Adıyaman University
Faculty

Faculty of Dentistry

Adıyaman University

35

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü üçüncü molar diş cerrahisinde submukozal tramadol ve deksametazon kullanımının postoperatif ağrı, ödem ve trismus üzerine etkilerinin kıyaslanması

Amaç: Diş hekimliği pratiğinde henüz kullanımları yeni olan tramadol ve deksametazonun yirmi yaş diş cerrahisinde preoperatif ve postoperatif kullanımının cerrahi sonrasında görülen komplikasyonlara yönelik etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Böylece iki ilaç açısından en etkili ilaç ve uygulama şekli ortaya konularak literatüre doğrudan katkı sağlanması beklenmektedir. Materyal-Metod: Çalışmamız çift taraflı, randominize, kontrollü, çift kör dizaynda tasarlanmış olup; simetrik gömülü mandibular 3. molar dişleri bulunan toplam 60 hasta dahil edildi. Tüm hastalar her grupta 15 hasta olacak şekilde sırasıyla preoperatif tramadol, preoperatif dekort, postoperatif tramadol ve postoperatif dekort olmak üzere 4 deney grubuna ayrıldı. Grupların tamamında ise hastaların simetrik tarafı kontrol grubunu oluşturdu. Preoperatif işlem gruplarında hastalara işlemden 30 dakika önce sırasıyla submukozal olarak 100 mg/2 ml tramadol ve 8 mg/2 ml deksametazon uygulandı. Postoperatif işlem gruplarında ise sırasıyla hastalara işlemden 30 dakika sonra submukozal olarak 100 mg/2 ml tramadol ve 8 mg/2 ml deksametazon uygulandı. Hastaların işlemden sonraki ağrı düzeyi (postoperatif ilk 12 saat her saat başı, 1., 2. ve 3. gün), ödem, trismus, alveolit, kanama ve enfeksiyon (postoperatif 1., 2. ve 7. günde) ile postoperatif 2. ve 7. günlerdeki yaşam kalitesi özel anket ve skalalar yardımıyla ölçüldü. Bulgular: Postoptramadol grubu hariç tüm gruplarda kontrol grubuna göre ağrı değerlerinde anlamlı şekilde azalma görülürken; en düşük düzeyde ağrının ise preopdekort grubunda olduğu görüldü. Postoperatif ödem bakımından preoptramadol, preopdekort ve postopdekort gruplarında kontrol gruplarına kıyasla 1. ve 2. günlerde anlamlı şekilde daha az miktarda ödem oluştuğu görüldü. Dört deney grubu içerisinde ise en az ödem preopdekort grubunda ölçüldü. İncelenen tüm günlerde ağız açıklığı miktarının postopdekort grubunda daha fazla düzeyde elde edildiği görülürken; çiğneme etkinliğinin anlamlı şekilde en iyi düzeyde postoptramadol grubunda elde edildiği görüldü. Ayrıca preopdekort kullanılan hastalarda kontrol grubuna göre belirgin şekilde daha az alveolit oluştuğu ve yara iyileşmesinin daha iyi olduğu görüldü. 4 deney grubunda kanama bakımından ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmezken; hastaların kontrol gruplarına kıyasla tüm deney gruplarında anlamlı şekilde daha iyi düzeyde memnuniyet derecesine sahip oldukları ölçüldü. Sonuç: Kontrol gruplarına göre tüm gruplarda hastaların yaşam kalitesi ve memnuniyet dereceleri artmıştır, ancak tüm parametreler birlikte değerlendirildiğinde preopdekort grubu en başarılı grup olarak bulunmuştur. Elde edilen sonuçların, maksilofasiyal bölgede yapılacak olan cerrahi operasyonlar sonrası ve tedavi amaçlı olarak oluşan komplikasyonların giderilmesinde literatüre ve meslektaşlarımıza olumlu katkı sunacağını düşünmekteyiz.

Azı dişi-üçüncüAzı dişi-üçüncüAzı dişleri+5
Abdüssamed Geyik
Adıyaman University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Miniplak ve bukkal minividalarla yapılan mandibular molar distalizasyon etkinliğinin 3-boyutlu sonlu elemanlar stres analiziyle değerlendirilmesi

Miniplak ve Bukkal Minividalarla Yapılan Mandibular Molar Distalizasyon Etkinliğinin 3-Boyutlu Sonlu Elemanlar Stres Analiziyle Değerlendirilmesi. Amaç: Çalışmamızın amacı miniplak ve bukkal minividalarla yapılan mandibular molar distalizasyon yöntemlerinin çene kemiğinde oluşturdukları kuvvet ve stres dağılımlarını sonlu elemanlar analizi yöntemiyle ayrı ayrı incelemek ve elde edilen verileri kıyaslayarak, tedavi sırasında meydana gelen farklılıkları öngörmektir. Materyal ve Metot: Çalışmamızda sonlu elemanlar analizinden faydalanılarak iki farklı modelleme uygulanmıştır. Birinci modelde mandibular bukkal bölgeye 2×12 mm paslanmaz çelik bukkal minivida yerleştirilmiştir. İkinci modelde L şeklindeki miniplaklar mandibular ramusun anterior kenarı ile temporal kret arasına, retromolar fossaya yerleştirilmiştir. Mandibular birinci ve ikinci molarların kontakt noktası hizasına denk gelen, 30° açıyla yerleştirilen bukkal minivida ve miniplak başından 0.019×0.025 inç kesitli paslanmaz çelik bir ark teli üzerinde kanin ve birinci premolar dişler arasında konumlanan kancalara 300 gr kuvvet nikel-titanyum kapayıcı yaylarla uygulanmıştır. Modellerden; Von Mises gerilmesi, maksimum ve minimum asal gerilmeler, yer değiştirme değerleri elde edilmiş ve karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Bukkal minividalar kuvvet yönünde yer değiştirmiş ve en fazla stresin boyun bölgesinde yoğunlaştığı görülmüştür. Miniplakta ise en fazla Von Mises gerilmesi kol kısımlarında görülürken, fiksasyon vidalarında inferiordaki minividanın boyun kısmında izlenmiştir. Birinci modelde molar dişlerin kronları distale doğru yer değiştirmiş ve intrüzyon hareketi görülmüştür. Ayrıca santral, lateral, kanin dişlerde intrüzyon görülürken, birinci ve ikinci premolar dişlerde ekstrüzyon hareketi gözlemlenmiştir. İkinci modelde molar dişlerin kronları daha fazla distale doğru yer değiştirmiş ve intrüzyon hareketi görülmüştür. Ayrıca santral, lateral, kanin dişlerde intrüzyon görülürken, birinci ve ikinci premolar dişlerde daha fazla ekstrüzyon hareketi gözlemlenmiştir. Her iki modelde de kaninlerde distolingual yönde rotasyon meydana gelmiştir. Sonuç: Sonlu elemanlar analizi yardımıyla iki farklı iskeletsel ankraj sistemi kullanılarak uygulanan kuvvetlerin ilk anda oluşturduğu gerilme ve yer değiştirmeler belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mandibular molar distalizasyonu, bukkal minivida, miniplak, sonlu elemanlar analizi, ortodonti

Azı dişleriKemik plaklarıKemik vidaları+5
Merdan Atagarrıyev
Adıyaman University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sabit protetik restorasyonlarda kullanılan altyapı materyallerine alternatif olarak sunulan PEEK (polietereterketon) alt yapılarla diğer altyapı materyallerinin marjinal adaptasyon ve yüzey özellikleri açısından karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada, CAD/CAM teknolojisi ile üretilen PEEK (Polietereterketon), zirkonya, direkt metal lazer sinter (DMLS) Co-Cr, ile konvansiyonel olarak üretilen metal alt yapıların marjinal adaptasyonlarının karşılaştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: Toplamda 80 adet paslanmaz çelik güdük silikon kalıplara gömülerek ana model elde edildi ve bu ana modeller üzerinden CAD/CAM teknolojisi üretilen PEEK, Zirkonya ve DMLS Co-Cr alt yapılar ile konvansiyonel olarak üretilen döküm metal alt yapılar (n=20) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Marjinal gap, stereo mikroskop ile x20 büyütmede ölçüldü. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, ikili grupların karşılaştırılmasında, veriler Kolmogrov–Smirnov ve Shapiro-Wilk testlerine göre normal dağıldığından ve varyantları farklılık gösterdiğinden Post Hoc çoklu karşılaştırma testi Tamhane's T2 ile tek yönlü ANOVA kullanıldı. Konvansiyonel döküm metal, Laser sintered Co-Cr, CAD/CAM milling Zirkonya ve CAD/CAM PEEK alt yapı materyallerinin yüzey özelliklerini taramalı elektron mikroskobu ile incelendi. Bulgular: Tüm gruplar arasında simantasyon öncesi ve sonrasında marjinal gap mesafelerinde, istatistik analizleri ile yapılan değerlendirmeler sonucu anlamlı fark görülmüştür (p<0.05). Alt yapıların simantasyon öncesine ait marjinal gap mesafe değerleri(µm) ve standart sapma; döküm alt yapı 113,10 ± 48,03, PEEK alt yapı 86,07 ± 21,00, Zirkonya alt yapı 35,91 ± 4,06 ve DMLS alt yapı 27,87 ± 4,00 olarak ölçülmüştür. Alt yapıların simantasyon sonrasına ait marjinal gap mesafe değerleri(µm) değerleri ve standart sapma; döküm alt yapı 121,30 ± 48,40, PEEK alt yapı 96,44 ± 22,026, Zirkonya alt yapı 42,70 ± 3,24 ve DMLS alt yapı 35,54 ± 5,04 olarak ölçüldü. Sonuç: Simantasyondan önce ve sonra yapılan göre marjinal gap mesafelerinin en küçük değeri DMLS metal alt yapıda, en büyük değeri ise döküm alt yapıda bulunmuştur. Tüm işlemlerinde simantasyon sonrasında, ortalamalarında artış gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: PEEK; Marjinal adaptasyon; Laser sinterize Co-Cr; Zirkonya; CAD/CAM

CAD/CAMDental restorasyonPolietereterketon+2
Cevdet Çalışkan
Adıyaman University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş yüzeyi temizliğinde kullanılan aletlerin ve diyot lazerin farklı içeriklerdeki peek(polietereterketon) materyalleri üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı diş yüzeyi temizliğinde çoğunlukla kullanılan ultrasonik kazıyıcı ve air flow'un, sıklıkla yumuşak doku cerrahisinde kullanılan diyot lazerin farklı içeriklerdeki polietereterketon (PEEK) üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. 15 mm çapındaki doldurucusuz PEEK(n=40), karbon fiber ilaveli PEEK(n=40), cam fiber İlaveli PEEK(n=40) silindir çubuklardan, her PEEK materyalinden 15 mm çapında 3 mm±0,2 mm yüksekliğinde disk örnekler hassas kesim cihazı ile hazırlandı. Çalışmamızda kullanılan seramik ilaveli PEEK örnekler(n=40) ise, 98,5x24 mm boyutunda prefabrik bloklardan CAD/CAM cihazı ile 15 mm çapında 3 mm ±0,2 mm yüksekliğinde disk şeklinde hazırlanan örnekler de olmak üzere çalışmada toplamda 160 örnek hazırlandı. Tüm numuneler kontrol, ultrasonik kazıyıcı, air flow, diyot lazer olmak üzere rastgele 4 farklı alt grubuna ayrılmıştır. Yüzey işlem uygulamalarının ardından tüm örneklere pürüzlülük ölçümleri yapılmıştır. Tüm yüzey işlem gruplarından pürüzlülük değerlerine göre ortalamaya en yakın olan örnek seçilerek SEM (Taramalı elektron mikroskobu) analizleri yapılmıştır. Çalışma verileri "Welch" ve "Games-Howell" testleri ile değerlendirilmiştir. Ultrasonik kazıyıcı uygulanan örneklerin yüzey pürüzlülük bulguları incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur(p<0,05). Air flow uygulanan örneklerin yüzey pürüzlülük bulguları incelendiğinde seramik İlaveli PEEK örneklerde istatistiksel anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05), diğer gruplarda anlamlı farklılık bulunmamıştır(p>0,05). Diyot lazer uygulanan örneklerin yüzey pürüzlülük bulguları incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). Bu sonuçlara göre en yüksek pürüzlülük değerleri sırasıyla ultrasonik kazıyıcı, air flow, diyot lazer ve kontrol grubunda bulunmuştur. Çalışmamızda dental uygulamalarda kullanılan seramik ilaveli PEEK'e alternatif olarak sunulan karbon fiber ve cam fiber ilaveli PEEK materyalleriyle ile ilgili daha fazla araştırma yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Çalışmamızda ultrasonik kazıyıcı ve air flow işlemlerinden sonra restorasyonlara polisaj işlemi yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Çalışmamızda diyot lazer kullanımının PEEK'in bağlanımı üzerine etkisinin araştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Air flow, diyot lazer, ultrasonik kazıyıcı, polietereterketon; karbon fiber, cam fiber.

Dental aygıtlarDiş yüzeyiDişler+5
Merve Birgealp
Adıyaman University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnfrazigomatik krest vidaları ile tedavi edilmiş sınıf ıı divizyon 1 malokluzyonlu hastalarda molar distalizasyon miktarının değerlendirilmesi

Bu tez çalışması "İnfra Zygomatik Krest Vidası" ile bukkal segment distalizasyonu yapılmış hastalarda meydana gelen molar distalizasyon miktarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. İskeletsel olarak Sınıf I veya Sınıf II, dişsel olarak Sınıf II molar ve kanin ilişkisine sahip hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Ayrıca hasta seçiminde şu kriterler göz önünde bulundurulmuştur; maksiller arkta diş eksikliği olmaması, mandibular arkta minimal düzeyde çapraşıklık, fonksiyonel tedavinin kontrendike olması, artmış overjet, maksiller ikinci molarların tamamen sürmüş olması. Yukarıda bahsedilen kriterlere sahip 19 hastanın distalizasyon öncesi ve sonrası lateral sefalometrik radyografları bu çalışma için kullanılmıştır. Distalizasyon başlangıcında yaş ortalaması (15,82 ± 1,85) olan 19 hasta seviyeleme safhası tamamlanıp, 0.017x0.025 paslanmaz çelik arka geçildikten sonra bu ark üzerinde distalizasyon kuvveti uygulanmıştır. Mini vidalar zigoma bölgesine uygulandıktan bir ay sonra vida başı ve kanin braketinin kancası arasına 300 gr kuvvet uygulayacak şekilde zincir elastik uygulanmıştır. Zincir elastik dört haftada bir kez olmak üzere yenilenmiştir. İstenilen distalizasyon miktarı elde edilene kadar kuvvet dört haftalık periyodlar ile yenilenmiştir. Sınıf I molar ve kanin ilişki elde edilince distalizasyon sonlandırılmıştır. Distalizasyon bitiminde distalizasyon öncesi ve distalizasyon sonrası alınan 38 lateral sefalometrik film üzerinde toplam 25 parametre ölçülmüştür. Distalizasyon ortalama 7,03 ay sürmüştür. Molar dişlerde ortalama (3,156 ± 0,89) mm distalizasyon elde edilmiştir. Maksiller keser dişler ortalama (3,97 ± 1,84) mm retrakte olurken, overjette (3,747 ± 1,99) mm azalma meydana gelmiştir. Anahtar Sözcükler: İnfra Zygomatik Krest Vidası, Molar Distalizasyonu, Bukkal Segment Distalizasyonu.

Azı dişleriDiş hareketleriKemik vidaları+2
Yavuz Albayrak
Adıyaman University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda 5-florourasil ile indüklenen deneysel oral mukozit modelinde pelargoniyum sidoides'in terapötik etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Oral mukozit (OM) atrofi ve eritem ile başlayan, ilerleyen safhada ülseratif psödomembranla sonuçlanan mukozanın iltihabi eroziv bir hastalığıdır. Çalışmamızda immünomodülatör, antienflamatuar, antioksidan etkileri olan Pelargoniyum sidoides'in (PS) OM üzerindeki profilaktik ve yara iyileşmesindeki etkinliği değerlendirildi. Materyal-Metot: Çalışmada toplam 24 adet Wistar Albino rat kullanıldı. Denekler iki çalışma grubu, bir kontrol ve bir sham olmak üzere 4 ana gruba ayrıldı. Preoperatif, postoperatif ve kontrol grubundaki ratlara 1. gün 100 mg/kg, 3. gün 65 mg/kg 5-FU intraperitonel (i.p.) uygulandı. Daha sonra 3. ve 5. günlerde bu gruplardaki ratların sağ yanak mukozaları üzerinde yara oluşturuldu. Kontrol grubundaki deneklere profilaksi veya tedavi amacıyla herhangi bir ilaç uygulanmadı. Preoperatif grubundaki ratlara ilk beş gün, postoperatif grubundaki ratlara son beş gün, günde bir kez PS gavaj yoluyla verildi. Sham grubundaki ratlara 1. ve 3. günlerde salin (i.p.) uygulanarak, 3 ve 5. günlerde sağ yanak mukozaları üzerinde yara oluşturuldu. Bu gruptaki ratlara daha sonra herhangi bir ilaç uygulanmadı. Deneyin 10. gününde tüm gruplar sakrifiye edildi. Ratların yanak mukozalarından alınan dokular histopatolojik olarak incelendi. Bulgular: Preoperatif ve kontrol grubunun oral mukozit bulguları karşılaştırıldığında, preoperatif grupta yara iyileşmesinin kontrol grubuna göre daha iyi olduğu belirlendi (p<0.05). Postoperatif ve kontrol grubunun oral mukozit bulguları karşılaştırıldığında, postoperatif grupta yara iyileşmesinin kontrol grubuna göre daha iyi olduğu belirlendi (p<0.05). OM modellerinde en kötü yara iyileşmesinin ise kontrol grubunda olduğu görüldü. Sonuç: PS'nin OM lezyonlarının önlenmesi ve tedavisi açısından yara iyileşmesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Oral, Mukozit, Pelargoniyum sidoides

FlüorourasilPelargonium sidoidesStomatit+2
Mustafa Utkun
Adıyaman University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Servikal headgear destekli twin block ile konvansiyonel twin block apareyinin etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Büyüme gelişim dönemindeki, sınıf II malokluzyona sahip bireylerde geleneksel Twin Blok (TB) ile Servikal Headgear-Twin Blok apareylerinin (SHG-TB) dentoalveolar, iskelet ve yumuşak dokular üzerindeki etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metod: Retrospektif dizaynlı çalışmanın verilerini; Adıyaman Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim dalındaki radyograf ve fotoğraf kayıtları oluşturmaktadır. Mandibular retrognati kaynaklı sınıf II bölüm I anomaliye sahip hastaların tedavilerine göre bireyler iki gruba ayrılmıştır. Birinci grup; TB apareyi ile tedavi edilen 15 bireyden (9 kız, 6 erkek, ortalama yaş: 12.34±1,23) oluşurken, ikinci grup SHG-TB apareyi ile tedavi edilen 16 bireyden (9 kız, 7 erkek, ortalama yaş: 12.50±1,30) oluşmuştur. Tedavi etkilerinin, büyümeden ayırt edilebilmesi için arşivden tedavi edilmemiş 15 bireyden (9 kız, 6 erkek, ortalama yaş: 11.82±1,16) oluşan kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgular: Tedavi gruplarında interdental (overjet) ve maksillo-mandibular (ANB, Witts) ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı (p<0.001) bir iyileşme meydana gelmiştir. Her iki tedavi grubunda da mandibula vertikal yönde kontrol grubuna göre anlamlı (p<0.001) ilerleme gösterirken, sagital yönde üç grup arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Alt keserler, TB grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı proklinasyon (IMPA) (p<0.05) gösterirken, SHG-TB grubunda anlamlı bir değişim (p>0.05) bulunamamıştır. Her iki tedavi grubunda alt keser ve molarlar (L1-MandVR ve L6-MandVR) istatistiksel olarak anlamlı (p<0.001) bir mezializasyon göstermiştir. SHG-TB grubunda, TB ve kontrol gruplarına göre maksiller iskeletsel (SNA, SN/PP), vertikal (SN/GoGn) ve interdental (U1/L1) ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) farklar bulunmuştur. Sonuç: SHG-TB apareyi, TB apareyine göre maksiller büyümenin kontrol edilmesinde ve alt keser proklinasyonunun engellenmesinde daha etkili bulunurken, TB apareyi mandibulanın anterior yöndeki hareketinde daha etkin bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sefalometri, Servikal headgear, Sınıf II malokluzyon, Twin blok

Beytullah Gülsoy
Adıyaman University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hibrit (diş ve iskelet destekli) ile konvansiyonel (diş destekli) hızlı üst çene genişletme apareylerinin dentofasiyel yapılar üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, geç adölesan bireylerde diş-kemik destekli hibrit (HRME) ve diş destekli geleneksel (GRME) hızlı üst çene genişletme apareylerinin dentofasiyal yapılar üzerine etkilerini değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Yöntem: Retrospektif dizaynlı bu çalışmanın verileri, maksiler genişletme ihtiyacıyla tedavi görmüş hastaların tedavi öncesi ve sonrası lateral sefalometrik grafileri, posterio-anterior grafileri ve ortodontik model kayıtlarından oluşmuştur. İki farklı üst çene genişletme apareyi ile, aynı üst çene genişletme protokolü uygulanan iki gurup oluşturulmuştur. Birinci grup HRME ile tedavi edilmiş 15 bireylerden (9 kız 6 erkek, ortalama yaş: 16,9±0,42), ikinci grup ise GRME apareyi ile tedavi edilmiş 15 bireyden (8 kız 7 erkek ortalama yaş 16,74±0,54) oluşmaktadır. Hastaların tedavi öncesi (T0) ve tedavi sonrası 3. ayda (T1) alınan kayıtları üzerinde dental ve iskeletsel ölçümler yapılmıştır. İki grup arasındaki farkları karşılaştırmak için bağımsız örnek t testi ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. Değişkenler için 2 zaman noktasındaki ölçümleri karşılaştırmak için Paired-samples t testi ve Wilcoxon testi kullanıldı. Bulgular: Her iki grupta da anlamlı iskeletsel ve interdental genişlemeler gözlendi (p<0.05). Bununla birlikte nazal genişlik ölçümlerinde, HRME grubundaki artış (2,24±0,61), GRME grubundaki artışa (1,12±0,25) göre anlamlı miktarda daha fazlaydı (p<0.01). Premolar ve molar dişlerdeki devrilme miktarı incelendiğinde, HRME grubunda premolar dişlerdeki devrilme miktarı (0,46±0,35), GRME grubuna (2,46±0,63) göre daha azdı (p<0.01). Molar dişlerdeki devrilme miktarı ise HRME grubunda (4,76±0,88), GRME grubuna (2,9±1,03) göre daha fazla (p<0.01) bulunmuştu. Sonuçlar: Her iki genişletme yaklaşımının da maksiller darlığa sahip geç adelosan bireylerin tedavisinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Hızlı üst çene genişletmesi, Diş destekli RME, Diş-kemik destekli RME.

Mustafa Göktürk
Adıyaman University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yirmi yaş dişlerin çekimi sonrası 2. molar dişlerdeki periodontal durumun incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, üçüncü molar dişlerin çekimini takiben komşu ikinci molar dişlerin periodontal dokular üzerindeki etkilerini uzun vadeli araştırmaktır. Materyal metod: Çalışmamıza, yaşları 18-49 arasında değişen, 43'ü kadın, 24'ü erkek toplam 67 hasta dahil edilmiştir. Maksillada 31 üçüncü molar diş, mandibula ise 36 üçüncü molar olmak üzere toplamda 67 diş incelenmiştir. Maksilla ve mandibuladaki üçüncü molar dişleri gömülü ve sürmüş olarak gruplandırılmıştır. Bu çalışmada, üçüncü molar dişlerin çekimini takiben; komşu ikinci molar dişlerin periodontal dokuları üzerindeki etkileri, 6. ay ve 12. ayda değerlendirilmiştir. İkinci molar dişin periodontal durumuyla ilişkili klinik parametrelerden sondalama cep derinliği (SCD), klinik ataşman kaybı (KAK), diş eti çekilmesi (DEÇ), gingival kanama indeksi (GKİ), gingival indeks (GI) ve plak indeksleri (PI) değerlendirildi. Normal dağılmayan ikili bağımsız değişkenlerin gruplar arası karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Maksilla ve mandibuladaki gömülü ve sürmüş üçüncü molar dişlerin çekiminden sonra komşu ikinci molar dişlerin grup içi karşılaştırmasında distobukkal, distolingual ve ortalama SCD değerlerinde anlamlı bir fark bulunmamıştır (p <0.05). Her iki grupta ikinci moların, distobukkal, distolingual ve ortalama DEÇ değerinin 0-6 ay döneminde anlamlı derecede yüksek bulunmasına rağmen 6. ay-12. ay arasında anlamlı bir değişiklik bulunmamıştır (sırasıyla p <0.05, p>0.05). Gruplar arası karşılaştırmasında ikinci moların DEÇ miktarında anlamlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0.05). Distobukkal, distolingual ve ortalama KAK değerlerinin 0-6 ay ve 0-12 ay arasında anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.005). Gruplar arası karşılaştırmasında ise ikinci moların KAK miktarında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Grup içi GI değerinin karşılaştırmasında anlamlı değişiklik olmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda periodontal olarak sağlıklı olan bireylerde üçüncü molar dişlerin çekiminden sonra maksilla ve mandibuladaki ikinci molar dişlerin 0-6 ay arasında diş eti çekilmesi ve klinik ataşman kaybı görüldüğü tespit edilmiştir. Bu nedenle üçüncü molar dişlerin çekimine karar verirken dikkatli olunmalı ve karar verme sürecinde hastaların periodontal durumu dikkatli değerlendirilmelidir.

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriDiş çekimi+5
Sultan Özel
Adıyaman University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal sağlığın olumsuz gebelik sonuçları üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, 2017 Dünya Çalıştayı'nda kabul edilen güncel sınıflama sistemini kullanarak, periodontal hastalıkların olumsuz gebelik sonuçları üzerine etkisini değerlendirmektir. Materyal ve metot: Bu çalışma, takipleri ve doğumları Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilen, 172 birey üzerinde gerçekleştirildi. Çalışmaya dahil edilen tüm annelerin yaşı, boyu, kilosu, doğum şekli, toplam gebelik sayısı, eğitim seviyesi, gelir düzeyi,diş fırçalama sıklığı ve ara yüz temizlik ajanı kullanım bilgileri kaydedildi. Anneler, gebelik haftasına ve bebeğin doğum ağırlığına göre test ve kontrol grubu olarak ayrıldı. Gebelik haftası < 37 hafta olan ve/veya bebek doğum ağırlığı < 2500 gr. olanlar test grubu (n=85) oluşturuken, gebelik haftası ≥ 37 hafta olan ve/veya bebek doğum ağırlığı ≥ 2500 gr. olanlar ise kontrol grubunu (n=87) oluşturdu. Tüm bireylerden Pİ, Gİ, SK%, SCD ve KAS değerlerini içeren klinik periodontal ve radyografik değerlendirme yapıldı ve güncel sınıflama sistemine göre tanı konuldu. Doğuma en yakın tarihte alınan rutin tetkiklerinden; WBC, HGB, HCT, PLT, MPV ve Ca değerleri incelendi. Bulgular: Test grubunda Pİ, Gİ, SK%, ve SCD değerleri kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.001).Test grubunda KAS değeri daha yüksek olmasına rağmen fark anlamlı değildi (p=0.058).Test grubunda WBC (p=0.020) ve PLT (p<0.001) değerleri kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak yüksekti. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, periodontal hastalıklar diğer risk faktörlerinden bağımsız olarak olumsuz gebelik sonuçları ile ilişkilidir. Anahtar Sözcükler: Düşük doğum ağırlığı, erken doğum, periodontal hastalıklar, sınıflandırma

Ağız sağlığıBebek-düşük doğum ağırlığıBebek-prematür+4
Kübra Ceran Deveci
Adıyaman University
2021
00