
47
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Hemşirelerde örgüt ikliminin örgütsel yaratıcılık algılarına etkisi
Araştırma hemşirelerde örgüt ikliminin örgütsel yaratıcılık algılarına etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımda planlanan araştırma, Kocaeli ilinde iki kamu hastanesinde çalışan 625 hemşire üzerinde yürütülmüştür. Veriler; Sosyodemografı̇k ve mesleki özellı̇klerı̇ içeren tanıtıcı bilgi formu, Örgüt İklimi Ölçeği ve Örgütsel Yaratıcılık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel analizler (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum), Shapiro- Wilk testi, student's t testi, Mann-Withney U testi, One-way ANOVA, Games- Howell testi, Kruskal Wallis testi, Dunn-Bonferroni testi, Pearson korelasyon analizi, Spearman korelasyon analizi, Regresyon ve Lineer Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 31,73±5,89 olup, % 87,3' ünün lisans mezunu, % 71,5' inin evli olduğu, %33,6' sının 6-10 yıl arası mesleki deneyime sahip olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin örgüt iklimi ölçeği toplam puan ortalaması 2,90±0,29 ve örgütsel yaratıcılık ölçeği toplam puan ortalaması 124,42±15,18 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin örgüt iklimi toplam puanları ile örgütsel yaratıcılık algıları toplam puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde, anlamlı ilişki belirlenmiştir (r=0,492; p=0,001; p<0,01). Hemşirelerin örgüt iklimi düzeylerinin ve örgütsel yaratıcılık algılarının orta seviyede olduğu, örgüt iklimi düzeyi pozitif yönde arttıkça örgütsel yaratıcılık algısının arttığı görülmüştür. Yapılan regresyon analizi modeli, hemşirelerin örgütsel yaratıcılık algılarında, Örgüte Bağlılık, Destekleyici İklim, İnsan İlişkileri, Olumsuz Etkileşim ve Yenilikçi İklim düzeylerinin belirleyici olduğunu göstermektedir (p<0,01).
Çok boyutlu hemşirelik kuşakları ölçeğinin Türkçe' ye uyarlanması
Araştırma, Çok Boyutlu Hemşirelik Kuşakları Ölçeği'ni Türkçe'ye uyarlamak ve hemşirelikte geçerlilik ve güvenilirliğini test etmek amacıyla metodolojik olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Aralık 2019 –Haziran 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma verileri Aralık 2019- Mayıs 2020 tarihleri arasında Bursa il merkezinde faaliyet gösteren bir Sağlık Bakanlığı Hastanesi, bir üniversite hastanesi ve üç özel hastane olmak üzere beş hastanede çalışan 447 gönüllü hemşireden toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu" ve Çok Boyutlu Hemşirelik Kuşakları Ölçeği"nin özgün formu kullanılmıştır. Araştırma için etik kurul izni ve kurum izinleri alınmış olup, veri toplamaya başlamadan önce ölçek uygulamaya hazır hale getirilmiştir. Bu amaçla çeviri- geri çeviri tekniği ile dil eşdeğerliği, uzman paneli ile kapsam eşdeğerliği sağlanarak anlaşılırlık açısından pilot bir uygulama ile test edilmiştir. Asıl uygulama sonrası elde edilen veriler yüzde ve frekans dağılımı, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, korelasyon analizi, Cronbach alfa katsayısı, student t testi, Kaiser-Meyer Olkin (KMO) Örneklem Yeterliği analizi, Barlett's Örneklem Büyüklüğü Testi, Varimax Dik Döndürme, Scree Plot testi, Shapiro-Wilks testi, z testleri ile değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesi sonrasında uyarlanan ölçeğin 36 maddeli, toplam varyansın 52'sini açıklayan ve özdeğeri 1.00'in üzerinde "çalışma eğilimi", "kuşaklararası çatışma", "hasta güvenliği" ve "kendi kuşağındakilerle işbirliği" olmak üzere 4 faktörlü bir yapı gösterdiği; madde toplam puan korelasyon değerlerinin .333 ile .588 arasında olduğu, faktör yüklerinin .335-.861 arasında olduğu, ayırt edicilik düzeyinin ve uyum değerlerinin yüksek olduğu, Cronbach alfa değerlerinin .766- .929 arasında değiştiği belirlenmiştir. Çalışma sonucunda Türk kültürüne uyarlanan ölçeğin hemşirelerin çalışma ortamlarındaki kuşaklar arasındaki farklılıklarının belirlenmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu ortaya konmuştur.
Gençlik merkezi faaliyetlerine katılan 18-29 yaş gençlerde serbest zaman tatmin düzeyinin sosyal sorun çözme becerileri ile ilişkisi
Bu çalışmada gençlik merkezi faaliyetlerine katılan 18-29 yaş gençlerde serbest zaman tatmin düzeyinin sosyal sorun çözme becerileri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya kapsamında 264 gence ait veriler değerlendirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından Tanıtıcı Bilgi Formu, Serbest Zaman Tatmin Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Sosyal Problem Çözme Envanteri-Kısa Formun yer aldığı anket formu aracılığı ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Veri analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Students t testi, tek yönlü Varyans analizi, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Gençlerin Serbest Zaman Tatmini ve Sosyal Problem Çözme Envanteri puan ortalamaları sırasıyla 3,71±0,69, 60,59±13,56'dır. Gelir getiren bir işte çalıştığını belirten ve gençlik merkezinde eğitim faaliyetlerine katılanlarda Sosyal Problem Çözme Envanteri puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir. Algılanan sosyal destek ve serbest zaman tatmin düzeyi ile sosyal problem çözme becerisi arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü, zayıf ilişki saptanmıştır. Algılanan sosyal destek düzeyinde artış ve serbest zaman tatmini sosyal sorun çözme becerisine pozitif yönde katkı sağlamaktadır. Bu doğrultuda gençlerin sosyal destek ve sosyal sorun çözme becerilerinin arttırılmasına yönelik olarak güçlendirme, ekolojik, sistem yaklaşımı vb. sosyal hizmet girişimlerinin planlanması, gençlerin istihdamı arttıracak, gençleri çalışma yaşamına hazırlayacak proje ve eğitim faaliyetlerinin planlanması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Serbest zaman aktiviteleri, serbest zaman tatmini, sosyal destek, sosyal problem, sosyal sorun çözme becerileri.
Kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların iş-aile yaşam çatışması ile ilişkisi
Bu çalışmada kadın sağlık çalışanlarında toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların iş-aile-yaşam çatışması ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki bu çalışmaya Türkiye'de herhangi bir sağlık kuruluşunda çalışan, araştırmaya katılmayı kabul eden 542 kadın sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Pandemi süreci nedeni ile araştırma verileri Kasım 2021- Mart 2022 tarihleri arasında Google Forms üzerinden oluşturulan Tanıtıcı Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve İş-Aile Yaşam Çatışması Ölçeğinin yer aldığı çevrimiçi anketle toplanmıştır. Veri analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Students t, ANOVA, Mann Whitney U, Kruskall Wallis H testleri, Bonferroni ve Dunnett's T3 posthoc testleri, Pearson korelasyon analizi ve çok değişkenli doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel testlerin anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların iş-aile yaşam çatışması ile istatistiksel olarak anlamlı düzeyde, negatif yönlü zayıf, iş-aile çatışması ile pozitif yönlü, çok zayıf ve aile iş çatışması ile ise negatif yönlü, orta düzeyde ilişkisinin olduğu belirlenmiştir. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların eşitlikçi yönde artışı iş-aile yaşam çatışmasında azalmayla ilişkilidir. Bu kapsamda kadın sağlık çalışanlarına yönelik endüstriyel sosyal hizmet bağlamında aile dostu politikaların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Anahtar Sözcükler: İş-aile yaşam çatışması, Sağlık çalışanı, Sosyal hizmet, Toplumsal cinsiyet rolü.
Kardiyoloji servisinde yatan hastalarda algılanan sosyal desteğin anksiyete ve depresyon ile ilişkisi
Araştırma kardiyoloji servisinde yatan hastaların algıladıkları sosyal destek düzeylerinin anksiyete ve depresyon düzeyleri ile ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Bu kapsamda Bandırma Eğitim ve Araştırma Hastanesi kardiyoloji servisinde yatan 260 hasta araştırma örneklemini oluşturmuştur. Veriler toplama araçları olarak Sosyodemografik özellikler veri toplama formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS programı ile değerlendirilmiş olup, betimsel analizler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum, maksimum), tek yönlü varyans analizi (ANOVA), t-testi, pearson korelasyon analizi, lineer regresyon analizi ve post hoc (Tukey, LSD) analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 63,43±13,71 olup %54,6'sı erkek, %78,8'i evli, %92,3'ü çocuk sahibi, %70,8'i eğitim düzeyi olarak ilkokul ve altıdır. Hastaların %74,8'inin bir işte çalışmadığı, %96,9'unun refakatçisinin olduğu ve %71,2'sinin ek hastalığının olduğu görülmektedir. Hastaların Hastane Anksiyete Depresyon ölçek puan ortalamaları ise hastane anksiyete puanı için 8,87±5,10, hastane depresyon puanı için 7,42±4,61 olarak bulunmuştur. Hastaların Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek ölçek puanları ortalamaları ise algılanan sosyal destek-genel için 62,18±18,70, algılanan sosyal destek-aile için 24,38±5,21, algılanan sosyal destek-özel insan için 18,52±8,86, algılanan sosyal destek-arkadaş için 19,28±8,25 çıkmıştır. Hastaların algılanan sosyal destek genel puanları ile hastane anksiyete (r=-0.36; p=0,000) ve depresyon (r=-0.434; p=0,000<0.05) puanları arasında negatif yönlü zayıf düzeyde ilişkili bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi; aileden ve arkadaştan alınan sosyal desteğin hastane anksiyete ve depresyon düzeyini azalttığını; özel insandan alınan sosyal desteğin hastane anksiyete ve depresyon düzeyini etkilemediğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, Depresyon, Sosyal Destek, Algılanan Sosyal Destek, Kardiyoloji Servisi
Boşanmış ebeveyne sahip bireylerin aile olgusuna bakışı ve eş seçim kriterleri
Boşanmış ebeveyne sahip bireylerin aile olgusuna bakışı ve eş seçim kriterlerini konu edinen bu çalışmada Osmaniye ilinde ikamet eden 20 katılımcı ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nitel bir araştırma olarak planlanan tezde fenomenolojik desen kullanılmış olup derinlemesine görüşme/mülakat ve gözlem tekniklerinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler tematik içerik analizi yoluyla çözümlenmiştir. Yapılan çalışma sonucunda yaşanılan aile düzeninin kişilerin aile olgusuna bakışını ve eş seçimini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Sağlıksız iletişim teknikleri kullanılan, huzur, mutluluk ve güven olmayan, çatışmalara maruz kalınan bir aile ortamında büyüyen çocuk; aile olgusunu tanımlarken destek kavramına vurgu yapmaktadır. Çünkü boşanma sonucu yaşanılan ebeveyn eksikliği kişinin destek mekanizmasını olumsuz etkilemektedir. Ek olarak boşanmış ebeveyne sahip bireyler; aile kurmakta zorlanmakla birlikte gelecekte evlenirlerse boşanma ihtimalini daha çok düşünmektedirler. Ebeveynlerinin boşanma nedeni ise bireylerin eş seçiminde önemli bir faktör haline gelmektedir. Ayrıca aile düzeni kişinin ileride kendisini eş görme düzeyini ve ideal eş tanımlamasını da etkilemektedir. Bireylerin psikoseksüel gelişimini tamamlarken ebeveynleri ile ilişkisi de eş seçimlerini etkilemektedir. Sonuç olarak boşanmış ebeveyne sahip olmak bireylerin boşanma seçeneğini daha doğal görmelerine yol açmakta ve ayrıca eş seçimini etkilemektedir. Bu nedenle boşanmanın kuşaklararası etkisini azaltmak için sistem kuramı gereği birey-aile-toplum ilişkisi yakından takip edilmelidir.
Hemşirelerde çalışan sağlığı ve güvenliği kültürü algısının işten ayrılma niyeti üzerine etkisi
Bu araştırma hemşirelerde çalışan sağlığı ve güvenliği kültürü algısının işten ayrılma niyeti üzerine etkisinin belirlenmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte planlanmış ve 551 hemşirenin katılımı ile yürütülmüştür. Veriler, katılımcıların tanımlayıcı ve mesleki özelliklerini içeren bilgi formu, "Çalışan Sağlığı ve Güvenliği Kültürü Ölçeği" ve "İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum), Shapiro-Wilk testi, Student-t testi, Mann-Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi, Dunn-Bonferroni testi, Spearman korelasyon ve Lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin çalışan sağlığı ve güvenliği kültürü ölçeği toplam puan ortalamasının yüksek (3,72±0,59) olduğu, işten ayrılma niyeti ölçeği toplam puan ortalamasının orta düzeyde (2,57±0,98) olduğu belirlenmiştir. Yaş arttıkça çalışan sağlığı ve güvenliği kültürü algı düzeylerinin yükseldiği, lise mezunu olan hemşirelerin çalışan sağlığı ve güvenliği kültürü algı düzeylerinin düşük olduğu bulunmuştur. Erkek, 18-25 yaş aralığında ve bekar olan hemşirelerin işten ayrılma niyetinin yüksek olduğu bulunmuştur. Eğitim durumlarına göre hemşirelerin işten ayrılma niyeti farklılık göstermemektedir. Katılımcıların Çalışan Sağlığı ve Güvenliği Kültürü Ölçeği alt boyutlarından aldıkları toplam puan ortalamaları ile İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalamaları arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde, istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre; hemşirelerde çalışan sağlığı ve güvenliği kültürü algısı işten ayrılma niyetini %10,8, Yönetim Politikaları, Şiddeti Önleme ve Gıda Güvenliği değişkenlerinin işten ayrılma niyetini %9,6 oranında etkilediği belirlenmiştir.
İnvaziv girişimlerde dikkati başka yöne çekme tekniklerinin çocukların ağrı, anksiyete ve tıbbi işlem korkusuna etkisi
Bu randomize kontrollü deneysel araştırma, 7–12 yaş aralığındaki çocuklara invaziv girişimler sırasında uygulanan görsel ve/veya işitsel dikkati başka yöne çekme tekniklerinin çocukların ağrı, anksiyete ve tıbbi işlem korkusuna etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi Çocuk Acil Servisi'nde Kasım 2021 ile Mart 2022 tarihlerinde arasında yürütülmüştür. Araştırmada tabakalı blok randomizasyon yöntemi kullanılmış olup, dâhil edilme kriterlerini karşılayan 144 çocuk invaziv girişim sırasında kaleydeskop, müzik dinletisi ve sanal gerçeklik uygulaması yapılan üç farklı müdahale grubu ile standart invaziv girişim uygulanan kontrol grubuna atanmıştır. Araştırmanın verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Wong-Baker Yüzler Ağrı Derecelendirme Ölçeği, Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk ve Çocuk Tıbbi İşlem Korku Ölçeği aracılığıyla toplanmış ve uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada kontrol grubunda yer alan çocukların invaziv girişim sonrası ağrı, anksiyete ve tıbbi işlem korkusu düzeylerinin müdahale gruplarında yer alan çocuklardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ağrı ve tıbbi işlem korkusunu azaltma açısından üç farklı dikkati başka yöne çekme tekniği arasında bir farklılık olmadığı (p>0,05), ancak anksiyete düzeyini azaltmada sanal gerçeklik uygulamasının daha etkili olduğu saptanmıştır (p<0,05). Ayrıca invaziv girişim sonrası anksiyete düzeyinin tüm gruplarda invaziv girişim öncesine göre anlamlı düzeyde düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). Diğer taraftan kontrol grubunda invaziv girişim öncesi ve sonrası tıbbi işlem korkusu düzeyinde anlamlı derecede bir değişim olmadığı (p>0,05), bunun aksine tüm müdahale gruplarında invaziv girişim sonrası tıbbi işlem korkusunun önemli düzeyde azaldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Bu doğrultuda invaziv girişim sırasında uygulanan dikkati başka yöne çekme tekniklerinin çocukların ağrı, anksiyete ve tıbbi işlem korkusunu azaltmada etkili olduğu belirlenmiştir.
Acil servise başvuran hastaların yaşam kalitelerinin ve ölüme karşı tutumlarının incelenmesi
Bu araştırma acil servise başvuran hastaların yaşam kalitelerini ve ölüme karşı tutumlarının incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımdaki araştırma, Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi acil servise başvuran 437 hasta ile Ekim 2021- Mayıs 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Ölüme Karşı Tutum Ölçeği (ÖKTÖ) ve Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmada sürekli değişkenler ortalama± standart sapma (X±SS), kategorik değişkenler ise frekans (n) ve yüzde (%) ile gösterilmiştir. Hastaların tanımlayıcı özelliklerine göre ölçek düzeylerindeki farklılaşmaların incelenmesinde t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) analizlerinden faydalanılmıştır. Hastaların yaşam kalitesi ve ölüme karşı tutum düzeylerini belirleyen boyutlar arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile incelenmiştir. Hastaların yaş ortalaması 34,730±14,609 olup yaşam kalitesi ölçeği boyutları puan ortalaması sırasıyla fiziksel fonksiyonellik 79,565±25,001; fiziksel problemlere bağlı rol kısıtlamaları 61,442±39,934; bedensel ağrı 56,645±21,116; genel sağlık algısı 56,284±20,552; canlılık 51,682±21,194; sosyal fonksiyonellik, duygusal problemlere bağlı rol kısıtlamaları 54,386±42,766; ruh sağlığı 58,407±17,854'dir. Hastaların Ölüme Karşı Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması ise 4,166±0,783'tür. Bu ölçeğin alt boyutlarından ölüm korkusu ortalama puanı 3,554±1,334, kaçış kabullenme 3,516±1,292; tarafsız kabullenme 4,901±1,002; yaklaşım kabullenme 4,571±1,354; ölümden kaçış ise 3,926±1,396 olarak bulunmuştur. SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut puan ortalamaları ile Ölüme Karşı Tutum Ölçeği toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Hastaların yaşam kalitelerinin artması ile ölüm korkularının azaldığı saptanmıştır. Aynı zamanda hastaların yaşının artmasıyla da yaşam kalitelerinde düşüş görülmektedir.
Sağlık kurumlarında çalışan personelin hizmet içi eğitim tutumu ile iş tatmini düzeylerinin değerlendirilmesi
Araştırmanın amacı, sağlık kurumlarında çalışan personelin hizmet içi eğitim tutumu ile iş tatmini düzeylerinin araştırılmasıdır. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Hizmet İçi Eğitim Ölçeği ve İş Tatmini Ölçeğinin yer aldığı anket formu uygulanarak toplanmıştır. Tarama yönteminin kullanıldığı bu araştırmada; evren Ankara Şehir Hastanesinde çalışan 11974 personelden oluşmaktadır. Çalışma, tabakalı örnekleme yöntemine göre belirlenen sayının üzeri olarak 412 kişilik örneklem üzerinde yürütülmüş, SPSS 26 ve SPSS AMOS 26 programları kullanılarak analiz yapılmıştır. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Doğrulayıcı Faktör Analizi, Kruskal Wallis Testi, Bağımsız Örneklem t Testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgulara göre; sağlık personellerinin hizmet içi eğitim tutumları ile iş tatminleri arasında zayıf düzeyde bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, sağlık personellerinin hizmet içi eğitim tutumundaki 1 birimlik artışın iş tatminini 0,305 birim arttırdığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak sağlık personellerinin iş tatminlerini artırmaya yönelik; hizmet içi eğitimlerin her yıl güncellenerek eğitimlerin farklı kişiler tarafından farklı yöntemlerle verilmesi yoluna gidilebilir, eğitimlerin nasıl verilmesi gerektiğine dair sağlık personellerinin görüşleri alınabilir, sağlık personellerinin ihtiyaç ve beklentileri mevzuat çerçevesinde karşılanmaya çalışılabilir. Anahtar Sözcükler: Hizmet İçi Eğitim, İş Tatmini, Sağlık Kurumları, Sağlık Personeli.