
6
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Marmara, Ege ve Karadeniz'den çıkartılan kara midyesi ve kum midyelerindeki vibrio parahaemolyticus izolatlarının moleküler karakterizasyonu, antibiyotik direnç profili ve biyofilm oluşturma kapasitesi
Son yıllarda Türkiye'de tüketici alışkanlıklarının değişmesi ile başta çift kabuklu deniz ürünleri olmak üzere balık dışındaki diğer deniz ürünlerinin tüketim miktarlarında büyük bir artış görülmektedir. Çift kabuklu deniz ürünleri, besleyici değerinin yanı sıra salgınlarla ilişkili gıdalar içerisinde yer alarak halk sağlığı açısından da oldukça önem taşımaktadır. Deniz ürünleri kaynaklı gastroenteritlerin dünyada en önde gelen nedeni olarak kabul edilen Vibrio parahaemolyticus için iyi bir rezervuar olan midyeler, potansiyel kontaminasyon kaynakları olarak değerlendirilerek tüketiciler için risk oluşturmaktadır. Bu kapsamda bu tez çalışmasında Mayıs 2021 – Mayıs 2022 döneminde Ege, Marmara ve Karadeniz'in 14 farklı bölgesinden çıkartılan 135 kara midyesi (Mytilus galloprovincialis) ve farklı türlere ait 120 kum midyesi (Chamelea gallina, Ruditapes philippinarum ve Donax trunculus) olmak üzere toplam 255 örnek balıkçılardan temin edilmiştir. Bu örneklerden V. parahaemolyticus izolasyonu ve identifikasyonu ISO 21872-1:2017 standardına göre klasik kültür metoduyla yapılmış, şüpheli izolatlardaki V. parahaemolyticus varlığı toxR geni esas alınarak konvansiyonel PCR ile doğrulanmıştır. Enteropatojen suşların belirlenmesi amacıyla, konfirme edilmiş V. parahaemolyticus izolatlarının moleküler karakterizasyonu yapılarak başlıca virülens genleri olan tdh ve trh gen bölgelerinin varlığına bakılmıştır. Ardından V. parahaemolyticus olarak belirlenen izolatların, antimikrobiyal direnç profilleri Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi kullanılarak belirlenmiş, daha sonra patojen ve patojen olmayan suşlardan seçilen izolatların 3 farklı sıcaklık derecesi (10°C, 25°C ve 37°C) ve 2 farklı inkübasyon süresinde (24 ve 48 saat) biyofilm oluşturma kapasitesi araştırılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre toplanan 255 örneğin %32,2'si V. parahaemolyticus olarak konfirme edilmiş olup, bunların %30,8'i kum midyesinden; %33,3'ü ise kara midyesinden izole edilmiştir. İzolatların görülme sıklığı denizlere göre sırasıyla Karadeniz (%52,5), Marmara Denizi (%34,8) ve Ege Denizi (%3,6) şeklinde olup, denizler arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Mevsimlere göre sonuçlarda en yüksek pozitiflik oranının yaz mevsiminde toplanan örneklerde (%60) olduğu, ilkbahar örneklerinin ise en düşük orana (%15,9) sahip olduğu belirlenmiştir. Toplanan 255 örnekten izole edilen izolatların %5,9'u patojen olarak tespit edilmiştir. Patojen izolatların %73,3'ü kum midyesinden; %26,7'si ise kara midyesinden izole edilmiş olup, patojen izolat açısından midyeler arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Patojen izolatların %60'ının Karadeniz, %40'ının ise Marmara Denizi'nde yer aldığı, Ege Denizi'nde ise hiçbir patojen izolat bulunmadığı dikkat çekmektedir. Ayrıca patojen izolatların çoğunun (%46,7) kış mevsiminde izole edildiği belirlenmiştir. Midye örneklerinden izole edilen toplam 82 V. parahaemolyticus suşunun antimikrobiyal direnç profilleri araştırılarak MAR indeks değeri ortalama 0,67 olarak belirlenmiştir. Elde edilen izolatların ikisinin test edilen dokuz antibiyotiğin tamamına direnç göstermesi ve izolatların tamamında en az üç antibiyotik grubuna karşı direnç belirlenmesi ile çoklu antibiyotik direnci tespit edilmiş, bu durum Türkiye sularındaki yüksek kontaminasyon riskini göstermiştir. Ayrıca çalışmada en fazla dirençli izolatın tespit edildiği antibiyotiklerin 101 piperasilin ve tetrasiklin olduğu, 82 izolatın tamamının (%100) bu antibiyotiklere karşı direnç oluşturduğu belirlenmiştir. Biyofilm oluşturma kapasitelerinde patojen suşlarla patojen olmayan suşlar arasında bir fark belirlenemezken, izolatların 48 saatlik inkübasyon süresinde 24 saatlik inkübasyon süresine göre, 25°C sıcaklık derecesinde ise 10°C ve 37°C sıcaklık derecelerine göre daha iyi biyofilm oluşturdukları tespit edilmiştir. Suşların hiçbirinde güçlü biyofilm oluşumu gözlenmezken, orta derecede biyofilm oluşumu sadece kum midyelerinden izole edilen suşlarda (%7,1) gözlenmiştir. Deniz ürünleri kaynaklı gastroenterit vakalarının en önemli sebeplerinden biri olan Vibrio türlerinin yaygınlığının ve patojen suşların varlığının belirlenmesi, bu vakaların tedavi, koruma ve kontrol stratejilerinin geliştirilmesi için ilk adım niteliği taşımaktadır. Bu çalışma Türkiye'nin üç farklı denizinden (Ege, Marmara ve Karadeniz) elde edilen kara ve kum midyelerindeki Vibrio parahaemolyticus varlığının ve patojen suşlarının belirlendiği, midye örneklerinde antibiyotik direnç profillerinin ortaya konduğu ve suşların biyofilm oluşturma kapasitelerinin araştırıldığı ilk kapsamlı araştırma olması özelliğiyle önem taşımaktadır.
Organik kuru meyve üretiminde gıda güvenliğinin sağlanmasında çevresel izleme sisteminin etkinliği
Amaç: Bu çalışmada, organik kuru meyve işletmesinde gıda güvenliğinin sağlanmasında Çevresel İzleme Sistemi'nin etkinliğinin incelenmesi ve son üründe halk sağlığı açısından mikrobiyolojik kalitenin değerlendirilmesinin yapılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada; organik kuru meyve işletmesinden, çevresel izleme sistemi kapsamında bölge 1, bölge 2, bölge 3 ve bölge 4'ten toplamda 300 adet svap örneği ile 180 adet organik kuru meyve (60 adet kuru incir, 60 adet kuru kayısı, 60 adet kuru üzüm) örneğinde mikrobiyolojik analizler gerçekleştirilmiştir. Mart 2022, Mayıs 2022, Temmuz 2022 ve Eylül 2022 tarihlerinde alınan örnekler, alındığı gün mikrobiyolojik analizlere tabi tutulmuştur. Bulgular: Organik kuru meyve örneklerinde E.coli, koliform, Enterobacteriaceae, Salmonella spp. tespit edilememiştir. Örneklerin hepsi TGK Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliğine göre uygun bulunmuştur. Çevresel izleme sistemi kapsamında değerlendirilen ve 4 farklı bölgeden alınan örneklerde Salmonella spp. E.coli, koliform ve Enterobacteriaceae varlığı tespit edilmezken, TMAB ve maya-küf analizlerinde limit değer olmamasına rağmen Almond Board of California (2009) yer alan Sanitasyon Uygulama Öncesi ve Sonrası Ekipman Temizliği için Önerilen Mikrobiyolojik Gösterge Limitleri referans alındığında çalışma süresi boyunca işletmede genel hijyen şartlarının sağlandığı görülmektedir. Sonuç: Çevresel izleme sistemi gıda işletmelerinde yapılan hijyen ve sanitasyonun değerlendirilmesinde önemlidir. Bu sebeple gıda sektöründe çevresel izleme sistemine daha fazla önem verilmesi ve yaygınlaşması gıda güvenliğinin desteklenmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Anahtar Kelimeler: Çevresel izleme sistemi, Gıda güvenliği, Halk sağlığı, Organik kuru meyve.
COVID-19 salgını sürecinde sağlık çalışanlarının beslenme alışkanlıkları değişimi
Bu çalışmada Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19) döneminde sağlık çalışanlarının beslenme alışkanlıklarında meydana gelen değişimlerin sorgulanması amaçlanmıştır. Kesitsel türde yapılan bu araştırmanın çalışma grubunu Mustafakemalpaşa Devlet Hastanesi'nde görev yapan 200 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak dört bölümden oluşan anket yöntemi kullanılmıştır. Boy uzunluğu sabit boy ölçer, bel çevresi mezura ve vücut ağırlığı, Beden Kitle İndeksi (BKİ), yağ oranı, sıvı oranı ölçümleri TanitaMC-780MA cihazı ile alınmıştır. Sağlık çalışanlarının %30'u COVID-19'a yakalandığını ve %78,6'sı hastalığı hafif atlattığını belirtmiştir. Salgın sürecinde katılımcıların %42'si vücut ağırlığının arttığını, %21,5'i azaldığını, %36,5'i değişmediğini belirtmiştir. COVID-19 nedeniyle normalden daha fazla el yıkama/ antiseptik kullandığını belirtenler %88,5, yurtiçi seyahatten kaçınanların oranı %52, evde normalden daha fazla temizlik/dezenfektan kullandığını belirtenler %50, gıdaları dezenfekte eden ve yiyecek stoklayanların oranı %40,5'tir. COVID-19 pandemisinin sağlık çalışanlarının beslenme alışkanlıklarını etkilediği, beslenme bilinci olarak sağlıklı beslenmeye yönlendirdiği fakat yoğun çalışma şartları, COVID-19'a güvensizlik hissi ve stres nedeni ile beslenmelerinin olumsuz yönde etkilendiği düşünülmektedir.
Karaçalı (Paliurus spina-christi Mill.), dardağan (Celtis tournefortii L.) ve çörek otunun (Nigella sativa L.) köftelerde N(epsilon)-(karboksimetil) lizin oluşumu, duyusal ve mikrobiyal kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, karaçalı (Paliurus spina-christi Mill./PSC), dardağan ağacı (Celtis tournefortii L./CT) meyveleri ve çörek otu (Nigella Sativa L./NS) tohumunun, kuyruk ve sığır böbrek yağı içeren köftelerin +4 oC'deki muhafazasında mikrobiyal ve duyusal kalite ile farklı ısı derecelerinde pişirmenin Nε–(karboksimetil) lizin (CML) oluşumu üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapıldı. PSC, CT'nın meyveleri ve NS tohumunda köftelere ilave edilmeden önce toplam fenolik, toplam flavonoid madde miktarı, 1,1-Difenil-2-pikrilhidrazil (DPPH), 2,2-Azino-bis (3-etilbenzo-tiyazolin-6-sülfonik asit (ABTS) radikalini giderme aktivitesi, fenolik ve uçucu bileşikler saptandı. PSC, CT meyveleri ve NS tohumu köftelere %2 oranında ilave edilerek deneme grupları oluşturuldu. Hazırlanan köfte örnekleri polietilen tabaklar içinde streç film ile kaplanarak 4±1 °C'de 16 gün muhafaza edildi ve muhafaza peryodu boyunca dörder günlük aralıklarla analizler yapıldı. Kuyruk ve böbrek yağı kullanılarak köfteler duyusal olarak renk, koku, lezzet, tekstür ve görünüm, kimyasal olarak CML, tiyobarbitürik asit reaktif maddeler (TBARS), pH, su aktivitesi (aW) ve pişirme kaybı yönünden incelendi. Ayrıca PSC, CT ve NS'nin köftelerde mikrobiyal kalite üzerindeki etkisi belirlendi. Köfte bileşiminde kullanılan PSC, CT meyvesinin ve NS tohumu, fenolik ve uçucu bileşikler açısından zengin içeriğe sahip ve antioksidan özelliklerinin olduğu tespit edildi. En yüksek fenolik madde ve antioksidan aktivite PSC meyvesinde saptandı. Duyusal ve kimyasal analizlerde kullanılan köfte gruplarının aw değerleri 0. günde 0,931-0,951, 16. Günde ise 0,963-0,985 arasında olduğu, pH değerlerininde 0. günde 5,66-6,06, 16. günde ise 6,10-6,74 arasında olduğu saptandı. Bütün gruplarda muhafaza süresince aw ve pH değerlerinde 4. günde bir azalmanın olduğu, ancak diğer muhafaza günlerinde artışların olduğu gözlendi. Köftelerin pişirme kaybı değerlerinin ise 0. günde %22,18-%30,23, 16. günde %20,89-%29,82 arasında saptandı. Köftelerin TBARS değerleri 0. günde 1,17-1,98, 16. gününde ise 1,70-3,34 mg MDA/kg arasında saptandı. Muhafazanın 12 ve 16. günlerinde kontrol gruplarının TBARS değerleri ile PSC, CT ve NS gruplarının TBARS değerleri arasında sırasıyla 0,13-0,90, 0,40-1,30, 0,50-1,20 mg MDA/kg değişen oranlarda fark gözlendi. Köftelerin CML miktarları 0. günde 11,15-13,45, 16. gününde ise 13,43-18,17 μg/g arasında saptandı. Muhafazanın 12. gününde kontrol grupları ile PSC, CT ve NS grupları arasında sırasıyla 1,96-3,36, 1,69-3,55, 1,58-3,65 μg/g, muhafazanın 16. gününde ise kontrol grupları ile PSC, CT ve NS grupları arasında sırasıyla 1,71-4,25, 1,98-4,74, 1,59-4,32 μg/g, değişen oranlarda farkların olduğu saptandı. Yapılan duyusal analizler neticesinde PSC meyvesi ilavesinin köftelerin tekstürünü, NS tohumunun ise köftelerin görünümünü olumsuz etkilediği saptandı. Lezzet açısında en olumlu etki CT meyvesi ilave edilen köfte gruplarında gözlendi. NS tohumu köftelerin a* değerini olumsuz etkilediği, pişirme işlemi köftelerin L*, a* ve b* değerlerinde düşüşe sebep olduğu saptandı. En yüksek a* değeri CT meyvesinin ilave edildiği köftelerde saptandı. Köfte örneklerinin TMAB, psikrotrofik, LAB ve maya-küf sayıları 0. gün sırasıyla, 5,14-5,53, 4,62-4,83, 5,04-5,32 ve 3,40-3,87 log10 kob/g arasında 16. günde ise sırasıyla 7,01-7,9, 7,64-8,24, 7,59-8,05 ve 5,69-6,27 log10 kob/g arasında saptandı. PSC, CT meyvesi ve NS tohumunun köftelerde mikrobiyal üreme hızını yavaşlattığı saptandı. CT meyvesi psikrotrofik bakteriler üzerinde, NS tohumu ise LAB ve maya-küf üzerinde en iyi antimikrobiyal etki sağladığı saptandı. Sonuç olarak, köftelere polifenol içeriğe sahip, antimikrobiyal ve antioksidan özelliği olan PSC, CT meyvelerinin ve NS tohumunun ilave edilmesi köftelere fonksiyonel özellik kazandıracağı ve insan sağlığı açısından daha faydalı bir ürüne dönüşeceği vurgulanabilir.
Organik süt ürünlerinden izole edilen stafilokokların tür düzeyinde dağılımı ve antibiyotiklere duyarlılığının belirlenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasında süt, beyaz peynir, keçi peyniri, kaşar peyniri, dil peyniri, yoğurt, kefir, ayran ve tereyağı olmak üzere 104 organik süt ve süt ürününde Stafilokokların tür düzeyinde tespiti, enterotoksin varlığı, tespit edilen Stafilokokların antibiyotik duyarlılığının ve biyofilm oluşumunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Stafilokok türlerinin izolasyonu ve identifikasyonunda klasik yöntemler kullanılmıştır. Klasik yöntemlerle tespit edilen izolatların tanımlanmasında Vitek 2 Kompakt bakteri tanımlama sistemi kullanılmıştır. Stafilokokal enterotoksin varlığının belirlenmesi ELFA yöntemi ile VİDAS cihazında gerçekleştirilmiştir. Stafilokok izolatlarında biyofilm üretiminin belirlenmesinde tüp metodu, antibiyotik duyarlılığının belirlenmesinde disk difüzyon metodu kullanılmıştır. Bulgular: Bu tez çalışmasında analiz edilen örneklerde S. aureus ve koagülaz negatif stafilokok (KNS) olarak; S. caprae, S. carnosus subsp. carnosus, S. equorum, S. hominis subsp. hominis, S. saprophyticus, S. sciuri, S. haemolyticus ve S. xylosus türleri tespit edilmiştir. Elde edilen izolatlarda %2 düzeyinde S. aureus, %12,5 düzeyinde KNS ve %1,92 düzeyinde Stafilokokal enterotoksin bulunmuştur. Antibiyotik duyarlılığı elde edilen izolatlarda genel olarak duyarlı iken bazı izolatlarda değişen düzeylerde direnç tespit edilmiştir. Biyofilm üretimi izolatlar arasındaki dağılımı genel olarak zayıf ve orta düzeyde tespit edilmiştir. Sonuç: Bu tez çalışmasında S. aureus ve bazı KNS türlerinin tespiti, enterotoksin varlığı ve antibiyotik direncin belirlenmesi halk sağlığı açısından önemlidir.
Veteriner fakültesi öğrencilerinin probiyotik bilgi düzeyleri ve tüketim oranlarının belirlenmesi
Sağlıklı beslenme yaşamın her döngüsünde birden fazla hastalık ve sağlıklı yaşamın temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Veteriner Fakültesi öğrencilerinin probiyotik içeren besinler hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve tüketim durumlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Veteriner Fakültesi öğrencisi olan 79 kadın 71 erkek toplam 150 kişi çalışmamıza dahil edildi ve Ekim 2024- Kasım 2024 tarihleri arasında anket uygulandı. Katılımcıların probiyotik kavramı hakkında bilgileri, probiyotik besin tüketim durumu ve nedenleri, probiyotik besin tüketimini etkileyen faktörler ve hangi hastalıklara faydalı olduğu hakkında bilgiler elde edildi. Katılımcıların probiyotik besin bileşenlerine yönelik ifadelerinin yer aldığı tablolar değerlendirildi. Probiyotik kavramını sağlık eğitimi almış bireylerin % 98,7'i biliyor iken % 1.3'ünün bilmediği belirlendi. Probiyotik içeren besinleri ise katılımcıların %94,7'si biliyor iken bilmeyenlerin oranı % 5,3'i idi. Probiyotik besinlerin sağlık üzerine yararlı olduğunu düşünenlerin oranı % 100 olarak belirlendi. Probiyotik içeren besinleri tüketme oranları ise % 89.3 iken tüketmeme oranı % 10.7 idi. Çalışmaya katılan kişiler arasında probiyotik kavramı bilme oranı her ne kadar yüksek olduğu saptanmış olsa bile probiyotik besin bileşeni içeren besin gruplarını yeterince bilmedikleri lakin yine de bu besin gruplarını tükettikleri belirlendi. Bu besin gruplarının besin bileşen içerikleri, sağlığa faydaları açısından Veteriner Fakültesi öğrencilerine farkındalık kazandırmak amacıyla bilgilendirmeye ihtiyaç duyulduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimler: Probiyotik, besin, sağlık, Veteriner Hekim