Bezmialem Vakıf University
Institute

Gastroenteroloji Enstitüsü

Bezmialem Vakıf University

3

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

3 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Akut pankreatit atağı sonrası beslenme tarzının pankreatit rekürrensi üzerine etkisi

Akut pankreatit, pankreasın çeşitli sebeplere bağlı enflamasyonuyla seyreden mortalitesi yüksek, ciddi bir hastalıktır. Yapılan çalışmalarda pankreatit gelişimi için çeşitli risk faktörleri tanımlanmıştır. Bunlar arasında safra kesesi taşı, alkol tüketimi, yağlı beslenme ve hipertrigliseridemi sayılabilir. Öte yandan akut pankreatit atağı geçiren hastalarda rekürrensi önlemek için nasıl bir beslenme izlenmesi gerektiği konusu net değildir. Günlük pratikte yağdan fakir beslenme önerilse de, bunun sağlam bir bilimsel temeli yoktur ve de kılavuzlarda önerilmemektedir. Aralıklı uzun süreli açlık diyeti, son yıllarda giderek popülarite kazanan başta obezite, kardiyovasküler hastalıklar ve kan yağları üzerine olumlu etkisi olduğu iddia edilen yeni bir beslenme şeklidir. Aralıklı uzun süreli açlık diyetinin akut pankreatit gelişimi üzerine etkisi bilinmemektedir. Dolayısıyla biz bu çalışmada akut pankreatit atağı geçiren kişilerde aralıklı uzun süreli açlık diyeti ile beslenmenin pankreatit atağı üzerine etkisini araştırmak istedik. Çalışmaya 2019-2021 tarihleri arasında, 18- 65 yaş arasında, bilyer etyolojili akut pankreatit hastaları dahil edildi. Çalışma prospektif olarak dizayn edilmiştir. Çalışmaya alınan hastalara iki grup olarak, sık aralıklı normal diyet ile aralıklı uzun süreli açlık diyeti verildi. Birinci ayın sonunda pankreatit nüksü değerlendirildi. Çalışmaya 171 hasta dahil edilmiştir. 70 hasta (40.9%), sık aralıklı normal diyet almış, 101 hasta %59.1'i aralıklı uzun süreli açlık diyeti almıştır. Çalışmaya alınan hastaların 69'u (%40.4) erkekti. Hastaların yaş ortalaması sık aralıklı normal diyet alan hasta grubunda, aralıklı uzun süreli açlık diyeti alan gruba göre daha düşüktü 37.6 (3.2) / 50.1 (3.3) (p<0.001). Birinci ayda pankreatit nüksü açısından değerlendirildiğinde sık aralıklı normal diyet alan hastaların 2'si (%2.9), aralıklı uzun süreli açlık diyeti yapanların 4'ü (%4) nüks geliştiği tespit edildi (p:0.70). Regresyon analizinde aralıklı uzun süreki açlık diyetinin nüksü önlemediği görüldü. Aralıklı uzun süreli açlık diyeti akut pankreatit nüksünü azaltmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Akut pankreatit, aralıklı uzun süreli açlık diyeti, nüks.

Elmas Biberci Keskin
Bezmialem Vakıf University · Gastroenteroloji Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Dekompanse sirozlu hastalarda kas kitlesinin korunmasında fizik egzersiz ve beslenmenin rolü

Amaç: Karaciğer sirozunda yüksek prevelansa sahip olan sarkopeni hastalarda diğer siroz komplikasyonlarını artırmakta, yaşam kalitesini ve sağ kalımı azaltmakta ve transplantasyon sonrası prognozu kötü etkilemektedir. Çalışmamızda dekompanse karaciğer sirozlu hastalarda kas kitlesini korumak için fizik egzersiz ve beslenmenin rolünü araştırmayı amaçladık. Giriş: Sarkopeni, kas kitle ve fonksiyon kaybı olarak tanımlanmakta ve dekompanse sirozda sık görülen bir komplikasyondur, bunun yanında prognozu negatif etkileyen bir faktördür. Tanıda altın standart yöntem bilgisayarlı tomografidir (BT). Yöntem: Bunu gerçekleştirmek için prospektif, randomize klinik çalışmaya alınan 31 dekompanse karaciğer sirozlu hasta kontrol altına alınamayan asit, kontrol altına alınamayan kanama ve MELD≥15, hepatoselüler kanser, diğer maligniteler, GFR<60 ml/dk, kontrol altında olmayan DM, kontrol altında olmayan pulmoner yetmezlik ve kontrol altında olmayan kalp yetmezliği olanlar dışlandıktan sonra iki gruba randomize edilmiştir. 3 aylık periyotta tedavi grubuna diyet ve egzersiz, kontrol grubuna da diyet ve plasebo egzersiz verilmiştir. Hastalar çalışmanın başında ve 12. haftada antropometrik (beden kitle indeksi, orta üst kol çevresi, orta uyluk çevresi, triseps cilt altı kalınlığı) ölçümler, laboratuvar analizleri, anketler (subjektif global değerlendirme anketi, yorgunluk şiddet ölçeği, berg-denge analizi), hand grip strength test, 6 dk yürüme testi ve üst abdomen tomografi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Aktif egzersiz ve pasif egzersiz yapan gruplarda 1. ve 2. ölçümler karşılaştırıldığında MELD Na kontrol grubunda bazale göre 12. Haftada anlamlı olarak artmıştır (p=0,048). Prealbumin değeri, kontrol grubunda 2. ölçümlerde anlamlı şekilde artmıştır (p=0,029). INR değeri aktif egzersiz grubunda 12. haftada anlamlı olarak azalmıştır (p=0,013). Dekompanse sirozlu hastaların her 2 grup içinde başlangıç ve 12. hafta değerleri ayrı ayrı karşılaştırılmıştır, kilo ve BKİ kontrol grubunda ilk değerine göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0,017, p=0,018). Bunun yanında 6 dakika yürüme testi hem aktif egzersiz hem de pasif egzersiz grubunda başlangıç düzeylerine göre hastalarda anlamlı olarak artmıştır (sırasıyla p=0,027, p=0,036). Aktif egzersiz grubunda SGA A olanların oranı 3 ay sonunda %28,6'dan % 54,6'ya yükselmiştir. Pasif egzersiz grubunda sadece 1 kişinin (%6,25) SGA düzeyi olumlu yönde değişerek SGA B + sarkopeni + kaşeksiden SGA A + sarkopeniye değiştiği izlenmiştir. Sonuç: Direnç egzersizi; objektif veri olmasa da kas gücü ve kas kitlesini artırmış, SGA sonucunu ve INR'yi iyileştirmiştir. 6 dakika yürüme testi, yorgunluk şiddet ölçeği, Berg-denge testi ve prealbumin her iki grupta olumlu yönde değişmiştir. Ayrıca çalışma süresince hiçbir hastada HES tablosu görülmemiştir. Anahtar kelimeler: Sarkopeni, iskelet kas indeksi, dekompanse siroz

Fatma Gülden Yüksel
Bezmialem Vakıf University · Gastroenteroloji Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Neoplastik ve nonneoplastik kolorektal poliplerin helikobakter pilori ile ilişkisi

Helikobacter pilori (H. pilori), üre enzimlerini ve vakuolus toksinlerini salgılayabilen mide mukozasında bulunan yaygın bir gram negatif bakteridir. Çalışmalar, genel popülasyonda H. pilori enfeksiyonu prevalansının %50'den fazla olduğunu göstermiştir. Bazı çalışmalarda H. pilori ile kolon adenomatöz polipleri ve kolon kanseri arasında anlamlı düzeyde istatiksel bir ilişki olduğu bildirilmektedir. Ancak kolorektal poliplerin H. pilori ile olan ilişkisi hala net olarak açıklanamamıştır. Bu retrospektif çalışmamızda gastroskopi ve kolonoskopi yapılan hastalarda midede H. pilori varlığı ile nonneoplastik ve neoplastik kolorektal polipler arasındaki ilişki araştırıldı. 2019 ile 2023 arasında endoskopi uygulanan 18-100 yaş arası hastalar dahil edildi. Kolorektal polibi olan hastalar çalışma grubu ve olmayan hastalar kontrol grubu olarak ayrıldı. Çalışma grubu hastaları da nonneoplastik ve neoplastik polip saptanılan hastalar olarak alt gruplara ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri yaş, cinsiyet, Charlson-komorbidite-indeksi, vücut kitle indeksi olarak değerlendirildi. Hastaların mide mukoza biyopsisinde aktif ve kronik gastrit durumu, Sydney sınıflamasındaki bulguları (lenfoid hiperplazi, inflamasyon, mononükleer aktivasyon, metaplazi, atrofi), H. pilori varlığına ve derecesine bakıldı. Kolorektal poliplerde de kolonda yerleştiği bölge, saplı veya sesil morfoloji, soliter veya multipl oluşu, polip boyutları, displazi, karsinoma in situ ve malignite varlığına bakıldı. Veriler %95 güven aralığında p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Kolorektal polibi olmayan kontrol grubunda 71 hasta olup bunların K/E oranı 0,9 ve ortalama yaşı 54,7 yıldı. Çalışma grubunda 118 hasta olup K/E oranı 0,6 ve ortalama yaş 62,2 idi. Kolorektal polip olan hastaların 66'sında neoplastik polip, 56'sında da nonneoplastik polip saptandı. Neoplastik polip olan hastalarda çoğunlukla (%58, n:38) tübüler adenomatöz polip saptandı. Neoplastik polipler sıklıkla (%47, n:31) sigmoid kolon-sol kolonda yerleşikti. Neoplastik poliplerin %83'ünde (n:55) displazi, %5'inde (n:3) karsinoma in situ ve %5'inde (n:3) kolon karsinomu saptandı. Nonneoplastik polip olan hastaların çoğunluğunda (%75, n:42) hiperplastik polip saptandı. Nonneoplastik polip olan hastalarda en çok (%32, n:18) rektumda polip saptandı. H. pylori, kontrol grubunda %60,6 (n:43), kolorektal polipi olan grupta %31 (n:38) oranında saptandı ve istatiksel olarak bu fark anlamlıydı (p: 0,0001). H. pylori, nonneoplastik kolon polipleri olan hastalarda %35,7 (n:20), neoplastik polip saptanılan hastalarda %28,8 (n:19) oranında saptandı ve kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p: 0,001). Nonneoplastik ve neoplastik kolorektal polip hastaları arasında, H. pylori varlığı açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p: 0,43). Araştırmamızda kolon polipleri ile H. pilori arasında bir ilişki olmadığı görüldü. Yani H. pilori varlığı kolon poliplerinin oluşumunda etkili değildir. Ancak diğer taraftan bu araştırmanın, farklı bölgelerde yapılması, daha farklı sonuçlar elde edilebileceği göz önüne alınarak daha büyük gruplar ile yapılması da düşünülmelidir. Anahtar Kelimeler: Helikobakter pilori, kolon polipleri, neoplastik polipler, nonneoplastik polipler

Sabahattin Destek
Bezmialem Vakıf University · Gastroenteroloji Enstitüsü
2025
00