
453
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
LC-MS/MS kullanılarak optimize edilen metot ile inek sütünün amino asit komposizyonunun belirlenmesi
Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyoyararlılığı yüksektir. Süt insan beslenmesinde vazgeçilmez olan ve biyoyararlılığı yüksek proteinler içeren hayvansal kaynaklı bir gıdadır. Sütün amino asit bileşiminin belirlenmesi, sütün besin değerini etkileyebilecek peptitlerin ve proteinlerin kalitatif değerlendirmesi için çok önemlidir. Gıdaların amino asit profillerinin belirlenmesinde HPLC metodu yaygın olarak kullanılsa da, son zamanlarda amino asitlerin türevlendirme olmadan analiz edilebilmesine olanak sağlamasından dolayı LC-MS/MS metodu ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hidroliz sonrası LC-MS/MS ile türevlendirme olmaksızın sütteki amino asitlerin tayini için bir metot optimize etmek ve optimize edilen bu metot ile Türkiye'de yetiştirilen beş sığır ırkından (Siyah Alaca, Simental, Esmer, Yerli Kara ve Boz Irk) elde edilen sütlerin amino asit profillerini araştırmaktır. Süt örneklerine asidik hidrolizin yanı sıra alkali hidroliz de uygulanmış ve triptofan içerikleri de çalışmanın sonuçlarına dahil edilmiştir. Sonuç olarak sütlerde lisin, histidin, sistin, aspartik asit, treonin, alanin, glutamik asit, prolin, valin, izolösin, tirozin, lösin, feni¬lalanin, metiyonin, glisin, serin, arjinin ve triptofan olmak üzere toplam 18 adet amino asidin komposiyonunun belirlenmesi gerçekleştirilmiştir. Daha önce inek sütlerinde yapılan çalışmalarla uyumlu olarak, LC-MS/MS kullanılarak optimize edilen metot ile yapılan bu çalışmada da inek sütlerinde en bol bulunan amino asit glutamik asit, en bol bulunan esansiyel amino asit lösin, en az miktarda bulunan esansiyel amino asit ise triptofan olarak bulunmuştur. Farklı ırklardan elde edilen inek sütlerinin lisin, histidin, sistin, aspartik asit, treonin, alanin, glutamik asit, prolin, valin, izolösin, tirozin, lösin, feni¬lalanin, metiyonin ve triptofan konsantrasyonları için önemli farklılıklar (P<0,05) gözlenirken, glisin, serin, arjinin konsantrasyonları açısından önemli bir fark olmadığı görülmüştür (P>0,05). Farklı ırkların sütlerinin amino asit kompozisyonu karşılaştırıldığında, yerli ırk olan Boz Irk ve kültür ırkı Siyah Alaca sütlerinde toplam esansiyel amino asitlerin toplam amino asitlere oranının çalışılan diğer ırkların sütlerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yine iki ırkın sütlerinin lisin, valin, izolösin, lösin, treonin, feni¬lalanin, triptofan, histidin, glisin, sistin, serin, arjinin, aspartik asit, alanin, glutamik asit, prolin ve tirozin konsantrasyonlarında istatiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (P>0,05). Süt örneklerinin amino asit komposizyonunun yanı sıra kimyasal komposizyonunun da incelendiği çalışmada, Boz Irk sütünün yüksek protein içeriği ile diğer ırkların sütlerinden önemli ölçüde farklı olduğu, yağ içeriğinin ise en düşük olduğu görülmüştür. Laktoz içeriği açısından değerlendirildiğinde ise Boz Irk ve Yerli Kara sütlerinin diğer ırklardan istatiksel olarak önemli oranda (P <0,05) yüksek olduğu tespit edilmiştir. Simental ırkı sütünün ise çalışılan ırkların sütleri arasında en yüksek yağ içeriğine sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmada ısıl işlemin sütler üzerinde etkisini değerlendirmek amacıyla tez kapsamında çalışılan beş sığır ırkından elde edilen sütlere, aynı normlarda ev tipi kaynatma ve pastörizasyon işlemi uygulanmış ve sütlerde ısıl işlem öncesi ve sonrası hidroksimetilfurfural (HMF), lisin ve renk analizleri değerlendirilmiştir. Süte uygulanan ısıl işlem şiddetinin ve kalitenin belirlenmesinde kullanılan ve Maillard reaksiyonu sonucunda ortaya çıkan en bilinen ve en yaygın ara ürünlerden biri olan HMF'yi tespit etmek amacıyla yüksek hassasiyet ve seçiciliğe sahip LC-MS/MS'te bir yöntem geliştirilmiş ve valide edilmiştir. Analizler sonucunda pastörize edilen örneklerde ölçüm limitinin altında HMF oluştuğu gözlenirken kaynatılan süt örneklerinde ise 7,14±0,89-9,39±3,35 µg/kg aralığında HMF oluştuğu gözlemlenmiştir.
Pekiştirmeli öğrenme ile robot kol yörünge kontrolü
Robotların kullanımı son yıllarda teknolojinin gelişmesine bağlı olarak yaygınlaşmakta ve görevlerini otonom olarak gerçekleştirmeleri ile ilgili çalışmalar da gün geçtikçe artmaktadır. Verilen işleri insanlara nazaran daha güçlü ve hassas olarak yapabilme potansiyeli olan robot kolları, endüstriyel tesislerin yanı sıra ameliyathanelerde ve uzay görevleri gibi farklı alanlarda da kullanılarak geniş bir alanda hizmet vermektedir. Robot kol kontrolü problemine literatürde mevcut bulunan model tabanlı yaklaşımlar, fiziksel sistemi ifade eden matematiksel modelin oluşturulması ve kontrol algoritmalarının geliştirilmesini gerektirmektedir. Bu matematiksel modellerin eldesi her zaman kolay olmamakla birlikte çözümlerinin yapılamaması gibi durumlar bulunabilmekte ve bu yöntemler istenen performansı gösterememektedir. Günümüz teknolojisinin son bahis konularından olan yapay zekâ bu durum için bir çözüm ve kolaylık sağlama potansiyeli barındırmaktadır. Bu alanda etkili bir çözüm makine öğrenmesinin bir alt dalı olan Pekiştirmeli Öğrenmedir (PÖ). PÖ, herhangi işlenmiş bir veriye ihtiyaç duymadan, keşif yaparak ve bu keşifte ortaya konulan davranışları belirli kriterler doğrultusunda değerlendirerek öğrenme süreciyle optimum davranışları öğrenir. Böylece matematiksel modellemelere ihtiyaç duymadan bir kontrol seçeneği sunar. Bu yönüyle PÖ endüstriyel robotlardan insansız hava araçlarına kadar birçok alanda araştırılmış ve geliştirilmeye devam etmektedir. Bu çalışmada matematiksel modelden bağımsız olarak robot kol yörünge kontrol problemi için PÖ algoritmaları kullanılmıştır. Sürekli durum ve eylem uzayları için geliştirilmiş model-bağımsız, politika-dışı, aktör-kritik PÖ algoritmaları, derin deterministik politika gradyanı (DDPG), ikiz gecikmeli politika gradyanı (TD3) ve soft aktör-kritik (SAC) kullanılmıştır. Bu algoritmalar kendi aralarında eğitim süreçleri ve eğitilmiş ajanların simülasyonu aracılığıyla görevleri yerine getirmelerindeki doğru konumlandırma, istenilen sürede yerine getirme gibi çeşitli parametrelerce kıyaslanmıştır. Robot kolun bulunduğu çevreye sabit engeller konularak engelli çevre oluşturulmuş ve bu engelli çevre için eğitim süreçleri ve simülasyonlar tekrarlanmıştır. Çevrede bulunan engel ile çarpma gibi bozucu bir sinyalin eğitim süreçlerine ve ajanların davranışlarına etkileri gözlemlenmiştir. Algoritmalar ile ajanların hazırlanması, eğitim ve test süreçleri Matlab programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Robot kol modeli Matlab kütüphanesinden alınmış gerekli modifikasyonlar ve çevre modellemesi yine Matlab'ın Simulink/Simscape arayüzü kullanılarak yapılmıştır. Sonuç olarak algoritmaların verilen görevleri yüksek bir başarı oranı ile yerine getirmeyi öğrenebildiği görülmüştür.
Selülozik kabuk yapılı ayçiçeğinin kurutulması
Ayçiçeklerinin çekirdekleri, tepsili kurutucu yardımıyla 3 farklı sıcaklık ve 3 farklı akış hızı kullanılarak, ön işlem (dondurulma) uygulanmış ve ön işlem uygulanmamış şekilde kurutma işlemi yapılmıştır. 3 farklı sıcaklık olarak cihazın maksimum değeri ve kurutma imkanları göz önüne alınarak 40 – 50 – 60 °C sıcaklıklar seçilmiş ve bu sıcaklıklarda işlem yapılmıştır. Bu sıcaklıklar üzerinde cihazın fanı yardımıyla farklı akış hızları eklenerek, donmuş ve donmamış ayçiçeğinin kuruma işlemi tamamlanmış, nem kayıpları hesaplanmış ve bu verilerle eğrileri ve grafikleri çıkartılmıştır. Akış hızının seçiminde çalışılan tepsili kurutucu cihazın minumum kapasitesindeki değerler seçilmiştir. Bu değerler ; 0,7 – 1 – 1,5 m/s olup hava akış hızları her bir sıcaklığa ek olarak değerlendirilip ayçekirdeklerinin kuruma grafikleri ve nem eğrileri çıkarılmıştır. 3 ayrı sıcaklık, 3 farklı akış hızında kuruma- zaman eğrileri ve nem değerleri hesap edilerek bu eğrilerin minitab programı ile regresyon analizleri yapılmıştır. Program çıktısına göre elde edilen matematiksel denklemlere uygun matematiksel modelleri değerlendirilmiş ve kinetik modelleri incelenmiştir. Bu matematiksel modele ait uygun kuruma kinetik modeli seçilmiştir. Ayçiçekleri toplandığı gibi işlenmemiş ve toplandıktan sonra ön işlem olarak dondurulup kurutma cihazına alınarak farklı sıcaklık ve akış hızlarının, kuruma üzerindeki etkileri gözlenmiş ve sıcaklık artışının kuruma üzerindeki zamanı kısaltan etkisi ve akış hızı artışının kuruma işlemindeki zamanı kısaltan etkisi gözlenerek bu sürelerin birbirleriyle kıyaslanmaları sağlanmıştır. Dondurma işleminin ayçiçeklerinin kurumasında zamanı azaltan bir etkiye sahip olduğu, dondurulan ayçiçeklerinin, aynı sıcaklık ve akış hızındaki direkt olarak kurutma işlemine tabi tutulan ayçiçeklerinden daha hızlı kuruduğu belirlenmiştir. Bu kıyaslamaya ait uygun kurutma kinetiği modeli belirlenmiştir. Uygun sonuçlar için 40 °C sıcaklık ve 1m/s akış hızı seçilerek çıkarılan regresyon analizinde ayçiçeğinin kurutma modelinin Wang ve Singh (1978) modeline en yakın olduğu %98 güven aralığında modelin benzediği belirlenmiştir. Farklı kinetik modellerle işlem denenmiş, fakat güven aralığı en yüksek olan değer Wang ve Singh (1978) kurutma kinetiği modeli olduğu hesaplanmıştır.
İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü'nde kestane gal arısı(Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu)'nın yayılışının yoğunluk oranına ve ekolojik özelliklere göre haritalanması
Bu çalışma ile son yıllarda Bursa Orman Bölge Müdürlüğü (OBM) İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü (OİM) sınırları içerisinde bulunan kestane sahalarında ciddi boyutlarda zarar yapan Kestane Gal Arısı (Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu)'nın zararının üzerine multispekral (çok bantlı) kamera entegre edilmiş İnsansız Hava Aracı (İHA) ile yoğunluk ve ekolojik özelliklerine göre haritalanması amaçlanmıştır. Bu amaçla İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü (OİM) sınırları içerisinde bulunan saf ve karışık kestane sahaları çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Ülkemizde Kestane Gal Arısı (Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu) Yalova'da 2014 yılının Nisan ayında ilk kez tespit edilmiştir. Yalova'dan yayılan Kestane Gal Arısı (Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu), İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü sınırları içerisinde de zarar verdiği tespit edilmiştir. Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu kestane çiçeklerine verdiği zarar nedeniyle önemli bir gelir getirici faaliyet olan kestane balı üretimi için yüksek risk oluşturmaktadır. Daha önce yapılan bir çalışmada Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu zararı nedeniyle balların kompozisyonunda kestane bileşeninde %30 kayıp meydana geldiği, kestane ağaçlarında zararın %40'ı aşması durumunda neredeyse kestane balının üretiminin mümkün olmadığı ortaya koyulmuştur. Ayrıca Kestane Gal Arısı (Dryocosmus kuriphilus Yasumatsu) kestane ormanlarında oluşturdukları zarar ile kestane ağaçlarında kurumaya ve ölümlere neden olabilmektedir. Meşcerenin genel görünümüne bakıldığında zarar gözle görülebilmektedir. Bu durumda çalışmamızda bitki vejetasyon indekslerinin kullanılması ile zarar gören bitkiler tespit edilebilmektedir. Bu nedenle çalışmamızda ortofoto üretmek amacıyla İHA ve çok bantlı kamera kullanılmıştır.Belirlenen çalışma alanında İHA ile ortofoto üretmek amacıyla uçuşlar yapılmıştır. Bu çalışmada kullanılan İHA; DJI Matrice 210 V2'dir. İHA'ya üzerine entegre edilen multispektral kamera marka ve modeli ise Micasense RedEdge MX'dir. Multispektral kamera sahip olduğu beş bantın (kırmızı, yeşil, mavi, kırmızı kenar ve yakın kızılötesi) her biri için ayrı olarak ".jpeg" formatında fotoğraflar elde edilmektedir. Her bir uçuş alanından elde edilen fotoğraflar ayrı ayrı olarak Agisoft Metashape Pro yazılımında işlenerek sırasıyla nokta bulutu, sayısal yüzey modeli ve ortofoto üretilmiştir. Oluşturulan beş bantlı ortofotolar üzerinde farklı kombinasyonlar uygulanarak çeşitli indeksler üretilmiştir. Özellikle NDVI (Normalized Difference Vegetation Index) çalışmada zarar tespitinin yapılıp haritalanmasında kullanılmıştır.
İnovatif girişimciliğin finansmanında kitle fonlaması: Paya dayalı kitle fonlaması yatırımcısının motivasyonu üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı gelişmekte olan ülkelerden biri olan Türkiye'de, paya dayalı kitle fonlaması projelerinde yer alan yatırımcıların karar alma süreçlerinde içsel ve dışsal motivasyon faktörlerinin nasıl rol oynadığının ortaya konulmasıdır. Elde edilen verilerin istatiksel analizi ile birlikte belirlenmiş olan bağımlı ve bağımsız değişkenlerin kitle fonlaması yatırımcısının yatırım yapma oranı ile ilişkisinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmada elde edilen bulgularla paya dayalı kitle fonlaması yatırımcısının daha önceki yatırım tecrübeleri, kitle fonlaması projelerinden beklentileri ve motive edici unsuları tespit edilerek literatüre katkı sağlanmaktadır. Araştırmaya konu olan veriler Türkiye'de paya dayalı kitle fonlaması için aktif olarak çalışan ilk platform olan fonbulucu'daki aktif yatırımcılara ulaşılarak elde edilmiştir. Yatırım kararlarında girişim (projen) ile ilgili her türlü tanıtıcı faaliyetin estetik çekiciliği ile Aes/Estetik faktörü, yenilikçi ve özgün bir projeye yatırım yapılması ile Nov/Özgünlük faktörü, ek olarak bu fonlama sürecine dâhil olurken inovatif bakış açısı ile birlikte gelecek vizyonuna sahip olan bir topluluk içerisinde yer alınması ile Com/Topluluk faktörünün etkisi ile yatırım yapıldığı analiz edilmiştir. Erkek yatırımcıların kadın yatırımcılara oranla finansal unsurlara daha fazla önem verdiği belirtilebilir. Daha önce BIST yatırımı yapan yatırımcıların ise daha fazla finansal getiri elde etmeyi bekledikleri analiz edilmiştir. Fon kullanımına duyulan güvenin yatırımcıların yatırım kararını etkilediği söylenebilmektedir. Söz konusu platformlar ve fonlama türleri Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde iş fikrini hayata geçirmek isteyen girişimcilere alternatif fırsatlar sunacaktır. Paya dayalı kitle fonlaması ile birlikte finansman tabana yayılacak, gelişmekte olan ülkelerdeki finans bulma sorununa çözüm getiren itici güçlerden birisi olacaktır.
Vorteks mikserler: Gaz ve gaz-katı karışma için yeni stratejiler
Endüstriyel açıdan önemli kimyasal reaksiyonların çoğu gazların tek başına veya katı katalizör partikülleri varlığında karışmasını içermektedir. Katalizör aktivitesine ek olarak, reaktörün performansı akış hidrodinamiklerine bağlıdır. Reaksiyonun verimliliği ve güvenliği açısından verimli karışmanın elde edilmesi de çok önemlidir. Gazların hızlı karışmasının gerekli olduğu tek faz endüstriyel reaktörler verimsiz karışmadan kötü etkilenirken, akışkan yatak reaktörler sıcak nokta oluşumu ve düşük verimliliğe sebep olan kanallaşma veya kümeleşme gibi homojen olmayan akış rejimlerinden kötü etkilenmektedir. İki veya daha fazla teğetsel zıt jet ve silindirik bir karışma çemberinden oluşan vorteks mikserler, jetlerin yakınında oluşan dönen vorteks hareketi ve hortum benzeri bir eksen etrafında dönen akışla karakterize edilmektedir. Bu reaktörler ile hem tek faz hem de çok fazlı akışlarda hızlı ve verimli karışma sağlanabilmektedir. Bu tez kapsamında vorteks mikserdeki gaz akış hidrodinamikleri ve gaz-katı akış hidrodinamikleri iki bölümde çalışılmıştır. İlk bölümde, sunulan vorteks mikserde gazların akış hidrodinamiği, akış görüntüleme ve parçacık görüntülemeli hız ölçüm (PIV) tekniği kullanılarak Reynolds (𝑅𝑒) sayısı 20'den 280'e kadar olan bölgesi için araştırılmıştır. Teğetsel jetlerden gönderilen iki gaz akışının akış rejimi geçişleri, akışın kritik 𝑅𝑒 sayısının belirlenmesi ile analiz edilmiştir. Metan gazı kullanılarak gerçekleştirilen gaz akış hidrodinamiği deneylerinde girdap hareketi 𝑅𝑒 = 70'te, akıştaki düzensiz hareketler ise 𝑅𝑒 = 230 civarlarında oluşmaktadır. Bu bölgeye kadar, çember içerisindeki gaz karışma hidrodinamiği difüzyon mekanizması kontrollüdür. 𝑅𝑒 = 230'dan sonra kararsız yutulma akış rejimi oluşmakta ve taşınım (konveksiyon) mekanizması moleküler difüzyonu bastırmaktadır. Gazların fiziksel özelliklerinin akış hidrodinamiği ve kararsızlığın başlangıcı üzerindeki etkisini değerlendirmek için, viskozite ve yoğunluk farklılıklarından dolayı hidrojen, azot ve argon gazları seçilmiştir. Gazların çember içinde tam bir dönüş yaptığı akışın ilk kritik noktasının dinamik basınç olarak da tanımlanabilen atalet kuvvetlerine bağlı olduğu bulunmuştur. En yüksek kinematik viskoziteye sahip hidrojen akışı 𝑅𝑒 = 40'ta, azot ve argon gazları ise 𝑅𝑒 = 70'te tam dönüş hareketi göstermektedir. Bu noktalardan sonra, merkezkaç ve merkezcil kuvvetler arasındaki dengenin sonucu olarak sürekli halde bir dönen akış oluşumu gözlemlenmiştir. Benzer şekilde, kararsız yutulma rejiminin başlangıcı hidrojen akışı için 𝑅𝑒 = 150'de, azot için 𝑅𝑒 = 200'de ve argon için 𝑅𝑒 = 220'de oluşmuştur. Bu çalışma, gaz özelliklerinin sadece kritik noktalarda değil, aynı zamanda vorteks mikserde oluşan girdaplı akış modelinin şekli üzerinde de etkili parametreler olduğunu göstermektedir. Farklı gazların gaz akış hidrodinamiği, farklı 𝑅𝑒 sayılarında argon ile farklı gazların - hidrojen ve azotun- karışmasını, her bir jeti farklı bir gazla besleyerek araştırılmıştır. Akışın ilk kritik noktası Ar/H2 ve Ar/N2 akışları için aynı 𝑅𝑒 sayılarında (𝑅𝑒 ≅ 70) gözlenirken, ikinci kritik nokta Ar/H2 akışı için 𝑅𝑒 ≅ 120'de, Ar/N2 akışı için 𝑅𝑒 ≅ xxi 190'da bulunmuştur. Artan 𝑅𝑒 sayısı ile akışkan partikülleri arasındaki artan kayma gerilimi nedeniyle taşınım mekanizması difüzyon mekanizmasının üstesinden gelmeye başlamaktadır. Hidrojen daha yüksek gaz hızına ve dolayısıyla aynı 𝑅𝑒 sayısında azot gazından daha yüksek bir kayma gerilimine sahip olduğundan, Ar/H2 akışının kritik 𝑅𝑒 sayısının Ar/N2 akışından daha düşük olduğu bulunmuştur. Tezin ikinci ve son bölümünde, daha iyi bir performans elde etmek adına akışkan yatak için yeni bir kavramsal yaklaşım tanıtılmış ve gaz-katı akış hidrodinamiği incelenmiştir. Geleneksel akışkan yataklarda, katılar sürekli fazda iken gazlar ise dağıtılmış fazdır. Bu konseptte gaz fazının sürekli faz ve katıların dağılmış faz olduğu homojen katı ve gaz karışımı sağlayan bir akış rejimi elde edilmesi ile akışkan yatak performansının iyileştirmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle gaz-katı hidrodinamiği, değişen jet ve çember çapı oranlarına sahip vorteks mikserlerde değişen yoğunluk ve boyutlardaki partiküller kullanılarak çalışılmıştır. Çalışma, hızlı kameranın kullanıldığı akış görüntüleme ile jetler ve çember boyunca fark basınç sensörleri kullanılarak kaydedilen anlık basınç değerleri ile gerçekleştirilmiştir. Akış görüntüleme deneylerine göre belirlenen minimum akışkanlaşma 𝑅𝑒 sayıları basınç düşüşü analizi sonuçları ile aynı bulunmuştur. Katı dağılımının en optimum olduğu 𝑅𝑒 aralıklarının (Remf ve Ret aralığı) fark basınç transdüserleri kullanılarak belirlenebileceği gösterilmiştir. Basınç analizi deneylerinin bu reaktörlerde uygulanabilir olması ile akışkanlaşmanın görüntülenebilir olmadığı endüstriyel sistemlerde basınç değerlerine göre akışkanlaşma rejimlerinin belirlenebileceği doğrulanmıştır. Ayrıca boyut, yoğunluk ve porozitenin gaz-katı akış hidrodinamikleri üzerinde kompleks etkileri olduğu gözlemlenmiştir.
Türkiye'nin silahlı/insansız hava aracı politikasının ulusal güvenliğe etkileri
Geçmişte savunma sanayinde var olan dışa bağımlılık neticesinde ambargolara maruz kalan Türkiye, milli bir savunma sanayi teşkil ederek bağımlılığın ulusal güvenlik üzerinde yarattığı menfi etkileri en aza indirmeye çabalamaktadır. Bu çerçevede, milli bir savunma sanayi kurma çabalarının en popüler ve başarılı örneklerinden birini silahlı insansız hava araçları oluşturmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin silahlı insansız hava aracı politikasının ulusal güvenlik üzerine etkileri akıllı güç kavramsallaştırması çerçevesinde incelenerek yaratılan etkinin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Literatür taraması yöntemiyle gerçekleştirilen çalışmada, izlenilen silahlı insansız hava aracı politikasının hem sert hem de yumuşak güce katkı sağlayarak bir akıllı güç aracı olarak kullanıldığı görülmüştür. Terörle mücadele ve sınır ötesi operasyonlar bağlamında, asimetrik harp sahalarında personel kaybı olmaksızın ve düşük maliyetli çözümler sunan silahlı insansız hava araçları tarafından devamlı olarak hedef tespiti, keşif ve gözetleme görevlerinin yerine getirilmesi, harp sahasında farkındalığı arttırmaktadır. Bununla birlikte akıllı mühimmatlar sayesinde saldırı kapasitesine sahip olunması, acil ve ani müdahale yeteneğini beraberinde getirmektedir. Böylelikle bir sert güç aracı olarak kullanılan silahlı insansız hava araçları, aynı zamanda elde edilen görüntülerin basına yansıtılması gibi meşruiyet arttırıcı yollarla bir yumuşak güç aracı olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte çalışmada, diğer devletlere gerçekleştirilen silahlı insansız hava aracı sistemi ihracatlarının Türkiye'nin ulusal güvenliği bağlamındaki etkileri üzerinde de ayrıca durulmuştur. Özellikle Azerbaycan, Libya ve Ukrayna gibi sıcak çatışma içerisinde bulunan devletler tarafından Türk üretimi silahlı insansız hava araçların kullanılmasının, Türkiye'nin hem sert gücünü hem de yumuşak gücünü olumlu olarak etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, Türk üretimi silahlı insansız hava araçlarının dünya kamuoyunda her geçen gün biraz daha popüler hale gelmesi de Türkiye'nin yumuşak gücü üzerinde olumlu etkiler doğurmaktadır. Çalışmanın nihayetinde, Türkiye'nin izlediği insansız hava aracı politikasının bir akıllı güç alanı oluşturduğu ve böylelikle de Türkiye'nin ulusal güvenliğinin olumlu olarak etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Chlorella vulgaris'in mısır ekmeğine ilavesinin ekmek kalite kriterleri ve hamur reolojisi üzerine etkisi
Mikroalgler, besinsel bileşenler (proteinler, mineraller, vitaminler, pigmentler, yağ asitleri, fenolik ve antioksidan bileşikler) açısından zengin olmasının sağladığı potansiyel sağlık faydalarından dolayı besin değeri düşük glutensiz ekmeklerde kullanılabilen ve yeni gıda ürünlerinin geliştirilmesinde kullanılabilecek olan fonksiyonel bir besin kaynağıdır. Bu tez çalışmasında, ekmek yapımında kullanılacak olan mısır ununa, %1, 3, 6 ve 10 oranlarındaki Chlorella vulgaris mikroalg ilavesinin, ekmek hamurlarında reolojik, ekmek örneklerinde ise fiziksel, kimyasal özelliklere ve duyusal değerlendirmeye etkisi incelenmiş ve kontrol örneği ile karşılaştırılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda C. vulgaris mikroalg ilavesinin %1 C. vulgaris ilaveli hamurlar hariç diğer mısır ekmeği hamurlarında, yapılan reolojik analizde viskoelastik parametreler olan G', G'' değerlerinde genel bir artış, tanδ değerlerinde ise azalış tespit edilmiştir. Ekmek örneklerinde kimyasal ve fiziksel özelliklerin parametreleri olan protein, kül, yağ, su tutma, ağırlık, sertlik, çiğnenebilirlik, iç yapışkanlık, sakızımsılık, toplam fenolik madde ve toplam antioksidan kapasite değerlerinde artışa neden olurken; nem, hacim, spesifik hacim, pişme kaybı, esneklik, renk ve duyusal parametre değerlerinde bir azalmaya yol açmıştır. Yapılan duyusal değerlendirmede kontrol ekmeği şekil ve simetri, koku, tat, çiğnenebilirlik, gözenek ve homojenlik, renk, genel değerlendirme parametrelerinin tamamında panelistlerce en yüksek değerleri alırken, konsantrasyon artışıyla C. vulgaris ilaveli mısır ekmeklerinin kabul edilebilirlikleri azalmıştır. C. vulgaris'in kendine has rengi, kokusu ve tadının tüketiciler tarafından düşük kabul edilebilirliği nedeniyle mısır ekmeklerinde fazla konsantrasyonda kullanımı fiziksel, kimyasal özellikteki bazı kalite kriterlerinde azalmaya neden olmuştur; fakat besinsel değerlerini arttırmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre besinsel içeriği en yüksek CME-10 örneği olmuştur. CME-10 örneğinde mineral madde miktarı Mg, K, Ca, Mn, Fe, Zn ve P elementleri için sırasıyla 330,16; 1.095,81; 158,75; 1,48; 22,74; 34,93; 1.236,03 mg/kg, protein içeriği %7,71, toplam fenolik madde içeriği 171,37 mg GAE/100 g, toplam antioksidan kapasite miktarı ise CUPRAC, DPPH ve ABTS yöntemlerine göre sırasıyla 30,23; 14,55 ve 15,34 µmol TE/g olarak tespit edilmiş ve konrol örneğinden istatiksel olarak önemli (p<0,05) farklılık gösterdiği belirlenmiştir.
Kütahya kent merkezindeki yayalaştırma projelerinin karşılaştırmalı değerlendirmesi
Geçmişten günümüze kadar gelinen süreçte kamusal alanlar, kentlerin gelişimini ve kentlilerin yaşam kalitesini etkileyen faktörlerden biri haline gelmektedir. Kamusal alanların temel elemanı olan sokaklar hareketli ve canlı mekânlardır. Sokaklara tarihsel süreçte farklı işlevler kazandırılarak, kamusal mekân kalitesinin artmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri olan yayalaştırma uygulamaları kentlerin ihtiyacına ve yapısına özgü planlanarak kentlerin gelişimini etkilemektedir. Başarılı bir yayalaştırma çalışması olması adına belirlenen birtakım kamusal mekân kalitesi kriterleri ile çalışmalar değerlendirilmektedir. Bu tez çalışmasında amaç, Kütahya kent merkezinde bulunan, Cumhuriyet ve Bekir Avlupınar Caddeleri yayalaştırılmış sokak uygulamalarını kamusal mekân kalitesi kriterleri bakımından karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, 2007 yılında yayalaştırılan ve tarihi kent merkezi ve kent meydanı arasında ticaret aksı olarak işleyen Cumhuriyet Caddesi(Sevgi Yolu) ile 2021 yılında yayalaştırılan ve kent merkezi çeperindeki konut alanında yer alan Bekir Avlupınar Caddesinde kamusal mekân kalitesi kriterleri tespit edilmiştir. Kütahya'daki yayalaştırılmış sokakların dünyadaki başarılı yayalaştırılmış sokak uygulamalarına göre nitelikleri belirlenmiştir. Bunun için fiziksel çevre analizleri yapılmış, kişisel ve ekolojik gözlem olmak üzere iki gözlem yöntemi kullanılmıştır. Gözlemler sonucunda oluşturulan puanlama sistemi ile çalışma alanları karşılaştırmalı değerlendirilerek mekân kalitesi ortaya koyulmuştur. Tüm analiz bulguları fotoğraf, tablo ve haritalar kullanılarak sunulmuştur. Araştırmada Dünya'daki başarılı yayalaştırma uygulamalarından seçilen üç örnekler incelenmiş ve birçok teorisyenin ortaya koyduğu kamusal mekân kalitesi kriterleri açısından değerlendirilmiş, çalışma alanın kamusal mekân kalitesi kriterlerini taşıyıp taşımadığı tespit edilmiş ve böylece yayalaştırma çalışmalarının başarısı ortaya koyulmuştur. Araştırmanın bulgularından biri, Cumhuriyet Caddesinin erişim ve bağlantılar, kullanım ve aktiviteler açısından başarılı, Bekir Avlupınar Caddesinin konfor ve imaj, sosyallik kriterleri bakımından başarılı olduğudur. Kütahya şehir merkezinde uygulanan yayalaştırma çalışmalarının genel olarak kente olumlu yönde katkı sağladığı saptanmış ve yayalaştırma çalışmalarının bulunduğu yere ve mekânda bulunan kentsel elemanlara göre kullanıcı ve kullanım farklılığı olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda başarılı yayalaştırılmış sokak çalışmalarının belirli bir amaç doğrultusunda ve kentlerin yapısına uygun olarak tasarlanması durumunda mekânsal kalitesi yüksek kamusal mekânlar elde edileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Kamusal mekân, yayalaştırma, yayalaştırılmış sokak, mekân kalitesi, Kütahya.
Karacabey Karadağı–Ovakorusu Yaban Hayatı Geliştirme Sahası'nın büyük memeli türleri ve alan kullanımları
Son zamanlarda artan insan baskısı, habitat kaybı, bölünmesi ve parçalanması gibi pek çok sebepten dolayı yaşam ortamları bozulan karasal memeliler büyük baskı altındadır. Bununla birlikte ülkemizde bu türler ile ilgili yapılan çalışmalar oldukça azdır. Büyük memeli türlerin tespiti ve alan kullanımlarının belirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışma birçok farklı ekosistemi barındıran ve 2005 yılında yaban hayatı geliştirme sahası statüsü verilen Bursa Karacabey Karadağı-Ovakorusu Yaban Hayatı Geliştirme Sahası'nda yürütülmüştür. Tez kapsamında alan içerisine 80 farklı noktaya fotokapan istasyonları kurularak 2692 gün/fotokapan çalışma gerçekleştirilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda alan içerisinde Yaban domuzu (Sus scrafa), Çakal (Canis aureus), Yaban kedisi (Felis silvestris), Kaya sansarı (Martes foina), Porsuk (Meles meles), Tilki (Vulpes vulpes), Yaban tavşanı (Lepus europaeus), Karaca (Capreolus capreolus), Su samuru (Lutra lutra) ve Saz kedisi (Felis chaus) olmak üzere 10 büyük memeli türünün varlığı tespit edilmiştir. Fotokapanlarla tespit edilen bu türlerin konum bilgileri sayısal harita üzerine işlenerek habitat tiplerine ve yükselti sınıflarına göre dağılım ve yoğunluk haritaları çıkarılmıştır. Alanda yerleştirilen fotokapanlarla 2.675 adet yaban hayvanı kaydı alınmıştır. YHGS'de en fazla tespit edilen tür 1.151 adet kayıtla Yaban domuzudur. Bunu 1.065 adet kayıtla Çakal ve 95 adet kayıtla Yaban kedisi takip etmektedir. En az fotoğraflanan türler ise Karaca, Su samuru ve Saz kedisidir. Yapraklı karışık orman ve Longoz ekosistemleri alanda tespit edilen memeli hayvanlar tarafından en sık kullanılan habitatlar olarak tespit edilmiştir. Alanın tespit edilen başlıca sorunları arasında diğer habitatlarla bağlantısının yerleşim ve tarım alanları tarafından kesilmesi, otlatma ve yoğun insan baskısı bulunmaktadır.