
103
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Jinekolojik kanser tanı ve tedavisine ilişkin bazı özelliklerin kadınların cinsel yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Jinekolojik kanser tanısı konulan ve tedavisi alan kadınların cinsel yaşam kalitesini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma kesitsel ve tanımlayıcı tipte olup, jinekolojik kanser tanısı konulan ve tedavisi alan 276 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Kadınların cinsel yaşamlarına ilişkin veriler toplanmıştır. Çalışmada araştırmacı tarafından hazırlanan Tanıtıcı Bilgi Formu ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın formu kullanılmıştır. Veriler Mann Whitney-U ve Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçek-Kadın puan ortalaması 68.83 ± 21,17'dir. Kadınların %43.1'inin endometrium kanseri, %30.8'inin serviks kanseri, %24.6'sının over kanseri ve %1.4'ünün vulva kanseri olduğu saptanmıştır. Çalışmamıza katılan hastaların tanı alma zamanı ortalama 41.80±47.64 aydır. Çalışmamızda tanı alma zamanı ile cinsel yaşam kalitesi arasında anlamlı bir fark olduğu, bu farkın tanı zamanı 25 ay ve üzerinde olan kadınlardan kaynaklandığı saptanmıştır (X2KW= 6.356, p= 0.046). Sonuç: Jinekolojik kanser tanısının üzerinden geçen süre ile cinsel yaşam kalitesi arasında fark çıkmasının nedeni; kadınların tanıya uyum sağlamalarından ve eş desteğinden kaynaklanabilir. Jinekolojik kanserli kadınların cinsel yaşamları değerlendirirken hemşireler; eşlerin de bu sürece katılmalarını sağlamalı ve kadınların cinsel yaşam kalitesini geçerlik ve güvenirliği yüksek ölçeklerle değerlendirmelidir. Anahtar Kelimeler: Jinekolojik kanserler, Cinsellik, Cinsel yaşam kalitesi, CYKÖ-K.
"Doğumda farkındalık" eğitim sınıfının doğuma hazır oluşluk, ağrı, korku, süre ve memnuniyete etkisi
Amaç: Araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümün amacı "Doğumda Farkındalık" eğitim sınıfının (DoFES) doğuma hazır oluşluk, ağrı, korku, süre ve memnuniyete etkisinin incelenmesi ve ikinci bölüm amacı DoFES'na katılan kadınların doğum deneyimlerinin, duygu ve düşüncelerinin belirlenmesidir. Yöntem: Birinci bölüm yarı deneysel, prospektif olup, örneklemini 30 girişim ve 30 kontrol olmak üzere 60 kadın oluşturmuştur. Girişim grubuna dört haftalık DoFES programı uygulanmıştır. Veriler 24-32. gebelik haftasında, 28-36. gebelik haftasında ve doğumdan sonra 48-72 saat içerisinde toplanmıştır. Verilerin analizinde χ2, Man Whitney U, Wilcoxon testi ve tekrarlı ölçümlerde tek ve çok yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde kalitatif araştırma örneklemini DoFES'na katılan ve epiduralsiz vajinal doğum yapan 13 kadın oluşturmuştur. Veriler "yarı yapılandırılmış görüşme formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmış ve içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmanın kantitatif bölümünde; girişim grubunun kontrol grubuna göre toplam doğum süresi, hastanede geçirdikleri süre daha az; hastaneye geldikleri servikal dilatasyon daha fazla, doğum korkusu (latent, aktif, geçiş fazı), doğum ağrısı (latent, aktif faz), doğum deneyiminden memnuniyet, doğuma hazıroluşluk puanı daha düşük olduğu saptanmıştır. Doğumun geçiş fazı ağrı puan ortalamaları ve ekspulsiyon süreleri açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır. Kalitatif araştırmada; yapılan içerik analizi sonucunda "Biz hazırız; doğumum başlıyor", "Doğumun doğal sürecinde ilerlemesini sağlayabilirim", "Doğum sonu eşsiz deneyim" olmak üzere üç ana temaya ulaşılmıştır. Sonuç: Doğum korkusu, doğum ağrısını azaltmak ve doğum süresini kısaltmak, doğum deneyiminden memnniyeti arttırmak ve doğum deneyimlerini, duygu ve düşüncelerini olumlu etkilemek için antenatal dönemde DoFES programı kullanılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Dğumda farkındalık eğitimi sınıfı, doğum, gebelik.
Gebelikte bulantı kusma annelik rolü ve gebeliğin kabulü arasındaki ilişki
Bu araştırma gebelikte bulantı kusma, annelik rolü ve gebeliğin kabulü arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır.Araştırmanın örneklemini İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Jinekoloji Polikliniğine başvuran 300 gebe oluşturmuştur.Veri toplama aracı olarak; Tanıtıcı bilgi formu, Gebelikte Bulantı Kusma Değerlendirme aracı ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeğinin annelik rolünün kabulü ve gebelik kabulü alt ölçekleri kullanılmıştır. Veriler gönüllü kadınlarla yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak doldurulmuştur.Verilerin analizinde bulantı kusma, gebeliğe uyum ve annelik rolünün kabulü arasındaki ilişkiyi belirlemek için korelasyon analizi kullanılmıştır.Araştırmadaki gebelerin yaş ortalaması 26.6 +/-4.7 olarak bulunmuştur ( min:18, max:44). Gebelikte Bulantı Kusma Aracı puan ortalamaları 5.3, Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği Gebelik Kabulü Alt Ölçeği puan ortalamaları 21.8, Annelik Rolü Kabulü Alt Ölçeği puan ortalamaları ise 21.6 olarak bulunmuştur. Bulantı kusma ile gebelik kabulü arasında pozitif yönlü anlamlı zayıf bir ilişki bulunmuştur, bulantı kusma arttıkça gebelik kabulünün azaldığı saptanmıştır. Bulantı kusmayla annelik rolü kabulü arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.Sonuç olarak, bulantı kusma arttıkça gebelik kabulünün de azaldığı bulunmuştur. Hemşireler bulantı kusma ve gebelik kabulünü tanımlayıp bakımı planlamalıdırlar.Anahtar Kelimeler : Gebelikte bulantı kusma, gebelik kabulü, annelik rolü
Watson'ın bakım kuramına temellendirilmiş hemşirelik girişimlerinin infertil kadınların, infertiliteden etkilenme durumlarına, öz-yeterlik ve uyum düzeylerine etkisinin incelenmesi
Amaç: İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliğini test etmek, Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertil kadınların infertilite öz-yeterliliğine, uyum düzeylerine ve infertiliteden etkilenme düzeylerine etkisini incelemektir.Yöntem: Araştırma, metodolojik ve deneysel bölümlerden oluşmaktadır. Metodolojik olarak; İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği'nin geçerlik-güvenirlik çalışması 120 infertil kadın ile yapılmıştır. Deneysel aşama; 52 deney ve 53 kontrol olmak üzere 105 infertil kadınla, öntest-sontest izleme modeli kullanılarak, randomize kontrollü çalışmayla yapılmıştır. Veriler, kişisel bilgi formu, İnfertilite Etkilenme Ölçeği, İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışma, Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakım programına temellendirilmiştir. Veriler t-testi, ki-kare, Intention To Treat analizi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği'nin cronbach alfa değerleri sırasıyla 0.78 ve 0.77 olarak bulunmuştur. Randomize kontrollü çalışma sonunda deney ve kontrol grubu kadınların infertilite etkilenme, öz-yeterlik ve uyum düzeyleri arasında fark olduğu saptanmıştır. Girişim sonrası kontrol grubu kadınların infertilite etkilenme puanlarında az oranda bir artış olurken (p:0.31), deney grubu kadınların puanlarında istatistiksel olarak önemli bir düşüş olduğu saptanmıştır (p:0.000). Ayrıca, deney grubunun posttest infertilite etkilenme ve uyum puanları, kontrol grubundan istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur.Sonuç: İnfertilite Öz-Yeterlik Ölçeği Kısa Formu ve İnfertilite Uyum Ölçeği, geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarıdır. Watson'ın İnsan Bakım Kuramına dayalı hemşirelik girişimlerinin, infertilite tedavisi gören infertil kadınların infertiliteden olumsuz etkilenmelerini azalttığı, öz-yeterlik ve uyum düzeylerini artırdığı kanıtlanmıştır.Anahtar Sözcükler: İnfertilite, Hemşirelik Bakımı, İnfertilite Öz-yeterlik Ölçeği, İnfertilite Uyum Ölçeği, Watson'ın İnsan Bakım Kuramı
Doğumda verilen destekleyici bakıma ilişkin kadının algısı ölçeği
Amaç: Doğum eyleminde verilen destekleyici bakıma ilişkin kadının algısını belirlemekamacıyla geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı geliştirmektir.Yöntem: Bu çalışma metodolojik bir çalışmadır. Araştırmaya Temmuz-Kasım 2012 tarihleriarasında iki devlet hastanesinde doğum yapmış 360 kadın alınmıştır. Etik kurul, hastaneler vekadınlardan yazılı izin alınmıştır. Veriler, kadınları tanıtıcı bilgi toplama formu ve taslakölçek formu ile toplanmıştır.Bulgular: Ölçeğin içerik geçerliliği uzman görüşü ile sağlanmıştır (Ö-İGİ: 0.94). Açıklayıcıfaktör analizinde rahatlatıcı davranışlar, eğitim ve rahatsız edici davranışlar olmak üzere üçfaktör oluşturulmuştur ve faktör yükleri 0.38 ile 0.76 arasında değişmektedir. Doğrulayıcıfaktör analizi sonucunda ölçeğin uyum indeksleri x2: 1308.49, df:492, YHOK: 0.068, İUİ:0.82, KUİ: 0.97, NNUİ: 0.97, NUİ:0.95 olarak saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizininaçıklayıcı faktör analizini desteklediği görülmüştür. Ölçeğin cronbach alfa katsayısı: 0.94olup Rahatlatıcı Davranışlar alt boyutu: 0.92, Eğitim alt boyutu: 0.85, Rahatsız EdiciDavranışlar alt boyutu: 0.87 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin birinci bölüm ile ikinci bölümarasındaki korelasyon kat sayısı 0.80 olarak saptanmıştır. Ölçeğin madde-toplam puankorelasyonları 0.42 ile 0.77 arasında değiştiği görülmektedir.Sonuç ve Öneriler: Ölçeğin doğumda verilen destekleyici bakıma ilişkin kadının algısınıölçmek için geçerli ve güvenilir olduğu belirlenmiştir ve doğum sonu ilk 24 saattekullanılması önerilmektedir.
Tilburg gebelik distress ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç:?Tilburg Gebelik Distress Ölçeği' ni (Tilburg Pregnancy Distress) Türkçe'ye uyarlamak üzere geçerlik ve güvenirliğini saptamaktır.Yöntem: Metodolojik bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Temmuz - Eylül 2012 tarihleri arasında gebe polikliniğine gelen, sağlıklı, gebeliğe bağlı komplikasyonu olmayan 214 gebe oluşturmuştur. Veriler; gebelere yönelik sosyo demografik bilgi formu ve Tilburg Gebelik Distress Ölçeği (Tilburg Pregnancy Distress) ile toplanmıştır. Bu ölçek; 2 ana alt boyuttan 4'lü likert tipine göre geliştirilmiş bir ölçektir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı/yüzde analizi, cronbach ? analizi, korelasyon analizi, yarıya bölme analizi, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, kullanılmıştır.Bulgular: Tilburg Gebelik Distress Ölçeği'nin Türkçe versiyonu'nun iç tutarlılık güvenirlik katsayısı .70, olumsuz duygulanım alt boyutu cronbach alfa değeri .66, sosyal(eş katılım) alt boyutu cronbach alfa değeri .71, alt boyut madde puanları-alt boyut toplam puanları arasındaki korelasyon katsayıları .20-.73 arasındadır. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda Kaiser-Meyer-Olkin katsayısı (KMO) .718, Barlett testi sonucu X2= 571,981 p=0.000'dır. Doğrulayıcı faktör analizine göre, ölçeğin model uyum indeksleri ?2(102, N=214)=159.15, RMSEA=0.051, GFI=0.91, CFI=0.92 ve NNFI= 0.90 olarak saptanmıştır.Sonuç ve Öneriler: Tilburg Gebelik Distress Ölçeği'nin Türkiye'de gebelerin distresslerini değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Bu ölçek, gebelik döneminde yaşanan psikososyal sorunların saptanmasını sağlaması nedeniyle önemli bir ölçektir. Gebe izlemi yapan ebe ve doğum hemşirelerinin gebe kadınlara verecekleri bakımları planlamasında yol gösterici olarak kullanılması önerilmektedir.
Watson'ın insan bakım kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertilite tedavisi gören kadınların, anksiyete, baş etme ve infertilite etkilenme durumlarına etkisi
Amaç: Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertilite tedavisi gören kadınların tedavi sürecinde ve tedavinin başarısızlıkla sonuçlandığı infertil kadınlarda, anksiyete, stresle baş etme ve infertilite etkilenme durumlarına etkisini incelemektir.Yöntem: Deneysel, ön test-son test düzeni kullanılarak yapılan, prospektif, tek körlü, randomize kontrollü bir çalışmadır. Özel bir hastanenin tüp bebek merkezinde yürütülmüştür. Girişim grubuna, Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Girişim grubunda 45, kontrol grubunda 41 olmak üzere toplam 86 kadın araştırmaya alınmıştır. Bu grubun içinden girişim grubundan 32, kontrol grubundan 36 kişinin tedavisi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Veriler kişisel bilgi formu, İnfertilite Etkilenme Ölçeği, Spielberger'in Durumluk ve Sürekli Anksiyete Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği, Watson İyileştirme Süreçlerine Göre Hasta Memnuniyeti Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi t- testi, ki-kare, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ile yapılmıştır.Bulgular: Girişimin grubunun kontrol grubuna göre, infertilite tedavi sürecindeki kadınların anksiyete, infertilite etkilenme durumlarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalış ve stresle baş etmelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır. Bu gruptaki kadınların içinden girişim grubundaki infertilite tedavisi başarısızlıkla sonuçlanan kadınların da, kontrol grubuna göre, anksiyete, infertilite etkilenme durumlarında azalış ve stresle baş etmelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır.Sonuç: Watson'ın İnsan Bakım Kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının infertilite tedavi sürecinde ve tedavi başarısızlıkla sonuçlandığında kadınların, anksiyete, infertilite etkilenmelerinde azalma ve etkili stresle baş etme yöntemlerini kullanmalarında artış saptanmıştır.
Gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Obstetri Polikliniği'ne başvuran gebeler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem büyüklüğü, G power programında evreni bilinmeyen modele göre kolerasyon=0.2, α=0.01 ve power (1-β) = 0.95 güç ile belirlenen 452 gebe oluşturmaktadır. Veriler; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Anlamsal Farklılık Ölçeği-Anne Olarak Ben Ölçeği (AOBÖ) ve Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) formlarıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Student-t testi, Varyans Analizi, Pearson korelasyon, Mann Whitney U testi ve lojistik ve çoklu lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaşı 29.25±4.88, gebelik haftası 29.20±5.95, gebelik sayısı; 1.88±1.05 evlilik süresi 5.21±4.29 ortalama değerdedir. Gebelerin anne olarak ben (annelik rolü algısı) ölçeği toplam puan ortalaması 60.64±8.48; evlilikte uyum toplam puan ortalaması ise 46.04±8.51 saptanmıştır. Gebelerin evliliğinin uyumlu olma oranı %70.4 uyumsuz olma oranı %29.6'tir. Gebelerin evlilikte uyum ölçeği puan ortalaması ile anne olarak ben ölçeği toplam puan arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır (r= 0.288, p=0,000). Gebelerin anne olarak ben ölçeğindeki her "bir birimlik" artışın, evlilik uyumunu 1.044 kat artırdığı saptanmıştır. Gebelikte evliliğin uyumlu olma durumu; gebelik boyunca kendi ruh sağlığının "iyi" düzeyde algılayanlarda 3.88 kat, kayınvalide, kayınpeder desteğini "iyi" algılayanlarda 2.66 kat daha fazla saptanmıştır (sırasıyla OR= 3.88, p= 0.036; OR= 2.66, p= 0.015). Sonuç olarak; bu çalışmada gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Gebelerin annelik rolü algısının ve evlilik uyumunun artırılması için ebe ve hemşireler; aile danışmanlığı, evlilik danışmanlığı, prekonsepsiyonel ve antenatal bakım gibi üreme sağlığı hizmetlerini kadın ve eşi ile birlikte, zamanında ve nitelikli sunması gerekmektedir.
Anne dostu olan ve olmayan hastane uygulamalarının obstetrik sonuçları
Doğumun fizyolojik olduğu fikrinin azaldığı günümüzde, gebelik hizmetlerinin standartını kanıta dayalı olarak yükseltmeyi, perineal komplikasyonları önlemeyi ve maliyeti azaltmayı hedefleyen Anne Dostu Hastane Programı oluşturulmuştur. Çalışmamızda anne dostu olan ve olmayan hastane uygulamalarının obstetrik sonuçlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipteki araştırmamızda, Trabzon SBÜ Kanuni EAH Numune Kampüsü doğum salonunda Ocak-Nisan 2019 tarihleri arasında doğum yapan 176 kadın ADOHU grubunda, Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında doğum yapan 180 kadın ADHU grubunda yer aldı. Çalışmamızın verileri, "Veri Toplama Formu" kullanılarak yüz yüze görüşme ve sürekli gözlem teknikleri ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum değerler Ki-Kare, t testi, Mann-Whitney U testi, Pearson Ki-Kare, Fisher's ve Fisher's Exact analizleri kullanıldı. Çalışmamızdaki kadınların yaş ortalaması 28.6±5.25 yıldır. ADHU grubunda vajinal muayene sıklığı (4.98±1.79 kez), dilatasyon 4 cm olmadan doğumu hızlandırıcı müdahale yapılma (%11.7), lavman (%1.1), oral sıvı gıda kısıtlaması (%14.4), fundal basınç (%11.1), epizyotomi (%46.1), doğum sonu ek uterotonik (%48.3), yenidoğanda yumuşak doku travması (%36.7) oranlarının ADOHU grubundan daha az olduğu görüldü (p<0.05). Yine ADHU grubunda servis tanıtılma (%76.7), 1. evre (%93.3), 2. evre (%99.4), 2. evrenin süresi (%97.8), 3. evre (%97.2) ve postpartum dönemle ilgili bilgilendirme durumları (%92.2), nonfarmakolojik yöntem kullanma (%98.9), erken ten tene teması sağlama (%98.3), ebe tarafından uygulamalı emzirme desteği sağlama (%81.1) ve doğumun gerçekleştiği hastaneden memnun kalma (%98.3) oranları ile emzirmeyi erken başlatma (0.39±3.28 dk), erken postpartum dönemde abdominal uterin tonus değerlendirme (2.46±0.88 kez), yaşam bulguları takibi (2.21±1.14 kez), vajinal kanama-fundal yükseklik kontrolü (2.47±0.87 kez) sıklıklarının ADOHU grubundan daha yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, Anne Dostu Hastane Programı'nın bilimsel kanıtlarla desteklenen uygulamaları artırma, desteklenmeyen uygulamaları azaltmada ve anne-bebek sonuçlarını iyileştirmede etkili olduğu saptandı.
Annelerin ebeveynlik öz yeterliğine doğum sonrası desteğin etkisi
Araştırma annelerin ebeveynlik öz yeterliğine doğum sonrası desteğin etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma 12 Ocak 2021- 21 Ocak 2022 tarihleri arasında Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde yaşayan, doğum sonrası ilk 3 ila 6 ay arasında olan annelerle yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, güç analizi ile belirlenen 604 anne oluşturmaktadır. Veriler; Anne Tanıtıcı Bilgi Formu, Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği (EÖYÖ) ve Doğum Sonrası Destek Ölçeği (DSDÖ) formları ile online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik, ortalama, Student-t testi, Varyans analizi, Pearson korelasyon analizi, lojistik ve çoklu lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Annelerin yaşı 30.97±4.78, doğum sayısı 1.60±0.70, çocuk sayısı 1.61±0.70 ve doğum sonrası süresi (ay) 4.80±1.14'tür. Annelerin EÖYÖ toplam puan ortalaması 35.20±10.4 saptanmıştır. DSDÖ "ihtiyacın önemi" boyutunun puan ortalaması 153.21±50.24, "alınan destek" boyutunun ise 125.17±45.81 düzeyinde belirlenmiş olup ihtiyacın öneminin alınan destekten daha fazla olduğu saptanmıştır. DSDÖ'nin boyutları kesme noktasına göre; destek ihtiyacını annelerin %55'i "çok önemli", %32.6'sı "önemsiz" , alınan desteği %42.9'u "çok fazla", %31.3'ü "desteğim yok" şeklinde olduğu belirlenmiştir. Annelerin EÖYÖ puan ortalaması düzeyi ile; DSDÖ "ihtiyacın önemi" boyutu düzeyi ve her bir alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05). DSDÖ "ihtiyacın önemi" boyutunun, ebeveyn öz yeterliği toplam puanı üzerinde açıklayıcı etkisi %7.4 saptanmıştır. EÖYÖ düzeyi ile DSDÖ'nin "alınan destek" boyutu düzeyi arasında ilişki saptanmamış (p>0.05), ancak "duygusal destek" alt boyutu ile negatif yönde ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmada annelerin ebeveynlik öz yeterliği ile doğum sonrası desteğe ihtiyacın önemi arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Hemşirelerin postpartum dönemde, annelerin ebeveynlik öz yeterliği ve sosyal destek düzeylerini rutin olarak değerlendirmeleri, risk grubunda olanların erken tanılanması ve sosyal desteğini artırması ebeveyn öz yeterliğinin ve postpartum bakım kalitesinin artmasına katkı sağlayacaktır.
Düşük ve yüksek riskli gebelerin prenatal bağlanma düzeylerinin karşılaştırılması
Araştırma düşük ve yüksek riskli gebelerin prenatal bağlanma düzeylerinin karşılaştırılması amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklem büyüklüğünü, yüksek risk grubundaki gebeler için 165, düşük risk grubundaki gebeler için 165 gebe olmak üzere toplam 330 gebe oluşturmaktadır. Türkiye'nin herhangi bir ilinde yaşayan, 20 hafta ve üzeri gebeliği olan kadınlar çalışma kapsamına alınmıştır. Veriler; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu ve Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) formlarıyla online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Bağımsız gruplarda t testi, Varyans Analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Düşük riskli gebelerin yaş, gebelik haftası ve gebelik sayısı ortalaması sırasıyla 28.93±4.47, 27.59±5.04, 1.66±0.83'dir. Yüksek riskli gebelerin ise yaş, gebelik haftası ve gebelik sayısı ortalaması sırasıyla 29.98±5.39, 28.81±3.75, 1.98±1.20'dir. Gebelerin Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) toplam puan ortalaması; düşük riskli gebelerde 60.95±13.25, yüksek riskli gebelerde 58.07±12.46 olarak saptanmıştır. Düşük ve yüksek riskli gebelerin PBE toplam puan ortalamaları farkı istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Düşük riskli gebelerin, "gebelik sayısı ile PBE toplam puanı" arasında (r=-0.146, p=0.062), yüksek riskli gebelerin "gebenin yaşı" ile PBE ölçek puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ve düşük düzeyde ilişki saptanmıştır (sırasıyla r=-0.171, p=0.028; r=-0.269, p=0.000). Sonuç olarak; bu çalışmada düşük ve yüksek riskli gebe olma ile prenatal bağlanma arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Gebenin sosyo-demografik ve obsetrik özellikleri prenatal bağlanmayı etkilemektedir. Prenatal bakımdan sorumlu olan ebe ve hemşirelerin; prenatal bağlanmayı artırmak için; gebelikte risk düzeyini erken dönemde belirleme, risk durumuna göre bireyselleşmiş antenatal bakım verme, eğitim, danışmanlık ve sürekli destek sağlama sorumlulukları bulunmaktadır.
Doğumdan sonraki ilk 1 yılda kadınlar doğum deneyimlerini nasıl hatırlıyor?
Bu çalışma, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (HNEAH) Aralık 2020 ve Temmuz 2021 tarihleri arasında Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği, Servisi, Aile Planlaması Polikliniği, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği ve Servisine başvuran 280 kadın ile doğumdan sonraki ilk bir yılda kadınların doğum deneyimlerini nasıl hatırladıklarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" (KBF), "Travmatik Doğum Algısı Ölçeği" (TDAÖ) ve "Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği" (DHHÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, minimum, maksimum değerler, Spearman korelasyon ve Lineer regresyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 29.25 ± 4.81 yıldır. Kadınların travmatik doğum algı düzeyi puan ortalaması 62.24±29.34, doğum hafızası ve hatırlama ölçeği puan ortalaması 74.45±19.78 puandır. Kadınların TDAÖ ile duygusal hafıza, ambivalan duygusal hafıza, hafızanın merkezliği, tutarlılık, tekrar yaşama ve DHHÖ toplam puanları arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki olduğu saptandı (p<0.01). Kadınların %78.90 doğumlarını olumlu hatırladığı ve en son doğumundan memnuniyet puan ortalaması 7.83±2.33'tür. Bu duruma doğum süresince sağlık profesyonellerinin yeterli destek sağlaması (%76.80), güler yüzlü, ilgili ve bilgili olması (%70.70) ve kendilerine yeterli zamanı ayırmış olmasının (%64.60) etkili olduğu saptandı. Kadınların doğum hafızaları üzerinde yaşın, travmatik doğum algısı üzerinde ise evli olma, son doğum deneyimini olumsuz hatırlama, eğitim durumu, kendisi ve bebeği için endişelenme durumu ve postpartum dönemin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, kadınların orta düzeyde travmatik doğum algısına ve olumsuz doğum hafızasına sahip olduğu saptandı. Buna rağmen çoğunluğun doğumlarını olumlu hatırladığı, doğum deneyimlerinden memnun olduğu ve bu duruma sağlık profesyonellerinin tutum ve davranışlarının etkili olduğu saptandı.
Gebelerin normal doğum inancı üzerine, psikolojik sağlamlığın, sosyal destek algısının ve doğum hikâyelerinin etkisinin incelenmesi
Bu araştırma gebelerin normal doğum inancı üzerine; psikolojik sağlamlığın, sosyal destek algısının ve doğum hikayelerinin etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Aralık 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde yaşayan 428 gebe ile yapılmıştır. Veriler; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Normal Doğum İnanç Ölçeği (NDİÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CDPSÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde, ortalama, Student t testi, Varyans, Çoklu Lineer Regresyon, Pearson ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Gebelerin gebelik haftası ortalaması 31.25±6.34 olarak hesaplanmıştır. Gebelerin NDIÖ toplam puan ortalaması 76.83±13.87 olarak saptanmış olup, ölçeğin kesme noktasına göre %6.5'i düşük, %72.7'si orta, %20.8'i yüksek düzeyde inanç ve eğilime sahip olduğu belirlenmiştir. Gebelerin ÇBASDÖ toplam puanının 63.69±12.89 olduğu saptanmıştır. Gebelerin %91.1'i doğum yapan birinden doğum hikayesi dinlediğini, %61.4'ü doğumla ilgili video izlediğini, %78,5'i doğumla ilgili bir yazı okuduğunu ifade etmiştir. Çalışmada NDIÖ toplam puanı ile ÇBASDÖ ve CDPSÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Gebelerin Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek ve Psikolojik Sağlamlık değişkenlerinin, Normal Doğum İnancını %6.5 oranında yordadığı belirlenmiştir. Gebelerin Normal Doğum İnancı üzerine; olumlu doğum hikayesi dinlemenin 1.176, olumlu doğum videosu izlemenin 1.203, olumlu yazılı metin okumanın 1.265 kat arttırıcı etkisinin olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak; gebelerin psikolojik sağlamlık ve sosyal destek algı düzeyinin, normal doğum inancındaki değişim üzerinde etkili olduğu, olumlu olarak doğum hikayesi dinlemenin, doğum videosu izlemenin ve doğuma yönelik yazılı metin okumanın normal doğum inancını artırdığı saptanmıştır. Gebelerin normal doğum inancını arttırmak için ebe ve hemşirelere; gebelerin mental sağlık ve sosyal destek durumlarını rutin olarak taramaları, risk varlığında gerekli bakım ve danışmanlık hizmeti sunmaları, kadın merkezli obstetrik bakım hizmeti sunmaları önerilmektedir.
Gebelerin doğum öz-yeterliği algısı üzerine psikolojik iyi oluşluğun etkisinin incelenmesi
Araştırma gebelerin doğum öz-yeterlik algısı üzerine psikolojik iyi oluşluğun etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Ocak 2021-Aralık 2022 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Gebe Polikliniği'ne başvuran, gebelik haftası 20 ve üzeri olan riski düşük gebelerle yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini G power güç analizi ile belirlenen 400 gebe oluşturmaktadır. Veriler; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Doğum Eyleminde Öz-Yeterlik Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği formlarıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, Student-t testi, Varyans Analizi, Regresyon ve Pearson korelasyon analiz testleri kullanılmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 29.43±4.95, gebelik haftası ortalaması 33.13±4.87 saptanmıştır. Çalışmada gebelerin Doğum Eyleminde Öz-yeterlik Ölçeği toplam puan ortalaması 242.84±38.63, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği toplam puan ortalaması 48.62±7.01'dır. Gebelerin doğum öz-yeterliği üzerine, psikolojik iyi oluşluğun açıklayıcı etkisi %27 olarak belirlenmiştir. Gebelerin Doğum Eyleminde Öz-Yeterlik Ölçeği toplam puan ortalaması ile Psikolojik İyi Oluş Ölçeği toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak pozitif yönde orta düzey güçte anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0.526, p<0.05). Gebelerin bazı sosyo-demografik özellikleri (gelir algısı, aile tipi vb.) doğuma yönelik korku hissetme ve endişe duyma, gebelikte eş desteğini yeterli bulma ve gebelik boyunca sağlık profesyonellerinin desteğine gereksinim duyma durumlarının doğum öz-yeterlilik ve psikolojik iyi oluşluk toplam puanını etkilediği saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak; gebelerin doğum öz-yeterlik algısı üzerine psikolojik İyi oluşluğun etkili olduğu, doğum öz-yeterlik algısı ile psikolojik iyi oluşluk arasında pozitif ilişki olduğu saptanmıştır. Gebelerin doğum öz-yeterlik algısını ve psikolojik iyi oluşluk düzeyini artırmak için ebe ve hemşirelerin; her gebeyi doğum özyeterlik ve psikolojik iyi oluşluk yönünden rutin olarak taraması, tarama sonrası risk varlığında gerekli danışmanlık hizmeti sağlaması önerilmektedir.
Vajinal doğum sırasında yaşanan korkunun laktasyona, bebeğin emme davranışlarına ve ilk emzirme sonuçlarına etkisi
Amaç:Vajinal doğum sırasında yaşanan korkunun laktasyona, bebeğin emme davranışlarına ve ilk emzirme sonuçlarına etkisinin incelenmesidir. .Yöntem: Tanımlayıcı tipte yapılan çalışma; Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede doğum yapan 102 anne örnekleme alınmıştır. Veri toplamak amacıyla tanıtıcı bilgi formu, doğum sürecini değerlendirme formu, doğum korkusu ölçeği, laktasyonu, bebeğin emme davranışını ve ilk emzirme sonuçlarının değerlendirildiği formlar kullanılmıştır. Veriler, iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, bağımlı gruplarda t testi, Kruskal Wallis H analizi, Mann Whitney U analizi, ve Spearmen korelasyon ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Vajinal doğumun aktif fazında annelerin korkuları latent faza göre daha yüksek bulunmuştur (73.84; 47.16; p=0.000). Aktif fazda korkusu yüksek olan annelerin, bebeklerinin memeye yerleşme sürelerinin daha uzun olduğu (p=0.001), bebeklerinin memeyi aramadığı (p=0.000), areolayı tam kavramadığı (p=0.000), memeyi tutma davranışında başarısız olduğu (p=0.000), bebekleri ile göz temasının olmadığı, bebeklerini daha sınırlı ve gevşek tuttuğu (p=0,001), yutma hareketlerinin yavaş olduğu (p=0.001), emdikten sonra bebeklerin ve annelerin daha huzursuz olduğu (p=0.000), emzirmeye ilişkin yaşanan sorunun arttığı (p=0.000), emzirirken annenin daha gergin durduğu (p=0.000), saptanmıştır. Sonuç: Doğum sırasında özellikle aktif fazda yaşanan korku anne bebek arasındaki en güçlü bağ olan emzirmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda gebelik süresince ve doğum sırasında anneye hemşirelik bakımı verilerek annenin korkuları azaltılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Vajinal doğum, korku, emzirme.
Preterm erken membran rüptürü olan gebelerde meleis'in geçiş teorisine göre yapılandırılmış farkındalık programının anneliğe geçiş sürecine etkisi
Bu araştırmanın amacı preterm erken membran rüptürü olan gebelerde Meleis'in Geçiş Teorisi'ne göre yapılandırılan farkındalık programının anneliğe geçiş sürecine etkisini belirlemektir. Araştırma vaka-kontrol müdahale çalışmasıdır. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi kadın doğum kliniğine Preterm erken membran rüptürü tanısı (PEMR) ile başvuran gebeler araştırmanın örneklem grubuna alınmıştır. Çalışma 30 deney ve 30 kontrol olmak üzere 60 gebe öntest-sontest izleme modeli kullanılarak, Aralık 2012-Haziran 2014 tarihleri arasında yapılmıştır. Deney grubunda Meleis'in Geçiş Teorisine temellenen Farkındalık Temelli Anneliğe Geçiş Programı'nın etkisi değerlendirilmiş, kontrol grubuna rutin klinik bakım verilmiştir. Farkındalık Temelli Anneliğe Geçiş Programı kapsamında, deney grubundaki gebelere preterm erken membran rüptürü, emzirme ve bebek bakımı konusunda eğitimler verilmiş, bebek maketi ile rol prova ettirilmiş, sessizliği dinleme egzersizi, beden tarama meditasyonu ve uzanma meditasyonu uygulatılmış, relaksasyon müziklerinin ve farkındalık egzersizlerinin önceden kaydedildiği bir MP3 çalar verilmiş ve egzersizleri kendi kendilerine uygulamaları istenmiş, şimdiki ana odaklanarak içlerinde bulundukları anneliğe geçiş deneyiminin eşsizliğini fark etmelerine teşvik edilmiştir. Araştırma verileri Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeğinin "gebeliğin kabulü", "annelik rolünün kabulü", "anneliğe hazır oluş" ve "eşi ile ilişkisinin durumu" alt boyutları, Maternal Bağlanma Ölçeği ve Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği aracılığıyla toplanmış ve hastaların hastane kayıtlarından doğum haftası kaydedilmiştir. Sonuç olarak, farkındalık temelli bütünleştirici bakım uygulanan deney grubunda gebeliğin kabulü, annelik rolünün kabulü, doğuma hazır oluşluk düzeyi, eş ile ilişkiler artmıştır. Girişim öncesinde anneliğin kabulü ve doğuma hazır oluşluk düzeylerinde girişim sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Meleis'in Geçiş Teorisi çerçevesinde şekillendirilen Farkındalık Temelli Anneliğe Geçiş Programına katılan annelerin bebeğe bağlanma düzeylerinin postpartum birinci ayda daha fazla olduğu, dördüncü ayda ise deney ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Çalışma sonucunda birinci ay izlemlerde deney grubunun annelik rolü konusundaki farkındalık ve annelik rolünde yeterlilik düzeyi artarken, dördüncü ayda deney ve kontrol gurubu arasında istatistiksel olarak bir fark bulunmamaktadır. Farkındalık temelli hemşirelik girişimleri uygulanan deney grubunun doğum haftası 36.6±0.6 iken, kontrol grubunun 36.2±0.7 olarak belirlenmiştir. Girişim grubunun gebeliği kontrol grubuna göre 4 gün daha devam etmiştir, ancak aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir.
İn vitro fertilizasyon (IVF) tedavisi sırasında kadınların fiziksel aktivite durumları ve etkileyen faktörler
Amaç: IVF tedavisi sırasında kadınların fiziksel aktivite durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Yöntem: Araştırmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte olup, İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi tüp bebek polikliniklerine gelen, 110 kadınla yapılmıştır. Araştırmanın verileri "tanıtıcı bilgi formu" ve "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi" ile toplanmıştır. Veriler sayı, yüzde, ortalama, ki-kare testi ve tek yönlü varyans analizi ile analiz edilmiştir. Bulgular: IVF tedavisinin indüksiyon-embriyo transferi (ET) sürecinde bireylerin %53,6'sında düşük, %43,6'sında ılımlı, %2,7'sinde yüksek düzeyde fiziksel aktivite durumu yaptığı saptanmıştır. Embriyo transferi ile gebelik testi (GT) sürecinde bireylerin %91,8'inde düşük, %8,2'sinde ılımlı düzeyde fiziksel aktivite durumu görülmüştür. Tedavi öncesinde %10 düzeyinde olan düşük fiziksel aktivite tedavi ET-GT sürecinde %91,8'e çıkmıştır. Tedavi öncesinde %19,1 düzeyinde olan yüksek fiziksel aktivite ise tedavi sırasında hiçbir kadında görülmemiştir. Tedavinin indüksiyon-ET sürecinde kadınların fiziksel aktivitesini artıran faktörler olarak; çalışma durumu, iş yerinde aktif olma durumu gibi faktörler yer alırken, ailede karaları eşleri tarafından alınan kadınların ise fiziksel aktivite düzeyi daha düşük saptanmıştır. Tedavinin her iki aşamasında da ''tedaviye başladığım andan itibaren aktivitelerimi azaltırım''diyen grupta düşük düzeyde fiziksel aktivite daha fazladır. Tedavinin ET-GT sürecinde, aktivitelerini azaltma nedeni düşük korkusu olan kadınların fiziksel aktivite düzeyleri daha düşük bulunmuştur. Sonuç: Kadınların tedavi sürecinde fiziksel aktivitelerini giderek azalttıkları saptanmıştır. Hemşireler çiftlere fiziksel aktivitenin tedavi sürecine etkileri konusunda yetişkin eğitim ilkelerine uygun eğitimler planlamalı, tedavi sırasında çiftler ılımlı fiziksel aktivite konusunda desteklemelidir.Anahtar kelimeler: İn vitro fertilizasyon, fiziksel aktivite, kadın.
Postpartum süreçte kadınların cinsellikle ilgili bilgi ve inanışlarının belirlenmesi
Araştırma, postpartum süreçte kadınların cinsellikle ilgili bilgi ve inanışları ile bunları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı tipte yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini, Antalya ili kamu hastanelerinde doğum yapmış olan 400 kadın oluşturmuştur. Değerlendirmede tanımlayıcı istatistiksel göstergeler olarak frekans-yüzde dağılımları ve kesikli türdeki değişkenlere ait verilerin karşılaştırılması için Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalamaları 27.66±5.68'dir. Kadınların %63.8'i ilkokul/ortaokul/ilköğretim mezunudur, %79.5'i çalışmamaktadır ve %65.8'i multipardır. Kadınların genel cinsellikle ilgili bilgi alma oranının (%41.8), doğum sonu cinsellikle ilgili bilgi alma oranından (%50.8) daha düşük olduğu saptanmıştır. Bilgi kaynağının ise genellikle sağlık personeli olduğu belirlenmiştir. Kadınların %67'si doğum sonu cinsel ilişkinin yasaklanmasının nedeni ve kadının cinsel gereksinimleri konusunda doğru bilgiye sahiptir ve %30.8'i doğum sonu 40 günden önce cinsel ilişkiye başlanabileceğini düşünmektedir. Ancak araştırmaya katılan kadınların % 88'i doğum sonu kadını 40 gün boyunca kirli kabul etmekte ve cinsel ilişkiyi bu yüzden ertelemektedir. Bilgi ve inanış durumunun bu şekilde olmasına rağmen kadınların %96.7'sinin doğum sonu 40 gün ya da daha uzun süre sonra cinsel ilişkiye başlamayı planladıkları saptanmıştır. Kadınların %65'i memenin cinsel yaşamdaki önemini kabul etmektedir, ancak %54-64'ünün emzirmenin cinsellikle ilişkisi konusunda bilgileri yanlıştır. Kadınların %92.8'i ise doğum sonu aile planlaması gereksiniminin farkındadır ancak %32.5'i etkin aile planlaması yöntemlerinin cinsel ilişki sıklığını arttırmayacağını düşünmektedir. Kadınların doğum sonu cinsellikle ilgili bilgilerinin eğitim durumu, yaş, en uzun süre yaşanan yerleşim birimi, evlilik süresi, aile tipi ve pariteyle ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Kadınların %61.8'i cinselliğin önemini, %71'i gerekliliğini kabul etmektedir ve %86'sı cinsel isteğin eşe yansıtılması gerektiğini düşünmektedir. Emzirme ile ilgili yanlış inanışa sahip olanlar %6.5 ile %16 arasındadır. Kadınların %66.8'i oral, %74.8'i anal ilişki konusunda yanlış inanışa sahiptir ve %35'i mastürbasyonun günah olduğunu düşünmektedir. Postpartum cinsel inanışların; eğitim durumu, en uzun süre yaşanan yerleşim birimi, evlenme şekli, evlilik süresi ve pariteyle ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Araştırma sonucunda kadınların doğum sonu cinsellikle ilgili birçok yanlış inanışa sahip oldukları ve bilgilerinin yetersiz olduğu belirlenmiştir ve kadınların cinsellikle ilgili bilgi ve inanışlarının değerlendirilerek gereksinim doğrultusunda hemşirelik bakımı ve cinsel danışmanlık verilmesi önerilmektedir.
Jinekolojik kanseri olan kadınlarda watson'ın insan bakım kuramına temellendirilmiş hemşirelik bakımının semptom yönetimi, umudu destekleme ve yaşamda anlam bulmaya etkisinin incelenmesi
Amaç: Jinekolojik kanser tanısı alan kadına Watson'ın İnsan Bakım Kuramı'na temellendirilmiş hemşirelik bakımının kemoterapi semptomlarına, umut ve yaşamda anlam bulma düzeylerine etkisini belirlemektir. Yöntem: Bu çalışma nicel ve nitel yaklaşımın birlikte kullanıldığı karma yöntem araştırmadır. Nicel aşama, 26 girişim, 26 kontrol olmak üzere 52 jinekolojik kanser tanısı alan kadınla randomize kontrollü olarak yürütülmüştür. Müdahale grubuna beş hafta süre ile Watson'ın İnsan Bakım Kuramı'na temellendirilmiş hemşirelik bakımı verilmiştir. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Kemoterapi Semptom Değerlendirme Ölçeği, Herth Umut Ölçeği ve Yaşam Tutum Profili Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve nonparametrik testler kullanılmıştır. Nitel aşama, girişim grubundaki 15 kadınla bireysel derinlemesine görüşme yöntemiyle, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yürütülmüştür. Nitel veriler içerik analizine göre değerlendirilmiştir. Bulgular: Nicel veriler incelendiğinde, müdahale sonunda girişim grubundaki kadınlarda bazı kemoterapi semptomlarının sıklığının, şiddetinin ve rahatsızlık derecesinin, kontrol grubundaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı saptanmıştır. Ayrıca girişim grubundaki kadınların Herth Umut Ölçeği ve Yaşam Tutum Profili Ölçeği toplam puan ortalamaları, kontrol grubundaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır (p<0.05). Nitel verilerin analizi sonucunda "varoluşsal kaygı", "denge arayışı", "eylemde olma:umutla umutsuzluk arasında", otantik varoluş" ve "otantik bakım" olmak üzere beş kategori, "yaşayan bilir", "sorgulama", "değişim", "yeniden yapılanma", baş etme", "öğretiler-kazanımlar", "umduğumuz: kalpten bakım", "bulduğumuz: kalpten bakım" olmak üzere sekiz ana tema ortaya çıkmıştır. Sonuç: Watson'ın İnsan Bakım Kuramı'na temellendirilmiş hemşirelik bakımının kadınların kemoterapi semptomlarından bazılarını yönetmelerini sağladığı, umut ve yaşamda anlam düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Kadınların kanser tanısıyla birlikte varoluşsal kaygı deneyimleyerek otantik bir varoluşa geçişleri belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: jinekolojik tümörler, kemoterapi, umut, hemşirelik, hemşirelik teorisi
Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A Versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırmanın amacı gebelerin yaşadığı doğum korkusunun düzeyini belirlemek üzere Klaas ve Barbro Wijma tarafından geliştirilmiş olan Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) A versiyonunu Türkçe'ye uyarlayarak geçerlik ve güvenirliğini belirmektir.Araştırmanın örneklem grubu, gebeliğinin 28-40. haftasında olan 660 sağlıklı gebeden oluşmaktadır. Gebelerle 4 Şubat-24 Ekim 2008 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi (220), Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (220) ve Antalya Atatürk Devlet Hastanesi (220) kadın doğum polikliniklerinin bekleme salonlarında görüşülerek ölçek uygulanmıştır.W-DEQ Ölçeği A versiyonunun güvenirliğini değerlendirmek amacıyla iki yöntem kullanılmıştır. Bunlar, iç tutarlılık güvenirlik katsayısı ve split half yöntemidir. Hem cronbach alfa (0.89) hem de split half değeri (0.90) ölçeğin güvenilir olduğunu gösteren 0.70 değerinin üzerindedir. Nullipar ve multiparların güvenirlik katsayıları arasında bir fark yoktur.Ölçeğin yapı geçerliğini belirlemek üzere bilinen grup yöntemi kullanılmıştır. Doğum korkusuna farklı tepkiler vereceği tahmin edilen nulliparlar ve multiparlar arasında independent sample t-test yapılmıştır. Ayrıca W-DEQ' nün eş zaman geçerliğini belirlemek üzere Beck Anksiyete Envanteri (BAE), Depresyon, Stres, Anksiyete Ölçeği (DASÖ) ve Endişe Şiddeti Ölçeği (EŞÖ) kullanılmıştır. Hem nulliparlar, hem de multiparlar için Pearson Korelasyon Katsayısına bakılmıştır. Tüm ölçekler ile W-DEQ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür.Sonuç olarak, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A versiyonunun Türkçe formunun gebelerin yaşadığı doğum korkusu düzeyini ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu saptanmıştır. Bundan sonra yapılacak araştırmalar için, W-DEQ' nun farklı sosyo-demografik özelliklere sahip gruplarda uygulanması ve bu gruplardaki geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Doğum korkusu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği, geçerlik, güvenirlik
İlk gebeliğini yaşayan kadınların gebeliğe ilişkin beklentileri
Gebelikte beklentilerin belirlenmesi gebelikteki duygusal durumun değerlendirilmesinde, gebelik sırasında ve sonrasında yaşanabilecek olası duygusal sorunların tespitinde, gebenin gereksinimi olan hemşirelik bakımının planlanmasında ve gebenin etkin prenatal bakımı almasında etkilidir. Özellikle ilk gebeliklerde kadının beklentileri gebeliğe ve anneliğe bakışını etkilemektedir.Bu araştırmanın amacı ilk gebeliğini yaşayan kadınların gebeliğe ilişkin beklentilerini belirlemektir. Araştırmanın örneklem grubu, gebeliğinin 20-28. haftasında olan 387 sağlıklı gebeden oluşmaktadır. Gebelerle 01 Nisan -30 Ekim 2008 tarihleri arasında, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi (n=83), Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (n=151) ve Antalya Atatürk Devlet Hastanesi (n=153), kadın doğum polikliniklerinin bekleme salonlarında görüşülerek soru formu uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistiksel metodlar, Pearson Ki-kare testi (x²) ve Lojistik Regresyon analizi yapılarak değerlendirilmiştir.Yapılan Pearson Ki-Kare analizleri sonucunda, erken yaşta gebe kalan, eğitim seviyesi düşük olan, sosyal güvencesi olmayan ve aylık gelir miktarı 1000 TL'nin altında olan gebelerin beklentilerinin olumsuz yönde olduğu belirlenmiştir. Bunun yanısıra; gebeliğin planlı olması, bebeğin istenmesi, eşin gebeliği istemesi, gebeliği süresince duygusal ve fiziksel yönden destek alması gebelik beklentilerini olumlu yönde etkilemektedir. Gebelikle ilgili beklentileri olumlu olan kadınların prenatal bakım alma, gebelikle ilgili testleri yaptırma, spontan vajinal doğumu seçme oranları artarken, yaşadıkları doğum korkuları azalmaktadır. Gebelik beklentileri olumsuz olan kadınların, gebelikteki duygusal durumlarının da olumsuz yönde etkilendiği saptanmıştır. Yapılan Lojistik Regresyon Analizinde ise, anne yaşının artmasının, gebeliğin planlı olmasının, gebelikte cinsel yaşamın etkilenmemesinin, doğum korkusu yaşanmamasının gebelik beklentilerini pozitif ve anlamlı yönde etkilediği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: İlk Gebelik, Gebelik Beklentisi, Gebelikteki Duygusal Durum, Hemşirelik
İnfertilite tedavisi gören çiftlerde yaşam tarzının, yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, infertilite tedavisi gören çiftlerde yaşam tarzının, yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve analitik olarak yapılmıştır.Çalışma, 01.09.2008-01.03.2009 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 2007 yılında yardımcı üreme teknikleri tedavisi için başvuran toplam 679 çift oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü 0,05 hata payı ile %80 güçle hesaplanmış ve 200 çift araştırma kapsamına alınmıştır. Veri toplama aracı olarak, sosyodemografik özellikleri ve infertilite öyküsünü içeren ?Kişisel Bilgi Formu?, ?SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği? ve ?Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği? kullanılmıştır.İnfertilite tedavisi gören kadınların yaş ortalaması 31.04±5.26, erkeklerin ise 34.52±6.08'dir. Kadınların %40.5'i, erkeklerin %39.5'i ilkokul mezunu olup, çiftlerin ortalama infertilite süresinin 6.01±4.82 yıl olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma ile infertil çiftlerin, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını ve yaşam kalitelerini pek çok faktörün etkilediği ortaya çıkmıştır. Kadınların yaşam kalitesinin, erkeklere göre daha düşük olduğu, ancak cinsiyetin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkileyen bir faktör olmadığı saptanmıştır. İleri yaş, düşük eğitim düzeyi, çalışmama, düşük gelir düzeyi, uzun infertilite süresi, yüksek beden kitle indeksi, androlojik operasyon öyküsü, daha önce üç ve üzerinde yardımcı üreme tekniğinin uygulanmış olması gibi değişkenlerin, çiftlerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve yaşam kalitesini azalttığı bulunmuştur. Ayrıca çiftlerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları arttıkça, yaşam kalitelerinin de arttığı görülmüştür.İnfertilite tedavisi gören çiftlerin olumlu sağlık davranışı göstermesi, onların yaşam kalitesini de arttıracaktır. Bu nedenle hemşireler, çiftlerin yaşam biçimi davranışlarını ve bu davranışları etkileyebilecek faktörleri önceden tanımlamalıdır. Gereksinime göre, çiftlerin olumlu sağlık davranışları kazanmaları için hemşirelerin danışmanlık yapması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: İnfertilite, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Yaşam Kalitesi, Hemşireler
4-12 aylık bebeği olan babaların, babalık rolü algısı ile bebek bakımına katılımı arasındaki ilişki
Araştırma, 4-12 aylık bebeği olan babaların, babalık rolü algısı ile bebek bakımına katılımları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kalitatif ve kantitatif yöntem birlikte kullanılarak kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini 2 ve 11 no'lu sağlık ocaklarına bağlı mahallelerde oturan ve 4-12 aylık sağlıklı bebeği olan 260 baba oluşturmuştur. Araştırmada babalara sosyo-demografik soru formu (Ek 4), ?Babaların Bebek Bakımına Katılım Soru Formu? (Ek 5), ? Babalık Rolü Algı Ölçeği? (Ek 6) uygulanmış ve babalık algılarını ve bebek bakımına katılımlarını etkileyen faktörleri belirlemek üzere Bireysel Derinlemesine Görüşme Formu (BDG) (Ek 7) yapılmıştır.Araştırmada sayı ve yüzde, ikili gruplarda Bağımsız Gözlemler Arası T Testi (Independent Samples T Testi), ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi (One-Way ANOVA), gruplar arasındaki istatistiksel anlamlılığın hangi gruptan kaynaklandığının belirlenmesinde ise En Küçük Fark Testi kullanılmış, Babaların, Bebek Bakımına Katılımları ile Babalık Algıları arasındaki ilişkiyi saptamak üzere korelasyon analizi yapılmıştır. BDG verilerinin değerlendirilmesinde ise İçerik Analizi Yöntemi kullanılmıştır.Araştırma verilerine göre babaların bebek bakımına katılım düzeyleri ortalamanın biraz üstündedir (ortalama=3.01). Babalar bebeklerinin fiziksel bakımına en az (ortalama=2.49), ilgi ve oyun aktivitelerine ise en yüksek katılım (ortalama=3.93) gösterdiklerini belirtmişlerdir. Babaların Babalık Rolü Algı Ölçeği'nden aldıkları puanlar da ortalamanın üzerinde olup (ortalama=3.71), babalık algılarının olumlu olduğunu göstermektedir. Babaların yaşadıkları sağlık ocağı bölgesi, eğitim durumu, işi, doğdukları yer, eşlerinin eğitim durumu ve işi, sahip olunan çocuk sayısı ve bebeğe ayrılan zaman babaların bebek bakımına katılımları ve babalık rolü algıları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı değişkenler olarak saptanmıştır (p<0.05). Babaların, babalık rolü algısı ile bebek bakımına katılımı arasında pozitif yönde (r=0.732) ve güçlü (p=0.01) bir ilişki olduğu belirlenmiştir.BDG'lerden elde edilen verilerin içerik analizi sonucunda babaların; ilgili olanları ?iyi? baba, ilgisiz olanları ise ?kötü? baba olarak niteledikleri, çoğunun babalık için kendilerine model aldıkları herhangi bir kişinin olmadığı, yaygın olarak eşlerinin işi olduğunda, istediklerinde ve hafta sonu bebeklerinin bakımına katıldıkları ve bebek baktıkları için çevreden gelen tepkileri önemsemedikleri, en fazla bez değiştirirken zorlandıkları saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Babalık rolü, babalık algısı, bebek bakımı, anne sağlığı, hemşirelik
Gebelikte bulantı kusma, evlilik uyumu ve eş ilişkisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma gebelerde bulantı kusma, evlilik uyumu ve eş ilişkisi arasındaki ilişkiyi incelemek üzere yapılmıştır.Araştırma evrenini İzmir Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Obstetri polikliniklerinde muayene olan gebeler oluşturmuştur. Araştırma örneklemine, 20-24. gebelik haftasında, bulantı kusma dışında bir sorunu olmayan, evli, en az okuryazar olan ve Haziran-Eylül 2010 tarihleri arası polikliniğe başvurup, araştırmaya katılmayı kabul eden 400 gebe alınmıştır.Veriler toplanırken, Bireysel Bilgi Formu, Gebelikte Bulantı Kusma Değerlendirme Formu, Evlilikte Uyum Ölçeği ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeğinin Eşi ile İlişkisinin Durumu Alt Ölçeği olmak üzere dört form kullanılmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzde hesaplamaları ile evlilik uyumu, eşle ilişki ile bulantı kusma puanı arasındaki ilişkinin saptanabilmesi için Pearson Momentler Korelasyon Analizi kullanılmıştır.Araştırma kapsamındaki gebelerin, Gebelikte Bulantı Kusma Aracı puan ortalamaları 6.1, Evlilikte Uyum Ölçeği puan ortalamaları 44.01, Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği Eşle İlişki Alt Ölçeği puan ortalamaları ise 17.56 olarak bulunmuştur. Yapılan korelasyon analizi neticesinde ise gebelikte bulantı kusma ile evlilik uyumu arasında zayıf, ters yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (r =-0.320, p=0.00) bulunurken, gebelikte bulantı kusma ile eş ilişkisi arasında istatistiksel olarak anlamsız bir ilişki (r = 0.081, p= 0.106) olduğu saptanmıştır. Araştırmada evlilik uyum puanları ile eş ilişkisi puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek üzere yapılan analiz sonucunda da evlilik uyumu ile eş ilişkisi arasında orta kuvvette, ters yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (r =-0.677, p= 0.00) olduğu belirlenmiştir.Sonuç olarak, evlilik uyumu arttıkça gebelikte bulantı kusma şiddetinin azaldığı, evlilik uyumunun gebelikte bulantı kusmayla ilişkili olduğu söylenebilmektedir. Bu doğrultuda hemşirelerin çocuk sahibi olmaya karar veren çiftlerin evlilik uyumlarını değerlendirmeleri, evlilik uyumu düşük olan çiftlerin hangi alanlarda sorun yaşadıkları belirlenerek soruna yönelik danışmanlık hizmetleri verilmesi ve evlilik danışmanlığı alabilecekleri kişi ve kuruluşlara yönlendirilmeleri önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Gebelikte bulantı kusma, evlilik uyumu, eş ilişkisi.
Doğum eyleminde öz-yeterlilik ölçeği geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu arastırmanın amacı, gebelerin dogum eyleminde öz-yeterlilik seviyelerinibelirlemek amacı ile Lowe tarafından 1993 yılında gelistirilen, Dogum Eyleminde ÖzyeterlilikÖlçegi'nin; Ip ve arkadasları tarafından kısaltılarak gelistirilmis olan DogumEyleminde Öz-yeterlilik Ölçegi-Kısa Formunun (CBSEI-C32'nin) Türkçe' ye uyarlanarakgeçerlik ve güvenirlik düzeyini belirlemektir.Arastırmanın örneklem grubu, gebeliginin 26-40. haftasında olan 640 gebedenolusmaktadır. Veriler, 1 Ekim-31 Aralık 2010 tarihleri arasında Antalya Atatürk DevletHastanesi (320) ve Akdeniz Üniversitesi Hastanesi (320) kadın dogum polikliniklerininbekleme salonlarında gebeler ile görüsülerek elde edilmistir.CBSEI-C32 Ölçegi kısa formunun güvenirligini degerlendirmek amacıyla iç tutarlılıkgüvenirlik katsayısı ve madde toplam korelasyon yöntemi kullanılmıstır. Cronbach alfa(0.906) ölçegin güvenilir oldugunu gösteren 0.70 degerinin üzerindedir. Primipar vemultiparların güvenirlik katsayıları arasında bir fark yoktur. Ölçegin geçerligini belirlemekiçin kapsam geçerligi, iç ölçüt geçerlik ve yapı geçerligi ile degerlendirilmistir.Sonuç olarak, Dogum Eyleminde Öz-yeterlilik Ölçegi'nin Türkçe formunun gebelerindogum eyleminde öz-yeterlilik seviyesini ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç oldugusaptanmıstır. Bundan sonra dogum eyleminde öz-yeterlilik ile ilgili yapılacak arastırmalariçin, farklı sosyo-demografik özelliklere sahip gruplarda uygulanması ve bu gruplardakigeçerlik ve güvenirliginin incelenmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Dogum eylemi, öz-yeterlilik, dogum eyleminde özyeterlilik ölçegi, geçerlik, güvenirlik, hemsirelik
Roy adaptasyon modeline dayalı danışmanlığın gebelikte bulantı kusmaya etkisi
Giriş: Bulantı kusma (BK) gebe kadınların çoğunluğunda görülen bir durumdur. Roy Adaptasyon Modeli'ne dayalı danışmanlığın gebelikte bulantı kusmaya etkisini gösteren çalışmaya rastlanmamıştır.Amaç: Roy Adaptasyon Modeli'ne dayalı danışmanlığın gebelikte bulantı kusmaya etkisini belirlenmek amacıyla yapılmıştır.Metod: Araştırmada girişim ve kontrol grubu olmak üzere iki grup vardır. Her iki grupta 31 kişi bulunmaktadır. Girişim grubundaki gebelere Roy Adaptasyon Modeli'ne (RAM) göre hazırlanmış danışmanlık ve broşür verilmiş olup, kontrol grubuna sadece broşür verilmiştir. Her iki grupta veriler yüz yüze görüşme ve haftalık telefon görüşmesi ile toplanmıştır. Veriler, tanımlayıcı veri formu, Lederman'nın Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeğinin ?gebeliğin Kabulü? alt ölçeği, Bulantı Kusma Ölçüm Aracı, beslenme izlem formu ve bazı davranışları değerlendirmeye yönelik VAS ile toplanmıştır.Bulgular: Danışmanlığın hafif ve orta şiddetteki BK'da etkili olduğu, fakat şiddetli BK'da etkili olmadığı belirlenmiştir. Girişim grubunda BK süresinin kontrol grubuna göre daha kısa olduğu, protein ağırlıklı gıda alma miktarının daha fazla olduğu, BK'ları ile baş edebilme oranlarının daha yüksek olduğu, önerilen bazı beslenme ve yaşam stili değişliklerini daha fazla uyguladıkları, gebeliği kabullerinin daha yüksek olduğu, BK'nın bebeğine zarar vereceği endişesinin daha az olduğu belirlenmiştir. Ayrıca karbonhidrat ağırlıklı gıda alımı ve BK'nın kendi sağlığına zarar vereceği endişesinde gruplar arasında fark bulunmamıştır.Sonuç: RAM'ne dayalı verilen danışmanlığın gebelikte bulantı kusmada etkili olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçları Roy'un ?bir uyum alanında yer alan bir davranış diğer uyum alanları için uyaran olur.? önermesi doğrulanmıştır. Ayrıca modelde yer almayan, ?herhangi bir uyum alanında yer alan bir davranışın, yine o uyum alanında yer alan bir başka davranış için uyaran olabileceği ? sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Gebelikte Bulantı Kusma, Roy Adaptasyon Modeli, Danışmanlık, Hemşirelik.
Çalışan gebelerin emzirmeyi sürdürmeye yönelik bilgilerini etkileyen etmenler
Amaç: Bu çalışma çalışan gebelerin emzirmeyi sürdürmeye yönelik bilgilerini ve bilgilerini etkileyen etmenleri incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Metod: Çalışmanın verileri Haziran-Eylül 2010 tarihleri arasında toplanmıştır. Ev dışında herhangi bir işte çalışan, doğumdan sonra ilk bir yıl içinde işe geri dönmeyi planlayan, son trimesterda (28-40 hafta arası), sağlıklı 260 gebe araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veri toplamada, gebelerin sosyodemografik özellikleri ve emzirmeye ilişkin bilgilerini saptamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen iki ayrı form kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, t testi, kruskall-wallis analizi kullanılmıştır.Bulgular: Gebelerin tüm sorulardan aldıkları bilgi puan ortalaması 6.03 ± 2.99'dur. Gebelerin en az bildikleri sorular; bir memeyi boşaltmak için ne kadar süre sağılması gerektiği (% 21.9) ve sütün saklanma koşullarının neler (% 27.2) olduğudur. En çok bildikleri sorular ise; anne sütünün hangi yöntemle sağılacağı (% 87.3) ve sağılan sütün saklanacağı kabın özelliğidir (% 80). Çalıştıkları kurumda emzirme hizmeti verilen, üniversite ve lisansüstü mezunu olan, işyerinde sütünü sağan/emziren biriyle çalışan, emzirme eğitimi alan ve bu eğitim içeriğinde çalışırken emzirmeyi sürdürmeye yönelik bilgi bulunan, emzirme deneyimi olan ve kamu sektöründe çalışan gebelerin emzirmeyi sürdürmeye yönelik bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur.Sonuç: Tüm bu sonuçlar çalışan gebelerin emzirmeyi sürdürmek için yeterince bilgiye sahip olmadığını ve işyeri koşulları uygun olanların, bilgi puanlarının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Çalışan kadınların, doğum sonrası çalışma yaşamlarında emzirmeyi sürdürebilmeleri için, antenatal dönemde aldıkları emzirme eğitiminin içeriğinde, sütün sağılma ve saklanma koşulları hakkında bilgilendirilmeleri önemlidir.Anahtar kelimeler: ?emzirme?, ?emzirme eğitimi?, ?çalışan gebeler?
Doğuma hazırlık sınıfı ve bireysel eğitimin gebelik ve postpartum uyuma etkisinin incelenmesi
Giriş: Antenatal eğitimin prenatal, postpartum uyuma etkisi ve bireysel ile grup eğitiminin birbirine üstünlüğüne yönelik kanıtlar yetersizdir.Amaç: Antenatal eğitimin prenetal ve postpartum uyuma etkisinin saptanması, kadınların eğitimin gebelik, doğum, postpartum etkilerine ve eğitim şekline yönelik düşüncelerinin belirlenmesidir.Metod: Araştırma iki aşamada gerçekleşmiştir. İlk aşama, Roy'un uyum modeline dayalı iki deney (bireysel ve doğuma hazırlık sınıfı) ve bir kontrol grubu olmak üzere 120 nullipar kadın üzerinde yapılan, üç grubun karşılaştırıldığı yarı deneysel bir çalışmadır. Verilerin toplanmasında tanımlayıcı veri formu, Lederman'ın prenatal ve postpartum kendini değerlendirme ölçeği kullanılmıştır. İkinci aşama, eğitime katılan 15 kadın üzerinde yapılan kalitatif çalışmadır. Veriler yarı-yapılandırılmış görüşme yöntemiyle toplanmış ve içerik analizi metoduyla analiz edilmiştir.Bulgular: Gruplar arasında prenatal uyumda anlamlı fark varken, postpartum uyumda fark olmadığı saptanmıştır. Post hoc analiz sonucunda deney grubundaki kadınların (bireysel-doğuma hazırlık sınıfı) kontrol grubundaki kadınlara göre prenatal uyumlarının daha iyi olduğu bulunmuştur. Kalitatif sonuçlar eğitimin gebelik, doğum, postpartum konularda bilgi kaynağı olduğunu göstermiştir. Eğitimin gebelik, doğum, emzirme, annelik ve bebek bakımına pozitif etkileri olduğu saptanmıştır. Ancak eğitim, doğuma yönelik korkuyu olumlu veya olumsuz etkileyebilmektedir. Katılımcıların bireysel eğitime göre grup eğitiminden (doğuma hazırlık sınıfı) daha memnun oldukları bulunmuştur.Sonuç: Araştırmanın prenatal uyuma ilişkin bulguları Roy'un uyum modelini desteklerken, postpartum uyuma ilişkin bulgular modeli desteklememiştir. Model, prenatal uyuma yönelik programların oluşturulmasında rehber olarak kullanılabilir. Antenatal eğitimde maliyetinin daha düşük ve memnuniyetin daha yüksek olması nedeniyle doğuma hazırlık sınıfı tercih edilebilir.Anahtar Kelimeler: Antenatal Eğitim, Uyum, Gebelik, Doğum, Annelik, Roy'un Uyum Modeli.
Günübirlik cerrahiye başvuran kadın-doğum hastalarının perioperatif hemşirelik bakım gereksinimleri ve karşılanma durumu
Bu araştırma, günübirlik cerrahiye başvuran kadın doğum hastalarının perioperatif hemşirelik bakım gereksinimlerinin hasta için önemi karşılanma durumu ve bu gereksinimlerin kim tarafından karşılandığını belirlemek amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Günübirlik Cerrahi servisine Eylül 2009 - Haziran 2010 tarihleri arasında gelen 160 kadın doğum hastası oluşturmuştur. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde sayı, yüzde ve gruplar arası farkın anlamlılığını belirlemede Ki Kare Testi kullanılmıştır.Katılımcılar, preoperatif bakım gereksinimlerinden ?günübirlik cerrahi merkezine gelinmesi gereken zaman? konusunda bilgi gereksinimini (%98.1) en çok karşılanan, ?yazılı materyalin verilmesi? gereksinimini (%71.2) ise en çok karşılanmayan gereksinim olarak belirtmiştir. Taburculuk bakımında hastalar ?banyo yapma zamanı?, ?evde oluşabilecek sorunlar ve acil durumda başvurması gereken yer? (%96.3) gereksinimlerinin karşılandığını, ?ilaçların yan etkileri (%95.7) ve yan etki geliştiğinde yapılması gerekenler? (%97.1) konularındaki bilgi gereksinimlerinin karşılanmadığını belirtmiştir. Katılımcıların yaşı, eğitimi, medeni durumu, mesleği, yaşam yeri ve vaka tipi bakım gereksinimlerini önemli bulmaları ve gereksinimin karşılanma durumu ve gereksinimi karşılayan sağlık ekibi üyesinin kim olduğunun belirtmesinde istatiksel olarak anlamlı değişkenler olarak saptanmıştır.Sonuç olarak günübirlik cerrahi kadın doğum uygulaması yapılan hastaların perioperatif bakım gereksinimlerinin tamamına yakınının hastalar için önemli olduğu ve bu gereksinimlerin çoğunluğunun hemşire ve doktor tarafından karşılandığı saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinde premenstrual sendrom ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişki
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde premenstrual sendrom ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Çalışma, 15.10.2011-15.04.2012 tarihleri arasında Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Veteriner Fakültesi, Sağlık Yüksekokulu'nda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 2011-2012 yılında ilgili bölümlerde kayıtlı 2163 kız öğrenci oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü 0.05 hata payı ile %90 güçle hesaplanmış ve 667 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. Veri toplama aracı olarak sosyo-demografik özellikleri, menstruasyon öyküsü ve premenstrual risk faktörlerini içeren ?Kişisel Bilgi Formu?, ?Premenstrual Sendrom Ölçeği?, ?Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II? kullanılmıştır.Üniversite öğrencilerinin yaş ortalaması 20.27±1.60'dır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %62'sinin premenstrual sendrom yaşadığı saptanmıştır. Öğrencilerin Premenstrual Sendom Ölçeği puan ortalaması 121.30±34.02, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II puan ortalaması 123.50±18.63 olarak saptanmıştır. Lojistik regresyon analiz sonuçları evde yalnız/arkadaşlarla yaşama, dismenore varlığı, yemeğin tadına bakmadan tuz kullanma, anne de premenstrual sendromun olması, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II alt gruplarından manevi gelişim ve beslenme davranışlarının kız öğrencilerde premenstrual sendrom prevelansını etkilediğini göstermiştir.Sonuç olarak üniversite öğrencilerinde premenstrual sendrom prevelansının yüksek, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ise orta düzeyde olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler:Premenstrual Sendrom, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları, Kız Öğrenci, Üniversite
Akdeniz Bölgesi huzurevlerinde yaşayan kadınlarda üriner inkontinans ve yaşam kalitesi
Üriner inkontinans, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen ve tıbbi olduğu kadar sosyal yönü de olan, kadınları farklı şekillerde etkileyebilen çok boyutlu bir problemdir. Bu çalışma Akdeniz Bölgesinde yer alan huzurevlerinde yaşayan kadınlarda üriner inkontinansın yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Akdeniz Bölgesinde yer alan Antalya Büyükşehir Belediyesi Huzurevi, Özel Asmalı Konak Huzurevi, Adana Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Adana Seyhan Belediyesi Huzurevi, Osmaniye Özden Huzurevi, Hatay Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi, Kahraman Maraş Huzurevi, Mersin Erdemli Huzurevi ve Burdur Belediyesi Berberoğlu Vakfı Huzurevi'nde yaşayan ve üriner inkontinansı olan 95 kadın üzerinde yapılmıştır. Çalışmanın verileri, üriner inkontinansı olan yaşlıların sosyodemografik özelliklerini içeren anket formu, hastaların yaşam kalitesini değerlendirmek amacı ile "Üriner İnkontinanslı Hasta Yaşam Kalitesi Ölçeği", günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmede bağımlılık durumunu değerlendirmek için " Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi " ve üriner inkontinansın tipinin belirlenmesinde "Uluslararası İnkontinansta Konsültasyon Kısa Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, frekanslar gibi tanımlayıcı istatistiklerle, iki ortalama arası farkın bağımsızlık testi ( student t testi), Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis Varyans Analizi testi kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 20 paket programı kullanılmış ve istatistiksel anlamlılık düzeyi için alfa değeri 0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmaya 65-92 yaşları arasında toplam 95 kadın dahil edilmiş olup bu kadınların yaş ortalaması 77.26 ± 7.70 olarak tespit edilmiştir. Huzurevlerinde yaşayan kadınların %66.3' ü üriner inkontinansı bir sağlık sorunu olarak görmemekte ve % 65.3'ü bu şikayetten dolayı herhangi bir sağlık kurumuna başvurmamıştır. İdrar kaçırmanın bir sağlık sorunu olmadığını düşünenlerin yaşam kalitesi istatistiksel açıdan anlamlı şekilde daha yüksektir (p = 0.000). Akciğer hastalıklarından herhangi birine sahip olan kadınların yaşam kalitesi olmayanlara göre istatistiksel açıdan anlamlı şekilde daha düşüktür (p = 0.017). Diyabeti olan kadınların yaşam kalitesi diyabeti olmayanlara göre istatistiksel açıdan anlamlı şekilde daha düşüktür (p=0.011). Huzurevlerinde yaşayan kadınlarda % 31.7 ile mikst tip üriner inkontinans en sık görülen üriner inkontinans tipi olarak bulunmuştur. I-QOL ölçeğinin "davranışların sınırlandırılması","sosyal izolasyon" ve "psikososyal etkilenme" alt boyutları puan ortalamalarına göre en fazla nokturnal inkontinansı olan kadınların yaşam kalitesi olumsuz etkilenmiştir. I-QOL ölçeğinin geneline ait puan ortalamalarına göre en fazla nokturnal inkontinansı olan kadınların yaşam kalitesi olumsuz etkilenmiştir. Bunu sırasıyla stres, mikst, urge ve total inkontinans izlemektedir. Anahtar Kelimeler: Üriner İnkontinans, Huzurevi, Yaşam Kalitesi, Yaşlılık, Akdeniz Bölgesi.
Aydın ilinde gebelikte yaşanan sağlık sorunları ve yaşam kalitesi ile ilişkisi.
Araştırma Aydın ilinde gebelikte yaşanan sağlık sorunları ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi amacı ile kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmaya Kasım 2009- Mayıs 2010 tarihlerinde Aydın il merkezi kentsel bölgede ikamet eden, gebeliğinin üçüncü trimestrinde olan, olasılıksız örnekleme yöntemi ile belirlenen 607 gebe alınmıştır.Araştırmanın verileri gebelerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı anket formu, Sağlık Bakanlığı Risk Değerlendirme Formu, Beck Depresyon Envanteri ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans analizi, t-testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırma kapsamındaki gebelerin yaş ortalaması 27,42±5,04 idi. Gebelerin %99,8'i gebelikleri süresince herhangi bir sağlık sorunu yaşadıklarını, en fazla görülme sıklığına göre; sık idrara çıkma (%81,0), bulantı ve kusma (%66,1), mide yanması (%58,4) ve sırt ağrısı (%53,7) yaşadıklarını bildirmişlerdir. Gebelerin %16,1'inin yüksek depresyon riskinde olduğu, %14,8'inin sağlık sorunu nedeniyle hastaneye yattığı, %84,8'inin en az bir risk faktörü taşıdığı, %13,8'inin gebelikten önce cinsel sorunu bulunduğu ve %80,1'inin gebelik döneminde cinsel yaşamlarında değişiklik olduğunu saptanmıştır.Çoklu regresyon analizi sonucu, gebelikte yüksek depresyon riskinde olma, gebelik döneminde sağlık sorunu nedeni ile hastaneye yatma, sahip olunan yüksek risk sayısı, gebelikten önce cinsel sorunu olma ve gebelik süresince cinsel yaşamda değişiklik yaşama ile gebelerin yaşam kaliteleri arasında negatif ilişkinin olduğunu göstermiştir.Bu sonuçlara göre, doğum öncesi bakım hizmetlerinin planlanması ve sunumunda gebelerin yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin göz önünde bulundurulması ile anne ve bebek sağlığının gelişimine katkı oluşturulabilir.Anahtar kelimeler: Doğum öncesi bakım, gebelik, sağlık sorunları, yaşam kalitesi.
15-49 yaş grubu kadınlarda premenstrual sendrom görülme sıklığı
Doğum sonrası dönemdeki kadınlarda depresyon belirti düzeyinin azaltılmasında eğitimin etkinliği
TOP ED, KARAÇAM Z.Doğum Sonrası Dönemdeki Kadınlarda Depresyon Belirti Düzeyinin Azaltılmasında Eğitimin EtkinliğiÖZETAraştırma doğum sonrası dönemdeki kadınlarda doğum sonrası depresyon belirti düzeyinin azaltmasında eğitimin etkinliğini değerlendirmek amacıyla ön test- son test kontrol gruplu düzende yarı-deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmaya olasılıksız örnekleme yöntemi ile belirlenen çalışma grubuna 52, kontrol grubuna 51 olmak üzere toplam 103 kadın alınmıştır. Araştırma verileri soru formu, izlem formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek ve Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışma grubundaki kadınlara doğum sonrası depresyon gelişimini önleme ve depresyon belirti düzeyini azaltmaya yönelik eğitim materyali kullanılarak yapılandırılmış eğitim verilmiş ve eğitim materyali dağıtılmıştır. Çalışmada eğitimin etkinliği çalışma ve kontrol grupları ile bağımlı gruplarda ön ve son test Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği puanları karşılaştırılarak değerlendirilmiştir.Araştırma kapsamındaki kadınların yaş ortalaması 28,22 ± 5,10 idi. Kadınların daha çok lise ve yüksekokul mezunu (%57), resmi nikahlı (%98,1), ev hanımı (%84,5), sosyal güvenceli (%90,3) ve orta gelir düzeyli (%91,3) oldukları saptanmıştır. Araştırmaya dahil edilen çalışma ve kontrol grubundaki kadınlar sosyo-demografik ve obstetrik özellikler, gebeliği planlama, gebelikte fiziksek sağlık sorunu yaşama, ilaç, sigara ve alkol kullanma, önemli yaşamsal stres bulunma, doğum, bebek ve bebek bakımına ilişkin veriler, kendileri ve evlilik yaşantılarına ilişkin görüşleri ve algılanan sosyal destek puanları bakımından istatistiksel olarak benzer özellikte idiler.Çalışma ve kontrol grubundaki kadınlar eğitim öncesi dönemde yüksek depresyon riskinde olma (çalışma: %17,3; kontrol: %11,8) bakımından istatistiksel olarak benzer özellikte iken Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği puan medianları (çalışma: 8,0±4,8; kontrol: 6,0±6,0; p=0,010) bakımından gruplar arası farkın önemli olduğu belirlenmiştir.Eğitim sonrasında ise çalışma grubundaki kadınların Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği puan medianları (çalışma: 4,0±3,0; kontrol: 10,0±4,0), doğum sonrası depresyon görülme sıklığının (çalışma: %7,7 ve kontrol: %25,5) ve bağımlı gruplarda öntest-sontest medianlarının (çalışma: 4,0±3,0; kontrol: 10,0±4,0) kontrol grubundaki kadınlarınkine göre daha düşük olduğu ve bu farklılığın istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır.Çalışmada doğum sonrası dönemdeki kadınlara verilen yapılandırılmış eğitimin doğum sonrası depresyon belirtilerini önleme ve azaltmada etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Bu eğitim yönteminin doğum sonrası bakım hizmetlerini yürüten hemşire/ebe ve diğer sağlık çalışanları tarafından kullanılması ve yaygınlaştırılması ile depresyon belirtilerinin azaltılmasına ve dolayısıyla kadın sağlığının yanında çocuk, aile ve toplum sağlığının gelişimine de katkı sağlanabilir.Anahtar Kelimeler: Doğum sonrası dönem, depresyon, semptom, eğitim, hemşirelik bakımı, hemşirelik.
Meme kanserli kadınların üreme sağlığı konusundaki gereksinimlerinin belirlenmesi
Bu araştırma, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvuran meme kanserli kadınların üreme sağlığına ilişkin gereksinimlerini belirlemek amacıyla niteliksel yöntem kullanılarak yapıldı.Araştırmada veriler, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvuran meme kanserli kadınlar için hazırlanan ?Kadına İlişkin Bilgi Formu? kullanılarak 15 Mart 2007-15 Eylül 2007 tarihleri arasında toplandı. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvuran araştırma kriterlerine uygun olan 20 meme kanserli kadın ile çalışıldı.Görüşmeler bittikten sonra verilerin ham dökümleri yapıldı. Ham verilerin, daha önceden belirlediği temalara göre sınıflandı. Bu temalar gebelik, emzirme, cinsel yaşam, gebelikten korunma, üreme sağlığını koruyucu davranışlardır.Bu çalışma ile hemşirelerin: Meme kanseri olan kadınların üreme sağlığı ile ilişkili konulardaki anlayışları arttırabilecektir. Bu çalışma hastaların özellikle kontrasepsiyon, tanı sonrası emzirme ve tedavi konularındaki endişelerini anlamamızı kolaylaştıracak bir çalışmadır.Sonuç olarak, meme kanseri tanısı almış kadınların üreme sağlığı konusu kapsamında incelenen gebelik, emzirme, cinsel yaşam, gebelikten korunma, üreme sağlığını koruyucu davranışlar gibi konularda eğitim gereksinimleri olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda sağlık çalışanlarının; meme kanseri tanısı aldıktan sonra kadınlara, üreme sağlığı konusunda eğitim vermeleri ve danışmanlık yapmaları önerilmektedir.Anahtar Kelimeler; Meme kanseri, gebelik, emzirme, cinsellik, kontrasepsiyon.
Kadınların menopozal yakınmaları ve başetme yöntemlerinin incelenmesi
Araştırma, Aydın ili Merkez 9 Nolu Sağlık Ocağı bölgesindeki kadınlarda görülen menopozal yakınmalarla, bu yakınmalarda kullandıkları başetme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmada veriler, Aydın il sınırlarında bulunan Merkez 9 No'lu Sağlık Ocağı bölgesinde oturan menopoz dönemindeki kadınlar için hazırlanmış ?Soru Formu? ve ?Menopozal Yakınmaları Tarama Listesi? aracılığıyla yüz yüze görüşülerek 17 Eylül 2007- 31 Aralık 2007 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini Merkez 9 No'lu Sağlık Ocağı bölgesinde oturan araştırma kriterlerine uygun olan, basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen menopoz dönemindeki 132 kadın oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü evrendeki birey sayısının bilindiği durumlarda kullanılan formül ile hesaplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır.Kadınların yaş ortalaması 48.98 ± 3.87 olarak hesaplanmıştır. Eğitim durumları incelendiğinde %41.7'sinin ilkokul, %23.5'inin lise, %18.2'sinin üniversite ve üzeri düzeyde eğitim aldıkları belirlenmiştir. Araştırmaya katılan kadınların %87.9'unun evli, %50'sinin çalıştığı, %78.8'inin gelir durumunun yeterli olduğu bulunmuştur. Araştırmaya katılan kadınların %68.9'unun menopoz dönemine yönelik bilgi aldığı, bilgi alan kadınların bu bilgileri %42.9'unun doktordan aldığı, %56.8'inin menopoz dönemini olumlu algıladığı, %43.2'sinin ise menopoz dönemini olumsuz algıladığı saptanmıştır.Kadınların menopozal dönemde en sık yaşadıkları ilk üç yakınmanın sırasıyla; sıcak basması-gece terlemesi (%72.7), sinirlilik-gerginlik (%71.2), uykusuzluk-yorgunluk (%68.9) olduğu, endişe yaşadıkları ilk üç yakınmanın sırasıyla; çarpıntı (%19.0), sinirlilik-gerginlik (%14.9), sıcak basması-gece terlemesi (%8.3) olduğu, öneri aldıkları ilk üç yakınmanın sırasıyla; kas-eklem ağrıları (%49.4), çarpıntı (%35.7), baş ağrısı-baş dönmesi (%34.8) olduğu belirlenmiştir.Kadınların yakınmalar karşısında çeşitli başetme yöntemleri kullandıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin ve ebelerin menopozal dönemdeki kadınlara menopoza yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması düzenli eğitim programlarının uygulanması önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Menopoz, menopozal yakınmalar, başetme yöntemleri.
0-6 aylik bebeği olan annelerin anne sütünü artırmaya yönelik geleneksel uygulamaları
Araştırma 0-6 aylık bebeği olan annelerin anne sütünü artırmaya yönelik geleneksel uygulamalarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır.Çalışma, Kütahya ili belediye sınırları içindeki 1-14 No'lu Merkez Sağlık Ocakları'nda gerçekleştirilmiştir. Örneklemi 216 anne oluşturmuştur.Veriler araştırmacı tarafından literatüre göre hazırlanan soru formuyla toplanmıştır. Verilerin toplanabilmesi için Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü'nden resmi izin ve Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu'ndan etik onay alınmış, anneler araştırma hakkında bilgilendirilmiş ve yazılı onamları alınmıştır. Veriler araştırmacı tarafından annelerin evlerinde ziyaret edilmesi ve yüz yüze görüşme sırasında soru-cevap yöntemiyle toplanmıştır. Veriler 01.07.2008-20.07.2008 tarihlerinde toplanmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ile Ki-kare, Exact Ki-kare ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştırYaş ortalaması 26.85±4.87 olan annelerin %53.2'si ilkokul mezunu, %89.4'ü ev hanımı ve %45.8'i yetersiz gelirlidirAnnelerin %90.3'ü bebeklerini ilk 30 dakikada emzirmiştir. Annelerin %75'i bebeklerini ilk altı ayda sadece anne sütüyle beslemeyi düşünmelerine rağmen, %65'i bunu gerçekleştirebilmiştir. Annelerin %72.7'si sütlerinin yeterli olduğunu düşünmektedir ve bunların %68.8'inin bebekleri yeterli ağırlıktadır. Annelerin %77.8'i emzirme konusunda eğitim almamıştır. Annelerin %19.9'u sütlerini artırmak için hiçbir uygulama yapmamış, çok azı (%9.2) modern uygulama, çoğu geleneksel (%47.9) ve geleneksel+modern (%42.7) uygulamaları yapmışlardır. En çok su (%62), süt (%24.1), tatlı (%20.8), incir (%18.1), soğan (%17.6), meyve-meyve suyu (%16.2), rezene çayı (%14.8) ve sebze-yeşilliğin (%13.9) sütü arttırdığına inanılmaktadır.Anne sütünü artırmaya yönelik uygulamaları annelerin yaşı, çalışma durumu, gelir durumu, yaşayan çocuk sayısı, besleme şekli, sütlerinin yeterliliğine ilişkin düşünceleri ile emzirme anne sütünü artırıcı önlemler/uygulamalar konusunda eğitim alma durumu, bebeğin yaşı ve anne sütüyle beslemeyi düşündükleri süre etkilemektedir (p<0.05).Anahtar kelimeler: Doğum sonrası dönem, emzirme, anne sütü, geleneksel uygulamalar.
Aydın il merkezinde akraba evliliği sıklığı ve gebelik sonuçları ile ilişkisi
Araştırma 15?49 yaş grubu evli kadınlarda akraba evliliği sıklığını ve akraba evliliğinin gebelik sonuçları ile ilişkisinin incelenmesi amacı ile kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmaya Aydın il merkezindeki sağlık ocakları bölgelerinde ikamet eden 310 kadın alınmıştır.Araştırma verileri, kadınların tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin sorgulandığı soru formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak Kasım 2008-Ocak 2009 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır.Araştırmaya alınan kadınların yaş ortalaması 31,57+9,00'dur. Kadınların %53.5'inin ilkokul mezunu olduğu, %78.7'sinin ev hanımı olduğu, %46.1'inin en uzun süre şehir merkezinde ve %81.9'unun çekirdek ailede yaşadığı belirlenmiştir.Katılımcı kadınların %23.9'unda akraba evliliği yaptığı, akraba evliliği yapanların %45.9'u birinci dereceden kuzeni ile %29.3'ü uzak akrabası ile ve %24.3'ü ikinci dereceden kuzeni ile bu evliliği gerçekleştirdiği bulunmuştur.Akraba evliliği yapan kadınlardan genetik danışma alanların oranı %13.5'dir. Kadınların akraba evliliğini seçme nedenleri arasında %44.5 ailelerin karar vermesi /görücü usulü ilk sıradadır. Akraba evliliğinin, doğacak çocukların sağlığı açısından sakıncası olduğunu düşünenler %77.7'dir. Kadınların %87.9'i akraba evliliği yapmaktan memnun olduğunu belirtmiştir.Sağlık çalışanlarının akraba evliliği yapmış olan kadınları genetik danışmanlık hakkında bilgilendirmeleri ve genetik danışmaya yönlendirmeleri, akraba evliliğinin riskleri ve zararları konusunda halkın medya iletişim araçları ile aydınlatılması, kadınların akraba evliliği ile ilgili düşüncelerini inceleyen araştırmaların tekrar edilmesi önerilebilir.Anahtar kelimeler: Akraba evliliği, gebelik sonuçları, genetik danışma
Erken postpartum dönemde meme başı ağrısı ve çatlaklarının önlenmesinde anne sütü ve zeytinyağının etkisi
Araştırma erken postpartum dönemde meme başı ağrısı ve çatlaklarının önlenmesinde anne sütü ve zeytinyağının etkisini karşılaştırmak amacıyla müdahale çalışması olarak yapılmıştır.Araştırma, Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği ve BSK Anka Hastanesi Doğum-Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'nde yapılmıştır. Örneklemi 13'ü anne sütü, 13'ü zeytinyağı ve 13'ü kontrol grubu olmak üzere 39 anne oluşturmuştur.Veriler, araştırmacı tarafından soru formu 1, 2, 3, izlem formu, emzirme gözlem formu ve Görsel Kıyaslama Ölçeği kullanılarak hastanede ve/veya ev ziyareti sırasında yüzyüze görüşme yöntemi ve annelerin öz bildirimleri ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, Exact Ki-kare, Kruskal Wallis Anova, Friedman ve McNemar testi ile değerlendirilmiştir.Anne sütü grubu ilk 4 gün (%61.5-%92.3), zeytinyağı grubu 2-5. gün (%69.2-%76.9), kontrol grubu 4-8. günlerde (%69.2-%84.6) meme başı ağrısı yaşamıştır. Ağrı en fazla emzirme başlangıcı ve sırasında yaşanmış (p<0.05) ve en az şiddette deney grubunda belirtilmiştir (p<0.05). Yaşanan ağrıda anne sütü ilk güne göre 9 ve 10. günde, zeytinyağı 2-5. günlerde, kontrol grubunun uygulamaları ise 4-8. günlerde etkili olmuştur (p<0.05).Meme başı çatlağı anne sütü ve kontrol grubunda (%92.3), zeytinyağı grubuna göre (%69.2) daha fazla görülmüştür. Uygulamalar anne sütü grubunda 2-5 ve kontrol grubunda 2-7. günlerde farklılık yaratmış (p<0.05), zeytinyağı grubunda ise yaratmamıştır (p>0.05). Uygulamalar en fazla anne sütü (6-12 kez) ve zeytinyağı (3-10 kez), en az kontrol grubunda (5-8 kez) yapılmıştır (p<0.05). Anne sütü grubunun hepsi, zeytinyağı ve kontrol grubunun %84.6'sı uygulamalardan memnundur.Sonuç olarak, meme başı ağrısı ve çatlağının önlenmesinde anne sütü, zeytinyağı ve özellikle kontrol grubunun yaptığı uygulamalara göre daha etkilidir.Anahtar kelimeler: Meme başı ağrısı ve çatlağı, emzirme, anne sütü, zeytinyağı.
Gençlerin acil kontrasepsiyon yöntemlerine ilişkin bilgi uygulama ve hizmet gereksinimleri
Bu çalışma Adnan Menderes Üniversitesi fakülte ve yüksekokullarının son sınıflarında okuyan öğrencilerin acil kontrasepsiyon yöntemlerini kullanma durumları ile bu yöntemlere ilişkin bilgi ve hizmet ihtiyaçlarını belirlenmek amacıyla yapılmıştır.Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan araştırmanın örneklemini, fakülte ve yüksekokuların son sınıflarında okuyan öğrencilerden 2009-2010 bahar yarıyılında kayıt yaptıran, 1291 öğrenci oluşturmuştur. Veriler soru formu ile toplanmış, verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik ve ki kare testi kullanılmıştır.Öğrencilerin %88,2'si 20-24 yaş grubunda, %52,2'si kız ve %98,1'i bekardır. Öğrencilerin %58,2'si sigara, alkol ya da bağımlılık yapıcı maddeleri kullanmakta ve %56,3'ü arkadaşlarıyla birlikte evde kalmaktadır. Öğrencilerin ancak %6'sı acil kontrasepsiyon yöntemleri ve kulanım süresiyle ilgili doğru bilgiye sahiptir. Bu öğrencilerin %43,8'i acil kontrasepsiyon yöntemleriyle ilgili bilgiyi arkadaşlarından edinmiştir. Öğrencilerin %37,9'unun cinsel deneyimi vardır. Cinsel deneyimi olan öğrencilerin %6,9'unun gebelik deneyimi olmuş, bunların ise %73,5'i gebeliğini kürtajla sonlandırmıştır. Cinsel deneyimi olan öğrencilerin %45,6'sının devam eden düzenli bir cinsel yaşantısı bulunmaktadır. Cinsel deneyimi olan öğrencilerin %10,6'sı acil kontrasepsiyon yöntemlerini daha önce kullandığını belirtmiştir. Öğrencilerin %58,5'i acil kontrasepsiyon yöntemleri hakkında bilgi almak istediğini, bunların %75,8'i ise bu bilgiyi sağlık çalışanından bilgi almak istediğini belirtmiştir. Öğrencilerin %79,3'ü cinsel sağlık/üreme sağlığı konularında danışmanlık ve hizmet veren bir birimin kurulmasını, %68,8'i de bu birimin ADÜ-GENÇ bünyesinde yer almasını istemektedir.Araştırma sonuçlarına göre, kısa bir süre sonra mezun olacak olan Adnan Menderes Üniversitesi fakülte ve yüksekokullarının son sınıflarında okuyan öğrencilerin acil kontrasepsiyon yöntemleri ve üreme sağlığı bilgileri yetersizdir. Acil kontrasepsiyon konusunda bilgilerinin yetersiz olduğunun ve bilgi, danışmanlık ve hizmet gereksinimlerinin farkında olan öğrenciler büyük bir oranda acil kontrasepsiyon bilgi/hizmet ve danışmanlık almak istemekte, bu bilgiyi en çok ADÜ-GENÇ'te kurulacak bir birimden ve sağlık personelinden almak istemektedir.Çalışma sonuçlarına göre; üniversitemizde gençlerin acil kontrasepsiyon ve cinsel sağlık/üreme sağlığı konularındaki sağlık düzeylerinin yükseltilmesi için eğitim ve hizmete yönelik planlama ve uygulamalar yapılmalı, bir birim kurulmalıdır. Klinisyen ve akademisyen hemşireler, yapılacak eğitim, hizmet ve danışmanlıkta; planlama, organize etme, yürütme ve değerlendirmede etkin bir şekilde görev ve sorumluluk almalıdırlar.Anahtar Kelimeler: Acil kontrasepsiyon, gençler, istenmeyen gebelik, üniversite öğrencisi, üreme sağlığı.
Normal Doğum Eyleminde Dikey Pozisyonların Kullanılması Konusunda Ebelerin Görüş ve Uygulamaları
Normal doğum eyleminde dikey pozisyonların kullanılması konusunda ebelerin görüş ve uygulamalarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılan araştırmaya, Muğla İl Sağlık Müdürlüğü?ne bağlı dokuz devlet hastanesinin doğum salonunda çalışan ve evreni oluşturan 89 ebe dahil edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile Eylül-Kasım 2011 tarihlerinde ebelerin öz bildirimlerine göre toplanmıştır. Veriler, Ki-Kare, Fisher Kesin Ki-Kare ve Kruskall Wallis-H analizleri ile değerlendirilmiştir. Ebelerin yaş ortalaması 37,9±5,074?tür ve %67,4?ü ön lisans mezunu, %83,1?i evli ve %60,7?si 1-10 yıldır doğum salonunda çalışmaktadır. Ebelerin %58,4?ü travayda aynı anda bir-iki gebe izlemekte ve normal doğumların %88,8?ini kendileri yaptırmakta, uygulamalarında sıklıkla hekim tavsiyelerinden (%78,7) yararlanmaktadırlar. Ebelerin %40,4?ü doğum eyleminin I., %14,6?sı II. evresinde kullanılan dikey pozisyonları bilmektedir ve %96,6?sı dikey pozisyonların kullanımı konusunda eğitim almamıştır. Ebelerin %85,4?ü I. evrede gebelere serbest hareket etme özgürlüğü verilmesi gerektiğini, %75,3?ü serbest pozisyona izin verdiğini, %67,5?i olumlu etkisi olduğunu; II. evrede ise %71,9?u gebelere serbest hareket etme özgürlüğü verilmemesi gerektiğini veya bilmediğini ve %86,5?i serbest pozisyona izin vermediğini belirtmişlerdir. Ebelerin tamamı I. evrede dikey pozisyonları uygun bulmakta ve kullanmakta, II. evrede ise %95,5?i uygun bulmakta ve %82?si kullanmaktadır. Ebelerin tümü doğumları litotomi pozisyonunda yaptırmakta ve uygun bulmaktadırlar. Birinci evrede ebelerin %92,1?i dikey pozisyonların kullanımını desteklemekte, %64?ü doğum salonlarını uygun bulmakta, buna karşın II. evrede %70,8?i dikey pozisyonların kullanımını desteklememekte, %95,5?i doğum salonlarını uygun bulmamakta ve %81,7?si doğum salonlarının fiziki koşullarının düzeltilmesini istemektedir. İkinci evrede dikey pozisyonların uygun bulunmasını doğum şekline karar veren kişi, kullanılmasını ise ebelerin çalıştıkları birimde uygulanan doğum şekli, ebelerin gebelere serbest hareket etme, yürüme özgürlüğü verilmesini isteme ve izin verme durumu ile I. evrede dikey pozisyonlar hakkında bilgi sahibi olma durumu etkilemiştir (p<0,05). Sonuç olarak; doğumun I. ve II. evresinde kullanılan dikey pozisyonların bazılarını ebelerin bildikleri ve eğitim almak istedikleri, dikey pozisyonları II. evreden çok I. evre için uygun buldukları ve kullandıkları, tümünün doğumlar için litotomi pozisyonunu uygun bulduğu ve kullandığı, doğumda dikey pozisyonların kullanımı ile ilgili olumlu görüşe sahip olmakla ve kullanımını desteklemekle birlikte, dikey pozisyonların kullanılması için doğum salonlarının koşullarını uygun bulmadıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler; Doğum eylemi, dikey pozisyonlar, ebe, görüş ve uygulamalar.
Doğum sonrası dönemdeki kadınların cinsel problemlerinin çözümünde plıssıt modelin etkinliği
Bu çalışma doğum sonrası dönemdeki kadınların cinsel sorunlarının çözümünde PLISSIT modelin etkinliğini değerlendirmek amacıyla ön test-son test kontrol gruplu düzende yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Antalya Kepez 17 Nolu Aile Sağlığı Merkezi ve 18 Nolu Kültür Aile Sağlığı Merkezi?ne bağlı bölgelerde yaşayan, doğum sonrası 3-12 ay arasında bulunan 640 kadın arasından sistematik örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 123 (çalışma=61; kontrol=62) kişi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen ve iki bölümden oluşan kişisel bilgi formu, doğum ve doğum sonrası cinsel yaşama ilişkin bilgi formu, ACYÖ-KF (Arizona Sexual Experiences Scale) ve CYKÖ-KF (Sexual Quality of Life Questionnaire) kullanılmıştır. Her iki gruptaki kadınlara ilk ev ziyaretinde kişisel bilgi formu, doğum ve doğum sonrası cinsel yaşama ilişkin bilgi formu, ACYÖ-KF ve CYKÖ-KF uygulanmıştır. Bu ziyarette çalışma grubundaki kadınlara kontrol grubundakilerden farklı olarak üç oturumda PLISSIT model girişim planı uygulanarak cinsel problemler tespit edilip, çözümlenmeye çalışılmıştır. İlk ev ziyaretinden 1 ay sonra ikinci ev ziyareti gerçekleştirilmiş ve her iki gruba da ACYÖ-KF ve CYKÖ-KF uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 18 istatistiksel analiz programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde t-testi, ki-kare testi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon Signed Ranks testi kullanılmıştır. PLISSIT Model girişim planı uygulama öncesi dönemde, istatistiksel olarak benzer şekilde, çalışma grubundaki kadınların %77,0?ının ve kontrol grubundakilerin %71,0?ının ACYÖ-KF?na göre 12 puan ve üzerinde olduğu ve cinsel problem yaşadıkları belirlenmiştir. PLISSIT Model girişim planı uygulama sonrasında ise, ACYÖ-KF?na göre çalışma grubundaki kadınların (%60,7) kontrol grubundakilere göre (%77,4) daha az oranda cinsel problem yaşadıkları ve yapılan istatistiksel değerlendirmede de bu farkın anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, doğum sonrası dönemdeki kadınların cinsel problemlerinin çözümünde PLISSIT model girişim planının uygulanması ile cinsel problemlerin azaldığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Doğum sonrası dönem, cinsel problemler, PLISSIT model, hemşire, hemşirelik bakımı.
İnfertilite sorunu yaşayan çiftlerde cinsel işlev durumu ve yaşam kalitesinin incelenmesi
Durumu ve Yaşam Kalitesinin İncelenmesi. Bu araştırma infertilite sorunu yaşayan çiftlerde infertilitenin, cinsel işlev durumu ve yaşam kaliteleri üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini olasılıksız örnekleme yöntemi ile Adnan Menderes Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ve Üroloji Polikliniği?ne 07.06.2011-31.01.2012 tarihleri arasında başvuran 52 kadın ve 55 erkekten oluşturmuştur. Veriler literatür taranarak geliştirilen soru formu, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği, WHOQOL-BREF Yaşam kalitesi ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon testi, T testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan infertil kadınların yaş ortalaması 28,21?6,45, infertil erkeklerin yaş ortalaması 32,3?5,96 olarak bulunmuştur. İnfertil kadınların çocuk sahibi olamama süreleri ortalama 4,69?5,41 yıl, herhangi bir tıbbi tedavi alma süreleri 2,21?1,70 yıl olarak belirlenmiştir. İnfertil erkeklerin çocuk sahibi olamama süreleri ortalama 4,81?5,34 yıl, infertiliteye bağlı herhangi bir tıbbi tedavi alma süreleri ortalama 2,38?1,82 yıl olarak belirlenmiştir. İnfertil kadınların %38,5'i infertilite nedeninin bilinmediğini, %28,8'i infertilitenin kendilerinden kaynaklandığını belirtmiştir. İnfertil erkeklerin %34,5'i infertilite nedeninin kendilerinden kaynaklandığını, %30,9'u infertilite nedeninin bilinmediğini belirtmiştir İnfertil kadın ve erkeklerin cinsel işlev durumu ve yaşam kalitesi puanlarına bakıldığında infertil kadınların %82,7'sinde, infertil erkeklerin ise %49,1'inde cinsel işlev bozukluğu görülmektedir İnfertil kadınların cinsel işlev durumu infertil erkeklere göre daha düşük olarak belirlenmiştir. İnfertil kadınların ACYÖ puanı ile erkeklerin ACYÖ puanları arasındaki fark (p<0,05) anlamlı bulunmaktadır. İnfertil kadınların yaşam kalitesi puanı ile erkeklerin yaşam kalitesi puanı arasındaki fark (p>0,05) anlamlı bulunmamıştır. İnfertil kadınların yaşam kalitesi puanı infertil erkeklere göre daha düşük bulunmuştur. infertil kadınların ACYÖ puanı ile yaşam kalitesi puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı (p>0,05) bir ilişki bulunmamıştır. İnfertil erkeklerin ACYÖ puanı ile yaşam kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) bir ilişki bulunmaktadır. İnfertil erkeklerin cinsel işlev bozukluğu arttıkça yaşam kalitesi azalmaktadır. Çiftlerin çoğu için, infertilite büyük bir yaşam krizidir. İnfertilitenin, çiftlerin cinsel işlev durumu ve yaşam kalitesini etkileyen bir sorun olduğu görülmektedir. İnfertilite sürecinde hemşireler, bütüncül bir yaklaşımla çiftlerin durumlarını değerlendirmeli, sorun ve gereksinimlerini belirlemeli, çiftlerin cinsel işlevlerini ve yaşam kalitesini yükseltmede profesyonel bir rol almalıdır. Hem infertilite hem de cinsel fonksiyon bozukluğu ve yaşam kalitesi yönünden hastaların en uygun şekilde yönetiminde daha fazla araştırma gerekmektedir Anahtar kelimeler; infertilite, cinsel işlev durumu, yaşam kalitesi
Sağlık personelinin annelik hüznü ile ilgili bilgi, görüş ve uygulamaları
Araştırma, sağlık personelinin AH ile ilgili bilgi, görüş ve uygulamalarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışma, Aydın'ın Söke ilçesindeki 1. basamak ve 2. basamak sağlık kurumlarının kadın doğum ve çocuk kliniklerinde çalışan sağlık personelinde gerçekleştirilmiştir. Örneklem 125 katılımcıdan oluşmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile resmi izinler, etik kurul onayları ve gönüllülerin sözlü-yazılı onamları alınarak ve katılımcıların öz bildirimlerine göre toplanmıştır. Bilgi soruları, literatüre göre doğru (1 puan) ve yanlış (0 puan) şeklinde gruplanarak 45 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Veriler Ki-Kare, Fisher Kesin Ki-Kare, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney-U testi ile değerlendirilmiştir. Tüm analizlerde P< 0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Yaş ortalaması 39.78±7.31 ve meslekte çalışma süreleri 17.40±7.81 yıl olan katılımcıların %81.6'sı kadın ve %44.8'i lisans mezunudur. AH'yi bildiğini (%56) ve mesleki eğitimden edindiğini (%67.1) belirten katılımcıların %70.0'i orta düzeyde AH bilgisine sahiptir. Örneklemin %76'sı AH eğitimi istemektedir. Katılımcıların %66.4'ü AH'yi bir sağlık sorunu olarak görmekte, %63.6'sı anneye yardımcı olmayı önemsemekte ve %80.0'i sağlık personelinin eğitilmesi gerektiğini düşünmektedir. katılımcıların %45.6'sı AH ile karşılaşmış, bunlar sürecin normal/geçici olduğunu açıklamış (%77.2), eş ve aile desteği (%61.4) ile annenin duygularının ifadesini (%56.1) sağlamış, ancak bu konuda kendilerini yetersiz (%79.2) görmüşlerdir. TSM ve çocuk kliniklerinde çalışanlar ile hemşire/ebelerin bilgi ve uygulamaları yetersizdir (p<0.005). Araştırma sonucunda, sağlık personelinin AH konusunda olumlu tutuma sahip olmakla birlikte, bilgi ve uygulamalarının yetersiz olduğu ve bunun kurumsal, mesleki ve bireysel çeşitli faktörlerden etkilendiği saptanmıştır. Annelere hizmet veren tüm sağlık personelinin mezuniyet öncesi ve sonrası planlı ve sürekli eğitimlerle desteklenmesi, farkındalıklarını artırmaya yönelik kurumsal ve yasal düzenlemelerin yapılması önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Sağlık personeli, annelik hüznü, bilgi, tutum, davranış.
Genç erkeklerin acil kontrasepsiyona ilişkin bilgi ve uygulamaları
Bu çalışmanın amacı çalışan genç erkeklerin acil kontrasepsiyon (AK) konusundaki bilgi ve uygulama durumlarını belirlemektir. Araştırma tanımlayıcı tipte olup, Aydın MTE Merkezi'nde 2012-2013 eğitim-öğretim döneminde eğitim gören çıraklık, kalfalık ve ustalık eğitimi alan erkek öğrencilere yapılmıştır. Bu dönemde okulda toplam 762 kayıtlı erkek öğrenci bulunmaktadır. Araştırma da örneklem seçme yoluna gidilmemiş, 15-24 yaş arası, bekâr ve erkek olan tüm öğrencilere ulaşmak hedeflenmiştir. Verilerin toplanıldığı hafta 708 erkek öğrenciye ulaşılmış, 11'i araştırmaya katılmak istememiş ve örneklemi 697 erkek öğrenci oluşturmuştur. Soru formu ile toplanan verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırmada yer alan gençlerin yaş ortalamalarının 17,9±1,8 ve %88,9'unun ortaokul mezunu olduğu, %34'ünün alkol-sigara ve %3'ünün uyuşturucu madde kullandığı saptanmıştır. Gençlerin %58,1'i cinsel deneyimi olduğunu ve %39,2'si ilk cinsel ilişkisini 15 ve yaş altında yaşadığını ifade etmiştir. Gençlerin %31,3'ü AK yöntemlerini duyduğunu, %14,2'si bu konuda bilgisinin olmadığını, %23,8'i korunmasız cinsel ilişki, %10'u tecavüz, %13,3'ü gebelikten korunmada kullanılan yöntemin unutulması ya da hatalı kullanılması durumlarında AK'nın kullanıldığını belirtmiştir. Araştırmada yer alan 697 gençten sadece 15'inin AK'nın kullanım zamanını ve 5'inin de AK amacıyla kullanılan yöntemin ismini doğru bildiği belirlenmiştir. Gençlerden 33'ü daha önce kız arkadaşının/partnerinin AK'yı kullandığını, ancak kullanılan AK yönteminin adı sorulduğunda sadece 19'u Norleva ya da ertesi gün hapını belirtmiştir. Gençlerin %51,5'i AK yöntemleri hakkında bilgi almak istemektedir. Sonuç olarak araştırmamızda yer alan çalışan gençler arasında cinsellik yaygındır, ancak gençlerin AK farkındalığı ve kullanımı düşük düzeydedir. Bu nedenle gençler istenmeyen gebelikler açısından risk altındadır. Çalışan gençlerin AK hakkında sağlık çalışanları ve eğitimciler tarafından bilinçlendirilmesi, istenmeyen gebelikleri büyük ölçüde önleyebilir.
Postmenopozal osteoporoza emzirme süresinin etkisi
Postmenopozal dönemde osteoporozu kolaylaştıran bazı risk faktörleri vardır. Postmenopozal osteoporoza emzirmenin etkisini inceleyen çalışmalar ise sınırlıdır ve bunların sonuçları da çelişkilidir. Bu araştırma, postmenopozal osteoporoza emzirme süresinin etkisini belirlemek amacıyla olgu-kontrol çalışması olarak yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, kemik mineral yoğunluğu ölçümü yaptıran kadınlar oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğünün belirlenmesinde G Power programı kullanılmıştır. Buna göre araştırmaya katılma kriterlerine uyan, 48 osteoporozu olan ve 96 osteoporozu olmayan toplam 144 postmenopozal kadın örneklemi oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, bilgi formu kullanılmıştır. DEXA ölçümü sonucu belirlenen lomber vertebra (L1-L4) ve femur boynu T skorları ile boy-kilo ölçüm sonuçları da forma kaydedilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, T-Testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Ki-Kare testleri kullanılmıştır. Araştırmada, osteoporozu olan kadınların yaklaşık toplam 48 ay, osteoporozu olmayan kadınların 45 ay emzirdikleri ve iki grup arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı saptanmıştır. Emzirme süreleri ile lomber vertebra (L1-L4) ve femur boynu T skoru ortalamaları karşılaştırıldığında, toplam emzirme süresi 60 aydan fazla olan kadınların hem L1-L4 hem de femur boynu T skoru ortalamalarının diğer emzirme gruplarına göre(hiç emzirmeyen, 24 aydan az emziren ve 25-60 ay emziren) daha iyi olduğu, ancak aralarında istatistiksel bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Osteoporozu etkileyebilecek diğer faktörler incelendiğinde, osteoporozu olan kadınların yaş ortalamasının daha büyük olduğu, kilolarının daha az olduğu ve daha fazla oranda kapalı giyim şeklini tercih ettikleri (p<0,05) belirlenmiştir. İki grup arasında, ilk adet yaşı, menopoz yaşı, menopoz süresi, gebelik sayısı, ilk gebelik yaşı, doğum sayısı, toplam postpartum amenore süresi, toplam emzirme süresi ve boy arasında anlamlı bir fark bulunmadığı saptanmıştır. Bu araştırmaya göre emzirme, postmenopozal osteoporoz için bir risk faktörü değildir. Hatta uzun süre emzirmenin kemik mineral yoğunluğunu arttırdığı söylenebilir. Bu konuda yapılan araştırmaların çoğunun bulgusu, bu yönde olmasına rağmen, sonuçlar çelişkilidir. Daha geniş kapsamlı araştırmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Emzirme, osteoporoz, postmenopozal osteoporoz, kemik mineral yoğunluğu, postmenopozal dönem.
Meme kanseri hastalarının tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullanım durumları
Meme kanserinin sık görülmesi, düşük sağ kalım oranı, tıbbi tedavilerin getirdiği pek çok yan etki ve kadınların sağlık arama davranışlarının fazla olması, tamamlayıcı ve alternatif tedavilere (TAT) yönelik ilgiyi artırmıştır. Ülkemizde meme kanseri hastalarının TAT yöntemlerine sıklıkla başvurdukları, ancak kullanma sıklıkları ve yaşadıkları sorunlar ile gereksinimlerine yönelik sınırlı çalışmaların bulunduğu dikkati çekmektedir. Bu araştırma, meme kanseri hastalarının tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullanma durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte yapılan olan bu araştırmanın evrenini kanserle ilgili bir derneğe üye olan meme kanseri teşhisi almış 518 dernek üyesi oluşturmuştur. Soru formunu doldurmayı kabul eden 437 üye araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen 28 adet sorudan oluşan soru formu ile internet yoluyla toplanmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler ve Ki-Kare analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların çoğunun 40-49 yaş grubunda, üniversite mezunu, evli, gelir-giderlerinin denk ve meme kanserinin 2.evresinde oldukları saptanmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %48,7'sinin TAT kullandığı saptanmıştır. Evli, 40-49 yaş grubunda, gelir - gider durumları denk, hastalığının 2. evresinde ve eğitimi durumu yüksek olan kadınların geçmişte ve şu andaki TAT kullanma oranlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Meme kanseri teşhisi sonrası en çok bitkisel yöntemlerin (%48,7) kullanıldığı ve TAT kullanıcılarının hepsinin bir bitkisel yöntem kullandıkları görülmüştür. Kadınlar TAT yöntemlerini en çok semptomları önlemek amacıyla kullandıkları ve %30,7 oranında kısmen iyileşme sağladığı belirtilmiştir. Katılımcılar TAT yöntemlerine ilişkin bilgi ve tavsiyeleri en çok aile bireyleri (%19) ve kendi bilgilerinden (%19) edinmişlerdir. Kadınlar TAT kullanımı ile ilgili yaşadıkları sorunlar içerisinde en çok maliyeti, bilgiye ulaşamama ve temininde zorlanma gibi sorunlar yaşadıklarını bildirmişlerdir. Hastaların %56,3'ü kullandığı TAT yöntemini sağlık personeli ile paylaşmamıştır, ancak, tedavi sürecinde TAT'a yönelik danışmanlık almak istedikleri saptanmıştır. Sonuç olarak hastaların büyük bir çoğunluğunun pek çok TAT yöntemi kullandığı, yaş, eğitim, gelir ve hastalığın evresi arttıkça TAT kullanımnın arttığı ve sağlık personeli ile paylaşılmadığı saptanmıştır. Sağlık personelinin meme kanseri olan kadınların TAT kullanım durumlarını sorgulamaları, paylaşımlarını artıracak uygun ortam ve fırsat yaratmaları ve yeterli düzeyde danışmanlık vermeleri, ayrıca hastaları yönlendirebilmek için yeterli bilgiye sahip olmaları gerekmektedir.
Gestasyonel diyabetin anne-bebek sağlığı ile ilişkisi
Araştırmanın amacı gestasyonel diyabetin görülme sıklığı ve anne-bebek sağlığı ile ilişkisini incelemektir. Araştırma Haziran 2015 ve Eylül 2016 tarihlerinde, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde doğum yapan 491 kadın ile analitik-kesitsel olarak gerçekleşmiştir. Araştırma verileri araştırmacı tarafından literatüre dayalı olarak hazırlanan soru formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, student-t ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %8,1'ine gestasyonel diyabet tanısı konulduğu saptanmıştır. Gestasyonel diyabet görülme sıklığının istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde 25-45 yaş aralığında (X2=18,232; p=0,000) ve ikinci derecede obez olanlarda (X2=12,457; p=0,014) daha fazla görüldüğü bulunmuştur. Ayrıca gestasyonel diyabetin daha önceki gebeliklerinde (%7,5'e karşı %1,1; X2=5,801, p=0,016) ve aile (%75,0'e karşı %22,0; X2=53,379, p=0,000) öyküsünde diyabet ve daha önce 4000 gr üzerinde bebek doğumu (%12,5'e karşı %2,2; X2=9,878, p=0,002) olan kadınlarda daha fazla görüldüğü ve bu farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Gestasyonel diyabeti olan kadınların (%27,5) gebelikleri boyunca olmayanlara (%8,9) göre daha fazla hastaneye yattıkları görülmüştür (X2=11,773; p=0,001). Yine gestasyonel diyabeti olan kadınların yenidoğanlarının vücut ağırlığı (3345,88±588,43) ve göğüs çevresi ortalamalarının (34,03±1,61) diyabeti olmayanlarınkilere göre (3155,03±542,04 ve 33,33±1,59) daha fazla olduğu ve bu farkların da istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır (sırası ile t=2,119; p=0,035 ve t=2,662; p=0,009). Araştırmada gestasyonel diyabeti olan kadınların ikametgâh, eğitim, çalışma, algılanan gelir düzeyi, sigara içme, egzersiz yapma, doğum öncesi bakım alma ve gebelikten önce sağlık sorunun bulunma, doğum şekli, doğumun başlama şekli, epizyotomi uygulaması ve laserayonla bulunma, doğum sırasında ve sonrasında problem gelişme, bebeklerinin fetal kalp atımı ve apgar skoru ve göğüs çevresi, sağlık problemi gelişme ve yoğun bakıma alınma durumları bakımından gestasyonel diyabeti olmayanlara benzer özellikte oldukları belirlenmiştir. Bu çalışmada gestasyonel diyabet görülme sıklığının yüksek olduğu, bu durumun kadınların gebelik süresince hastaneye yatış oranını ve bebeğin atropometrik ölçümlerini artırdığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Sağlık çalışanları, yüksek gestasyonel diyabet riski bulunan gebeler başta olmak üzere tüm gebelerin gestasyonel diyabet konusunda bilgilendirmeleri, erken tanı için tarama testi yapılmasını sağlamaları, diyabet tanısı alan gebelere sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını öğretmeleri ile anne-bebek sağlığına katkı sağlayabilirler. Anahtar kelimeler: Diyabet, gestasyonel, prevalans, bebek, kadın, sağlık, hemşirelik, bakım
Primipar gebelerin doğum şekline karar verme durumlarının incelenmesi
Amaç: Çalışmanın amacı, primipar gebelerin doğum şekline karar verme durumları ve etkileyen etmenleri incelemektir.Yöntem: Bu çalışma, kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma kapsamına, İzmir ilinde bulunan üç farklı hastaneden sezaryen endikasyonu taşımayan, 18 ile 40 yaş aralığında ve 36-40. gebelik haftasında olan toplam 600 primipar gebe alınmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan Demografik Özellikler, Gebelik Öyküleri ve Doğum Şekline Karar Verme Durumları Soru Formu ve Melbourne Karar Verme Stilleri Ölçeği-II kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı ölçütler (sayı, yüzde, minumum, maximum v.b.), çok gözlü ki-kare ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır.Bulgular: Gebelerin %81.3'ünün doğum şekline karar verme aşamasında söz sahibi olmak istediği belirlenmiştir. Gebeler doğum şekli kararları açısından incelendiğinde, %67.2'sinin normal vajinal doğuma ve %13.7'sinin sezaryen doğuma karar verdikleri, %19.2'sinin ise doğum şekli konusunda halen kararsız olduğu saptanmıştır.Gebelerin yaşları, eğitim durumları, çalışma durumu, izlenilen sağlık kuruluşu, gebelik haftaları, doğum şekli tercihleri, doğum şekli tercihlerinin sorulma durumları, doğum şekline karar verme aşamasında söz sahibi olmayı isteme durumları ile doğum şekli kararları arasında anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.05).Kaçıngan karar verme puanı yüksek olan gebelerin doğum şekli konusunda kararsız olduğu, erteleyici karar verme puanı yüksek olan gebelerin ise normal doğuma karar verdikleri saptanmıştır (p<0.05).Sonuç: Primipar gebeler doğum eylemi konusunda yaşadıkları belirsizlikten dolayı, doğum şekline sağlık personeli ile birlikte karar vermek istemektedirler. Gebelerin doğru doğum şekline karar vermeleri konusunda desteklendiği ve düşüncelerinin önemsendiği eğitim ortamlarına gereksinimlerinin olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, gebelerin gereksinimlerini karşılayan doğuma hazırlık yaklaşımlarının uygulanması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Primipar, Doğum şekli tercihi, Karar verme
Ebelik son sınıf öğrencilerinin ebelerin görev tanımları ve yeterlilik alanlarına göre kendilerini değerlendirmeleri
Amaç: Bu araştırma; sağlık yüksekokulları ebelik bölümü son sınıf öğrencilerinin; Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı (T.C. S.B.) Ebelerin Görev Tanımları ve Uluslararası Ebeler Derneği (ICM) Yeterlilik alanlarına ilişkin görüşlerini saptamak amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Araştırmanın örneklemini 28 sağlık yüksekokulundaki ebelik bölümü son sınıf öğrencilerinin 1049'unun tamamı oluşturmaktadır. Veri toplama aracının birinci bölümünü ICM Yeterlilik alanlarına ilişkin 15 madde ve ikinci bölüm de SB. Ebelerin Görev Tanımlarını içeren 15 maddelik formlar kullanılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS 15,0 istatistik paket program kullanılmış, veriler sayı ve yüzde olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Çalışmadaki öğrencilerin ICM Yeterlilik Alanları Görüşlerine İlişkin bulgularda kendilerini en çok yeterli gördüğü alan % 93.9 ile ?Lohusalık dönemindeki kadınlara nitelikli, kültüre dayalı bakım verebilmek için bilgi, ve beceriye sahip olabilmek? (15.madde), en düşük yeterlilik alanı ise % 44.7 ile ?Evde doğumlarda kadının ve yeni doğanın sağlığını korumak için kültüre duyarlı, nitelikli bakım sağlayıp, temiz ve güvenli doğum yaptırıp acil durumlarda müdahale edebilmek? (5.madde) olarak belirlenmiştir. T.C. SB. Ebelerin Görev Tanımları Görüşlerine ilişkin bulgularda kendilerini en çok yeterli bulduğu alan % 98 ile ?Doğan bebeklerin cinsiyetini, boyunu, baş ve göğüs çevresini, kilosunu kaydetmek? (10.madde), kendilerini daha az yeterli bulduğu en düşük alan ise % 58.2 ile ?Doğumda riskli durumları değerlendirmek ve sevkine karar vermek? (8.madde) olarak belirlenmiştir.Bölgelere göre ICM yeterlilik alanları incelendiğinde, bütün bölgelerde en yüksek yeterlilik alanının ?Lohusalık dönemindeki kadınlara nitelikli, kültüre dayalı bakım verebilmek için bilgi ve beceriye sahip olabilmek? (15.madde) olduğu görülmektedir. En yüksek yeterlilik yüzdesi % 98.4 ile Akdeniz Bölgesidir. Güney Doğu ve Doğu Anadolu, İç Anadolu, Marmara, Akdeniz Bölgelerinde öğrenim gören öğrencilerin kendilerini en düşük yeterli buldukları alan ? Evde doğumlarda kadının ve yeni doğanın sağlığını korumak için kültüre duyarlı, nitelikli bakım sağlayıp, temiz ve güvenli doğum yaptırıp acil durumlarda müdahale edebilmek? (5.madde) olduğu görülmektedir.Bölgelere Göre Sağlık Bakanlığı Ebelerin Görev Tanımlarının yeterlilikleri incelendiğinde bütün bölgelerde en yüksek yeterlilik alanının ?Doğan bebeklerin cinsiyetini, boyunu, baş ve göğüs çevresini, kilosunu kaydetmek? (10.madde) olduğu saptanmıştır.Araştırmanın sonuçları doğrultusunda ebelik eğitimi ve mesleğini güçlendirmeye katkı sağlayacak önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler: Ebelik, Görev, Yeterlilik