1,184

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Jandarmanın kamu düzenini koruma yetkisi

Kamu düzeni, mevzuatta, kanımızca bilinçli olarak tanımından kaçınılan bir kavramdır. Onun bu soyut ve ucu açık bir kavram olması, yine onun için sınırlandırılabilen belli temel hak ve hürriyetler için tehlike arz etmektedir. Bu nedenle eğer modern hukuk düzenlemeleri, onu tanımlamak işini hukuk öğretisine ve mahkeme kararlarına bırakıyorsa, öğreti ve yargı organı da üstüne düşen görevi yapmalı, onu her yönüyle belli bir çerçeve içine oturmalıdır. Türk hukukunda Anayasada da tutarlı şekilde düzenlenememiş olan bu kavram, mahkeme kararlarında da farklı yaklaşımlarla ele alınmaktadır. Öğreti ise bu kavramı daha sınırlı bir şekilde ele alıp onu kamu yararı kavramı ile eşdeğer bir tanıma indirgemekte gözükmektedir. Oysa, kamu düzeni, kendisi uğruna nice hakların sınırlandırıldığı, yarar öncelikleri gözetilerek kendisinin bireylerin yararı üstüne alındığı bir iktidar korumasına sahiptir. Bu yönüyle de öncelenen bir kavram olarak hayatımızın her alanında kendisine yer bulmaktadır. Yürütmenin idari kolluk faaliyetleri ile kamu düzeninin bozulmadan engelleme yetkisi, kendisine hukuk düzeni tarafından verilmiş olan bir yetkisidir. İdare, bu toplumsal yaşam halini ancak kolluk faaliyetleri ile koruyabilecek, bunu yaparken de kolluk personellerinden yararlanacaktır. Genel bir idari kolluk türü olan jandarma da bu açıdan idarenin kullanacağı bir teşkilatı ifade etmektedir. Jandarma, artık bir kolluk kuvvetidir, onu faaliyetleri kapsamında kural olarak polisten ayıran tek ölçüt ise görev yaptığı coğrafyadır. Bu çalışmada da bu ayrıma kısaca değinilmiş, jandarmanın adli bir kolluk türü olarak değil, idari bir kolluk türü olarak yetkileri konu edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu düzeni, Jandarma, Siyasi iktidar, Toplumsal iktidar, Kamu Güvenliği

JandarmaKamu düzeniKamu güvenliği+2
Fehim Karakuş
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza muhakemesinde seri muhakeme usulü

Ceza muhakemesi hukukunda, gelişmekte olan dünya ve yaşam koşulları çerçevesinde ortaya çıkan yeni sorunların çözümünün sağlanması amacıyla çalışmalar yapılmaktadır. Ceza muhakemesinin ve ülkemizin yaşadığı en büyük sorunlardan biri yoğun dosya yükü altında çalışan adliyeler olduğu düşünüldüğünde bu durumun iyileştirilmesi açısından çalışmaların hız kazanması da olması gerekeni yansıtmaktadır. Bu kapsamda 7188 s. Kanun'la düzenlenmiş olan seri muhakemeyle basit yargılama usulleri yargılamanın iş yükünü azaltma amacıyla ortaya çıkmıştır. Çalışmamız, hukuk sistemimize sonradan kazandırılan ceza muhakemesi usul yöntemlerinden seri muhakeme usulünün incelenmesi hakkındadır. Ayrıca söz konusu usul yöntemi hakkında; Türk hukuk sistemine girişi, mukayeseli hukuk bakımından tartışılması, diğer usul kurumları ile benzerlikleri ve ayrı düştükleri noktaları, Anayasal ilkelere uygunluğunun tartışılması ve uygulanması ile ilgili araştırmalar üzerinde durulmuştur. Adaletin hızla yerini bulmasını hedefleyen yeni yargılama usullerinden seri muhakeme usulünün incelenmesinden oluşan çalışmada, adaletin hızlı olmasının her zaman doğru sonuçlar çıkarıp çıkarmayacağı noktasına dikkat çekilmiştir.

Ceza Muhakemeleri Usul KanunuCeza yargılamasıKamu hukuku+2
Mustafa Uzunçakmak
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi kaçakçılığı suçları

Eldeki çalışmada, 213 S. Vergi Usul Kanunu m. 359 hükmünde düzenlenen Vergi Kaçaklığı Suçları güncel Doktrin yaklaşımları ve Mahkeme Kararları ışığında objektif bir açıdan değerlendirilmeye çalışılmıştır. Vergi hukukunun idare hukuku ve ceza hukuku açısından teknik yönünün ağır basması sebebiyle, eldeki çalışmamızda konuya; olabildiğince geniş açıdan, konuyu tüm yönleriyle kapsayıcı ve açıklayıcı bir tutumla yaklaşılmışya çalışılmıştır. Kapsam itibariyle; İlk bölümde öncelikle vergi kavramının terminolojisine ve toplumsal gelişimine kısaca değinilmiş olup sonrasında vergi suçu kavramı ile benzer mahiyetteki suçların farkları, vergi kaçakçılığı suçlarının hukuki ve maddi konusuna ve vergi kanunlarında yapılan değişikliklere değinilmiştir. İkinci bölümde Vergi Kaçakçılığı Suçlarının hukuka aykırılık unsurları, maddi ve manevi unsurları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise vergi kaçakçılığı suçlarının özel görünüş biçimleri, dava ve ceza ilişkisini sona erdiren nedenler ile yargılama usulü ve yaptırımlar inceleme ve değerlendirme konusu yapılmıştır. Teknik birtakım hususlar ile vergi suçları açısından ön bilgilendirmeler yapılmış olup ilgili vergi suçlarının maddi ceza hukuku kapsamında maddi ve manevi unsurları ile özel görünüş şekillerinin yanında ceza muhakemesi hukuku kapsamında soruşturma evresi ve kovuşturma evresi ile hüküm konularında inceleme ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Kamu hukukuKaçakçılıkKaçakçılık suçları+3
Arifcan Kurt
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kişilerin kendisine ait verilerin kaderini tayin hakkının ceza hukuku yoluyla korunması

Günümüzde hızla artan teknolojik gelişmeler karşısında kişilerin gizli kalması gereken verilerinin korunması meselesi, ülkemizde önemi yeni anlaşılmaya başlayan bir konudur. Teknolojik imkanlar sayesinde kişisel veriler önüne geçilemeyen bir sürat ve kolaylıkla kaydedilmektedir. Özel hayatın gizliliği hakkı başta olmak üzere bir çok temel hak ve özgürlükle bağlantılı olan bu hakkın korunması ile bireyler, bu yolla uğrayacakları hak ihlallerine karşı korunmuş olacaklardır. Mevzuatımıza 5237 Sayılı TCK ile giren 135, 136, 137 ve 138. maddeler ile kişisel verilerin kaydedilmesi, verilmesi, yayılması, ele geçirilmesi ve kanunlarda öngörülen zaman geldiğinde yok edilmemesi suçları ve göz önüne alınacak nitelikli haller düzenlenmiştir. Bu maddeler mevzuatımızda kişisel verilerin korunmasını sağlayan yegane maddelerdir. Avrupa'da kişisel verilerin korunması hakkını sağlamaya yönelik düzenlemeler yapılagelmiştir. Türkiye'de bu hakka ilişkin muhtelif kanunlarda bir takım düzenlemeler yer alsa da henüz kişisel verilerin korunmasına yönelik kanun, tasarı halindedir. Tasarı yasalaşmadığı sürece de bu hakkı gerektiği kadar güvence altına alamadığımız için Anayasal bir ilke olan insan haklarına saygı ilkesinin tam manasıyla vücut bulduğu söylenemez. Anahtar Kelimeler: İnsan hakları, Kişisel veri, Kişisel verilerin korunması, Özel hayatın gizliliği.

Ceza HukukuKişisel veriÖzel hayatın gizliliğinin korunması+1
Deniz Seyrek Tütüncübaşı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İmar kirliliğine neden olma suçu

Kırsal nüfusun çeşitli saiklerle kentlere göç etmesinin artması sebebiyle kentlerde oluşan imar kirliliği çözülmesi güç bir sorun haline gelmiştir. Önceleri bu sorun çeşitli kanunlarda düzenlenen idari para cezaları ile çözülmeye çalışılmıştır. Ancak, zamanla imar kirliliğinin de hava kirliliği, su kirliliği ve toprak kirliliği gibi insanların sosyal yaşamını derinden etkileyen bir etmen olduğu anlaşılınca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda Çevreye Karşı Suçlar başlığı altında 184. maddede imar kirliliğine neden olma suçu adı ile düzenlenmiştir. Böylelikle, imar kirliliği ceza kanunlarına girmiş ve cezai müeyyide ile karşılık bulmuştur. Çalışmamızda, konusunu oluşturan imar kirliliğine neden olma suçunun tarihsel gelişimi, kanuni tarifi ve uygulanma şekli incelenmiştir. İnceleme sırasında doktrindeki görüşler, yerleşik yargı uygulamaları ve yaptığımız tespitler irdelenmiş, bu yöntemle araştırma sorularımıza cevap bulunmaya çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise kanuni düzenleme ve uygulanmasına ilişkin doktrinde bulunan farklı görüşlerden bize göre daha doğru olanları savunularak çeşitli öneri ve düşüncelere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevreye Karşı Suçlar, İmar, İmar Kirliliği.

Hukuki sonuçKamu hukukuKirlilik+5
İsmail Sarı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesinde yeni bir alternatif uyuşmazlık çözme yöntemi modeli olarak sorun çözen mahkeme

Ceza muhakemesi hukukunun amacı maddi gerçeğe uygun adil bir hüküm verilerek failin cezalandırılmasıdır. Cezalandırma ise suç işlenmesini önlemeye hizmet eder. Cezanın bazı durumlarda suçun önlemesi amacını yerine getiremediği görülmektedir. Dahası tekerrür sayısının fazlalığı, mahkemelerin iş yükü ve kalabalık cezaevleri gibi sorunlar, ceza adalet sisteminin suç önleme konusundaki yetersizliğini yansıtmaktadırlar. Ceza muhakemesi hukukunda bu sorunlara eğilecek yeni yaklaşımların geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıkıp, Avustralya, Birleşik Krallık, İrlanda, Kanada ve Yeni Zelanda gibi pek çok ülkeye de yayılan sorun çözen mahkemeler geleneksel ceza muhakemesinin çözümleyemediği sorunlara yönelme ihtiyacının bir sonucudur. Uyuşturucu mahkemesi, akıl sağlığı mahkemesi, yerel mahkeme, aile içi şiddet mahkemesi gibi çeşitleri olan bu mahkemeler sadece cezai uyuşmazlığı değil, suç davranışının altında yatan fiziksel, zihinsel veya sosyal sorunu çözmeyi amaçlamaktadırlar. Sorun çözen adalet yaklaşımı ile faili suça iten uyuşturucu madde bağımlılığı, akıl hastalığı, çevresel etkenler ve şiddeti meşrulaştıran sosyal inanış ve değerler gibi nedenler mahkemenin sıkı denetimi ve kontrolü altında, çeşitli kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde ele alınmaktadır. Uyuşturucu ve akıl sağlığı mahkemelerinde failler cezaevine gönderilmek yerine, mahkeme güdümlü tedavi programlarına yönlendirilirken; yerel mahkemede yaşam kalitesini düşüren hafif suç faillerine topluma verdikleri zararı toplum hizmeti cezaları ile geri ödemeleri imkânı tanınmaktadır. Aile içi şiddet mahkemelerinde ise hızlandırılmış yargılama, ilgili kurumlarla işbirliği ve şiddete müdahale programları ile mağdurun güvenliğinin sağlanması, failin davranışlarının sorumluluğunu alması ve şiddet davranışlarını değiştirmesi amaçlanmaktadır. Araştırmalar sorun çözen mahkemelerin tekerrür oranlarını azalttığını göstermektedirler. Çalışmamızda bu mahkemelerin temel muhakeme ilkelerine ve yerel ihtiyaçlara uygun olarak Türkiye'de nasıl uygulanabilecekleri incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Sorun Çözen Mahkemeler, Ceza Muhakemesinde Alternatif Uyuşmazlık Çözme Yöntemi, Uyuşturucu Madde Bağımlılığı, Akıl Hastalığı, Aile İçi Şiddet, Tekerrür, Yerel Adalet.

Ceza Muhakemeleri Usul KanunuCeza muhakemesi hukukuKamu Hukuku+4
Emine Kabak Yüce
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hakaret suçu bağlamında eleştiri hakkı

İfade özgürlüğü itibarın korunması amacıyla sınırlanabilir. Türk Ceza Kanunu 125. maddesinde; onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişinin cezalandırılacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla bir yandan, kişinin itibarının korunması gerekirken madalyonun diğer tarafında özgürlükler sorunu ortaya çıkmaktadır. Bir ifadenin ne zaman özgürlük himayesinden yararlanıp hukuka uygun olacağı ne zaman suç oluşturacağının tespiti elzemdir. Tezin amacı, yukarıda bahsettiğimiz tüm bu sorunları tartışarak eleştiri ile suç oluşturan beyan arasındaki ince sınırı tespit etmektir. Bu sebeple, çalışmamız klasik suç tipi incelemelerinden farklılaşmaktadır. Keza çalışmamızda hakaret suçunu unsurlarıyla irdelemek yerine amaca ulaşmak için farklı bir yöntem tercih edilmiştir. Çalışmada, ağırlıklı olarak Türk Ceza Kanunu 125. maddede düzenlenen hakaret suçu ve Türk Ceza Kanunu 299. maddede düzenlenen cumhurbaşkanına hakaret suçunda hukuka uygunluk nedeni olarak eleştiri hakkı incelenmiştir. Suçla korunan hukuki değer farklı olduğu için Türk Ceza Kanunu 218. madde ve Türk Ceza Kanunu 301. madde çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca, her ne kadar kapsam bakımından benzerlik gösterse de haksız fiil sonucu öngörülen özel hukuk yaptırımları çalışmanın dışında tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hakaret Suçu, Eleştiri Hakkı, Hakların Çatışması, Hakların Dengelenmesi, İfade Özgürlüğü

Ceza hukukuCumhurbaşkanıEleştiri+5
Elif Gül Yılmazlar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Diplomasi temsilcilerinin hukuki statüsü, ayrıcalık ve bağışıklıkları

Uluslararası ilişkilerin sürdürülebilmesi ve gelişmesi için gerekli olan en önemli araçlar olan diplomasi temsilcilerinin, hukuki statüsünün ve bu statünün en önemli yönünü oluşturan ayrıcalık ve bağışıklıkların belirlenmesi ihtiyacı, bu hususta pek çok uluslararası kodifikasyon çalışmasını zorunlu kılmış, nihayet bu çalışmalar 18 Nisan 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi ile sonuçlanmıştır. Diplomasi temsilcileri ve temsilcilikleri ile ilgili konulara bu Sözleşmede açıklık kazandırılmıştır. Ancak zamanla bu hükümlerin, tam olarak uygulanıp uygulanmadığı sorunu ortaya çıkmıştır. Bu konu, "Diplomasi Temsilcilerinin Hukuki Statüsü, Ayrıcalık ve Bağışıklıkları" başlıklı yüksek lisans tez çalışmamızda üç ana başlık altında incelenmiştir. İlk olarak diplomatik ilişkilerin tarihi gelişimi genel olarak incelenmiş, farklı medeniyetlerin bu sürece katkılarına değinilmiştir. İkinci kısımda ise, Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi çerçevesinde diplomasi temsilcileri ve görevlileri tanımlanarak, görevlerinden bahsedilmiş ve bu görevlerin sınırları çizilmiştir. Çalışmanın son kısmında ise yine Sözleşme çerçevesinde diplomasi temsilcileri ve görevlilerinin ayrıcalık ve bağışıklıkları incelenmiş, bu konuda uluslararası alanda yaşanmış meşhur örnek olaylar ve davalar incelenerek, kuralların uygulanmasının önemi gözler önüne serilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diplomasi Temsilcileri, Diplomatik İlişkiler, Ayrıcalık ve Bağışıklıklar, Diplomasi.

DiplomasiDokunulmazlıkHukuki statü+5
Uğur Karakuş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği Adalet Divanı içtihatları ışığında malların serbest dolaşımı

Malların serbest dolaşımı, Avrupa Birliği İç Pazarı'nın temel ilkelerinden biridir. Bu serbesti Birlik içerisindeki malların dolaşımına konulmuş ulusal engellerin kaldırılmasını ifade etmektedir. Bu ulusal engeller, gümrük vergileri ve eş etkili vergiler ile Birlik içi ticarette halen varlığını sürdüren miktar kısıtlamaları ve eş etkili kısıtlamaların kaldırılması ile önlenir. Birlikte birçok ulusal engel mevzuat uyumlaştırılması ile de kaldırılmaktadır. Mevzuat uyumlaştırması yapılmamış alanlarda ise, doğrudan etkili olan ve bu sebeple ulusal mahkemeler önünde ileri sürülebilen Avrupa Topluluğu Andlaşması'nın 28 ve 29'uncu maddeleri (Avrupa Birliğinin İşleyişine Dair Andlaşma md.34 ve 35), bazı özel sebepler dışında, Üye ülkelere Birlik içi ticarete engel olacak uygulamaları sürdürmeyi ve yeni engeller yaratmayı yasaklamaktadır. Bu özel sebepler ise Andlaşma'nın 30'uncu maddesinde (Avrupa Birliğinin İşleyişine Dair Andlaşma md.36) düzenlenen istisnalar ve Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın içtihatları ile benimsenen zorunlu gereklerdir.Bu çalışmada temel olarak malların serbest dolaşımına ilişkin Andlaşma hükümlerinin kapsamı ve Divanı'nın serbestîye ilişkin yorumlarının etkileri dikkate alınmıştır. Bu şekilde bir yandan Adalet Divanı'nın kararlarıyla açıklığa kavuşturulan alanlarda mahkemenin gerekçelerinin ayrıntılı bir analizinin yapılması hem de Andlaşma hükümlerinin Divanın gelişen içtihatları çerçevesinde nasıl uygulandığının aktarılması amaçlanmıştır. Bu amaçlarla çalışmanın ilk bölümü bir iç pazar serbestîsi olarak malların serbest dolaşımının genel çerçevesini ve malların serbest dolaşımının uygulama alanını konu almıştır. İkinci bölümde ise malların serbest dolaşımına ilişkin yasaklar aktarılacaktır. Üçüncü bölümde malların serbest dolaşımına ilişkin istisnalar incelenecek, son bölümde ise Divan'ın malların serbest dolaşımına ilişkin temel içtihatlarının Türkiye AB ortaklığı kapsamında uygulanabilirliği inceleme konusu yapılacaktır.

Adalet DivanıAvrupa BirliğiMallar+1
Senem Gürbüzer
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kuvvet kullanma yasağı kapsamında devletlerin bireysel meşru müdafaa hakkı

Uluslararası hukukta devletlerin meşru müdafaa hakkı, kuvvet kullanma düzeninde ve uluslararası ilişkilerde çok önemli ve hassas bir yere sahiptir. Zira temel gayesi uluslararası barış ve güvenliği sağlamak olan uluslararası hukukta, emredici bir kural olan kuvvet kullanma yasağının istisnası meşru müdafaa hakkı kapsamında kuvvet kullanılabilmesidir. Kuvvet kullanma yasağı gibi temel bir ilkenin istisnası olması, meşru müdafaa hakkının çeşitli açılardan tartışılması gereğini doğurmaktadır. Çalışmanın amacı, devletlerin bireysel meşru müdafaa hakkının ve şartlarının değerlendirilmesi ile sınırlarının çizilmesi ve dolayısıyla bu hakkın kötüye kullanılmasının engellenmesine katkıda bulunmaktır. Bu bağlamda, iki bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümü, meşru müdafaa hakkının istisnası olduğu kuvvet kullanma yasağı kuralı incelenmiştir. İlk bölümde, öncelikle kuvvet kullanma yasağının tarihsel gelişimi işlenmiştir. Kuvvet kullanma yasağı kuralının tarihsel gelişiminin ardından, bu kuralın hukuki niteliği ve kapsamı incelenmiştir. Anılan kuralın hukuki nitelik açısından, BM Antlaşması'ndaki yeri ve emredici kural özelliği ele alınmıştır. Yasağın hukuki niteliği değerlendirildikten sonra, yasağın kapsamına giren kavram ve fiiller tespit edilerek çeşitli sorun ve ayrımlara göre inceleme konusu yapılmıştır. İkinci bölümde ise, kuvvet kullanma yasağının temel istisnası olan meşru müdafaa hakkı değerlendirilmiştir. İkinci bölüm kapsamında, öncelikle uluslararası örf-adet hukuku kapsamında incelenen meşru müdafaa hakkı, ardından BM sistemi kapsamında ele alınmıştır. Meşru müdafaa hakkının, hem uluslararası örf-adet hukukunda, hem de BM Antlaşması'nda yer alan şartlarına ve sınırlarına değinilmiş olup, yeri geldikçe Uluslararası Adalet Divanı kararlarına ve değerlendirmelerine de yer verilerek, bilgilerin somutlaştırılmasına çalışılmıştır. Son olarak da BM sisteminin Türk hukukundaki yansıması incelenmiştir. Bu kapsamda, Türk Anayasal düzeni ile Türkiye Büyük Millet Meclisi kararları ışığında meşru müdafaa hakkı inceleme konusu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kuvvet Kullanma Yasağı, Meşru Müdafaa, Uluslararası Örf-Adet Hukuku, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Adalet Divanı.

Birleşmiş MilletlerKuvvet kullanmaMeşru müdafaa+2
Cem Ümit Beyoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği`nde şirketlerin hukuki korunma yolları

Avrupa Birliği'nin temeli ekonomik entegrasyondur. Dolayısıyla ekonomik hayat daha ziyade şirketler üzerinden gerçekleşmektedir, bu bağlamda şirketlerin ekonomik olarak koruması büyük önem arz etmektedir.Avrupa Birliği ya da Avrupa Topluluk düzeninde gerçek kişilerin yanında şirketlere de bazı haklar tanınmıştır. Şirketler de yerleşme hakkına sahip olup, serbest dolaşım ilkelerinden faydalanabilmektedirler. Ancak bu hakların varlığı tek başına yeterli değildir. Bu açıdan hak sahibi şirketlerin hukuki olarak koruması bir zaruret olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle kurucu antlaşmalarda şirketlerin de faydalanabileceği hukuki koruma yolları düzenlenmiştir.Bu çalışmada birinci bölümde Birliğin Hukuki Korunma Sistemini Tarihsel Gelişimi, ikinci bölümde Şirketlerin Başvurabileceği Yargı Mercileri, üçüncü bölümde Birliğin Hukuki Korunma Sisteminde Şirketlerin Açabileceği Davalar, son bölümde ise Birlik Mahkemeleri Önünde yargılama sistemi incelenmiştir.Anahtar kelimeleri: Avrupa Birliği, İdari Korunma,Yargısal Korunma

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği hukukuHukuksal korunma+2
Seher Sarıaslan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği Rekabet Hukukunda uyumlu eylemler

Çalışmamızın amacı rekabeti kısıtlayıcı uygulamalardan bir tanesi olarak kabul edilen ?uyumlu eylemler?dir. Uyumlu eylem; Avrupa Topluluğu içinde rekabet kurallarının, piyasa ekonomisi mekanizmasını işleten, rekabetin hukuka aykırı sınırlandırmasına izin vermeyen, rekabeti kuran ve koruyan hukuk normları olarak tanımlanabilmektedir. Uyumlu eylemler üzerinde çalışmayı tercih etmemizin sebebi, konunun rekabet hukukunun gündemindeki en dinamik ve gelişmekte olan konularından biri olarak, çözümleri işlevsel olan ve karmaşık hukuki sorunları içeren bir konu olmasıdır.Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır ve ilk bölümünde uyumlu eylemlerin hukuki kaynakları başlığı altında, Avrupa Birliği rekabet hukuku mevzuatı ve mevzuatta uyumlu eylemlerin düzenlenmesi ve düzenlenme amaçları anlatılmıştır. İkinci bölümünde ise uyumlu eylemlerin tanımı ve unsurlarına değinilmiş, üçüncü bölümünde ise uyumlu eylemin Avrupa Birliği'nin İşleyişine Dair Antlaşma m.101 kapsamında yer alan diğer danışıklı ilişkiler ve maddi rekabet kurallarıyla ilişkisinin irdelenmesine geçilmiştir. Son bölümde uyumlu eylemlerin ispatlanması ve hukuki sonuçları Avrupa Birliği''nin İşleyişine Dair Antlaşma kapsamında değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Rekabet Hukuku, Uyumlu Eylemler

Avrupa BirliğiRekabet hukukuUyumlu eylemler
Şirin Sevilay Şenol
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Topluluk Hukukunda ihlal davaları

Çalışmamızın konusunu ?Topluluk Hukukunda İhlal Davaları? oluşturmaktadır. Avrupa Toplulukları ekonomik bütünleşmenin yanında siyasi bütünleşmenin de sağlanmasını amaçlamaktadır. Siyasi bütünleşmenin gerçekleşmesi ise Topluluk hukukunun doğru ve yeknesak şekilde uygulanması ile mümkündür. Topluluğa üye devletlerin Topluluk hukukuna uygun hareket etmeleri için Topluluk Antlaşmalarında üye devletlere birçok yükümlülükler getirilmiştir. Komisyon'un görevi, üye devletlerin Topluluk hukukundan doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini denetlemektedir. Üye devletlerin Topluluk hukukundan doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri halinde Komisyon tarafından üye devletlere karşı ATA m. 226-228 arasında düzenlenen ihlal davaları açılmaktadır.Topluluk hukuku üye devletler açısından bağlayıcı olup, üye devletler egemenlik hakkının bir kısmını Topluluk yararına devrederek Topluluk hukukunun ve Topluluk organlarının uluslarüstü yetkisini kabul etmiştir. Bu yüzden Topluluk organlarının üye devletleri denetlemesi çok daha etkili olmaktadır ve ATAD tarafından verilen kararlar da üye devletler için bağlayıcı nitelik taşımaktadır. Anılan nedenlerle Topluluk hukukunun ihlali halinde açılan ihlal davaları uluslararası hukuktaki yargılamalardan çok daha etkili olup üye devletler açısından yaptırım gücü çok daha fazla olmaktadır. Topluluk hukuku uluslarüstü nitelikte olduğundan Topluluk hukukunun ihlali halinde açılan ihlal davaları da uluslararası hukukta kendine özgü bir yapı sergilemektedir.Çalışmamızda ihlal davaları ayrıntılı olarak anlatılacaktır; ihlal davasının kapsamı, unsurları ve çeşitlerine yer verilecektir. Davanın aşamaları ve üye devletlerin ATAD önünde yaptığı savunmalar incelenecektir. Yine ATAD'ın ihlal davası sonunda verdiği karar, kararın niteliği ve üye devletlerce yerine getirilmemesinin sonuçları anlatılacaktır. Son olarak da ihlal davasında bireylerin rolü ve ihlal davasının önkarar usulü ile ilişkisi üzerinde durulacaktır.Anahtar kelimeler: Topluluk, Topluluk Hukuku, ATAD, Mahkeme,İhlal Davaları, Üye Devletler.

Topluluk hukukuİhlal davaları
Ayça Cömert
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi incelemesi

Vergi incelemesi yükümlüyü denetleme yollarından bir tanesidir. Vergi incelemeleri ile yükümlünün beyanlarının doğruluğu araştırmakta, tesbit edilmekte ve sağlanmaktadır.Vergi incelemeleri, kesin ve yürütülmesi gereken nitelikteki bir işlem değildir. Aslında bu durum vergi dairesinin yapacağı tarh işlemine dayanak hazırlayıcı nitelikte bir işlem olmasından kaynaklanmaktadır. Vergi incelemesi sonucunda düzenlenecek rapora karşı iptal davası açma olanağı bulunmamaktadır.İncelemelerin kural olarak yükümlünün iş yerinde; belli şartların oluş-ması durumunda ise inceleme elemanının dairesinde yapılması gerekmektedir. İnceleme yapmaya, Vergi Usul Kanunu'nda belirtilen inceleme elemanları yetkilidir.İnceleme elemanı, vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyetini araştıracaktır. Bu durum aslında ekonomik yaklaşım ilkesinin bir sonucudur. Yapılan incelemeler özellikle defter ve belgeler üzerinden yürütülecek, bunun dışında bulunan matrah ve matrah farklarının işletme veya işletme dışından temin edilecek delillerle açık bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir.Yükümlü inceleme sürecinde uzlaşma yoluna başvurabileceği gibi, inceleme sonrasında tarhiyat sonrası uzlaşma ya da cezalarda indirim yoluna baş-vurabilecektir. Tüm bunların dışında yükümlünün yargı yoluna gitmesi de mümkündür.Vergi hukuku uyuşmazlıklarının, âdil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmeye başlanması, henüz çok yenidir. Bu bakımdan vergi aslına ilişkin davalar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kabul görmemektedir. Vergi cezaları ise âdil yargılanma hakkı içinde değerlendirilmektedir.Yargı süreci sonunda tarhiyat iptal edilirse idarenin hizmet kusuru ortaya çıkmaktadır. Şayet yükümlü tarh edilen vergiyi ödemişse, idarenin iade esnasında yükümlünün zararını karşılaması gerekmektedir. Uygulamada zararın giderilmesi faiz ile söz konusu olmaktadır.

Anadolu SelçuklularıBeyannameKamu hukuku+3
Tahsin Torunoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yargının idaresi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

?Türkiye'de Yargının İdaresi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu? başlıklı bu çalışmada; ülkemizdeki yargı sisteminin idare biçimi irdelenmiştir. Bu irdeleme yapılırken kuvvetler ayrılığı ilkesi, yargı idaresine hakim olan ilkeler ve uluslar arası yargı etiği açısından değerlendirme yapılmıştır. Yargının idaresi hukukumuzda varolan anayasalar açısından yargı bağımsızlığı ile ilişkilendirilerek açıklanmıştır.Cumhuriyetin temel anayasalarında düzenlenen yargının idare biçimi değişiklikleri ile birlikte değerlendirilmiştir. Özellikle 1961 ve 1982 Anayasalarında ?kurul? anlamında ayrı bir yargı kurulu oluşturulmuş ve zaman içindeki değişikliklerin ihtiyaç veya zorunluluktan kaynaklandığı belirtilmiştir. En son olarak 1982 Anayasasındaki 2010 değişiklikleri ile Türkiye'de yargı idaresi tam anlamıyla köklü bir değişim geçirmiş, kamuoyunda ve Avrupa Birliği bazında dile getirilen eleştiriler ve aksaklıklar giderilmeye çalışılmıştır.Bu çalışmada bu değişiklikler eski ve yeni durumlar karşılaştırılarak ve gelinen durumlar tablolaştırılarak ifade edilmiştir. Her ne kadar değişikliklerin yenilikçi özelliği olsa da tam anlamıyla bağımsız ve tarafsız bir kurul oluşturulduğu konusunda tam bir netlik kazanılmış değildir. Ancak yapılan değişikliklerin yargının bağımsızlığını sağlama açısından olumlu ve umut verici olduğu sonucuna varılmıştır. Bunun yanı sıra sonuç bölümünde yargı idaresinde olması gereken temel değişiklikler yargılama faaliyetinin tümüne yansıtılarak çözüm yolları aranmıştır.

Hakimler ve Savcılar Yüksek KuruluTürk yargı sistemiYargı
Mehmet Taha Kayacı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel hizmetlerin kamu kurumları eliyle yürütülmesi: Belediye bağlı kurumları ve belediye şirketleri

Belediyeler, yerel kamu hizmetlerinin yürütülmesinde önemli yeri olan idarelerdir. İçme suyu sağlanması, atık suların arıtılması ve toplu taşıma hizmetleri sağlamak, belediyeler açısından önemli kamu hizmetlerindendir.Büyükşehir belediyelerinde bu hizmetler, büyükşehir belediyesi tüzel kişiliğinden ayrı tüzel kişilikler kurularak yürütülmektedir. Bu hizmetleri yürüten kuruluşlar, ?belediye bağlı kuruluşları? olarak isimlendirilir. Bu kuruluşlar iki grupta incelenebilir: Su ve atık su idareleri,kent içi toplu taşıma idareleri. Tezde belediye bağlı kuruluşları, kamu hizmetlerinin yürütülmesi yöntemleri ve hukuksal rejimleri esas alınarak incelenmiştir.Eskiden bizzat idareler tarafından yürütülen birçok yerel kamu hizmeti alanında, günümüzde özelleşme eğilimi görülmektedir. Bu bağlamda belediyeler, yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini, kendi şirketlerini kurarak, bu şirketler eliyle yürütmeye başlamışlardır. Bu nedenle belediye şirketleri, yerel kamu hizmetlerinin yürütülmesine alternatif bir yol olarak, idare hukuku açısından incelenmeye çalışılmıştır.Belediye bağlı kuruluşları ve şirketleri ile ilgili olarak, mevzuatın yenilenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yenileme yapılırken, belediyelerin yerel özelliklerinin dikkate alınması, yerel kamu hizmetlerinin daha etkili yürütülmesini sağlayacaktır.

Belediye iktisadi teşebbüsleriBelediye işletmeleriBelediyeler+6
Erdem Ersöz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Demokratik hukuk devleti ve hükümet sistemleri perspektifinden Türk anayasal tarihinde Cumhurbaşkanlığı

?Demokratik Hukuk Devlet ve Hükümet Sistemleri Perspektifinden Türk Anayasal Tarihinde Cumhurbaşkanlığı? başlıklı bu çalışmada; ülkemizde Cumhurbaşkanı seçimi ve yöntemleri, hükümet sistemleri konularına, hukuk devleti, çoğulcu demokrasi, kişi haklarının korunması, cumhuriyet, egemenlik, siyasi iktidar, iktidarın sınırlanması konuları perspektifinde yaklaşılmıştır.Çalışmada, Ülkemizde Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Cumhurbaşkanı seçimleri sürecinde yaşanan siyasi olaylar aktarılmış, 2007 Yılında sistemimize giren Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, yetkileri, tarafsızlığı ve sorumsuzluğu, hükümet sistemleri ve Anayasalarımız düzenlemeleri karşısında hükümet sistemimizin hükümet sistemleri sınıflamasındaki yeri ile ilgili görüşlere yer verilmiştir.Metnin sonuna Cumhuriyet Tarihi'nde yaşanan Cumhurbaşkanı seçimleri, Anayasalarımıza göre Cumhurbaşkanlarının seçilme usulleri, yetki ve sorumluluklarını gösterir tablolar eklenmiştir.Aktarılan siyasi olaylar, hükümet sistemleri, Cumhurbaşkanını seçim usulü, yetki ve sorumluluğu ile ilgili görüşler neticesinde, ülkemizde siyasi iktidarın dolayısı ile seçim kazanan siyasi patilerin sadece yürütme erkinde etkin olmaya çalışmakla kalmayıp yasama ve dahi yargı erki üzerinde de etkin olmaya çalıştıkları, bu bağlamda, siyasi iktidarın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de etkin olmaya çalıştığı, cumhurbaşkanlığı makamının anayasal düzenlemelerimize rağmen sistem içerisine kilit bir siyasi rol oynadığı sonucuna varılmıştır.

CumhurbaşkanıDemokrasiDemokratik yapı+3
Abdullah Kütük
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Açık denizlerde devletlerin müdahale yetkileri: Mavi Marmara örneği

Bu çalışma açık denizlerde gemiler üzerindeki devletlerin yetkileri hakkındadır. Çalışmada açık denizlerde devletlerin müdahale yetkileri kapsamında Mavi Marmara olayı incelenmiştir. Çalışmada 1958 tarihli Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi ve 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nden yararlanılmıştır. Açık denizler, denize kıyısı olsun olmasın bütün devletlerin yararlanmasına açıktır. Açık denizlerin serbestîsi modern deniz hukukunun temel prensibidir. Genel olarak açık denizlerde devletler, kendi bayrağını taşıyan gemiler üzerinde kanun koyma ve yargılama yetkisine hususi olarak sahiptirler. Fakat açık denizlerdeki bayrak devletinin yetkileri mutlak değildir. 1958 tarihli Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi ve 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çeşitli istisnai durumlarda üçüncü devletlere yabancı bayraklı gemiye müdahale yetkisi vermiştir. Bu istisnalar kesintisiz takip, ziyaret hakkı, deniz haydutluğu, köle ticareti, uyuşturucu madde kaçakçılığı ve açık denizden izinsiz yayın yapılmasıdır.

Askeri müdahaleAçık denizDeniz hukuku+6
Şenol Usanmaz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kolluk yetkileri bağlamında 1982 Anayasasında seyahat özgürlüğü

Çalışmanın asıl hedefi, 1982 Anayasal Düzeni temelinde şekillenen ve özellikle 12 Eylül 2010'da yapılan halkoylamasının kesinleşmiş sonucunun 23 Eylül 2010'da yayımlanmasıyla yürürlüğe giren anayasa değişikliklerine paralel olarak ilgili kanunlardaki adaptasyon sorunlarını, ortaya çıkan boşluklara dikkat çekmek ve bu boşlukları dolduracak alternatif önermeler sunma yönündedir.

Anayasa 1982AnayasaKamu Hukuku+3
Baki Aygün
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk İmar Hukukunda düzenleme ortaklık payı uygulaması

Düzenleme Ortaklık Payı, İmar hukukunun gündelik hayatta en çok karşılaşılan imar uygulamasıdır. Bu kurum, İmar Kanunu m. 18'de hayli kazuistik şekilde düzenlenmesine rağmen, açılan davaların çeşitliliğinden ve yapılan uygulamalardan da, aslında yeterince iyi anlaşılmadığı, kanunun da birçok eksikleri olduğu tespit edilmektedir. Özellikle diğer imar uygulama usullerine oranla daha fazla avantaj içerdiğinden, uygulamada belediyelerin en çok başvurdukları imar uygulaması olan arazi ve arsa düzenlemesi sonrasında başvurulan yöntem olan düzenleme ortaklık payı, özellikle diğer imar uygulama usulleri ile karıştırılmaktadır.Çalışmamızda da bu eleştiriler dikkate alınarak, öncelikle bu konudaki kavram kargaşası irdelenecek, daha sonra da yüksek yargı kararları da dikkate alınarak bu uygulamanın ilkeleri ve pratik hayattaki eksiklikleri tespit edilecek, nihayet düzenlemenin hukuka uygunluk tartışmaları yapıldıktan sonra, sorunların çözümü noktasında birtakım öneriler getirilecektir.Çalışmamızda Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın konu hakkında vermiş olduğu kararlar ile doktrindeki görüşler ayrıntılı olarak tartışılmaya çalışılmış ve uygulamadaki sorunlar tespit edilmeye gayret edilmiştir.

Kamulaştırmaİdare hukukuİdari işlemler+5
Murat Buğra Tahtalı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda Yargıtay Kararları ışığında fikri içtima

Bu tez çalışmasında fikri içtima kurumu 765 ve 5237 S. Türk Ceza Kanunu kapsamında Yargıtay uygulamalarına konu olması bakımından inceleme konusu edilmiştir.Fikri içtima; tek fiil ile birden fazla ve farklı suçu ihlal eden fail hakkında ceza sorumluluğunun neye göre belirleneceğini konu edinen özel bir düzenlemedir. 765 ve 5237 S. TCK dönemlerinin her ikisinde de yer alan bu kurum ile ceza hukukunda genel kural olan ?ne kadar suç varsa o kadar ceza vardır? ilkesine bir istisna getirilmiştir.Fikri içtima düzenlemesi, bu tez çalışması kapsamında Yargıtay uygulamalarına konu olması bakımından ayrıntılı olarak incelenmekle birlikte, konunun suç genel teorisi ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ayrıca teorik açıklamalarda bulunma zorunluluğu da ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda her bir başlık altında gerekli olduğu ölçüde teorik açıklamalar ve doktrindeki görüşlere mümkün olduğunca yer verilmeye çalışılmıştır.Fikri içtima kurumu; doktrinde ve özellikle Yargıtay uygulamalarında ortaya çıkan bazı problemli noktalar açısından bu tez çalışmasına konu edilmiştir. Sonuç olarak elde edilen tespitlere dayanılarak ulaşılmaya çalışılan bazı çözüm önerileri ile çalışma tamamlanmıştır.

Ceza HukukuFikri içtimaTürk Ceza Kanunu+2
Emrah Özdemir
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Laiklik teorileri açısından 1938-1950 dönemi Türkiyesi'nde laiklik anlayışı

Öteden beri insan hayatını etkileyen başlıca iki kurumun ?din? ve ?devlet? olduğu nazaraalındığında; bu iki kurumun birbirleriyle olan ilişkilerinin anlaşılmasının önemi daha da açığaçıkmaktadır. Türkiye'de cumhuriyet rejimine geçilmesinden bu yana, devletin temelnitelikleri arasında, üzerinde en çok tartışma yürütülen ilke ?laiklik? olmuştur. Gerek bukavramın Fransa kökenli olması ve gerekse bu kavramın içerdiği anlamın, yer ve zamana görefarklılık arz etmesi, ülkemizde bu konuya ilişkin tartışmaların yeni boyutlar kazanmasına yolaçmıştır. Dolayısıyla, bu ilkenin sağlıklı ve kapsamlı bir analizine duyulan ihtiyaç gündengüne artmıştır.Bu çalışmanın amacı, resmi ideolojinin 1938-1950 dönemi Türkiyesi'nde tesis ettiğilaikliğin türünü ve karakteristik özelliklerini ortaya koymaktır. Türkiye Cumhuriyeti tarihiaçısından 1938-1950 dönemi, son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Zira söz konusu zamandilimindeki laiklik politikaları yalnızca o dönem açısından etkili olmayıp, aynı zamandagünümüze değin uzanan siyasi rejim tartışmalarının da zeminini oluşturmaktadır. Dolayısıyla,laiklik eksenindeki polemiklerin hala güncelliğini koruması, 1938-1950 dönemindeki dindevletilişkilerinin aydınlatılmasını daha da önemli kılmaktadır.Bu teze esas teşkil eden konu ve kurallar, salt soyut bir çerçevede ele alınmamış; devlet,siyaset ve bilim adamlarının çeşitli konuşmaları ve yazıları, anayasa, yasa, tüzük, tamim gibipozitif hukuk normları ile çeşitli idari ve adli uygulamalar çerçevesinde, lehte ve aleyhtegörüşler objektif olarak ele alınmaya çalışılmış ve yeri geldikçe de somutlaştırılmak suretiyledeğerlendirilmiş; diğer ülkelerdeki uygulamalar ile ülkemizdeki sürecin benzerlik vefarklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır.Çalışmamızın ilk bölümünde, laikliğin tarihsel serüveni, farklı coğrafya ve farklı tarihişartlarda geçirdiği evreler ele alınmış; bu ilkenin değişik teorik ve pratik perspektiflerdeki yeriirdelenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise, öncelikle Osmanlı İmparatorluğu'nun sondöneminde yaşanan, laikliğin öncülü sayılabilecek gelişmeler ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilkonbeş yılındaki Kemalist laikleşme hamleleri mercek altına alınmış; sonrasında ise MustafaKemal Atatürk dönemiyle İsmet İnönü dönemi arasında, din politikası açısından devamlılıkilişkisi olup olmadığı sorgulanmış; nihayet İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığı görevinivyürüttüğü 1938-1950 yılları arasındaki süreçte, Türkiye'deki siyasi sistemin, laikliği nasılalgıladığı ve uyguladığı incelenmeye çalışılmıştır. Bu sayede, ilgili döneme ilişkin resmiideolojinin tesis ettiği laiklik modelinin türü ve karakteristik özellikleri ayrıntılı olarak ortayakonmuştur.Anahtar Kelimeler:Laiklik, sekülarizm,İnönü, CHP, Atatürk, din, Kemalizm

Atatürk, Mustafa KemalCumhuriyet Halk PartisiDin+6
Emrah Şimşir
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yasama sürecinde komisyonlar

Yasa tasarı ve tekliflerinin üzerinde çalışmaların yapıldığı ve bunların son halini aldıkları yer meclis komisyonlarıdır. Bu anlamda komisyonlar yasa yapım sürecinin en önemli evrelerinden birinde rol alırlar. Bu yüzden komisyonlar parlamento faaliyetinin yürütülmesinde çok büyük öneme sahiptir. Günümüzde komisyonlar, parlamentoların vazgeçilmez unsuru haline gelmişlerdir. Bu nedenle komisyon çalışmalarını, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasi partilerin komisyon faaliyetlerine nasıl katıldıklarını yakından incelemek gerekmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de komisyonların yasama faaliyetine katkıları, çalışma biçimleri, genel kurula ne şekilde etki ettikleri kapsamlı bir biçimde ele alınmıştır. Parlamento ve Komisyonların tarihçesinden başlayarak, komisyonların teşekkülü, çalışma şartları, çalışmalarının Genel Kuruldaki yansıma biçimleri, sistematik bir şekilde okuyucuya aktarılmaya çalışılmıştır.

KomisyonlarParlamenter sistemParlamento+4
İbrahim Yusufoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Cezai konularda uluslararası adli iş birliği sözleşmelerinin uygulama açısından değerlendirilmesi

Günümüz teknoloji, iletişim ve ulaşım ağlarının ülke sınırlarını kaldırması ile suç ve suçluluk kavramları sınıraşan bir karakter kazanmıştır. Devletlerin sınıraşan suç ve suçluluk ile ilgili yürüttükleri ceza muhakemesi süreçlerini tamamlayabilmeleri, diğer bir devlet ile iş birliği yapmalarını veyahut diğer bir devletten yardım görmelerini gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda; devletler arasında cezai konularda uluslararası adli iş birliği veya yardımlaşmanın talep edilmesi, ikili ya da çok taraflı anlaşmalar veya mütekabiliyet esası uyarınca söz konusu olmaktadır. Çalışmamızda, öncelikle cezai konularda adli iş birliği kavramı incelenecek olup adli iş birliğinin kapsamına, kavramın içerisinde yer alan iade, adli yardımlaşma, ceza soruşturma ve kovuşturmalarının nakli, infazın devri ve hükümlü nakli gibi kurumlara, devletler arasında adli iş birliğinin gelişim safhasına, bu alanın temel kaynağı olan iki ve çok taraflı anlaşmalar ile ulusal mevzuata ve adli iş birliğinin ortak kuralları ile uygulamalarına yer verilmiştir. Çalışmamızın ikinci kısmında ise, asıl inceleme konusu olan cezai konularda adli yardımlaşma ile gerçekleştirilen ceza muhakemesi süjelerinin dinlenilmesi, koruma tedbirlerinin ifa edilmesi veya sınır ötesi ortak soruşturma ekiplerinin kurulması gibi iş ve işlemlerin uygulanması; başta Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi olmak üzere, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler incelenerek, anlatılmıştır. Bu kapsamda; cezai konularda adli yardımlaşma kurumu vasıtasıyla gerçekleştirilen işlemlere dair genel bilgiler, ceza muhakemesi süreçleri açısından bir ayrıma tabi tutularak değerlendirilmiştir. Çalışmamız, olabildiğince Türkiye'nin uluslararası sözleşmelere taraf olarak üstlendiği adli iş birliği yükümlülükleri ile güncel uygulamanın ne oranda uyuştuğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu nedenle çalışmamızda, Devletimizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ek olarak uluslararası toplum nezdinde adli yardımlaşma alanındaki örnek uygulamaları barındıran Avrupa Birliği mevzuatı, Türkiye'nin yoğun adli iş birliği içinde bulunduğu Almanya ve Avusturya gibi ülkelerin adli iş birliğine ilişkin ulusal kanunları ve 2016 yılında yürürlüğe girerek birçok yenilik getiren 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu göz önünde bulundurulmuştur.

Adli iş birliğiAdli yargıCeza hukuku+5
Gözde Asena Olcay
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İdare Hukuku bağlamında kişisel verilerin korunması

Kişisel verilerin korunması kavramı ile ilgili ülkemizdeki hukuki düzenlemeler yakın geçmişe dayanmaktadır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, 07.04.2016 tarihli ve 29677 sayılı Resmî Gazete 'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda, kişisel verinin tanımı yapılmış olup, bununla beraber kişisel verilerin işlenmesi, Kişisel Verileri Koruma Kurulu, Kişisel Verileri Koruma Kurumu, ilgili kişi, veri işleyen, veri kayıt sistemi, veri sorumlusu gibi kavramların tanımı yapılmıştır. Kişisel verilerin işlenmesinde uyulacak ilkeler ile kişisel verilerin işlenme şartları, kişisel verilerin aktarılması gibi kavramlar açıklanmıştır. İdare kamu hizmetini yerine getirebilmek, kamu güvenliğini sağlamak ve kamusal faaliyetlerini yürütebilmek için vatandaşların kişisel verilerine ihtiyaç duymaktadır. Devletin bu hizmetleri yerine getirebilmesi için son derece geniş bir kişisel veri işleme alanına ihtiyacı bulunmaktadır. Bu durum devletin veri sorumlusu olarak tabi olduğu yükümlülüklerini de artırmaktadır. İdare, temel hak ve özgürlüklerden olan kişisel verilerin korunması için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. Tez iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kişisel verinin tanımı, unsurları, hassas veriler ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda bahsi geçen kavramlarla ilgili açıklamalar yapılarak kişisel verilerin hukuki niteliğiyle ilgili görüşlerden bahsedilmiştir. Aynı zamanda kişisel veri hukukunun tarihi gelişimi, konumuzla ilgili uluslararası hukuktaki düzenlemeler ve kişisel verilerin korunması ile ilgili ülkemizdeki düzenlemelerden bahsedilmiş olup kişisel verilerin korunmasının anayasal dayanakları, özel hukuk, ceza hukuku ve kolluk faaliyetlerinde kişisel verilerin korunması hususları açıklanmıştır. İkinci bölümde ise idari sorumluluk hususunda kısaca açıklamalar yapılarak, kişisel verilerin korunması dolayısıyla idarenin sorumluluğu konusu ele alınmıştır. İdarenin yürütmekte olduğu kamu hizmetleri dolayısıyla kişisel veri işleme faaliyetleri sonucunda ne tür sorumlulukları doğabileceği hususu, kişisel veri işlerken uymakla yükümlü olduğu temel ilkeler, konumuzla alakalı iptal davaları, tam yargı davaları, Danıştay kararları, idarenin kişisel verilerin korunması hakkını ihlal edebilecek uygulamaları ve Kişisel Verilerin Korunması Kurumunun yapısı ve kararlarına ilişkin açıklamalara yer vermiştir.

Kamu hukukuKişisel Verileri Koruma KurumuKişisel Verilerin Korunması Kanunu+2
Hümeyra Koparan Bilhan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kişisel haklar bağlamında Basın Hukukunda idari ve cezai yaptırımlar

Basın her türlü haber, bilgi ve fikirlerin çeşitli vasıtalarla yazı, resim ve çizgi seklinde kağıt ve benzeri maddeler üzerine sınırlı olmayan sayıda basılması ve bunların üçüncü kişilerin okuyabilmelerine, görebilmelerine sunulmasıdır. Geniş anlamda basın kavramı günlük basın olarak adlandırılan gazete, dergi gibi süreli yayınları içine aldığı gibi, her türlü yazı, resim ve değişik şekillerin üzerine basılabildiği kağıt ve diğer maddelerden oluşan kitap, el ilanı, broşür, reklam panoları gibi vasıtaları da ifade eder. Yani geniş anlamda basın hem süreli yayınları, hem de belirsiz zamanlarda ve düzensiz olarak yayımlanan süresiz yayınları ifade eder. 20. yüzyılda hızla değişen dünya ve de ekonomik gelişmeye paralel olarak basın ve gazetecilik endüstrisi de gelişmiş, matbaacılık faaliyeti çok büyük devrim geçirmiş bunun doğal sonucu olarak da söz ve basın hürriyetinin gerekliliği bunun diğer hürriyetlerin teminatı, bir nevi olmazsa olmaz şartı olduğu her zamankinden daha iyi anlaşılmıştır. Ancak bu hürriyet de diğer bütün hürriyetler gibi sınırsız değildir. Bu sebeple basın, gücünü bu sınırlar içerisinde, fonksiyonlarını aşmayacak şekilde kullanmalıdır. İşte bu basın özgürlüğünü tespit ve meydana getiren, sınırlayan veya düzenleyen kuralların bütünü ?basın hukuku? olarak adlandırılmaktadır. Bu kapsamda çalışmamızın temel amacı, basın ve basın kavramlarını açıklayarak Türk hukuk sistemi içerisinde yer alan ve kişilik haklarını korumayı amaçlayan ve bu hakları korumak için basın kuruluşlarına uygulanan idari ve cezai yaptırımları incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızın birinci bölümünde, kişilik hakları detayları ile incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, basın ve basın hukuku kavramlarına değinilerek, basının görevleri ve basında yer alan temel kavramlar açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise idari ve cezai yaptırım kavramları hakkında bilgiler verildikten sonra, hem genel olarak hem de kişilik hakları bağlamında basın kuruluşlarına uygulanan idari ve cezai yaptırımlara yer verilmiştir.

Basın hukukuCezaCezai sorumluluk+6
Ertuğrul Akın
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza Hukukunda çocuk yargılaması

Çalışmamızın ana konusunu, Türk Hukukunda çocukların muhakemesi ve bu muhakemeye ilişkin özel durumlar oluşturmaktadır. Bu özel durumlar tespit edilirken, genel olarak ulusal hukuk sistemi ile uluslararası hukuktaki düzenlemeler, bu düzenlemelerin tarihi gelişimi, çocuk mahkemeleri, bu mahkemelerin yapısı, çocukların ceza sorumluluğu, soruşturma ve kovuşturma evreleri, çocuklar hakkındaki özel düzenlemeler, bu düzenlemelerin kapsamı ile büyüklere göre farklılık gösteren usul ve esas kuralları açıklanmış, konular özellikle, Yargıtay kararlarıyla da desteklenerek teori ve uygulama birlikte ele alınmıştır. Çalışmayla amaçlanan konuya ilişkin teorik düzenlemeler bağlamında uygulamanın nasıl geliştiğini ve son aşamada nasıl bir uygulamanın benimsendiğini tespit ederek, bu hususa ilişkin olarak ortaya çıkan hukuka aykırı durumları tespit edip, buna ilişkin çözüm yollarını ortaya koymak ve konuya ilişkin düzenlemeleri toparlayarak çocuk muhakemesinin gelişmesine az da olsa katkı sağlamaktır.

Ceza hukukuCeza muhakemesi hukukuCeza yargılaması+3
Gülfer Akın Atalan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası hukukta sivil havacılığın güvenliğine karşı hukuka aykırı eylemlerde devletin cezai yetkisi

Hava aracında işlenen suçlar, uçak kaçırma, hava araçlarına ve havaalanlarına saldırı, hava aracının kitle imha silahı olarak kullanılması ve hava aracında biyolojik, kimyasal, nükleer silahların taşınması gibi eylemler hem sivil havacılığın güvenliğini hem de uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye düşürmektedir. Bu eylemlerle etkili bir biçimde mücadele edilmesi ise, devletlerin yeknesak düzenlemeler yaparak önleyici tedbirler almalarına ve suçluların cezalandırılması için cezai yetki tesis etmelerine bağlıdır. Devletler, çok taraflı uluslararası antlaşmaları, bu amaca hizmet eden en elverişli araçlar olarak kabul etmektedirler. Devletin cezai yetkisine ilişkin uluslararası hukukun genel kurallarının, devletlere bu yetkiyi kullanmaları konusunda tam bir takdir yetkisi tanıması suçların cezasız kalmasına; yetkisi bulunan devletlerden herhangi birine öncelik tanımaması ise, yetki uyuşmazlıklarına yol açmaktadır. Bu nedenle sivil havacılığın güvenliğine karşı hukuka aykırı eylemler, birtakım özel nitelikli uluslararası sözleşmelerde suç olarak düzenlenmiş ve devletlere, bu suçları kovuşturma yükümlülüğü getirilmiştir. Söz konusu sözleşmelerde; hava aracının faille birlikte iniş yaptığı devlet, hava aracını mürettebatsız olarak kiralayan kişinin iş merkezinin bulunduğu devlet gibi, genel yetkili devletlerin dışındaki devletlere de cezai yetkiler tanınmıştır. Böylelikle taraf devletler evrensel yetki sistemine olabildiğince yaklaşmaya çalışmışlardır. 2010 Pekin Düzenlemeleriyle birlikte siyasi suçların istisna olmaktan çıkarılıp, siber saldırılar vasıtasıyla gerçekleştirilen eylemlerin de suç hâline getirilmesi oldukça olumlu gelişmelerdir. Ayrıca insansız hava araçlarının dahil olduğu saldırılara da sivil havacılık güvenliği sözleşmelerinin genel olarak uygulanabilir nitelikte olduğu görülmektedir. Böylece teknolojinin son ürünü olan bu türdeki terör eylemlerine karşı uluslararası alanda koruma sağlanmıştır. Var olan sözleşmelerce düzenlenmemiş olan eylemlere ve teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkabilecek yeni türdeki eylemlere ise, uluslararası hukukun cezai yetkiye ilişkin genel kuralları uygulanmaya devam edecektir.

Azime Ayça Kahraman
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ceza Hukukunda mağdur kavramı, Mağdur Hakları ve Mağdurun İkincil Mağduriyetten Korunması

Ceza Hukukunda Mağdur Kavramı, Mağdur Hakları ve Mağdurun İkincil Mağduriyetten Korunması başlıklı bu tezde temel yaklaşım mağdurun desteklenmesi ve ikincil mağduriyetten korunması için yapılacakların üzerinde durmak, ceza muhakemesi bakımından öneriler getirmektir. Bunun yapabilmek için konu üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde mağdur kavramı ele alınmıştır. Kavramın içeriği incelenmiş, benzer kavramlarla karşılaştırması yapılmıştır. İkinci bölümde mağdurun ceza muhakemesinden beklentileri, mağdura yaklaşım ilkeleri, mağdurun ceza muhakemesindeki rolü, yeni ve hakları incelenmiştir. Mağdurun ikincil mağduriyetine en çok neden olan muhakeme işlemi beyan alma işlemidir. Bu nedenle mağdurun beyanının alınması konusu özel olarak incelenmiştir. Bu inceleme sırasında beyan almanın yarattığı ikincil mağduriyet ve bunun önlenmesi için yapılması gerekenler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde muhakeme işlemlerinin neden olduğu ikincil mağduriyet konusu incelenmiştir. İkincil mağduriyetin önlenmesi için önereceğimiz sisteme temel oluşturabilmek için Avrupa'daki uluslararası ve ulusal mağdur destek sistemleri incelenmiştir. Mağdurun muhakeme aşamasında korunması ve ikincil mağduriyetinin önlenmesi için tüm aşamalarda bir avukatın hukuki yardımından ve en önemlisi mağdur destek uzmanı dediğimiz bir uzmanın vaka yönetimi yaklaşımıyla sunduğu hizmetlerden yararlanması önerilmiştir.

Murat Aydın
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan haklarının evrenselliğine kültürel görecilik itirazı ve tartışmayı uzlaştırma çabaları

İnsan hakları evrensel standartlar bildirir. Dünya üzerindeki halklar ve ülkeler ise gelenek, kültür, din vs. açısından görmezden gelinemeyecek bir çeşitlilik arz etmektedir. Söz konusu evrensel standartlar ve çeşitlilik arasındaki gerilim, insan haklarına yönelik "kültürel görecilik (cultural relativism)" olarak bilinen eleştiriyi ortaya çıkarmıştır. Bu eleştiriyi ileri sürenler, bir kültüre ait değerin başka bir kültüre uygulanamayacağı gerekçesiyle, insan haklarının kendi kültürlerine bağlı bazı özelliklerle bağdaşmadığını vurgulayarak, bu hakların kendi kültürleri açısından geçerli olamayacağını ifade etmektedir. Bu çalışma "insan haklarının evrenselliği ile kültürel görecilik nasıl uzlaştırılabilir?" sorusuna cevap vermeye çalışmaktadır. Çalışmanın amacı, evrensellik ve kültürel göreciliği uzlaştırmaya yönelik doktrindeki çabalardan hareketle, tartışmanın uzlaştırılmasıyla ilgili bir öneri sunmaktır. Bu çerçevede önce işe insan hakları bağlamında evrensellik ve kültürel görecilik kavramlarını ortaya koymakla başlanmıştır. İnsan haklarının tanımına bağlı olarak evrenselliğe ilişkin, "tarih ötesi evrensellik" ve "uluslararası hukuktaki yaygınlık/uzlaşma" olmak üzere iki temel anlam tespit edilmiş, evrenselliğin kazandığı bu iki anlam irdelenmiştir. Kültürel göreci eleştiriler insan hakları teorisine antropoloji biliminden geçtiği için, kültürel göreciliğin antropoloji biliminde ne şekilde ortaya çıktığı ve hangi anlam ve amaçla kullanıldığı konularında ayrıntılara değinilmiştir. Daha sonra antropolojide ortaya çıkan kültürel göreciliğin, insan haklarına bir eleştiri olarak somut bir biçimde nasıl ortaya çıktığı ele alınmıştır. Bu bağlamda Amerikan Antropoloji Derneği'nin 1947 yılında yayınladığı İnsan Hakları Açıklaması, kültürel göreci eleştirilerin ana noktalarını ortaya koyan bir metin olduğu için irdelenmiştir. Evrensellik-kültürel görecilik tartışması ortaya konduktan sonra tartışmanın uzlaştırılmasına yönelik doktrinde öne çıkan çabalar irdelenmiş; gerek tartışmayla gerekse tartışmanın uzlaştırılmasının hangi teorik temelde mümkün olabileceği ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Bu bağlamda öncelikle "uzlaştırma neden gereklidir?" sorusunun cevabı olarak evrensellik ve kültürel göreciliğin, beraberinde getirdiği bazı tehlike ve çelişkiler irdelenmiştir. Nihayet uzlaştırma çabalarına ilişkin eleştiri/değerlendirmelerden hareketle, kültürler arası iletişim/etkileşimleri ve John Rawls'un minimalist insan hakları teorisini temel alan bir önerinin, evrensellik ve kültürel göreciliğin uzlaştırılması sorununa çözüm getirebileceği iddia edilmiştir.

Abdulkadir Pekel
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İdare Hukukunda madenlerin işletilmesi

Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, salt ekonomik gelişmişlik üzerinden tanımlanmamakta, çevrenin ve ekonominin sürdürülebilirliği ile birlikte ele alınmaktadır. Uygulamalar göstermektedir ki, başarılı ekonomi politikaları özellikle tükenebilen doğal kaynaklar açısından, istikrarlı, kesinlik içeren ve hukukun temel ilkelerine saygılı mevzuat düzenlemeleri ile elde edilebilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nın 168'inci maddesi gereğince madenler, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ayrıca madenlerin aranması ve işletilmesi hakkı devlete aittir. Kıta Avrupası Hukuk Sisteminin benimsendiği Türkiye açısından, devletin yoğun regülasyonuna tabi tutulan madencilik faaliyetleri ve bu faaliyetlerden elde edilen haklar İdare Hukukunun kendine özgü ilkeleri ışığında hukuki düzenleme altına alınmıştır. Maden arama, işletme ve madenlerin kapatılması süreci; idarenin gözetim, denetim ve yönetimi altındadır. Bu sebeple, madencilik ile ilgili tüm süreçler, İdare Hukukunun kapsamına giren, izin, ruhsatlandırma ve yaptırım gibi idari işlemlere konu olurlar. Maden mevzuatımızın, Osmanlı Devleti döneminden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş dönemi ve sonrasında geçirdiği tarihsel dönüşüm göstermektedir ki, özellikle iktisadi konulara temas eden hukuki düzenlemeler ülkelerin ekonomik ve siyasi şartlarından yoğun bir şekilde etkilenmektedir. Mülkiyet, çevre ve özel teşebbüs hakları gibi pek çok hakka müdahale içeren madencilikle ilgili hukuki düzenlemeler fraklı hukuk dallarının konusunu oluşturması sebebiyle pek çok hukuk dalının İdare Hukukuyla kesişim noktasını oluşturur. Bu çalışma kapsamında, yer yer bu kesişim noktalarına temas etme gereği duyulmuş ancak konu İdare Hukukunun temel prensip ve müesseseleri ile kısıtlı kalınarak incelenmiştir. Mevzuatta dağınık şekilde bulunan madencilik faaliyetlerine ilişkin izinler, ruhsatlandırma süreçleri ve idari yaptırımlar konusuna; genel çerçevesiyle ve derli toplu bir şekilde açıklık getirilmiş ayrıca uygulamada karşılaşılan sorunlara yargı kararları ışığında çözümler sunulmaya çalışılmıştır.

Aysema Pelin Şaşmaz
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kolluğun yapısı ve sivil gözetimi

Kamu düzenini sağlamak amacıyla idare tarafından tesis edilen genel düzenleyici işlemler ve bunların uygulanması için yapılan birel işlemler, toplumu oluşturan bireylerin davranışlarını, faaliyetlerini, kararların etkilemekte ve sınırlamaktadır. Başka bir ifadeyle idare, toplumda dirlik ve esenliği tesis ederken ve genel sağlığı korurken bireylerin temel hak ve özgürlüklerini kısıtlamakta, dolayısıyla bireylerle karşı karşıya gelmektedir. Temel hak ve özgürlüklere en çok müdahale kolluk vasıtasıyla sunulan kamu hizmetinde ortaya çıkar. Kolluk yetkileri bazı hallerde sınırlanmıştır. Kolluk yetkileri anayasal bakımdan, amaç, sebep ve konu bakımından ayrıca yer ve zaman bakımından bazı sınırlamaları tabi tutulmuştur. Bunun temel nedeni insan hak ve hürriyetlerine zarar verilmesini önlemektir. Nasıl ki özgürlükler sınırsız değilse devletin kullandığı yetkiler de sınırsız değildir. Gözetim bütün kolluk kuruluşlarını, üyelerinin tümünün davranışları, kullanılan işlemler ve verdikleri hizmetin kalitesi bağlamında hesap verme yükümlülüğüne tabi tutmak amacıyla (özellikle polis, jandarma ve sahil güvenlik tarafından yürütülen) kolluk faaliyetlerinin ve bu faaliyetlerin tabi oldukları politikaların çok yönlü ve sürekli olarak izlenmesidir. Bu faaliyetin kolluk hizmetinin alıcısı konumunda olan sivillerce gerçekleştirilmesi önemlidir. Bu bağlamda çalışmamızın birinci bölümünde kolluk kavramı ve Türkiye'de kolluk yapılanması incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde idarenin denetlenmesi açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde sivil gözetim kavramı ve kolluğun sivil gözetimi, dördüncü ve son bölümünde ise bazı Avrupa Birliği ülkelerinde kolluk yapılanmaları ve sivil gözetimi hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kolluk, Sivil Gözetim, Kolluğun Sivil Gözetimi

Avrupa BirliğiDenetimGözetim+5
Havva Şimşek Akın
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Pierre Bourdieu düşünümselliğinde devlet ve simgesel şiddet

Bu çalışmanın amacı; Pierre Bourdieu düşünümselliğini ve bu düşünümsellik ile açıklanan devlet ve simgesel şiddeti incelemektir. Simgesel şiddet kavramını, fiziksel olmayan şiddeti açıklamak için kullanan Bourdieu; fiziksel şiddet tekelini devlete teslim eden zihniyetin, simgesel şiddeti de göz önünde bulundurması gerektiğini ifade etmektedir. Bu bakış açsı ile devlet doktrinine yeni bir boyut kazandıran Bourdieu; toplumsal eşitsizliğin kaynağına da simgesel şiddeti yerleştirmektedir. Devlet, insan hakları, adalet, eşitlik ve özgürlük gibi kavramları araştırmalarının merkezine yerleştiren genel kamu hukuku bilim dalı açısından, simgesel şiddetin meydana getirdiği eşitsizliğin irdelenmesi önem arz etmektedir. Simgesel şiddetin uygulanmasında kullanılan araçların ve simgesel şiddetin etkilerinin incelendiği çalışmada, simgesel düzen ortaya konmaktadır. Anahtar Kelimeler: Pierre Bourdieu, Şiddet, Devlet, Simgesel Şiddet, Simgesel Düzen

Bourdieu, PierreDevletDevlet anlayışı+2
Özgür Aydın
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türk kamu yönetiminde idari denetim

Kamu kurum ve idareleri (örgütleri), içinde yer aldıkları toplumlarda önemli düzeyde ekonomik ve sosyal rol oynamaktadır. Bu anlamda kamu örgütlerinin ürettikleri mal ve hizmetlerin toplum üzerinde, önemli sosyo-ekonomik etkileri bulunmaktadır. Kamu örgütleri, bu mal ve hizmet üretimini yasal amaçları doğrultusunda gerçekleştirmektedir. Bu amaçların gerçekleşip/gerçekleşmediği olgusu ise ilgili kamu örgütünün etkililiği, verimliliği ve performans göstergeleri ile doğrudan saptanabilmektedir. Bu etkililiği ve verimliliği saptama faaliyetleri ise kurumun denetim fonksiyonu olarak adlandırılabilir. Yönetim, iyi işlemeyen bir denetim süreciyle kuşkusuz yetersiz ve eksik kalacaktır. Bu yüzden kurumların performanslarını geliştirebilmeleri için denetleme fonksiyonuna gereksinim duyulmaktadır. Kamu yönetimi anlayışında yaşanan değişimlerin denetim fonksiyonunda da radikal değişimleri beraberinde getirdiği görülmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, denetim fonksiyonunda ortaya çıkan bu değişimlerin ayrıntılı olarak irdelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda denetim fonksiyonunun tarihsel gelişimi, türleri ve yeni uygulamaları ele alınmaktadır. Ayrıca yönetim sistemlerine de değinilerek, Türk kamu yönetiminde geçmişte uygulanan, uygulanmakta olan ve önümüzdeki döneme ilişkin tasarlanan denetim uygulamaları değerlendirilmiştir. Çalışmanın ulaştığı bulgular doğrultusunda, yaşanan değişimlerden birçoğunun kamu yönetiminin gelişmesinde oldukça önemli katkılar sağladığı; ancak özel sektörden alınan bazı denetim yöntem ve tekniklerinin başarılı bir biçimde kullanıldığını söylemenin güç olduğu ve Türkiye'de yapılan denetim alanındaki reform çalışmalarının istenen ölçüde başarılı olmadığı ve düzenlemelerin beklenen verimi sağlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

DenetimKamu yönetimiTürk kamu yönetimi+1
Mesut Çoban
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yaptırım teorisi çerçevesinde Askeri Ceza Hukukuna özgü yaptırımlar bakımından Türk Ceza Hukuku genel hükümlerinin uygulanması

Bu çalışmada ayrı bir ceza yargılaması sistemine tabi kılınan ve zorunlu askerlik sistemi ile birlikte değerlendirildiğinde toplumun geniş bir kesimini etkileyen Askeri Ceza Hukukuna dair yaptırım sisteminin TCK genel hükümleri çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Ceza hukuku mevzuatının hızlı bir değişim yaşadığı günümüzde Askeri Ceza Hukukuna ilişkin kurumların diğer yasal mevzuat ile eşgüdüm içerisinde olması, gerek anayasal ilkeler gerekse de hukukun evrensel ilkeleri açısından önem arz etmektedir. Zaman içerisinde bazen yasal düzenlemelerle bazen de Anayasa Mahkemesi eliyle Askeri Ceza mevzuatında değişiklik ve düzenlemelere gidildiği görülmekte ancak bu değişiklik ve düzenlemelerin yetersiz kaldığı müşahede edilmektedir. Askeri Ceza Kanunu yaptırım sisteminin, bu kanunun içerisinde öngörülen öncelikle ceza türleri, bu cezaların uygulanma kabiliyetleri, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar, erteleme gibi kurumlar yönünden Yeni Türk Ceza Kanunu'nun yaptırım sistemi ile uyumsuzluklar arz ettiği izlenmektedir. Askeri alanın kendine has özellikleri dolayısıyla kanun koyucu tarafından bu alanlarda istisnai düzenlemelere gidilebilmektedir. Askeri yargının bu kendine has özellikleri ile mevzuatta yaşanan hızlı değişim süreci içerisinde Askeri Ceza Hukukunun yaptırım sisteminin yeni Türk Ceza Hukuku sistemi ile ne kadar uyumlu olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Askeri ceza hukukuCeza yaptırımıTürk ceza hukuku+1
İlhan İpek
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Azınlık hakları ve Türkiye

ÖZET?Azınlık Hakları ve Türkiye? konulu bu tez çalışmasının temel amacı, azınlıklarmeselesinin hatlarını belirleyerek, konuyu hukuki boyutlarıyla ortaya koymaktır. Bu amaçdoğrultusunda, öncelikle azınlık kavramının içeriği belirlenmiş, daha sonra ise tarihselgelişimi incelenmiştir. Ancak sözkonusu inceleme, kavramın pek çok sorunsalı daberaberinde taşıdığını gösterecektir. Öyle ki uluslar arası hukukta genel kabul görmüş birazınlık tanımı dahi bulunmamaktadır.Azınlıklar sorunu, doğası gereği, yaşandığı ülke, devlet, bölge ve zamana göre farklıboyutlar taşımaktadır. Devletler hukukunda, konu, devletlerin kendi egemenlik alanındakabul edilmektedir. Ancak uluslar arası insani müdahale ilkesi de saklı tutulmaktadır.En son Doğu Bloku ülkelerinin çöküşü sırasında yaşanan şiddetli etnik çatışmalarnedeniyle, 1989'dan itibaren, azınlık hakları konusunda, uluslar arası hukukta temelprensiplerin belirlenmesi amacıyla, uluslar arası kuruluşlar çalışmalarını yoğunlaştırmıştır.Azınlık hakları, ulusal ve uluslar arası olmak üzere iki düzeyde korunmaktadır. Uluslararası koruma, evrensel insan hakları belgeleri ve bölgesel düzeyde yapılan çalışmalarlasağlanmaktadır. Ulusal koruma ise, her devletin anayasa ve yasaları ile, vatandaşlarınaöngördüğü hukuki koruma alanını ifade etmektedir.Türkiye'nin azınlık hakları konusunda temel hukuki bağıtı, 1923 Lozan Anlaşmasıdır.Ülke, Avrupa Birliği'ne üyelik hazırlıkları doğrultusunda, son yıllarda, önemli iç hukukreformları gerçekleştirmektedir.Anayasa ve yasalarda yapılan bu reformların önemli birkısmı ise insan haklarına yöneliktir. Bu gelişmeler doğrudan veya dolaylı olarak, azınlıkvatandaşların hak ve özgürlüklerine de yansımaktadır. Esasen azınlık hakları konusundakibu gelişmeler, üstün norm niteliğindeki Lozan Anlaşmasını da daha etkin kılacaktır.

Ülkü Bilgin
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin parasal yaptırımları

Günlük yaşamımızda önemli bir yere sahip olan idarenin parasal yaptırımları, son dönemde özellikle Ceza Hukuku'nda yaşanan gelişmeler nedeniyle öne çıkmıştır. Bu alandaki gelişmeleri takip ederek konu üzerinde ayrıntılı bir inceleme yapmak da büyük önem arzetmektedir.Çalışmamızın Birinci Bölümü'nde, öncelikle, yaptırım ve idari yaptırım kavramları ile bunların hukuki niteliği ve hukukumuzdaki yerleri üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede yaptırımın temelleri ve gerekliliği, idarenin parasal yaptırımlarının yaptırımlar içerisindeki yerine de değinilmiştir. İdarenin parasal yaptırımlarının hukuki niteliğinin şekillendirdiği İdari Ceza Hukuku Meselesi'ne ve bu tartışma çerçevesinde İdari Ceza Hukuku'nun varlığı ve yokluğu sorunu üzerinde durulmuştur. Birinci Bölüm'de son olarak, idarenin parasal yaptırımlarının ne tür özelliklere sahip olduğuna değinilmiştir.Çalışmamızın İkinci Bölüm'ünde, idarenin parasal yaptırımlarının belirlenmesi, bu belirlemede esas alınan temel kıstaslar; idarenin parasal yaptırıma karar verme ve uygulama yetkisi; idari para yaptırımı kararının içeriği, idari para yaptırımının uygulanmasının sonuçlarına değinilmiş; idarenin parasal yaptırımlarının türleri üzerinde de ayrıca durulmuştur.Hukukumuzda `kabahatlerin suç olmaktan çıkarılması karşısında idarenin parasal yaptırımları' konusu da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu çerçevede çalışmamızda, kabahatlerin suç olmaktan çıkarılması ve parasal yaptırımlar da dahil olmak üzere, idari yaptırımlara tabi kılınması da değerlendirilmiştir.Çalışmamızda Üçüncü Bölüm'ünde, idarenin parasal yaptırımlarının yargısal denetimi üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda, çalışma boyunca izahatına çalışılan ve uygulanma usullerine değinilen idarenin parasal yaptırımları karşısında, bunlara maruz kalanların hangi hukuki yollara başvurabileceklerine değinilmiştir.Çalışmamızda Sonuç Bölümü'nde de yapılan değerlendirmeler ve görüşler çerçevesinde bazı sonuçlara varılmaya çalışmıştır.Anahtar kelimeler: Parasal Yaptırımlar, İdari Yaptırımlar, İdarenin Parasal Yaptırımları.

Levent Kütük
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa şirketinde işçinin yönetime katılma hakkı

Avrupa Kıtası'nın uzun yıllar üzerinde durduğu bir oluşum olan Avrupa Şirketi 2001 yılında Avrupa Birliği Konseyi'nin çıkardığı bir tüzük ile (2157/2001/EC) yasal dayanağa kavuşmuştur. Bu şirket biçimi sayesinde girişimcilere birden fazla üye devlette tek bir tüzel kişilik altında işlem yapabilme, hak ve fiil yeteneğine sahip olabilme hakkı tanınmıştır. Bu şirket tipine ilişkin fikirlerin ortaya atıldığı ilk yıllardan beri çalışanlarının yönetime katılımları yönündeki düşünceler de Avrupa Şirketi fikri ile birlikte tartışılmış; hatta, Avrupa Şirketinin yasal dayanağa oturmasının bu kadar gecikmesinde çalışanların yönetime katılımları konusunda üye devletlerin bir anlaşmaya varamamaları en büyük nedeni oluşturmuştur.Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Avrupa Şirketi'nin tanımına ve tarihsel gelişimine, ikinci bölümde yönetime katılımın ne olduğu ve çeşitli bilimlerde yönetime katılıma ilişkin düşüncelere, üçüncü bölümde ise 2001/86/EC sayılı Yönerge doğrultusunda Avrupa Şirketinde işçinin yönetime katılım hakkına değinilmiştir.

Halim Özgün Alemdar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Bir koruma tedbiri olarak Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda tutuklama

Ceza muhakemesinin temel amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması faaliyetinde kişi hak ve özgürlüklerine müdahale niteliği doğurabilecek bazı tedbirlere ihtiyaç duyulabilir. Tutuklama da bu tedbirlerden biridir. Zira tutuklama ile henüz suçluluğu ispat olunmamış kişinin en temel haklarından biri olan özgürlüğü sınırlandırılmaktadır. O halde, aşırılık halinde kişi özgürlüğünün keyfi biçimde ihlali anlamına gelebilecek tutuklamanın Anayasa ve kanun ile düzenlenmesi gerekir.Tutuklamanın anayasal dayanağı, Anayasa'nın 19. maddesinde yer almaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100 ila 108. maddelerinde de tutuklamaya ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Ayrıca kişi temel hak ve özgürlüklerine ilişkin ve ülkemizin de taraf olduğu birçok uluslararası sözleşmede tutuklamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, tutuklama için maddi şartlar ve şekli şartlar şeklinde tasnif edilebilecek bazı şartların oluşması gerekir. Tutuklamanın maddi şartları; şüpheli/sanığın huzurda bulunması, somut olgulara dayalı kuvvetli suç şüphesinin varlığı, ölçülülük ilkesine uygunluk ve kanunda yer alan tutuklama nedenlerinden şüpheli/sanığın kaçma veya saklanma şüphesi altında olması, delilleri karartma veya tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapması veyahut da kanunda belirtilen bazı ağır suçların işlendiği yönünde kuvvetli şüphenin bulunmasıdır. Tutuklamanın şekli şartları ise; yargılama şartının gerçekleşmiş olması ve bir tutuklama kararının varlığı olarak ifade edilebilir.Tutuklama, tüm maddi ve şekli şartları oluşsa da başvurulması zorunlu olmayan ihtiyari nitelikli bir koruma tedbiri olmanın yanı sıra bu şartların ortadan kalkmasıyla birlikte derhal son verilmesi gereken geçici nitellikli bir tedbirdir. Tutuklama sırasında şüpheli/sanık mutlaka müdafi yardımından yararlandırılır. Tutuklama kararı veya tutukluluk halinin devamına ilişkin karardan kişinin yakınına veya belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir. Tutukluluk hali, kanunda belirtilen süreler içinde kendiliğinden veya istem veya itiraz üzerine kontrol edilir. Tutuklama belirli bir üst süreye bağlıdır. Bu süre suçun ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlardan olup olmamasına göre belirlenmektedir. Tutuklanan kişinin de bazı hakları ve yükümlülükleri mevcuttur. Bu hak ve yükümlülüklere Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da yer verilmiştir.

Zekiye Özen İnci
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Deniz kirliliğini önleme ve kirlilik sonucu oluşan zararları tazmin çalışmalarının Türk idari makamlarınca yürütülmesi

Deniz çevresini kirlenmesi sonucu oluşan zararların dünya devletleri ekonomisi, ilişkileri ve hatta politikaları üzerindeki etkileri ve yaşanan kaçınılmaz felaketler, kirlenmeyi önleme ve kirlenme sonucu oluşan zararları giderme bağlamında uluslar arası alanda bir takım çalışmalar yapılmasını zorunlu kılmıştır.1954 Petrol Kirliliğini Önleme Sözleşmesi ile başlayan ve günümüzde de devam eden çalışmaların en önemlilerinden biri hiç şüphesiz ?Petrol Kirliliği Zararlarından Doğan Hukuki Sorumluluk Sözleşmesi (CLC 92)? ve ?Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması İle İlgili Uluslararası Sözleşme (IOPC / FUND 92)?dir. Bu sözleşmelerin bu denli önemli olmalarının nedeni diğer deniz kirliliği ile ilgili sözleşmeler gibi deniz çevresinin kirlenmesinin önlenmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemekten ziyade ortaya çıkan zararın giderilmesi için izlenmesi gereken prosedüre değinmesi ve bu zararların belirli bir miktarının karşılanması için üye devletlerin yararlanabileceği bir fon sistemi tahsis etmesidir.Türk hukukunda ise deniz çevresinin kirlenmesini ?önleme? ve kirlenme sonucu oluşan zararları ?tazmin? usullerini -uluslar arası benzerlerinden farklı olarak-bir arada 11.03.2005 tarihli ?5312 sayılı Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlara Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun? düzenlemiş ne var ki işbu kanunu uygulama olanağı henüz bulunamamıştır. Deniz çevresiyle ilgili hazırlanan birçok uluslar arası düzenlemenin derlemesi ve Türk hukukuna uyarlaması olan kanun ile ilk defa idari makamlara zararları tazmin yetkisi verilmekte ve prosedürün işlerliği için birçok alt kurum oluşturulmaktadır. Kanunun aynı konu ile ilgili yapılmış olan uluslar arası düzenlemelerle arasındaki birçok farklılık endişe yaratmakta ve yeknesak bir yapının daha çok uygulanabilir olduğunu düşündürmektedir.

Nil Kula Değirmenci
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da öngörülen idari para yaptırımları

Çalışmamızın konusu Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Öngörülen İdari para yaptırımlarıdır. Rekabet alanı sosyal hayatın hassas alanlarından birisidir ve bu özelliği nedeniyle idari yaptırımlar ile korunmaktadır.Çalışmamızın ilk bölümünde rekabet düzeni ve idari yaptırım kavramı teorik çerçevede incelenmeye çalışılmıştır. Çünkü Rekabet alanında öngörülen idari yaptırımlar idari işlem niteliğindedirler ve söz konusu idari yaptırımlar idari işlemin bütün unsurlarını taşırlar.Çalışmanın ikinci bölümünde Rekabet kanunda öngörülen idari yaptırımları uygulamakla yetkili idari birim ?Rekabet Kurumu? ve bu kanunda idari para yaptırımı öngörülen idari ihlaller incelenmiştir.Çalışmanın son bölümünde idari para yaptırımlarının konusu, Rekabet Kurumunun bu yaptırımları uygularken izlediği usul ve son olarak bu yaptırımlar ile ulaşılmak istenen amaç incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Rekabet, Rekabet Hukuku, İdari yaptırım, Türk Rekabet Kurumu, İdari Usul.

Emin Koç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza Muhakemesi Hukukunda muhakemenin yenilenmesi

Uyuşmazlıkların belirli bir noktada sonlandırılması ihtiyacı, mahkemelerin kararlarının değiştirilemez kılınmasını gerektirmektedir. Bu gerçek, muhakeme hukuklarında kesin hüküm kurumunun kabulünü sonuçlamıştır. Öte yandan hükümde hata olması ve hükmün kesinleşmesiyle birlikte hatanın adli hataya dönüşmesi tamamen ortadan kaldırılamayacak bir ihtimaldir. Bazı adli hatalar uyuşmazlıkların yeniden dirilmesine, toplumsal barışın sarsılması tehlikesinin yaşanmasına yol açmaktadır. Bu ikilemin aşılması için muhakeme hukuklarında geliştirilen yöntemlerden biri de muhakemenin yenilenmesidir.Genel olarak muhakemenin yenilenmesi ciddi adli hataların ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla kesin hükme bağlanmış olay ve taraflar hakkında yeni bir dava görülmesini anlatır. Kurumun temelinde aynı amaç yer alsa da her bir muhakeme hukuku dalında kabul ediliş biçimi birbirinden farklıdır. Bu farklılık muhakeme hukuku dallarının kendine has özellikleri ve amaçlarına göre şekillenmektedir.Çalışmamızda ceza muhakemesi hukukunda muhakemenin yenilenmesi kurumu incelenmiştir. Bu bağlamda öncelikle ceza muhakemesinin amacıyla bağlantılı olarak ceza muhakemesi hukukunda muhakemenin yenilenmesinin esasları tartışılmıştır. Kurumun tanımı, hukuki niteliği, konusu, benzer kurumlardan farkı ortaya konulmuştur. Daha sonra muhakemenin yenilenmesi

Ahu Karakurt
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu hizmetlerinin yürütülmesinde engelli hakları

Bireyin bedensel fonksiyonlarındaki hasarlar nedeniyle meydanagelen kayıpların yarattığı dezavantajlar engellilik olarak tanımlanır. İşte busosyal dezavantajların ortadan kaldırılması, engelli bireylerin de diğerbireylerle fırsat eşitliği içersinde toplumsal yaşama katılımlarınınsağlanması, devletin en önemli sosyal hizmetlerinden biridir. Yapılanaraştırmalar bugün ülkemizde sekiz milyon civarında engelli birey yaşadığınıgöstermektedir. Bu rakam Avrupa Birliği ülkelerinde üç yüz milyonununüzerindedir. Engelli bireylerin sosyal dezavantajlarını ortadan kaldırmak veonlara insanlık onuruna yakışan bir yaşam sürdürmek için gerekli hizmetlerisunmak; herkes için insanca yaşamı garanti altına alan, fertler arası refahfarklılıklarını azaltmakla görevli olan devletin ödevidir. Şu da bir gerçektirki; yapılan tüm hizmet ve çabalar, ancak toplumun genelinin engellibireylerin ihtiyaçlarına duyarlı hale gelmesi ile anlam ifade edebilecektir. Buda toplumun engellilerin sorunları konusunda bilgilendirilmesi ile mümkünolabilecektir.Avrupa Birliği içersinde yapılan araştırmalar; engelli bireylerin engeldurumları nedeniyle zorunlu olmadığı sürece büyük bakım evlerindetutulmalarının, onların toplumdan tamamen kopmalarına neden olduğunu,sosyalleşmelerini engellediğini göstermektedir. Oysa engelli bireylerin sosyaldezavantajlarını ortadan kaldıracak hizmetlerin maliyetleri ile bakımevlerinde kalmalarının maliyetleri arasında fazla fark bulunmamaktadır. Bunedenle engelli bireylere yönelik hizmetler, bu gün Avrupa Birliği tarafındanda benimsenen politikalarda olduğu gibi onların hem sosyal yaşamlarınıkolaylaştırıcı hem de sosyal hayata katılımlarını sağlayıcı olmakdurumundadır. Bu çalışma kapsamında Türkiye'de ve Avrupa Birliği'ndeengellilerin topluma katılımını sağlamaya yönelik hizmetler incelenerekmevcut yapı ve eksiklikler ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler: Engelli, Engelli Hakları, Engellilere Yönelik Hizmetler,Engelli Sorunları, Engellik ve Fırsat Eşitliği

Engelli kişilerEngelli kişilerKamu hizmetleri
Serkan Çınarlı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği Hukukunda kadın erkek eşitliği ilkesi

Avrupa Birliği Hukuku'nda kadın erkek eşitliği ilkesinin geçmişi 1957 tarihli Avrupa Topluluğu Antlaşması'na dayanır. Antlaşma'nın 119. maddesi (yeni 141), kadın ve erkek arasında ücret eşitliğini öngörecek biçimde düzenlenmiştir. Birlik Hukuku'nda kadın erkek eşitliği ilkesi geçmişten bu güne, konu ile ilgili ortaya konan çeşitli yasal düzenlemeler, Kurucu Antlaşma değişiklikleri ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı içtihatlarıyla gelişme göstermiştir. Cinsiyetler arasında eşitlikle ilgili hukukun günümüzde, Birlik'in ekonomik çıkarları ile sosyal hedefleri arasında çekişmeye sahne olan bir alan olduğunu söylemek mümkündür.Avrupa Birliği Hukuku'nda kadın erkek eşitliğini ilkesini sağlamaya yönelik düzenlemelerin başlıca üç başlık altında toplandığı görülür. Bunlar; ücret eşitliği, işe alınma ve çalışma koşullarında eşit muamele ve sosyal güvenlik alanında eşitliktir. Kadın ve erkek eşitliği ilkesi her üç alanda da esas olmakla birlikte, her bir alan farklı yasal düzenlemelerle ortaya konmuştur.Birlik'in ekonomik çıkarlarını gözetmek konusundaki hassasiyet halen devam etse de, günümüzde kadın erkek eşitliği ilkesini Birlik Hukuku'nda şekillendiren farklı bir faktör bulunmaktadır. Bu faktör, konunun temel insan haklarıyla birlikte değerlendirilmeye başlanmasıdır. Bir başka deyişle, kadın erkek eşitliği ilkesi günümüz Birlik Hukuku'nda, serbest ve tam rekabet ortamının sağlandığı bir iç pazarın yan ürünü olarak değil, tüm Birlik vatandaşlarının günlük yaşamlarının doğal bir parçası haline gelen temel bir insan hakkı olarak görülmeye başlanmıştır.Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde bulunan Türkiye, konu ile ilgili mevzuatını Birlik mevzuatıyla uyumlu hale getirmekle yükümlüdür. Bu doğrultuda başta Anayasa olmak üzere Medeni Kanun, İş Kanunu ve Ceza Kanunu'nun ilgili maddelerinde değişikliklere gidilmiştir.

Bahar Konuk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik modellerinin ortaklık ilişkisi ışığında değerlendirilmesi

Bu tezde; Avrupa Birliği'nin oluşum sürecini ele alınarak, bütünleşmenin geldiği aşama incelenmektedir. Buradan yola çıkılarak, AB'nin olası bütünleşme modelleri ele alınmakta ve söz konusu modeller genişleme-bütünleşme dinamiği açısından değerlendirilmektedir. AB'nin gelecekte alacağı şekil çeşitli yönleriyle saptanarak, Türkiye'nin her bir modeldeki olası yeri ve ağırlığı karşılaştırmalı olarak ortaya konmaktadır. Son olarak ise Türkiye'ye sunulan ve içi doldurulmaya çalışılan imtiyazlı ortaklık modelinin, Ankara Antlaşması ve ortaklık mevzuatı açısından kabul edilebilirliği ve Türkiye'nin hakları incelenmektedir.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği hukukuAvrupa Topluluğu+1
Korhan Beşikçi
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Hırsızlık suçu ve yeni Türk Ceza Kanunu

Zilyedinin rızası olmaksızın başkasına ait taşınır bir malın, yarar sağlanmak amacıyla bulunduğu yerden alınması olarak tanımlayabileceğimiz hırsızlık suçu, Türk Ceza Kanunu'nun malvarlığına karşı suçları düzenleyen bölümünde yer almaktadır.Hırsızlık suçunun incelenmekte olduğu çalışmamızda öncelikle hırsızlık suçunun tanımı ve kanunda aynı bölümdeki bazı suç tipleri ile karşılaştırılması yapılmaktadır. Diğer kısımda ise suçun unsurları, nitelikli halleri, suça uygulanacak yaptırımlar, kovuşturulması hakkında açıklamalar yer almaktadır.Çalışmada hırsızlık suçu hakkında açıklamalar yapılırken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve daha sonra bu kanunda yapılan değişiklikler ile getirilen yeniliklere de değinilmeye çalışılmaktadır. Yenilikler ve değişikliklerle ilgili yapılan açıklamalar hem hırsızlık suçu hem de genel hükümler hakkındadır.

Filiz Sayar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ışığında Karabağ sorunu

Temeli eskilere dayanmakla birlikte, 1988 yılından başlayan Ermenistan ? Azerbaycan Dağlık Karabağ sorunu 1990 yılından itibaren savaşa dönüşmüştür. Savaş 1994 yılına kadar çok ağır bir şekilde devam etmiştir. Uluslar arası örgütlerin girişimiyle 1994 yılının mayıs ayından itibaren ateşkes anlaşması imzalanmıştır. Fakat aradan geçen 14 seneyi aşkın sürede taraflar arasında kalıcı barış sağlanamamıştır. Bu savaş sonucunda Azerbaycan topraklarının %20'ye yakını Ermenistan tarafından işgal edilmiş, işgal bölgesinde yaşayan bir milyonu aşkın insan yurtlarını terk etmek zorunda bırakılmış, mülteci konumuna düşmüştür. Halen çok ağır şartlar altında çadırlarda, eski tren vagonlarında yaşamaktalar.Bu çalışmada Karabağ'ın tarihi incelenmiş, Karabağ sorunun ortaya çıkışı, sorunun savaşa dönüşmesi ve barış için uluslar arası örgütlerin girişimleri değerlendirilmiştir. Savaş sırasında ve savaştan sonra Ermeniler tarafından bölgede gerçekleştirilen İnsan Hakları ihlalleri incelenmiş, bu ihlallerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi açısından değerlendirilmesi yapılmıştır.Karabağ savaşında hakları ihlal edilen bir milyonu aşkın Azerbaycan vatandaşının başta mülkiyet hakkı olmak üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile teminat altına diğer haklarının korunması için zaman kaybetmeden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurması gerektiği önerilmiştir.20 yılı aşkın süredir devam eden Dağlık Karabağ sorunun bir an evvel çözülmesi ve bölgeden sürülen bir milyonu aşkın insanın kendi topraklarına dönmesi ve savaş sırasında esir alınan yüzlerce insanın iade edilmesi gerekmektedir.

Anar Khalılov
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği içerisinde ceza işlerinde karşılıklı işbirliği

? Hürriyet, kanunların müsaade ettiği her şeyi yapabilme hakkıdır.?MontesquieuMontesquieu bu sözünde, kanunları temel almaksızın hür ve özgür bir düzenin kurulamayacağından söz etmektedir. Fakat bir devlette, sadece kanunları temel alan bir sistemin, her zaman hür bir ortam sağlayacağı tartışma konusudur. Şöyle ki, herhangi bir serbestiye izin vermeyen kanunlar ilgili ülkede uygulanıyor olabilir. Bu sebeple, kanunları, vatandaşlarının özgürlükleri doğrultusunda uygulayacak olan bir yönetim sistemine ve bu uygulamalara araç olacak çeşitli politikalara ihtiyaç vardır.Avrupa Birliği'ni kuruş düşüncesinde de kanaatimizce aynı mantık ile hareket edilmiştir. Her ne kadar Maastricht Antlaşması ile birliğin temellerini Avrupa Toplulukları oluştursa da, Toplulukların yanına ikinci sütun ?Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası? ve üçüncü sütun ?Adalet ve İçişlerinde İşbirliği Politikası? eklenmiş ve üç sütun üzerine kurulu Avrupa Birliği inşa edilmiştir. Amsterdam Antlaşması ile de üçüncü sütun ?Cezai Alanda Polise İlişkin Hususlarla Adli Konularda İşbirliği? adını almıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde öncelikle Avrupa Birliği üçüncü sütununun hukuki durumu değerlendirilecek, ikinci bölümde özgürlük, güvenlik ve adalet alanı kavramlarına değinilecektir. Son bölümde ise üçüncü sütun çerçevesinde Ceza Hukuku Alanında Adli ve Polis İşbirliği başlığı altında Avrupa Polis Teşkilatı, Avrupa Adli Birimi, Avrupa Savcılığı, Avrupa Adli Yargı Ağı, Avrupa Yakalama Müzekkeresi konularında bilgi verilecektir.

Gülden Atilla Öztürk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nda ön karar usulü ile görülen davalar

Bu çalışmanın konusu Avrupa Birliği'nin kurumsal yapılanmasının bir parçası olan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın ön karar usulü ile görmekte olduğu davalar ile bu davaların Avrupa Birliği'nin mevcut yapılanmasındaki yeri ve önemi ile kendine özgü niteliğinin değerlendirilmesidir. Uluslararası İlişkiler çalışmaları alanında kurumsal ? betimleyici yaklaşım ve teorik yaklaşımlar çerçevesinde çalışmalar yapılabilmekte olup bu çalışmada kurumsal ? betimleyici yaklaşım kullanılmaktadır.Avrupa Birliği'nin yargısal yapılanması, klasik uluslararası örgütlerin ve ulus devletlerin yargısal yapılanmalarından önemli yönlerle ayrılmakta olup; Yargısal yapılanmadaki bu farklılık, özellikle Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın gerek ulusal gerekse uluslararası diğer mevcut yargı sistemlerindeki usullerden farklı olarak, Birliğe mensup Üye Devletlerin mahkemelerinin ve yargı mercilerinin karar alma mekanizmalarına, ön karar usulü ile katılımı alanında yoğunlaşmış bulunmaktadır. Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın bu özellikli yetkisi sayesinde Divan, hem ulusal mahkeme ve yargı mercilerine yardımcı olmakta, hem de Birlik müktesebatının yeknesak uygulanması ve yorumlanmasına hizmet etmektedir. Bu çalışma ön karar usulü çerçevesinde Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın incelenmesini, Avrupa Birliği ile ilgili birincil kaynakları kullanarak yapmayı hedeflemektedir.

Pınar Dörter
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza Muhakemesi Hukukunda arama

Çalışmamızın konusunu ?Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama? oluşturmaktadır. Arama koruma tedbiri kişilerin özel hayatı, aile hayatı, konut dokunulmazlığı gibi belirli temel hak ve özgürlüklerine belli oranda müdahaleyi zorunlu kıldığından insan haklarıyla da yakından ilgili bulunmaktadır. Bununla beraber arama tedbirinin, yakalama ve elkoyma tedbirlerine vasıta oluşu konunun önemini bir kat daha attırmaktadır. Zira arama koruma tedbirinin başarısı kendisi kadar önem arz eden yakalama ve elkoyma tedbirlerinin başarısını da doğrudan etkileyecektir.Ayrıca yakalama koruma tedbirinin ileride tutuklama tedbirine dönüşebilme ihtimalinin bulunması, arama koruma tedbirini adeta inşa edilmekte olan bir binanın temeline yerleştirmektedir. Nitekim öngörülmüş bulunan kural ve ilkelere uygun yapılmış olan bir arama ceza muhakemesinin ilerleyen evrelerinin sıhhat ve başarısının da bir anlamda güvencesi olacağı gibi; gereken koşulları sağlamayan bir arama da daha en baştan yargılamayı başarısızlığa ve hukuka aykırı olmaya mahkum edecektir. Dolayısıyla arama koruma tedbirinin uygulanması bakımından her zaman göz önünde bulundurulması gereken ilkeler ve uyulması hayati önem taşıyan şartlar çok iyi bilinmelidir.Bu kapsamda çalışmamızda Anayasa, Ceza Muhakemesi Kanunu, ilgili diğer kanunlar ve Arama Yönetmeliği'nde bulunan arama tedbiriyle ilgili düzenlemeler, istisnalar yeri geldiğinde uluslar arası sözleşme hükümleri ve mahkeme kararları da dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmiştir. Bunun yanında tartışma konuları ortaya konulmaya çalışılmış, bu konulardaki düşüncelerimiz ile ilgili düzenlemelerin ne şekilde anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.

AramaCeza Muhakemeleri Usul KanunuHukuka aykırılık+3
Ozan Onan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00