
17
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
هجرة الأوطان في الفقه الإسلامي
The contents of the letter Summary, according to research scholarships require, that includes: Summary, Introduction, preface, the goal of the research, research methodology, the statement of the most important studies on subjects, four chapters and conclusion. In the first chapter the research talk about immigration and its concepts and I commented on some of the comments which relate to access to the knowledge of the legitimate ruling then I mentioned context from Koran and Hdith concluding the benefits of each of them.I brought wordy relevant and the comparison of these vocalizations. In conclusion, I made the definition of a researcher in the selection of an appropriate definition for Migration . In the second chapter, I stood on the historical stages which got migrations and its landmarks and features in the Koran became clear and what came in Sunnah and biography of the Prophet having the ancient migrations which marked by the migration of the prophets then I pointed to the migration of the Prophet and the Companions and how to take advantage of the Two Migrations to get to the correct deduction idiosyncratic. I added at the end of the chapter the talk about the modern migrations and the difference between the old and the modern migrations. It came in the third chapter under the name of types of migration and their motives and varieties immigrants. At first I explained types of immigration and related jurisprudential provisions. I classify immigrants to classes so as to facilitate our legitimate position of each case and fittings associated with motivated immigrants to the West Countries -because of its impact in idiosyncratic rule. I shed light on the motives and causes of migration. But in the fourth chapter, entitled to the provisions of the Immigration in the modern era, I explained the provisions in the case of immigrant and the motivation of shara that got him out of his country and Immigration to other countries in the light of contemporary realities and according to the controls and legitimate purposes. In conclusion it came in a summary with the most important and most prominent findings of the research.
الممتلكات العامة وحمايتها في الشريعة الإسلامية والقانون الدولي
Public goods are property of everyone, not only the property of one person or some persons. It is something that everyone is equal in their use of public goods.Examples of public goods include civilian government facilities such as mosques, schools, roads, parks, public vehicles, airplanes and ships, public places, utilities constructed by the state for the compensation of citizens such as water and electricity.The fundamentals and principles that are based on Islamic law in relation to public goods in general constitute a source of protection of public property and of not giving any harm to them.In terms of protection, the public goods have a big prefix in Islamic law.Mosques, roads, bridges, schools, hospitals, archaeological sites, museums, where things are taken or stolen in the event of an attack or armed conflict, are public properties that must be protected.In addition, any action that harms public goods, whether small or large, whether directly benefiting or benefiting from it, is considered complete destruction of public goods. Public goods are among the most important areas of international cultural relations.At the same time, it is under international protection under the name of "protection of cultural assets".Cultural assets are the main elements of civilization and national culture.However, the value of cultural assets comes to the fore after some information is available about the real value of cultural assets, their historical and traditional environment.In other words, cultural assets are facilities and civilian objects that do not carry military purposes.So that factories, engineering buildings, bridges, farms, hospitals, places of worship and places such as schools are structures with no military purposes in terms of purpose, purpose and use. Keywords Publicgoods, mosques, public property, roads, protection of culturalassets, Islamiclaw
Son dönem İslam hukukçularından Mustafa Zerkā'nın fıkhî tercihleri
"Son dönem İslam Hukukçularından Mustafa Zerkā'nın Fıkhî Tercihleri" adlı çalışmamız, Hanefî fakihlerden Zerkā'nın hayatını, ilmî kişiliğini, fetva yöntemini ve fetva alanındaki tercihlerini analiz ederek değerlendirmeyi hedeflemektedir. Zerkā fikir, yöntem, fetva ve tercihleriyle son dönem fakihleri ve ilim dünyası üzerinde önemli bir etki bırakan muasır İslam hukukçularındandır. Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Mustafa Zerkā'nın hayatı, ilmi kişiliği ve fetva yöntemi ele alınmış; ikinci bölümde ibadetler alanındaki tercihleri, son bölümde ise aile ve borçlar hukuku alanındaki tercihleri ele alınmıştır. Her bir konudaki tercihi diğer mezheplerin konuya yaklaşımı çerçevesinde ele alınarak delil açısından analiz edilmiş ve Zerkā'nın tercihi çağdaş İslam Hukukçularının konuyla ilgili tercihleriyle de mukayese edilmiştir. Fetva alanında ve fıkhi tercihlerinde genellikle dört mezhebin sınırları içinde kalmıştır. Fetvâ alanındaki tercihleri geleneksel anlayış ile modern anlayışı mezcetme yönüyle temayüz ettiğinden çağdaşlarının dikkatini çekmiş, bu konuda kendisini savunanların yanında eleştirenler de olmuştur. Mustafa Zerkā kendisine sorulan sorulara klasik fıkıh mirasında ikna edici bir cevap bulması halinde bu cevabı aktarmakla yetinmiştir. Kendisi Hanefî mezhebine mensup olmakla birlikte mezhep taassubundan uzak durmuş ve ihtiyaca cevap verebilecek diğer mezhep görüşlerinden de yararlanmıştır. Mezhep içtihatları içinde bir cevap bulamadığında yeni içtihatlarıyla meseleyi çözmeye çalışmıştır. Zerkā tercih ve içtihatlarını temellendirirken toplumun maslahatını, meşakkati giderme, kolaylık ilkesi, küllî kâideler ve istişâre gibi yöntemleri takib etmiştir.
Yusuf Karadâvî'nin ibadetler alanındaki fıkhi tercihleri
Araştırmamızda, Yusuf el- Karâdâvi'nin fıkıh ve fıkıh usûlünü tecdîd kavramıyla harmanlayarak mezheplerarası bir yaklaşımla kaleme aldığı "Fetavâ'l-muâsıra" adlı eserinde ele aldığı ibadetler hakkındaki fıkhi tercihleri esas alınmaktadır. Konular mezhep imamları, kadim ve muasır alimler ve son olarak Karâdâvi'nin tercihleri etrafında izah edilecektir. Konulardaki farklı görüşleri mukayeseli olarak incelemeyi hedeflemekteyiz. Bunun sonucunda fıkhi ayrılık ve çekişmelerin ana kaynağının nedenlerini de zikretmiş olacağız. Çalışmamızda eserin müellifi Yusuf el-Karâdâvî'nin konuyla ilgili tercihlere ulaşırken kullandığı metodolojiyi de tespit edeceğiz. Araştırmamız Karadâvi'nin hayatı, ilmi serencamı, fetvadaki metotlarını ele aldığımız giriş bölümü ile başlamaktadır. Akabinde bedeni ibadetlerdeki görüşleri birinci bölümde, mali- hem mali hem bedeni ibadetlerdeki görüşleri ise ikinci bölümümüzde ele alınacaktır. Birinci ve ikinci bölümde ele alınan fıkhi konularda önceliğimiz Karadâvî'nin hükme varırken kullandığı delilller ve tercihler olacaktır. Konu etraflıca izah edildikten sonra kadim alimlerimizin tercih ve delillleri zikredilecektir. Son olarak ise günümüz fıkıhçılarının görüşleri de ele alınarak zamanın değişmesine paralel hükümlerin değişme serüvenine de şahitlik etmiş olacağız. Yusuf el-Karâdâvi ilmi çalışmalarının yanısıra aktivistlik, öğretmenlik, vakıf temsilcilikleri yönleriyle de topluma ışık tutan bir fakih olmuştur. Fıkıh alanındaki tercihlerinin çoğunluğu kolaylık ilkesi ile İslam'ı daha büyük kitlelere sevdirerek tanıtmak ve fıkhî incelikleri öğretmek amacını taşımaktadır. Fıkhi konularda insanları mu'tedil olmaya davet etmiş ve fıkhî mezhep görüşleri arasında delil merkezli analizle en güçlü ve zamanın maslahatına en uygun olanının tercih edilmesi gerektiğini savunmuştur. İbadeti ilgilendiren hususlarda bütüncül ve her nevi görüşü sahih olması ve delilin kudreti şartı ile eserinde zikrederek delil göstermiştir. Karâdâvinin, mezhep alimleri ve hocalarının aksine görüşleri de mevcuttur. Çalışmamızda objektif olmak kaydıyla tenkit edilerek eleştiriye maruz kaldığı tercihlerini de ele alacağız. "el-Fetavâ'l-muâsıra" eseri birçok dile çevrilerek genç neslin rağbet ettiği bir kaynak haline gelmiştir.
القواعد الأصولية والفقهية وتطبيقاتها من خلال كتاب فتح الرحمن في شرح زبد ابن رسلان (قسم العبادات) جمعاً ودراسة
Scientists have differed, ancient and modern, and there are reasons For their differences, and one of these reasons is their difference in rules Deduction in view and practice has filled the books of jurisprudence Islamic jurisprudence and original rules something Much control of issues in the first and a statement of methods Deduction in the second, so say that you find books only an illusion They warn that this branch is due to that rule or that it is He took that rule and the rules of assets, including what was in The section on evidence and rulings, including in the section on conflict And weighting, including in the section semantics of words, including in The door of the mufti and the questioner, so each evidence must be meaningful And he must rule, and there may be a contradiction on the surface This is resolved in the minds of the diligent people and for this message Better luck than the rules deposited by Imam Ramli In Fath al-Rahman, explained by Zabad Ibn Raslan, so the researcher took it These rules are arranged under each of the sections Fundamentals This letter is divided into four chapters rules Jurisprudence, evidence and rulings, and semantics And conflict and weighting, without a breach of brevity or Boring length taking into account the scientific research controls And the academic is following the research model Inductive Investigating rules in this book Indicating the meaning of this rule linguistically and idiomatically and what follows So from the report of this rule and the disagreement between scholars that He then found a relationship and influence between the jurisprudential branch and the rule. Keywords: fundamentals of jurisprudence, evidence and rulings, Contradictions, rules, semantics
Bâkıllânî'nin et-Takrîb ve'l-İrşâd adlı eserinde tahsîs kuramı
Tezimiz, usul tarihi açısından Şâfiî'den sonra mütekellim usulünü derinleştirip sistemleştiren ve kendinden sonraki usulcüler üzerinde ciddi etkisi bulunan Bâkillân'i'nin et-Takrîb ve'l-İrşâd es-Sağîr adlı eseri çerçevesinde tahsîs kavramını işlemektedir. Bu çerçevede Bâkillânî'nin tahsîs kuramını belirleyen âmm, hâss ve muhassis kavramlarının tahlilini yapmaktadır. Bu tez, kavramlara yüklenen anlamlar ile ilgili farklı ekoller arasındaki tartışmaları Bâkillânî'nin bakış açısıs ile tahlil edip sunmaktadır.Tezimiz, Giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş'te çalışmamızın kapsam ve yöntemini ele aldık. Çalışmamızın konusu olan Bâkillânî ve et-Takrîb adlı eseri hakkında kısa bilgi verdik.Birinci bölümde, âmm kavramı incelenmiştir. Bu bölüm kapsamında Bâkillânî'nin usulünde âmm kavramının lafzın anlam aralığına giren iki ve daha fazla varlığı kapsayan kelime olarak tanımladığı ortaya konulmuştur. Âmm lafzın bu varlıklardan hangisini kapsayıp hangisini kapsamadığının ise ancak karine ile ortaya çıkabileceği anlaşılmıştır.İkinci bölümde tahsîs konusu tartışılmıştır. Netice itbariyle Bâkillânî'nin tahsîsi, mütekellimin lafızdan irade ettiği varlıklar ile dışarıda bıraktığı varlıkların hangileri olduğunun beyanı olarak gördüğü ortaya konmuştur.Üçüncü bölümde ise tahsîs edici deliller incelenmiştir. Bu bölümde Bâkillânî'nin tahsîs edici delilleri iki kısma ayırdığı ortaya konmuştur. Birincisi, cümle yapısından anlaşılan istisnâ, şart gibi muttasıl delillerdir. İkincisi ise cümleden bağımsız müstakil deliller olan akıl, sünnet, icma, kıyas gibi munfasıl delillerdir.Anahtar kavramlar: Bâkilllânî, Âmm, Hâss, Tahsîs, Muhassis, Teâruz
Şafiî usûlcülere göre istidlâl
Tezimiz, usûl tarihi açısından en verimli olan hicri beşinci asır ve daha sonra gelen tanınmış Şafiî usûlcülerin, ?edille-i erbâa?dan sonra beşinci delil diye adlandırdıkları istidâl delili hakkındaki görüşlerini işlemektedir. Bu dönemlerde yaşayan usûlcülere göre istidlâl kavramının ne anlama geldiği hakkındaki düşünceleri, istidlâlin dayanağı olarak zikrettikleri delilleri, istidlâl ile ilgili aralarında vuku bulan ihtilâflar ve istidlâl için getirdikleri örnekleri sunmaktadır.Eser, önsöz ve giriş dışında üç bölüm ile sonuç bölümünden ibarettir.Girişte hicri V. asra damgasını vuran Şafiî ekolüne tabi bazı usûlcülerin hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde istidlâlin tanımı ve mahiyeti ele alınmıştır.İkinci bölümde istidlâlin hücciyeti konusundaki görüşler üzerinde durulmuştur.Üçüncü bölümde istidlâlin kısımları ele alınmıştır.Yine bu bölümün sonunda hicri V. asırdan sonra gelen usûlcülerin ?istidlâl ile irtibatlı olan deliller? diye açıkladıkları şer'î delilerden kısa da olas bahsedilmiştir. Anahtar kavramlar: Şafiî, usûlcü, istidâl, şer'î deliller, akli deliller,
İslam hukukunda gerçek kişilerin ehliyeti
Investigation and definition of the manuscript of the footnote of Ebussuud Efendi on the book of sales from "Al-Inaye fi Sharh Al-Hidayah"
One of the first concerns of Muslim scholars throughout the ages is the principles of Islamic jurisprudence because of its importance as it is a source of knowledge of the provisions of halal، haram، worship، duties and sunan. One of the most important sections of the jurisprudence: Jurisprudence transactions، it is a daily need in the transaction life of a Muslim. One of the jurists interested in this section of jurisprudence Ebussuud Efendi، who wrote a footnote (Al hashyah) on the chapter of the sale from the book " AL-Inaye fi Sharh Al-Hidayah Bidayat al-Mubtadi" by Islamic scholar Burhan al-Din AlMarghinani and still until this time manuscript. Because of its importance, it was chosen, achieved, and studied in this thesis. In this abstract, research objectives will be presented, its scientific value, the difficulties that the researcher faced, the most important ideas presented in the thesis and the results that were reached. The thesis contains introductions and tow chapters The first chapter: It includes a profile of Ebussuud Efendi, the book (AlHidaya), its author Al-Marghinani, and the book (AL-INÂYE) and his book Al-Babarti The second chapter: It includes the manuscript and that the manuscript is attributed to its owner, its data, and the researcher's plan in the investigation, and then the verified text. At the conclusion of the thesis were the results of the research. Keywords: Abussuud Efendi، Heed، Al-Babarti، Sales، Stipulated right of cancellation
دراسة الأحكام المتعلقة بالزواج في القانون العراقي من منظور الفقه الإسلامي
Iraq consists of different ethnicities, religions, and sects; therefore, it is natural to them to follow their own laws and customs which refers to their affairs, including what is related to the issue of marriage. It is difficult to set a single law for all these people, so that they can act accordingly. However, after different stages of change and alteration, the legislators of Iraqi law were able to develop the personal law. This law has endured since 1959 to the present time with minor changes to some of its articles. This is what aroused our interest to study the provisions of this law and to analyze its articles to learn about the legal nature of these articles, their relationship to Islamic jurisprudence and to know the sources of their derivation from the jurisprudential schools. After studying these articles, we found that the Iraqi legislators did not adhere to a specific school of thought from the well-known Islamic schools of thought, even they did not rely on the opinion of the majority, so one may finds in some of the articles that they stands with the opinion of majority, sometimes prefers the opinion of one of them, at other times adopts sayings that are from outside the Islamic schools of thought. We also found the usage of expressions that have many meanings and are open to different interpretations.We also noticed in the study that some of its articles needed to be reviewed in their formulations, as well as taking into account in the light of the situation which has been evolved in the modern technological means, change in the customs and traditions with regard to expenses, dowry, and the woman's relationship with her husband, and the emergence of some types of marriage that were not usual before, such as misyar marriage and the marriages with the intention of divorce and other different rulings. This thesis took the descriptive and analytical approach in studying the articles and tried to identify the sources of the Iraqi legislators and put forward some proposals to reformulate some articles and develop other articles that were not addressed by the Iraqi Personal Status Law.
Güneydoğu Anadolu bölgesindeki kan davalarının İslâmhukuku açısından değerlendirilmesi (Karacadağ örneği)
Cahiliye döneminin âdetlerinden biri olan kan davaları insanlık tarihi kadar eskidir. Bu âdet insanlık tarihi kadar eski olmakla birlikte maalesef günümüz dünyasında hâlâ karşılaştığımız bir olgudur. Bu olgu sebebiyle birçok insanın temel haklarından biri olan yaşama hakkı büyük bir tehdit ile karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle yaşadığımız coğrafya olan Güneydoğu Anadolu Bölgesinin birçok yerinde kan davaları görülmektedir. Bu davaların sonucunda birçok insan maddi ve manevi zararlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bölgede kan davalarında sadece katilin ailesi değil aynı zamanda maktulun ailesinin de can ve mal güvenliği tehlike altına girmektedir. Kan davaları bazı toplumların en önemli sorunların başında yer alır. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kan davalarının ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel birçok nedeni mevcuttur. İslâm hukuku açısından kasten öldürme fiilinin dünyevî cezası kısas, diyet ve mirastan men, ahret cezası ise ebedi cehennemdir. Ancak Türkiye'nin hukuk düzeni dünyevî müeyyidenin uygulanmasına elverişli değildir. Bu nedenle İslâm hukukunun ek çözümü olan arabuluculuk kurumu sulh yoluyla diyet ödenmesi devreye girmektedir. Bununla birlikte İslâm hukukunun temel ilkelerinden yararlanarak bu bölgedeki kan davalarının nedenlerini ortadan kaldıracak eğitimsel, ekonomik, siyasi, hukuki, toplumsal ve kültürel unsurların ıslahı ile toplumu bu konuda bilinçlendirmek gerekir.
Ahmet Zühdü Paşa'nın el-Mecmûʻa adlı eserinde nikah
Çalışmamızın kapsamı Ahmet Zühdü Paşa ve onun el-Mecmûʻa adlı eserinde nikâh bölümünü islam hukuku açısından ele almaktadır. el-Mecmûʻa idâdi ve sultânî mekteplerinde ders kitabı olarak okutulmuş olup ilmihal türünde yazılmış fıkhî bir eserdir. Zühdü Paşa bu eserini hazırlarken klasik fıkıh kaynaklarından faydalanmıştır. Zühdü Paşa daha çok Mâliye Nâzırı olarak tanınmakla beraber Maârif Nâzırlığı ve daha birçok farklı görevlerde bulunmuştur. Zühdü Paşa aynı zamanda Dâru'l-Fünûn kurucuları arasında bulunmaktadır. Bizim bu eseri tanıtıp değerlendirmesini yapmamız ve latinize halini sunmamız o dönemde yazılmış bir ilmihal örneğinin tanıtılmasına ve ondan istifade edilmesine olanak sağlayacaktır. Çalışmamızın ilk kısmında el-Mecmûʻa'nın hem bir fıkıh hem de bir ders kitabı olarak değerlendirilmesi yapılacak, ikinci kısımda el-Mecmûʻa Hukuk-i Aile Kararnâmesi ile fıkhî açıdan mukayese edilecek ve son kısımda ise Zühdü Paşa'nın el-Mecmûʻa adlı eserinin latinizesi yapılarak günümüz ilim dünyasının istifadesine sunulacaktır.
Eş'arî ve Şâfiî usûl gelenekleri arasında İbn Berhân
İmam Şâfiî'nin er-Risâle'si ile ilk olarak tedvin edilmeye başlanan fıkıh usûlü, zamanla mütekellimûn ve fukahâ olarak adlandırılan iki yönteme ayrılmıştır. Fukahâ metodu ağırlıklı olarak Hanefîlerin; mütekellimûn ise Şâfiîlerin kabul ettiği bir metot şeklinde literatürde yerini almıştır. Bu çalışmada, mütekellimûn metodunun Şâfiîlere; fukahâ metodunun ise Hanefilere ait olduğu ve daha sonraki süreçlerde bu yöntemin farklı mezhep müntesibi âlimler tarafından kullanıldığı iddiasının tartışmaya açık olduğu ileri sürülmüştür. Tezin asıl iddiası ise usûl yazımı mecrasında Hanefiler ile Şâfiîler arasında var olan muhalefetin bir benzerinin çoğunluğu Şâfiî olan Eş'arî usûlcüler ile fakîh Şâfiî usûlcüler arasında da söz konusu olduğudur. Araştırmada kelamcı usûlcülerden Bâkıllânî ve Cüveynî; Şâfiî usûlcülerden ise Şîrâzî ve Sem'ânî'nin görüşleri belirli örnekler çerçevesinde İbn Berhân ile karşılaştırılarak ele alınmıştır. Çağdaş Şâfiî âlimlerden olan Cüveynî Eş'arîlerin, Şîrâzî ise fakih Şâfiî usûlcülerin temsilcisi konumda olmuşlardır. İbn Berhân, söz konusu iki âlimin talebelerinden ders alması ve bu ayrımın olduğu zaman aralıklarında yaşaması sebebiyle seçilmiş ve konu onun usûl perspektifinden işlenmiştir. Ayrıca çalışmada İbn Berhân'ın kelamcı bir usûlcü olduğu kanaatine varılmıştır. Eş'arî ve Şâfiî usûlü ayrımı, Şâfiî usûlcülerin eserlerinden daha belirgin bir şekilde rastlanılmıştır. İbn Berhân'ın İmam Eş'arî ile İmam Şâfiî arasında ihtilaflı olan usûl meselelerin bazılarında Eş'arî usûlcülere katılmadığı ve Şâfiî usûlcüler ile İmam Şâfiî'nin görüşünü tercih ettiği tespit edilmiştir.
Teminat mektuplarının islami finans uygulamaları ve fıkhi analizi
Finansman ihtiyacı, iktisadî hayatın temel unsurlarından biridir. Modern bankacılıkta bu ihtiyaç yalnızca nakdî kredilerle değil, teminat mektubu, akreditif ve aval/kabul gibi gayrinakdî kredi ürünleriyle de karşılanmaktadır. Bu ürünler içinde teminat mektubu, bankanın müşterisi lehine üçüncü kişiye karşı belirli şartlar altında ödeme taahhüdünde bulunduğu önemli bir finansal araçtır. Teminat mektupları konvansiyonel bankalar yanında katılım bankaları tarafından da kullanılmakta; ancak bu işlemin fıkhî mahiyeti ve karşılığında alınan ücretlerin hükmü İslam hukuku bakımından tartışmalı bir alan oluşturmaktadır. Bu tezde banka teminat mektuplarının hukukî ve fıkhî niteliği İslam hukuku çerçevesinde incelenmektedir. Çalışmada klasik fıkıh literatüründe kefalet akdinin mahiyeti, ücret karşılığında kefalet tartışmaları, modern bankacılıkta teminat mektubunun işleyişi ve çağdaş İslam hukukçularının konuya ilişkin yaklaşımları ele alınmaktadır. Araştırmada teminat mektubunun yalnızca hangi akit türü altında değerlendirileceği değil, bankanın fiilen neyin karşılığında gelir elde ettiği de dikkate alınmaktadır. Bu bağlamda, teminat mektubunda bankanın üstlendiği yükümlülüğün kredi/karz taahhüdü niteliği taşıması sebebiyle alınan komisyonun borç verme taahhüdünden menfaat elde edilmesi sebebiyle faizle benzerlik taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bedene müdahale bağlamında dövme yaptırmanın hükmü
Bu tezin amacı, dövme ile alakalı Hz. Peygamber'den (s.a.v.) gelen rivayetler ışığında fıkıhta dövmenin illetini ve buna bağlı olarak hükmünü tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda klasik fıkıh eserlerinden ve hadis şerhlerinden yararlanılmıştır. Çalışma toplamda üç bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde dövme hakkında etimolojik ve tarihi bilgilere yer verilmiştir. Dövmenin insanlık tarihi kadar eski olduğu, geçmişte ve günümüzde birçok millet tarafından güzelleşmek, kötü ruhlardan korunmak, bir gruba ait olmak, nazardan korunmak, dini sembolleri vücutlarında taşımak gibi hedefler doğrultusunda yaptırıldığı saptanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümde klasik fıkıh eserlerinde mezheplerin farklı görüşlerine ve alimlerin hadis şerhlerindeki görüşlerine yer verilmiştir. Tezin üçüncü bölümde ise dövme yasağının muhtemel illetleri ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Yapılan araştırmalar neticesinde, dövmenin klasik ve çağdaş dönem fakihlerinin büyük çoğunluğu tarafından tedavi maksatlı uygulanmasına cevaz verilmekle birlikte; yaratılışı değiştirme, fıtratı bozma, insanın saygınlığını zedeleme, bedene zarar verme ve güzelleşme isteğinde haddi aşma gibi nedenlere binaen hükmünün haram olarak ortaya konduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: İslam Hukuku, Fıkıh, Dövme, Bedene Müdahale, Yaratılışı Değiştirme.
Mâlikî kaynaklarında nikahta şahitlik ve ilân
Bu çalışma Mâlikîlerin nikahta şahitlik ve ilân konusuna bakışını, delillerini ve bu hususta cumhurdan ayrılan görüşlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Öncelikle giriş bölümünde genel hatlarıyla İslam hukukunda şahitlik konusu üzerinde durulmuştur. Mâlikîlerin görüşüyle karşılaştırmak maksadıyla birinci bölümde cumhurun nikahta şahitlik ve ilân hususundaki görüşleri incelenmiştir. Bu bağlamda cumhur alimlerinin nikah şahitliğine yaklaşımı tahlil edilmiştir. İkinci bölüm Mâlikî kaynaklarında nikahın ilânı konusuna ayrılmış, Mâlikî fakihlerin bu husustaki görüşü ve cumhura karşı itirazları kendi kaynaklarından hareketle kronolojik olarak incelenmiştir. Son bölümde Mâlikî kaynaklarında nikah şahitliği ve nikahu's-sir (gizli nikah) hususu derinlemesine tahlil edilmiş, bu konuda cumhurla olan ihtilafları ele alınmıştır.
Faizsiz bir ekonomide finansal sözleşmeler (Doğuşu, meşruiyeti ve fonksiyonu)
"Faizsiz Bir Ekonomide Finansal Sözleşmeler (Doğuşu Meşruiyeti ve Fonksiyonu)" adlı bu çalışmada, faizin yasak kabul edildiği iktisadi sistemde finans sağlayan sözleşmeler tespit edilip başta klasik kaynaklardan istifade etmek suretiyle doğuşu, meşruiyeti ve fonksiyonu bakımından incelenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda şu sözleşmeler tespit edilmiştir: selem, istisna', bey' bi'l-vefâ, bey' bi'l-istiğlal, îne satışı, murabaha, leasing, muzaraa, musakat, müşareke. Selem, satış bedelinin peşin, malın vadeli olmasıdır. İstisna, sanat erbabına bir eşya yaptırmaktır. Bey' bi'l-vefa, satıcı bedeli geri verince alıcının da satılan malı geri vermesi şartıyla yapılan satıştır. Be'y bi'l-istiğlal, bir malın gelirinden faydalanmak için onun bizzat satıcısına kiralanmasıdır. Îne satışı, bir malın vadeli olarak satılmasından sonra aynı malın, peşin parayla satıldığı fiyattan daha ucuza alınmasıdır. Murabaha, malın maliyetinin karşı tarafa bildirilerek üzerine kar ilavesiyle yapılan güvene dayalı satım şeklidir. Leasing, mülkiyetin temliki ile sona eren menfaatin temlikidir. Mudârabe, bir tarafın emeği bir tarafın sermayesi ile kurulan ortaklık türüdür. Muzaraa, mahsulü paylaşmak üzere arazi sahibiyle emek sahibi arasındaki ortaklıktır. Muşaraka, ticari ortaklıktır. Önceki fukaha, finansman ihtiyacı ile şer'î ilkeler arasında şartlara uygun meşru çözüm bulamadıklarında en azından haramların açıkça ihlalini önlemek adına yine hukukun içinde hile-i şer'iyyeden yararlanmıştır. Bu surette ilave bir getiri sağlayan kredi işlemlerine cevaz vermiştir. Bunların bir kısmı günümüzde de varlığını ve fonksiyonunu devam ettirmektedir. Günümüzde de çağdaş murabaha ve leasing gibi birtakım meşru finans temin yöntemleri geliştirilmektedir. Müslüman toplumların sahip olduğu aşkın değerlerle yaşadıkları hayat arasında meşruiyet sorununu aşması için meşru finansman bulma çabasının önceki zamanlara göre daha öncelikli hale geldiği söylenebilir.