
20
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
SAARC'ın Güney Asya'daki konumu; Zorluklar ve fırsatlar
Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü (SAARC), üye ülkeler arasında ekonomik ve kültürel işbirliğini sağlamak amacıyla oluşturulmuş nüfus bakımından en büyük bölgesel örgüttür. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'dan başlayan bölgeselleşme ve bölgesel bütünleşme dalgası zamanla diğer bölgelere de yaymıştır. Belgeselciliğin genişlemesiyle birlikte, bu olguyu açıklamak için işlevsellik, yeni işlevsellik, karşılıklı bağımlılık ve kurumsalcılık gibi çeşitli teoriler ortaya çıkmıştır. Belgeselcilik eğilimlerden etkilenen bölgelerden biri de Güney Asya olmuştur. Bu nedenle, bu bölge ülkeleri bölgesel işbirliğini kolaylaştırmak için bölgesel kurumlar oluşturmaya başlamıştır. Bu tezde, uluslararası ilişkiler ve bölgesel çalışmalar alanındaki önemli yaklaşımlardan biri olan konstrüktivizm yaklaşım vurgulanarak, uluslararası ilişkilerde yakınsama ve bölgecilik kategorisi açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra bu yaklaşımın bölgecilik ve bölgesel yakınsama konusundaki tutumu ve bölgecilikte ve özellikle bölgeselleşmenin derinleşmesi ve kurumsallaşmasında ve bölgesel yakınsamada etkili faktörler olarak kabul edilen unsur ve değişkenler bu yaklaşım tarafından ele alınmış ve kavramsallaştırılmıştır. Bu tezde, uluslararası ilişkiler ve bölgesel çalışmalar alanındaki önemli yaklaşımlardan biri olan konstrüktivizm yaklaşım vurgulanarak, uluslararası ilişkilerde yakınsama ve bölgecilik kategorisi açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda ilk olarak konstrüktivizmin teorik temellerini açıklamıştır. Daha sonra bu yaklaşımın bölgecilik ve bölgesel yakınsama konusundaki tutumu ve bölgecilikte ve özellikle bölgeselleşmenin derinleşmesi ve kurumsallaşmasında ve bölgesel yakınsamada etkili faktörler olarak kabul edilen unsur ve değişkenler bu yaklaşım tarafından ele alınmış ve kavramsallaştırılmıştır. Son olarak, bu yaklaşımın bölgesel çalışmalar ile yakınsama ve bölgecilik alanında yeni bir ufuk açabildiği belirtilmektedir. Öyle ki günümüzde yakınsama ve bölgecilikle ilgili çalışmalar ve özellikle karşılaştırmalı analiz alanında önemli yaklaşımlardan biri haline gelmiştir. Bu tezin amacı, SAARC örgütünün rolüne ve bu örgütün bölgede karşılaştığı sorun ve fırsatlara odaklanarak Güney Asya'daki belgeselciliği incelemektir. Altyapı sorunları, üyeler arasındaki toprak ve sınır sorunları, bölgedeki dengesiz güç yapısı, yoksulluk ve ekonomik zayıflık sorunları, Hindistan-Pakistan ikili sorunlarının etkisi ve organizasyonu engelleyen diğer konular SAARC'ın önündeki zorluklar olarak belirlenmiştir. Ayrıca SAARC örgütünün iç reformu, Çin'in bu örgüte daimi üye olarak katılması ve bunun olumlu etkileri, SAARC üyeleri arasındaki işbirliği ihtiyacının ciddiye alınması ve gelecekte SAARC üyeleri arasında işbirliğine olumlu bir bakış açısı getirilmesi de SAARC için fırsat ve önemli hususlar arasındadır. Anahtar Kelimeleri: SAARC, Güney Asya, Konstrüktivizm, Fırsatlar ve Zorluklar.
Afganistan'da ikinci Taliban dönemi: Riskler ve fırsatlar
Küresel güç mücadelesinin merkezi adreslerinden biri olan ve bu nedenle 19. yüzyılda Rusya Çarlığı ile İngiltere arasında cereyan eden "Büyük Oyun"a ev sahipliği yapan Afganistan, modern dönemde de "Yeni Büyük Oyun"un sahnelendiği alan olarak dikkat çekmektedir. Yeni Büyük Oyun'un bir parçası olarak ABD, 11 Eylül 2001 tarihli terör saldırılarının ardından Afganistan müdahalesini gerçekleştirmiştir. Fakat Washington yönetimi, Afganistan'daki 20 yıllık işgal döneminde sağlıklı bir rejim inşa etmeyi başaramamıştır. Buna bağlı olarak da 2001 yılında Amerikan müdahalesi neticesinde devrilen Taliban, 20 yıl aradan sonra yeniden Afganistan'a egemen olmuştur. İkinci Taliban dönemi ise bölgesel ve küresel siyaset açısından oldukça önemli bir gelişme şeklinde yorumlanmaktadır. Zira Ortadoğu-Güney Asya-Orta Asya bağlantısallığını sağlayan kritik bir jeopolitik konumda bulunan Afganistan'da yaşanan gelişmelerin etkileri Afganistan'la sınırlı kalmamaktadır. Özellikle de Afgan Sorunu karşısında bölgesel ve küresel aktörler arasında bir farklılaşma söz konusudur. Bölge devletleri Taliban'ı uluslararası projelere dahil ederek Afganistan'daki krizi fırsat haline getirmeye odaklanırken; küresel aktörler ise daha çok terör, güvenlik, insan hakları ve demokrasi gibi değerler üzerinden meseleye yaklaşmakta ve Taliban iktidarıyla ilişkili risklere odaklanmaktadır. Bu nedenle de Afganistan merkezli gelişmelerin hem ülke içi hem de bölgesel ve küresel etkileri incelenmektedir. Bu tezde de Afganistan merkezli gelişmeler bağlamında ikinci Taliban dönemi, riskler ve fırsatlar çerçevesinde ele alınmaktadır.
Infectious disease and national security: A comparison of China and South Korea
This thesis is a comprehensive analysis of how the People's Republic of China (China) and the Republic of Korea (South Korea) approached national security during the respective infectious diseases they have been forced to confront. It looks at the 2002–2004 SARS outbreak, the Middle East respiratory syndrome coronavirus (MERS), and the most recent COVID-19 pandemic from December 2019 to the present day. This thesis looks at how both countries have dealt with both the ongoing infectious disease crises and their continuing national security interests by utilizing a mixed methodological approach of rhetoric analysis and data gathering, approaching the question with the help of case studies. It utilizes primarily the Constructivist Copenhagen School while utilizing certain elements of the Paris School as well. It takes on case studies for both countries. For China, it looks at media control and information during infectious disease outbreaks, the implications for the Belt and Road Initiative, the recognition of Taiwan, Hong Kong, foreign affairs, and human capital. For South Korea, it looks at media control and information, North Korea, foreign affairs, infrastructural issues, and citizen trust. It is thus possible to make predictions regarding the policies other countries choose to implement on global security and international foreign policy by investigating whether China and South Korea have modified existing national security practices by putting forward the current pandemic conditions and practices.
Effects of irregular migration, migrant smuggling and human trafficking in South Asia on Türkiye: The case of Afghanistan
Migration is an important part of the world history. The increase in human mobility as a result of the events experienced in the 20th and 21st Centuries, and the fact that states are facing serious challenges necessitates the multidimensional evaluation of the migration phenomenon. This thesis takes up one of these dimensions of migration, namely irregular migration, migrant smuggling, and human trafficking. The region under scrutiny is South Asia. South Asia is a dynamic region in terms of migration due to many factors. Afghanistan, also located in the region, is a country that needs to be examined in detail since almost all factors that cause displacement have long existed. Türkiye, on the other hand, is considered as a country of transit, origin, and destination, depending on the change and development it has undergone in recent years. Within the scope of the thesis, first of all, the concepts and major theories of migration were explained. Then, the concepts of irregular migration, migrant smuggling and human trafficking are discussed from the perspective of migrants and other actors, such as facilitators and perpetrators. Finally, irregular migration dynamics of the South Asian region, with a special emphasis on Afghanistan, and its effects on Türkiye are analyzed and examined in the light of secondary literature and with the contribution of face-to-face interviews conducted with irregular migrants.
The effects of Turkish immigration policies on migrants in Türkiye
The dissertation first looks at the policies that govern migration movements and the policies of some countries toward immigration and immigrants. The dissertation examines legal migration in general and then addresses illegal migration in particular, analyzing it more comprehensively for its risks and drawbacks that go beyond legal migration, and then presenting the assessment of strengths and weaknesses, benefits and consequences. Second, the study also looks at the contribution of the state and laws to immigration policy, as well as the role of migrants in these countries and the impact of migration on labor in receiving countries. Third, the work provides a study of Turkish efforts towards migrants and examines Türkiye's successful experiment on this issue. Finally, this thesis aims to explain migration policies by applying the normative arguments of some theories of IR in the context of migration and fully answer the research questions. By applying quantitative methods under the positive approach and qualitative methods under the interpretivist approach, this project tends to raise our awareness of the main differences and shortcomings in the current immigration policy, which in turn will help us to better understand the causal factors and find some useful and serious solutions to alleviate the immigration problems and mitigate the phenomenon of immigration. Keywords: Immigration, Türkiye, Irregular migrants, Migration Policies.
Tayvan Pan Mavi ve Pan Yeşil koalisyonlarının Çin'in "Tek Ülke, İki Sistem" politikasına bakışı
Deng Xiaoping'in 1970'li yılların sonlarında ortaya koyduğu "Tek Ülke, İki Sistem" politikası günümüzde yoğun tartışılan bölge çalışmaları konuları arasında yer almaktadır. Çin'in 21. Yüzyılın başından itibaren ekonomik ve siyasi yükselişi bu politikanın Tayvan için bir fırsat mı yoksa tehdit mi oluşturduğu sorusunu da beraberinde getirmektedir. Tayvan'daki siyasi partilerin temsil ettiği iki ana bloktan biri olan Pan Mavi Koalisyonu Pekin Hükümeti'ne ve barışçıl yeniden birleşme fikrine daha ılımlı bakarken, Pan Yeşil Koalisyonu ise Tayvanlılaşma (Taiwanization) kavramına daha sıkı tutunarak, tam bağımsız ve demokratik bir Tayvan'ın uluslararası sistemde yerini alması gerektiği düşüncesini desteklemektedir. Çalışmanın teorik çerçevesi olarak, bireylerin ve toplulukların uluslararası sistemdeki tanımlarını, algılanış biçimlerini ve diğer aktörlerle olan etkileşimlerini anlamak için kullanılan Sosyal inşacılık teorisi ve kimlik inşası kavramı seçilmiştir. Bu araştırma, akademik literatürde pek çok çalışmaya konu olan Çin'in "Tek Ülke, İki Sistem" politikasını Tayvan'ı özne konumuna alarak ulus kimliği inşası açısından incelemekte ve Türkçe literatüre katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, Tayvan'daki iç siyasi aktörlerin "Tek Ülke, İki Sistem" politikasına ve bu çerçevede Tayvanlı kimliğine yaklaşımları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çin, Tayvan, Tek Ülke İki Sistem, Asya Pasifik, Tayvanlılaşma
Hindutva ideology and its implications for India-Türkiye relations: A critical examination
This thesis offers a critical analysis of the evolving bilateral relations between India and Türkiye, two rising global powers. The strategic interests of these nations often converge, leading to cooperation, but they also diverge due to competitive dynamics. Within this framework of convergence and divergence, this study focuses on the 'divergent' impact of Hindutva ideology, a form of ethno-religious nationalist ideology, on India's foreign policy towards Türkiye since Narendra Modi assumed power in 2014. Through a comprehensive analysis of key historical and political developments in India, this study examines how the rise and dominance of Hindutva ideology, coupled with post-independence historical and political developments, have shaped India's foreign policy. This provides a key to understanding the dynamics of India-Turkey relations. The study further explores the geopolitical and economic dimensions of India-Türkiye relations, emphasising both the opportunities for cooperation, i.e. convergence, and the challenges posed by ideological barriers, i.e. divergence. In particular, the thesis examines three geostrategic regions where both India and Türkiye have crucial economic interests and encountering each other: (1) Indian Ocean Region, (2) Eastern Mediterranean, and (3) Landlocked Eurasia. This analysis reveals India's strategic steps in sidestepping Türkiye in major trade routes and forge alliances with other countries that have contentious relations with Türkiye. The thesis questions the potential influences of the Hindutva ideology on such steps taken by BJP-led Indian government and concludes that the approach, particularly towards the strategic marginalisation of Türkiye, is significantly influenced by Hindutva ideology. However, while acknowledging the significance of Hindutva, the study also points out that economic interests, realpolitik, and the desire to balance global powers continue to play crucial roles in shaping India's foreign policy.
The hikikomori phenomenon in Japan: A deeper look at the socioeconomic and gendered layers
Hikikomori, a psychosocial condition that requires social solutions, is characterized as a specific type of acute social withdrawal that is resistant to medical interventions. Incorporating hikikomori within the social sciences, this thesis not only challenges the widely held belief that it predominantly impacts males, but also emphasizes the significant role of primarily middle-class hikikomori on the future of the largely homogenous Japanese middle class. By focusing on the underrepresented population of female hikikomori, this thesis makes a notable contribution to the limited body of non-medical, qualitative, and feminist literature on the subject. This thesis primarily seeks to investigate, "How have socioeconomic and gendered aspects shaping hikikomori and its media portrayal evolved over the decades and resurfaced within the context of the COVID-19 pandemic?" It does this by employing a framework that combines social constructionism and contextual constructionism. The thesis also aims to affirm the contextuality of hikikomori, as well as its gendered and socioeconomic aspects, within the parameters of pandemic and voluntary lockdowns, as reported in major Japanese newspapers, Asahi Shimbun and Mainichi Shimbun from the mid-2020s to the mid-2024s, using purposive sampling. The thesis reveals a twofold bias, encompassing both the gross underestimation of the number of female hikikomori and the struggles faced by mothers caring for hikikomori children, highlighting the excessive strain placed on motherhood in Japanese society. Finally, the thesis advocates for a reevaluation and more comprehensive, multi-faceted, and impartial research on the gender aspect of the phenomenon.
Yaşlanan toplumlarda yaşlılara yönelik uygulanan sosyal politikaların incelenmesi: Japonya ve Güney Kore karşılaştırması
Yaşlanma, dünya genelinde hızla artan ve artmaya devam eden yaşlı nüfus nedeniyle son zamanlarda en önemli gündem konularından birisini oluşturmaktadır. Yaşlıların sayısının hızla artması birçok toplumun nüfus yapısını değiştirmiş ve nüfusun çoğunluğunu oluşturmaya başlamıştır. Bu durum demografik değişimlere ek olarak ülkeler ve hükûmetler açısından yeni zorluklar ortaya çıkarmıştır. Bu zorluklar, yaşlanan nüfusun bireysel sorunlarına karşı refah çalışmalarına olan ilginin artmasına neden olmuş ve ülkelerin mevcut yaşlı nüfusu fırsata çevirecek etkin ve planlı politikalar uygulamasını gerektirmiştir. Bu tezin amacı, söz konusu artan yaşlı nüfusa yönelik yapılan çalışmaları seçilen iki ülke Japonya ve Güney Kore bağlamında karşılaştırmalı olarak incelemektir. Japonya ve Güney Kore günümüzde yaşlanmanın oldukça belirgin olduğu ülkeler arasında bulunmaktadır. Bu durum her iki ülkenin de yaşlanan nüfuslarıyla başa çıkabilmeleri ve bu nüfusun refahını sağlayabilmeleri için önemli politika ve program uygulamalarına duyulan ihtiyacı arttırmıştır. Yaşlı nüfusun bireysel, ekonomik ve sosyal sorunlarına cevap vermek ve bu nüfusu fırsata çevirerek topluma olan katkılarını arttırmak, bu ülkeler için kritik bir konu olmuştur. Bu nedenle hızlı yaşlanma eğilimi gösteren bu iki ülkenin yaşlı refahına yönelik yaptıkları politika çalışmalarının ve aldıkları toplumsal önlemlerin incelenmesi, yaşlanan diğer toplumların politika çalışmaları için örnek olabilmesi nedeniyle önemlidir. Bu çalışma, Japonya ve Güney Kore'nin yaşlıları için uyguladıkları sosyal politikaları incelemeyi ve iki ülkenin politikalarının benzer ve farklı yönlerini ele alarak karşılaştırılmasını içermektedir. Karşılaştırmadan önce her iki ülkenin yaşlılarına yönelik sunduğu sosyal politikalar ayrıntılı olarak açıklanmış ve incelenmiştir. Çalışma içerisinde her iki ülkenin artan yaşlı nüfusa olan dönüşüm süreçleri ve kültürel açıdan yaşlılarına verdikleri önemden ayrıca bahsedilerek sosyal politikalarına olan etkileri tartışılmıştır. Bu yönüyle çalışma, geleneksel ve kültürel değerlerin bir ülkenin sosyal politikalarını ne yönde ve nasıl etkilediğine dair iki farklı ülkeyi odak alarak önemli bir örnek sunmaktadır
Unboxing the goshiwon living: Reflections in the Korean media
A goshiwon, derived from two words in Korean meaning "examination" and "place," is a box-like non-housing unit that first appeared in the 1970s when people from all over Korea gathered mostly in Seoul to get affordable shelter and isolated space to study for national exams with its owners or hired managers also staying in one of the rooms and taking care of the floors or building. In the 1990s, goshiwons became an option not only for students or young adults preparing for exams but also for single-person households who were unemployed, engaged in temporary or daily jobs, and unable to meet their housing needs. Despite lasting government policies on mass housing, the demand for passive income and the continuously increasing housing prices have made goshiwons a matter of non-housing options in the real estate market. Consequently, low-income and unemployed young adults have increasingly opted for goshiwons for longer durations. Officially recognized in the 2010s as a "semi-housing", goshiwons are still associated with inadequate living conditions and dietary habits in contemporary Korean society. This thesis aimed to examine how the experience of goshiwon living was reflected in the Korean media. Online news articles, documentaries, and fictional resources (TV series) were used as data sources; while the Ethnographic Content Analysis and discourse analysis techniques were employed as methodology. The results demonstrated that in Korean media, goshiwon living was reflected as a way for social advancement, a last-chance shelter for the urban poor, and a blind spot for crime and safety.
Güney Kore'de kimlik inşasının tarihsel dinamikleri: Kookmin algısı
Bu tez, Kore Yarımadası'nda ve özellikle Güney Kore'de milli kimlik inşasını inceleyerek, bu süreci şekillendiren tarihsel ve sosyal dinamiklere odaklanmıştır. Kore'nin etnik homojenliğinin korunması ile bunun milliyetçilik ve sivil kimlikle korelasyonu araştırılmaktadır. Çalışma üç ana bölümde yapılandırılmıştır. İlk bölüm, kimliğin rolünü ve tarih boyunca ve günümüzde bireyler ve toplumlar üzerindeki etkisini tartışarak, kimliğin farklılık ve dışlama siyasetini içeren politik bir kavram olduğunu savunmaktadır. Etnik kimlik, ortak kültür ve dilin milli kimlik oluşumundaki rolü incelenmektedir. Sonrasında, Kore'nin etnik homojenliğinin tarihsel kökenleri ve bu yapının nasıl korunduğu araştırılarak, milli kimliğin inşası detaylandırılmaktadır. Özellikle Japon emperyalizminin Kore milliyetçiliği üzerindeki etkisi, Kore milli hareketleri ve ideolojileri üzerinde durularak incelenmektedir. Üçüncü bölümde, Kore Yarımadası'nın 38. paralel boyunca Kuzey ve Güney olarak yapay bir şekilde bölünmesi ve bu bölünmenin milli kimlik üzerindeki etkileri üzerinde durulmaktadır. Bilhassa beş bin yıllık ortak tarihe rağmen iki Kore arasında "biz" tanımlarındaki farklılıklar vurgulanmaktadır. Ayrıca, çalışmada Güney Kore'de kookmin (milli kimlik) ve minjong (etnik kimlik) kavramlarının değişen önemi araştırılmaktadır. Bunun için de etnik ve sivil faktörlerin modern Güney Kore milli kimliği şekillendirmedeki rolü üzerine önceden gerçekleştirilmiş yararlanılmıştır. Öteki algısını anlamak içinse Kuzey Korelilere ve denizaşırı Korelilere yönelik algıların son yüzyıldaki değişimi üzerine yapılmış anket çalışmalarının değerlendirilmesine yer verilecektir. Son bölümde iki Kore hükümetinin de "diğer Kore"ye yönelik politikalarına ve kookmin'in Kuzey Kore rejimi ve halkına ilişkin algısının son yirmi yıl içerisindeki değişimine odaklanılacaktır. Çalışmamda yerel ve uluslararası anketler, başkanlık söylevleri, hükümet ve özel sektör istatistikler değerlendirilerek Güney Kore'deki milli kimliğin tarihsel ve sosyal dinamiklerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Kore'de milli kimliğin nasıl inşa edildiğini, etnik ve sivil kimliklerin etkileşimini ve devlet politikalarının son 75 yılda toplumsal birliği nasıl şekillendirdiği sorularını bu tez ile cevaplanmaya çalışılacaktır.
Kuzey Koreli sığınmacıların Güney Kore'deki entegrasyon süreci
Kore Yarımadası'ndaki siyasi bölünmüşlük, iki Kore devleti arasında yalnızca siyasi değil; sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda da belirgin farklar yaratmaktadır. Güney Kore, hızlı bir kalkınma süreci geçiren ve kapitalist sisteme entegre olan bir ülke iken, Kuzey Kore kapalı bir yapıdan oluşan ve otoriter rejimle yönetilen bir ülkedir. Bu tez çalışması, siyasi bölünmüşlüğün getirdiği farklılıkları özellikle Kuzey Koreli sığınmacıların Güney Kore toplumuna entegrasyon süreci üzerinden açıklamaktadır. Çalışmada, hükümet raporları, medya haberleri, akademik çalışmalar ve sivil toplum kuruluşları tarafından yayınlanan raporlar gibi çeşitli kaynaklardan elde edilen veriler göz önünde bulundurularak, Kuzey Kore'den gelen sığınmacıların Güney Kore'deki entegrasyon süreci nitel bir yöntemle ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bulgular, Kuzey Kore'nin temel yönetim politikasını şekillendiren ve kendi kendine yetme amacı güden Juche ideolojisini, halkı üç ana ve elli bir alt kategoriye ayıran, sınıf hareketliliğinin neredeyse imkansız olduğu Songbun sistemini, ekonomik sıkıntıları, yaşam için gerekli koşulların elverişsizliğini, Kwanliso (관리소) ve Kyohwaso (교화소) adı verilen siyasi mahkumların zorla çalıştırıldığı ideolojik rehabilitasyon kamplarını ve toplum genelinde uygulanan baskıları göçün temel nedeni olarak göstermektedir. Bulgularda ek olarak, sığınmacıların Güney Kore'de sosyal dışlanma ve izolasyon, kültürel farklılıklar, dil bariyeri ve ekonomik uyumsuzluklar gibi önemli engellerle karşılaştıkları belirtilmektedir. Bunun yanı sıra, sivil toplum kuruluşları gibi sosyal destek ağları, toplumsal hayata adapte olmayı sağlamaya yönelik eğitim programları ve hükümet destekleri entegrasyon sürecinde önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin Güney Kore yönetimi tarafından kurulan Hanawon adlı rehabilitasyon merkezi, sığınmacıların toplumsal hayata daha hızlı adapte olmalarında önemli bir etkiye sahiptir. Çalışma bu kapsamda, Güney Kore'nin mevcut uyum politikalarının yeterliliğini sorgulamakta; sığınmacı politikalarının geliştirilmesi ve daha kapsayıcı yaklaşımların benimsenmesi yoluyla sosyal uyumu desteklemeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Güney Kore, Kuzey Kore, sığınmacı, entegrasyon, kültürel ve sosyal entegrasyon
Dokdo/Takeşima Adası anlaşmazlığında Güney Kore'nin tutumu ve propaganda unsuru
Asya'da çözülememiş bölgesel ihtilaflardan bir tanesi olan Dokdo/Takeşima Adası anlaşmazlığı, Güney Kore ile Japonya arasında süregelen çok boyutlu bir egemenlik tartışmasıdır. Bu çalışma, propaganda kavramsal çerçevesi üzerinden Güney Kore'nin Dokdo/Takeşima Adası anlaşmazlığındaki tutumunun ulusal, bölgesel ve küresel boyutlardaki yansımalarının nasıl şekillendiği sorusuna cevap aramaktadır. İlk olarak anlaşmazlığın akademik literatürdeki yeri ve propaganda ile olan ilişkisi ele alınmış; bu çerçevede anlaşmazlık üzerine yapılan çalışmalar tematik olarak sınıflandırılarak literatürün odaklandığı alanlar ortaya konmuştur. Propaganda kavramı da kuramsal düzeyde, kaynağı, amacı, yöntemi ve anlaşmazlığa özgü örnekleriyle birlikte tartışılmıştır. Takip eden bölümde anlaşmazlığın tarihsel süreci incelenmiş M.S. 6. yüzyıldan 1990'lı yıllara kadar uzanan dönemde, adanın tarihsel görünümü, Kore ve Japonya açısından taşıdığı anlam ve 1905, 1945, 1951 yıllarında yaşanan kırılma noktaları değerlendirilmiştir. Çalışmanın Güney Kore'nin tutumunu tartıştığı bölümde; Takeşima Günü kararı, ders kitaplarındaki müfredat değişiklikleri, uluslararası spor organizasyonlarındaki sembolik mücadeleler gibi somut olaylar üzerinden analizler gerçekleştirilmiştir. Her bir olay, ulusal, bölgesel ve küresel düzeylerdeki etkileri ele alınarak propaganda ile olan ilişkisi bağlamında tartışılmıştır. Bu doğrultuda Güney Kore'nin anlaşmazlığa yönelik yaklaşımının nedenleri ve sonuçları bütüncül biçimde değerlendirilebilmiştir.
Bangsamoro özerklik süreci ve insani yardım kuruluşlarının etkileri
Küresel düzeyde düşünüldüğünde, günümüzde birçok ülke farklı düzeylerde iç çatışmalarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu ülkelerden biri de Güneydoğu Asya'da yer alan Filipinler olmuştur. Ülke içerisinde merkezi hükümet ile farklı gruplar arasında yaşanan çatışmaların nedenleri, bölgenin tarihsel sürecinin incelenmesini gerektirmiştir. Ülkenin kolonileşme dönemine öz itibariyle değinildikten sonra bağımsızlık süreci aktarılmıştır. 20. yüzyılın ortalarında bağımsızlığını ilan eden Filipinler'de yaşanan politik gelişmeler ve krizler incelenerek anlaşmazlık nedenleri ortaya koyulmuştur. Bölgede halihazırda mevcut olan özerk bölge yönetiminin oluşturulma evreleri, merkezi hükümet yetkililerinin bu oluşuma yaklaşımı ve olgunlaşma evresi açıklanmıştır. Süreç içerisinde iki taraf haricinde yer alan üçüncü aktörler araştırmanın odak noktası olmuştur. Yaşanan olaylar akabinde bölgede sağlanan barış ortamı, bu araştırmayı uzun soluklu çatışmaların ardından tarafların bölgede barışı nasıl inşa ettiğine yönelik bir inceleme yapmaya yönlendirmiştir. Bu çalışma, Filipinler'de yer alan Bangsamoro Özerk Bölge yönetiminin oluşma evresini ve bu sürece katkı sunan insani yardım odaklı sivil toplum aktörlerinin sürece etkilerini incelemiştir. Literatürde, özellikle Soğuk Savaş sonrasında çatışmaların barış yoluyla çözümlenmesine odaklanan çalışmalar, tezin kuramsal çerçevesini şekillendirmiştir. Bu kapsamda, araştırmanın temel odağını barışın sağlanmasına katkı sunan ulusal ve uluslararası STK'lar oluşturmuştur. Yapılan araştırmalar, siyasi otoritelerin krizleri barış yoluyla çözümlenmesine yönelik girişimlerinin yanı sıra, kavramın akademi başta olmak üzere birçok mecrada ele alınarak incelendiğini göstermiştir. Bu bağlamda, uluslararası düzeyde yaşanan olaylar ışığında barış inşası üzerine oluşturulan çeşitli yaklaşımlar, yöntemler ve kategoriler Bangsamoro özelinde değerlendirilmiştir. Kavramsal çerçevede, insani yardım odaklı sivil toplum aktörlerinin Bangsamoro özerklik sürecine katkısı, literatürde yer alan barış inşası fonksiyonları bağlamında ele alınmıştır. Bu doğrultuda araştırma, STK'ların özerklik sürecine olan katkılarını ortaya koyarak nihayete erdirilmiştir.
Afganistan ve Pakistan'daki Taliban'ı şekillendiren bir faktör olarak FATA Bölgesi
Bu çalışmanın temel amacı, Afganistan ve Pakistan'daki Taliban yapılanmalarının oluşumu ve gelişimi sürecinde Federal Olarak Yönetilen Kabile Alanları (FATA) bölgesinin nasıl bir rol oynadığını ortaya koymaktır. Çalışmada literatür taraması, tarihsel süreç analizi ve bölgesel dinamiklerin değerlendirilmesine dayalı bir yöntem izlenmiştir. Araştırmanın bulguları, İngiliz sömürge yönetiminin 19. yüzyılın sonlarında uyguladığı "Frontier Crimes Regulation" (FCR) sistemiyle FATA'nın idari yapısının temellerinin atıldığını göstermektedir. Bu düzenleme, bölgeyi merkezi otoriteden büyük ölçüde bağımsız bırakmış, geleneksel yasaları kurumsallaştırmış ve kabile liderlerinin geleneksel otoritesini pekiştirmiştir. Bulgular ayrıca Pakistan'ın 1947'de bağımsızlığını kazanmasının ardından FATA'nın, anayasal olarak ülkenin bir parçası olmasına karşın, özel statüsünün korunması ve İngiliz döneminden kalan FCR yasalarının sürdürülmesinden dolayı devletin siyasi, ekonomik ve hukuki kurumlarından dışlandığını ortaya koymaktadır. Araştırmada, Sovyetlerin Afganistan'ı işgal ettiği 1979-1989 dönemiyle birlikte FATA'nın, Afgan Mücahitleri için bir lojistik ve eğitim merkezi hâline geldiği, bu dönemde sayıları artan ve giderek siyasallaşan medreselerin, Taliban'ın ideolojik altyapısını oluşturan kurumlar olarak öne çıktığı belirtilmektedir. 2001'de başlayan ABD'nin Afganistan işgali, Taliban'ın FATA'ya sığınarak yeniden yapılanma sürecine girmesine zemin hazırlamıştır. Pakistan'ın bu süreçte ABD^nin yanında yer alması ise FATA'da Pakistan Talibanı'nın (TTP) doğuşunu tetikleyen başlıca dinamiklerden biri olarak değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Durand Hattı, FATA, Taliban, Tehrik-i Taliban Pakistan, Afganistan
Hamidiye döneminde (1876-1909) Pan-Islamizmin Seylan'a girişi ve gelişimi
One of the main ideologies that gained momentum in the late nineteenth century was Pan-Islamism which advocated for the unity of the Muslim ummah under a single political entity. Ruling the Ottoman Empire from 1876 to 1909, Sultan Abdülhamid II, who was also the Caliph in this period, employed pan-Islamism to garner the support of global Muslims in the face of European encroachment and colonialism. Analysing this period, this thesis addresses the question of how Pan-Islamism reached and influenced the Muslim community in Ceylon (Sri Lanka) during the Hamidian Era (1876-1909). Employing the method of archival research conducted both in Türkiye and Sri Lanka, this study begins with an insight into the history, ambit and key proponents of Hamidian Pan-Islamism, and then, goes on to answer two sub-questions. The first sub-question intends to find out the main channels and actors through which Pan-Islamist ideas were introduced to Ceylon. To answer this sub-question, the thesis examines the role and influence of the Ottoman Honorary Consuls in Ceylon, the Egyptian political exile Urābī Pasha and the role of the rising Muslim press in the dissemination of Pan-Islamism among the Muslims of Ceylon. Also analysed is how Pan-Islamism was viewed as intrinsically linked to Islamic modernism and 'Arabisation' in Ceylon. To answer the second sub-question of how different segments of the Ceylonese Muslim community responded to Pan-Islamism and what factors influenced these responses, the study examines how literacy, technology, colonialism, cultural heterogeneity, socio-religious dynamics, political exigencies and self-interest influenced the perception and receipt of Pan-Islamism by the Ceylonese Muslims. One of the main findings of this study is that pan-Islamism helped the Tamil-speaking urban Moors improve their social standing, expand their businesses, realise their political aspirations, strengthen their claims to Middle Eastern ancestry and establish themselves as a distinct ethnic group different from the Tamil community.
19. yüzyıl kabuki oyun yazarı Tsuruya Nanboku IV'ün Sakurahime ve Yotsuya Kaidan oyunlarının karşılaştırılması
This thesis explores the evolution of female characters in 19th century Edo kabuki through a comparative analysis of two plays by Tsuruya Nanboku IV (1755-1829): Sakurahime Azuma Bunshō and Tōkaidō Yotsuya Kaidan. Initially motivated by the question of whether social changes of the era could be traced through kabuki's female figures, the research narrows its focus to investigate how differing portrayals of women may explain the varying popularity of these plays. By situating the plays within the socio-cultural context of late Edo Japan and examining the influence of the kaidan genre, the study argues that Nanboku's character Princess Sakura served as a precursor to the more radical and enduring figure of Oiwa. The analysis suggests that Nanboku's evolving experimentation with female archetypes reflects both audience expectations and a broader cultural shift, culminating in Oiwa's uniquely personal and destructive revenge—a major factor in the lasting impact of Yotsuya Kaidan.
'Kuir edebiyata' kadınların ilgisi: Çin ve Güney Kore'de BL üzerine bir çalışma
Boys Love (BL) is a genre produced by women for women that is dedicated on depicting romantic and sexual relationships between two males. It has originated in Japan during the 1970s, quickly spreading its neighbors China and South Korea where it has gained a remarkable popularity which it now enjoys in a global scale. This study traces BL's journey from Japan to China and South Korea while presenting social backgrounds on the aforementioned nations. This thesis argues that BL has emerged initially as a result of a feminist response against the women's repressed positions in society as an outlet for them to relieve their frustrations, becoming a realm to have fun through 'playing with gender' in time, hence in its essence it does not aim to represent queer identities and it does not define itself as queer therefore it is not political from a queer perspective and it cannot be classified as 'queer literature.' This study also argues that the difference in the level of severity in the reactions toward BL content by the Chinese and Korean states is due to their different tactics on how they generate consent from the people and how they position and utilize soft power as a tool in their endeavor for integrating to the global economy.
Toprak anlaşmazlıkları ve egemenlik iddiaları: Dokdo/Takeshima örneği ve ve bölgesel perspektifler
Asia has long been home to unresolved territorial and maritime disputes, particularly in the East China Sea and South China Sea. These disputes are not just about law or history but they also reflect the struggles over the regional influence. Among these, the dispute involving the islets called Dokdo by Korea and Takeshima by Japan remains one of the most long-standing and sensitive one in the region. An important cause is the uncertainty embedded in the 1951 San Franciscoso Peace Treaty. While the treaty officially ended World War II and required Japan to give up its colonial claims, it failed to clearly state who holds sovereignty over several islets, including Dokdo/Takeshima. This lack of clarity has allowed Korea and Japan to interpret the treaty in ways that support their respective positions. This thesis examines how the dispute has evolved by analyzing historical events, key treaties and diplomatic statements. To better understand the nature of the disputes, the thesis also compares it with other conflicts in East and Southeast Asia that share similar aspects. By doing so, it examines the impact of the U.S. on the formation of the postwar setting and explores how symbolic actions—like Korea's "Dokdo Day" and Japan's "Takeshima Day"—are used to strengthen national identity and public awareness. This study argues that resolving such disputes requires more than legal solutions, it also needs historical understanding and long-term diplomatic effort.
Pom Poko ve Prenses Mononoke'de modern toplumun yansımaları Yōkai
The aim of this thesis is to examine the role of yōkai ("supernatural and strange entities") in modern Japanese society by analyzing two critically acclaimed animated movies Pom Poko (1994) and Princess Mononoke (1997) by Studio Ghibli. The movies, which are both centered around yōkai and yōkai related supernatural folklore use the yōkai to reflect contemporary Japanese society. The movies achieve this by showing the negative effects of rapid modernization has on yōkai in the movies, which are usually in the form of anthropomorphized animals. These negative effects include pollution, destruction of nature, deforestation, and animal deaths related to these consequences. The animal visage of yōkai, their mysterious status as creatures of the borderlands and their deep and rich history so well integrated in Japanese culture allows the directors of the movies Isao Takahata and Hayao Miyazaki to tackle issues that plague modern Japan. I believe looking at how folklore has been incorporated into popular culture is significant in this day and age. This is why I chose two animated movies beloved by both Japanese and global audiences. By analyzing these movies, I came to the conclusion that, yōkai play a big role in Japan: A reflection of society itself. I argue that the movies use yōkai to inspire younger audiences to think critically of the nature and culture they are a part of.