
11
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Çevresel sürdürülebilirlik kapsamında lavanta fide üretimi
Hem tıbbi ve aromatik bitki olarak hem de farklı endüstrilerde hammadde olarak kullanılan Lavanta (Lavandula angustifolia) düşük bakım gereksinimi, kuraklığa dayanıklılığı ve biyoçeşitliliğe sağladığı katkılar nedeniyle çevresel sürdürülebilirlik açısından da öne çıkan bitkilerdendir. Pek çok farklı alanlarda kendisine yer bulan lavanta bitkisinin sera koşullarında yetiştiriciliğinin çevresel etkileri Bilecik Belediyesi'nin desteğiyle Park ve Bahçeler Müdürlüğü sorumluluğunda olan seralarda incelenmiştir. Çalışmada 200 m2 sera alanında yetiştirilen lavanta fidelerinin beşikten mezara çevresel etkileri, "Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi" yaklaşımıyla IDEMAT2025 data seti kullanılarak "karbon ayak izi" , "ekolojik maliyeti", "su ayak izi" , "kümülatif enerji talebi" değerleri belirlenmiştir. Aynı zamanda ReCiPe2016, TRACI metodları kullanılarak detaylı çevresel etkileri ortaya konmuştur. Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (ESRS)'e göre çevresel maliyetleri analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda alternatif senaryolar oluşturulmuş ve bu senaryolarda önerilen uygulamalarla ekolojik maliyetlerin azaltılabileceği gözlenmiştir.
Sürdürülebilirlik anlayışında endüstriyel tasarım bölümününönemi ve üniversitelerin uyguladığı sürdürülebilirlikuygulamaların karşılaştırılması
Bu tez çalışması, sürdürülebilirlik kavramı bağlamında endüstriyel tasarımcının rolünü çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Sürdürülebilirliğin tarihsel gelişimi, Brundtland Raporu ışığında ele alınarak kavramsal bir çerçeve sunulmuş; döngüsel ekonomi, atık yönetimi ve üretim süreçleriyle ilişkilendirilmiştir. Sanayi devrimi ile başlayan teknolojik dönüşüm süreci, Toplum 1.0'dan Toplum 5.0'a ve Endüstri 1.0'dan Endüstri 4.0'a uzanan gelişmelerle birlikte analiz edilmiştir. Tez kapsamında, sürdürülebilir tasarım ilkeleri, yeşil tasarım ve "X için tasarım" gibi yaklaşımlar üzerinden sürdürülebilir ürün tasarımı değerlendirilmiş; endüstriyel tasarımın bu süreçteki önemi vurgulanmıştır. Ayrıca Türkiye ve Almanya'daki üniversitelerde endüstriyel tasarım eğitimi sürdürülebilirlik perspektifinden karşılaştırmalı olarak incelenmiş, tasarımcıların meslekî donanımlarını şekillendiren eğitim yaklaşımları analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda, endüstriyel tasarımcının sürdürülebilir kalkınmadaki rolü; sosyal sorumluluk, çevresel duyarlılık ve ekonomik sürdürülebilirlik bağlamında değerlendirilerek, bu mesleğin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmadaki stratejik önemi ortaya konmuştur.
Sanayi işletmelerinde yeşil dönüşüm sürecine yönelik uygulamalar: Bilecik ilinde bir araştırma
İklim değişikliği, çevresel bozulma ve kaynak kıtlığı gibi küresel sorunlar, üretim süreçlerinin sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda yeşil dönüşüm, sadece çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda rekabet avantajı yaratan stratejik bir tercih haline gelmiştir. Literatürde, yeşil dönüşümün firmalara enerji verimliliği, maliyet azaltımı ve kurumsal itibar gibi alanlarda önemli katkılar sağladığı vurgulanmaktadır. Bununla birlikte, özellikle KOBİ'ler için dönüşüm sürecinde çeşitli yapısal ve finansal engellerin varlığı da dikkat çekmektedir. Bu çalışma, sürdürülebilirlik ve çevresel sorumluluk çerçevesinde giderek önem kazanan yeşil dönüşüm olgusunu, Bilecik ilinde faaliyet gösteren imalat sanayi işletmeleri özelinde ele almayı amaçlamaktadır. Yeşil dönüşüm, günümüz işletmeleri için yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda rekabet avantajı ve kurumsal itibar açısından da stratejik bir gereklilik hâline gelmiştir. Literatürde yeşil dönüşüm süreçlerinin başarılı şekilde yürütülebilmesi için çevre dostu üretim tekniklerinin benimsenmesi, enerji ve kaynak verimliliğinin artırılması, döngüsel ekonomi uygulamalarının entegrasyonu ve çalışanların bu yönde eğitilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu kapsamda çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen tercih edilerek, on farklı işletmeden temsilcilerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, Colaizzi'nin fenomenolojik analiz adımları doğrultusunda incelenmiş, temalar üzerinden anlamlı çıkarımlar yapılmıştır. Bulgular, firmaların yeşil dönüşüme yönelik farklı algı ve uygulamalara sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bazı işletmeler bu süreci stratejik bir fırsat olarak değerlendirip kapsamlı sürdürülebilirlik politikaları geliştirirken, bazıları ise yalnızca yasal zorunlulukları yerine getirmekle yetinmektedir. Ortak olarak dile getirilen engeller arasında maliyet baskısı ve mevzuat zorlukları ön plana çıkmıştır. Ayrıca, firmaların çoğunun enerji verimliliği ve atık yönetimi gibi alanlara odaklandığı, ancak karbon ayak izinin ölçülmesi, tedarik zinciri sürdürülebilirliği ve yeşil inovasyon gibi ileri düzey uygulamalara yeterince entegre olamadığı gözlenmiştir. Sonuç olarak, yeşil dönüşümün yerel ölçekte etkin bir biçimde gerçekleştirilebilmesi için firmalara yönelik teknik ve mali desteklerin artırılması, eğitim faaliyetlerinin yaygınlaştırılması ve yeşil politika çerçevelerinin sektörel ihtiyaçlara uygun biçimde yeniden yapılandırılması önerilmiştir.
Akıllı şehirlerde gözetim sistemlerinin uygulanabilirliği: Risk ve tehdit eksenli bir değerlendirme
Yerleşik hayata geçişle birlikte kentler, insan yaşamının temel odak noktası haline gelmiş; hızlı nüfus artışı ve demografik değişimlerle birlikte göç, plansız kentleşme ve altyapı yetersizlikleri önemli sorunlar olarak ortaya çıkmıştır. Ulaşım, eğitim, sağlık, güvenlik, enerji, su ve atık yönetimi gibi temel hizmet alanlarında artan ihtiyaçlar, mevcut kaynakların etkin ve verimli biçimde kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum, kent yönetiminde yenilikçi çözümlere duyulan ihtiyacı her geçen gün daha da artırmaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, şehirlerin kaynaklarını daha verimli kullanabilmesi ve kent sakinlerine daha kaliteli hizmetler sunabilmesi açısından kritik bir fırsat sunmuştur. Bu doğrultuda, kentsel yaşamı kolaylaştıran ve yaşam kalitesini artıran teknoloji merkezli çözümler, "akıllı şehir" kavramının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Akıllı şehir, yalnızca teknolojik bir dönüşümü değil; aynı zamanda kentlerin yönetiminde etkinlik, sürdürülebilirlik ve güvenliği esas alan bütüncül bir yaklaşımı ifade etmektedir. Dinamik kent yaşamının ortaya çıkardığı sorunlara hızlı, esnek ve yenilikçi çözümler üreten akıllı şehir anlayışı, sınırlı kaynakların en verimli şekilde kullanılmasını hedeflerken aynı zamanda vatandaşların yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlamaktadır. Bu yönüyle akıllı şehirler, modern kentleşme sürecinde karşılaşılan sorunların üstesinden gelmek için stratejik bir model olarak öne çıkmaktadır.
Tüketicilerin çevreye duyarlı otomobil satın alma niyetleri ve yeşil bilginin düzenleyicilik etkisi
Türkiye'de tüketicilerin, çevreye duyarlı otomobil kategorisindeki otomobillere ilgisi son yıllarda giderek artmaktadır. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği'nin 2024 yılı verilerine göre, Türkiye'de tam elektrikli araç satışlarında %51,7 oranında artış yaşanmıştır. Türkiye'de tüketicilerin, çevreye duyarlı otomobil satın almaya yönelik giderek artan ilgisini şekillendiren etkenlerin başında ise, tüketicilerin sahip oldukları çevresel değer, çevresel tutum ve çevre duyarlılığı konusunda sahip olunan bilgi düzeyi bakımından yeterince irdelenmediği belirlenmiştir. Bu sebeple bu çalışmanın amacı, tüketicilerin çevreye duyarlı otomobil satın alma niyetlerinin, sahip oldukları çevresel değerleri ve çevre yanlısı tutumları tarafından etkilenip etkilenmediğini ve tüketicilerin sahip olduğu yeşil bilgi düzeyinin düzenleyicilik etkisine sahip olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu değişkenlere ilişkin neden-sonuç ilişkilerinin test edilebilmesi amacıyla, Bilecik'te yaşayan 18 yaş ve üzeri tüketicilerin oluşturduğu ana kütleden kolayda örneklem yoluyla seçilmiş 408 katılımcının verileri kullanılarak basit doğrusal regresyon istatistiksel analizleri yapılmıştır. Elde edilen veriler, çevresel değerler, çevre yanlısı tutumlar ve yeşil bilgi düzeyinin çevreye duyarlı otomobil satın alma niyeti üzerinde anlamlı bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur; dolayısıyla çevreci otomobil tercihinin, bireylerin çevreyle ilgili değer ve tutumlarıyla yakından ilişkili olduğu görülmüştür.
Sürdürülebilir endüstriyel ürün tasarımında örnek uygulama: 22 kw ac elektrikli araç şarj istasyonu
Endüstrileşmenin beraberinde getirdiği karbon emisyonları global ölçekte her geçen gün artmaktadır. Bu artış ile birlikte iklim krizi tetiklenmekte, beklenmeyen doğa olayları oluşmakta ve sürdürülebilirlik kavramı daha da önem kazanmaktadır. Ancak sürdürülebilirlik, farklı disiplinlerde farklı sektörlerde henüz gelişimini tamamlamamıştır. Söz konusu çalışma ise sürdürülebilir tasarım stratejilerinin araştırıldığı, endüstriyel tasarımda uygulandığı bir çalışma olmuştur. Çalışma kapsamında üniversite ve sanayi iş birliği yapılarak bilim ve endüstri açısından uygulanabilir sonuçlar doğurmak hedeflenmiştir. İlk olarak sürdürülebilir tasarımla ilişkili stratejiler; AB Ecodesign, Beşikten Beşiğe (C2C) Tasarım, Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (LCA), Eco Label, CE Sertifikasyonu, Döngüsel Ekonomi başlıkları altında araştırılmıştır. Buna istinaden stratejilerin etki ve kapsam bakımından değerlendirmeleri gerçekleştirilerek ürünün hedef pazarına yönelik en etkin sürdürülebilir tasarım stratejisi belirlenmiştir. Sanayi iş birliği çerçevesinde tasarımı planlanmış 22 kW AC elektrikli araç şarj istasyonu için hedef pazar Almanya olarak belirlendiğinden AB Eko Tasarım stratejisinin en uygun strateji olduğu görülmüştür. Bununla birlikte endüstriyel ürün tasarım süreçlerinin kapsamlı bir uygulama oluşturması için sırasıyla; design thinking (tasarım odaklı düşünme) metodolojisi uygulanarak konsept tasarımlar geliştirilmiş, kalite evi metodolojisi uygulanarak sanayi iş birliği yapılan şirket tarafından konseptler puanlanmış, malzeme seçimleri kapsamında karışım kuralı metodolojisi uygulanarak karışımlar oluşturulmuş ve ardından mühendislik tasarımı tamamlanan parçalara statik stres analizleri uygulanarak güvenlik faktörü değerleri üzerinden en uygun malzeme karışımı belirlenmiştir. Endüstriyel ürün tasarımı süreçlerinin tamamlanması ile birlikte ölçekli model oluşturularak şirket tarafından sağlanan elektronik parçalarla montaj gerçekleştirilmiştir. Doğru sürdürülebilir tasarım stratejisi belirlemenin ve uygulamanın sadece ürün tasarımı sürecinde %25 oranında karbon emisyonu düşürebildiği uygulamalı olarak görülmüştür. Endüstriyel tasarım kapsamında tasarlanan parçaların ham madde emisyonu 8.848 kg CO2 olmuştur.
Plastik ekstrüzyon sistemlerinin döngüsel ekonomi modeli kapsamında karşılaştırılması: Stretchood shrink ambalaj
Küresel endüstri ve tüketim dinamiklerindeki hızlı değişimler, çevresel sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliğini önemli kılmaktadır. Döngüsel ekonomi modeli, kaynakların verimli kullanımını ve atıkların minimize edilmesini hedeflemektedir. Döngüsel ekonomi modelinin en çok uygulanmasına ihtiyaç duyulan alanlardan biri olan ambalaj sektörü için stretchood shrink ambalajı üretiminin yapıldığı plastik koekstrüzyon sistemlerinin karbon emisyonu salınımı konusunda ele alınması oldukça önemlidir. İkincil ambalajlama sınıfında yer alan stretchood shrink ambalajlar, döngüsel ekonomi ilkelerine uyumlu olarak malzeme ve enerji verimliliğini artırmakta, plastik ambalaj endüstrisinde sürdürülebilir üretim ve atık yönetimi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda stretchood shrink ambalaj üretim sistemlerinin avantajları ve iyileştirme alanları belirlenerek çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada rehber bir kaynak olması hedeflenmiştir. Çalışmada, Türkiye'de kullanılan farklı markalar tarafından tasarlanmış ve üretilmiş Stretchood shrink naylon film üretim sistemlerinin malzeme kullanımı, enerji tüketimi, geri kazanım oranları açısından değerlendirilerek karbon ayak izi hesaplamaları yapılarak döngüsel ekonomi modeli açısından karşılaştırılmıştır. Türkiye'de Stretchood shrink ambalaj film üretimi yapan 5 firmadan alınan verilerle, Almanya ve İtalya menşeli Stretchood naylon film üretim makinelerinin EN ISO 14067:2018 ve EN ISO 14064-1 standartlarına göre doğrudan ve dolaylı karbon emisyonları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular, farklı ülke menşeili üretilmiş Stretch Hood ambalaj üretim teknolojisinin döngüsel ekonomi hedefleri açısından değerlendirildiğinde bazı konularda büyük farklılıklar oluşturduğunu göstermektedir. İncelenen sistemler arasında Almanya menşeili teknolojinin en az karbon emisyonu oluşturduğu görülmüştür. Türkiye'de ihracata dayalı üretim yapan firmaların Stretch Hood ambalajı satın alımı esnasında, tedarikçisinin ambalaj ürününü üretirken kullandığı teknolojiyi dikkate almasına bağlı olarak kendi ürünlerinde karbon ayak izini düşürme çalışmalarında etkili olacağını bu çalışma ispatlamıştır.
Sürdürülebilir gelecek için geçiş yakıtı: Doğal gazın rolü ve hane halkına yansıması
Kentleşme sürecinin hız kazanması, doğal çevre üzerinde derin ve geri dönüşü zor etkiler bırakmaktadır. İnsan faaliyetlerinin yol açtığı çevresel bozulma, özellikle iklim değişikliği çerçevesinde kritik bir boyuta ulaşarak ekosistemler üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. Bu çalışma, hanehalklarının ve hane reislerinin sosyo-demografik ve ekonomik özelliklerinin doğal gaz harcama olasılığı ile koşullu ve koşulsuz harcama düzeyleri üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 1 Ocak - 31 Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen hanehalkı Bütçe Anketi'nden elde edilen, 11,296 hanehalkına ait geniş çaplı veri seti kullanılmıştır. Analiz sürecinde, kalıntı bağımlı iki değişkenli Çift Engel Sansür Modeli uygulanarak derinlemesine bir değerlendirme yapılmıştır. Elde edilen bulgular, hane reisi'nin ve hanehalkı'nın sosyo-ekonomik profillerinin doğal gaz tüketim eğilimi ve koşullu ve koşulsuz harcama düzeyleri üzerinde belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Özellikle hane reisi'nin medeni durumu (evli veya dul olması), yaşanılan konut tipi (ikiz ev veya diğer konut türleri), konutun banka ve sağlık merkezlerine yakınlığı, haftalık toplam hanehalkı harcaması, binanın yaşı, oda sayısı ve konutun genişliği gibi faktörlerin, doğal gaz harcama olasılığını ve harcama miktarını anlamlı bir şekilde artırdığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, söz konusu profildeki hanehalklarının daha yüksek doğal gaz tüketimine yöneldiğini ve dolayısıyla karbon emisyonlarını artırarak çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli bir risk oluşturduğunu göstermektedir. Bu çalışma, belirlenen değişkenler ışığında politika yapıcılara yönelik uygulanabilir ve etkili öneriler geliştirmiştir. Kentleşmenin çevre üzerindeki baskısını azaltmak ve daha sürdürülebilir bir enerji yönetimi sağlamak adına, yeşil enerjiye geçişin teşvik edilmesi, enerji verimliliğini artıran düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve çevre dostu politikaların benimsenmesi gerekliliği vurgulanmıştır. Çalışmanın sunduğu bulgular, sürdürülebilir kentleşme ve enerji politikalarının oluşturulması noktasında yol gösterici nitelikte olup, çevreye duyarlı bir gelecek inşa etme çabalarına önemli katkılar sunmaktadır.
İklim değişikliğine uyum sürecinde kentlerde sürdürülebilir su yönetim stratejisinin geliştirilmesi: Bilecik (merkez) örneği
Su, dünya ve insanlık için hayati bir kaynaktır ve sürdürülebilir kalkınma için olmazsa olmaz bir konudur. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine göre, ihtiyaç duyulan miktar ve kalitede suya erişim herkesin en temel hakkıdır. Çalışmanın temel amacı, Bilecik şehir merkezinde sürdürülebilir su kaynakları yönetimini sağlamaktır. Çalışma kapsamında, hızla artan su talebini karşılamak için kaynakların daha verimli nasıl kullanılacağı, şehir merkezindeki su kaynaklarının nüfus artışından nasıl etkileneceği, alternatif kaynak ve yönetim ihtiyacının nasıl yapılacağı, suyun geri kazanımı ve yeniden kullanımı için stratejilerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Yapılan araştırmaya göre kişi başına çekilen günlük ortalama su miktarı 228 litre olarak hesaplanmıştır. Üç büyük ilde kişi başına çekilen ortalama su miktarı İstanbul için 190 litre, Ankara için 246 litre, İzmir için 221 litre olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda, illere yönelik geliştirilen ve uygulanan stratejiler Bilecik (Merkez) özelinde değerlendirilmiştir. İlin tüm içme suyu Karasu Deresi'nden sağlanmaktadır. Bilecik nüfusunun %99'una içme ve kullanma suyu şebeke hizmeti verilmektedir (Bilecik Belediyesi Performans Programı, 2023). Bilecik Belediyesi yetkilileriyle yapılan görüşmede, Bilecik ilinde 2023 yılında nüfusa göre anlık su debisinin 181 litre olduğu öğrenilmiştir. Elde edilen verilere göre, Bilecik (Merkez) kişi başına çekilen ortalama su miktarının altında kalmaktadır. Bilecik ilinde önümüzdeki yıllarda sanayinin artmasıyla nüfusun düzenli olarak artacağı düşünüldüğünde, yakın zamanda ilde su temini sorunu yaşanabilir. Kentsel alanlarda su kaynaklarının etkin kullanımını artırmak için stratejik kalkınma hedefleri belirlenmeli ve bunları destekleyecek projeler hayata geçirilmelidir. Su kaynaklarının kalitesini artırmada ve su kayıplarını azaltmada bir diğer önemli konu ise su ve atık su altyapısının iyi tasarlanmasıdır. Bu nedenle Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, valilikler ve yerel yönetimlerin su krizini önlemek için acilen bir B planı geliştirmeleri öngörülmektedir.
Endüstriyel sürdürülebilirlik bağlamında simülasyon programları ve simülatörlerin kullanımının çevresel etkilerinin incelenmesi
Endüstriyel faaliyetlerin hızla büyümesi ve teknolojik ilerlemeler, çevresel sürdürülebilirlik konusunda yeni yaklaşımların geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. İklim değişikliği, kaynak tükenmesi ve çevresel kirliliği gibi küresel sorunlar, endüstriyel süreçlerin daha verimli ve çevre dostu hale getirilmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda, simülasyon teknolojileri, endüstriyel sürdürülebilirliğe katkı sağlayan önemli bir araç olarak öne çıkmaktadır. Simülasyonlar, üretim süreçlerinin optimizasyonu, enerji verimliliğinin artırılması ve atık yönetimi gibi alanlarda çevresel etkilerin azaltılmasına yardımcı olurken, aynı zamanda maliyet ve zaman tasarrufu sağlamaktadır. Bu tez, simülasyon teknolojilerinin sürdürülebilirlik odağında doğrudan ve dolaylı emisyonların IPCC ve DEFRA verileri kullanılarak yapılan analizler sonucunda çevresel etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, özellikle askeri araçların çevresel performansları karşılaştırmalı olarak analiz edilmiş ve farklı yakıt türlerinin (dizel, biyodizel, hidrojen) karbon ayak izleri değerlendirilmiştir. Ayrıca, kapalı ve açık kabin simülatörlerinin elektrik tüketimine bağlı emisyon değerleri hesaplanarak, simülasyon tabanlı eğitimlerin geleneksel yöntemlere kıyasla çevresel avantajları ortaya konmuştur. Tez kapsamında yapılan analizler, simülasyon teknolojilerinin kaynak verimliliğini artırdığı, emisyonları azalttığı ve sürdürülebilir üretim süreçlerine katkı sağladığını göstermektedir. Elde edilen bulgular, iklim değişikliği odağında simülatörlerin çok farklı uygulamalarda etkin kullanımına yönelik karbon ayak izi odağında stratejiler geliştirilmesine rehberlik edecektir. Bu çalışma, simülasyon teknolojilerinin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmadaki rolünü vurgulayarak gelecekteki araştırmalara ışık tutmayı hedeflemektedir.
Kozmetik sektöründe kullanılan ambalajların yaşam döngüsünün değerlendirilmesi
Termoplastiklerin yaygın kullanıldığı alanlardan biri kozmetik sektörüdür. Kozmetik sektöründe özellikle ürünlerin ambalajlanmasında yoğun olarak tercih edilmektedir. Ambalaj üretim süreçleri yüksek enerji tüketimi nedeniyle çevresel sürdürülebilirlik üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Çalışmada şampuan şişesinin ISO 14040 ve ISO 14044 standartlarına göre beşikten mezara yaşam döngüsü analizi yapılarak çevre ve insanlar üzerindeki etkileri incelenmiştir. Kapsam 2 ve kapsam 3 dahilinde hammadde ve yardımcı malzemelerin üretimi ve taşınması kullanılan enerji, üretim süreci (şişe kalıbı dahil, kapak kalıbı hariç), geri dönüşüm, şişelerin müşteriye taşınması, çıkan atıkların taşınması ve bertarafı, ürünlerin ömrünü tamamladıktan sonra bertarafı sisteme dahil edilmiştir. Bir adet şampuan şişesinin çevresel etkilerini değerlendirmek amacıyla IDEMAT2025 data seti kullanılarak karbon ayak izi, ekolojik maliyeti, kümülatif enerji ihtiyacı, ReCiPe2016 ve TRACI 2.2 metodlarıyla etki kategorileri analiz edilmiştir. Bir adet şampuan şişesinin karbon ayak izi değeri 15,13 kg CO2 eşd. ve ekolojik maliyeti 3,8 Euro olarak belirlenmiştir. Şampuan şişesinin çevresel ayak izi 9,7. 10-4 Pt'dır. ReCiPe 2016 metoduna göre şampuan şişesinin fosil kaynaklı enerji tüketimi nedeniyle iklim değişikliğinin insan sağlığını olumsuz etkilediği ve ince partikül madde oluşumunun yoğun olduğu tespit edilmiştir. TRACI 2.2 metoduna göre kimyasal çevresel etkileri analiz edildiğinde ekotoksisite etkisinin 23,60 CTUe, ozon tabakasının incelmesine etkisi 23,23 CFC-11 eq ve küresel ısınma etkisinin 3,24 kg CO2 eşd., fosil yakıt tüketiminin 6,14 MJ olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, ürünün tüm yaşam döngüsü boyunca çevre ve insanlar üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde değerlendirilerek çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli göstergeler ortaya konmuştur.