleri ve reçeteli kullanımda doğru tedavinin sağlanmasında ergenlere etkili danışmanlık yapmaları önemlidir.
Şizofreni hastalarının primer bakım vericilerinin hastalığa ilişkin gereksinimleri ve bakım yüküne etkisi
Çalışma şizofreni hastalarının primer bakım vericilerinin hastalığa ilişkin gereksinimleri ve bakım yüküne etkisini belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma Denizli ilinde bir üniversitesi hastanesinde ayaktan takip edilen 21 ve yatışı yapılan 73 olmak üzere toplam 94 şizofreni hastasının bakım verenleri ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, 01.03.2015-31.12.2015 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Anket Formu ve bakım verenlerin yük düzeylerini değerlendiren Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılmıştır. Bakım verenlerin bakım verirken, %64,9'unun ilaç tedavisi ve yan etkileri, % 67,0'ının şizofreni belirtileriyle baş etme, %61,7'sinin ilaç eğitimi, %58,5'inin erken uyarıcı belirtiler, %36,2'sinin şizofreni ile ilgili grup ve dernekler, %50,0'ının iletişim becerileri, %50,0'ının stresle baş etme, %60,6'sının bakım verdiği hastaların yasal hakları, %48,9'unun psikososyal tedavi, %47,9'unun günlük yaşantısıyla ilgili beceriler, %57,4'ünün bakım verdiği hastasının boş zaman aktivitelerini planlama, %61,7'sinin ev yaşamına katkısı gibi konularda bilgi ve donanıma ihtiyaç duydukları belirlenmiştir. Primer bakım vericilerin Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalaması 38,47±15,05 olarak bulunmuştur. Primer bakım vericilerin, hastalarına ilaç vermekte güçlük çekmelerinin ilaç tedavisi ve yan etkileri, şizofreni belirtileriyle baş etme, erken uyarıcı belirtiler, iletişim becerileri, stresle baş etme, psikososyal tedavi yöntemleri, boş zaman aktivitelerini planlama, ev yaşamına katkısı konularında bilgi ve deneyimlere gereksinim duymalarının bakım yükünü etkilediği bulunmuştur. Tüm bulgular değerlendirildiğinde, bakım verenlerin bakım sürecinde, yaşadıkları güçlüklerle ve gereksinim duyduğu konularla etkili bir şekilde baş edebilmelerine yönelik kapsamlı, düzenli, sürekli eğitim programlarının oluşturulması ve ihtiyaç duydukları konulara ilişkin danışmanlık hizmetinin verilmesinin bakım verenlerin bakım yükü duygusunu azaltabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Şizofreni, primer bakım verici, gereksinimler, bakım yükü
Lise öğrencisi ergenlerde atılganlık, sosyal fobi ve boyun eğici davranışları arasındaki ilişki
Bu çalışma, lise öğrencisi ergenlerde atılganlık, sosyal fobi ve boyun eğici davranış düzeyleri ve birbiri ile olan ilişkisini incelemek amacı ile yapılan tanımlayıcı/kesitsel bir araştırmadır. Gerek yurt içinde, gerek yurt dışındaki araştırmaları incelediğimizde; ergenlik döneminde atılganlık, sosyal fobi ve boyun eğici davranış düzeylerini birlikte ele alınarak incelendiği bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle araştırma özgün bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini 2013–2014 öğretim yılında Aydın İl Merkezinde Lise 1, lise 2, lise 3, lise 4. düzeyinde eğitim gören; 462 öğrenciye ulaşılmıştır. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Rathus Atılganlık Envanteri (Voltan, 1980), Liebowitz Sosyol Fobi Belirtileri Ölçeği (Dilbaz ve ark,1998) ve Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği (Savaşır ve Şahin, 1992) kullanılmıştır. Kişisel bilgi formu 40 sorudan oluşan anket formudur; demografik özellikler; atılganlık ve sosyal davranışlara ilişkin tutumları içermektedir. Çalışmada elde edilen veriler SPSS 21 paket programında analiz edilerek yorumlanmıştır. Verilerin değerlendirmesinde; temel istatistiksel analizler, İki örnekli T test, One Way Anova, Kruskall Wallis ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmada; öğrencilerin yaş ortalamasının 16,41±1,10 ve %52,2'sinin (n=241) kız, %47,8'sinin (n=221) erkek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin (BEDÖ) Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği'nden 39,47±9,46, (RAE) Rathus Atılganlık Envanteri'nden 10.49±13,44, (LSAÖ) Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği'nden 106,05±21,01 ve Liebowitz Sosyal Anksiyete Kaygı Alt Ölçeğinden 53,50±11,69, Liebowitz Sosyal Anksiyete Kaçınma Alt Ölçeğinden 52,54±12,58 puan aldıkları bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda; öğrencilerin BEDÖ puan ortalamaları ile; RAE puan ortalamaları arasında negatif yönlü düşük düzeyde (r=-0,028; p=0,000), LSAÖ Kaygı Alt Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde (r=0,159; p=0,001), LSAÖ Kaçınma Alt Ölçeği puan ortalamaları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde (r=0,186; p=0,000) ve LSAÖ toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönlü düşük düzeyde (r=0,200; p=0,000) ilişki olduğu bulunmuştur. Kendini yalnız hissetme düzeyini ortalamanın üstü olarak değerlendiren öğrencilerin (t=3,615; p=0,000) ve sosyal ilişlilerde kendini popüler hissetme düzeyini ortalamanın altı olarak değerlendiren öğrencilerin (t=1,961; p=0,050) BEDÖ puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Dini inancının güçlü ve önemli olduğunu belirten öğrencilerin LSAÖ Kaygı ve Kaçınma Alt Ölçeği puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (LSAÖ Kaygı: KW=6,428; p=0,040 LSAÖ Kaçınma: KW=6,779; p=0,034). Kendi isteği ile okul seçimi yapan, ailesi ile ilişkilerini olumlu değerlendiren öğrencilerin öğrencilerin LSAÖ Toplam, LSAÖ Kaygı ve Kaçınma Alt Ölçeği puan ortalamaları daha düşük bulunmuştur. Araştırma sonucunda; atılganlık düzeyleri yüksek olan lise öğrencisi ergenlerin, boyun eğici davranışlarının daha az olduğu; boyun eğici davranışları olan lise öğrencisi ergenlerin, sosyal kaygı ve kaçınma düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ebeveyn eğitim düzeyi yüksek olan, aile ile problem yaşamayan, kendini popüler hisseden öğrencilerin sosyal fobi kaygı-kaçınma davranışlarının ve boyun eğici davranışlarının az olduğu, daha fazla atılgan oldukları bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Lise öğrencisi, ergen, atılganlık, boyun eğici davranış, sosyal anksiyete
Hemşirelik öğrencilerinde algılanan stres, algılanan sosyal destek, öznel iyi oluş ve ilişkili faktörler
Bu araştırma hemşirelik öğrencilerinde algılanan stres, algılanan sosyal destek, öznel iyi oluş ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu 2014-2015 eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine devam eden 775 hemşirelik bölümü lisans öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak desen etkisi 1,2 alındığında örneklem büyüklüğü 310 olarak belirlenmiştir. Veri toplama formunu eksik doldurduğu tespit edilen 13 öğrenci araştırmadan çıkartılarak 297 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan veriler, öğrencilerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı "Kişisel Bilgi Formu", "Algılanan Stres Ölçeği", "Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Öznel İyi Oluş Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, SPSS for Windows 15.0 istatistiksel paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortalama, Ortanca, Standart sapma) yanı sıra analizlerde; t testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi, One-Way Anova Testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin 230 (%77.4)'u kız, 67 (%22.4)'si erkek olup, yaş ortalaması 20.32±1.65'dir. Araştırmada anne ve babasının her ikisinin de kendisini anladığını belirten, aile üyeleri ile olan ilişkilerinden memnun olan, üniversite eğitimi sırasında kaldığı yerden memnun olan, fiziksel sağlık durumunu iyi olarak değerlendiren, ruh sağlığı durumunu iyi olarak değerlendiren, üniversite okuduğu süre içinde eğitimini etkileyecek ruhsal sorun yaşamayan, akademik başarısını iyi olarak değerlendiren, okul yaşamından memnun olan, sıkıntısı olduğunda sorunlarını paylaşabileceği bir yakını/dert ortağı olan, sürekli birlikte olduğu bir arkadaş grubu olan, sosyal veya kültürel aktivitelere katılan, okulda sıkıntısı olduğunda sorunlarını paylaşabileceği bir öğretim elemanı olan öğrenciler daha az stres algılamaktadır, daha fazla sosyal destek algılamaktadır ve daha yüksek öznel iyi oluşa sahiptirler. Araştırmada algılanan stresin, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş ile negatif yönde anlamlı ilişkisi olduğu, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin algılanan stres, algılanan sosyal destek ve öznel iyi oluş düzeyleri belirlenerek ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri; hemşirelik eğitimi veren okullarda bu konulara yönelik seçmeli derslerin açılması, sosyal beceriler ile kişilerarası ilişkiler ve iletişim becerileri konularında öğrencilere yönelik kurs/eğitim düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Algılanan Stres, Algılanan Sosyal Destek, Öznel İyi Oluş
Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine etkisi
Hemşirelik mesleğinde, hastaya bakım verme, hasta ve hasta yakınları ile olan kişilerarası ilişkilerinde duygusal zekânın önemli bir yeri vardır. Araştırmanın amacı; geleceğin sağlık profesyonelleri olacak hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâ becerilerini geliştirme eğitimi ile öğrencilerin duygusal zekâ düzeylerinin, kişilerarası ilişkilerine olan etkisini incelemektir. Araştırmanın tipi yarı deneyseldir. Öntest-sontest kontrol gruplu model kullanılarak yapılan randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini hemşirelik bölümünde öğrenim gören 252 hemşirelik 1. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini deney grubunda 36, kontrol grubunda 36 olmak üzere toplam 72 öğrenci oluşturmaktadır. Deney grubu öğrencilerine, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi verilmiştir. Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Bar-On Duygusal Zekâ Ölçeği ve Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın verileri, Ki-Kare testi, İlişkili Örneklemler t-Testi, İlişkisiz Örneklem t-Testi ile değerlendirilmiştir. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitimi sonrasında, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin, duygusal zekâ puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Deney grubu öğrencilerinin eğitim sonrası kişilerarası ilişki tarzı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin duygusal zekâlarının ve kişilerarası ilişkilerinin gelişimine katkısı olduğu saplanmıştır.Duygusal zekâ becerileri geliştirme eğitiminin, hemşirelik öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerine katkı sağlaması için yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Duygusal Zekâ Becerileri Geliştirme Eğitimi, Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencileri
Kanser hastalarının mizah tarzları ile hemşirelerle olan etkileşimlerinde mizahi olarak algıladıkları durumlar
Kanser, günümüzde hala acı çekmek ve ölüm ile birlikte anılan ciddi bir hastalıktır. Kanser hastaları sık sık tedavi almak için hastaneye yatmaktadır ve en çok iletişime geçtiği personel hemşirelerdir. Bu nedenle hemşirelerin hastalarla iletişimlerini kolaylaştıracak yöntemleri bilmeleri gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, kanser hastalarının mizah tarzları ile hemşirelerle olan etkileşimlerinde mizahi olarak algıladıkları durumları incelemektir. Araştırmanın evreni, 2011-2012 yıllarında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatarak tedavi gören 974 kanser hastası oluşturmuştur. Örneklem sayısını belirlemek için olasılıksız-uygun örnekleme yöntemi ve buna bağlı olarak örneklem sayısı araştırmalar için güven seviyesi ve kabul edilebilir hataya göre önceden örneklem büyüklüğü hesaplama tablosu kullanılarak, 280 olarak hesaplanmıştır. Bu yönteme göre %95 güven aralığında127'si kadın (%45,4), 153'ü erkek (%54,6) olmak üzere toplam 280 kanser hastası örnekleme dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Mizah Tarzları Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlana 'Kişisel Veri Toplama Formu' kullanılmıştır.Elde edilen veriler istatistiksel açıdan değerlendirilmiştir (p<0.005). İstatiksel analizler için Kruskal Wallis, Mann Whitney U, T testi kullanılmıştır. Hastaların %45,4'si kadın, %54,6'si erkektir ve yaş ortalamaları 49,1±13,332'dir. Hastaların mizah tarzları Kendini Geliştirici Ve Katılımcı Mizah Tarzındadır. Hastalar, kendilerini güleryüzlü ve neşeli olarak tanımlamalarına rağmen günlük hayatlarında espiri ve şakayı az yapmakta, kendilerini neşelendirecek olaylarla az karşılaşmakta ve olayların komik yönlerini göremedikleri belirlenmiştir.Kanser tanısı almanın hastaların mizahsal özelliklerinde değişikliğe yol açmadığı belirlenmiştir. Hastalar, hemşirelerin hasta bakımında espiri ve şaka yapmalarını uygun görmekte ve yararlı bulmaktadır. Araştırmaya katılan hastalar sağlık personeli arasında en çok hemşirelerle iletişime geçmelerine rağmen, doktorlarla mizahı kullanmayı uygun görmekte ayrıca tedavi ve sıkıntılarıyla ilgili en çok iletişime geçtikleri personel doktordur.Hemşirelik uygulamalarında hastalar üzerinde mizahın etkilerinin araştırılması önerilmektedir.
Lise öğrencisi ergenlerde depresyon, internet bağımlılığı ve ilişkili faktörler
Bu çalışma, lise öğrencisi ergenlerde depresyon, internet bağımlılığı ve ilişkili faktörleri incelemek amacı ile kesitsel bir araştırma olarak yapılmıştır. Trabzon İl Merkezinde Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı 5 lise de eğitim-öğretim gören 3289 öğrenci üzerinden örneklem büyüklüğü Büyüköztürk ve arkadaşları tarafından önerilen eşitlik ile hesaplanmış olup %95 güven aralığı ile 345 öğrenci olarak bulunmuştur. Araştırmanın desen etkisi 2 kabul edilip 690 öğrenciye ulaşılması hedeflenmiş ancak öğrencilerden bazılarının veri toplama araçlarını eksik doldurması, bazılarının daha sonra çalışmaya katılmaktan vazgeçmesi sonucunda söz konusu öğrencilerin görüşleri araştırma kapsamından çıkarılmıştır ve 669 öğrencinin verisi değerlendirilmiştir. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, İnternet Bağımlılık Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında görüşleri alınan lisede öğrenim gören ergenlerden elde edilen verilerin çözümlenmesi amacıyla öncelikle öğrencilerin cevapları SPSS'e (Statistical Package for Social Sciences) aktarılmıştır. Ardından verilerin değerlendirilmesi amacıyla betimsel istatistikler hesaplanmış ve alt problemler doğrultusunda verilerin çözümlenmesi gerçekleştirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; Betimleyici istatistik (frekans ve yüzde değerleri, minimum, maksimum, ortalama ve standart sapma), İlişkisiz ölçümlerde t testi, Levene homojenlik testi, Kruskall Wallis testi, Mann Whitney U testi, Tek yönlü varyans analizi, Çoklu karşılaştırmada LSD testi, Bağımsız ölçümlerde KW testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmaya katılan lise öğrencisi ergenlerin özellikleri incelendiğinde ergenlerin %46,0'ının (n=361) kadın olduğu, %30,6'sının (n=205) 9. Sınıfta öğrenim gördükleri, %30,9'unun (n=207) 17 yaşında olduğu, %31,2'sinin (n=209) imam hatip lisesinde öğrenim gördüğü, %91,8'inin (n=614) evde barınma şeklini kullandığı, %82,8'inin (n=554) çekirdek aile yapısına sahip olduğu, %59,8'inin (n=400) ailesinin büyükşehirde yaşadıkları, %96,9'unun (n=648) anne ve babasının hayatta olduğu, %98,5'inin (n=659) evde üvey bir aile bireyinin olmadığı, %68,0'ının (n=455) gelirin giderle denk olduğunu belirttikleri, %77,4'ünün (n=518) aylık gelirlerinin (harçlıklarının) yeterli olduğunu, %39,5'inin (n=264) 3 kardeş olduğu, %69,5'inin (n=465) kardeşiyle olan ilişkisinin iyi olduğu, %27,5'inin (n=184) babasının lise mezunu, %54,6'sının (n=365) babasının serbest meslekle ilgilendiği, %79,7'sinin (n=533) babası ile olan ilişkisini iyi olarak nitelendirdiği, %67,9'unun (n=454) babasının kendisine karşı hoşgörü içinde olduğunu, %39,0'ının (n=261) annesinin ilkokul mezunu olduğu, %78,8'inin (n=527) annesinin çalışmadığını, %88,6'sı (n=593) annesi ile olan ilişkisinin iyi düzeyde olduğunu, %76,4'ü (n=511) annesinin kendisine karşı hoşgörülü tutumda olduğunu, %59,5'inin (n=398) okuldaki başarısının orta düzeyde olduğunu, %88,2'si (n=590) sınıfta hiç kalmadığını, %57,4'ü (n= 384) okuldaki öğretmenleri ile ilişkilerinin iyi olduğunu, %75,6'sı (n=506) arkadaşları ile ilişkisinin iyi olduğunu, %94,8'i (n=634) yakın bir arkadaşı olduğunu, %68,5'inin (n=458) sanal arkadaşlık sitelerine üyeliklerinin bulunduğu, %95,2'si (n=637) arkadaşlarını sanal ortamlardan seçmediğini, %74,3'ünün (n=497) evinde internet olduğunu, %35,9'u (n=240) evde internete girdiğini, %94,9'u (n=635) evlerinde internete bağlanacak teknolojik bir aracın bulunduğunu, %87,9'u (n=588) evlerinde bilgisayar haricinde internete bağlanacak bir araç bulunduğunu, %7,2'si (n=48) internete girmek için söz konusu araçların hepsini kullandığını, %42,5'inin (n=284) cep telefonu ile hiç mesaj atmadığını ifade ettikleri belirlenmiştir. Araştırmaya katılan lise öğrencisi ergenlerin %25,0'i (n=167) bilgisayarı ders-oyun için kullandığını, %59,5'i (n=398) internette oyun oynadıklarını, %76,1'inin (n=509) günlük 1-4 saat internet kullandığını, %57,5'i (n=385) anne veya babasının da internet kullandığını, %83,7'si (n=560) kendisini internet bağımlısı olarak nitelendirmediklerini, %84,6'sı (n=566) internet kullanmasının kendisinde öfke/depresyona neden olmadığını belirttiği saptanmıştır. Araştırmaya katılan lise öğrencisi ergenlerin %93,1'inin (n=623) herhangi bir sağlık sorunu veya engeli bulunmadığını, %91,8'i (n=614) kronik bir rahatsızlığı bulunmadığını, %77,0'ı (n=515) yaşamdan zevk aldığını, %62,5'inin (n=418) bazı beklentilerinin gerçekleşeceğine inandığı, %91,0'ının (n=91,0) sigara, alkol ya da madde bağımlılığı olmadığını, %85,8'inin (n=574) son bir yılda kendisine zarar verme düşüncesi bulunmadığını ifade ettikleri belirlenmiştir. Kendisine zarar verdiğini ifade eden ergenlerin %1,3'ünün (n=9) bir yerlerini kestiğini belirttiği, %62,8'inin (n=420) bilgisayar ve internet kullandığı bulunmuştur. Öğrencilerin düzenli olarak yaptıkları etkinlikler incelendiğinde, %13,3'ünün (n=89) basketbol oynadığını ifade ettiği tespit edilmiştir. Boş zaman aktivitesinden sonra ergenlerin hissettikleri duygular incelendiğinde ergenlerin %73,4'ünün stres attığı, sakinleştiği, rahatladığını belirttiği saptanmıştır. Ergenlerin depresyon eğilimlerinin; cinsiyetten, gelir durumunu ve harçlığını yeterli görme durumundan, kardeşleriyle ilişkisinden, babasının tutumundan, annesiyle ilişkisinden, okul başarısı, öğretmeni ve arkadaşı ile olan ilişkisinden ve yakın arkadaşı olma durumundan, sanal arkadaşlık siteliğine üye olmadan, arkadaşlarını sanal ortamdan seçmeden, evinde interneti olmasından, internete bağlanma yeri, bilgisayarı kullanma amacı, günlük ortalama bilgisayar kullanma süresi, internet bağımlısı olma durumu ve internet kullanımının öfke/depresyona neden olma durumundan, yaşamdan zevk alma, gelecek beklentisi, sigara, alkol ya da madde kullanma durumu, son bir yılda kendine zarar verme düşüncesi ve son bir yılda kendine zarar vermesinden etkilendiği bulunmuştur. Ergenlerin internet bağımlılık düzeylerinin; cinsiyet, öğrenim görülen sınıf düzeyi, yaş ve okul türünden, harçlığı yeterli görme durumundan, kardeş sayısı ve kardeşiyle ilişkisinden, babanın eğitim durumu, babanın mesleği ve babanın tutumundan, annenin eğitim durumu, annenin çalışma durumu ve annesiyle ilişkisinden, öğretmeni ile olan ilişkisi ve yakın arkadaşı olma durumundan, sanal arkadaşlık sitelerine üyeliği, arkadaşlarını sanal ortamdan seçme durumu, evinde interneti olması, evinde internete bağlanacak teknolojik araç olma durumu, cep telefonları ile günlük mesaj atma sayısı, evinde bilgisayar haricinde internete bağlanacak teknolojik araç olma durumu, bilgisayarı kullanma amacı, internette oyun oynama durumu, günlük ortalama bilgisayar kullanma süresi, anne veya babanın internet kullanma durumu, internet bağımlısı olma durumu ve internet kullanımının öfke/depresyona neden olma durumundan, herhangi bir sağlık sorunu (engeli) olma durumu, yaşamdan zevk alma durumu, gelecek beklentisi, sigara, alkol ya da madde kullanma durumu, son bir yılda kendine zarar verme düşüncesi ve son bir yılda kendine zarar vermesinden etkilendiği bulunmuştur. Ergenlerin araştırmada kullanılan ölçeklerin maddelerine vermiş oldukları cevapların ortalamaları incelendiğinde, depresyon eğilimi bulunan ergenlerin (X ̅ =19,40±18,61) depresyon eğilimi bulunmayan ergenlere (X ̅ =9,81±11,77) göre internet bağımlılık düzeylerinin anlamlı şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda ergenlerin internet bağımlılıkları ve yalnızlıkları artış gösterdikçe depresyon eğilimlerinin de artış gösterdiği, depresyon eğilimi bulunan ergenlerin (X ̅ =52,61±6,57) depresyon eğilimi bulunmayan ergenlere (X ̅ =50,75±6,74) göre yalnızlık düzeylerinin anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu ancak yalnızlık düzeyinin internet bağımlılığı değişkenini anlamlı bir şekilde açıklamadığı tespit edilmiştir. Tüm sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde; lise öğrencisi ergenlerin özellikle kişilerarası ilişkilerden etkilendiği, depresyon ve internet bağımlılığı ilişkisinin fark edilir derecede fazla olduğu ancak ilginç bir şekilde internet bağımlılığı ile yalnızlığın ilişkili olmadığı görülmüştür. Okul çalışmalarında bu sonuçlar doğrultusunda eğitimlerin yapılması ve risk gruplarının değerlendirilmesi gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Ergen, depresyon, internet bağımlılığı, ilişkili faktörler.
Lise öğrencisi ergenlerde problem çözme, yalnızlık, umutsuzluk düzeyi ve ilişkili faktörler
Şahin Ü. Lise öğrencisi ergenlerde problem çözme, yalnızlık, umutsuzluk düzeyi ve ilişkili faktörler Bu çalışma lise öğrencisi ergenlerde, problem çözme, yalnızlık, umutsuzluk düzeyleri ile ilişkili faktörleri incelemek amacıyla yapılan tanımlayıcı/kesitsel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Bursa İl Merkezinde Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Görükle Kız Teknik ve Meslek Lisesinde öğrenim gören 774 öğrenci, örneklemini ise evreni bilinen örnekleme yöntemi kullanılarak % 99 güven aralığın da 358 kişi oluşturmuştur. Araştırmada desen etkisi 1.2 kabul edildiğinde ulaşılması planlanan öğrenci sayısı 394 olmuştur. Çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Problem Çözme Envanteri, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve BUÖ Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS istatistik paket programında (Version 15, Chicago IL, USA) değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel analizler (Ortalama, standart sapma, frekans, yüzdelik), normal dağılım değerlendirmede Kolmogorov Simirnov, normal dağılım gösteren karşılaştırmalarda t testi; normal dağılım dışı karşılaştırmalarda Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H test, ordinal verilerin karşılaştırılmasında Pearson Correlation analizi ve ileri analizlerde Kruskal Wallis t-testi ve Mann Whitney U test kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 16.41±1.21'dir. % 84,1'i (n=333) kız, %15.6 sı (n=63) erkektir. Öğrencilerin % 83.3 (n=330) yaşamları boyunca en uzun Bursa ilinde yaşamış, % 32.6'sı (n=129) 9. Sınıf öğrencisidir. Öğencilerin %93.4'ü (n=370) kendisi dışında en az bir kardeşe sahip olduğu, kişilerin %86.9'unun (n=344) sosyal güvencesi olduğu ve %49.5'i (n=196) yaşam kalitelerini iyi olduğunu ifade etmişlerdir. Yapılan analiz sonuçlarına göre; problem çözme ile yaşam kalitesi, kardeşlerin ilgi-yakınlık düzeyleri, ailelerin yaşadıkları yer, babanın ilgi-yakınlık düzeyi, aile yapısı, öğrencilerin sağlık durumları, sınıfta kalma durumu değişkenleri arasında; yalnızlık ile cinsiyet, yaşam kalitesi, ailenin gelir seviyesi, babanın ilgi-yakınlık düzeyi, annenin ilgi-yakınlık düzeyi, kardeşlerin ilgi-yakınlık düzeyi, fiziksel durum, ruhsal durum, sağlık durumu, öğretmenlerin tutumu, okul dışındaki zamanlarını değerlendirme değişkenleri arasında; umutsuzluk ile yaşam kalitesi, ailelerin yaşadıkları yer, ailenin gelir seviyesi, babanın ilgi-yakınlık düzeyi, fiziksel durum, ruhsal durum, sağlık durumu, okul dışındaki zamanları değerlendirme, değişkenleri arasında anlamlı fark bulunmuştur. Tüm sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, lise öğrencilerinde benzer araştırmaların artırılması ve destek, eğitim ve danışmanlık sağlanması problem çözme, yalnızlık ve umutsuzluk düzeylerinin iyileştirilmesine katkı oluşturabilir. Anahtar Kelimeler: Ergen, Problem Çözme, Yalnızlık, Umutsuzluk.
Hemşirelik öğrencilerinde yalnızlık ile reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma hemşirelik öğrencilerinde yalnızlık ile reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile kesitsel tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu 2012-2013 eğitim-öğretim yılında hemşirelik bölümünde kayıtlı 352 öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada tamsayım örnekleme yöntemi (census) kullanılmış ve 215 öğrenci örneklemi oluşturmuştur. Araştırma verileri, öğrencilerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı Kişisel Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği ve Sosyal Kaygı (Anksiyete) Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra analizlerde; T testi, Mann Whitney U Testi, KrusskalWallish Testi, OneWayAnova Testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %74.1'i kız, %25.9'ü erkektir ve yaş ortalamaları 20.13±1.69'dur. Araştırmada yalnızlık, reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Sosyodemografik değişkenler, reddedilme duyarlılığı, sosyal kaygı ve yalnızlık düzeylerini etkilemektedir. Öğrencilerinin yalnızlık, reddedilme duyarlılığı ve sosyal kaygı düzeyleri belirlenerek, ihtiyacı olan öğrencilerin destek almaları için ilgili birimlere yönlendirilmeleri, öğrencilere kişisel gelişimlerine yönelik kursların ve eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir.
Koroner anjiografi ve perkütan transluminal koroner angioplasti işlemi öncesi uygulanan progresif kas gevşeme ve müzik dinlemenin bireylerin anksiyete düzeylerine olan etkisi
Bu çalışma, koroner anjiyografi ve perkütan transluminal koroner angioplasti işlemlemleri öncesi müzik eşliğinde uygulanan progresif geveşeme egzersizinin bireylerin durumluluk- süreklilik anksiyete düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacı ile planlanmış yarı-deneysel bir araştırma olup "ön test-son test, kontrol gruplu desen" kullanılmıştır. Arastırma, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Servisinde yatmakta olan KAG ve PTKA hastalarına yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji servisinde Eylül 2011 - Haziran 2013 tarihleri arasında yatmakta olan KAG ve PTKA hastaları olup, çalışmaya alınma kriterlerine uygun hastalar oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem büyüklüğü her bir grup için 50 olarak belirlenmiş ve 50 deney KAG, 50 deney PTKA ve 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 150 hasta örnekleme alınmıştır. Her üç grubun seçiminde araştırma ve müdahalenin güvenilir olması açısından yaş, cinsiyet ve eğitim durumu gibi bireysel özelliklerin benzer olmasına özen gösterilmiştir. Araştırmada deney ve kontrol grubuna alınan tüm hastalara işlemden önce araştırmanın amacı ile ilgili bilgi verilerek, sözlü ve yazılı onamları alınmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden deney ve kontrol grubundaki hastalara işlem öncesi, Kişisel Bilgi Formu, Durumluluk- Süreklilik Kaygı Envanteri yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurulup, yaşam bulguları verilerinin tarafsız olması için kardiyoloji servisinde çalışan hemşire tarafından ölçülmüş olup araştırmacı tarafından yaşam bulguları formuna kaydedilmiştir. Bu işlemlerin tamamlanmasının ardından deney KAG ve deney PTKA grubunda yer alan hastalara işlemden 30 dk. önce müzik eşliğinde progresif gevşeme egzersizi uygulanmış olup, kontrol grubuna ise uygulanmamıştır. Çalışmacı, bu süre içinde bireyin yanında konuşmadan ve müdahale etmeden bulunmuştur. İşlem sonrası hastaların yaşam bulguları servis hemşiresi tarafından ölçülerek bulgular araştırmacı tarafından Yaşam Bulgularını Değerlendirme Formu'na kaydedilip tekrar Durumluluk- Süreklilik Kaygı Envanteri yüz yüze görüşme yöntemiyle doldurulmuştur. Elde edilen veriler bilgisayara girildikten sonra analizi Statical Package for Social Sciences (SPSS-15) paket programında yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel metodların (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortanca, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra tekrarlı ölçümlerde Varyans Analizi ve One Way Anova testi kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda; deney koroner anjiyografi, deney perkütan transluminal koroner angioplasti ve kontrol grubundaki bireylerin uygulamadan önceki durumluluk-süreklilik kaygı puan ortalamaları değerlerinde, müzik eşliğinde yapılan progresif gevşeme egzersizi uygulaması sonrası düşüş görülmüştür. Uygulama öncesi deney KAG, deney PTKA ve kontrol grupları arasında bireylerin yaşam bulguları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; sistolik kan basıncı, nabız sayısı ve solunum sayısı açısından fark bulunmuşken, diastolik kan basıncı açısından ise fark bulunmamıştır. Uygulama sonrası ise her üç grup arasında anlamlı fark bulunmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda, bireylere koroner anjiyografi ve perkütan transluminal işlemleri öncesi müzik eşliğinde uygulanan progresif geveşeme egzersizinin yararlı bir hemşirelik uygulaması olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Sonuçlara uygun önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Gevşeme Egzersizi, Müzik Dinleme, Koroner anjiyografi, Perkütan transluminal koroner angioplasti
Koroner anjiografi ve perkütan transluminal koroner angioplasti işlemi öncesi uygulanan progresif kas gevşeme ve müzik dinlemenin bireylerin anksiyete düzeylerine olan etkisi
Bu çalışma, koroner anjiyografi ve perkütan transluminal koroner angioplasti işlemlemleri öncesi müzik eşliğinde uygulanan progresif geveşeme egzersizinin bireylerin durumluluk- süreklilik anksiyete düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacı ile planlanmış yarı-deneysel bir araştırma olup "ön test-son test, kontrol gruplu desen" kullanılmıştır. Arastırma, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Servisinde yatmakta olan KAG ve PTKA hastalarına yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji servisinde Eylül 2011 - Haziran 2013 tarihleri arasında yatmakta olan KAG ve PTKA hastaları olup, çalışmaya alınma kriterlerine uygun hastalar oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem büyüklüğü her bir grup için 50 olarak belirlenmiş ve 50 deney KAG, 50 deney PTKA ve 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 150 hasta örnekleme alınmıştır. Her üç grubun seçiminde araştırma ve müdahalenin güvenilir olması açısından yaş, cinsiyet ve eğitim durumu gibi bireysel özelliklerin benzer olmasına özen gösterilmiştir. Araştırmada deney ve kontrol grubuna alınan tüm hastalara işlemden önce araştırmanın amacı ile ilgili bilgi verilerek, sözlü ve yazılı onamları alınmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden deney ve kontrol grubundaki hastalara işlem öncesi, Kişisel Bilgi Formu, Durumluluk- Süreklilik Kaygı Envanteri yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurulup, yaşam bulguları verilerinin tarafsız olması için kardiyoloji servisinde çalışan hemşire tarafından ölçülmüş olup araştırmacı tarafından yaşam bulguları formuna kaydedilmiştir. Bu işlemlerin tamamlanmasının ardından deney KAG ve deney PTKA grubunda yer alan hastalara işlemden 30 dk. önce müzik eşliğinde progresif gevşeme egzersizi uygulanmış olup, kontrol grubuna ise uygulanmamıştır. Çalışmacı, bu süre içinde bireyin yanında konuşmadan ve müdahale etmeden bulunmuştur. İşlem sonrası hastaların yaşam bulguları servis hemşiresi tarafından ölçülerek bulgular araştırmacı tarafından Yaşam Bulgularını Değerlendirme Formu'na kaydedilip tekrar Durumluluk- Süreklilik Kaygı Envanteri yüz yüze görüşme yöntemiyle doldurulmuştur. Elde edilen veriler bilgisayara girildikten sonra analizi Statical Package for Social Sciences (SPSS-15) paket programında yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel metodların (Yüzdelik Hesaplamalar, Ortanca, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra tekrarlı ölçümlerde Varyans Analizi ve One Way Anova testi kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda; deney koroner anjiyografi, deney perkütan transluminal koroner angioplasti ve kontrol grubundaki bireylerin uygulamadan önceki durumluluk-süreklilik kaygı puan ortalamaları değerlerinde, müzik eşliğinde yapılan progresif gevşeme egzersizi uygulaması sonrası düşüş görülmüştür. Uygulama öncesi deney KAG, deney PTKA ve kontrol grupları arasında bireylerin yaşam bulguları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; sistolik kan basıncı, nabız sayısı ve solunum sayısı açısından fark bulunmuşken, diastolik kan basıncı açısından ise fark bulunmamıştır. Uygulama sonrası ise her üç grup arasında anlamlı fark bulunmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda, bireylere koroner anjiyografi ve perkütan transluminal işlemleri öncesi müzik eşliğinde uygulanan progresif geveşeme egzersizinin yararlı bir hemşirelik uygulaması olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Sonuçlara uygun önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Gevşeme Egzersizi, Müzik Dinleme, Koroner anjiyografi, Perkütan transluminal koroner angioplasti
Psikoeğtimin şizofreni ailelerinin yük algılarına olan etkisi
Araştırmamız psikoeğitimin, şizofreni hastalarının bakım vericilerinin yük algılarına olan etkisini belirlemek amacıyla planlanmış, "öntest-sontest kontrol gruplu desen" etkili bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde Eylül 2011- Ekim 2013 tarihleri arasında DSM-IV'e göre şizofreni tanısıyla poliklinikte takip edilmekte olan hastalar ve araştırmaya alınma kriterlerini karşılayan bakım vericileriyle yürütülmüştür. Toplamda 30 çalışma ve 30 kontrol grubuna ulaşılmıştır. Araştırmaya alınana hastalar ve bakım vericilere soru formu, bakım vericilere Algılanan Aile Yükü Ölçeği başlangıçta ve üç ay sonra uygulanmıştır. Çalışmada ayrıca hastaların ve bakım vericilerin demografik özellikleri ile bakım vericilerin yük algıları arasındaki ilişkiye bakılmış, gelir durumu ve hastaların cinsiyetlerinin bakım yükünü etkilediği, gelir azaldıkça bakım yükünün arttığı, hastaları erkek olan bakım vericilerinde daha fazla yük algıladığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma grubunda psikoeğitimden sonra bakım vericilerin objektif yük puanında değişiklik olmamış, subjektif yük ve toplam yük puanlarında anlamlı bir azalma olmuştur. Psikoeğitimin bakım vericilerin yük algısını azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kontrol grubunda objektif yük puanında anlamlı bir artış olurken, subjektif yük ve toplam yük puanlarında anlamlı bir azalma olmuştur. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, bakım verici, yük, psikoeğitim.