
9
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
İkinci Meşrutiyet Döneminde basında kadının örtünme sorunu
Yerleşik hayata geçildikten ve mülkiyet anlayışı ortaya çıktığından beri kadın, geri plana atılmıştır. Toplumdan topluma farklılıklar göze çarpsa da, genellikle başlangıçta eşit haklara sahip iken zaman ilerledikçe, kadının hakları elinden alınmıştır. Bu haklardan bir tanesi de kadının dilediği gibi kılık kıyafetini seçme özgürlüğüdür. Tek tanrılı dinlerden önceki dönemlerde, ataerkilliğin boy gösterdiği eski medeniyetlerde, kadınların giyimine karışılmış ve tesettür namusu temsil etmeye başlamıştır. Bu anlayış tek tanrılı dinlere de sirayet etmiş ve kültürden kültüre değişse de kullanım amacı aynı kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluş Dönemi'nde, kadınlar, toplumda nispeten daha iyi bir sosyal statüye sahiptiler. Klasik Dönem'de ise Bizans, İran ve Arap toplumlarının etkilerinin, iyiden iyiye, hissedilmesiyle kadın da bundan nasibini almış ve yüzyıllarca yüzü dahi görünmeyecek şekilde tesettür edilmiştir. Tanzimat'a kadar bu süreç aynı şekilde devam etmiş hatta devlet tarafından da kadının giyimi kontrol edilmiştir. Tanzimat ile beraber kadının mevcut durumu sorgulanmaya başlanmış ve çok geçmeden bu durum kıyafet meselesine de yansımıştır. Meşrutiyet Dönemi'nde ise açık bir şekilde kadın ve tesettür, toplumsal sorunların merkezine çekilmiş ve bu anlayışla ciddi tartışmalara neden olmuştur. Tartışmalar kesin olarak Mustafa Kemal Atatürk Dönemi'nde yasalarla çözülmüş olmasına rağmen, tesettür meselesi, toplumda uzun yıllar tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın, Kültür, Basın, Tesettür (Örtünme) Tartışmaları
Türkiye'de basın-siyaset ilişkisine bir örnek: Demokrat İzmir Gazetesi (1946-1960)
Cumhuriyeti tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri, İkinci Dünya Savaşı sonrası ülke içinde başlayan çok partili hayata geçiş sürecidir. Bu sürecin iki önemli aktöründen biri iktidarda yer alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) diğeri ana muhalefet partisi vazifesi gören Demokrat Parti (DP)'dir. Genel siyaset içinde giderek kızışan rekabetçi siyasi hayat, toplum içinde artan demokrasi talepleri ile birleşince, iktidar partisi olan CHP adına çok önemli sıkıntılar baş göstermiştir. Bu dönemde iki parti arasındaki ilişkiler önemli olduğu kadar; kamuoyu oluşturma araçları içinde önemli bir yeri olan basın-yayın organlarının bu süreç içindeki konumları ve oynadıkları rollerde ayrıca incelenmeye değerdir. Zaman aralığı olarak çok partili hayata geçiş süreci ile Demokrat Parti'nin iktidar yıllarının incelendiği bu çalışmada, İzmir'de yayın hayatına başlayan İzmir-Demokrat İzmir gazetesi temel kaynak işlevi görmüştür. İlk başta İzmir adı altında yayın hayatına başlayan gazete, dönemin iktidarı Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı yürüttüğü yayın politikası neticesinde kapatılmış; 25 Aralık 1946'dan itibaren Demokrat İzmir ismi altında yayınlanmaya devam etmiştir. İktidar partisi olan CHP'ye karşı izlediği sert yayın politikası ile dönemin yerel basın örnekleri arasında öne çıkan ve adından çok sık söz ettiren Demokrat İzmir gazetesi, DP'yi şiddetle desteklemiştir. Fakat 1955 yılı sonlarına doğru DP iktidarının Türk siyasetinde oluşturduğu sorunlar karşısında bu kez de dönemin iktidarına karşı yoğun bir muhalefet yapmıştır. Geçmişte gazetelerin kamuoyu oluşturma araçları içinde önde gelen araçlar olduğundan hareket ettiğimiz bu çalışmada, Ege bölgesi ve İzmir'de adından söz ettiren ve genel siyaseti etkileyen Demokrat İzmir gazetesinin 1946 ile 1961 yılları arasındaki dönem içindeki izlediği yayın politikası incelenmiştir. Gazetenin izlediği yayın politikasının İzmir'den başlayarak, Ege Bölgesi ve Türkiye genelindeki etkileri üzerinde durulmuş; Türk siyasetine olan yansımaları ele alınmıştır. İncelenen dönem içinde yaşanan siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmelerin Demokrat İzmir gazetesi sütunlarından nasıl aktarıldığı; basın yayın organlarının ve Demokrat İzmir'in hangi zorluklarla karşılaştıkları verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca iktidar-muhalefet arasındaki ilişkiler karşısında İzmir siyasetinin nasıl şekillendiği ve Demokrat İzmir gazetesinin kamuoyu oluşturmadaki gücü ortaya konulmaya çalışılmıştır.
1929-1939 yıllarında İzmir (Sosyal,ekonomik ve gündelik yaşam)
Bu çalışmanın amacı geçmişten günümüze sosyal, siyasal ve ekonomik açıdan Anadolu'nun en önemli kentlerinden biri olan İzmir'in 1929-1939 yılları arasındaki gündelik yaşamını ortaya koymaktır. Araştırma dönemi olarak 1929-1939 yılları seçilmiştir. 1929 yılı Dünya Ekonomik Bunalımı'nın başlangıç yılı olması ve tüm dünyada yeni bir süreci başlatması bakımından önemli bir kırılma noktasıdır. Nitekim bu kriz yılları başta ekonomiyi ardından insanların gündelik yaşamındaki her ayrıntıyı değiştirmiş, dönemin koşullarına uygun olarak yeniden şekillendirmiştir. 1929 yılı aynı zamanda Türkiye'de Latin harflerine geçişin yaşandığı süreç olması dolayısıyla da ayrı bir dönem olarak değerlendirilmiştir. Bu yeni dönem hem araştırma kapsamındaki kaynakların incelenmesi hem de toplumda yeni bir süreci başlatması açısından önemli görülmektedir. Bu araştırmada, incelenen dönemin verileri geçmiş değerlendirmesiyle birlikte karşılaştırmalı verilmeye ve ortaya konmaya çalışılmıştır. Gündelik hayatın son derece zengin dokusuna karşılık araştırmaya bir sınır koyma zorunluluğu karşısında, konu kent merkeziyle sınırlandırılmış, çalışma İkinci Dünya Savaşı'nın başladığı 1939 yılında sonlandırılmıştır. İkinci Dünya Savaşı yılları ve sonrasında yaşananlar var olan sistemi köklü değişikliklere uğrattığı için başka çalışmaların konusudur. Bu çalışmada 1929-1939 yılları arasında İzmir'de gündelik yaşam, dönemin gazeteleri, anıları ve arşiv belgeleriyle daha önce yapılmış araştırmalardan faydalanılarak çok yönlü yansıtılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İzmir, Gündelik Yaşam, Nüfus, Ekonomi, İnanç, Eğitim, Kültür, Sağlık.
Lütfi Kırdar'ın siyasi hayatı
Bu çalışmada, Dr. Lütfi Kırdar'ın, Cumhuriyet tarihinin önemli ve kritik evrelerini içeren Milli Mücadele yılları, Tek Parti Dönemi, 2. Dünya Savaşı süreci, çok partili siyasal hayata geçiş ve 27 Mayıs darbesini de içine alan dönemde oynadığı aktif siyasi rol ve bu rolün Türk Siyasal Hayatındaki dönemsel kırılma noktalarına etkileri incelenmiştir. Lütfi Kırdar'ın Cumhuriyeti inşa eden kadrolar arasında yer alması, Milli Şeflik Dönemi politikalarından bağımsız bir siyasi anlayış benimsemesi, belediyecilik alanında gerçekleştirdiği devrim niteliğinde çalışmalar, politik yaşamı boyunca sergilediği karakteristik tutum ve davranışları nedeniyle Türk basını tarafından oldukça fazla sevilmesi ve benimsenmesi, 2. Dünya Savaşı sürecinde kritik öneme sahip devletlerin büyükelçileriyle olan yakın dostluğu münasebetiyle sürecin en az zararla atlatılmasına sağladığı katkılar ve görev yaptığı dönemlerde halk tarafından bu denli sevilmesine rağmen Türk Siyasi Tarihinde adının neredeyse unutulacak noktaya gelmiş olması araştırma konusunun tarafımızca ilgi duyulmasına neden olan sebepleri arasındadır. Araştırmada, Dr. Lütfi Kırdar'ın politik yaşam evreleri tespit edilerek kaynak taraması yapılmış; bu evrelere ait toplanan veriler karşılaştırma yoluyla ele alınmış; tarihi belgeler ışığında dönemin yaşayan tanıklarından alınan bilgiler tahlil edilerek, Lütfi Kırdar'ın yakın dönem Türk Siyasi Tarihine etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. 1935 yılından itibaren Türk bürokrasisinde adını duyurmaya başlayan Kırdar, 11 yıllık İstanbul Valiliği süresi boyunca gerçekleştirdiği çok sayıda icraat, tek parti döneminin parti-devlet bütünleşmesine karşı verdiği mücadele ve siyasi duruşuyla dikkatleri üzerine çekmiştir. 27 Mayıs Darbesi ile hem kişisel, hem de siyasi yaşamının sonuna gelen Kırdar, çok partili siyasal sistemlerde de bağımsız ve tarafsız bir politika sergilenebileceğini ve siyasi etiğin ülke yönetiminde ne kadar elzem ve pragmatik olduğunu savunmaktan geri durmamıştır. Araştırma, Atatürk'ün milli mücadele dönemi ile başlayan ve cumhuriyetin kuruluşunu ve devrimleri kaçınılmaz kılan süreçte en yakınında bulunan ve tarihin tozlu raflarında unutulmaya yüz tutmuş devrimci, çağdaş bir siyaset adamının, Dr. Lütfi Kırdar'ın, tarihteki yerini ve önemini ortaya koymaya çalışmıştır. Anahtar Kelimeler: Lütfi Kırdar, Milli Mücadele, Tek Parti Dönemi, İstanbul Valiliği, 27 Mayıs.
1990 yılı sonrası Türkiye Arnavutluk sosyal, ekonomik, politik, askeri ilişkilerinin analizi
Türkler ve Arnavutlar, Osmanlıların batıya doğru ilerledikleri 14. yüzyılın sonuna doğru, halen Arnavutların yaşadıkları Balkan Yarımadasının batısındaki bölgelerde karşılaşmışlardır. Arnavutların Osmanlı egemenliğine geçişi sonrasında Müslümanlığı kabul edişleri onların Osmanlı Devletinin asli unsurlarından kabul edilmelerinde önemli bir faktör olmuştur. Yüzyıllar boyunca Osmanlı Devlet yönetiminde 28 Arnavut asıllı Sadrazam görevde bulunmuştur. Osmanlı Devletinden ayrılmak fikrinin destek bulduğu yıllar İkinci Meşrutiyet dönemine rast gelmektedir. Balkan Savaşları aşamasında vücut bulan bu düşünceler sonucunda 1912 de Arnavut Bağımsızlığı ilan edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'ni ilk tanıyan devletlerden olan Arnavutluk ile 15 Aralık 1923 tarihinde Dostluk Anlaşması imzalanmasına rağmen, anlaşmanın onaylanması 1925 tarihine, uygulamaya geçilebilmesi ise 1928'lere kadar uzanmıştır. İkinci Dünya Savaşı'nda Arnavutluk'un işgali ve 1945'ten itibaren komünist Enver Hoca iktidarı nedeniyle uzun müddet Arnavutluk ile yakın ilişkiler kurulamamıştır. Ancak 1989 yılından itibaren başlayan Doğu Bloğu'ndaki değişimler ve komünist ülkelerdeki açılımlar sonrasında Türkiye-Arnavutluk ilişkileri hızla normalleşmeye doğru yol alabilmiştir. 1991'de Arnavutluk'taki ilk serbest seçimleri Komünist Parti kazanmış, ancak seçimlerdeki hile iddiaları nedeniyle iktidarda kalamamış, ekonomik koas sonucu erken seçime gitme kararı almak zorunda kalmışlardır.1992 yılındaki erken genel seçimi ise muhalefetteki Demokratik Parti kazanmıştır. 1996 yılına kadar iktidardaki Demokratik Parti liberal birçok uygulamaya girişmiş fakat ekonomide toparlanmayı sağlayamamıştır. 1996 yılında yapılan genel seçimlerdeki usulsüzlükler ve 1997 yılının başında ülkede meydana gelen banker krizi Arnavutluk'ta tam bir kaos ortamı doğmasına neden olmuştur. Ülkede yaşanan çöküş ve isyanlar sonucu, Arnavutluk'a, Çokuluslu Güç tarafından müdahale edilmiştir. Ülkedeki güvenli ortamın sağlanmasından sonra, 1997 seçimleri yapılarak Arnavutluk'ta normal süreç tekrar başlayabilmiştir. 1997-2017 döneminde, Türkiye ile Arnavutluk arasında imzalanan çeşitli anlaşmalarla, tarihteki yakınlık pekiştirilmiş, 20 yıllık süreçte karşılıklı ziyaretler ve Türkiye'nin Arnavutluk'a yardımları iki ülke ilişkilerinin gelişerek devam etmesini sağlamıştır. Bu sürede, Türkiye'nin de destekleriyle 2009 yılında Arnavutluk NATO'ya üye olmuştur. Avrupa Birliği'ne de aday ülke olan Arnavutluk ile Türkiye ilişkileri halen de çok iyi seviyede devam etmektedir.
Yabancı ve Türk basınında Missouri'nin İstanbul ziyareti ve yankıları
Osmanlı - Amerikan İlişkileri çerçevesinde ilk ilişkilerin 1786 yılı itibari ile ortaya çıkışı ile Türk - Amerikan ilişkilerinin ilk basamağı atılmış oldu. 1939 'un sonları akabinde ise 2.Dünya Savaşı'nın başlayışı ve 1945'te sona erişi süreci içerisinde ortaya çıkan üç büyük güç olan İngiltere , Amerika ve Rusya ; kendi siyasi amaçları içerisinde Türkiye'nin dış politikasına da yansıyan birtakım kararlar aldı. Nitekim savaşın bitişi ile beraber Temmuz 1945'te "Postdam Konferansı''içinde daha önce "Yalta"ya göre bir nebze daha başarısız bir anlaşma sürecinin geçirilmesi özellikle Sovyet Rusya - İngiltere içinde çok daha büyük sorunlara yol açmıştır. 2.Dünya Savaşı'nın da sonunda 1823 "Monrie Doktrini" Sonrasında kendisini Avrupa'daki gelişmelere kapayan Amerika , artık kendisini aralarında Türkiye'nin de bulunduğu çekişmelere katılarak kendisini daha sonra bahsedeceğimiz , Türkiye'nin de deyimiyle "Demokrasinin En Güçlü Kalesi" konumuna getirecektir. Amerika "Postdam" süreci sonrasında Rusya'ya karşı olan uzlaşmacı ve pasif tavrından yavaş yavaş çekilecek artık Akdeniz dünyasındaki liderlik kimliğini İngiltere'nin elinden almaya başlayacaktır. Bizim de bu çalışmamızın konusu olan ve özellikle yer vereceğimiz kısım o dönemin Amerikan Başkanı Truman'ın 6 Mart 1946 da gönderilmesine karar verdiği kendi zamanının en büyük "Savaş Gemileri" nden birisi sayılan ve Amerikan Donanmasında "BB - 63" kod adıyla 2.Dünya Savaşının sonlandırılmasına büyük bir katkısı olan "Missouri Savaş Gemisi" ve bu geminin ziyarete çıkışından İstanbul'a gelişi ve bu geliş sürecinin bizim basınımızda ve yabancı basındaki hangi başlıklarla çıkışına işaret edildiğini incelemek ve Türk halkının bu ziyaret çerçevesinde nasıl bir hazırlık süreci geçirdiğine kısa bir vurgu yaparak ziyaretin bitişi sonrasında ne gibi siyasi gelişmelerin vukuu bulduğuna değinmek olacaktır. Anahtar Kelimeler : Osmanlı Devleti , Amerika, Türkiye, Missouri Savaş Gemisi , 2.Dünya Savaşı
Tanzimat'tan Cumhuriyet'in ilk yıllarına masonluk öğretisinin toplum düzenini algılaması
ÖZET Bu çalışmada Tanzimat Fermanı ile başlayan dönemden Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilk yıllarına kadar Masonluk Öğretisinin Toplum Düzenini algılaması incelenmiştir.Çalışma evrenimizde arşivler, kataloglar, gazeteler,dergiler taranarak masonların Türk toplumunu algılaması sorunsalı çözümlenmiştir.Tarihsel analizlerle ve sistematik olarak çalışılmış ve masonluk hakkında araştırma yapan bazı kişilerle röportaj yapılmıştır. Tanzimat'ın hürriyet,eşitlik adalet ve mason kardeşliğini ortaya çıkardığı belirlenmiştir.Aydınlanmacıların fikirlerinden etkilenen Namık Kemal bile masonluğa İrene Melikof'a göre bu kavramları savunduğundan dolayı girmiştir.Tanzimat döneminde mason localarının sayısı artmıştır. Meşrutiyet döneminde Kanun-i Esasi'nin oluşumunda destekleri olmuştur.Fakat II.Abdülhamid'in baskıcı zorlama yönetimine karşı kapitülasyonları kullanarak rahat çalışma fırsatını yakaladılar.Hatta Abdülhamid masonlara yakından takip edemediğinden masonların yardım balolarına katılmıştır. Cumhuriyet döneminde 1926 yılına kadar mason locaları varlıklarını korudular. Masonluk tartışmaları,1929 Ekonomik Bulanımı ve dış siyasetteki olumsuz gelişmelerle Mason locaları 1935 yılında uyku dönemine girmiştir. Bu çalışmada masonların Türk toplumunu algılamasında hürriyet ,eşitlik, adalet, kardeşlik,yardımlaşma kadın hakları ,eğitim, basın, sanat ve din anlayışları incelenmiştir.Bu algılarla Türk toplumunu nasıl yönlendirdikleri anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler:Mason, Algı,Tanzimat Fermanı,Türkiye Cumhuriyeti
1955-1960 yılları arasında Türk Basınında Atatürk algısı
Türk demokrasi tarihinde 1950-1960 yılları yani Demokrat Parti'nin iktidarda olduğu yıllar çok önemlidir. Çok partili siyasi yaşama geçilen bu dönemde Atatürk algısı da önemli yer tutmuştur. Tez çalışmasında Demokrat Parti'nin iktidarda bulunduğu 1955- 1960 yılları arasındaki Türk basınında Atatürk algısı ele alınıp, incelenmiştir. Bu yıllar arasında gelişen olaylar ve bunların basına yansımaları anlatılmıştır. İncelemede; Demokrat İzmir, Milliyet, Cumhuriyet, Vatan, İstanbul Ekspres, Zafer, Ulus, Hadiselere Tercüman, Vakit ve Tan gazetelerinden yararlanılmıştır. Ayrıca Akis, Sebilürreşad, Taş ve Akbaba dergileri de kullanılmıştır. Yapılan incelemeler sonucu, Demokrat Parti'nin iktidara geldikten sonra Atatürk'ün devrimlerine sahip çıkmadığı, bu politik tutum sebebiyle Atatürk ve devrimlerine karşı saldırıların giderek arttığı, bunların yanında ekonomik sıkıntıların ve dış politikadaki olumsuz gelişmelerin zamanla Demokrat Parti'yi nasıl baskıcı bir hale getirdiği ve artık çıkmaza giren ülkedeki durumun askeri müdahale ile sonuçlandırıldığı görülmüştür. Tüm bu olaylar basına yansımaları ile ele alınmıştır.
Cumhuriyet Dönemi'nde terör ve etkileri
Geçmişten günümüze Türkiye'nin en önemli sorunlarının başında terör olayları gelir. Yaşanan terör olayları ülkeye her yönden büyük zarar vermiş ve bugün bile hala çözüm bekleyen bir konu olarak karşımızda durmaktadır. Bu kadar büyük bir sorun olmasına karşın, konu ile ilgili yazılmış kaynaklara bakıldığında tarihsel, sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla yeterince bilimsel araştırma yapılmadığı görülür. Daha da ötesi, Türkiye tarihinin her döneminde yoğun terör olaylarıyla uğraşmış olmasına karşın bu olayları bir bütünlük içinde veren akademik çalışmalar da yoktur. Bu çalışmada Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar Türkiye'nin şahit olduğu terör olaylarının genel bir görüntüsünün verilmesine çalışılmıştır. Bu yapılırken ülke tarihi değişik evrelere ayrılarak, her bir evrenin kendi özelliği içinde o dönemde yaşanan terör olayları irdelenmek istemiştir. Nitekim cumhuriyetin ilanı günleri ile günümüzde yaşanan terör olayları arasında terörün oluş nedeni, boyutları ve etkileri yönünden büyük farklar görülmektedir. Günümüzde terörü yaratan nedenler daha da farklılaştığı gibi, aynı zamanda terör üreten merkezlerin kullandığı yöntemler, ulaşmak istediği hedefler ve araçlar da değişmiştir. Tarihsel çizgiye ve günümüzdeki boyutlarına bakıldığı zaman, Türkiye'nin terör sorunlarını çözebilmek için oldukça zaman geçmesi gerekeceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, konunun tarihsel yönünün ana hatlarıyla bir bütünlük olarak bilinmesi, geleceğin planlanmasında da güçlü bir etken olacaktır. Anahtar Kelimeler: Terör, Türkiye, Türkiye'de Terör, Siyaset ve Terör, PKK...