Ankara University
Discipline

Beyin-sinir ve Omurilik Cerrahisi Anabilim Dalı

Ankara University

8

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

8 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rat hayvan modelinde obezite zemininde oluşturulan subaraknoid kanamanın vazospazm üzerine etkisi

Amaç: Subaraknoid kanama sonrasında gelişen serebral vazospazm mortalite ve morbiditenin en önemli nedenlerindendir. Ancak serebral vazospazm gelişim sürecinin patofizyolojisi oldukça karmaşıktır. Bu karmaşık süreç ve bu sürecin risk faktörleri kesin hatlarıyla günümüzde henüz çözülememiştir. Bu nedenle bu çalışma ile obezitenin vazospazm süreci ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada toplam 6 denek grubu (3 kontrol + 3 çalışma grubu olacak şekilde) tanımlanmıştır. Her bir grupta 10 adet sıçan bulunmaktadır ve çalışmada toplam 60 adet sıçan yer almıştır. Grup 1 ve 2 normal vücut ağırlığındaki sıçanlardan, grup 3 ve 4 obez sıçanlardan ve grup 5 ve 6 ise obezite sonrası normal vücut ağırlığına dönmüş sıçanlardan meydana gelmektedir. Bu gruplardan 1,3 ve 5 kontrol gruplarını temsil ederken, 2,4 ve 6 ise çalışma gruplarını temsil etmektedir. Tanımlanmış olan bu çalışma gruplarında deneysel SAK modeli geliştirilmiş ve kontrol grupları ile kıyaslanarak baziler arter yapısında gelişen vazospazm dereceleri ışık mikroskobu altında araştırılmıştır. Bulgular: G2 grubu G1 ile, G4 grubu G3 ile ve G6 grubu G5 ile kıyaslandığında hepsinde baziler arter çaplarında anlamlı küçülme meydana geldiği (Sırasıyla p=0,001, p <0,001 ve p <0,001) yani vazospazmın oluştuğu gösterilmiştir. Kontrol grupları olan G1, G3 ve G5 grupları kendi aralarında kıyaslandığında baziler arter çapı konusunda anlamlı farklılık saptanmamıştır (p=0,580). Çalışma grupları kendi aralarında kıyaslandığında ise anlamlı fark saptanmıştır (p=0,002) ve G4 grubunda G2 grubuna kıyasla, G4 grubunda G6 grubuna kıyasla baziler arter çapı anlamlı olarak daha küçüktür (Sırasıyla p=0,003 ve p=0,024). G2 ve G6 grupları kıyaslandığında ise baziler arter çapı konusunda anlamlı farklılık saptanmamıştır (p=1.000). Sonuç: SAK sonrası meydana gelen vazospazm derecesi ile obezite ilişkili olabilir ve obezitenin eşlik etmesi durumunda serebral vazospazm süreci şiddetlenebilir. Bu nedenle obezitenin eşlik ettiği ve elektif cerrahi planlanan olgularda kilo kontrolü sağlandıktan sonra vasküler girişim planlamak hedeflenebilir. Bu obezite ile serebral vazospazm arasındaki ilişkiyi araştıran ilk çalışma olması açısından önemlidir.

Hayvan deneyleriObeziteSubaraknoid kanama+2
Baran Can Alpergin
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trigeminal nevralji olgularında gamma knife tedavisinin etkisinin değerlendirilmesi

Trigeminal nevralji (TN), trigeminal sinirden kaynaklanan, şiddetli ve ani yüz ağrıları ile karakterize edilen bir nöropatik hastalıktır. TN, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve tedavisi zorlu bir hastalık olup, tedavi seçenekleri arasında farmakoterapi, cerrahi müdahaleler ve radyocerrahi yöntemler yer almaktadır. Gamma Knife radyocerrahisi (GKR), cerrahi tedaviye alternatif olarak son yıllarda TN tedavisinde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, Pamukkale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı' na başvuran ve TN nedeniyle GKR tedavisi gören hastaların tedavi öncesi ve sonrası klinik verilerini inceleyerek tedavi etkinliğini değerlendirmektir. Bu retrospektif çalışmada, 2019 ve 2024 yılları arasında Pamukkale Üniversitesi Beyin Cerrahisi ABD polikliniğine başvuran, TN nedeniyle GKR uygulanan 73 hasta incelenmiştir. Tedavi öncesinde hastaların nörolojik muayeneleri, Barrow Nöroloji Enstitüsü (BNI) Ağrı Skorlaması ve VAS (Visual Analog Scale) ağrı skorlamaları ile trigeminal sinirin en çok etkilenen dalı belirlenmiştir. Hastalar tedavi sonrası en az 6 ay en fazla 5 yıl boyunca izlenmiş ve tedavi sonuçları tekrar değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre, GKR sonrasında hastaların ağrı seviyelerinde anlamlı bir azalma gözlemlenmiştir. Tedavi sonrası BNI skoru ve VAS skorlarında iyileşmeler kaydedilmiş, ayrıca tedaviye yanıt ve ağrı şiddeti açısından trigeminal sinir dallarına göre farklılıklar tespit edilmiştir. Yan etkiler arasında hipoestezi ve anestezi gibi geçici etkiler rapor edilmiştir. Ayrıca GKR, cerrahi müdahalelere göre daha düşük komplikasyon riski ile etkili bir tedavi seçeneği sunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, GKR TN tedavisinde etkili bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, GKR tedavisinin TN hastalarında ağrı yönetimi konusunda başarılı sonuçlar sunduğunu ve klinik pratiğe önemli katkılar sağladığını göstermektedir. GKR, cerrahi risklerden kaçınan veya cerrahinin uygun olmadığı hastalar için güvenli ve etkin bir tedavi yöntemi olarak değerlendirilebilir.

Nazar Çiltemek
Pamukkale University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel omurilik yaralanmasında ürolitin A ve nar ekstresinin mitofaji ve inflamasyon üzerine etkisi

Giriş: Ratlarda oluşturulan deneysel spinal kord yaralanması sonrasında uygulanan Ürolitin A ve Nar Ekstresinin mitofaji ve inflamatuar parametreler üzerine etkilerinin araştırılması. Yöntem: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Laboratuarı'nda, immünhistokimya çalışmaları Bezmialem Vakıf Üniversitesi Histoloji Laboratuarı'nda, elisa ve Western blot testleri Bezmialem Vakıf Üniversitesi Beykoz Araştırma Merkezi Beyin ve Sinir Cerrahisi Laboratuarı'nda gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız 4 gruptan oluşup tüm gruplarda 8'er adet olmak üzere toplamda 32 adet Sprague Dawley cinsi sıçanlar kullanıldı. Tüm deney gruplarına T9- T10 laminektomi yapıldı. Sham grubu dışındaki gruplara laminektomiyi takiben dura ortaya kondu ve Yaşargil Anevrizma Klibi ile omuriliğe kompresyon uygulanarak hasar oluşturuldu. Travma sonrası sham ve travma grubuna tedavi verilmezken Ürolitin A grubuna 12, 24 ve 36. saatlerde 50 mg/kg dozunda Ürolitin A gavaj ile verildi. Nar Ekstresi grubuna ise yine 12, 24 ve 36. saatlerde 1 ml Nar Esktresi verildi. Denekler daha sonra 48. saatte sakrifiye edilerek immünhistokimya, Elisa ve Western blot incemelesi için spinal kordlarındaki hasarlı doku örnekleri alındı. Bulgular: İnflamasyon markerlarından IL–6 ve TNF-α seviyesinin ELİSA ile değerlendirilmesinde istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilemedi. İmmunohistokimyasal incelemede hematoksilen eozin ile boyanmada sham grubu histolojik yapısı en iyi korunan grup olurken Nar Ekstresi grubu sham grubuna en yakın grup oldu. Nix ile immun boyanmada Nar Ekstresi grubu travma grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak görüldü (p = 0,020). Ürolitin A grubu da aynı şekilde nix ile daha az reaksiyon vermesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,769). Nix'in Western blot ile değerlendirmesinde de bu immünhistokimya sonuçlarına paralel bir sonuç elde edildi. Parkin ise her ne kadar mitofajide önemli bir molekül olsa da gerek immünhistokimya ile gerekse Western blot ile değerlendirmede anlamlı sonuç vermedi. Sonuç: Çalışmamızdaki verilerin neticesinde travmatik spinal kord hasarında Ürolitin A ve özellikle de Nar Ekstresinin aşırı mitofajiyi azaltarak tedavide etkili olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Travmatik spinal kord hasarı, Ürolitin A, Nar Ekstresi, mitofaji, inflamasyon

Bitki özütüMitofajiNar suyu+5
Selçuk Yapar
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

MK-801 ile oluşturulan deneysel şizofreni modelinde prefrontal korteks ve hipokampusta aquaporin-4 kanallarının dağılımı

Giriş: Glimfatik sistemin önemli bileşenlerinden biri aquaporin-4 (AOP-4) kanallarıdır. Nörodejenerasyona neden olan patolojilerde glimfatik sistem ve AOP-4 kanallarında değişiklikler olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızda N-metil D-aspartat (NMDA) reseptör blokajı ile oluşturulan deneysel şizofreni modelinde AQP-4 kanallarının prefrontal korteks ve hipokampusta dağılımının araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Deneysel şizofreni modeli oluşturmak için yetişkin Balb/c farelere 11 gün boyunca NMDA reseptör antagonisti MK-801 periton içine uygulandı. Fareler (N=10-11) ilaç uygulamasının beşinci günüden itibaren uzaysal öğrenme-bellek performanslarının değerlendirilmesi amacıyla Morris su havuzu (MWM) testine alındı. MWM'de farelerin platformu bulma süresi, hedef kadranda geçirdikleri süre ve yüzme hızı Ethovision XT ile kayıtlandı. Bir grup farede (N=5) ise MWM testine alınmadan 10. günde enjeksiyondan yarım saat sonra sakrifiye edilerek hipokampus ve prefrontal korteks izolasyonu yapıldı. İmmünohistokimyasal ve elektron mikroskobik olarak AQP-4 kanalları prefrontal korteks ve hipokampusta incelendi. Davranış testlerinin istatistiksel analizinde repeated measure ANOVA, immünohistokimyasal verilerin analizinde Mann Whitney-U testi kullanıldı. Bulgular: MWM testinde, MK-801 uygulanan farelerde kontrol grubuna göre platformu bulma süresinde anlamlı artma, hedef kadranda geçirilen sürede ise anlamlı azalma bulundu (p<0,001). İmmünohistokimyasal olarak hipokampusta glia hücreleri, perinöronal alan (p<0,01) ve kapillerde (p<0,0001) AQP-4 kanallarında artma, prefrontal kortekste glial hücreler (p<0,01) ve kapillerlerde (p<0,001) anlamlı artma gösterildi. Elektron mikroskopisinde, MK-801 uygulanan farelerde hipokampal ve prefrontal kortekste glia hücrelerinde ve nöronlarda çekirdekte kromatin artışı, sitoplazmada organel harabiyeti, kapiller damar etrafında ise ödemli alanların olduğu tespit edildi. Bilişsel işlevlerde bozulmaya neden olan deneysel şizofreni modelinde prefrontal korteks ve hipokampusta AOP-4 kanallarında artma ve histolojik olarak nörodejenerasyon meydana geldi. Sonuç: NMDA reseptör blokajı ile bilişsel işlevlerde bozulmaya paralel olarak prefrontal korteks ve hipokampusta nörodejenerasyon meydana geldiği ve metabolizma son ürünlerinin ortamdan uzaklaştırılması için AQP-4 kanallarında artma olduğu ileri sürülebilir.

Akuaporin 4AkuaporinlerBellek+3
Ömer Burak Eriçek
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koyun omurları üzerinde değişik tipteki pedikül vidalarının değişik yerleşim pozisyonlarındaki sıyrılma dirençlerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Bu çalışmada en fazla osteoporotik hasta grubunun sorunu olan vida sıyrılmasını azaltmak için kullanacağımız cerrahi teknikle ve enstrümanlarla ilgili değerlendirmenin, deneysel biyomekanik tarzda yapılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Koyun omurları üzerinde değişik tipteki pedikül vidalarının değişik yerleşim pozisyonlarındaki sıyrılma dirençleri ölçülerek kayıt altına alındı. Çekim işlemlerinden önce BT görüntülemesi yapıldı. Sıyrılma dirençleri dört ana grupta ölçüldü. Bunlar; tek pozisyon-dört tip vida, tek tip vida-dört farklı pozisyon, PMMA vida–dört farklı pozisyon ve ikili vidarod sistemi idi. BULGULAR: PMMA enjekte edilmiş kanüllü vidanın en güçlü sıyrılma direncine sahip olduğu görüldü. Trapezoidal diş yapısındaki silindirik vidanın trapezoidal diş yapısındaki konik vidadan daha fazla sıyrılma direncine sahip olduğu görüldü. En güçlü sıyrılma direncine sahip olan yerleşimin ekstrapediküler yerleşim olduğunu, sonra sırasıyla bikortikal, CBT ve unikortikal yerleşimlerin geldiğini saptadık. CBT yönteminin, unikortikal yerleşimle karşılaştırıldığında anlamlı miktarda daha fazla sıyrılma direncine sahip olduğu görüldü. CBT gönderimde PMMA'nın anlamlı bir katkısının olmadığı istatistiksel olarak ortaya çıktı. Rodlu sistemlerle yapılan çekme işlemlerimiz sonucunda PMMA enjekte edilen kanüllü vidaların sıyrılmaya daha dirençli olduğunu gördük. TARTIŞMA: Pedikül vidasına ait sıyrılma direncini hem cerrahi teknik hem de vida tipi ve özellikleri birlikte etkilemektedir. PMMA enjekte edilmiş kanüllü vidaların ve trapezoidal diş yapısındaki vidaların sıyrılma dirençleri daha yüksektir. Özellikle osteoporotik hastalarda PMMA enjekte edilmiş kanüllü vidaların iyi bir seçenek olarak düşünmekteyiz. Bikortikal kurtarma 81 cerrahisinde ciddi komplikasyonlar göz önüne alındığında; kurtarma cerrahisinde CBT güçlü bir alternatif olarak görülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Omurga stabilizasyonu, osteoporoz, kurtarma cerrahisi, vida sıyrılması, malpozisyon.

FiksasyonKemik vidalarıKoyunlar+3
Coşkun Köseoğlu
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebral anevrizma tedavisinde uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: İntrakranyal anevrizmalarda, cerrahi ve endovasküler tedavi yöntemlerinin 18 yıllık dönemde retrospektif olarak sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntemler: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahi Anabilim Dalı'nda 2001-2018 yılları arasında "intrakranyal anevrizma" tanısı konulmuş toplam 1183 (722 kadın, 461 erkek; yaş ortalaması 51,3±12,4 yıl) hasta incelendi. Cerrahi ve endovasküler tedavi yöntemlerinin sonuçları, epidemiyolojik veriler, anevrizmanın lokalizasyonu, World Federation of Neurosurgical Societies (WFNS) derecesi, hastaneye başvuru semptomları, tedavi öncesi ve sonrası saptanan nörolojik muayene bulguları, mortalite ve morbiditeye etki eden diğer hastalıkları, komplikasyonlar, mortalite, geçici ve kalıcı gelişen nörolojk defisitler, kontrol "digital substraction angiography" (DSA)'de rest dolum olup olmaması, taburculuk sırasındaki Glasgow Sonuç Ölçeği (GSÖ) gibi değerleri göz önüne alınarak karşılaştırıldı. Sonuçlar: Cerrahi ve endovasküler tedavi yöntemlerinin ortalama GSÖ skorları kovaryans analizi ile karşılaştırıldığında her iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,542). Ancak, anevrizmalar lokalizasyonlarına göre sınıflandırılarak değerlendirildiğinde anterior komunikan arter (AKoA) anevrizmalarında cerrahi grubun GSÖ sonuçlarının endovasküler gruba göre istatistiksel anlamlı yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,004). Diğer lokalizasyonlarda iki tedavi yöntemi arasında istatiksel olarak anlamlı fark belirlenmemiştir. Özellikle İKA ve VBS anevrizmalarında son yıllarda sıklıkla endovasküler yöntemin tercih edilmesi sebebiyle, cerrahi yöntem ile kapatılan anevrizma sayılarının azlığı, bu çalışmanın kısıtlılıklarından bir tanesidir. İşlem sonrasında yapılan kontrol DSA sonuçları incelendiğinde cerrahi tedavi gören grupta %11,5, endovasküler tedavi grubunda %41,6 oranında rest anevrizma izlenmiştir (p=0,001). Her iki yöntemin mortalite ve morbidite oranlarına bakıldığında da iki yöntem arasında anlamlı fark saptanmamıştır. AKoA anevrizmaları gibi cerrahi tedaviye uygun lokalizasyonlarda bile son yıllarda endovasküler yöntemin tercih edilme oranlarının arttığı görülmüştür.

AnevrizmaBeyinBeyin hastalıkları+3
Barış Peker
İstanbul University
2021
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrakranial anevrizma tedavisinde kullanılan platin koile karşı beyin dokusundaki hücresel reaksiyonun değerlendirilmesi

Herhangi bir nedenle subaraknoid mesafeye (subaraknoid membran ile pia mater arasına) olan kanamalar subaraknoid kanama (SAK) olarak isimlendirilir. Kanama bir noktadan olmasına rağmen; kan, beyin omurilik sıvısı (BOS) aracılığı ile supratentorial, infratentorial ve spinal subaraknoid mesafeye yayılır. Yani, SAK santral sinir sisteminin belli bir bölgesini değil, tamamını ilgilendiren bir patolojik durumdur. SAK serebrovasküler ölümlerin %25'ine neden olur. Son yıllarda tanı ve tedavideki ilerlemelere rağmen, SAK yüksek mortalite ve morbiditesi nedeni ile ciddi bir sağlık problemi olmaya devam etmektedir. Genel olarak toplumda yılda ortalama 10/100000 oranında travmatik olmayan SAK görüldüğü kabul edilmektedir. Hastaların yaklaşık %75-90 ında sebebin anevrizma kanaması olduğu gösterilmiştir. SAK her yaşta görülebilirse de sıklıkla 50-65 yaş arasında meydana gelmektedir. Anevrizmal SAK'ın en ciddi komplikasyonu ikinci kanamadır. Birinci kanamadan sonra mortalite %30 iken, ikinci kanama sonrası mortalite %60'a ulaşmaktadır. Rüptüre anevrizma tedavisinde ön plandaki iki yöntem; cerrahi klipleme ve endovasküler koil embolizasyondur. İki yöntem karşılaştırıldığında 2002 yılındaki ISAT ( International Subarachnoid Aneurysm Trial ) çalışmasında endovasküler koil embolizasyon yönteminin cerrahi kliplemeye göre mortalite ve morbidite açısından daha düşük oranlara sahip olması, daha öncelikli kullanılır ve tercih edilir yöntem olarak ortaya çıkarmıştır. Endovasküler tedavide ana hedef anevrizmanın total oklüzyonudur. Yapılan çalışmalarda anevrizma ne kadar sıkı doldurulursa da anevrizmal kese içine konulan koil hacminin anevrizma kesesi hacmine oranının en fazla %33,3 olduğu bilinmektedir. Anevrizmal kan akımının azalması, intraanevrizmal trombüs oluşumu, koili serbestleştirmek için kullanılan elektrik akımı gibi mekanizmalar sonucunda fibrozise kadar ilerleyen bir oklüzyon periyodu düşünülmektedir. İntrakranial anevrizmaların endovasküler tedavisinde platin koiller yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda platinin inert ( kimyasal olarak aktif olmayan ) olduğu ve fibrozis sürecinde etkisinin zayıf olduğu düşünülmektedir. Ancak özelikle rüptüre olmuş anevrizmalarda platin koil ile tedavi sonrası beyin dokusu ile temasında etkisiyle fibrozis sürecinin etkilendiği düşünülmektedir. Bu çalışmada ratların beyin dokusu ile temas eden platin koile karşı gelişen hücresel değişiklikler ve platin koilin fibrozis gelişimindeki rolü akut ( 3 gün ) ve kronik ( 10 gün ) dönemde histomorfolojik açıdan incelenmiş olup, rüptüre anevrizmalarda koil embolizasyon ile anevrizma tedavisinin güvenirliliğinin değerlendirilmesine rehberlik edecek bir proje olması hedeflenmiştir. Çalışmamızda ağırlıkları 250-300 gr arasında olan 40 adet genç-erişkin Winstar-Albino Rat deney hayvanı kullanılmıştır. Ratlar Gaziosmanpaşa Üniversitesi Deneysel Tıp Araştırmaları Birimi'nde üretilmiş olup deney boyunca (hayvanın yaşadığı dönemdeki deney aşaması) sabit 21 (± 1) °C sıcaklıkta ve %50 (± 10) nemli ortamda tutulmuştur. Yapay gün/gece ortamı 12 saatlik devreler halinde aydınlatmayla sağlanmıştır. 40 adet rat randomize olarak, her bir grupta 10 tane olmak üzere akut ve kronik dönemde incelenmek amacıyla 4 gruba ayrıldı. Hayvanlara yapılacak tüm girişimler genel anestezi altında uygulandı. Antibiyotik profilaksisi olarak cerrahiden 30 dakika önce 20 mg/kg sefazolin sodyum, işlem sırasında xylazine 3-10 mg/kg ve ketamine 90 mg/kg olarak tüm ratlara uygulanmıştır. 10'lu şekilde 4 gruba ayrılmış olan hayvanların akut ve kronik grup olmak üzere 2 gruba kranial orta hattan burr hole açılıp, interhemisferik aralığa platin koil konulmuş, diğer 2 gruba da sham operasyonu yapılmıştır. Hemostazı takiben tabakalar anatomik planda kapatılıp takiben 72 saat sonunda akut dönem etkileri ve 10. gün sonunda kronik dönem etkileri incelenmek amacıyla hayvanlar sakrifiye edilmiştir. Sakrifikasyon sonrası ratların beyin dokuları çıkarılıp histomorfolojik incelemeye tabi tutulmuştur. Histolojik analizler Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji laboratuvarında hemotoksilen ve eosin ile boyanıp ışık mikroskobu altında gerçekleştirilmiştir. Platin koile karşı gelişmiş olan hücresel değişiklikler ve fibrozis gelişimi açısından değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde; yapılan analizler sonucunda işlem gerçekleştirilen alanda oluşan reparatif dokunun en az koil+3günlük grupta olduğu, en fazla reperatif doku oluşumunun ise koilsiz 10 günlük grupta olduğu görüldü. Koilsiz 3 günlük grup ile koil+10 günlük gruplarda ise tamir dokusu oluşumu diğer gruplara göre ortalama düzeyde idi. Bu iki grup istatistiksel olarak birbirleri ile benzer, diğer gruplardan ise farklı olarak saptandılar. Sonuç olarak platin koilin; doku reaksiyon gelişimini azalttığı, bu durumun belki tam oklüzyon gelişimi açısından dezavantaj olmakla birlikte, tromboemboli ihtimalini azalması ayrıca protrüde olan koil kısımlarının beyin dokusuna irritan bir etki yapmadığının gösterilmiş olması açısından önemli olduğu düşünülmüştür. Ve tarafımızca yapılmış deneysel çalışma benzeri bir araştırma literatür incelendiğinde görülememiş olmakla beraber platin koile karşı gelişen reaksiyonların değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Kalıcı oklüzyon sağlanabilmesi amacıyla embolizasyon işleminde kullanılan koillere karşı gelişen reaksiyonların değerlendirilebilmesi için daha uzun süreli ve mekanizmaların değerlendirilebilmesi için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Subaraknoid kanama, anevrizma, platin koil

AnevrizmaBeyinHücreler+3
Yasin Taşkın
Tokat Gaziosmanpaşa University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda bilateral ana karotid arter oklüzyonu ile oluşturulan serebral iskemi ve reperfüzyon modelinde karvakrolün nöroprotektif etkilerinin araştırılması

Serebral iskemi gelişmiş toplumlarda kanser ve kalp damar hastalıklardan sonra ensık üçüncü ölüm nedenidir. İnmenin tedavisine baktığımızda özellikle son yıllarda en önemli tedavi protokollerinden biride nöroprotektif tedavidir ve bu tedavi ile enfarkt sahasında meydana gelen hücre hasarını sınırlamaktadır. Antienflamatuar etkisi olan karvakrolün enfarkt gelişmiş serebral dokuda nöroprotektif etkinlik göstermektedir fakat bu etkisi yeterince moleküler düzeyde aydınlatılamamıştır. Bizim çalışmamızdaki amaç laboratuvar ortamında serebral dokuda global iskemi oluşturarak karvakrolün plazma TBARS, GSH, SOD, CAT, GPx,IL-1 BETA, IL-4 ve TNF-ALFA seviyelerine etkilerini araştırmaktır. Herbiri on tane Wistar albino rat içeren 4 grup oluşturuldu. Anestezi ve analjeziyi takiben ilk iki guruptaki hayvanlarda bilateral karotis kominis arterleri 15 dk süre ile anevrizma klipsleri ile klemplendi. İskemi oluşturulan bu iki gurubun ilkine (IR+karvakrol gurubu) 50mg/kg/gün karvekrol 15 gün süre ile verildi diğer iskemi oluşturulan guruba (IR gurubu) ise ise karvecrol'ün içinde çözüldüğü 50mg/kg/gün dozunda sadece CMV 15 gün süre ile verildi İskemi oluşturulmayan diğer iki guruba ise sadece karotis diseksiyonları oluşturulup tekrar sütüre edildi bu iki gurubun; ilkine (karvakrol gurup) 50mg/kg/gün karvakrol 15 gün süre ile verildi iskemi oluşturulmayan ikinci guruba (kontrol gurup ) ise 50mg/kg/gün sadece CMV 15 gün süre ile verildi. Bütün bu tedavilerden sonrası 15. günün sonunda, bütün bu gurupların plazmaları alındı ve beyin dokuları çıkarıldı. Plazmaları incelenen ratların karvakrolün saydığımız parametreler üzerindeki olumlu etkileri ve etkilemediği parametreleri tablo ve grafiklerle sunuldu. Bu çalışmanın sonunda karvakrolün iskemi oluşturulmayan serebral doku üzerindeki olumlu etkileri istatistiksel olarak anlamlı sonuç vermezken ıskemi oluşturulan serebral doku üzerindeki olumlu etkilerinde anlamlı sonuçlar elde edildi. Anahtar kelimeler: CAT, GPx, GSH, IL-1 beta, IL-4, SOD, Tbars, TNF-alfa,

Arteryel oklüzif hastalıklarBeyin iskemisiKarotis arteri hastalıkları+7
Mustafa Başaran
İnönü University
2017
20