1,063

Archived Theses

4

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgınının ilişkisel sosyolojik açıdan karma desen analizi: Türkiye Emekliler Derneği örneği

2020 Mart ayında Türkiye'de Covid-19 kaynaklı ölümlerin gerçekleşmesi ile birlikte virüsten korunmak amacıyla 65 yaş ve üstüne uzun süreli ciddi kısıtlamalar getirilmiştir. Bu araştırmanın temel problemi, Covid-19'un Pandemi olarak ilan edilmesiyle birlikte 65 yaş ve üzeri nüfusun gündelik yaşamlarının giderek daha güç hale gelmesidir. Araştırmanın alt problemleri olarak ise, emeklilerin getirilen kısıtlamalar hakkında görüşleri başta olmak üzere, zaman ve mekânda yaşama tutunma taktikleri ve komşu, arkadaş, akrabalarla görüşme sıklığı, yalnızlık vb. duygularıyla baş etme stratejilerinin neler olduğu sorularına yanıt aranmıştır. Bu tez çalışmasının temel özelliği kuramsal ve metodolojik olarak aralarında uyumluluk olan "İlişkisel Sosyolojik" bakış açısı (Relational Sociology) ve "Karma Desen" (Mixed Design) araştırma deseninin, özellikle de "Temellendirilmiş Kuram " (Grounded Theory) nitel araştırma geleneğinin birlikte kullanılmasıdır. Ayrıca çalışmanın "özdüşünümsel" (reflexive) olması kadar yorumlama ve açıklamayı birlikte hedeflemesi de onu özgün kılmaktadır denilebilir. Bu çerçevede çalışmada ilk olarak nitel araştırma yapılmış ve buradan kazanılan deneyim ile nicel araştırmanın kapalı uçlu sorularının seçenekleri yetkin bir biçimde yazılabilmiştir. Ankara Türkiye Emekliler Derneği üyesi olan 65 yaş ve üstü 16 emekli katılımcı önce mülakat yapılmış ve şekiller aracılığıyla gündelik yaşamlarındaki değişimler sunulmuştur. Yalnızlık, düzenli sağlık kontrollerinin ihmali ve ekonomik sıkıntılar en önemli güçlükler olarak ifade edilmiştir. Mekân kullanımları, rutinleri ve ev içi ihtiyaçlarını nasıl karşıladıkları da temellendirilmiş kuramın ilk aşaması olan "açık kodlama" sırasında ortaya çıkmıştır. İkinci aşama olan eksenel kodlamada ise, emeklilerin yaşadıkları belirsizliklerde çeşitli noktaları, onları aşma yöntemlerindeki benzerlikler ve farklılıklar betimlenmiştir. Araştırmanın çekirdek kavramı olarak "dayanışma" önerilirken, emeklilerin Pandemi sırasındaki yaşamları süreç olarak "ırmak" metaforu ile anlatılmıştır. Çalışmanın nicel bölümünde, araştırmanın amaçları doğrultusunda katılımcıların gündelik yaşamda yaşadıkları değişimleri kapsamlı öğrenmek için "tabakalı örnekleme" ile ulaşılan 60 emekliye anket uygulanmış, toplanan veriler ileri istatistiksel analizlerle sunulmuştur. Araştırmanın sonuç bölümünde ise, ilişkisel sosyolojik olarak, kuram-uygulama, nicel- nitel, zaman-mekân gibi ikilikleri yenmeye çalışarak, belirsizlikler esasında farklılıklar/benzerlikler, karma desen araştırmanın, sosyoloji için uygunluğu vurgusu ile ortaya konmuştur.

Açımlayıcı sıralı karma yöntemCOVID 19Dernekler+4
Ahmet Faruk Koşar
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş sosyal süreçler ve kuşakların kamusal alanda yaşam tercihleri

Toplumun ortak yararını belirlemeye ve gerçekleştirmeye yönelik düşünce, söylem ve eylemlerin üretildiği toplumsal etkinlik alanlarında kuşakların etkileşimi, tercihleri ve değişim süreçlerine adaptasyonu ile nasıl başa çıkılacağı konusunda araştırmalar devam etmektedir. Çağdaş sosyal süreçleri oluşturan aynı zamanda bu süreçlerde yer alan x,y,z kuşaklarının gelecek arayışları ile başa çıkmak zorunda kaldıkları problemler arasında yumuşak bir geçiş yapılması mümkün kılınabilir. Değişimin kaçınılmaz bir hal aldığı son dönemde kamusal alanda ortak yaşayış unsurlarının kullanım amaçları ve sıklıkları ile bu araçların kullanım şeklinin aynı zaman diliminde yaşayan ancak farklı zaman ve koşullarda dünyaya gelmiş kişilere uyarlanması gerekmektedir. Dijitalleşme ile nesillerin dünyaya bakışları daha hızlı, yoğun ve yaygın bir biçimde değişirken kendi aralarındaki ilişkilerinin düzenlenmesi en önemli durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı X, Y ve Z kuşağına mensup bireylerin kamusal alanda yaşam pratiklerini anlamaya çalışmaktır. Bu amaçla, çalışmada öncelikle literatür taraması yapılmıştır. Ardından Türkiye'nin nüfusu en yüksek ilk üç ilinin (İstanbul, Ankara, İzmir) kent merkezinde toplam 822 kişiye anket uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS programı kullanılarak karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu analizler yorumlandığında Z kuşağının sosyal medya kullanımının görsel dinamikleri barındıran uygulamalar üzerinde yoğunlaştığı gözlemlenirken uluslararası çevrimiçi arkadaşlık uygulamalarını kullanımları oldukça düşük bir oran olarak karşımıza çıkmıştır. Y kuşağının iletişim araçlarının hemen hepsini aktif bir şekilde kullanmasının yanı sıra yazımsal iletişime büyük bir önem verdiği gözlemlenmiştir. X kuşağının son dönem dijital platformalarına geçiş yaparken zorlandığı düşünülse bile iletişim tercihleri bakımından diğer kuşaklarla benzerlikler gösterdiği ve bu platformlar üzerinden sosyal adaptasyon çabası içerisine girdikleri anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Kuşaklar, Kamusal Alan, Sosyoloji, Dijital Toplum, Sosyal Süreçler

Kamusal alanKuşaklarKuşaklararası iklim+7
Gökcan Gürsoy
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1960'larda Türkiye ve İtalya'da yabancılaşma: Sevmek Zamanı ve Batan Güneş filmleri üzerine bir karşılaştırma

Yabancılaşma, günümüzde dahi hala birçok açıdan inceleme alanına sahip olan bir kavramdır. Bu kavrama dair çalışmalar modernleşmenin ortaya çıkışıyla birlikte hız kazanmış, neden ve sonuç çerçevesinde yoğun bir şekilde ele alınmıştır. Sanat eserlerinin de toplumsal manada taşıdıkları potansiyel düşünüldüğünde bu gibi kavramları açıklayıcı bir zemin oluşturdukları görülmektedir. Özellikle toplumu yansıtma amacı güdülmüş sinema akımlarının revaçta olduğu 1960'lı yıllarda günlük yaşayış sinema filmlerine çokça konu edilmiştir. Bu yıllar içerisinde yapılmış Batan Güneş (L'Eclisse) ve Sevmek Zamanı filmleri de bu örneklerden iki tanesidir. Biri İtalya'da biri Türkiye'de yapılmış bu iki film, içlerinde bulundukları toplumun ilişki dinamiklerini ele almış ve bunları incelemiştir. Bu çalışma içerisinde bu iki filmin gerçekleştiği tarihlerden yola çıkılarak 1960'lı yıllarda Türkiye ve İtalya'da yaşanan yabancılaşma üzerinde durulmuştur. Bu sebeple öncelikle yabancılaşma çalışmaları incelenmiş, bu kavrama getirilmiş analizlerin durumu betimlenmiştir. Ardından 1960'lı yılların tarihi çerçevesine bakılmış ve toplumsal bağlamda bireyin durumuna açıklık getirilmiştir. Çalışmanın son kısmında ise Sevmek Zamanı ve Batan Güneş filmleri teorik çalışmalar ekseninde belirlenen temalar üzerinden incelenmiştir. Yapılan bu analiz sonucunda da 1960'lı yıllarda bireyin toplumsal manada yaşadığı bütünlük mücadelesinin ayrıntıları açığa çıkmıştır. Görülmektedir ki 1960'lı yıllar seçilen sinema filmlerinin yansıttığı boyutlarda bir yabancılaşmanın sıkıntılarını yaşamakta, bireysel manada toplumsal tecridin yükselişte olduğunu açığa çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, Sevmek Zamanı, Batan Güneş, Türkiye, İtalya

FilmModerniteSinema+3
Latife İrem Emektar
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Aksesuar ve takının sembolik işlevi: Neo-Şaman kültürü örneği

Sembol, Yunanca "sumolon" kelimesinden türetilmiş, temsil ettiği soyut anlam ile somut dünyadaki karşılığının buluştuğu ve birleştiği şeydir. Diğer bir ifadeyle "kendinden başka bir şeyi temsil eden her şey" şeklinde tanımlanmaktadır. Sembolik etkileşimci teoride ise sembol; "bir şeyi ifade eden herhangi bir jest, işaret veya nesne" olarak tanımlanmaktadır. İnsanlar, sadece diğer insanlarla değil, nesnelerle ve hatta en önemlisi kendileriyle de iletişim halindedir. Bu iletişim kesintisiz ve süreklidir. Sembolik etkileşimci düşünceye göre de sosyoloğun görevi, iletişimi ve iletişimi sağlayan faktörleri incelemektir. Yani sembolik etkileşimcilik, karşılıklı anlaşılan sembollerin kullanımı yoluyla ilgili olan etkileşimleri içermektedir. Bununla birlikte sembolik etkileşimci teorinin ana uğrak noktası kültürdür. Sembol üretimi ile kültür oluşturabilme ve bu sembollere anlam yükleme yetisi sadece insan türüne özgüdür. Bu nedenle sembol ve anlam kavramlarının merkezinde, etkileşime ve onlarla ilişkili sembollere odaklanılmaktadır. Canlılar içinde sembol kullanan sadece insandır. Soyutlanan sembollere anlamlar yükleyerek kültür üretebilen, tek varlık insandır. Sembolleri kullanan insanlar, her şeye bir anlam yüklerler ve ona göre hareket ederler. Bu da kültürün oluşumu için hayati önemlidir. İnsan aktif, yorumlayıcı ve eylemci bir özne olarak kültürel katmanları oluşturur ve eylemlerini semboller ve anlamlar yoluyla kalıcı hale getirir. Kültür, sembollere, sembolik ilişkilere, sembollere verilen anlamlara hayat veren ana malzemedir. Sembolik objeler kültürden kültüre farklılık gösterirken o dönemin sosyo-kültürel yaşamının da bir aynası görevini görürler. Ancak ne yazık ki teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan kültürel yozlaşma nedeniyle, geçmişi geleceğe bağlayacak sembolik önemi olan kaynaklar, önem ve değerini yitirmeye başlamıştır. Şaman kültürünü bu perspektiften ele aldığımızda da; olaylara bir anlam katmak ve bu olaylar üzerinde egemen olabilmek amacıyla insan zihni tarafından, dünyanın çeşitli bölgelerinde, birbirlerinden de bağımsız olarak tasarlanmış büyük sistemlerden biridir. Her toplumun kullandıkları sembollerle, yaşadıkları çevreyle, birbirleriyle iletişimlerinin ve etkileşimlerinin göstergesi olan takıların, kültürel olarak günümüze nasıl aktarıldığı, günümüzde neye dönüştüğü ve aksesuar ve takıların toplumsal yaşamda nasıl bir işlev gördüğünü ortaya çıkarmak önemlidir. Biz bu çalışma ile şaman kültüründe yer alan aksesuar ve takıların işlevleri üzerinde durduk. Bunların kişilere yüklediği anlam ve sorumlulukları ki bu sorumluluklar; korku, cesaret gibi duygular, evlilik, soyluluk gibi statüler vs. belirleyici objeler olarak, geçmiş ile "New Age ya da Neo-Şamanizm" adıyla anılan bir akım olan günümüz arasındaki bağlantıları sosyolojik açıdan ele alarak ortaya koymaya çalıştık. Bu amaçla, çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın metodolojisinin aktarılmasının ardından, ikinci bölümde araştırmanın kavramsal çerçevesi üzerinde durulacaktır. Ardından şaman kültürü incelenecektir. Son olarak, neo-şamanizm kültürü sembolik etkileşimcilik üzerinden incelenmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Takı/Aksesuar, Kültür, Şaman Kültürü, New Age/Neo-Şamanizm, Sembolik Etkileşimci Teori

AksesuarNew Age akımıSembolik etkileşim+4
Gülcan Sarugan
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gözetim çalışmaları temelinde Black Mirror dizisi: Gerçek ve kurmaca hayat ilişkisi

Gözetim pratikleri tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de tartışmaya açık bir konudur. Yeni iletişim teknolojilerinin gelişimi ve özellikle sosyal medya kullanımının artmasıyla beraber daha fazla görünürlük kazanan gözetim uygulamaları, gün geçtikçe daha da gelişmekte, yaygınlaşmakta ve içselleştirilmektedir. Günümüzde bu durumu konu eden sanat eserleri, özellikle sinema filmleri ve televizyon dizileri bulunmaktadır; 2011 yılında yayınlanmaya başlayan Black Mirror dizisi de bunlardan birisidir. Dizi kurgusal bir gelecekte iletişim ve gözetim teknolojilerinin insan hayatı üzerindeki etkilerini bir distopya olarak sunmaktadır. Bu çalışmada yeni iletişim teknolojilerinin eleştirisini yapan Black Mirror dizisinin kurgusal evreni ile gerçek hayat örnekleri karşılaştırılmış, dizinin içeriği analiz edilerek belirli temalar üzerinden bir analiz sunulmuştur. Bu amaçla çalışmada gözetim çalışmaları literatürü incelenmiş, gözetim ve yeni iletişim teknolojileri ile ilgili kavramlar araştırılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, Black Mirror dizisinin kurgusal evreni ile gerçek hayat örnekleri belirlenen temalar üzerinden karşılaştırılmıştır. Yapılan bu analiz sonucunda görülmektedir ki Black Mirror dizisinin kurgusal evreninin gerçek hayatta da örnekleri mevcuttur. Bu noktada her ne kadar yeni iletişim teknolojilerinin faydalı etkileri olsa da, gözetim mekanizmasına hizmet ettiği unutulmamalıdır. Black Mirror dizisinin yarattığı distopya günümüzde çoktan yaşanmaya başlamıştır.

BenzetimBlack MirrorGözetim+7
Eylül Ersoy
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Metropoldeki yabancılaşma probleminin sinemada temsili: Taxi Driver

Yabancılaşma kavramı, günümüzde sosyolojinin önemli kavramlarından biridir. Çağımızda şehirleşmenin artmasıyla ile birlikte farklılaşmanın ve kalabalıklaşmanın yoğun olduğu büyük kentlerde insanların gittikçe yalnızlaşarak kendine ve çevresine karşı yabancılaşması önemli sosyal problemlerden biridir. Çalışmanın temel çerçevesini de bu kavram oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sosyoloji alanındaki düşünürlerden biri olan Georg Simmel'in metropol (ana kent/büyük şehir) ile ilgili yabancılaşma tanımlamasının, sinemanın toplumsal gerçekçi yapıtlardan biri olan 1976 yapımı Taxi Driver filmi üzerinden bir incelenmesidir. Çalışmada bu filmin toplumsal gerçekliği yansıttığı iddiası temel alınmaktadır. Bu çalışma için, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan görsel analiz metodu tercih edilmiştir. Çalışmanın amacına uygun olarak araştırma soruları oluşturulmuştur. Bu araştırma soruları, Taxi Driver filmi üzerinden görsel analiz yöntemi ve içerik analiz tekniği ile incelenmiştir. Analizler ve değerlendirmeler sonucunda, analiz için seçilen Taxi Driver filmindeki 70'li yılların New York metropol hayatında, Georg Simmel'in yabancılaşmaya dair fikirlerinin ve değerlendirmelerinin bulunduğu ve filmdeki yaşantının da bu düşünceleri yansıttığı gözlemlenmektedir. İlk olarak Taxi Driver filmindeki metropolde oluşan yabancılaşmanın nedenleri ile Georg Simmel'in metropoldeki yabancılaşmanın oluşumundaki nedenleri arasında bir benzerlik vardır. İkinci olarak Taxi Driver filminin metropoldeki yabancılaşmadan kurtulmak için sunduğu seçenek ile Georg Simmel'in metropoldeki yabancılaşmadan kurtulmak için sunduğu bir seçenek olan "soylu kişilik" kavramı da benzerdir. Ayrıca Taxi Driver filminde, bireyin metropoldeki yabancılaşmadan ve içerisinde bulunduğu nesnel kültürden kurtulmanın herhangi bir yolunun olmadığı düşüncesi ile Georg Simmel'in bireyin yabancılaşmadan ve paraya dayalı metropoldeki nesnel kültürden kurtulmasının bir yolunun olmadığını ve ayrıca bireyin bu nesnel kültüre yaşayacağı bir sarsıntı ile alışacağı düşüncesi arasında da bir benzerlik söz konusudur. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, Metropol yaşamı, Para

Kentsel yaşamMetropolMetropoliten kent+2
Hüseyin Ali Aksu
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Marshall yardımlarının Türk köylüsüne etkilerinin seçili edebi eserlere yansıması

Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye'ye 1948 – 1951 yılları arasında, Marshall Yardımları/Planı olarak bilinen çeşitli yardımlar yapılmıştır. Bu çalışmada, yapılan yardımlar neticesinde Türk Köylüsünün sosyal, iktisadi ve kültürel açıdan geçirdiği değişiklikler, seçili üç edebi metin üzerinden incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan literatür taramaları sonucunda, içeriklerinin Marshall Yardımlarının Türk Köylüsü üzerindeki etkilerini en belirgin şekilde işlediği düşünülen yazınlar tercih edilmiştir. Aynı zamanda, üç eserin farklı edebi türde seçilmesi ile de, edebiyatın farklı yazınsal çeşitlerinde sosyolojiyi görmek ve yine sosyolojinin, edebiyatın birden çok alanına nasıl etki ettiğini anlamak hedeflenmiştir. Çalışmada metin incelemesi yöntemi kullanılmış olup, her bir edebi eser kendi türü içerisinde ve yazarının hayatı göz önüne alınarak değerlendirilmiş, her bir eserin yansıması detaylı bir şekilde incelenmiştir. Yazın gerçekliği ile sosyolojik olay ve olguların bağı, çalışma boyunca göz önünde tutularak ilerlenmiş ve Türk köylüsünün 1950 - 60'lı yıllardaki izleri, edebiyat bağlamından gözlenmeye çalışılmıştır. Sonuçta anlaşılan ise Marshall Yardımları'nın edebi metinlerde, köylüye dönük yansımalarının kültürel ve ekonomik açıdan olumsuz etkilerinin daha fazla olduğu şeklindedir. Anahtar Kelimeler: Amerikan Sargısı, Ayak – Bacak Fabrikası, Marshall Yardımları, Marşal Katırı, Türk Köylüsü

Amerika Birleşik DevletleriEdebi eserlerEdebi metinler+5
Janset Günaydın
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Damızlık Kızın Öyküsü dizisinde kadının toplumsal açıdan temsili

Ataerkil toplumsal sistemin ortaya çıkışı neredeyse insanlık tarihi kadar eskiye dayandırılır. Bugünün toplumlarının da toplumsal yapı ve ilişkilerinde ataerkil toplumsal sistemin izlerinin gözlemlenebilir olduğunu söylemek mümkündür. Öte yandan ataerkil toplumsal sistem, toplumsal cinsiyet norm ve rolleri aracılığıyla kadınların ve erkeklerin toplumsal düzlemde nerede duracaklarına, hangi işlerle meşgul olacaklarına ve nasıl davranışlar sergileyeceklerine kadar birçok şeyi kurgulamakta ve denetlemektedir. Günümüzde de bu durumu konu edinen pek çok sinema filmi ve dizi çekilmektedir. Nitekim 2017 yılında yayınlanmaya başlayan Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid's Tale) dizisi de bunlardan biri olup, ataerkil toplumsal yapının ileri düzey bir versiyonunu yansıtan bir distopyayı ele almaktadır. Bu çalışmada, ataerkil toplumsal sistemin ortadan kaldırılmadığı takdirde ulaşabileceği boyutun gösterilmeye çalışıldığı Damızlık Kızın Öyküsü dizisi ele alınmıştır. Dizide kadının toplumsal açıdan nasıl temsil edildiği analiz edilmiştir. Bu amaçla toplumsal cinsiyet ve feminist kuramlar literatürü incelenmiş, göstergebilim, kamera hareketleri ve teknikleri, renk ve dekor kullanımlarına dair kavramlar ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde, Damızlık Kızın Öyküsü dizisinde kadının toplumsal açıdan temsili belirlenen temalar ve seçilen sahneler üzerinden analiz edilmiştir. Yapılan analizin sonucunda ataerkil toplumsal yapının, kadının hem toplumsal düzlemdeki yerini hem de ev içindeki konumunu belirlediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Damızlık Kızın Öyküsü Dizisi, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkil Sistem, Feminizm, Kadınlar

AtaerkilDamızlık Kızın ÖyküsüDiziler+5
Sakine Yağmur Güneş
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Basılı medyada kadın temsili: Türkiye'de 8 Mart 2019 örneği

Kitle iletişim araçları; bireyler ve toplumlar arasında haberleşmeyi sağlayarak, bilgi sahibi olmakla beraber farkındalığı arttıran önemli araçlardır. Günümüz teknolojisiyle gelişen, hızlanan ve geniş kitlelere ulaşan iletişim araçları ve çıktıları haber almayı kolaylaştırmaktadır. Böylece mevcut sorunlar, olaylar ve tartışmalar gündeme taşınmakta ve tartışmaların sürekliliği sağlanmaktadır. Bu çalışmada; iletişim araçlarının önem taşıyan bu özelliği dikkate alınarak, seçilmiş tarihlerde, basında yer alan kadınla ilgili haberler incelenmiştir. Kadınların toplumsal cinsiyet algısıyla ilgili olarak yaşayabileceği sosyal, ekonomik, kültürel sorunlar ve kadına yönelik şiddet ile ilgili kavramlar, tanımlar, bağlamlar, metaforlar araştırmanın konusu olmuştur. 8 Mart her yıl Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaktadır. Doğal olarak 8 Mart ve takip eden 9 Mart tarihlerinde medya ve basında kadın ile ilgili haberler ve mesajlar öne çıkmaktadır. Günümüzde kadınlarla ilgili önem kazanan ve devam eden sorunların tespit edilmesi önemlidir. Bugüne bakıldığında; geçmişten bu yana devam eden çalışmaların nasıl sonuç verdiğini anlamak mümkün olabilir. Elde edilen bilgiler planlanacak ve gerçekleştirilecek olan yeni çalışmalara yön verebilir. Çalışmanın yöntemi olarak seçilen nitel araştırma tekniğinde, içerik analizini yapmak amacıyla Nvivo programından yararlanılmıştır. Kategoriler olarak belirlenen kelime, terim ve cümleler içerik içerisinde aranarak elde edilecek bulgular; kavramsal çerçeve bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonunda elde edilen bulgular, kuramsal çerçevede ele alınan konularla ilgili bilgilerle örtüşmektedir. Haberlerin içeriği ve verilen mesajlar; kuramsal çerçevede yer alan toplumsal cinsiyet algısı ve cinsiyet rollerine ilişkin kavramlar, istihdam sorunları ve kadına yönelik şiddet konularıyla paralellik göstermiştir.

BasınKadınlarKadınlar Günü+7
Deniz Depboylu
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi öğrencilerinin sosyal sorumluluk projelerinde yer alma durumu

Bu araştırmada, Başkent Üniversitesi sosyal bilimler alanında eğitim gören öğrencilerinin sosyal sorumluluk projelerinde yer alma durumu incelenmiştir. Bu bağlamda, ilgili bölümlerden toplamda 213 öğrenci örneklem olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Örneklem dahilinde, İletişim, Fen Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler ve Sağlık Bilimleri Fakülteleri yer almıştır. Araştırmada elde edilen verilere göre, öğrencilerin %38,0'ı haftada 1-2 saat sosyal sorumluk faaliyetlerine vakit ayırdığını ifade ederken %23,9'u sosyal sorumluluk faaliyetlerine hiç vakit ayırmadığını ifade etmiştir. Haftada 1-2 saat sosyal sorumluluk faaliyetlerine vakit ayırdığını söyleyen katılımcıların %48,15'i fen edebiyat fakültesinde okumaktadır. Sosyal sorumluluk faaliyetlerine haftada 1-2 saat vakit ayırdığını aktaranların %39,51'i 4. sınıfta okurken %27,16'sı 3. sınıf öğrencisidir. Kadınlar, erkeklere göre sosyal sorumluluk faaliyetlerine daha fazla zaman ayırdıklarını belirtmişlerdir. Haftada 1-2 saat sosyal sorumluluk faaliyetlerine zaman ayırdığını söyleyenlerin %62,96'sı 21-23 yaş grubundadır. Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %60,98'i daha önce sosyal sorumluluk projelerine katıldığını belirtmişlerdir. Sosyal sorumluluk projelerine en yüksek oranda katılım Sosyal Hizmet bölümünde okuyanlar arasındadır. Sosyal Hizmet bölümünde okuduğunu ifade edenlerin %62,5'i daha önce sosyal sorumluluk projesinde yer aldığını aktarmışlardır. Sosyal Hizmet bölümünde eğitim görenlerin 9'u daha önce kendilerinin proje ürettiğini belirtmişlerdir. Sosyal Hizmet bölümünde okuyanların %55'i (22 kişi) sosyal sorumluluk projelerine hem maddi hem manevi katkı sağladığını aktarmışlardır. Sosyal Hizmet Bölümünde okuyanların %42'si (17 kişi) üniversitede üye oldukları topluluk olduğunu söylemişlerdir. Başkent Üniversitesi bünyesinde sosyal sorumluluk projelerine katılım durumları incelendiğinde Sosyal Hizmet bölümü öğrencilerinin (%57,50) ön plana çıktığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Sosyal Sorumluluk, Sosyal Bilimler, Üniversite Öğrencileri

Başkent ÜniversitesiProjelerSosyal hizmet eğitimi+3
Sema Yıldırım
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Beden ve bir anlam üretme aracı olarak dövme

Kültürel tüketim ürünleri ve bunların beden üzerinden görünümleri, okunmaya açık sembolik bir metin üretir. Bu noktadan hareketle, tüketilirken üretilen her kültürel metnin, karmaşık toplumsal ilişkiler yapısı içinde işaret ettiği ve ortaya çıkardığı bir anlamlar bütünü söz konusudur. Tüketim örüntüleri üzerinden işleyen bugünün toplumsal yapısı içinde birey, kendini ifade etmek, kendi varlığını hem kendine hem de diğerlerine açıklamak, aidiyet geliştirmek, estetik olmak, uyum ya da direnç göstermek, kimlik oluşturmak, bireyselliğini vurgulamak ve benliğinin altını çizmek için söz konusu bu tüketim örüntülerine hiç olmadığı kadar fazla baş vurmaktadır. Bedensel bir pratik ve kültürel tüketim nesnesi olarak dövmenin, bütün bu amaçlara hizmet edebilen özel bir konumu söz konudur. Bir beden modifikasyonu ve dolayısıyla sembolik bir ifade biçimi olarak dövme, modern bireyin bireyselleşme, aidiyet, kimlik edinme öyküsünün deri üzerindeki izleridir. Bu çalışma, bireyselliğin ön planda olduğu bu dönemde, kişilerin kendilerini ifade etme, konumlandırma ve kendi direniş odaklarını oluşturma aracı olarak dövmeyi, daha geniş ve karmaşık sosyo-kültürel yapıyla ilintili bir biçimde tartışmayı hedeflemektedir. Çalışma, nitel araştırma yöntemini benimsemiş, bu doğrultuda verilerin toplanması derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, dövme yaptırmış bireylerle gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerden elde edilen bireysel dövme öyküleri çözümlenecek ve söz konusu öyküler, kimlik, aidiyet, toplumsal cinsiyet, din, sosyal statü ve direniş çerçevesinde incelenecektir.

BedenBeden sosyolojisiDövme+3
Cihan Ertan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel mekânda ayrışma bağlamında TOKİ evlerinde yaşam biçimi: Antalya Döşemealtı örneği

Son yıllarda kentsel mekânda parçalanma yaşanmaktadır. Bu tezin amacı mekânsal ayrışma bağlamında Antalya Döşemealtı TOKİ evlerini incelemektir. İlgili literatür incelenmiş, saha araştırması yapılmış ve görüşme tekniği kullanılmıştır. Sitedeki farklı gelir gruplarından sakinler ile görüşülmüştür. Sitede yaşayanların sosyo-ekonomik durumları, konut algıları ve yaşam biçimleri incelenmiştir. Sonuç bölümünde elde edilen veriler yorumlanmıştır. Anahtar sözcükler: Mekân, mekansal ayrışma, TOKİ

AntalyaKentsel ayrışmaMekan+7
Fatih Tezcan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kutsal oyun kavramı ve gündelik hayatta zamanın nitelendirilmesi

Bauman'a göre "Ölümü tanımlamak olanaksızdır; çünkü ölüm, tuhaf bir biçimde, bütün varlıkları var eden o nihai boşluğu, o varolmayışı temsil eder." (Bauman, 2012,s. 11) Aynı zamanda Bauman bir iddiada daha bulunmaktadır: "Ölümlülük yoksa, tarih, kültür – insanlık- da yoktur. Olanağı 'ölümlülük' yaratmıştır: Bunun dışındaki her şey ölümlü olduklarının farkında olan insanlar tarafından yaratılmıştır. Şansı ölüm tanımıştır; insana özgü yaşam biçimi, bu şansın var olmasının ve kullanılmış olmasının sonucudur." (Bauman, 2012,s. 17) İnsanlığın başardığı her şey ölüm ve ölümlülük sayesinde gerçekleşmiştir. Çalışmanın ikinci köşe taşı kültürdür. Kültür, insanların ölüme karşı tampon olarak kullandığı kalesidir. Huizinga'ya göre "Bizim kavrayışımız şu şekildedir: Kültür oyun biçiminde doğar, kültür başlangıçtan beri oynanan bir şeydir." (Huizinga, 2013,s. 70) Ölüm ve kültüre değinildikten sonra yeni bir bakış açısı olan "oyun- ciddiyet/gerçeklik iç içeliği" tartışmaya açılmıştır. Bahsi geçen bakış açısına göre postmodern hayat birçok kutsal oyunu içerisinde barındırmaktadır ancak bir tanesi diğerlerine sıkça temas etmektedir. Tez kapsamında tartışılan "özel" kutsal oyun rasyonaliteyi, verimliliği, fayda arayışını ve bireyciliği kendi ana unsurları olarak belirlemiş görünmektedir. Eğer sosyolojide yeni bir bakış açısı olarak "oyun-ciddiyet/gerçeklik" iç içeliği kullanılabilirse, sosyal çalışmaların, sosyal hayatın değişim ve dönüşümlerini daha rahat anlayabileceği de iddia edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ölüm, oyun, ciddiyet, bireycilik, faydacılık, verimlilik, zaman, zaman kaybı.

BireysellikFaydacılıkKültür+4
Murad Büyükkurt
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel yaşam bağlamında spora yönelen bireylerin sosyo-ekonomik durumları: Antalya'daki spor merkezlerinde sosyolojik bir araştırma

Günümüzün en önemli sosyal olgularından biri olan sporun, araştırmaya değer bir çok boyutu vardır. Sporun bireyler tarafından nasıl algılandığı, sporun ne amaçla yapıldığı sporun sosyolojik analizinde önem kazanmaktadır. Sporun yapısı içinde aktörler/failler de etkin rol oynayabilmektedir. Kentsel yaşam içinde en önemli boş zaman etkinliklerinden biri olarak ele alınan spor aktiviteleri; beden, güzellik, estetik, sağlık gibi kaygılar nedeniyle yer alınabilen aktiviteler olurken, bu aktiviteler sporun aynı zamanda bir tüketim nesnesi olarak da ele alınabilmesine zemin hazırlamaktadır. Spor salonları/merkezleri bu amaçla her kesimden bireye hizmet veren kentsel mekânlardır. Bu salonları kullanan bireylerin spor algıları farklılaşabilmektedir. Bu algıların oluşumunda bireylerin sosyo-ekonomik durumlarının etkisi vardır. Ancak sosyo-ekonomik durum bireylerin spor algısında tek başına baskın faktör olmamaktadır. Aile, cinsiyet, sosyal çevre (eş, arkadaş) gibi faktörlerle beraber; günümüzde sağlık söyleminin yükselmesi, bedensel güzelliğe verilen öneminin artması da bireylerin spor algısını etkilemektedir. Bu çalışmada kentsel yaşam içinde spor salonuna giden bireylerden elde edilen veriler ışığında, sporun toplumdan da bağımsız bir olgu olmadığı düşünülerek, sporun sosyolojik analizi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Spor, Kentsel Yaşam, Tüketim, Sağlık, Güzellik, Boş Zaman

Kentsel yaşamSosyal hayatSosyoekonomik durum+4
Cihan Akkaya
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Tıbbi söylem, gündelik hayat ve iktidar: Şişmanlığın medya aracılığıyla tıbbileştirilmesi

Modern dönemle başlayan sekülerlik, özgürlük, rasyonellik ve bilimsellik tartışmaları, bireylerin gündelik hayatı ve bedenleri üzerinde yeni söylemlerin ve yeni politikaların oluşmasına neden olan önemli gelişmelerdir. Beden artık dinin buyruklarına uyan, onun etkisiyle şekillenen bir nesne olmaktan uzaklaşmış, modernliğin buyruklarına uyan bir projeye dönüşmüştür. Bu kusursuzluk iddiası taşıyan ve beden üzerinde ticari, politik ve toplumsal kaygılar doğrultusunda müdahale gerektiren bir projedir. İnsan hayatını kusursuz süreçlerden oluşturmak, ölümü, hastalığı, sağlığı denetim altına almak önemli uğraş olmakta, bu ise tıbbi bilgi ve onun aracılığıyla oluşturulan sağlık söylemi ile gerçekleşmektedir. Çalışmanın amacı tıbbi bilginin sahip olduğu güç ve gücün beraberinde getirdiği iktidar ilişkisini gündelik hayatın tıbbileştirilmesi bağlamında tartışmaya açmak ve bedenlerimizin sağlık söylemi etrafında hem denetsel hem de ticari bir ilişki ağına nasıl girdiğini şişmanlığın tıbbileştirilmesi bağlamında analiz etmektir. Bu amaç doğrultusunda, alanında önemli otoriteye ve popülariteye sahip olan Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun 2012 yılı boyunca Hürriyet gazetesindeki sağlık köşesi ve şişmanlıkla ilgili tüm haberler analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tıbbileşme, gündelik hayat, söylem, beden, sağlık, tıbbi söylem, iktidar, şişmanlığın tıbbileşmesi,

Günlük yaşamMedyaMedya ilişkileri+7
Meral Timurturkan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni iletişim ve bilişim toplumu: Üniversite öğrencilerinin yeni etkileşim pratikleri üzerine bir araştırma

Bu çalışma küreselleşen ve bütünleşen dünyada internet ağlarının baskın bir konuma gelmesi ile birlikte toplumsal yapıda meydana gelen değişim ve dönüşümleri irdelemektedir. Özellikle klasik anlamdaki kitle iletişim sistemlerinin genel özelliklerinin ötesinde yeni bir iletişim sisteminin ortaya çıkması ile birlikte postmodern bir toplumsal model üzerinden pratiksel anlamda yeni gündelik rutinlerin yaratılması, kamusal alanda yeni söylemlerin ve yeni toplumsal olayları meydana getiren yeni sosyal ağların temel yapısı analiz edilmektedir. Bu bağlamda yeni iletişim teknolojilerinin toplumsal yapı üzerindeki etkisi üniversite öğrencileri ile yapılan derinlemesine görüşme tekniği ile içerik analizi yapılarak sınanmaktadır. Yeni iletişim teknolojilerinin toplumsal yapı üzerindeki dönüştürücü gücü ve üniversite öğrencilerinin gündelik pratiklerinde baskın olan sosyal ağların günümüz dünyasında hem avantajlı hem de dezavantajlı bir boyutta olduğu ve paradoksal bir yapıya sahip olduğu çıkarılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yeni İletişim Teknolojileri, Yeni Medya, Yeni Kamusal Alan

EtkileşimKamusal alanSosyal ağlar+7
Nurseda Kahraman
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal dışlanma bağlamında genç suçluluğu

Sosyal dışlanma bir takım eşitsizlikler ve dezavantajlar sonucunda bireyin dışlanmasına neden olacak maddi ve manevi yoksunluk içinde bulunması, haklarını koruyacak kurumlardan veya sosyal destekten uzak olması durumunda ortaya çıkan dinamik bir süreci ifade etmektedir. Son yıllarda özellikle batı Avrupa ülkelerinde sıkça kullanılan bu kavram dışlanmanın sadece ekonomik görünümüne değil aynı zamanda bireysel ve toplumsal görünümüne dikkat çekmektedir. Toplumda birçok kişi dışlanma riski ile karşı karşıyadır. Bunlar arasında engellileri, kadınları, yoksulları, hastaları ve suçluları saymak mümkündür. Bireysel veya yapısal nedenlerden dolayı ortaya çıkan suç davranışı dışlanmanın hem bir nedeni hem de bir sonucu olabilmektedir. Suç ile ilgili kaynaklara bakıldığında suç davranışının özellikle genç bireyler arasında sıklıkla görüldüğü dikkat çekmektedir. Bu çalışmada bireyin yaşamında önemli bir evre olan gençlik dönemindeki suç davranışı ile sosyal dışlanma ilişkisi ele alınmaktadır. Bu kapsamda gerçekleştirilen saha çalışması Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nün Denetimli Serbestlik ve Yardım Hizmetleri Merkezlerinde denetimli serbestlik hizmetinden yararlanan gençler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma İstanbul ve Ankara olmak üzere iki büyük şehirdeki Denetimli Serbestlik İl Müdürlüklerinde tamamlanmıştır. Nitel ve nicel araştırma tekniklerinin bir arada kullanıldığı saha çalışmasında 234 kişiye "Sosyal Dışlanma Ölçeği" uygulanmış olup 18 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılarak nicel araştırma sonuçlarını destekleyen verilere ulaşılmıştır. Çalışmada sosyal dışlanmanın alt boyutları olarak belirlenen maddi yoksunluk, kurum ve yardımlardan faydalanma, uygun ev ve güvenli çevrede yaşama, sosyal katılımcılık ile kültürel entegrasyon/normlara uyma çerçevesinde genç suçluların sosyal dışlanma durumları incelenmektedir. Saha çalışmasında en düşük düzeyde sosyal dışlanma kurum ve yardımlardan yararlanma alt boyutunda ölçülmüştür. Bu durum örneklemin bir kamu hizmeti olan denetimli serbestlikten yararlanıyor olmalarının olumlu bir etkisi olarak açıklanmaktadır. Sosyal dışlanma en yüksek düzeyde ise sosyal katılımcılık alt boyutunda tespit edilmiştir. Araştırmada sosyal katılımcılık alt boyutu bireyin özellikle toplumsal ilişkileri ve bunlarla olan bağları ile tanımlanmaktadır. Genç suçluların sosyal hayata katılımda yaşadıkları olumsuz deneyimler ile sosyal dışlanmaya maruz kaldıkları hissini duymaları sosyal dışlanma düzeylerinde etkili olduğu görülmektedir. Bu doktora tez çalışması genç suçluluğunu açıklamada sosyal dışlanmanın önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Genç, Genç Suçluluğu, Denetimli Serbestlik

Denetimli serbestlik sistemiGençlerSosyal dışlanma+3
Senem Aslan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yurtdışında eğitimin zorlukları: Türkiye, Akdeniz Üniversitesi uluslararası öğrenciler örneği

Bu çalışma Türkiye'de bulunan Akdeniz Üniversitesi'nde eğitim gören bir öğrenci tarafından kendi akademik gerekliliklerinin bir parçası olarak Akdeniz Üniversitesi'nde eğitim gören uluslararası öğrencileri odak noktasına alarak deniz aşırı ülkelerde eğitim görmenin zorluklarını incelemek için hazırlanmıştır. Uluslararası öğrenciler kendi ülkelerinden son derece farklı olan bir yerde eğitim görmek için psikolojik olarak hazırlanmış ve finansal olarak dayanıklı olsalar bile eğitimlerini tamamlayıncaya kadar ki süreçte zorluklarla karşılaşacaklardır. Bu zorluklar yeni yaşama uyum sağlama, akademik zorluklar ve dil engelleri; kültürel farklılıklar, kültür şoku ve sonuncu fakat bir o kadar da önemli olarak ayrımcılık gibi sosyal zorluklar olabilir. Söz konusu çalışmada veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış görüşmeler kullanılmıştır. Görüşülen 30 uluslararası öğrenciden 10 kişi Afrikalıdır ve çoğunlukla Mali, Gabon, Kongo, Somali, Gana ve Madagaskar'dan gelmişlerdir. Buna ek olarak 10 öğrenci Arnavutluk, Karadağ, Kosova, Rusya, Makedonya ve Romanya gibi Balkan ülkelerinden gelmişken, diğer on uluslararası öğrenci ise Çin, Tacikistan, Afganistan, Sri Lanka, Filistin ve Moğolistan gibi Asya ülkelerinden gelmişlerdir. Bu çalışma öğrenci göçünü sağlayan faktörleri incelemiştir ve görülmüştür ki öğrencilerin birçoğu burs imkânı elde ettiği için ve çok azı Türkiye'yi sevdiği için gelmiştir. Buna ek olarak, bu çalışma deniz aşırı ülkelerde eğitim almanın faydalarını da incelenmiştir ve bulgulara göre katılımcıların büyük çoğunluğu yeni bir kültür tanıma fırsatı elde etmiştir, diğerleri ise farklı insanlarla iletişim kurma fırsatını elde etmiştir. Çok azı bağımsızlaştıklarını ifade etmiştir. Ayrıca bu çalışma uluslararası öğrencilerin geldikleri yerde karşılaştıkları zorlukları da incelemiştir ve bulgular göstermiştir ki öğrencilerin birçoğu dil konusunda zorluk yaşamışken, bir kısmı ise insanların yabancılara karşı olan tavırlarından yana zorluk yaşamıştır. Dahası, çalışmada uluslararası öğrencilerin yeni bir çevreye/kültüre uyum sağlama yolları da incelenmiştir ve görülmüştür ki birçoğu diğer Türk öğrencilerle iletişim ve arkadaşlık kurarak uyum sağlarken bir kısmı doğrudan yeni kültürü benimseyerek uyum sağlamıştır, fakat anti-sosyal karaktere sahip olmaları sebebi ile uyum sağlayamayanlar da mevcuttur. Toplanan veri nitel verileri incelemede uygun bir yöntem olduğu için içerik çözümlemesi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bazı uluslararası katılımcılar deniz aşırı ülkelerde okuyan öğrencilerin karşılaştıkları zorluklarla ilişkili olarak önerilerde bulunmuşlardır ve büyük bir çoğunluğu ifade etmiştir ki ana öğretim dili İngilizce olmalıdır. Araştırmacının bu çalışmadaki vardığı sonuç ise uluslararası öğrencilerin akademik potansiyellerini tam anlamı ile ortaya çıkarmaya engel olan zorlukların üstesinden gelmek adına kurumlar ve uluslararası öğrenciler bir iş birliği içine girmelidirler. Anahtar Kelimeler: Uluslararası öğrenciler, Öğrenci Göçü, Kültür şoku, Zorluklar

Akdeniz ÜniversitesiKültürel farklılıkKültürel uyum+4
Mosa Marrıam Nkoko
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon reklamlarının içerik analizi: Çocuk sağlığı ve gelişimi

Günümüz iletişim ortamları içinde çocukların en çok karşılaştıkları iletişim metinleri arasında reklamların yer aldığı söylenebilir. Bunun temel nedeni, günümüzde çocuk nüfusunun kazanmakta olduğu önemdir.Reklamlar satışları artırma ve hedef kitlenin firma ve ürünleri lehine olumlu davranışta bulunması amacı ile yapılır. Bununla beraber reklamlar hazırlanırken bazı ilkeleri de göz önünde tutmak gerekir. Özellikle çocuklara yönelik yapılan reklamlardan çocukların olumsuz bir şekilde etkilenmemesi için verilecek mesaj ve uygulanacak reklam tekniklerinin iyi seçilmiş olması gerekir.Bu araştırmada Türkiye kanallarında 2009 ` un Mart ve Nisan aylarında, genellikle, 19: 30 ve 22: 30 saatleri arasında yayınlanan, çocuk sağlığına ve gelişimine yönelik reklamların içerik analizi yapılmaya çalışılmıştır. Çocuk sağlığı ve gelişimini hedef alan reklamlardaki konu ve ürün dağılımı, etkiyi arttırmak amacıyla kullanılan popüler kültür unsurları, reklam filmlerinin süreleri, mesaj stratejileri, anlatım tarzları ve kullandıkları dilin özellikleri, reklam verenlere ve reklam biçimlerine göre dağılımları tespit edilmeye çalışılmıştır.

Ekin Demir
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşen dünyada yoksulluk olgusu

Günümüz dünyasında küreselleşme ve yoksulluk en önemli kavramlar haline gelmiştir. Küreselci ideolojinin iddia ettiğinin tersine küreselleşme herkese yarar sağlamamıştır: Küreselleşmenin sunmuş olduğu fırsatlar eşitsiz bir şekilde dağılmaktadır. Küreselleşme süreci ile birlikte dünya kaynakları giderek daha küçük bir kitlenin elinde toplanırken, büyük bir kitle yoksulluk içerisinde yaşamaktadır.Bu çalışmada, küreselleşme süreci ile beraber ekonomik sistemde meydana gelen değişimlerin yoksulluğun artışında ve derinleşmesinde nasıl bir etkide bulunduğu tartışılmaya çalışılacaktır. Bu çerçevede, küresel yoksulluğun artışına neden olan uluslararası kuruluşların politikaları ele alınacaktır.

KüreselleşmeNeo-liberalizmYoksulluk
Begüm Köse
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kentin yeni yoksulları: Sokak toplayıcıları

Gelişmiş Batı ülkeleri kentleşme sürecini 150 yıllık bir zaman diliminde tamamlarken, azgelişmiş ülkeler kentleşme sürecini II. Dünya Savaşı sonrasındaki birkaç on yıla sığdırmıştır. Azgelişmiş bir ülke olarak Türkiye'de de kırsal alanlardan kentlere göç 1950'lerden sonra başlamış ve günümüze kadar hızlı bir şekilde devam etmiştir. Türkiye'nin birkaç on yılda yaşanan kentleşme sürecinin ilk dönemlerini çok büyük sorunlar yaşamadan atlatmasının temel nedeni kentlerde var olan enformel ilişkilerdir. Bu ilişkiler sayesinde kente göç eden kişi kısa bir süre içinde kentte oturacak bir ev ve çalışacak bir iş bulabiliyordu. Bu da göç eden kişinin kente daha kolay adapte olmasını sağlıyordu. 1980'lerden sonra ise kentlerde tanıdık ve akrabalarla oluşan enformel ilişkiler girilen yeni dönemle beraber ?tüm Dünya'da ve Türkiye'de 1970'lerde girilen ekonomik krizin ardından liberal ekonomik politikaların uygulanmaya başlaması ve sosyal devletin tasfiyesi- çok büyük değişimlere uğramıştır. Artık bugünün kentlerinde akraba-hemşehri-tanıdık ilişkileri, kente göç eden kitleler için çoğunlukla sadece hayatta kalabilmenin imkanını yaratmaktadır.Ekonomik ve sosyal politikaların değişmesiyle kentlerde değişime uğramıştır. Kentlerdeki bu değişimin etkilediği en dezavantajlı kesim ise, kentte tutunmak için marjinal yeni iş kolları arayan ve kentteki tüm korunaklı ilişkilerden uzak olan yeni kent yoksullarıdır. ?Sokak toplayıcılığı? da, yeni kent yoksullarının kentte hayatta kalabilmek için buldukları yeni geçim stratejilerinden biridir.

KentleşmeYoksullukÇöp toplama
Sezen Keser
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum, medya ve etik

Toplumun yapısını, kurulu düzenini ve bireyler arasında cereyan eden toplumsal ilişkileri yeniden yaratma, yeniden şekillendirme, yeniden üretme ve yorumlama gücüne ve yeteneğine sahip olan medya bu özelliğinden dolayı birçok tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Medya-toplum ilişkisi içerisindeki bu tartışmaların en önemlilerinden biri de medyanın etiksel açıdan tartışılmasıdır.Medya etiği günümüzde önemi gittikçe artan bir konudur. Çünkü medyanın, temel amaç ve ilkeleri olan, haber verme ve bilgilendirme, doğruluk, kişilik haklarına saygı, tarafsızlık, bağımsızlık gibi medya etik ilkelerinden ayrılarak siyasileşen, ticari bir meta haline dönüşen medya reyting ve tiraj uğruna bu etik ilkelerden giderek sapmaktadır. Bütün bunların sonucundan medya, zararı faydasından çok tartışılan bir araç haline gelmiştir.Bu tezin amacı, etik ve medya kavramlarını açıklayıp medya etiği çerçevesinde tartışılan temel sorunlara değindikten sonra kitle iletişim özgürlüğü, medya öz denetim ve etik ilkeleri incelemektir.

Basın ahlakıEtikMedya+2
Engin Eren
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kadına yönelik şiddet: Antalya örneği

Kadına yönelik şiddet, sosyolojik bakış açısı ile irdelenmiştir. Araştırma saha çalışması ile desteklenmiştir.

AntalyaKadın sorunlarıKadınlar+1
Sevde Yörük
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme karşıtı sosyal hareketler

Bu çalışma, günümüzde hâlâ gelişme süreci içinde olan küreselleşme karşıtı hareketlerin örgütsel yapısını, bu hareketi ortaya çıkaran toplumsal faktörleri ve küreselleşme süreci içerisinde hareketlerin taşıdığı potansiyel dinamikleri araştırmaktadır.Tez, temel olarak üç soruya yanıt aramaktadır: İlki, bir sosyal hareket olarak küreselleşme karşıtı hareketler, kendinden önceki sosyal hareketlerden ne şekilde etkilenmiştir? Bu anlamda, küreselleşme karşıtı sosyal hareketler evrimsel bir sürecin son halkası mıdır, yoksa sosyal hareketlerin yeni bir aşaması olarak kendinden önceki hareketlerden büyük bir kopuşu mu ifade etmektedir? İkincisi, küreselleşme süreci sosyal hareketleri ne şekilde etkilemiştir ve küreselleşme karşıtı hareketler hangi nedenlerden ötürü bu çok boyutlu sürece karşı çıkmaktadırlar? Son olarak ise, küreselleşme karşıtı hareketlerin yapısal özellikleri ve ayırıcı nitelikleri nelerdir? Hareketlere hangi politik kültürler destek vermekte ve hangi toplumsal süreçler hareketleri doğurmaktadır. Eğer varsa hareketlerin ileriye yönelik imkânları nelerdir?

KüreselleşmeSosyal hareketler
Necdet Coşkun Aldemir
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

İnşaat emek piyasasının dönüşümü ve inşaat işçilerinin gündelik hayatı: Ankara'daki bir inşaat şantiyesi

Dünyadaki kentleşme trendi tüm hızıyla devam ederken kentsel yapılı çevrenin inşası da aynı hızla devam etmektedir. Kentlerin, mevcut düzen içerisinde yoğunluğunun artması aynı zamanda kentsel yapılı çevrenin inşasını dolayısıyla bu inşa esnasında emeği ile sürece katılan inşaat işçilerinin yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Emek süreçleri tartışmalarında sıklıkla ele alınan işçi sınıfının kapsamına genellikle fabrika ve maden işçileri girmektedir. Türkiye'de resmi ve gayri resmi sayımlarda sayısı beş milyon civarında olduğu düşünülen inşaat işçileri üzerine sosyolojik perspektifteki çalışmalar kısıtlı kalmıştır. Neo liberal kentleşme pratiği kapsamında kentlerin mekânsal ve sermaye eksenli organizasyonları hükümetlerin politikalarında sıkça ele alınmasına rağmen inşaat işçilerinin bu süreçte görünmez oluşu bu çalışmanın çerçevesini oluşturmaktadır. İnşaat işçilerinin gündelik yaşam pratikleri ve emek süreçlerinde yaşanan dönüşümün sosyolojik çerçevede ele alınması amaçlanmıştır. Bu kapsamda araştırmacının sekiz yıllık inşaat deneyimi ile oto etnografik ve aynı zamanda nitel araştırma yöntemiyle kendini "gurbetçi" olarak tanımlayan ve şantiye alanında çalışan inşaat işçileri ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular sonucunda inşaat iş piyasasının güvencesiz ve kuralsız yapısından kaynaklı inşaat işçilerinin yaşamın her alanında kırılganlıklarının arttığı gözlenmiştir. İnşaat işçilerinin çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinden olması çalıştıkları yerlerde sosyal dışlanmaya maruz kaldığı görülmektedir. İnşaat iş piyasasının kuralsız yapısından kaynaklı taşeronlaşmanın yoğun olarak ortaya çıkmıştır. İnşaat işçilerinin inşaat emek piyasasında güvencesiz olarak çalışması iş kazalarından daha fazla etkilenmelerine sebep olmuştur. İnşaat işçilerinin sigorta ücretlerinin düzenli yatırılmamasından kaynaklı emekli olamamaktadırlar. Şantiye alanındaki yaşam koşullarının yetersizliğinden dolayı inşaat işçilerinin hem çalışma koşulları hem de yaşam koşulları zorlaşmaktadır.

Halil Ecer
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kentleşme sürecinde tüketim: Antalya semt pazarları örneği

Tüketim geçmişten günümüze varlığını devam ettiren bir olgudur. İnsanlar mal ve hizmetleri tüketerek öncelikle yemek, içmek, barınmak ve güvenlik gibi temel fizyolojik ihtiyaçlarını karşılarlar. Ancak sosyo-ekonomik alanda meydana gelen değişimler zaman içinde "tüketim"e farklı bir boyut daha kazandırmıştır. Toplumsal değerlerin metalaşması, bireylerin tüketim alışkanlıklarında rasyonellikten uzaklaşması ve tüketim kültürünün her geçen gün yaygınlaşması tüketim olgusunda meydana gelen değişimleri hızlandırmıştır. Endüstrileşme ile birlikte üretimdeki artışlar, beraberinde tüketim artışlarını da getirmiştir. Tüketim, sadece fizyolojik ihtiyaçları gidermeye yönelik bir aktivite olmaktan çıkmış, insanların yaşamlarının ve yaşam tarzlarının şekillenmesinde de rol oynamaya başlamıştır.Bu çalışmada tüketimin Türkiye'de sosyo-ekonomik açıdan değişen görünümünün ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma genel olarak, kavramsal, kuramsal, tarihsel ve ampirik olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.Anahtar kelimeler: Kent, tüketim, tüketim kültürü, sembolik tüketim, semt pazarları.

AntalyaKentleşmeKentleşme süreci+7
İpek Agcadağ
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Bir erkeklik alt alanı olarak eşcinsel erkeklik alanı

Bu çalışmanın amacı, heteroseksist bir toplumsal düzenleme içinde eşcinsel erkeklik alanının ve gey kimliğinin nasıl inşa edildiği ile sosyal ilişkilerin nasıl deneyimlendiğini, Antalya'da yaşayan 10 eşcinsel erkekle yapılan derinlemesine görüşmelere dayanarak bulmaya çalışmaktır. Connell'ın `hegemonik erkeklik' kavramsallaştırması ve Bourdieu'nin eylem kuramı temel olarak alınarak kentli, genç, eğitimli ve orta sınıf eşcinsel erkekliklerin gey kimliklerini nasıl tanımladıkları ve söz konusu kimliklerine bağlı bir biçimde inşa ettikleri strateji ve pratikleri çeşitli sosyal alanlar bağlamında nasıl deneyimledikleri, araştırmanın odak noktası olarak belirlenmiştir. Öncelikle araştırma toplumsal olarak inşa edilen `çoklu erkeklikler' anlayışına uygun bir biçimde toplumsal cinsiyet alanı içinde kadınsılaştırılan bir erkeklik formu olarak eşcinsel erkeklikler üzerine odaklanmaktadır.Cinsel kimliklerin gelişimi, bir kişinin sürekli bir biçimde kendisi ve çevresindeki diğerleri ile müzakere ettiği karmaşık bir süreci yansıtmaktadır. İlişkisel bir biçimde deneyimlenen erkeklik performansları, eşcinsel erkeklik alanı içinde çeşitli toplumsal alanları ve anlamları dikkate alarak, erkekler tarafından farklı ama aynı stratejileri açığa vuracak biçimlerde sunulmaktadır. Araştırma kapsamında eşcinsel erkeklerin erkeklik performansları içinde deneyimlerinden yola çıkarak hegemonik erkekliğin ve olası bir homofobiye karşı habituslarına bağlı inşa ettikleri stratejilerin önemi vurgulanmıştır. Çoğunlukla söz konusu stratejiler, kamusal alanda deneyimlenen `gizli' bir eşcinsellik biçiminde ortaya çıkmaktadır. Bazı durumlarda eşcinsel erkekler, toplumsal bağlamda sahip oldukları farklı sermaye türlerini ön plana çıkararak cinsiyet performanslarını önemsizleştirmektedir. Buna karşılık özel alanda ise göreli olarak daha toplumsal cinsiyet tabanlı olmayan bir yapılanma deneyimlendiği bulgulanmıştır.

Cinsel kimlikCinsel kimlikErkekler+4
Akif Öztürk
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasi ideolojiler bağlamında sinema

Tarihsel perspektiften bakıldığında ideoloji kavramı, siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik bağlamda sık sık karşılaşılan, ancak net ve eksiksiz bir tanımı yapılamayan tartışmalı bir anahtar kavramdır. Farklı toplumlarda, farklı dönemlerde yapılan ideoloji tanımlamaları, kavramı tek bir açıdan ele almayı zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda, ideolojinin kapsamını anlayabilmek, kavramı farklı açılardan düşünmeyi beraberinde getirmektedir. Günümüzde yedinci sanat olarak kabul edilen ve dünya ölçeğinde en önemli endüstrilerden biri olan sinema ise, ortaya çıktığı günden bu yana ideoloji kavramı gibi siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik unsurlar çerçevesinde görünümü dönüşmüş, içeriği, biçimi ve amacı değişmiş etkili bir kitle iletişim aracıdır.Bu çalışma, ideolojilerin kitlelere benimsetilmesinde, hayata geçirilmesinde ve varlığını yeniden üretmesinde sinemanın önemli bir kitle iletişim aracı olarak işlevselliğini odak noktası olarak belirlemiştir. İdeolojik sinema ve onun en keskin örneği olan propaganda sineması üç farklı ideolojiye hizmet etmesi ekseninde incelenmiştir. Bu noktadan hareketle, komünist ideoloji bağlamında Sovyet Rusya sineması, faşist ideoloji bağlamında Nazi Almanya sineması ve kapitalist ideoloji bağlamında Amerikan Hollywood sineması örneklerle analiz edilmiştir.

EndüstrileşmeFaşizmKapitalizm+6
Ayşe Ersöz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mezhep farklılıklarının eşler arası ilişkilere etkileri

Araştırma, Alevi-Sünni evlilikleri üzerine odaklanmaktadır. Konu genel olarak; aynı dinin farklı geleneklerinden gelen Alevi ve Sünni çiftlerin aile yapıları, farklı gelenek ve mezhebin evlilik üzerine etkileri, çiftlerin aile içi ilişkileri, ailelerinden ve çevrelerinden nasıl tepki aldıkları, aile içinde dinin yeri, çocukların yetiştirilmesi gibi sorularla ele alınmıştır. Bu sorulara cevap bulabilmek için İstanbul ve Almanya'nın Berlin kentinde farklı mezhepten biriyle evlilik yapmış Türklerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. 10 kişi Berlin'den, 50 kişi İstanbul'dan olmak üzere toplam 60 kişi ile görüşülmüştür.Görüşmelerin bir kısmının Berlin'de yapılmasının sebebi, göç süreci ile birlikte insanların kendi dinlerine ve mezheplerine olan bağlılıklarında ve diğer din veya mezhepten insanlara bakış açılarında değişim yaşanıp yaşanmadığını görmektir. Bu sebeple, Berlin'de yaşayan Türkler de, Türkiye'de olduğu gibi diğer mezhepten biriyle evlilik kararı aldıklarında ailelerinden ve çevrelerinden tepkiler alıyorlar mı, evliliklerinde bu konuyla ilgili sorunlar yaşıyorlar mı, çocuklarının dini eğitimi konusunda nasıl bir tutum sergiliyorlar gibi sorulara cevap aranmıştır.Araştırmayla birlikte, üç ana sonuca varılmıştır. İlk olarak, şehir hayatı Alevi ve Sünnilerin geleneksel yapılarında değişim meydana getirmiştir. İkinci olarak, kadınlar böyle bir evlilik kararı aldıklarında erkeklere oranla ailelerinden ve çevrelerinden daha fazla tepki almaktadır. Hatta kadınların kendileri bile, evlilik öncesinde eşlerinin farklı mezhepten olmasını erkeklere kıyasla daha olumsuz karşılamaktadırlar. Toplumdaki ataerkil yapının evlilik içinde de etkili olması ile birlikte, kızlarının diğer mezhepten biriyle evlenmesi sonucu geleneklerinden uzaklaşıp, eşinin mezhebinin etkisinde kalacağı korkusu da ailelerin kız çocuklarının bu tür evlilik yapmasına olumsuz bakmasının sebeplerinden biridir. Diğer bir sonuç ise, tam olarak olmasa da günümüzde ailelerin bu evliliklere olan olumsuz tutumlarının zayıflama eğiliminde olmasıdır. Ailelerin olumsuz tutumlarının azalması ve bu evliliklere daha az karışır olmaları ile birlikte Alevi-Sünni evliliği yapmış bu çiftlerin evlilik hayatlarında bu farklılıktan dolayı daha az problem yaşadıkları görülmektedir.Araştırmanın ilk bölümünde, aile ve evlilik kurumları, eş seçme olanakları ve evlenme engelleri ile ilgili bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde, din ve mezhep kavramları üzerinde durularak, Alevi ve Sünni mezhepleri incelenmektedir. Ayrıca Alevilerin ve Sünnilerin farklılaştıkları bazı konular da irdelenmektedir. Üçüncü bölümde ise, aile içinde eşler arasındaki ilişkiler ve bu ilişkilere mezhep farklılığının etkileri tartışılmaktadır. Dördüncü bölüm saha çalışmasının tanıtıldığı bölümdür. Bu bölümde araştırma alanının tanıtımı yapılarak Almanya'ya göç süreci, dernekleşme hareketleri, din dersi gibi konular üzerinde durulmuştur. Beşinci bölümde, derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler sunulmaktadır. Ardından bulgular analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Yüksek lisans tezi sonuç kısmıyla tamamlanmıştır.

Dini farklılıklarDini imanEvli çiftler+4
Bilge Deniz Çatak
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital oyunların kullanımının sosyolojik analizi: Donanım haber Playstation 5 Forum sitesi örneği

Video oyunlarının bir eğlence aracı olarak hayatımıza girmesi, gelişen bilgisayar teknolojileri sayesinde mümkün olmuştur. Pandemi ile birlikte hayatın ekranlara sığması, yeni toplumsal ilişkiler açısından da önemli bir dönüm noktası olmuştur. Zamanın ve mekânın sınırlarının aşıldığı, ihtiyaç ve arzuların yeniden üretildiği sanal dünya, dijital oyunlar ile bir temsil niteliği kazanmıştır. Göstergelerin zenginliği ve gerçeğin baş döndürücü dönüşümü ile donatılan video oyunları, milyon dolarlık şirketler tarafından tüketim nesnesi olarak yeniden üretilerek oyuncuların parçası oldukları bir kitleye dönüşmüştür. Dijital oyunların günlük hayatla iç içe olması ve bu konunun literatürde yeteri kadar çalışılmamış olması sebebiyle çalışmanın yenilik getirmesi öngörülmektedir. Bu bağlamda kuramsal çerçevede klasik oyunlardan başlayarak dijitalleşen oyunların genel yapısı, çalışmada yer almıştır. Dijitalleşme ve dijital toplum kavramı, dijital oyunların postmodernizm ve tüketim ile olan ilişkisi yerli ve yabancı kaynaklar kullanılarak detaylandırılırken araştırma konusu olan Playstation 5 konsolunun Donanımhaber Forum sitesi üzerindeki sanal ilişki ağı, sosyolojik bir düzlemde incelenmiştir. Kuramsal çerçevede Castells, Baudrillard, Fromm ve Ritzer gibi isimlerin görüşlerinden faydalanılmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırma deseni olarak ise dijital etnografi belirlenmiştir. Dijital etnografi, dijital bir mekân olan forum sitesindeki bireylerin oyun kullanımlarını analiz etmek için kullanılmıştır. Görsel verilerin interaktif bir biçimde kullanılması ve popüler kültür unsuru olarak dijital oyun ve platformları üzerinden etkileşim, dijital etnografi yöntemini ön plana çıkarmıştır. Forum sitesinde yer alan 33 ayrı paylaşımın ekran görüntüleri, konu ile ilgili olarak seçilerek değerlendirilmiştir. Bulgular, marka değeri, anlam kazanma ve etkileşim temaları olarak üç başlık altında toplanmıştır. Çalışmada marka değeri ile sembolik anlam kazanan dijital oyun ve platformlarının bireyleri yeni toplumsallıklara teşvik etmesi incelenmiştir. Bireylerin oyun ve hizmetler üzerinden etkileşimi, dijital bir mekân olan forum sitesi üzerinden araştırılmıştır. Araştırmada dijital oyun kullanımının forum sitesi paylaşımlarına yansıdığı görülmüş, bireyler birbirleriyle etkileşim kurmuşlardır. Sonuçlar bağlamında dijital oyun fenomeni ile beraber dijitalleşme unsurlarını anlamak ve toplumsal bir farkındalık oluşturmak hedeflenmiştir.

Dijital toplumOyunlarPostmodern toplum+5
Tugay Yasin Irmak
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya kent merkezinde gündelik hayat

19. yüzyılda Batı Avrupa?da sanayileşme, modernleşme ve kentleşme olgularının birbirlerini etkileyerek ortaya çıkması ve tüm dünyaya yayılması, Türk toplumunu da etkilemiştir. Modernleşme ve kentleşme süreçleri Türk toplumunda, Osmanlı?nın son dönemlerinde Batı?daki gelişmelerin etkisiyle başlamıştır ve farklı dönemlerde farklı ekonomik, politik, kültürel dinamiklerin ön plana çıkmasıyla günümüzde hala devam etmektedir. Antalya?nın kentsel gelişimi de bu dinamiklerden etkilenerek gerçekleşmektedir. Bu tez çalışmasında, Antalya kent merkezinin bu gelişmelerden nasıl etkilendiği ve nasıl dönüştüğü, kent merkezindeki gündelik hayat üzerinden araştırılmaktadır. Gündelik hayatta kent deneyimi, kentlilerin birbirleriyle olan ilişkileri ve kent mekânlarını kullanmaları çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu noktada kentlilerin gündelik hayat anlatıları, kent deneyiminin, kent merkezinin dönüşümünden nasıl etkilendiğine açıklık kazandırmaktadır. Anahtar kelimeler: kent merkezi, kentsel dönüşüm, gündelik hayat, kent deneyimi.

Tuğçe Tunca
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
10
Master'sOpen AccessTR

Antalya'da yaşayan yerleşik yabancıların sosyal statüleri ve kültürel özellikleri

Türkiye?ye yerleşmek amacıyla gelen yabancıların durumu görece yeni bir olgudur. Aynı zamanda literatür tarandığında, bu konuda sınırlı çalışmaların yapıldığı da görülmektedir. Bu yüzden bu çalışmada, daha fazla verilere ulaşma noktasında belli zorluklarla karşılaşıldığını belirtmek yerinde olacaktır. Bu zorluklara rağmen, bu çalışma Türk İstatistik Kurumu (TÜİK), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB), Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Uluslar arası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) ve Antalya Büyükşehir Belediyesi gibi önemli kurumlardan alınan ve incelenen mevcut verilerle desteklenmektedir. Bu çalışmanın hazırlanmasındaki amaç, Antalya?da yaşayan yerleşik yabancıların sosyal statülerini (eğitim durumu, gelir seviyesi, yasal durumu vb) ve kültürel özelliklerini (konuştukları dİller, Türkçe bilgileri, dinleri vb) inceleyip genel profilini oluşturduktan sonra Türk toplumunun üzerine etkilerini belirlemeye çalışmaktır. Bu etkiler olumlu ve olumsuz özellikleriyle ele alınmaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde ? Küreselleşme Süreci ve Uluslar arası Göç?ün kuramsal tartışmaları yapılmaktadır. Uluslar arası göç çerçevesinde geliştirilen teoriler incelenmektedir; göçün farklı tipleri ele alınarak; günümüzde hala önemini koruyan ?çok kültürlülük? kavramının analizi yapılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümü olan, ?Türkiye?de Göçün Tarihsel Süreci ve Göç Politikaları? yine birinci bölümle olan bağlantısı temelinde ele alınmaktadır. Burada Türkiye?ye göç akımlarına tarihsel çerçeveden bakılmaktadır. Türkiye?de mevcut göç politikaları göç tiplerine ayrılarak incelenmekte ve Türkiye genelindeki yabancıların sosyal statülerine ve kültürel özelliklerine yer verilmektedir. Bu çalışmanın araştırma örneği Antalya?daki yerleşik yabancılarla sınırlandırılarak, yerleşik yabancıların sosyal statülerine toplumsal hayata katılımı da dâhil olmak üzere benzer konulara odaklanılmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümü saha çalışması sonuçlarını içermektedir. Bu bölümde anket uygulaması esnasında elde edilen veriler SPSS programı yardımıyla analiz edilmektedir. Bu veriler tezin ilk ve ikinci bölümde incelenen teorileri doğrulayacağı ya da yanlışlayacağı gibi diğer araştırmacıların ortaya koyduğu verilerlerle örtüşüp örtüşmeyeceği dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Anket uygulama sırasında toplanan verilere dayanılırak ilgi çeken bazı bulgulara ulaşılmıştır. Birincisi, kadınlar daha çok göç etmektedir, bu eğilim Antalya?ya yerleşen yabancıların çoğunun kadınlardan oluştuğu gerçeğinde net bir şekilde görülmektedir. İkincisi, eski SSCB ülkelerinden gelenlerin oranı diğer milletlere göre daha fazla görülmektedir. Üçüncüsü, Antalya?daki yabancıların büyük bir kısmı özellikle uzun yıllar kalanların tamamına yakını Türkçe iyi derecede konuşabilmektedir. Dördüncüsü, yabancıların Antalya?da memleketlerindeki işi yapamamaları memleketlerine geri dönme kararlarını doğrudan etkilememekte başka sektörlerde çalışarak Antalya?da kalmaya devam etmektedirler. Beşincisi, yabancıların kendilerinin tanımlama şekli Türklerin onlara karşı algılamaları ile örtüşmektedir, başka bir ifadeyle çevresinde ?yabancı? olarak tanımlanan bir kişi kendisini de ?yabancı? olarak görmektedir. Altıncısı ise, göç etme kararında en önemli rolü aile etkenleri oynamaktadır.

AntalyaBeyin göçüUluslararası göç
Gökhan Bayram
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medya ve ortaöğretim öğretmenlerinin Facebook kullanım alışkanlıkları

Bu çalışmada sosyal medya, en yaygın olarak kullanılan bir sosyal medya örneği olan Facebook üzerinde yoğunlaşılacaktır. Buradan hareketle ortaöğretim öğretmenlerinin Facebook kullanım biçimleri ve alışkanlıkları incelenmiştir. Bu çerçevede araştırma; Antalya?da bulunan dört okulda halen çalışmakta olan ve Facebook?u aktif olarak kullanan kırk öğretmen ile yapılan derinlemesine görüşmelerin analizine dayanmaktadır Söz konusu olan okullar; 75. Yıl Cumhuriyet Lisesi, Antalya Barosu Kız Teknik ve Meslek Lisesi, Envar Koleji ve Hacı Malike Mehmet Bileydi Anadolu Lisesi?dir. Bu liselerde çalışan öğretmenlerin Facebook kullanım biçimleri ve Facebook?u hangi amaçlarla kullandıkları analiz edilmiştir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Katılımcılara sorulacak sorular önceden planlanmış ve bu sorular görüşme formunda hazırlanmıştır. Ancak daha çok enformasyon elde etmek istenilen ya da konunun daha derinlenemesine analiz edilmesi istendiği zaman, katılımcılara bazı alt sorular da sorulmuştur. Görüşmelerin sonuçları ?betimsel analiz? yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın temel varsayımı, Facebook kullanımının bireylerin medeni durumu, doğum yeri, yaşı, cinsiyeti fark etmeksizin oldukça yaygın olması ve Facebook?un ortaöğretim öğretmenleri tarafından arkadaşlarla haberleşme, görüşme, paylaşımlarda bulunma gibi amaçların yanı sıra, eğitime yönelik olarak da kullanılması üzerinedir. Araştırmada elde edilen bulgular, temel varsayımı doğrulamıştır.

Bilge Sönmez
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Günümüzde erkeklerin gözünden babalık ve aile

Günümüz toplumlarında geleneksel aile yapısının çekirdek aileye dönüşmesi, çekirdek aile yapısı içindeki bireylerin rol ve sorumluluklarının değişmesi, kadının eğitim düzeyinin artması ve ekonomik yönden erkeklere bağımlı olarak yaşamaktan kurtulmaya başlaması kadının toplum içindeki statüsünde değişmelere neden olmuştur. Toplumsal cinsiyet rolleri arasındaki keskin sınırların kalkması anne ve baba rollerinin değişmesini beraberinde getirmiş, babalık kavramı da bu değişimlerden etkilenmiştir. Erkeklerin ev işi ve çocuk bakımıyla ilgili sorumlulukları paylaşmaya başlaması babalık olgusuna ilişkin tutum ve davranışlarda değişime ve babalık olgusuna yeni anlamlar atfedilmesine yol açmıştır. Günümüz toplumlarında geleneksel kültürel inanç ve değerlere sahip annelik-babalık ile modern annelik-babalık uygulamalarının bir arada yaşatıldığı görülmektedir. İlgili literatür incelendiğinde babalığa ilişkin tutum ve davranışları belirleyen etkenler konusunda gerçekleştirilen çalışmaların yetersiz olduğu ve konuyla ilgili araştırmalara ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Türk toplumunun kültürel yapısı içinde günümüz erkeklerinin babalığa ilişkin tutum ve davranışlarının değişiminde hangi faktörlerin etkili olduğunu saptamak amacıyla gerçekleştirilen bu araştırma literatürde yer alan eksikliği bir nebze de olsa gidermeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma kapsamında gerçekleştirdiğimiz alan araştırması nicel bir araştırma desenine sahip olmakla birlikte, bu nicel deseni güçlendirmek amacıyla derinlemesine görüşmeler yoluyla elde edilen nitel veriler de kullanılmıştır. Derinlemesine görüşmeler sonucunda yapılan deşifreler Likert ölçeğinde yer alan ifadelerin kararlaştırılmasında belirleyici olmuştur. Likert ölçeğinin yanı sıra katılımcılara annelerinin eğitim düzeyi, babalarının eğitim düzeyi, ailelerinin nerede yaşadığı, ailelerinin aylık ortalama geliri ve ailelerinin kaçıncı çocuğu olduklarına ilişkin beş sorudan oluşan babalık tutumunun oluşması açısından öncelikli etkiye sahip sosyo-demografik değişkenlerin sorgulandığı sorular da yöneltilmiştir. Likert tipi ölçek yardımıyla baba adayı olan erkek üniversite öğrencilerine anket formu uygulanmış olup elde edilen veriler frekans analizi ve Ki-kare bağımsızlık testlerine tabi tutulmuştur. Uygulanan istatistiksel testlerin sonuçları doğrultusunda baba adaylarının babalığa ilişkin tutum ve davranışlarının oluşması ve gelişmesi sürecinde annelerinin ve babalarının eğitim düzeyleri etkilidir saptamasını yapmak mümkün görünmektedir.

AileAile içi rollerAile yapısı+6
Özge Zeybekoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma sürecinin akademisyen kadınlar üzerine etkileri (Akdeniz Üniversitesi örneği)

Modernlesme çabası içinde olan günümüz toplumlarında meydana gelen degisim ve dönüsümler, evlilik ve aile kurumuna da yansımakta ve pek çok toplumda bosanmalar artmaktadır. Sanayilesme ve beraberinde yasanan kentlesme süreci, degisen is yasamı, kadının ve erkegin isgücüne katılım oranındaki yükselis, artan bireysellesme ve liberallesme hem evlilik ve aile kurumu hem de bosanmalar üzerinde etkide bulunmaktadır. Bu çalısmada toplumsal degisme sürecinde aile ve evlilik kurumunun isleyisi ve bosanma olgusunun olusumu, gelisimi ve degisimi açıklanmaktadır. Akdeniz Üniversitesi'nde bosanmıs akademisyen kadınlarla yapılan derinlemesine görüsmeler yoluyla kadınların evlilik ve bosanma süreçlerine iliskin veriler toplanarak bosanma neden ve sonuçlarının irdelenmesine çalısılmıstır. Ayrıca bireylerin sosyal, ekonomik, kisisel ve hukuksal statülerinde önemli bazı degisiklikler meydana getiren bosanmaların, kadınların yasamlarına nasıl etkide bulundugu ve bosanma sonrası sürece adaptasyonları incelenmistir. Bosanmalar bir yandan ekonomik zorlukları, sosyal ve psikolojik yıpranmayı beraberinde getirirken, diger taraftan evlilikte yasanılan sıkıntıların sona ermesi ve rahatlama ile sonuçlanabilmektedir. Ne var ki, özellikle evliliklerin çıkmaza girdigi zamanlarda bir çözüm yolu ve özgürlesme aracı olarak algılanan bosanmalar, geleneksel degerlerin tam olarak terk edilip modern tutumların benimsenmedigi toplumlarda, kadınlar hangi sosyoekonomik statüye sahip olursa olsun pek çok açıdan hayatlarını sınırlamaktadır. Toplumun bosanmıs kadına olumsuz yaklasımı, bu kadınların yasamlarının her alanını önemli ölçüde etkilemektedir.

BoşanmaBoşanmış kadınlarKadın akademisyenler+2
Sinem Burcu Uğur
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya'da yaşayan Ahıska Türklerinin sosyo - kültürel yapısı

Göç, zorunlu göç bugün bile yaşanan bir gerçek olarak, tüm toplumlarda sosyal ve kültürel dinamikleri etkileyen bir olgudur. Ahıska Türkleri de göç olgusundan doğrudan etkilendikleri için, Antalya'da yaşayan Ahıska Türklerinin kültür durumları ve uyum sorunları büyük bir önem taşımaktadır. Bu çalışmada Sovyet döneminde zorunlu göç (sürgün) uygulamasına maruz kalan ve bugün Antalya'da yaşayan Ahıska Türklerinin yeni bir yaşam kurma süreci, içinde bulundukları sosyo-kültürel yapıya uyum sorunları ve yaşanan göçün toplumsal yapı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla göçe birebir şahit olan ve göç sonrasının izlerini taşıyan ve Antalya'da yaşayan Ahıska Türkleriyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonuçları Weberyan bakış açısı ele alınarak göç, ırk ayrımcılığı, sosyal kapanma ve asimiliasyon korkusu ve sosyal dayanışma ve kayıpların yarattığı üzüntü başlıkları altında incelenmiştir. Ahıska Türkleri geniş bir alana sürülmelerine ve buna bağlı olarak geniş bir coğrafyada yaşamalarına rağmen, Türklüklerinden hiçbir şey kaybetmemiş ve bugüne kadar, kendi bünyelerinde, Türk adını ve kimliğini yaşatmasını başarabilmişlerdir. Antalya'da yaşayan Ahıska Türkleri karşılaştıkları en önemli sorun meslek sahibi olmalarına rağmen çeşitli nedenlerle kendi mesleklerini icra edememektedir. Büyük bir kısmının turizm sektoründe çalışmakta, az sayıda da olsa esnaf ve serbest meslek sahibi olanlar kendi işlerini kurmaktadır. Çoğu her şeyini geride bırakıp geldikleri ve burada yeni bir yaşam düzeni kurmaya çalıştıkları için ekonomik sıkıntı içindedirler. Yeni bir yerde yeni bir hayat kurmanın getirdiği her türlü zorluklar kültürel birlik ve geniş aile dayanışması ile aşılmaya çalışılmaktadır.

Ahıska TürkleriAntalyaKültür+3
Sabina Ramadanova
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Mahremiyet ve gözetim ilişkisi bağlamında aile hekimliği bilgi sistemine dair bir değerlendirme

Bilişim teknolojilerinde son elli yılda yaşanan değişim toplumları derinden etkilemiş; bilgisayar, internet gibi teknolojilerin yaygın kullanımı gündelik hayatı geri döndürülemez biçimde değiştirmiştir. Bilişim teknolojilerinin hem vatandaş hem de devlet kurumları tarafından artan bir biçimde kullanılması gözetim ve mahremiyet ihlali tartışmalarını gündeme getirmiştir. Bu tartışmaların bir tarafında bilişim teknolojilerinin insanlara özgürlük getirdiği düşünülürken diğer tarafında ise gözetime özellikle de veri gözetimine sebebiyet verdiği iddia edilmektedir. Bu çalışmanın ana odağı; Türkiye'de 2011 yılından beri uygulamada olan Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) çerçevesinde mahremiyet hakkının ihlali, mahremiyet sorunu ve gözetim pratikleri arasındaki ilişkidir. AHBS; aile hekimi, ebe/hemşire gibi sağlık profesyonellerinin T.C. kimlik numarası, alkol, sigara, uyuşturucu kullanımı, tetkik sonuçları, tedaviler, sağlık geçmişi, cinsel hastalıklar geçmişi, cinsel yaşam ile bağlantılı sorular, mahkumiyet durumu vb. detaylı bilgileri işlediği sistemdir. Bilgi işleme süreci belirli bir kişiyi işaret eden bilginin tamamlanıp Sağlık Bakanlığı serverlarına iki saat içinde gönderilmesiyle tamamlanmaktadır. AHBS; aile hekimleri için hastayı kolayca hatırlama, hastanın hastalık ve ilaç geçmişine ulaşma, gibi sayısız faydaları olmasına rağmen, bu tür kişisel bilgilerin Bakanlık ile paylaşılması bakımından verileri bir çeşit gözetime açık hale getirmektedir. Bu bakımdan ulusal ve uluslararası mahremiyet koruma düzenlemelerine rağmen oluşan bu bütüncül süreci sosyolojik anlamda incelemek bir gerekliliktir. Bu çalışmanın temel amacı Birinci Basamak Sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sürecinde sistemin, elektronik doğasından kaynaklı herhangi bir gözetim pratiğine aracılık yapıp yapmadığını ortaya çıkarmaktır. Bu amaç için AHBS'nin yapısını incelemek ve anlamak; içinde barındırdığı soruları, bağlamları ve nihayetinde bunların mahremiyet ve gözetim konularıyla ilişkisini tartışmak önemlidir. Sistemin içinde yer alan oldukça geniş sorgu alanları göz önünde bulundurulduğunda hasta-hekim ve hasta-hekim-devlet ilişkileri bağlamında konunun biyopolitika ile de bağlantısını ortaya koymanın önemli olduğu düşünülmüştür. Mahremiyet kavramı kişinin kamusal alanda açığa çıkarmadığı veya kamusal alanda çok kısıtlı paylaşımda bulunduğu duygu, düşünce ve davranışlar olarak tanımlandığında AHBS uygulaması mahremiyet açısından olduğu kadar "veri mahremiyeti" açısından da tartışmalı konumdadır. Birinci Basamak sağlık sisteminde kullanılan bu program sadece kişileri mahrem bilgileri üzerinden sistematik bir şekilde izlemesi, kayıt altına alması değil aynı zamanda aynı kişiye ait diğer kişisel bilgileriyle bağdaştırabilmesi açısından da veri gözetiminin bileşenleri içinde barındırmaktadır. Büyük verinin –big data- toplandığı ve Sağlık Bakanlığı ile derhal paylaşıldığı gerçeği gözetim olgusunun hem olası mahremiyet ihlallerinin hem de devletin biyopolitikalarının sorgulandığı noktadır. Bağlantılı olarak araştırma soruları; bu pratiklerin sağlık profesyonelleri tarafından nasıl algılandığı, kişisel ve detaylı bilgileri "bilip" "yönetmeye" dayalı olarak gözetime, olası mahremiyet ihlallerine ve devletin biyopolitikalarına katkı sunulup sunulmadığını içermektedir. Gözetim ve mahremiyet bağlamında, bu araştırmanın ana amacı; AHBS uygulamalarının gözetim pratikleriyle okunup okunamayacağı ve anlaşılıp anlaşılamayacağını tartışmaya açmaktır. Ayrıca, kişisel verilerin toplanması, kayıt edilmesi ve Sağlık Bakanlığı serverlarına gönderilmesi süreçleriyle ilgili bilgi toplanması amaçlanmıştır. Araştırma sırasında vatandaşların sağlık verileri üzerinde ne kontrole ne de rızaya sahip oldukları gözlemlenmiştir. Çünkü gözetimin öznesi olarak vatandaşlar, veri toplama sürecinin farkında değillerdir. Araştırma sırasında; bu hatırı sayılır miktardaki toplanan kişisel bilgilerin direkt olarak sağlık konularıyla ilgili olmadığının farkına varılmıştır. Bu durum kişisel haklara bir tehdit olarak okunabilir. Araştırma sosyolojik bir bakış açısından Aydın şehir merkezinde çalışan ve sistemi kullanan yirmi beş aile hekimi, on ebe/hemşire ve bir AHBS uzmanını içeren kalitatif bir çalışma olarak dizayn edilmiştir.

Aile hekimliğiBilgi sistemleriBiyopolitika+3
Tuğçe Zeynep Abalı
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kamu sağlık hizmetlerinde 1980 sonrası uygulanan neo-liberal ekonomi politikalarının sağlık personeli istihdamı üzerindeki etkileri: Sözleşmeli sağlık personeli istihdamının eleştirel bir değerlendirmesi

Bu tezin amacı, Türkiye'de 1980'lı yıllardan itibaren uygulanan neo-liberal sağlık politikalarının yardımcı sağlık personeli üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışma yapılırken birinci bölümde sağlık hizmetlerinin genel tanımı, dünyada uygulanan sağlık sistemleri kısaca incelenmiş ve ülkemizin sağlık sisteminin kategorize edilmesine yönelik ön araştırma yapılmıştır. Yine çalışmanın birinci bölümünde iktisat teorisinin geçirdiği evrelerde irdelenmiş ve bunun sağlık sistemiyle olan ilişkisi üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Türkiye'deki sağlık sisteminin Cumhuriyet devriminden günümüze geçirdiği evrim üzerinde durulmuştur. Cumhuriyet devrimiyle birlikte sağlık alanında yapılan uygulamalar Türk modernleşmesinin bir parçası olmuştur. Sağlık hizmetlerinin gelişim evreleri aynı zamanda Türk modernleşmesinin gelişim evreleriyle paralel bir çizgi taşımaktadır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde 1980 sonrası uygulanan sağlık politikalarının personel istihdam modeline etkisi üzerinde durulmuştur. Sözleşmeli sağlık personeli istihdamına yönelik olarak hazırlanan soru formu İzmir ilindeki kamu hastanelerinde çalışan sözleşmeli sağlık personeliyle yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Toplanan veriler, çalışmanın ileri sürdüğü hipotezlerle karşılaştırılarak sonuçlara ulaşılmıştır. Sözleşmeli istihdam modelinin sağlık personeli üzerinde oluşturduğu etkiler ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Refah devleti, neo-liberalizm, küreselleşme, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, sağlıkta reform süreci, esnekleştirme, piyasalaştırma,

Ekonomi politikalarıNeo-liberalizmReform+6
Erdal Çirpici
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Vıctor Hugo'nun Sefiller adlı eserinden hareketle 19. yüzyılda Fransa'da suç olgusu üzerinde bir değerlendirme

Betimsel olduğu kadar eleştirel yönü olan bu çalışma, 19. yüzyılda Fransa'da suç ve ceza anlayışı üzerine bir değerlendirme amacı taşımaktadır. Çalışma, konusu itibariyle, edebiyat, sosyoloji ve hukuk alanları ile ilgilidir ve amacıyla bağlantılı olarak, edebi eser üzerinden (Sefiller) bir sosyal olguyu (suç) ele almıştır.Çalışmada, 19. Yüzyıl Fransası'nın hukuk sistemi ve adalet anlayışı gözden geçirilmeye ve dönemin uygulamalarına yönelik eleştirel bir okuma yapılmaya çalışılmıştır. Fransa'da, 19. yüzyılda ceza uygulamalarında cezanın suça oranla oldukça ağır olduğu, bu yönüyle dönemin hukuk sisteminin henüz modern hukukun ceza uygulamalarından farklı olduğu vurgulanmıştır.Çalışma, üç ayrı bakış açısına dayanılarak hazırlanmıştır. Yansıtma kuramlarından doğan, yazarın içinde geçtiği tarihsel süreçten etkilendiğini vurgulayan tarihsel ve sosyolojik eleştiri yöntemleri eser incelemesinde yazarın içinde yaşamış olduğu bu süreci anlama gerekliliği üzerinde dururlar.Ortaya konmaya çalışılan, dönemin pozitif hukuku ve adalet anlayışına ilişkin ipuçlarının yazarın bakış açısından geçerek kırılmaya uğradığı düşünüldüğünden üçüncü bir bakış açısı ele alınmıştır. Sanatçının duygularının önemini vurgulayan anlatımcılık kuramıyla biçimlenen biyografik eleştiri yöntemi, yazarın kişiliğiyle eserleri arasında bir bağ bulunduğunu, sanat eserini anlayabilmek için yazarın yaşantısını tanımanın önemli olduğunu vurgular. Aynı zamanda çalışma çerçevesinde, metnin içine girerek, yeniden yorumlama olanağı sağlayan göstergebilimsel yöntem kullanılarak, metinde ana karakterin eylem çizgisi, dörtgenlerle ortaya konmuştur.ANAHTAR SÖZCÜKLER: Suç, ceza, pozitif hukuk, ideal hukuk

19. yüzyılAdaletHugo, Victor+5
Sevra Fırıncıoğulları
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni sağ ve siyasal İslam: AKP örneği

Yirminci yüz yılın son çeyreği dünyada yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu döneme damgasını vuran olaylar, Sovyetler Birliğinin çöküşü, Soğuk Savaşın sona ermesi, Berlin Duvarının yıkılması, neo-liberalizmin iktidarının dünya çapında yayılması olduğu kadar dünyanın bütün dinlerinde ortaya çıkan bir yeniden siyasallaşma olgusu da olmuştur. 1973'te yaşanan petrol krizi ve buna bağlı olarak derinleşen ekonomik kriz Keynesyen ekonomi politikaların sorgulanmasını da gündeme getirmiştir. Krizden çıkış arayışlarında liberal politikalara yeniden dönmek önemli bir alternatif olarak ön plana çıkmıştı. Ekonomik alandaki liberalizm toplumsal anlamda bir çeşit muhafazakârlıkla birleşmiş ve ortaya bir `Muhafazakâr devrim' çıkmıştı. Bu gelişmeler yeni sağ ve neo-liberal ekonomik politikalar olarak formülleştirilmiştir. Türkiye'de yeni sağın ve Muhafazakârlığın temsilciliğini bir dönem ANAP yapmıştır. En son temsilcisi olan AKP'dir ve bu öğeleri programına taşıyarak 2001'deki siyasal ve iktisadi krizin de etkisiyle büyük bir atılım gerçekleştirmiştir.1970 sonrası siyasal İslam'ın siyasetteki rolü artmış ve bu durum Ortadoğu'yu etkilediği gibi Türkiye'deki İslami kesimi de cesaretlendirmiştir. 1980'lerle kendini belirgin bir biçimde gösteren İslamcılık, 1990'lı yılların ortalarından itibaren seçimlerde önemli gelişme kaydetmiştir. Siyasal İslam'ın Türkiye siyasetindeki etkisi 28 Şubat süreciyle kesintiye uğramış olsa da, 3 Kasım (2002) ve beş yıl sonra yapılan 22 Temmuz (2007) seçimlerinde AKP'nin elde etmiş olduğu oy oranı bu süreci yepyeni boyutlara taşımıştır.Son on yılda ülkemiz siyasetine damgasını vuran AKP, bir yandan `muhafazakâr demokrat' kimliği diğer yandan uygulamış olduğu yeni sağ politikalarla iki seçimde de oylarını artırmıştır. Bu sonuçlar medyada, akademide ve çeşitli kesimlerce yıllarca tartışılmış ancak özellikle iktidar yıllarında yurttaşın AKP hükümetini nasıl algılandığı ve ana ekonomik politikalarını nasıl değerlendirdiği konusundaki ampirik araştırmalar yok denecek kadar sınırlı kalmıştır. Bu çalışmada AKP'nin 10 yıla yaklaşan hükümet yıllarına uygulamış oldukları ekonomik, siyasal, din ve laiklik gibi temel politikaların seçmenler tarafından nasıl algılanıp yorumlandığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Adalet ve Kalkınma PartisiDinDin-siyaset ilişkileri+3
Uğur Pelin Oğuş
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yapı ve fail ilişkisinden hareketle ataerkil ideoloji ve toplumsal cinsiyet etkileşimini anlamak

Bu çalışmanın temel amacı, toplumdaki güç ve egemenlik ilişkileri içinde bireyin direnme gücüne, özgürleştirici potansiyeline vurgu yapan teorileri toplumsal cinsiyet temelinde incelemek ve bu teoriler içinde kadının, ataerkil düzen karşısındaki konumunda aynı direnme olasılığını koruyup korumadığını irdelemektir.Feminist teorinin tarihsel gelişimine bakıldığında düalist bakış açısının egemen olduğu, kadın/erkek ikiliğinin baskın çıktığı görülmektedir. Bu çalışmada, ikilikler, ayrımlar yaratmak yerine, toplumsal cinsiyetin içinde taşıdığı değişme ve direnme ihtimallerini, toplumsal cinsiyet ile ataerkil ideoloji arasındaki karşılıklı etkileşimi ön plana çıkaran bir bakış açısı benimsenmiştir. Yapı ve fail çözümlemeleri ataerkil ideoloji ve toplumsal cinsiyet etkileşimini anlamak açısından çok önemli bir hareket noktası olmaktadır. Ataerkil ideoloji ve toplumsal cinsiyet etkileşiminde faillik anlayışını ön plana çıkarmak, bir yandan ataerkil ideolojinin kadın ve erkeği baskı altına alan, sınırlayan ve çoğu zaman içselleştirilen yönlerine vurgu yaparken bir yandan da toplumsal cinsiyetin içinde taşıdığı özgürlük, değişim potansiyeline işaret etmektedir.Çalışma süresince, toplumsal cinsiyet konusunda gücün değişken yapısını ve karşılıklı etkileşimini vurgulayan bir bakış açısı benimsenecek; ataerkil ideolojinin sadece kadını baskı altına alan, engelleyen bir yapıya sahip olmadığı, erkeği de içine alan bir süreçte işlediği göz önünde bulundurulacaktır.Konunun gündelik hayat üzerinden ilerlemesi kuramsal çözümlemelere ek olarak bir uygulama alanı gerekliliğine işaret etmektedir. Çalışmanın uygulama alanı fotoğraf çözümlemeleri üzerine şekillenmektedir.

AtaerkilCinsel kimlikEgemenlik+4
Ayben Soner
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalist devlet ve kentsel mekânın dönüşümü: Stratejik-ilişkisel yaklaşım açısından Harvey ve Castells'in kent kurmları üzerine eleştirel bir inceleme

Tarihsel süreç içerisinde kentsel mekân sermaye birikim süreci ve devlet müdahaleleri çerçevesinde üretilmiş, dönüştürülmüş ve yeniden üretilmiştir. Bununla beraber, kentsel mekân kapitalizmin gelişme sürecinde ekonomik, siyasal ve toplumsal çelişkilerin başlıca dolayımlarından biri hâline gelmiştir. Buradan hareketle bu çalışmada, ekonomi-politiğin eleştirisi kentsel mekânın örgütlenme süreci çerçevesinde ele alınmaktadır.Bu çalışmanın ilk bölümü olan ?Kapitalist Devlet Kuramı? adlı bölümde kentsel mekânın örgütlenmesinde devletin rolünü anlayabilmek için teorik bir çerçeve oluşturmak hedeflenmiştir. Bu teorik çerçeve stratejik-ilişkisel bir yaklaşım olacaktır. İkinci bölüm, ?Kapitalist Çelişkilerin Yoğunlaştığı Alanlar Olarak Kentsel Mekânlar? başlığını taşımaktadır ve bu bölümde radikal kent kuramları stratejik-ilişkisel bir çerçeveden ele alınmıştır.ANAHTAR SÖZCÜKLER: kapitalist devlet, kentsel mekân, stratejik-ilişkisel yaklaşım, radikal kent kuramları

Castells, ManuelDevlet müdahalesiHarvey, David+7
Funda Sönmez
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Popüler kültür-televizyon ilişkisi üzerine bir değerlendirme

AL ERDEM AKGÜL; POPÜLER KÜLTÜR-TELEV ZYON L ŞK SÜZER NE B R DEĞERLEND RMEÖZETBu çalışmada günümüzün güncel konularından olan popüler kültür olgusu ileonun kitle iletişim araçlarından televizyon ile olan ilişkisi ele alınmıştır. Gündelikhayatın her alanında göze çarpan ve özellikle iş dışı zamanda insanları eğlendirmeyedönük olan popüler kültür ile en etkin, yaygın kitle iletişim aracı olan televizyonilişkisi üzerine bir değerlendirme yapılmıştır.Çalışma konusu, beş bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, çalışmanınmetodolojisi açıklanmıştır.kinci bölümde, popüler kültür kavramı ve onun yakından ilişkili olduğukavramlar tanımlanmış, temel özellikleri belirtilmiştir. Popüler kültür gündelikyaşamın kültürüdür. Popüler kültür genelde çalışma hayatının dışında yer alanfaaliyetleri kapsamaktadır ve insanları eğlendirmeye yöneliktir. Popüler kültürteknoloji tarafından yaratılmaktadır. Başta televizyon olmak üzere diğer kitle iletişimaraçları ile popüler kültür öğeleri, ürünleri üretilmekte ve yayılmaktadır. Popülerkültür, bir `kullanım' ve `tüketim' kültürüdür; aynı zamanda da belli bir hayattarzının ideolojik olarak yeniden üretilmesinin ön koşullarını sağlamaktadır.Üçüncü bölümde, popüler kültüre yönelik temel yaklaşımlar ele alınmıştır.Popüler kültür olgusuna yönelik olumlu ve olumsuz bakış açıları üzerinde durularak,bu olgunun daha geniş bir perspektiften incelenmesine çalışılmıştır.Dördüncü bölümde, popüler kültürün kitle iletişimiyle ilişkisi ele alınmıştır.Kitle iletişimi ve kitle iletişiminin işlevleri tanımlanıp, belirtilmiş ve kitle iletişimaraçları ile özellikle de `televizyon' ile `popüler kültür' arasındaki bağ üzerindedurulmuş ve güncel bazı önemli örnekler sunulmuştur. Popüler kültürünbütünleyicisi ve devamlılık koşulu olan televizyon, günümüzün en önemlienformasyon kaynaklarındandır. Televizyon aracılığıyla topluma ulaşan ve toplumunkitleye dönüşmesinde etkili olan popüler kültür ürünleri yaşamın her yerindedir.Son bölümde ise, çalışmanın genel değerlendirmesi ile sonuç ve öneriler yeralmıştır.Sonuç olarak, popüler kültür gündelik hayatın kültürüdür ve televizyon dagündelik hayatın ritmi üzerinde etkilidir. Televizyon, popüler kültürün temel taşıyıcıve yayıcı aracıdır. Popüler kültür ürünlerinin niteliği sorgulanmalı ve kültürelortamın daha kaliteli, rafine olabilmesi için gerekli önlemler ivedilikle alınmalıdır.

Ali Erdem Akgül
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Yapısalcı ve post-yapısalcı sosyal teoride dil (Sosyal teoride bir model olarak dil)

20. yy.daki entelektüel gelişimin en belirgin özelliği, insanlığı, toplumsal tarihi ve toplumun nasıl işlediğinin yasalarını anlamak amacıyla dil çalışmalarının kullanılmasıdır. Dil çalışmaları, sosyal teoride özellikle 1960'lar ve 1970'lerde etkili olmaya başlamıştır ve dil günümüzde de sosyal teorinin önde gelen tartışma konularından biri olmayı sürdürmektedir.Dil/gerçeklik tartışmaları yapısalcılık ve post-yapısalcılığın üzerinde yoğunlaştıkları temel konulardan biridir. Yapısalcılık ve post-yapısalcılığın dile ilgisi, günümüz sosyal teorisinin `gerçek' algısındaki değişimi gözler önüne sermesi anlamında da dikkat çekicidir. Bu çalışmada özellikle insanbilimlerinde 20. yy'da dile yönelik yoğun ilginin nedeni ve geçirdiği dönüşüm, ?gerçekliğin dilbilimsel modelinin kurulması? olarak görülen yapısalcılığın dile bakışı ve ?gerçekliğin ele geçirilemez bir şey? olarak görüldüğü post-yapısalcılığın dil yaklaşımı çerçevesinde verilmeye çalışılmıştır.ANAHTAR SÖZCÜKLER: Yapısalcılık, Post- yapısalcılık, Sosyal Bilimler, Sosyoloji, Dilbilim, Yapısalcı Dilbilim, Yapı- bozum, Yapısal Analiz, Söylem Analizi

Emine Kotlu
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze kahvehaneler, kahvehanelerin sosyal hayyattaki yeri ve önemi: Aydın merkez örneği

Türk kültürünün simgesi haline gelmiş bir içecek olan kahve özellikle bayramlarda ya da kız isteme törenlerinde bu simgesel yönünü belirgin olarak göstermektedir. Kahvenin geniş bir tabanda rağbet görmesiyle de insanlar bu içecek etrafında `sosyalleşmeye başlamış' ve 16. yüzyılda toplumsal bir kurum olarak kahvehanelerin ilk örnekleri yaygınlaşmaya başlamıştır. İlk açıldığı zamanlar kahve içilen yer olmasıyla bir tüketim mekânı olan kahvehaneler zaman içerisinde toplumsal gereksinimlerin karşılandığı yerler haline dönüşerek sohbet, eğlenme, dinlenme, haberleşme ve bilgilenme mekânı olarak birçok işleve aracılık etmiştir. Toplumsal yapıyla bütünleşen kahvehaneler, tarihte görüldüğü üzere siyasî ve dinî anlamda en çok tartışılan ve hakkında çeşitli fetvalar çıkartılan bir kurumdur. Buna rağmen varlığını koruması kahvehanelerin bir araştırma konusu olma yönünden çekiciliğini ve önemini arttırmaktadır.Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Türkiye'nin geleneksel kurumlarından biri olan kahvehaneler, sosyal yaşamda hâlâ önemli bir yere sahiptir. Bu yüzden çalışma kahvehaneleri hem artsüremli hem de sosyolojik açıdan incelemeyi amaçlamaktadır. Önemli bir vurgu da kahvehanelerin kitlelerin eğitimi açısından önemli bir kamusal alan olduğu düşüncesidir.

KahveKahvehanelerSosyal mekan+2
Selin Şahbaz
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kadının siyasal katılımı bağlamında partilerin kadın kollarının sosyolojik açıdan değerlendirilmesi

Dünyada kadınların siyasal alanda erkeklerle esit haklar elde etmek için yaptıkları iki yüz yıllık mücadele onların seçme ve seçilme haklarını kazanmalarını sağlamıssa da siyasetin eril yapısını değistirmeleri çok da mümkün olmamıstır. Siyaseti erkeğin alanı olarak kabul eden erkek egemen zihniyetin kalıpları içinde kazanılan bu haklar büyük ölçüde hukuksal alanda biçimsel kalmıs ve uygulamada istenilen olumlu sonuçlara ulasılamamıstır. Bu çalısma, siyasal katılım içerisinde kadının konumunun ve Türkiye'de kadının siyasal katılımının anlasılabilmesi için siyasi partilerin kadın kollarının durumunun ve bu kuruluslarda görev alan kadınların bakıs açılarının arastırılması gerektiği fikrinden hareket etmektedir. Bu nedenle arastırmanın temel amacı siyasal katılım araçlarından biri olan kadın kollarının hedeflerini, etkinliklerini tespit etmek ve yeterliliklerini sorgulamaktır. Buna ek olarak kadın kollarında görev alan kadınların kadın sorununa ve siyasal katılıma iliskin yaklasımları ve aynı zamanda kadın temsili konusundaki düsünceleri ortaya konmaya çalısılacaktır. Bu arastırmanın bir diğer amacı da partinin sahip olduğu kadın politikası (varsa) ile o partinin kadın kollarının hedefleri ve faaliyetleri arasındaki iliskiyi incelemektir.

Yonca Altındal
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Yanlış bilinçten sona giden yolda ideolojinin serüveni tarihin ve ideolojilerin sonu tartışmalarının sosyolojik zemini üzerine bir analiz

Kökeni 18. yüzyıl Fransız Aydınlanmasına dayanan `ideoloji' kavramı, bu yüzyılın sonunda başlangıçta sahip olduğu `düşünce bilim' anlamını kaybederek siyasal bir içerik kazanır. Bu gelişmenin ana sebebini, Napolyon'un kendilerini `ideolog'lar olarak da adlandıran Aydınlanma Filozoflarına, iktidara gelmeden önce vermiş olduğu desteği kesmesinde bulabiliriz. İdeoloji kavramını siyaset biliminin önemli konularından birisi yapan K. Marx'tır. Fransız Aydınlanmacılarından sonra kavram üzerinde ilk ciddi tartışmayı yapan Marx ideolojiyi; `yanlış bilinç' olarak değerlendiren ilk düşünürdür. Fakat kavramın serüveni `yanlış bilinç' ile sınırlı kalmayıp, özellikle 1960'larda D. Bell tarafından `sınıfın sonu', 1989 yılında da F. Fukuyama tarafından `tarihin sonu' biçiminde yeni bir içerikle tekrar ortaya çıkar.Özellikle 20. yüzyılın sonlarında yoğun bir biçimde gündeme gelmiş olan `ideolojinin veya tarihin sonu' tartışmalarının sosyolojik bir analize ihtiyaç duyduğu açıktır. Bu çalışmada ela alacağımız başlıca konular:i)`ideolojinin veya tarihin sonu' tartışmaların ortaya çıktığı anda `toplumsal bağlamda ne tür gelişmeler yaşanıyordu?'ii)ya da `bu düşünürleri böyle düşünmeye sevk eden olaylar nedir?',iii)`bu tür tartışmaların kendi içinde haklılık payı var mıdır?'iv)21. yüzyıl gerçeğinden `ideolojinin sonu' düşüncesine alternatif olan düşünce yapıları mevcut mudur?Bu nedenle çalışmada; bir yandan 1960'lardan günümüze kadar olan süreçte `ideolojinin sonu' düşüncesini gündeme getiren gelişmeler sosyolojik bağlamda değerlendirilirken, diğer yandan `21. yüzyılda ideolojilerin sonu geldi mi?' sorusuna yanıt aranmaya çalışılacaktır.Tez beş bölümden oluşmaktadır: birinci bölümde, çalışmanın metodolojisi yer almaktadır.İkinci bölümde, 1789 Fransız Devrimi'nin hemen sonrasında ortaya çıkan `düşünce bilim' anlamında ideoloji kavramının kökeni açıklanmakla birlikte, ideolojinin bu ilk anlamından uzaklaşarak nasıl siyasal bir içerik kazandığı üzerinde durulmaktadır.Çalışmanın üçüncü bölümünde önce J. W. F. Hegel ve K. Marx'ın tarih ve toplum anlayışlarında, gizli bir yerde duran `tarihin veya ideolojinin sonu' tartışması yer almaktadır.Çalışmanın dördüncü bölümünde Tracy'nin kavramı kullanış biçiminden tamamen farklı olacak şeklide özellikle, Daniel ve F. Fukuyama tarafından ortaya atılan `ideolojinin veya tarihin sonu' tartışmasının ne ifade ettiği açıklanmaya çalışılacaktır. Daniel Bell'e göre, özellikle günümüz Batı dünyasında etik ve ideolojik sorunların öneminin azalmasıyla, insanlar ve topluluklar özellikle maddi kazanımların peşinden gitme eğilimi içine girmişlerdir. Böylece ona göre, 19. yüzyılda varolan keskin sınıf mücadelesi ortadan kalkarak `sınıfın sonu' anlamında ideolojilerin sonu gelmiştir. Son olarak da ideolojinin sonu tartışması Fukuyama'nın görüşlerinde karşımıza çıkar. Fukuyama'ya göre, insanlık ideolojik evriminin son noktasına, insan yönetiminin en son biçimini temsil eden liberal devlet ile ulaşır. Ona göre `tarihin sonu' kapitalizm ve demokrasiyi şekillendirmesi bakımından modernliğin dünya çapındaki zaferi üzerine kuruludur.Çalışmanın son bölümünde, 21. Yüzyılda Alternatif İdeoloji Arayışları üzerinde durulacaktır.

Mazude Temirkaynak
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın örneğinden hareketle göç ve kentle bütünleşme: Kemer ve Osman Yozgatlı mahalleri üzerine karşılaştırmalı bir araştırma

Türkiye'de 1950'li yıllarla birlikte başlayan büyük kentlere yönelik göç dalgaları, bu kentlerde büyük sorunların yaşanmasını da beraberinde getirmiştir. En önde gelen sorunlar ise özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirler başta olmak üzere kent yapısı, kentsel yaşam düzeyi ve kentle bütünleşememiş kenar mahalleler gerçeğidir. Bu durum bugün Türkiye'de kentte yaşayan ama kentli olmayan kitlelerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.Yaşanan yoğun göçlerin neticesinde, bugün Türkiye'de çokça tartışılan bir konu haline gelen ?göçmenlerin içe kapanan gruplar haline geldiği? tezi çokça tartışılacaktır. ?Kentlerimiz kutuplaşmaların yaşandığı yerler mi yoksa kurumsal yapılar üzerine örülmüş, uluslaşmış kominal yaşam alanları mı olacak??Bu araştırmada amaçlanan, göç eden kitlelerin kentle bütünleşen ve bütünleşemeyen bireylerini karşılaştırarak aralarında sosyal, ekonomik, kültürel vb. konularda farklılıkların neler olduğunu belirlemeye çalışmaktır. Kentle bütünleşen bireylerin bütünleşme sürecinde hangi aşamalardan geçtiği, bütünleşemeyen kitlelerin bu aşamaları neden geçemediği; belirlenmiş olan iki ayrı örneklem grubundan hareketle ortaya konmaya çalışılmıştır.ANAHTAR SÖZCÜKLER:Göç, kentleşme, bütünleşme, kentle bütünleşme/bütünleş(e)meme, kentsel ayrışma, getto.

Kadir Şahin
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal bütünleşme ve kimlik bağlamında Türkiye'deki balkan göçmenleri üzerine bir değerlendirme (İzmir'den bir örneklem)

Türkiye iç ve dış göç süreçleri bakımından değerlendirildiğinde hem tarihsel hem de sosyal ve kültürel bir tecrübeye sahip bir ülke durumunda olduğu görülecektir. Bu tezde odaklanılan gruplar Türkiye'ye çeşitli dönemlerde `Balkan ülkelerinden göç etmiş' olan gruplardır. İçinde yaşadıkları ülkeye beraberlerinde getirdikleri ve aynı zamanda yeniden ürettikleri kültür, gelenek, örf-adet ve dil (şive farklılığı) gibi değerlerinden dolayı göçmenler göze çarpmakta, bu yönde kimlik ve aidiyet çatışması, kuşaklararası değer çatışması vb. şeklinde kendini gösteren birtakım sorunların yaşanıp yaşanmadığı veya hangi boyutlarda olduğu ilgi konusu olmaktadır. Dolayısıyla, bu mesele `göç, bütünleşme, kimlik, aidiyet' bağlamında irdelenmiştir.Bu noktadan hareketle, araştırmaya, Balkan ülkelerinden Türkiye'ye çeşitli göç dalgalarıyla farklı tarihlerde göç etmiş olanların yoğun olarak yerleştirildikleri (yerleştikleri) bölgelerden biri olan İzmir-Bornova'daki (Altındağ, Yeşilova ve Çamdibi bölgelerindeki) Balkan göçmenleri esas alınmıştır. Kısaca, araştırma Bulgaristan, Yunanistan ve Yugoslavya'dan (Boşnak) Türkiye'ye gelmiş olan ve Altındağ, Yeşilova ve Çamdibi bölgelerinde yaşayan göçmenleri kapsamaktadır. Alan çalışması sonucunda, göçmenlerin kimlik algısı, aidiyet oluşumları ve bunlara ilişkin söylem biçimleri; yaşadıkları deneyimler; topluma katılma ve bütünleşme düzeyleri; ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri konusunda tespitler yapılmıştır.Araştırma sonuçları ortaya çıkarmaktadır ki, Balkan göçmenleri, yerli grup ve diğer göçmen gruplarından farklı bazı sosyo-kültürel dokular taşımalarına rağmen Türk toplumuna uyum sağlama ve bütünleşme açısından fazla bir güçlük yaşamamaktadırlar. Bunda, dil, din, kültürel değerler gibi sosyo-kültürel örüntülerde çok temel bir farklılığın olmaması önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Balkanlar'dan gelen Türk ve Müslüman göçmenler Türkiye'ye göç etmelerinin esası olarak Türk ve Müslüman olmalarını ve Türkiye'nin gerçek `anavatan'ları olmasını göstermektedirler. Bu anlamda, Balkan göçmenlerini tam bir dış-göç hareketi kapsamında değerlendirmek veya yabancı göçmen kategorisine sokmak mümkün değildir. Elde edilen veriler, göç edenlerin Türkiye'de görece hem ekonomik hem de manevi yönden tatmin olduklarını ve beklentilerinin karşılandığını ortaya koymaktadır. Buna ek olarak, ortak bir kültürel kökenin de varoluşu göçmenlerin Türk toplumuna uyumunu/bütünleşmesini kolaylaştırmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye'nin Balkan göçmenleri açısından çift yönlü bir doyum sağladığını söylemek mümkündür.ANAHTAR SÖZCÜKLER:Göç, Sosyal Bütünleşme, Kimlik, Aidiyet

Serdar Ünal
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Alvin Ward Gouldner'ın eleştirel sosyolojisi üzerine bir inceleme

İlk dönem çalışmalarını sanayi sosyolojisi alanında yapan Gouldner, 1960'lardan sonra sosyal teorilerin teorisine yönelerek Platon'dan Weber'e, Parsons'tan Marx'a kadar birçok sosyal teorisyenin eleştirel yeniden okumasını gerçekleştirmiştir. Bu anlamda Gouldner'ın eleştirel sosyolojisini temelde sosyal teorilerin teorisi karakterize eder. Ancak Gouldner'ın sosyal teorilerin teorisine yönelmesi esas itibariyle `sosyolojinin sosyolojisi'ne bağlılığının bir parçasıdır. Gouldner tek bir `sosyolojinin sosyolojisi' olduğuna inanmadığı için kendi görüşünü `refleksif sosyoloji' olarak adlandırır. Sosyolojik girişimin olgunlaşması için gerekli bir koşul olan refleksif sosyoloji Gouldner'ın eleştirel sosyolojisinin en ayırt edici unsurudur. Gouldner refleksif sosyolojiyle, bir adım geri giderek entellektüel yaşamın sadece görünürdeki kabullerini değil, onun alt-yapısında gömülü olan kabulleri de ortaya çıkarmaya çalışır. Sosyolojinin karakterine ilişkin ontolojik bir tahlille Gouldner, sosyologun kim ve ne olduğu ve onun hem toplumsal rolü hem de kişisel praksisinin bir sosyolog olarak çalışmasını nasıl etkilediğini göstermeye çalışarak, sosyologun kendi farkındalığını derinleştirmeyi, dolayısıyla eş zamanlı olarak diğer insanları ve onların toplumsal dünyalarını daha iyi anlayabilen bir sosyolojiyi amaçlar.

Berivan Binay
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00