
657
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
LC-MS/MS kullanılarak optimize edilen metot ile inek sütünün amino asit komposizyonunun belirlenmesi
Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyoyararlılığı yüksektir. Süt insan beslenmesinde vazgeçilmez olan ve biyoyararlılığı yüksek proteinler içeren hayvansal kaynaklı bir gıdadır. Sütün amino asit bileşiminin belirlenmesi, sütün besin değerini etkileyebilecek peptitlerin ve proteinlerin kalitatif değerlendirmesi için çok önemlidir. Gıdaların amino asit profillerinin belirlenmesinde HPLC metodu yaygın olarak kullanılsa da, son zamanlarda amino asitlerin türevlendirme olmadan analiz edilebilmesine olanak sağlamasından dolayı LC-MS/MS metodu ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hidroliz sonrası LC-MS/MS ile türevlendirme olmaksızın sütteki amino asitlerin tayini için bir metot optimize etmek ve optimize edilen bu metot ile Türkiye'de yetiştirilen beş sığır ırkından (Siyah Alaca, Simental, Esmer, Yerli Kara ve Boz Irk) elde edilen sütlerin amino asit profillerini araştırmaktır. Süt örneklerine asidik hidrolizin yanı sıra alkali hidroliz de uygulanmış ve triptofan içerikleri de çalışmanın sonuçlarına dahil edilmiştir. Sonuç olarak sütlerde lisin, histidin, sistin, aspartik asit, treonin, alanin, glutamik asit, prolin, valin, izolösin, tirozin, lösin, feni¬lalanin, metiyonin, glisin, serin, arjinin ve triptofan olmak üzere toplam 18 adet amino asidin komposiyonunun belirlenmesi gerçekleştirilmiştir. Daha önce inek sütlerinde yapılan çalışmalarla uyumlu olarak, LC-MS/MS kullanılarak optimize edilen metot ile yapılan bu çalışmada da inek sütlerinde en bol bulunan amino asit glutamik asit, en bol bulunan esansiyel amino asit lösin, en az miktarda bulunan esansiyel amino asit ise triptofan olarak bulunmuştur. Farklı ırklardan elde edilen inek sütlerinin lisin, histidin, sistin, aspartik asit, treonin, alanin, glutamik asit, prolin, valin, izolösin, tirozin, lösin, feni¬lalanin, metiyonin ve triptofan konsantrasyonları için önemli farklılıklar (P<0,05) gözlenirken, glisin, serin, arjinin konsantrasyonları açısından önemli bir fark olmadığı görülmüştür (P>0,05). Farklı ırkların sütlerinin amino asit kompozisyonu karşılaştırıldığında, yerli ırk olan Boz Irk ve kültür ırkı Siyah Alaca sütlerinde toplam esansiyel amino asitlerin toplam amino asitlere oranının çalışılan diğer ırkların sütlerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yine iki ırkın sütlerinin lisin, valin, izolösin, lösin, treonin, feni¬lalanin, triptofan, histidin, glisin, sistin, serin, arjinin, aspartik asit, alanin, glutamik asit, prolin ve tirozin konsantrasyonlarında istatiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (P>0,05). Süt örneklerinin amino asit komposizyonunun yanı sıra kimyasal komposizyonunun da incelendiği çalışmada, Boz Irk sütünün yüksek protein içeriği ile diğer ırkların sütlerinden önemli ölçüde farklı olduğu, yağ içeriğinin ise en düşük olduğu görülmüştür. Laktoz içeriği açısından değerlendirildiğinde ise Boz Irk ve Yerli Kara sütlerinin diğer ırklardan istatiksel olarak önemli oranda (P <0,05) yüksek olduğu tespit edilmiştir. Simental ırkı sütünün ise çalışılan ırkların sütleri arasında en yüksek yağ içeriğine sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmada ısıl işlemin sütler üzerinde etkisini değerlendirmek amacıyla tez kapsamında çalışılan beş sığır ırkından elde edilen sütlere, aynı normlarda ev tipi kaynatma ve pastörizasyon işlemi uygulanmış ve sütlerde ısıl işlem öncesi ve sonrası hidroksimetilfurfural (HMF), lisin ve renk analizleri değerlendirilmiştir. Süte uygulanan ısıl işlem şiddetinin ve kalitenin belirlenmesinde kullanılan ve Maillard reaksiyonu sonucunda ortaya çıkan en bilinen ve en yaygın ara ürünlerden biri olan HMF'yi tespit etmek amacıyla yüksek hassasiyet ve seçiciliğe sahip LC-MS/MS'te bir yöntem geliştirilmiş ve valide edilmiştir. Analizler sonucunda pastörize edilen örneklerde ölçüm limitinin altında HMF oluştuğu gözlenirken kaynatılan süt örneklerinde ise 7,14±0,89-9,39±3,35 µg/kg aralığında HMF oluştuğu gözlemlenmiştir.
Suriyeli mültecilere meslek kazandırılması ve bu sürecin ekonomik etkilerinin incelenmesi
Yoğun sığınmacı maruziyeti ile birlikte Türkiye'de son yıllarda göç yönetimi konusuna yeni bir bakış açısı getirilmiştir. Bu doğrultuda, politikalar ve uygulamalar bu etki neticesiyle düzenlenmekte, değiştirilmekte ve yeniden oluşturulmaktadır. Yapılan düzenlemelerle birlikte ülkemizde bulunan mültecilere yönelik sosyal politika çerçevesinde sunulan bazı haklar bulunmaktadır. Bu haklar sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım ve hizmetler şeklindeyken yükümlülükler ise evlenme ve boşanma gibi her vatandaşı ilgilendiren konuları içermektedir. Bu bağlam içinde değerlendirildiğinde Türkiye, Suriyeli mülteciler için bir geçiş ülkesi haline gelmiştir. Bu bağlamda Türkiye Suriyeli sığınmacılara insani olarak birçok konuda yardım etmiştir. Bu noktada meslek edindirme üzerine de çalışmalar yapılmaktadır. Bursa'da yaşayan göçmenlerin meslek yapılarına bakılacak olursa, çok çeşitli meslek yapıları olduğu görülmektedir. Bundan sonra açılacak kurslarda özellikle katılımcıların mesleki yetkinlikleri, aldıkları meslek eğitimleri, dil bilme düzeyleri mevcut projelerin başarısını arttıracağı ve istihdama olumlu anlamda katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Meslek sahibi olan Suriyeli mültecilerin kendi mesleklerinin öğretilmesi ve bilinçlendirilmesi hem kursun mahiyetinin amaca yönelik gerçekleşmesine sebep verecek hem de kursiyerin doğru meslek kursuna katılmasını sağlayacaktır. Bu da doğalında istihdamla ilgili olumlu yönde katkı sağlayacaktır.
Afgan göçmenlerin sosyokültürel uyumlarının iş tatminine etkileri: Bursa ili örneği
Göç olgusu tarihsel süreçte olduğu gibi modern toplumlarda da önemli bir gündem maddesi olarak ön plana çıkmaktadır. Geçmişte daha çok ulusal bağlamda köyden kente göç şeklinde görülen bu olgu günümüzde uluslararası bir boyut kazanmış; savaş ve ekonomi gibi faktörlerin olumsuz etkileri milyonlarca insanın yer değiştirmesine sebep olmuştur. 2000'li yılların başından bu yana Türkiye'ye olan Afgan göçü de bunlardan birisidir. Afganistan'da yaşanan ekonomik ve siyası istikrarsızlık yüzbinlerce Afgan'ın Türkiye'ye gelmesine neden olmuştur. Bu göçmenlerin gelmesinin ardında yatan temel motivasyon ise Türkiye'de çalışma fırsatı bularak gelir elde etme amacıdır. Bu araştırma Afgan göçmenlerin Türkiye'de karşılaştıkları sosyokültürel ortam ile iş tatmini konularına odaklanarak, Afgan göçmenlerin sosyokültürel uyumlarının iş tatminine etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Ayrıca demografik değişkenlerin iş tatminine ve sosyokültürel uyuma olan etkileri de incelenmektedir. Çalışmada Minnesota iş tatmini ve SCARS-R sosyokültürel uyum ölçekleri kullanılmıştır. Anket verileri kolayda örneklem yöntemiyle Bursa ilinde çalışan Afgan göçmenlere uygulanarak elde edilmiştir. Araştırma bulgularına göre Afgan göçmenlerin sosyokültürel uyum düzeylerindeki artış iş tatminini düşürmektedir. Sosyokültürel uyum düzeyindeki artışın temel nedeni Afgan göçmenlerin Türkiye toplumuyla olan kültürel yakınlığı ve ortak dini faktörlerdir. Artan sosyokültürel uyum düzeyinin iş tatminini olumsuz yönde etkilemesinin muhtemel sebepleri ise çalışma şartlarının kötü olması, sağlık güvencesi olmaması ve gelecek kaygısıdır. Çalışma neticesinde ulaşılan politika önerileri şöyle sıralanabilir. İşverenler bu çalışmanın sonuçlarından faydalanarak Afgan göçmenlerin iş tatmin düzeylerini yükseltmek amacıyla sağlık güvencesi, gelir düzeyi ve mesleki eğitim düzeyi gibi konularda iyileştirici adımlar atabilir. Nitekim çalışanların iş tatmin düzeylerinin yükselmesinin iş performansını olumlu yönde etkilediği literatürde kabul gören bir olgudur.
Pekiştirmeli öğrenme ile robot kol yörünge kontrolü
Robotların kullanımı son yıllarda teknolojinin gelişmesine bağlı olarak yaygınlaşmakta ve görevlerini otonom olarak gerçekleştirmeleri ile ilgili çalışmalar da gün geçtikçe artmaktadır. Verilen işleri insanlara nazaran daha güçlü ve hassas olarak yapabilme potansiyeli olan robot kolları, endüstriyel tesislerin yanı sıra ameliyathanelerde ve uzay görevleri gibi farklı alanlarda da kullanılarak geniş bir alanda hizmet vermektedir. Robot kol kontrolü problemine literatürde mevcut bulunan model tabanlı yaklaşımlar, fiziksel sistemi ifade eden matematiksel modelin oluşturulması ve kontrol algoritmalarının geliştirilmesini gerektirmektedir. Bu matematiksel modellerin eldesi her zaman kolay olmamakla birlikte çözümlerinin yapılamaması gibi durumlar bulunabilmekte ve bu yöntemler istenen performansı gösterememektedir. Günümüz teknolojisinin son bahis konularından olan yapay zekâ bu durum için bir çözüm ve kolaylık sağlama potansiyeli barındırmaktadır. Bu alanda etkili bir çözüm makine öğrenmesinin bir alt dalı olan Pekiştirmeli Öğrenmedir (PÖ). PÖ, herhangi işlenmiş bir veriye ihtiyaç duymadan, keşif yaparak ve bu keşifte ortaya konulan davranışları belirli kriterler doğrultusunda değerlendirerek öğrenme süreciyle optimum davranışları öğrenir. Böylece matematiksel modellemelere ihtiyaç duymadan bir kontrol seçeneği sunar. Bu yönüyle PÖ endüstriyel robotlardan insansız hava araçlarına kadar birçok alanda araştırılmış ve geliştirilmeye devam etmektedir. Bu çalışmada matematiksel modelden bağımsız olarak robot kol yörünge kontrol problemi için PÖ algoritmaları kullanılmıştır. Sürekli durum ve eylem uzayları için geliştirilmiş model-bağımsız, politika-dışı, aktör-kritik PÖ algoritmaları, derin deterministik politika gradyanı (DDPG), ikiz gecikmeli politika gradyanı (TD3) ve soft aktör-kritik (SAC) kullanılmıştır. Bu algoritmalar kendi aralarında eğitim süreçleri ve eğitilmiş ajanların simülasyonu aracılığıyla görevleri yerine getirmelerindeki doğru konumlandırma, istenilen sürede yerine getirme gibi çeşitli parametrelerce kıyaslanmıştır. Robot kolun bulunduğu çevreye sabit engeller konularak engelli çevre oluşturulmuş ve bu engelli çevre için eğitim süreçleri ve simülasyonlar tekrarlanmıştır. Çevrede bulunan engel ile çarpma gibi bozucu bir sinyalin eğitim süreçlerine ve ajanların davranışlarına etkileri gözlemlenmiştir. Algoritmalar ile ajanların hazırlanması, eğitim ve test süreçleri Matlab programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Robot kol modeli Matlab kütüphanesinden alınmış gerekli modifikasyonlar ve çevre modellemesi yine Matlab'ın Simulink/Simscape arayüzü kullanılarak yapılmıştır. Sonuç olarak algoritmaların verilen görevleri yüksek bir başarı oranı ile yerine getirmeyi öğrenebildiği görülmüştür.
Enkapsülatör cihaz sistemi tasarımı ve bazı parametrelerin etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, manyetik alan prensibi kullanarak enkapsülatör cihaz sistemi tasarlanmış ve iyonik jelasyon yöntemine göre kapsül üretimi gerçekleştirilmiştir. Yanıt Yüzey Metodu/Merkezi Kompozit Tasarımı kullanılarak deney tasarımı gerçekleştirilmiştir. Aljinat konsantrasyonu (%1-3 w/v), nozul çapı (0,514-0,838 mm), frekans (500-1000 rpm), mesafe (40-60 mm) ve akış hızı (1,0-8,0 mL/dk) bağımsız değişkenler olarak kullanılmıştır. Öz materyal olarak yaygın kullanılan bir fenolik bileşik olan gallik asit kullanılmıştır. Üretilen kapsüllerin enkapsülasyon etkinliği, üretim verimi, yükleme kapasitesi, partikül çapı, en boy oranı, dairesellik, küresellik, polidispersite indeksi, yayılma, D10, D50 ve D90 değeri gibi özellikleri bağımlı değişkenler (yanıtlar) olarak incelenmiştir. Her bir bağımlı değişken için varyans analizi gerçekleştirilmiştir. Model p-değeri, uyumsuzluk p-değeri, R2 ve düzeltilmiş R2 değerlerine göre en uygun model seçilmiştir. Yapılan analizler sonucunda çalışılan parametrelerin kapsül öz içeriği (enkapsülasyon etkinliği, üretim verimi ve yükleme kapasitesi), şekli (en boy oranı, dairesellik ve küresellik), boyutu (partikül çapı, D10, D50 ve D90 değerleri) ve boyut dağılımı (polidispersite indeksi ve yayılım) ile ilgili değişkenlere etkisi ortaya konmuştur. Enkapsülasyon etkinliği üzerine aljinat konsantrasyonu, frekans, mesafe ve aljinat konsantrasyonu/mesafe etkileşiminin etkili olduğu tespit edilmiştir. Aljinat konsantrasyonun artması ile enkapsülasyon etkinliği değerinin arttığı gözlenmiştir. Enkapsülasyon etkinliği değerinin 750 rpm frekans değerlerinde partikül çapının düşmesine bağlı olarak düştüğü belirlenmiştir. Partikül çapı ile enkapsülasyon etkinliği değerleri arasında yüksek korelasyon bulunmuştur (R = 0,94). Partikül şekli üzerine akış hızı harici parametrelerin (aljinat konsantrasyonu, nozul çapı, frekans ve mesafe) daha fazla etkili olduğu tespit edilmiştir. Aljinat konsantrasyonun artmasıyla küresellik değerinin arttığı bulunmuştur. Aljinat konsantrasyonunun %3'ün (w/v) üzerine çıkması durumunda ise küreselliğin azalacağı öngörülmektedir. Boyut dağılımı üzerine aljinat konsantrasyonu, nozul çapı ve frekans parametrelerinin etkili olduğu tespit edilmiştir. Frekansın 750 rpm civarında olduğu durumlarda boyut dağılımı değerlerinde artış görülmüştür. Bu çalışma ile manyetik sistemin iyonik jelasyon enkapsülasyonunda kullanımı çalışılmış ve bazı parametrelerin kapsül özellikleri üzerine etkileri incelenmiştir. Tasarımı yapılan manyetik sistem ile küçük boyutlu ve yüksek üretim kapasiteli kapsül üretimi gerçekleştirilebilmektedir.
Poliakrilik kauçuğun eklemeli üretimi ve sensör uygulamalarının araştırılması
Eklemeli üretim, sağladığı avantajlardan dolayı kullanımı giderek artan bir üretim yöntemidir. Farklı teknikler ile metaller, seramikler, gıdalar ve termoplastikler yaygın olarak bu yöntemle üretilebilmektedir. Ancak kauçukların bu yöntemle üretimi sıvı silikon kauçuk ile sınırlıdır. Bu tez çalışmasında sıcaklık ile kürlenen kauçukların eklemeli üretimi ilk defa gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan poliakrilik hamurlar malzeme ekstrüzyonu temeline dayanan eklemeli üretim yöntemi ile 3B baskılanarak farklı dolgu desenlerinde numuneler üretilmiştir. Bunun için açık milde hazırlanan hamurların uçucu bir organik çözücüde çözeltileri hazırlanmış ve bir pompa ile basınç uygulanarak 3B yazıcı nozülüne beslenerek bir tabla üzerinde tasarlanan modelde baskılanmıştır. Sonrasında belli bir süre belli bir sıcaklıkta kürlenen numunelerin çapraz bağlanması gerçekleştirilerek 3B yazıcı ile baskılanmış çapraz bağlı kauçuk numuneler hazırlanmıştır. Üç farklı oranda çapraz bağlayıcı sistem içeren hamur kullanılmıştır. Her bir hamur türünden farklı strand açıları içeren 4 farklı dolgu modeli kullanılarak numuneler üretilmiştir. Ayrıca geleneksel üretim yöntemleriyle karşılaştırmak amacıyla her bir hamurdan çözeltiden dökme yöntemi ile de numuneler üretilmiştir. Numunelerin çapraz bağlanma yoğunlukları Flory-Rehner eşitliği ile belirlenmiş, elektriksel dirençleri ölçülmüş ve çekme testleri ile mekanik özellikleri incelenmiştir. Son olarak ise yükleme-boşaltma çevrimleri ile farklı gerinim hızlarında ve gerinim oranlarında elekTriksel direnç değişim (ΔR/R0) değerleri ölçülerek piezorezistif performansları belirlenmiş ve Gauge faktör (GF) değerleri hesaplanarak gerinim sensörü olarak kullanılabilirlikleri araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlardan dolgu tipinin çapraz bağlanma yoğunluğu üzerine bir etkisinin olmadığı, ancak hamur türüne bağlı olarak değişiklik gösterdiği anlaşılmıştır. Çapraz bağlayıcı oranı arttıkça çapraz bağlanma yoğunluğunun da arttığı görülmüştür. Elektriksel direnç değerlerinin çapraz bağlanma yoğunluğuna ve dolgu tipine göre değişiklikler gösterdiği tespit edilmiştir. Çapraz bağlanma yoğunluğu arttıkça direnç değerlerinin azaldığı, 45°/45° strand açısına sahip dolgu deseninin en yüksek direnç değerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Çapraz bağlanma yoğunluğu arttıkça çekme dayanımı ve elastik modül değerlerinin arttığı, kopma uzamalarının ise azaldığı görülmüştür. 45°/45° strand açısına sahip dolgu deseninin en düşük çekme dayanımı ve kopma uzaması gösterdiği görülmüştür. Yükleme-boşaltma çevrim testlerinden elde edilen mekanik sonuçlardan, çapraz bağlanma yoğunluğu arttıkça histerezis değerlerinin arttığı tespit edilirken, dolgu desenlerinin ve gerinim hızlarının da histerezis üzerine etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Yükleme-boşaltma testlerinden, GF değerleri üzerine dolgu tipi, gerinim hızı ve gerinim oranının etkisi olduğu görülmüştür. En yüksek GF değeri en düşük çapraz bağlanma yoğunluğunda, 45°/45° strand açısıyla üretilen numunede ε=0,2 ve έ=10/dk parametreleri ile 26558 olarak hesaplanmıştır. Bu numunenin gerinime karşı direnç değişimlerinin yüksek hassasiyete ve tekrarlanabilirliğe sahip olduğu anlaşılmış ve bir çok teknolojik uygulamada gerinim sensörü olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Farklı ballara eklenen limon suyu konsantresinin HMF oluşumuna etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada çam, çiçek ve kestane ballarına limon suyu konsantresi ilave edilmesiyle başlangıç ve depolama süresince balların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin değişiminin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda çam, çiçek ve kestane ballarının içerisine %0, %1, %2 ve %3 limon suyu konsantresi ilave edilerek balların suda çözünür kuru madde (briks) , pH, serbest asitlik, indirgen şeker, toplam şeker, sakkaroz, toplam fenolik madde miktarı, antioksidan kapasite ve HMF analizleri yapılmıştır. Bununla birlikte içerisine %0, %1, %2 ve %3 limon suyu konsantresi ilave edilen çam, çiçek ve kestane balları 25℃, 35℃ ve 45℃ sıcaklıkta 6 ay süre ile depolanmıştır. Balların 0. ay, 3. ay ve 6. ayda toplam fenolik madde miktarları, antioksidan kapasiteleri ve HMF seviyeleri takip edilmiştir. Bal örneklerinin ortalama suda çözünür kuru madde (briks) değerleri %78,83-82,00 aralığında tespit edilmiştir. Ortalama pH değerleri 3,00-4,46 aralığında bulunmuştur. Ortalama serbest asitlik değerleri 8,48-72,26 meq/kg olarak bulunmuştur. Ortalama toplam fenolik madde miktarı değerleri 4,14-218,70 mg GAE/100 g aralığında tayin edilmiştir. Ortalama antioksidan kapasite değerleri 1,01-16,09 mg GAE/100 g seviyesinde belirlenmiştir. Ortalama indirgen şeker değerleri %87,47-105,08 aralığında bulunmuştur. Ortalama toplam şeker değerleri %93,72-111,10 düzeyinde ölçülmüştür. Ortalama sakkaroz değerleri 4,02-7,68 g/100 g olarak saptanmıştır. Ortalama HMF seviyeleri ise 12,41-7646,46 mg/kg olarak belirlenmiştir. Depolama süresince toplam fenolik madde seviyesi her üç depolama sıcaklığında zamana bağlı olarak artış göstermektedir. Antioksidan kapasite ve toplam fenolik madde seviyesi arasında genel olarak önemli seviyede pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışmada HMF değerleri beklenildiği gibi her üç sıcaklıkta da zamana bağlı olarak artış göstermiştir. Bununla birlikte eklenen limon suyu konsantresinin miktarına bağlı olarak HMF seviyeleri depolama süresince dramatik olarak yükselmiştir. Yapılan bu çalışmada, kullanılan üç çeşit balın analiz sonuçlarının Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği'ne uygun olduğu ortaya konmuştur. Çalışma sonrasında ortaya çıkan sonuçlar belirlenen hipotezler ile paralellik göstermektedir. Hazır bal preparatlarının beslenme ve fonksiyonel özelliklerini artırmak amacıyla kullanılan limon konsantresinin depolama süresince istenmeyen reaksiyon ürünlerinin oluşumunu hızlandırabileceği görülmüştür.
Selülozik kabuk yapılı ayçiçeğinin kurutulması
Ayçiçeklerinin çekirdekleri, tepsili kurutucu yardımıyla 3 farklı sıcaklık ve 3 farklı akış hızı kullanılarak, ön işlem (dondurulma) uygulanmış ve ön işlem uygulanmamış şekilde kurutma işlemi yapılmıştır. 3 farklı sıcaklık olarak cihazın maksimum değeri ve kurutma imkanları göz önüne alınarak 40 – 50 – 60 °C sıcaklıklar seçilmiş ve bu sıcaklıklarda işlem yapılmıştır. Bu sıcaklıklar üzerinde cihazın fanı yardımıyla farklı akış hızları eklenerek, donmuş ve donmamış ayçiçeğinin kuruma işlemi tamamlanmış, nem kayıpları hesaplanmış ve bu verilerle eğrileri ve grafikleri çıkartılmıştır. Akış hızının seçiminde çalışılan tepsili kurutucu cihazın minumum kapasitesindeki değerler seçilmiştir. Bu değerler ; 0,7 – 1 – 1,5 m/s olup hava akış hızları her bir sıcaklığa ek olarak değerlendirilip ayçekirdeklerinin kuruma grafikleri ve nem eğrileri çıkarılmıştır. 3 ayrı sıcaklık, 3 farklı akış hızında kuruma- zaman eğrileri ve nem değerleri hesap edilerek bu eğrilerin minitab programı ile regresyon analizleri yapılmıştır. Program çıktısına göre elde edilen matematiksel denklemlere uygun matematiksel modelleri değerlendirilmiş ve kinetik modelleri incelenmiştir. Bu matematiksel modele ait uygun kuruma kinetik modeli seçilmiştir. Ayçiçekleri toplandığı gibi işlenmemiş ve toplandıktan sonra ön işlem olarak dondurulup kurutma cihazına alınarak farklı sıcaklık ve akış hızlarının, kuruma üzerindeki etkileri gözlenmiş ve sıcaklık artışının kuruma üzerindeki zamanı kısaltan etkisi ve akış hızı artışının kuruma işlemindeki zamanı kısaltan etkisi gözlenerek bu sürelerin birbirleriyle kıyaslanmaları sağlanmıştır. Dondurma işleminin ayçiçeklerinin kurumasında zamanı azaltan bir etkiye sahip olduğu, dondurulan ayçiçeklerinin, aynı sıcaklık ve akış hızındaki direkt olarak kurutma işlemine tabi tutulan ayçiçeklerinden daha hızlı kuruduğu belirlenmiştir. Bu kıyaslamaya ait uygun kurutma kinetiği modeli belirlenmiştir. Uygun sonuçlar için 40 °C sıcaklık ve 1m/s akış hızı seçilerek çıkarılan regresyon analizinde ayçiçeğinin kurutma modelinin Wang ve Singh (1978) modeline en yakın olduğu %98 güven aralığında modelin benzediği belirlenmiştir. Farklı kinetik modellerle işlem denenmiş, fakat güven aralığı en yüksek olan değer Wang ve Singh (1978) kurutma kinetiği modeli olduğu hesaplanmıştır.
El yatırma yöntemi ile lif takviyeli kompozit üreten bir işyerinde iş sağlığı ve güvenliği risklerinin değerlendirilmesi
Kompozitler, otomotiv, havacılık, gemi yapımı gibi endüstrilerde bunların yanında rüzgar türbini kanat üretiminde yenilenebilir enerji sektöründe, oltalar, beyzbol sopaları, yüzme havuzu panelleri ve depolama tankları dahil olmak üzere birçok endüstriyel uygulamada kullanılmıştır. Lif takviyeli kompozitler güçlü mukavemet ve rijitlik özellikleri nedeniyle çok değerlidir. Matris malzemesi olarak kullanılan vinilester, fenolik, epoksiler, polyester, metil etil keton peroksit, benzoil peroksit, sertleştiriciler ve çözücüler ile takviye malzemeleri olarak kullanılan Kevlar lifleri, cam ve karbon, petek ve köpükler insan vücudu için oldukça toksik olabilir. Lif takviyeli malzemeler kontrolsüz bir şekilde atıldığında çevre için çok toksik olabilir ve gelecekte büyük sağlık ve çevre sorunlarına neden olabilir. Üretim süresince çalışanlar havadaki sıvı matrisin, sertleştiricilerin ve çözücülerin / incelticilerin yanı sıra doğranmış lifler ve parçacıklar buharlarına maruz kalırlar. Kompozitlerin kesilmesi ve işlenmesi havadaki kompozit partiküllerin toksik inhalasyonlarını daha da artırarak büyük döküntüler, tahriş, cilt bozuklukları, öksürük, ciddi göz ve akciğer hasarı ve diğer ciddi hastalıklara neden olabilir. Bu tehlikeli maddelerin büyük kısmı, kompozit imalat ve işlemede kullanılan kimyasallar ve malzemeler için uygun kişisel koruyucu ekipman kullanılarak kontrol edilebilir. Kişisel koruyucu donanım kullanılmaması, el aletlerinin güvenlik donanımlarının kullanılmaması ve yönetimin yasal mevzuatlar çerçevesinde gerekli önlemleri almaması da ciddi bir risk oluşturmaktadır. Bu çalışma, el yatırma yöntemi ile lif takviyeli kompozit üreten bir işyerinde çalışanlar için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin uygulanmasını sağlamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma esnasında riskler tespit edilmiş ve bu risklere karşı hangi tür önlemlerin alınabileceğinin belirlenmiştir. Yapılan araştırmalardan sonra risklerin belirlenmesi için 5x5 Tipi (L Tipi) Karar Matrisi Metoduna başvurularak risk değerlendirme çalışması uygulanmıştır.
İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü'nde kestane gal arısı(Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu)'nın yayılışının yoğunluk oranına ve ekolojik özelliklere göre haritalanması
Bu çalışma ile son yıllarda Bursa Orman Bölge Müdürlüğü (OBM) İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü (OİM) sınırları içerisinde bulunan kestane sahalarında ciddi boyutlarda zarar yapan Kestane Gal Arısı (Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu)'nın zararının üzerine multispekral (çok bantlı) kamera entegre edilmiş İnsansız Hava Aracı (İHA) ile yoğunluk ve ekolojik özelliklerine göre haritalanması amaçlanmıştır. Bu amaçla İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü (OİM) sınırları içerisinde bulunan saf ve karışık kestane sahaları çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Ülkemizde Kestane Gal Arısı (Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu) Yalova'da 2014 yılının Nisan ayında ilk kez tespit edilmiştir. Yalova'dan yayılan Kestane Gal Arısı (Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu), İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü sınırları içerisinde de zarar verdiği tespit edilmiştir. Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu kestane çiçeklerine verdiği zarar nedeniyle önemli bir gelir getirici faaliyet olan kestane balı üretimi için yüksek risk oluşturmaktadır. Daha önce yapılan bir çalışmada Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu zararı nedeniyle balların kompozisyonunda kestane bileşeninde %30 kayıp meydana geldiği, kestane ağaçlarında zararın %40'ı aşması durumunda neredeyse kestane balının üretiminin mümkün olmadığı ortaya koyulmuştur. Ayrıca Kestane Gal Arısı (Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu) kestane ormanlarında oluşturdukları zarar ile kestane ağaçlarında kurumaya ve ölümlere neden olabilmektedir. Meşcerenin genel görünümüne bakıldığında zarar gözle görülebilmektedir. Bu durumda çalışmamızda bitki vejetasyon indekslerinin kullanılması ile zarar gören bitkiler tespit edilebilmektedir. Bu nedenle çalışmamızda ortofoto üretmek amacıyla İHA ve çok bantlı kamera kullanılmıştır.Belirlenen çalışma alanında İHA ile ortofoto üretmek amacıyla uçuşlar yapılmıştır. Bu çalışmada kullanılan İHA; DJI Matrice 210 V2'dir. İHA'ya üzerine entegre edilen multispektral kamera marka ve modeli ise Micasense RedEdge MX'dir. Multispektral kamera sahip olduğu beş bantın (kırmızı, yeşil, mavi, kırmızı kenar ve yakın kızılötesi) her biri için ayrı olarak ".jpeg" formatında fotoğraflar elde edilmektedir. Her bir uçuş alanından elde edilen fotoğraflar ayrı ayrı olarak Agisoft Metashape Pro yazılımında işlenerek sırasıyla nokta bulutu, sayısal yüzey modeli ve ortofoto üretilmiştir. Oluşturulan beş bantlı ortofotolar üzerinde farklı kombinasyonlar uygulanarak çeşitli indeksler üretilmiştir. Özellikle NDVI (Normalized Difference Vegetation Index) çalışmada zarar tespitinin yapılıp haritalanmasında kullanılmıştır.