
3
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Müze eğitiminde sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve metaverse kullanımı
Hızla gelişen teknoloji, gündelik yaşamdan dünyanın algılanış biçimine, öğrenme sürecinden çevre ile kurulan etkileşime kadar pek çok dinamik üzerinde etki bırakmaktadır. 2020 yılında küresel bir kriz haline gelen Covid-19 pandemisi de teknoloji kullanımını hızlı bir şekilde artırmış ve "sanal" kavramı hiç olmadığı kadar önem kazanmıştır. Bu durum, her disipline ve kuruma yayılan yeni bir anlayışı beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda misyonu, ziyaretçilerini eğitirken öğretmek olan, kültürel mirasın aktarıcısı ve koruyucusu olmanın yanı sıra sosyal bir kurum olma özelliği taşıyan müzelerin, teknoloji ile olan ilişkisini tekrar gözden geçirmesi gerekmiştir. Bugün çağdaş müzecilik anlayışı ile birlikte toplumsal işlevi öne çıkan müzeler, sergileme ve koruma gibi temel işlevlerinin yanı sıra her bireyin kültürlenmesine ve eğitilmesine hizmet eden, terapötik destek sağlayan okul dışı öğrenme alanları olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla müzelerin, ziyaretçileri ile etkili iletişim kurabilmesi, daha verimli ve öğretici bir müze eğitimi gerçekleştirebilmesi, geniş ziyaretçi kitlelerine ulaşabilmesi ve müze deneyimini unutulmaz hale getirmesi için teknoloji önemli bir araçtır. Son yıllarda popüler hale gelen artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve metaverse teknolojileri müzelerin, eğitim etkinliklerini ve ziyaretçi deneyimini geliştirmesinde önemli katkılar sunan örnekler olarak dikkat çekmektedir. Bu araştırmada artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve metaverse teknolojilerinin müzelere ve ziyaretçilere sunduğu katkılar kuramsal çalışmalar üzerinden incelenmiş, bu teknolojilerin yurtiçi ve yurtdışı müzelerinin eğitim etkinliklerinde nasıl kullanıldığı irdelenmiş ve sosyal bilgiler dersinde 4. sınıf, 5. sınıf ve 7. sınıf düzeylerinde kullanılmak üzere artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve metaverse teknolojilerine yer veren üç ayrı müze eğitimi ders içeriği önerisinde bulunulmuştur.
Postmodern müze pratikleri bağlamında Gertrude Stein'ın stüdyosu ve sanat müzeciliği
Günümüzde müzeler sergileme ve sunum tekniklerini, yaklaşımlarını, uygulama pratiklerini yeni sanatın üretildiği ortamlara, çağımıza uygun hale getirmeye çalışmaktadır. Uluslararası Müzeler Konseyi tarafından hazırlanan çağdaş müze tanımında müzenin, somut ve somut olmayan mirası araştıran, toplayan, koruyan, yorumlayan, sergileyen ve toplumun hizmetinde olan, kâr amacı gütmeyen, kalıcı bir kurum olduğu vurgusu yapılmıştır. Müze yeni tanımıyla işlevlerini de güncellemekle birlikte halka açık, erişilebilir ve kapsayıcı kurumlar olarak, çeşitliliği ve sürdürülebilirliği teşvik etmekle yükümlü hale gelmiştir. Eğitim, eğlence ve bilgi paylaşımı için çeşitli deneyimler sunmak; etik, profesyonel olarak ve toplulukların katılımıyla çalışmak ve beraberinde ziyaretçi ve izleyiciyle iletişim kurmak müzelerin sorumluluk üstlendiği işlevler olarak tanıma eklenmiştir. Bu bağlamda değişen tanımla birlikte müze ziyaretlerinin içeriği ve ziyaretçilerin beklentilerinde de önemli değişimler meydana gelmeye başlamıştır. Bireysel tecrübeler haline gelmeye başlayan müze ziyaretleri yeni tanımla birlikte gündeme gelen bu beklentiye uygun oluşturulan, postmodern müze kıstaslarından "kapsayıcılık", "paylaşarak öğrenme" gibi ilkelerin odağa alınarak kurgulandığı ve sunulduğu sergilerle hayat boyu öğrenmeyi destekleyecek deneyimler haline gelmektedir. Bu araştırmada, Amerikalı yazar Gertrude Stein'ın "ilk modern sanat müzesi" olarak nitelendirilen stüdyosu çağdaş mikro müze kavramı üzerinden ele alınmıştır. Bu bağlamda yurt dışında ve Türkiye'de, Gertrude Stein'ın "salon-stüdyo modeli" merkez alınarak düzenlenip, kapılarını izleyicilere açacak, kültürlerarası iletişimi cesaretlendirici, çeşitliliğe açık müze örnekleri araştırılmıştır. Salon – stüdyo modeline içerik bağlamında uygun olabileceği düşünülen İstanbul'daki Adam Michiewicz Müzesi, Doğançay Müzesi, Orhan Kemal Müzesi ve Ara Güler Müzesi incelenmiş, ele alınan yurt dışı örneklerle birlikte değerlendirilerek salon-stüdyo modelinin yaygınlaştırılmasının, postmodern müze kavramına ve çağdaş müze uygulamalarına ne şekilde katkı sağlayacağı tartışılmıştır.
Teknolojinin Türkiye'deki özel müzelerin eğitim etkinliklerine yansımaları
Müzeler gerek çeşitlilikleri, gerekse bünyelerinde barındırdıkları eserler ya da nesneleri ile öğrenmenin kalıcı ve zevkli olduğu mekânlardır. Müzeler için eğitim işlevinin artık vazgeçilmez görüldüğü günümüzde, müzeler de değişen ve gelişen teknolojik imkânları eğitim amaçlı olarak kullanmaktadır. Özellikle internet teknolojisine bağlı dijital imkânlar müzelerin eğitim etkinliklerinde olduğu kadar tanıtım, pazarlama, marka yaratma ve ziyaretçi ilişkiler gibi postmodern müze ile ortaya çıkan birçok müzecilik alanında da kullanılmaktadır. Nitel bir çalışma olarak tarama yöntemi ile yürütülen araştırma kapsamında Türkiye'de bulunan özel müzelerin dijital eğitim etkinlikleri ve bunun yanında web siteleri ile sosyal medya platformları incelenmiştir. Çalışma gurubu olarak seçilen İstanbul Rahmi M. Koç Sanayi Müzesi, Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern Sanat Müzesi, Pera Müzesi, Ankara Rahmi M. Koç Müzesi ve Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi incelenmiş ve dijital eğitim etkinlikleri anlamında pandemi sürecinde yoğun bir şekilde internet teknolojileri ile eğitim verdikleri tespit edilmiştir. Müzelerin pandemi sürecinden sonra çevrim içi eğitim etkinliklerini sonlandırdıkları görülmüştür. Tespit edilen dijital eğitim etkinliklerinin büyük çoğunluğunun çocuklar olmak üzere gençler, yetişkinler, öğretmenler, okul grupları ve özel gereksinimli bireyler üzerine yoğunlaştığı anlaşılmıştır. Yapılan çevrim içi eğitimlerde özellikle sanat uygulamalarına yönelik atölye çalışmalarının yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. İncelenen müzeler arasından en çok dijital odaklı eğitim etkinliğini İstanbul Modern Sanat Müzesinin yaptığı tespit edilmiştir.