4,213

Archived Theses

8

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

224/1 numarali Urfa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi (H. 1287-1290)

Bu çalışma, 224/1 (1-158) Numaralı Urfa Şer'iyye Sicili üzerinden H. 1287- 1290/M. 1870-1873 tarihleri arasındaki dava tutanaklarının çeviri ve tahlilini amaçlar. Defter, toplam 302 sayfadır. Bu tezde ise 1-158 sayfaları arası incelenmiştir. Söz konusu sayfa aralığında 667 dava mevcuttur. Üç yıllık süre içerisinde mahkemeye intikal etmiş adlî vakalar çoğunlukta olup, hırsızlık, cinayet, darp ve cerh olayları ise ağırlıktadır. Bu suçların daha ziyade şehrin kırsalında meydana geldiği görülmektedir. Yaralama, darp ve cinayete karışan suçluların farklı gerekçeleri vardır. Genellikle küfür, zina ve tecavüz gibi şahsın onuruna dokunan fiillerin yanında gündelik ilişkilerde yaşanan anlaşmazlıklar, aile içi miras taksimi, alım-satım ve alacak-verecek gibi pek çok konular bu sebepler arasında sıralanır. Suç eğiliminin kırsaldaki yoğunluğu sosyo kültürel sebeplere dayandığı gibi güvenlik tedbirlerinin eksikliğine de işaret etmektedir. Tutanaklarda sadece erkeklerin değil kadınların da sesi duyulmaktadır. Herhangi bir davada hazır bulunurlarken nadir de olsa borç verdikleri görülür. Belde tabiplerinin hasta mahkûmlara ilişkin kayıtlarında, dönemin hapishane koşullarına ve yaşanan hastalıklara temas edilmiş olması ayrıca kıymet arz eder. İslamiyet'e geçmek üzere mahkemeye başvuran Hıristiyanların ihtida davaları üç yıllık süre içerisinde tutulmuş kadı kayıtları arasında yer alır. Söz konusu kayıtlar, mühtedilerin Müslüman olabilmeleri için sağlamaları gereken şartları ve mahkemenin izlediği yolu içermektedir. Arazî anlaşmazlıklarında taraflar arasındaki uyuşmazlıklar, alacak-verecek konularında yaşanan anlaşmazlıklar ve çözüm yollarının kayıtlar üzerinden tespit edilebilmiş olması ayrıca önemlidir. İlaveten suç cetvellerinin gönderimine dair fermanlar, uygunsuz makulesinden olarak addedilen, toplum huzurunu bozan kişilere dair belgeler defterdeki davalar arasında yer almaktadır. Nadir de olsa nafaka, kefillik, alım-satım, iflas, ticarî ortaklık, firar, memura hakaret, beledî hizmetler ve aşiretlerin tutumlarına ilişkin belgeler, Urfa kadılığınca tutulmuş kayıtlar arasında yer alır.

19. yüzyılGüvenlikKent tarihi+6
Ali İbrahim Günoğlu
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Atik şikâyet defterlerinde Ayntab, Diyarbekir ve Ruha (1649-1837)

Bu çalışma 1649-1837 yılları arasında Ayntab, Diyarbekir ve Ruha'da haksızlığa uğrayanların Divan-ı Hümayun'a ilettikleri şikâyetlere odaklanmaktadır. Üç şehir sakinlerinin şikâyetleri Atik Şikâyet Defterleri üzerinden incelenecektir. Atik Şikâyet Defterleri ile ilgili son zamanlarda çalışmalar yapılmasına rağmen Ayntab, Diyarbekir ve Ruha'nın genel şikâyetlerini söz konusu bu defterler üzerinden ele alan müstakil bir çalışma bulunmamaktadır. Bu da bizi 213 adet Atik Şikâyet Defterleri ışığında şikâyetleri tespit etmeye ve haksızlığın gerisindeki nedenleri anlamaya yöneltmiştir. Zulme, adaletsizliğe, keyfi talep ve yaptırımlara maruz kalan Ayntab, Diyarbekir ve Ruha sakinleri, şikâyetlerini bizzat Divan-ı Hümayun'a giderek iletmeyi tercih etmişlerdi. Bu iletim şikâyetlerde "gelip" şeklinde geçmekteydi. Osmanlı Devleti'nin adalet merkezli yönetim anlayışı çerçevesinde herkesin şikâyet hakkı bulunmaktaydı. Bu hak, daire-i adliye kavramına dayalı yönetim düşüncesi içerisinde yer almaktaydı. Şikâyetlerini bireysel ve kollektif şekilde gerçekleştiren halk, bu sayede merkezle de irtibat sağlamış oluyordu. Böylece şikâyetler vesilesi ile yönetim Ayntab, Diyarbekir ve Ruha'daki kanunsuz vergi taleplerinden, vakıfların gelirini kapmaya çalışanlardan, alacağına bir türlü kanaat etmeyenlerden, aşiret ve eşkıyaların şekavetlerinden, toprak rejimi ve tasarrufundaki ihlallerden, yerel mahkemeyi manipüle edenlerden ve zulmedenlerden haberdar oluyordu. Divan-ı Hümayun'a iletilen şikâyetler sonrasında yereldeki valilere, beylerbeylerine, mütesellimlere, kadılara, naiplere ve mollalara hükümler gönderilerek haksızlık engellenmeye çalışılmıştır. Hükümlerin yanı sıra ayrıca mahalline mübaşirler de göndererek teftiş yapılması sağlanmıştır. Yapılan incelemelerin ardından ise ilamlar ve mektuplar gönderilmesi istenilerek adaletsizliğin giderildiğinden emin olunmak istenmiştir. Divan, iletilen şikâyetler sonrasında İcmâl, Mufassala, Rûznamçe ve Evkâf Defterleri'ne başvurarak, şer' ve kanun doğrultusunda karar vermiştir. Üç şehir sakinleri de davalarını güçlendirmek için şeyhülislamdan alınan fetvaları, hüccetleri ve temessükleri kullanmışlardır. Haklılıklarını bu gibi delillerle güçlendiren halk, taşradan kalkıp merkezde bir hak arayış çabasına girişmiştir.

AdaletDivan-ı HümayunDiyarbakır+7
Berna Torkak
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

XI. ve XII. yüzyıllarda Fars Bölgesi'nin idari taksimatı

Çalışmamızın konusu XI. ve XII. yüzyıllarda İran coğrafyasının en önemli merkezlerinden birisi olan Fars Bölgesinde hüküm süren siyasi güçlerin uygulamış oldukları idari taksimatın açıklığa kavuşturulmasıdır. İlk Çağlardan itibaren bölgenin en önemli yerleşim yerlerinden biri olarak her dönem talep gören Fars bölgesi, araştırmamızın konusu olan zaman aralığında da İran coğrafyasının siyasi, sosyal ve kültürel mirasına göre şekillenen idari yapılanmaya sahip olmuştur. İncelemiş olduğumuz yüz yıllık dönemde bölgenin idari yapılanması bir taraftan gelenekçi yapının devamı şeklinde varlığını sürdürürken diğer taraftan da bölgeyi hâkimiyet altına alan siyasi güçlerin getirdiği yenilikleri bünyesine dâhil etmiştir. Bu süreçte bölgedeki İran kökenli yerel hanedanların yanı sıra idari yapılanmanın gelişimine en fazla katkı sağlayan devletler ise Abbasiler, Büveyhiler ve Büyük Selçuklular olmuştur. Araştırdığımız dönemde Fars bölgesinde hüküm süren Saffariler ve Şebânkâreler gibi İran kökenli yerel hanedanlar ise güçlü devletlerin bölgeye tahsis ettiği idari yapılanmanın birer uygulayıcısı olarak görülmektedir. Çalışmamızda ele aldığımız zaman aralığına konu olan idari taksimatın daha sağlıklı bir şekilde anlaşılabilmesi adına ilk olarak İran ve Fars bölgesinin siyasi, sosyal ve kültürel tarihi üzerine bilgiler verilmiştir. Devamında ise XI ile XII. yüzyıllarda Fars bölgesinin idari taksimatının şekillenesinde rol oynayan unsurların anlaşılabilmesi adına önceki dönemlerdeki uygulamalar incelenmiştir. Esas çalışma konumuz olan zaman aralığı ele alınırken de öncelikle büyük oranda Fars coğrafyasına göre şekillenen idare birimler tespit edilerek başlıklar halinde açıklanmıştır. Son olarak bu idari birimlerde yer alan kurumlar alt birimleriyle birlikte ele alınmıştır. Bu kurumlarda farklı zaman dilimlerinde farklı siyasi otoritelere bağlı olarak görev yapan idarecilerden örnekler de verilmiştir. Fars bölgesinde düzenin sağlayıcısı olarak yer alan bu idari kurumlar ve görevliler mevcut siyasi otoritenin gücü ile doğru orantılı olarak bölgedeki etkinliğini sürdürmeye çalışmıştır.

Yerel tarih
Abdurrahman Mesut Karagöz
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İki darbe arası dönemde Çankırı'da siyasal hayat (1960-1980)

Türkiye'de cumhuriyet rejimine geçilmesiyle önemli zaman dilimleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan 1923'ten 1950 yılına kadar olanı "Tek Parti" ve 1950'den 1960 yılına kadar "Demokrat Parti" dönemi olarak literatürde yer bulmuştur. Bu zaman dilimlerinden başka 1960'tan 1980 yılına kadar olan dönem önem arz etmektedir. Genellikle "iki darbe arası dönem" olarak anılan yirmi yılda Türkiye'de genel ve yerel seçimlerden başka referandum gibi demokratik adımlar atılmıştır. Seçim sistemlerinde değişiklikler olmuş, anayasal gelişmeler yaşanmıştır. Ayrıca kalıcı çok partili dönem yaşanmıştır. Hem genel hem de yerel seçimlerde daha fazla parti ve aday rekabet imkânı bulmuştur. Tüm bunlar bir anayasa güvencesi altında uygulanırken, özellikle iletişim araçlarının teknolojik ilerleyişi, bu demokratik adımları desteklemiştir. Bu çalışmada anılan yirmi yıllık dönem Çankırı ili özelinde incelenmiştir. Siyasi gelişmelere temas edilen bu çalışmada, genel ve yerel seçim süreçleri ve sonuçlarına odaklanılmıştır. Çalışmada adayların ve partileri vaatleri, seçilenler, seçmenin beklentileri ve şehrin gelişimine dair izler sürülmüştür. T.C. Devlet arşivlerinden edinilen belgeler, yerel gazetelerin arşivi, kişisel mektuplardan başka pek çok telif eser çalışmanın kaynağını oluşturmuştur. Çalışmada Çankırı seçmeninin genelde aynı yönde oy tercihinde bulunduğu, daha çok sağ partilerin taban bulduğu, partiler kadar adayların da seçmen nezdinde dikkate alındığı gibi bulgulara ulaşılmıştır.

Muammer Genç
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Atebât-ı Âliye örneği üzerinden Osmanlı İmparatorluğu'nda Şia kaygısı: Propaganda, tedbir ve ideoloji (1796-1914)

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş evresinde Heterodoks gruplar ve sınır bölgelerinde yaşayan farklı dinî nüfus toplulukları vardı. Medreselerin açılması ve ulemanın sayısının artmasıyla İmparatorluk halk İslâm'ından medrese temelli İslâm'a yöneldi. Merkezdeki Sünnî otoriterleşmenin artmasıyla merkez ve çevre arasındaki sosyokültürel farklılaşmalar da derinleşti. Bu durumdan İmparatorluğun doğusunda yer alan Safevî Devleti (1501-1736) faydalandı. Anadolu'dan bazı Türkmen grupları Safevîler'e katıldı. Safevîler'in 16.yüzyılın başında Şiîliği resmî devlet mezhebi hâline getirmeleri Osmanlı Sünnîliği'ni de kristalize etti. İki devlet arasında İslâm'ın yegâne hamisi olma ve evrensel imparatorluk imajı yaratma gayesiyle çetin mücadeleler yaşandı. Bu durum, onların toplumlarını şekillendirmedeki vaziyet alışlarına, kullandıkları meşruluk söylemlerine ve mezhep istikrarlarına da etki etti. Safevîler, Afganlar tarafından 1722'de ağır bir yenilgiye uğratılana kadar mezhepsel mücadelelerini devam ettirdiler. Bundan sonraki süreçte Sünnîlik ve Şiîlik tartışmaları I. Mahmud (1730-1754) ve Nadir Şah (1736-1747) arasında uzunca bir süre müzakere edildi. Ancak, Şiîlik, Ehl-i Sünnet mezhebi olarak kabul edilmedi. Uzun bir süre gündemde yer almayan Sünnîlik-Şiîlik çatışmaları 19. yüzyılın başından itibaren Şiî ulemanın bir misyon olarak Atebât-ı Âliye'de (Necef, Kerbelâ, Kâzımiyye ve Sâmerrâ) konumlanması ve Kaçar Hanedanlığı'nın (1796-1925) İran'ın başına geçmesi ile yeniden başladı. Bu çalışmada, 19. yüzyılda yaşanan Sünnî- Şiî ihtilafı ile ortaya çıkan mezhepsel nüfuz mücadelesindeki zıtlaşmalar Atebât üzerinden incelenecektir. Araştırma, kronolojik olarak Kaçar Devleti'nin kurulmasından I. Dünya Savaşı'na uzanan dönemi kapsamaktadır. Bu süreçteki Sünnîlik ve Şiîlik ihtilafına Osmanlı İmparatorluğu'nun politikaları üzerinden bakılmaktadır. İran, İngiltere, Rusya ve Hindistan Avaz Krallığı'nın söz konusu ihtilafa etkisi irdelenmektedir. Araştırmada, Nadir Şah ile yaşanan müzakere sürecinden sonra Osmanlı ve İran arasında Şiîliğin neden 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı devlet adamlarının raporlarına yansımaya başladığı sorgulanmaktadır. Bunu incelerken başlangıç itibariyle Nadir Şah sonrası süreçte Şiî ulemaya ve Kaçar Devleti'ne de değinilmektedir. Atebât'ta yapılan definler, yas törenleri, ziyaretler ve ritüeller üzerinden inşa edilen varlık mücadelesinin, geçmişle muhataplığı ve Şiîliğin yükselişine etkisi sorgulanmaktadır. Netice itibariyle bu tez, Atebât'ta Şiîliğin yayılmasının birdenbire olmadığını, iktisadî ve toplumsal koşulların da buna yön verdiğini iddia etmektedir ve 19.yüzyıl Osmanlı-İran ilişkileri nezdinde mezhep temelli tarih çalışmalarına katkı sunmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, İran, Irak, Sünnî, Şiî

Serkan Şenel
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Moğollar ve Memlûklerde haber alma teşkilâtı

İnsanlar arasındaki iletişim ve bilgi alışverişi, insanlığın başlangıç dönemlerine kadar uzanmaktadır. İnsanlık, doğasından kaynaklanan özellikleri ve yaşamını sürdürebilmek adına mevcut imkânlar doğrultusunda sürekli bir iletişim içinde bulunmuştur. Çünkü iletişim, hem hayatlarını devam ettirebilmek hem de yaşam koşullarını iyileştirebilmek adına vazgeçilmez bir unsurdur. Bu nedenle, insanlık tarihi boyunca iletişim konusunda sürekli bir faaliyet ve gelişme gösterilmiştir. İlk toplumlardan modern toplum ve devletlere kadar olan tüm insanlık tarihi, bu konuda örneklerle doludur. Haberleşme, devletler ve milletler için hayati bir öneme sahiptir ve aynı zamanda bu konu, bir toplumun kültür ve medeniyet seviyesinin en temel belirleyicisi durumundadır. Bu açıdan Moğol ve Memlûk devletlerinin temellerinin atıldığı ilk dönemlerde haberleşmenin durumu son derece önem arz etmektedir. Bu kadar ehemmiyetli olmasına rağmen bu dönemleri ele alan haber alma teşkilâtları ile ilgili müstakil bir çalışmanın bulunmaması bizi doktora tezi olarak bu konuları araştırmaya sevk etmiştir. Çalışmamız giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, haber almanın tarihi Moğollar ve Memlûkler dönemine kadar getirilmiştir. Birinci bölümde Moğollarda Haber Alma (yam) Teşkilâtı başlığı altında yamla ilgili etimolojik tartışmalar, Moğol İmparatorluğu'nda ve ardıllarında haber almanın tarihi, yam teşkilâtının işleyişi ve görevlileri ele alınmıştır. İkinci bölümde Moğollarda İstihbarat başlığı altında, istihbaratı tanımlayarak, çeşitleri sıralanmış, casus, munhî, gibi kavramlar işlenmiş, Moğolların casuslukta kullanıldığı faaliyetler irdelenmiştir. Üçüncü bölümde Memlûklerde Haber Alma (berîd) Teşkilâtı, başlığı altında berîd kavramı, haberleşmenin insanî ve diğer unsurları açıklanmıştır. Son bölümde ise Memlûklerde İstihbarattan söz edilerek her iki devletinde muhabere faaliyetleri detaylı olarak irdelenmiştir Anahtar kelimeler: Moğol, Memlûk, Berîd, Yam, Resmî Posta, Muhabere, Casusluk, İstihbarat.

Rakkuş Karaduman
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Celayırlı Devleti'nde ordu (1340-1431)

İlhanlı Hükümdarı Ebu Said Bahadır Han'ın 1335 yılında erkek evlat bırakmadan ölmesiyle, devlet içerisinde kargaşa baş gösterdi. Kaos ortamında merkezi devlet dinamikleri, yerini güçlü kabilelerin yönetimine bıraktı. Bu kabilelerden biri Celayır kabilesiydi. Yeni kabile düzeni içerisinde Şeyh Hasan-ı Celayır 1340 yılında, Bağdat merkez olmak üzere Irak topraklarında bağımsızlığını ilan etti. Celayırlar 1358 yılına kadar Irak bölgesinde hüküm sürmekteydi. Şeyh Hasan'ın oğlu ve halefi Şeyh Üveys (h. 1356-1374) döneminde Celayırlı toprakları, Irak, Azerbaycan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Kuzeybatı İran'a kadar genişledi. Celayırlılar dönemi, İlhanlı sonrası süreçte yeni devlet yönetim mekanizmasının oluştuğu evredir. Bu açıdan eski kurumlar revize edilmiş, ihtiyaca göre yeni kurumlar oluşturulmuştur. İlhanlıların askerî sistemi, Celayırlı Devleti tarafından da uygulanmış, şartlara göre ordu içerisinde yeni birimler tesis edilmiştir. Celayırlı Şeyh Hasan'ın geç İlhanlı döneminde Anadolu ile irtibatı, bağımsızlığını ilan ettikten sonra hem Türk hem Moğol askerî yapısının bileşimi oluşturan bir ordunun ortaya çıkmasını sağlamıştır. Celayırlı ordusu, kendisinden sonra kurulan Kara-Koyunlu ile Ak-Koyunlu ve diğer siyasi teşekküller için bir model teşkil etmiştir. Bu çalışma altı bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, İlhanlı sonrası süreçte Celayırlı hanedan üyelerinin meşruiyet kazanma girişimleri ve askerî rütbeliler anlatılmıştır. İkinci bölümde, ordunun insan kaynağı ve askerî eğitim hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölüm Celayırlı ordusunda bulunan askerî görevlilere ayrılmıştır. Dördüncü bölümde silahlar ve kuşatma araçları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Beşinci bölümde, Celayırlı Devleti'nin malî kaynağı ve emîrler ve askerlerin maaşları tespit edilmiştir. Altıncı bölüm, ordunun sefer organizasyonu ve savaşlarını konu etmektedir.

Ahmet Korkmaz
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Timurlu Devleti'nin iktisadî yapısı (1380-1506)

Ortaçağ Türk-Moğol devletlerinin iktisadî yapısı, coğrafi konumları, ticaret yolları üzerindeki stratejik durumları ve toplumlarının ekonomik faaliyetleriyle şekillenmiştir. Bu devletler arasında Altın Orda, İlhanlılar, Çağatay Hanlığı ve Timur İmparatorluğu öne çıkmaktadır. Türk-Moğol devletlerinin ekonomisi büyük ölçüde göçebe hayvancılığa dayanıyordu. Bu toplumlar, geniş otlaklara sahip bozkırlarda büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yaparak, et, süt ve deri gibi hayvansal ürünler elde ediyorlardı. Göçebe yaşam tarzı, tarımın sınırlı olduğu bu bölgelerde hayvancılığı ekonomik hayatın merkezi haline getirmiştir. Bununla birlikte, ele geçirilen bölgelerde tarım faaliyetleri de desteklenmiş ve tarım ürünleri vergi kaynağı olarak kullanılmıştır. Moğol İmparatorluğu döneminde, özellikle Çin ve Türkistan'da, şehirleşme ve sanayi önemli ölçüde gelişmiştir. Şehirler, ticaretin merkezleri haline gelirken zanaatkârlar ve tüccarlar bu ekonomik faaliyetlerde önemli rol oynamıştır. Timur İmparatorluğu döneminde Semerkand ve Buhara gibi şehirler, hem ticaret hem de kültürel merkezler olarak büyük önem kazanmıştır. Türkistan coğrafyasının önemli bir bölümünü kapsayan İpek Yolu sayesinde uluslararası ticaret önemli gelişme göstermiştir. Bu ticaret yolları, Asya ile Avrupa arasında mal, kültür ve bilgi akışını sağlamıştır. Özellikle Altın Orda Devleti, İlhanlılar ve Timurlular bu ticaret yollarını kontrol ederek büyük ekonomik kazanç elde etmişlerdir. Ticaret kervanları, ipek, baharat, değerli madenler ve diğer lüks mallar taşıyarak devletlerin hazinesine önemli gelirler sağlamıştır. Timurlu Devleti'nde vergi sistemi, iktisadî yapının temel unsurlarından biriydi. Tarım ürünlerinden, hayvansal ürünlerden ve ticaret mallarından alınan vergiler, devletin malî yapısını güçlendirmiştir. Moğollar, ele geçirdikleri bölgelerde vergi düzenlemeleri yaparak yerel ekonomiyi kendi çıkarlarına göre organize etmişlerdir. Timurlular, ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla kendi paralarını bastırmış ve ticaretin güvenliğini sağlamak için çeşitli politikalar geliştirmişlerdir. İlhanlılar ve Timur İmparatorluğu gibi devletler, ticaret yollarında güvenliği sağlamak için karakollar kurmuş ve tüccarlara vergi muafiyeti gibi teşvikler sağlamışlardır. Yukarıda zikredilen unsurlar Timurlu Devleti'nin iktisadî yapısını geniş kapsamlı bir şekilde incelediğimizin çalışmanın bir özetidir. Bu çalışma giriş, dört bölüm, sonuç ve kaynakçadan oluşmaktadır. Giriş bölümü söz konusu çalışmada kullanılan kaynakların tanımından ibarettir. Çalışmanın İktisadî Yapının Üretim Süreci adlı birinci bölümünde şehir ve köylerde temel üretim faaliyetlerine değinilmiştir. Bu faaliyetler arasında zanaat, madenler ve dokuma ile ziraat ve hayvancılık bulunmaktadır. Çalışmanın Para ve Fiyat başlıklı ikinci bölümünde Timurlular dönemindeki darphaneler, para basımı, para birimleri, para türleri, unvan ve lakaplar ile hükümdarların para politikasına yer verilmiştir. Ticaret adlı üçüncü bölüm Timurlu coğrafyasındaki ticarete dair kapsamlı bir çalışmayı konu edinmektedir. Bu bölümde tacirler zümresi, hükümdarların ticaret politikaları, ithalat ve ihracat ile ticaret güzergâhları incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünü teşkil eden Maliye Teşkilâtı adlı dördüncü bölümde iktisadî yapının idare organizasyonu, devlet gelirinin temel taşını oluşturan vergiler ile vergi memurlarına değinilmiştir.

Fatih Bostancı
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

147/A numaralı Kürek Mahkûmları Kayıt Defteri'nin transkripsiyon ve metin incelemesi (H. 1248-1258/M. 1832/1833-1842/1843)

Bu tezde H.1248-1258/M.1832/1833-1842/1843 yılları arasında; zamanın siyasî, askerî, içtimaî ve özlük haklarını kapsayan konular ile ilgili suç ve ceza infazlarında kürek mahkûmu olarak belirtilen kişi veya kişilerin işledikleri suçlar üzerine bir inceleme yapılmıştır. Defterde yer alan suç mahalleri arasında ağırlıklı olarak İstanbul'un bazı semtleri olmak üzere (Ayvansaray, Tahtakale, Baruthane, Karamürsel, Beşiktaş, Galata, Edirne, Topkapı, Kasımpaşa, Beyoğlu…vb.) İznik, Erzurum, Edirne gibi muhtelif Osmanlı şehirleri yer almaktadır. İstanbul'un semtlerinde ve diğer şehirlerde tespit edilen suç vakaları sırasıyla; hırsızlık, öldürme ve yaralama, nizama aykırı hareketler, eşkıyalık olayları, firar etme, fahiş fiyat uygulaması, sahtekarlık, fahişe ile basılma, istismar, tecavüz vb. olmak üzere çeşitlilik arz etmektedir. Bu suçlar arasında, hırsızlık suçu fazlalık göstermektedir. Çalınan eşyalar arasında genellikle basma, yorgan, sim, halı, koyun, dana ve kayıklardan çalınan bakır vb. küçük eşyalar bulunurken, az da olsa ziynet hırsızlığına tesadüf edilir. İhbarlar ve suçüstü olmak üzere suçluların iki şekilde ele geçirildiği görülür. Tutuklamalar, defterde ahz ü girift ve derdest kavramlarıyla ifade edilmiş olup, bu terimler "tutup ele geçirme" anlamlarına gelmektedir. Mahkûmlar, kürek cezasından önce, hidemât-ı süfli olarak tabir edilen çöpçülük gibi hizmetlere veriliyordu. Bu gibi istihdam edilme yöntemiyle verilen cezaların dışında suçlulara; değnek darbı, zindana atılma, mahbûs, temür bendlik, pranga bendlik, tomruğa konulma gibi cezalar uygun görülmüştü. Zikredilen cezaların yanı sıra birkaç kayıt dışında geriye kalan tüm mahkûmlar; emaneten veya doğrudan küreğe gönderilmişlerdi. Defterde yer alan tabir ile ağırca hasta olanlar için ev hapsi cezası verilmişti. Suçlunun, bulunduğu yerden uzaklaştırılması veyahut kovulması da bir çeşit ceza olarak uygulanmıştı. Serbest bırakılmalar ise ıtlâk ve tahliye-i sebil kavramları ile ifade edilmişti. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Suç, Ceza, Kürek Mahkûmu.

Eylem Kente
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Fransa'daki Osmanlı Savaş Esirleri (1915-1918)

Birinci Dünya Harbi'nin dünya tarihinde pek çok yıkıcı etkileri olmuştur. Dört yıl süren bu savaşta siyasi, sosyal ve ekonomik olarak etkilenen ülkelerden biri de Osmanlı Devleti'dir. Devlet nezdinde yaşanan maddi ve manevi kayıpların yanında savaşta yaralanan, hastalanan ve hayatını kaybeden askerler de olmuştur. Bunlardan bazıları savaşın muhtemel sonuçlarından biri olan esaretle karşı karşıya gelmişlerdir. Fransızlar tarafından esir alınan askerlerin yanında pek çok sivil Osmanlı vatandaşı da esir alınmış ve çeşitli kamplarda tutulmuşlardır. Fransızlar tarafından esir alınan sivil- asker Osmanlı vatandaşlarının esir düştükten sonra kamplardaki yaşamları, kampların durumu, çalışma şartları, psikolojik ve sosyolojik durumları bu çalışmanın odak noktası olmuştur. Bu çalışmada Kızılay Arşivi, Devlet Arşivleri gibi birincil kaynakların yanında telif ve tetkik eserlerden elde edilen bulgular doğrultusunda Fransızlar tarafından esir alınan Osmanlı vatandaşlarının tutuldukları kamplardaki durumları ve esaret süreçlerinin nasıl seyrettiğine dair izlenimler çalışmanın sınırlılığını oluşturmuştur. Esirler esaret süreçlerinde maruz kaldıklarını, şikayetçi oldukları konuları Hilal-i Ahmer aracılığıyla mektup gönderdikleri aileleri ve Osmanlı yönetimine bildirmişlerdir. Esirler, psikolojik dayanışma ve mevcut koşulları lehlerine çevirerek çalışma ve diğer aktivitelerle (bowling, futbol, birdirbir oynama, dil öğrenme) esaret sürecinin kolaylaşmasına çaba göstermişlerdir. Kızılhaç Heyeti'nin raporlarında esirlerin durumu daha iyimser yansıtılmışken, esir mektuplarından şartların daha ağır olduğu anlaşılmıştır.

Hacer Kırmızıgöz
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

215/2 numaralı Urfa Şer`iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirmesi (H.1321-1324/M.1904-1906)

215/2 numaralı Urfa Şer`iyye Sicili'nin Transkripsiyon ve Değerlendirmesi (H. 1321-1324/M. 1904- 1906) başlıklı tez çalışmamızın transkripsiyonu ile defterde geçen belgelerin dava konuları belirlenip içerikleri ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı, 215/2 numaralı Urfa Şer'îyye Sicili'ndeki kayıtlar ışığında 1904-1906 yılları arasındaki Urfa halkının sosyal, iktisadi ve ticari hayatında yaşanan anlaşmazlıkları, kişiler arasındaki dava konuları, devlet ve vakıf kurumlarının işleyişi ile ilgili envanterleri ortaya çıkarmak olmuştur. Bunun yanında yapılan çalışma ile Şer'îyye Sicilleri'nin şehir tarihi araştırmalarındaki önemine dikkat çekilerek, Urfa'da yaşayan çeşitli ırk, dil, din ve mezhep gruplarının sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı ile ilgili ortaya konulan verilerle yerel tarih çalışması yapacak olan araştırmacılar için mütevazı bir katkı sağlamak amaçlanmıştır. XX. Yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde bulunan Halep Vilâyeti'ne bağlı Urfa Sancağı'nda yaşayan ailelerin ünvan ve lakapları, kişilerin hangi zümreden oldukları, meslekleri, çocuk sayıları, bu çocukların cinsiyet ve yaşları, eş durumları, mal varlıkları, evlerinde kullandıkları eşyaları, mehr ve nafaka miktarları ile ihtilafa düştükleri konular hakkındaki bilgilere ulaşılarak o dönemde yaşanan toplumsal olayların aydınlatılmasında önemli bir kaynak olacaktır. Tez çalışmamız; giriş, sonuç ve üç bölümden müteşekkildir. İlk olarak, kadının tanımı ve görevleri, kadıya yardımcı olan görevliler, kadıların suistimali ile beraber klasik dönem Osmanlı yargı sistemi ele alınmıştır. İzleyen kısımda ise, Tanzimat Dönemi'nde yapılan yargı reformları ile Tanzimat'tan sonra kurulan mahkemeler ve bu mahkemelerin Osmanlı toplum yapısına ve devlet idaresine yansıması hakkında ki bilgilere yer verilmiştir. İkinci aşamada, şer'iyye mahkemeleri, şer'iyye sicillerinin konuları ve içerikleri ile bu çalışmadan önce yapılan Urfa Şer`iyye Sicilleri'nin tanıtımı ve incelenenmiş olan 215/2 numaralı defterin dava konuları hakkında bilgiler yer almıştır. Defterde geçen yer isimleri meslek grupları, Müslim, gayrimüslim kişi isimleri, mahalle adları, vekil isimleri ve bağlı bulundukları mahalle adları çizelgeler şeklinde verilmiştir. Sicilimizde iktisadi hayatın geçtiği çarşı, pazar, han isimleri, kullanılan paralar, yeni kurulan vakıflar ile belgelerde geçen vakıf isimleri hakkında bilgiler aktarılmıştır. 215/2 numaralı defterin transkripsiyonu ve belge özetleri yapılmıştır. Bu kısımda öncelikle Urfa Livası'nda yaşanan toplumsal problemlerin mahkeme kayıtlarına yansıması, devletin içinde bulunduğu durumun yereldeki sonuçlarının anlaşılması ile birlikte buradan elde edilen bilgiler, defterimizin genel değerlendirme kısmına aktarılmıştır. Sonuç olarak, kapsamlı bir şekilde incelemiş olduğumuz 215/2 numaralı deftere göre, Urfa' da birbirine yakın dinî ve kültürel hayatın da oldukça etkisi bulunan farklı toplulukların, sosyal ve ekonomik hayatın içinde iç içe geçmişliğin verdiği geleneksel şehir hayatının İslamî anlayışla, sorunların giderilme noktasında mahkemelerin sonuçlandırdığı davalar ile ilgili çıkarımlar yapılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Osmanlı Devleti, Urfa, Şer'iyye Sicilleri, Mahkeme, Kadı.

Mahmude Ergin
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

221/1 Numaralı Urfa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı Devleti taşra yönetiminde önemli bir yere sahip olan adli ve mülki işleri idare eden yöneticilere kadı denilmektedir. Osmanlı Devleti'nde kadılar şer'i ve örfi yargı görevlerinin yanı sıra devletin askeri, dini konularında da geniş yetkilere sahiptiler. Kadıların mahkemelerde verdikleri kararların yazılı olduğu defterlere "şer'iyye sicili" denilmektedir. Kadı sicilleri resmi bir evrak niteliğine sahip olup, güvenilir tarihi kaynaklar kabûl edilir. Şeriyye sicilleri dönemin gündelik hayatını, ekonomisini ve sosyo-kültürel yapısını inceleyen araştırmacılar için son derece kıymetli birer belge niteliği taşımaktadır. "221/1 Numaralı Urfa Şer'iyye Sicili'nin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi'' adlı tez çalışmasında sicilin ilk 212 sayfalık bölümü esas alınmaktadır. Transkripsiyon çalışması iki ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında Kadı Sicilleri tanıtılarak Osmanlı kadılık teşkilatı hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde 221/1 numaralı Urfa Şer'iyye Sicili'nin tanıtımı, sicile konu olan davaların içerikleri, sicilde geçen şahıs isimleri, bölgede bulunan mahalle, nahiye ve köy adları ve transkripsiyonda takip edilen metoda yer verilmiştir. İkinci bölüm ise "221/1 Numaralı Defterdeki Davaların Özeti ve Transkripsiyonu" adını taşımakta olup davaların özetleri ve metin trasnkriptleri yapılmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında ise genel bir değerlendirilme yapılarak incelenen sicil defterindeki bilgiler ışığında Urfa şehrinin dini, sosyal, kültürel ve iktisadi yapısı hakkında bilgi verilmiştir.

Kadı sicilleriTarih
Zeynep Değirmenci
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Süleymaniye Sancağı (1784-1919) (Siyasî, fizikî, idarî ve sosyo-ekonomik yapı)

Süleymaniye Sancağı'nın 1784-1919 yılları arasını kapsayan tez çalışması, 1784'te Süleymaniye'nin kurulmasından Osmanlı İmparatorluğu'nun inkırazı ve İngilizlerin bölgeye gelişine kadar uzanan süreci ele almaktadır. Çalışmada, Süleymaniye Sancağı'nın kazaları ve köylerinin siyasî, idarî, sosyal, eğitim ve ekonomik yapıları incelenmiştir. Çalışmada öncelikle Süleymaniye'nin yer aldığı coğrafi konumun toplumunun fizikî ve kültürel yapısını nasıl etkilediği analiz edilmiştir. Daha sonra sancağın idarî yapısı incelenmiş ve sancakta bulunan sivil ve askerî birçok kurumun, mevcut eksiklikler ve sorunlara rağmen görevlerini yerine getirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal yapı bakımından Süleymaniye'de aileler, ağalar ve şeyhler dinî, siyasî güç ve konuma sahip olup, farklı dönemlerde şehirde meydana gelen olaylar üzerinde sürekli olarak etkili olmuşlardır. Süleymaniye hanedanlarının Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri ve çıkarları da çoğu zaman başta İran olmak üzere komşu ülkelerin etkisi altında kalmıştır. Sancaktaki eğitim sistemi, kuruluşundan Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine kadar cami odalarının öğrenci yetiştirmeye devam ettiği bir süreçte, modern okulların açılmasıyla gelişme göstermiştir. Süleymaniye'nin sahip olduğu verimli araziler, çeşitli ürünlerin yetiştirilmesine olanak sağlamıştır. Sancak sakinleri tarım dışında hayvancılık ve ticaretle de uğraşmışlardır. Sancağın Irak, İran ve Anadolu'nun kavşak noktasında yer alması, ticaretinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Betimsel analiz yöntemi ile hazırlanan tez çalışması arşiv belgeleri, seyyah notları ve diğer kaynaklardaki verilerden oluşmaktadır. Bu çalışmada ulaşılan en belirgin sonuçlar şunlardır: Süleymaniye Sancağı da dâhil olmak üzere Kuzey Irak'ta Osmanlı ve İran devletleri arasındaki sorunlar, mezhepsel nitelikten ziyade siyasî niteliğe sahiptir. Ancak güneyde daha çok mezhep sorunları ön plandadır. Kuzeydeki siyasî kriz ve müdahaleler, bir yandan İran Devleti tarafından Güney Irak'ı işgal etmeye yönelik iken diğer yandan ailelerin devlet iktidarına karşı isyanları ile ilgilidir. Ayrıca aileler arasında siyasî iktidar mücadelesi, ailelerin ve iktidardaki şahısların toprakları ele geçirme çabaları, Yoksulluğa mahkûm bırakılması ve hatta maaşların ertelenmesi gibi sorunlar da tespit edilmiştir.

Ashtı Rahman Bakr
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Midhat Paşa döneminde Irak'ta idari ve mali reform

Midhat Paşa'nın 1869-1872 yılları arasında Irak'ta yaptığı reformlar genelde Osmanlı İmparatorluğu'nun, özelde de Irak devletinin tarihinde hususî bir değer ve öneme sahiptir. Çünkü 3,5 yıl içinde yapılan reformların etkisi Irak'ta durumu tamamen değiştirmiş, ülke için yeni bir dönem başlamış, nüfusta da kayda değer bir artış yaşanmıştır. Irak dönemsel olarak ekonomik ve siyasi çöküş yaşamıştır. Bazı dönemlerde ülke yeniden canlanmaya çalışmış ve refah dönemleri yaşanmıştır. Çünkü Irak, elverişli iklim koşullarına ve topraklara sahip bir ülkedir. Bugün Irak'ın, sadece yer üstü değil bundan daha da ileri seviyede olmak üzere yer altı zenginliklerinden de bahsetmek mümkündür. Fakat tüm zenginliğine rağmen nüfusun çoğunluğu yoksulluk sınırının altındadır. Bu durumun oluşmasının temel nedenleri arasında, Irak'ın doğal kaynaklarının israf edilmesi ve yolsuzluklar yer almaktadır. Midhat Paşa'nın Irak'ta başlattığı reform süreci, pek çok sorun ve dirençle karşı karşıya kalmıştır. Benzer şekilde bugün de reform kanununun yürürlüğe girmesi, hüküm ve ilkelerinin uygulamaya konulması sonrasında ülkede, birçok siyasi engel baş göstermiştir. Reform tasarısının yolsuzluklara zemin hazırlaması ve onların güç ve sermayelerini sınırlaması bunun temel nedenleri olarak gösterilebilir. Bu hususlar göz önüne alındığında reform tasarısının uygulanması aşamasında irade, adalet ve güce gereksinim ve ihtiyacın varlığı ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Midhat Paşa'nın hayatı ve politik mirasına dair kapsamlı bir bakış sunmak, aynı zamanda onun Osmanlı İmparatorluğu tarihinde ve başta Irak olmak üzere reformist etkisini ve katkılarını vurgulamaktır. Tezimizde, genel olarak kişiliği, ve yenilikçi faaliyetleri üzerinde durulmuştur. Ayrıca Midhat Paşa'nın valiliği döneminde, Irak'ta gerçekleştirilen reformlar konusu üzerinde çalışılarak, idarî malî reformları detaylı olarak ele alınacaktır. Bu alanda iyi bir bilgi birikimine sahip olmak, araştırma yaparken ve tezimi yazarken uzmanlık kazanabilmek, aynı zamanda Türkiye'de iki yıldır üzerinde çalıştığım konular hakkında edindiğim bilgileri kullanabilmek de tarafımdan temel amaçlar olarak belirlenmiştir. Midhat Paşa'nın 1869-1872 yılları arasındaki valilik süreci araştırmanın konusunu içermektedir. Onun Irak'taki görevi sürecinde, her alanda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Üç yıl süren valilik döneminde yapılan reformlar değerlendirilmektedir. Midhat Paşa, siyasi alanda Avrupalı devletlerin politikaları ve uygulamalarından etkilenmiş, bunların temel ilkelerini Osmanlı Devleti'nde, özellikle de başta Irak olmak üzere Arap ülkelerinde uygulamaya çalışmıştır. Araştırmamız dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Midhat Paşa'nın biyografisi ve kişiliğine temas edilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise Midhat Paşa'nın idarî alanda geniş siyasi faaliyetleri ve ilk Osmanlı anayasasındaki başlıca rolü ele alınmaktadır. Üçüncü bölüm idarî reformların incelendiği kısımdır. Dördüncü bölümde ise malî ve ekonomik reformlara değinilmiştir.

Alan Sherzad Mohammed Mohammed
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Balıkesir Milletvekili Nevzat Cihat Bilgehan'ın siyasi faaliyetleri (1961-1980)

Türkiye'de meclisin açılışı ve Cumhuriyet rejiminin uygulanmaya konulmasına müteakip, siyasi alanda önemli değişiklikler olmuştur. Özellikle çok partili siyasal sistemde hem farklı görüşten hem de farklı sosyolojik yapılara sahip bireylerin mecliste aktif olmasıyla, siyasetçi profili zenginleşti. Özellikle 1946 yılından itibaren çok partili siyasal hayatın uygulanması, milletvekili adaylarında tek bir merkezin kabulü gerçeğini değiştirdi. 1960 yılında gerçekleşen askeri darbe sonrası tekrar sivil yönetime geçiş sürecinde de Türkiye, çok partili siyasal sistemi aktif tuttu ve bu sayede siyasetçi kimliğinin farklılığı devam etti. 1980 askeri darbesine kadar geçen yirmi yıllık sürede bazı siyasetçiler tek dönem görev yaparken bazıları da bu sürede pek çok defa ve farklı konumda ülke yönetimine dahil oldular. Bu anlamda verilebilecek örnek siyasetçilerden birisi Nevzat Cihat Bilgehan'dır. Bu çalışmada Bilgehan'ın hayatı ve siyasi faaliyetleri hakkında inceleme yapılmıştır. Yirmi yıllık dönemde sürekli Balıkesir ilinden seçilen Bilgehan, sade bir milletvekili olmanın yanında farklı sorumlulukları olan bakanlık konumlarında bulunarak yaklaşık yirmi yıl siyasette aktif bir isim olmuştur. Siyasi kimliklerin faaliyetlerinin çalışılmasında TBMM kayıtları önemli bir yer tutar. TBMM meclis tutanakları bu çalışmanın ana kaynağı olmuştur. Devlet arşivlerinden edinilen çeşitli belgeler, basın ve telif eserlerinden yararlanılmıştır. Bu doğrultuda Bilgehan'ın bakanlık ve milletvekilliği döneminde mecliste önergeler, konuşmaları, sorulara cevapları ve takrirlerine yer verilerek siyasi faaliyetleri açıklanmıştır. Ayrıca kısa bir biyografisine yer verilmiştir. Nevzat Cihat Bilgehan Adalet Partisi'nin kurucularından olup, beş dönem kesintisiz Balıkesir ilinden milletvekili seçilmiştir. Suat Hayri Ürgüplü Koalisyon Hükümeti'nde 20 Şubat 1965'te Milli Eğitim Bakanı, Demirel'in 27 Ekim 1965'te kurduğu 30. Hükümet'te Devlet Bakanı, 14 Kasım 1966 tarihinde yapılan kabine değişikliğinde ise Maliye Bakanı olarak görev yaptı. Beşinci Demirel Hükümeti 21 Temmuz 1977 ile 5 Ocak 1978 tarihleri arasında ikinci kez Maliye Bakanı oldu. Aynı hükümette 14 Ekim 1977 ile 28 Ekim 1977 tarihleri arasında Millî Savunma Bakanlığı görevini vekâleten yürüttü. Bilgehan eğitim, ekonomi, siyasi, güvenlik ve sosyal alanda birçok çalışmalarda yer almıştır. Bu görevleri yürütürken söz alma, öneri verme ve teklif verme şeklinde yapmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Nevzat Cihat Bilgehan, Adalet Partisi, Balıkesir, 27 Mayıs Darbesi

Süha Ayaydın
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

211 numaralı Urfa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon vedeğerlendirmesi

211 Numaralı Urfa Şer'iyye Sicilinin incelendiği bu çalışma, H. 1292-1293/M. 1875-1876 tarihleri arasındaki dava tutanaklarını tahlil eder. İki yüz yirmi sekiz sayfadan oluşan sicil defterinde; tereke taksimi, vasi/vasiye tayini, alacak-verecek işlemleri, miras, mehir ve nafaka davalarını konu alan kayıtlar mevcuttur. Mahkemeye intikal etmiş hukuki işlemleri içeren bu kayıtlar bir yıllık bir süreyi kapsamaktadır. Mahkemeye başvuruların geneli şehir merkezindeki mahalle sakinleri tarafından yapılmış olup, az da olsa kırsal bölgelerden Urfa kadı mahkemesine başvuruların olduğu görülür. Tereke kayıtları maddi kültür öğelerini barındırdığından, gündelik hayatta kullanılan pek çok kişisel eşya listelenebilmiştir. Hukuken çocukların hak ve gözetimini konu alan vasi/vasiye tayin işlemleri ise bakıma muhtaç bir yetimin rüşt yaşına kadar muhafaza biçimini ortaya koymaktadır. Şehir sakinlerinin birbirleriyle alacak-verecek işlemleri ise dolaylı şekilde dönemin ekonomik durumuna ayna tutmaktadır. Miras bölüşümleri, aile üyelerinin reflekslerini görmeye, mehir ve nafaka davaları ise Urfa kadınlarının hak arayış biçimlerini tahlile imkân tanımaktadır. Dolayısıyla yerel tarih araştırmaları için son derece önemli bilgiler içeren bu kayıtlar; dönemin sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı hakkında fikirler verecek nitelikte kaynaklar olarak öne çıkmaktadır.

Ebru Ataş
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaçağ Türk Devletlerinde kadınların savaşa olan etkisi (Büyük Selçuklular, Harzemşahlar, Türkiye Selçukluları, Timurlular, Akkoyunlular ve Karakoyunlular)

Bu tez çalışması Ortaçağ'da kadınların siyasete ve savaşa etkilerini incelemekte ve kadınların siyasetteki oluşlarının önemini anlatılmaktadır. Ortaçağ süresince, kadınlar siyasi kararların alınmasında, yöntem belirlenmesinde ve hatta taht kavgalarında etkili roller üstlenmişlerdir. Ancak bu üstlendikleri roller genellikle erkek egemen siyasi ortamında gölgede kalmış ve tarih kayıtlarına yeterince geçilmemiştir. Büyük Selçuklu Devleti, Harezmşahlar Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti, Timurlu Devleti, Karakoyunlu ve Akkoyunlu Devleti'nde kadınların siyasete etkileri ve kadınların savaşa etkileri tez çalışması on iki ana başlıktan oluşmaktadır. Tez çalışmamız ortaçağdaki sultanların eşlerinin, annelerinin, kızlarının ve kız kardeşlerinin siyasetteki önemini ve hanımların devlet siyasetindeki etkilerini, devlet içindeki konumlarını ve onların saraydaki etkilerini anlatmaktadır. Bu hatunlar devletin iç ve dış ilişkilerinde üstlendikleri önemli görevler ile devletin siyasetine yön vermişlerdir. Bu hatunlar üstlendikleri bu görevler ile bazen devleti kurtarırken, bazen de bu üstlendikleri görevleri hırslarından dolayı devleti yıkıma götürecek duruma getirmişlerdir. Bu hatunlar bazen siyasi evlilikler de yaparak devleti güçlendirmişler bazen de bu evlilikler bir savaş nedenine sebebiyet vermişlerdir. Ortaçağ'da kadınların siyasete ve savaşlara etkilerini anlamak, sadece siyasi tarih açısından değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel açıdan da önemlidir. Kadınların siyasi kararlara etki etme biçimleri dönemin toplumsal yapıları ve kadınların sahip olduğu sosyal statüler hakkında bize önemli bilgiler vermektedir. Ortaçağ'da kadınların siyasete ve savaşa etkilerini anlamak, kadınların tarihsel rollerini ve siyasi mücadelelerini daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu tez çalışması Ortaçağ'da kadınların siyasete ve savaşlardaki rollerini tanıma fırsat verecektir.

Sedat Cantaş
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bernard Lewis'e göre İslam dünyasında inanç, kimlik, gelenek ve mekân

VII. yüzyıldan itibaren İslam, Arap coğrafyasında yayılmaya başlamış ve bu dönemden itibaren Hristiyanlık ve Müslümanlık etkileşim içerisinde kalmıştır. Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren Hristiyan dünyasını araştırmaya değer görmediğinden Avrupa hakkında neredeyse hiç bilgi sahibi değildi. İslam medeniyeti, gerileme başladığında Batı'yı dikkate almanın gerekliliğini anladılar. Uygulamalarını incelemeye alarak gerilemeye engel olmak adına yenilikler yapmışlardır. Bunu yaparken ise farkında olmadan Batı etkisi altında kalmışlardır. Bu çalışmanın konusu, İslam tarihi alanında, eserleri dikkat çeken araştırmacılardan olan Bernard Lewis'in İslam dünyasına bakış açısını incelemektir ve bu çalışma ile onun tarihçiliğinin daha iyi yorumlanması amaçlanmaktadır. Araştırmamız, Lewis'in Türkçeye çevrilmiş tüm eserlerinin incelenmesi ve bu incelemelerin inanç, kimlik, gelenek ve mekân başlıklarına bağlı kalarak sentezlenmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. Lewis hakkındaki diğer çalışmaların katkıları da sağlanarak, yeni bir açıdan incelenmiştir. Daha önce hazırlanan tezlerin içeriklerinde, bir nevi Lewis'in kitaplarının özetlerine ve açıklamalarına daha çok rastladığımız için içerik itibarı ile bizim çalışmamızda; eserlerinin ışığında İslam medeniyetini, Batı kültürünü ve bu iki medeniyetin farklılıkları ile bir arada yaşama tecrübelerine, sosyal hayatlarına, İslam toplumunda Batı etkisine değinilerek alt başlıklar halinde düşüncelerine yer verilmektedir. Bernard Lewis, tarihçiliği hakkında üzerine daha çok çalışmalar yapılması gereken önemli bir kişiliktir.

Kübra Kaytan
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

El-İbaziye'de (Doğu'da Umman'dan Batı'da Kuzey Afrika'ya kadar) hicri 1. yüzyılın ortasından 3. yüzyıla kadar siyasi ve fikri hareketler

İbaziye mezhebi, Hicri 1. yüzyılın ortasından 3. yüzyılın sonlarına kadar Doğu'da Umman'dan Batı'da Kuzey Afrika'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada önemli siyasi ve fikri hareketlere sahne olmuştur. Erken dönem İslam tarihinde ortaya çıkan bu mezhep, farklı bölgelerdeki siyasi yapılar ve toplumsal hareketlerle yakın ilişki içinde bulunmuştur. İlk dönem liderlerinin faaliyetleri ve bu dönemdeki mezhepsel ayrışmalar, İbaziye'nin şekillenmesinde kilit rol oynamıştır.İbaziye mezhebinin yayılma sürecinde, yerel otoritelerle ilişkiler, siyasi mücadeleler ve bu mücadelenin fikir dünyasına yansımaları incelenmektedir. Mezhebin teolojik ve hukuki görüşlerinin gelişimi, bu dönemdeki diğer İslami akımlarla olan etkileşimleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Çalışma, söz konusu dönemde İslam dünyasının siyasal ve entelektüel dinamiklerine ışık tutmaktadır.

Mezhepler tarihi
Sufıan Khaıradeen Yaseen Yaseen
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Anadolu'sunda askerî Güç: IV. Ordu Teşkilâtı (1863-1911)

Askerî sahadaki değişim, dönüşüm ve teknolojik gelişmeler, Osmanlı Devleti'nde de modernleşme süreciyle birlikte ordu teşkilâtında düzenlemelerin yapılmasını beraberinde getirmiştir. Özellikle "vatan" kavramının da ortaya çıktığı XIX. yüzyılda toprakları muhafaza etmek amacıyla askerlik hizmetinin zorunlu kılınması, "ordu-millet" idealinde topyekûn seferber edilmeye hazır birliklerin kurulmasının yolunu açmıştır. Askerî birliklerin sürekli arttırılması ve makinenin çarklarına sistemli bir şekilde eklemlenmesi amacıyla organizasyonda düzenlemelere gidilmiş ve ordunun idare, sevk ve koordinasyonunda muharip ve yardımcı kuvvetlerin daha iyi hareket kabiliyetine sahip olması için gayret gösterilmiştir. Mevcut sınırları koruma ve iç güvenliği sağlamanın yanı sıra seferber edilmeye hazırlanan askerlerden profesyonel bir ordu kurmak için sorunlar yaşansa da uzman personel ve teknoloji transferi yapılmış, askerlerin diğer ihtiyaçlarının karşılanmasına da büyük bir önem verilmiştir. Bu çalışmada, Osmanlı askerî organizasyonunda modernleşme sürecinde bölgesel orduların oluşturulmasıyla 1843'te Anadolu Ordusu olarak kurulan, 1863'te IV. Ordu ve 1911'de ise III. Ordu Müfettişliği adını alan ordunun 1863-1911 yılları arasındaki teşkilâtı incelenmektedir. Anadolu'ya açılan kapının sıfır noktasında Rusya ve İran sınırlarında konuşlandırılan IV. Ordu; sadece dış tehditlere karşı değil, aynı zamanda ayrılıkçı milliyetçi hareketlere ve muhtelif iç unsurlara karşı asayişi sağlamak amacıyla etkin bir şekilde kullanılmıştır. Bölgedeki neredeyse bütün gelişmelerde aktif bir merkez konumunda olan IV. Ordu, merkezî otoritenin temsilinde de dinamik bir rol üstlenen stratejik bir organizasyondur. Bu süreçte askerî alandaki gelişmeler ve mevcut sosyopolitik olayların etkisinde de şekillenen IV. Ordu'nun asker mevcudunun arttırılması, eğitilmesi, en modern silah ve teçhizatla donatılması, organizasyonunda değişim ve dönüşümlere gidilmesi ve stratejik noktalara konumlandırılması için kesintisiz olarak çaba gösterilmiştir. Orduya bağlı birliklerin yürüttüğü faaliyetlerde başarıya ulaşmasında arka planındaki iletişim, ulaşım, sağlık gibi lojistik desteğin kusursuz işleyebilmesi için de malî kaynak sağlanmaya çalışılmış ve karşılaşılan sorunlara çözüm yolları aranmıştır.

İsmail Yakan
Harran University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

217 numaralı Urfa şer'iyye sicili'nin (H.1317-1320/m.1899-1902) 238-487 sayfalarının transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı hukuk sistemi iki temel yapıdan oluşmaktadır. Birincisi İslamiyet öncesi Orta Asya göçebe geleneğinden gelen örfi hukuk diğeri ise İslamiyet'in kabulü sonrası tatbik edilmeye başlanan Şer'î hukuktur. Bu bağlamda İslam hukuk sistemi içerisinde görevli kadılar tarafından tutulan şer'iyye sicili dediğimiz mahkeme kayıtları çalışmamıza konu olmuştur. Üzerinde çalıştığımız 217 numaralı Urfa şer'iyye sicilinin ikinci bölümü 125 varak 258 sayfadan oluşmaktadır. Sicilin son bir kaç sayfasındaki tahrip olan ve eksik bölümler hariç büyük bir ölçüde okunabilmiştir. Defterin kayıt altına alındığı dönem çok kısa bir süre olmasına karşın içerdiği belge çeşitliliği itibariyle sosyal yaşama dair mühim bilgiler elde edilmesi bakımından önem taşımaktadır. Defterde yer alan belgeler konulara göre tasnif edilğinde en fazla karşımıza çıkan belge türünün 190 adet ile vekil tayini olduğunu görmekteyiz. Bunu 42 belge ile alacak-verecek ve 36 belge ile miras taksimi takip etmektedir. Mahkemeye başvuran davalı, davacı ve şahitlerin kimliği üzerinden toplumun etnik yapısı hakkında bilgi sahibi olmakla birlikte yine bu şahısların yerleşim yerlerinin belirtilmesi sayesinde Urfa'nın mahhale, köy ve kazâlardan oluşan çok sayıdaki yerleşim biriminin ismini tespit edebilmekteyiz. Aynı zamanda şahısların ismi ile beraber kullanılan lakaplar ve ünvanlar vasıtasıyla kişilerin hangi mesleği icrâ ettiğini görebilmekteyiz. Sicilde yer alan resmi görevlilerin atama belgeleri ile bölgede hangi vakıfların, medreselerin dolayısıyla Urfa'nın eğitim kurumları diye sayabileceğimiz mederese ve vakıf isimlerine rastlamaktayız. Sonuç olarak tezimizin amacı Osmanlı döneminde Urfa'nın sosyal ve kültürel yaşantısına dair bilgi vermeyi hedeflemiştir.

Semiha Eriten
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Büveyhîlerde iktisadî hayat

Bir asırdan fazla süren Büveyhîler dönemi, İslam tarihinin önemli dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Hicri 4. yüzyılda Abbasîlerin zayıflığından yararlanan Büveyhîler, H. 334 / M. 945 yılında Arap İslam Halifeliğinin başkenti olan Bağdat'ı ele geçirerek, H. 447 / M. 1056 yılında Selçukluların eline geçene kadar sürecek olan emirliklerini kurdular. Büveyhîlerin iktidara geldiği dönemde halifelik; siyasî, idarî ve özellikle çalışmamızın konusu olan ekonomik çalkantılarla önemli gerilemeler yaşıyordu. Bu durum, Adudüddevle (949-983) döneminde yakalanan refah, ilerleme ve istikrar ile birlikte değişmeye başladı. Devlet, kötü gidişatı iyileştirmek için tarıma ve ticarete güvendi. Bu bağlamda da ilk olarak, hazinenin birincil kaynağı olan tarım arazilerini kontrol etti ve mülkiyet biçimlerini siyasî çıkarlarına hizmet eden ve vergi gelirlerini garanti eden bir çerçevede yeniden düzenledi. Sonra, bol gelir sağlayan ticarî faaliyetlerini artırma yoluna gitti. Halifeliğin bölgelerini ve eyaletlerini sıkı bir şekilde kontrol ederek ticaret yollarının güvenliğini sağladı. Dönemin sanayi ürünlerini artırdı ve komşu ülkelere ihraç etti. Ayrıca üzerinde emirlerinin isimlerinin ve unvanlarının yazılı olduğu sikkeler bastırdı. Tüm bunlar Büveyhîler'in iktisadî hayatını canlandırdı. Çalışmada da tüm bu süreç araştırılmış ve Büveyhîler'in döneme ve bölgeye olan etkisine odaklanılmıştır.

Karzan Faqe Mohammed Mohammed
Harran University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ahkâm defterlerine göre Bosna'dan merkeze yansıyan şikâyetler (1742-1867)

Merkez-taşra ilişkileri çerçevesinde şekillenen Osmanlı adalet sistemi, insanların doğrudan merkezi otoriteye ulaşabildiği şikâyet mekanizmasıyla dikkat çekmektedir. Bu mekanizma, taşradan Divan-ı Hümayun'a iletilen şikâyetler aracılığıyla işlemekteydi. Şikâyetler doğrudan veya farklı başvuru kanallarıyla merkeze ulaştırılabiliyordu. İletilen şikâyetlere ilişkin alınan kararların birer sureti, ilgili bölgeye özel olarak düzenlenen ahkâm defterlerine kaydedilmekteydi. Bu defterlerden biri olan Bosna ahkâm defterleri, çalışmanın temel kaynağını oluşturmaktadır. Çalışmada 1742-1867 yılları arasında Bosna eyaletinden merkeze iletilen şikâyetler incelenmiştir. Şikâyetler hem yöneticiler hem de reaya tarafından bireysel veya toplu şekilde yapılmıştır. İncelenen şikâyetler üzerinden, şikâyetçilerin hangi konularda merkeze başvurduğu, bu başvurulara ne tür çözümler üretildiği ve taşradaki yetkililerin bu süreçteki rolleri ayrıntılı olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Şikâyetlerin içeriği çeşitlilik arz etmektedir. Toprak ve toprağa bağlı vergilerle ilgili anlaşmazlıklar, şikâyetlerin başında gelmektedir. Bunu, zulüm ve yolsuzluğa başvuran yöneticilerin görev ve yetkilerini kötüye kullanmaları takip etmektedir. Yöneticiler, genellikle vergi tahsil edememekten şikâyet ederken, halk ise onları fazla vergi istemekle suçlamışlardır. Mirasa ilişkin şikâyetlerde daha çok varislerin ve mirasla ilgisi olamayan şahısların çıkardığı problemler göze çarpmaktadır. Borçların tahsilinde yaşanan zorluklar da şikâyet sebebidir. Gasp, yağma, hırsızlık, cinayet, darp, tecavüz gibi suçlara ilişkin şikâyetlerin çoğu, eşkıyalık, mütegallibelik faaliyetleri veya halk arasındaki çatışmalardan kaynaklanmaktadır. Vakıfla ilgili şikâyetler ise vakfın idaresi, gelirleri ve hizmetlileriyle ilgilidir. Şikâyetlerin çözümünde genellikle "kanun üzere" ya da "şer'le" hareket edilmiştir.

Ömer Bayramoğlu
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı İmparatorluğu'nda Adana ve Erzurum Reji İdaresi (1883-1925)

Osmanlı İmparatorluğu'nda dış borçlar ve bunun ödenmesi en önemli gündem maddelerinden birisi olmuştur. 1883'ten imparatorluğun dağılışına kadar bir şirket bu ürünün tarladan nihai tüketiciye kadar her adımında söz sahibi olmuştur. Bu imtiyaza sahip olan Reji Şirketi ülkenin merkezinde kurumsallaşmakla beraber, taşrada teşkilatlanmıştır. Şirkete bağlı olarak kurulan Adana Reji İdaresi ile Erzurum Reji İdaresi'nin incelendiği bu çalışmanın temel amacı; çok uluslu sermayeyle kurulan Reji Şirketi'nin Adana ile Erzurum Vilâyetlerinde siyasî, iktisadî ve sosyal koşullar üzerinde oluşturmuş olduğu etkileri tespit etmektir. Şirketin bölgedeki uygulamalarından dolayı üretici, tüketici, tüccar ve imalatçılarla yaşamış olduğu sorunların neler olduğu saptanmaya çalışılmıştır. Ayrıca tütün sektöründe 42 yıllık tekel imtiyazını üstlenen şirketin, genelde Osmanlı, özelde ise Adana ile Erzurum ekonomisi açısından öneminin ne olduğuna odaklanılmıştır. Yine buradan hareketle Adana Reji İdaresi ile Erzurum Reji İdaresi'nin sorumluluğu altında bulunan bölgelerde tütünle ilgili meydana gelen her türlü gelişme çalışma kapsamına dahil edilmiştir. Bu çerçevede çalışmanın giriş bölümünde Adana ve Erzurum Vilâyetlerinin tarihçeleri ile idarî taksimatı hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Çalışmanın ana bölümlerinde tütünün tarih sahnesine çıkışı ve Reji Şirketi'nin denetimine girene kadar Osmanlı İmparatorluğu'nda gelişimine değinilmiştir. Daha sonra şirketin her iki vilâyetteki teşkilat yapısı ile kadro oluşumu, şirketin bölgedeki tütün kontrolü ve uygulamaları, bu uygulamalara karşı oluşan kaçakçılık tepkisi ile kaçakçılığı önlemeye yönelik oluşturulan kolculuk teşkilatında meydana gelen gelişmeler değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Tüm bunlar daha çok birincil kaynaklara müracaat edilerek gün ışığına çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birincil kaynağı Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri'nden temin edilen belgeler, salnameler, kanunname ve nizâmnâmelerinden oluşmaktadır. Birincil kaynaklardan başka pek çok telif eser de çalışmaya katkı sağlamıştır. Bu çerçevede yürütülen çalışmanın pek çok bulgusu vardır. Bunlardan bazıları, şirketin geç dönem Osmanlı İmparatorluğu'nun önemli vilâyetlerinden olan Adana ile Erzurum'da tütün ekonomisinin tasviriyle ilgili önemli bir konuma sahip olduğu ve her iki vilâyette kalabalık bir kadro yapılanmasıyla muazzam bir teşkilat yapısı oluşturduğudur. Bunlardan başka her iki vilayette bu ürün ve üzerindeki imtiyazdan kaynaklı birçok kaçakçılık faaliyetinin gerçekleştiği ve bunlarla ilgili adlî süreçlerin işletildiği, çalışmanın diğer bulguları arasındadır.

Mustafa Dağ
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

XVIII. yüzyılda Ruha'da mütegallibe hareketleri

Mütegallibe hareketleri Osmanlı Devleti'nin birçok eyalet ve sancağında görülmüş bir olgudur. Mütegallibe hareketleri eyaletlerin sosyolojik durumuna, bölgesel konumuna, merkeze uzaklığına ya da yakınlığına göre değişiklik göstermiştir. Dış dünya ile parasal dengenin Osmanlı Devleti aleyhine bozulması, devlet hazinesinin paraya ihtiyaç duyması, ihtiyaç duyulan parayı iltizam ve malikâne sistemi ile bulmaya çalışması mütegallibe hareketlerini palazlandıran önemli etkenlerdir. Mütegallibe hareketleri 18. yüzyılda Ruha sancağında hızlı bir şekilde artmıştır. Osmanlı Devleti'nin birçok eyalet ve sancağında mütegallibe hareketleri araştırılmış ve üzerinde çalışılmış olmasına rağmen Ruha sancağında bu türden bir kapsamlı çalışma yapılmamıştır. Ruha sancağında mütegallibe, cebabire, eşirra, zaleme hareketleri azımsanamayacak kadar çoktur. Bu nedenle mütegallibe hareketleri dört ana bölümde incelenmiştir. Bazı aşiret ağalarının Rakka (Ruha) beylerbeyi olması ile sonuçlanan mütegallibe hareketleri bölgesel vali rekabetlerinin ve entrikalarının da ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ruha'da kamusal görev icra eden askerî sınıf, bir yönü ile mütegallibe olmuş ve reayaya zulmetmişlerdir. Bu memurlar bir yönü ile mağdur durumuna da düşmüşler ve kimi zaman mütegallibeler tarafından baskı altında tutulmuşlardır. Ruha'da sosyal barışı zedeleyen önemli durum ise bazı kesimlere tanınan vergisel muafiyetlerdir. Ruha'da vergiden muaf olan kesimler ahali ve askerî kesimler tarafından sıkıştırılmış ve baskı altında tutulmaya çalışılmışlardır. Ancak devletin dili adalettir. Devlet kendisinin bizzat vergi muafiyeti verdiği kesime yönelik bir şikâyet olduğunda, bu şikâyette haklı olan taraf devlet tarafından korunmuştur. Ruha sancağı içerisinde çeşitli toplum kesimlerine ait mütegallibeler olduğu gibi Ruha sancağı ahalisine dışarıdan baskı yapan mütegallibeler de olmuştur. Mütegallibe hareketlerinin araştırıldığı bu tez, reaya sınıfının şikâyetlerini odak merkezi yapması açısından bir anlamda zulme uğrayanların, ötekileştirilmişlerin de araştırıldığı, incelendiği bir tezdir. Mütegallibe ve âyanların zulümlerine karşı Osmanlı Devleti, Rakka (Ruha) valisine ve Ruha kadısına ve diğer yöneticilere reayanın himaye edilmesi, hakkının korunması konusunda ısrarlı yazılar göndermiştir. Devlet suç irtikâp eden görevlilerini görevlerinden almaktan çekinmemiştir.

RakkaRuha Sancağı
Murat Polat
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sicill-i Ahvâl kayıtlarına göre Osmanlı bürokrasisinde Halep doğumlu gayrimüslim memurlar

Devletlerin yönetiminde en önemli unsuru insan gücü oluşturur. Hem merkez taşra ilişkilerini güçlendirmek hem de bürokratik işlerin süratli yapılması amaç edinilir. Bunu yaparken halkın yönetimde katkı sağlama ve devletin bir parçası olma gerçekliği söz konusudur. Yönetilenler, sağlanan imkânlar liyakat ve ihtiyaçlar doğrultusunda yönetimde söz sahibi olarak, devletin devamlılığında önemli bir rol oynarlar. Elbette bu tür gelişmelerin sağlanabilmesi için yönetim ve istihdam sistemlerinin uygun hale getirilmesi gereklidir. Osmanlı Devleti'nde bu tür gelişmelerin yaşandığı dönem 19. yüzyıla isabet eder. Çok geniş bir coğrafyaya sahip olan devletin aynı zamanda vatandaş portföyü zengindi. Pek çok kıtada varlık gösterirken güçlü bir merkezi otoriteyle birlikte taşra devlet olmaz hissiyatını önemsemişti. Devlet, bunu yaparken istihdamda çeşitliliği artırmıştır. Tanzimat ve Islahat Fermanları gibi önemli iki hukuki düzenleme bu çeşitliğin zeminini oluşturmuştur. Bu gelişmeyle gayrimüslimlere de devlet yönetiminde yer alma hakkı tanınmıştır. Gayrimüslim unsurun da bürokraside yer almasıyla devletin topraklarında personel çeşitliliği artmıştır. Bu çeşitliliğe devletin pek çok bölgesinden katkılar gerçekleşmiştir. Genellikle kültürel gelişimi yüksek olan vilayetler burada öne çıkmıştır. Halep bu vilayetlerden birisidir. Önemli bir ticaret güzergâhında bulunması, farklı inanç ve dil mensuplarını barındırması bu anlamda etkili olmuştur. Bundan başka eğitim kurumlarındaki üstünlüğü de önemlidir. Bu sebeple çalışmada Osmanlı bürokrasisinde istihdam edilen gayrimüslimler Halep doğumlu olanlar özeline odaklanmıştır. Tezin ana fikri, Osmanlı Devletinde gayrimüslim memurlarının kariyer imkânlarının olduğu ve çoğunun bunda başarılı olduğudur. Tespitler sonunda 25'i Rum, 41'i Ermeni, Yahudi ve diğer gayrimüslim unsura mensup 66 memurun kayıtları incelenmiştir. Çalışma daha çok Osmanlı Arşivlerinde bulunan ve memurların özgeçmişlerinin tutulduğu alındığı Sicill-i Ahval kayıtlarından yararlanılarak üretilmiştir. Bundan başka telif eserlerden yararlanılmıştır. Halep doğumlu gayrimüslim memurların önemli düzeyde eğitim aldıkları, çoğunun birden fazla dile hâkim olduğu, önemli bir kısmının görevlerinde başarılı olduğu, usulsüzlükleri halinde hukuki süreç işletildiği ve başarı durumlarında mükâfatlandırıldıkları çalışmanın önemli bulguları arasındadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Tanzimat Fermanı, Halep, Gayrimüslim, Sicill-i Ahval, Bürokrasi

BürokrasiHalep SancağıSicill-i Ahval Defterleri+1
Zeynep Ötkün
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Vilâyât-ı Umûm Müfettişi Ahmet Şakir Paşa'nın Muhaberât Defteri (1311-1315) transkripsiyon ve değerlendirme

Bu tez çalışmasında, Anadolu vilayetlerini teftişe memur edilen Ahmet Şâkir Paşa'nın yazdığı Muhâberât suretlerini içeren defter (1311-1315) aracılığıyla Anadolu'nun 19. yüzyılına dair daha önce ortaya konmuş çalışmalar bağlamında eleştirel transkripsiyon çalışması yapılmıştır. Osmanlı Devleti Dönemi'nde 19. yüzyılda önemli bir şahsiyet olan Şâkir Paşa, devlet kademelerinin birçoğunda görev almıştır. Paşa'nın; devlet kademelerinde aldığı görevler ve görev esnasında kaydını tuttuğu defter doğrultusunda çalışmalarını incelemek, yapmak istedikleri, yaptıkları ve yapamadıkları çalışmalara değinerek konu eleştirel bir boyutla ele alınmıştır. Şâkir Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'nun önemli merkezleri olan Diyarbekir, Van, Bitlis ve Erzurum gibi şehirlerde görev yapmış ve buradaki yerel yönetimlerin merkezle bağlarını kuvvetlendirmeye çalışmıştır. Paşa'nın tutuğu defter incelendikten sonra Anadolu vilayetlerine ayrılan bütçe, arz-talep dengesi, sosyal ve ekonomik sorunlar, taşradaki genel sorunlar, yerel yönetimlerin bu sorunlara yönelik tutumları ve hükümetle ilişkileri değerlendirilmiştir. Paşa'nın sorunlar karşısındaki gayret ve çabası, durumu merkeze bildirme şekli, yolsuzluklar karşısındaki tutumu ele alınarak iş ve özel hayatı üzerine bir biyografi yazısı yazılmıştır.

Ceylan Erva Kılıç
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Takıyyüddîn İbn Teymiyye'nin hayatı, devlet yönetimi ve toplumsal yapıya dair fikirleri

Tarihin farklı dönemlerinde ortaya çıkan radikal görüş mensupları, kendi çağlarında ve kendilerinden sonra tarih sahnesinde önemli izler bırakmıştır. Bu şahsiyetlerden biri de Takıyyüddîn İbn Teymiyye'dir. XIII. yüzyılın son yarısı ile XIV. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış olan İbn Teymiyye, İslâm dünyasının doğudan Moğolların, batıdan ise Haçlıların saldırılarına maruz kaldığı bir dönemde, farklı ve radikal fikirleriyle dikkatleri üzerine çeken bir İslâm âlimidir. İbn Teymiyye, İslâm âleminde dinî yozlaşma olduğunu ve bu durumun ortadan kalkması için Müslümanların Kur'an'ı ve Selef-i Salihîn dönemindeki uygulamaları esas alması gerektiğini savunmuştur. Bu doğrultuda, Kur'an ve hadis temelli uygulamaların çözüm olacağını ifade etmiştir. İbn Teymiyye'nin din, devlet yönetimi ve toplumsal yapıya ilişkin görüşleri, yaşadığı dönemde bazı âlimler tarafından eleştirilirken, bazıları tarafından ise desteklenmiştir. Onun temellerini attığı bu anlayış, kendisinden sonra gelen bireyleri ve âlimleri etkilemiştir. XVIII. yüzyılda Muhammed bin Abdülvehhâb da İbn Teymiyye'nin fikirlerinden etkilenmiş ve Suudi Arabistan'da onun anlayışını temel alarak Vehhabîliği insanlara benimsetmeyi,yaymayı ve uygulamayı başarmıştır. Bu düşüncenin hem Arabistan'ın hem de diğer bazı ülkelerin devlet yönetimi ve toplumsal yapısı üzerinde önemli etkileri olmuştur. Tezin kapsamı, İbn Teymiyye'nin hayatı, yaşadığı önemli olaylar ve verdiği fetvaların, Müslüman ve Oryantalist araştırmacıların kaynakları taranarak betimleyici bir metot kullanılarak incelenmesini içermektedir. Bu doktora tezinde, İbn Teymiyye'nin hayatı ve Kur'an'ı ve Selef-i Sâlihîn dönemini örnek alan anlayışının, yalnızca kendi döneminde değil, tarihsel süreç içerisinde devlet yönetimi ve toplumsal yapılar dair fikirleri araştırılmaya çalışılacaktır.

İhsan Pilatin
Harran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Belgeleri ışığında Aşiret Mektebi

Aşiret Mektebi, II. Abdülhamid döneminde öncellikle Arap aşiret çocukları için açılmış, daha sonra da Kürt ve Arnavut aşiret çocuklarının mektebe dâhil edildiği özel bir okuldur. Mektebin açılma sebebi, aşiret çocuklarının devlet bünyesinde eğitim almaları ve onların devlete bağlı birer birey olarak yetişmelerini sağlamaktı. Bunun içinde 1892 yılında İstanbul'da Aşiret Mektebi kurulmuştur. Mekteb on beş yıl boyunca devamlılığını sürdürmüştür. Mekteb başlangıçta İstanbul'da bir örnek olarak açılıp daha sonra devlet içinde bulunan diğer vilayetlerde de açılması hedeflenmiş fakat İşler planlandığı gibi gitmemiş, mektep İstanbulla sınırlı kalmıştır. Bu çalışmada, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde yapılan araştırmalar neticesinde bulunan belgelerin şu ana kadar mekteb ile ilgili öne sürülen bulguların doğruluğu ve mekteb hakkında eksik olduğu fark edilen bilgilerin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Tezde çoğunlukla arşivde bulunan belgeler doğrultusunda hareket edilmeye çalışılmıştır.

Abdülhamid IIAşiret MektebiAşiretler+5
Esmer Duman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlerin Kürtleri Osmanlı Devleti'nden ayırma faaliyetleri

İngiltere'nin Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan Kürtlere yönelik uygulamış olduğu faaliyetler bu devletin emperyalist politikasının bir sonucudur. İngiltere'nin Ortadoğu ve Mezopotamya ile ilgili hedefleri bu faaliyetlerin oluşmasına neden olmuştur. Bundan dolayı Birinci Dünya Savaşı'nı bir fırsat olarak değerlendirip harekete geçen İngiltere, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Irak'taki Kürtleri Osmanlı Devleti'nden ayrıma girişimlerinde bulunmuştur. Güçlü bir Türk yönetiminin Mezopotamya'da bulunmasını kendisi açısından tehlikeli gören İngiltere, bu durumu ortadan kaldırmak için özellikle Kürtleri, para, değerli eşya, Kürt Devleti gibi vaatlerle kandırmaya ve Osmanlı Devleti'nden ayırıp kendi tarafına çekmeye çalışmıştır. Bu amaçla hem sivil hem de askerî ajanlarını bölgeye göndermiştir. Bu ajanlardan özellikle Binbaşı Noel yaptığı geziler ve faaliyetlerle ön plana çıkmıştır. Denedikleri her yöntemin olumsuz sonuçlanması İngiltere'nin girişimlerini sonuçsuz bırakmıştır. Anahtar Kelimeler : İngiltere, Osmanlı Devleti, Kürt, Şeyh Mahmud, Binbaşı Noel.

Dünya Savaşı IKürtlerOsmanlı Dönemi+7
Esma Barıç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamit Dönemi işçi ve işçi hareketleri

Osmanlı Devleti'nde işçi sınıfının oluşumu uzun bir süre almıştır. II. Abdülhamit döneminde yeni bir sınıf olan işçiler sanayi kentlerinde ortaya çıkmış etkili bir sınıf olmuşlardı. Selanik, İstanbul gibi Osmanlı sanayi kentlerinde işçi örgütlenmeleri ortaya çıkmıştı. II. Abdülhamit, gelişen fikir akımlarının işçiler arasında yayılacağı endişesiyle işçiler üzerinde baskı oluşturmaya çalışmıştı. Bu fikir akımlarının başında anarşizm ve sosyalizm gelmekteydi. Bu düşüncelere mensup işçilerin ülkeye girmeleri, sosyalizm hareketlerine ait haber ve yabancı gazetelerin ülkeye girişleri yasaklanmıştı. II. Abdülhamit döneminde işçilerin örgütlenmeleri de yasaklanmış ve sadece yardım maksatlı yardım cemiyetleri kurulmuştu. İşçi örgütlenmelerine katılanlar ise sürgün cezasına çarptırılmıştı. Jön Türklerin, otuz üç yıl tahtta kalan II. Abdülhamit'i tahttan indirmesiyle ülkede grev patlaması yaşanmıştı. Anahtar Kelimeler: İşçi, II. Abdülhamit, Sosyalizm, Grev, İşçi Örgütlenmeleri

Abdülhamid IIOsmanlı DönemiOsmanlı tarihi+4
Salih Kalkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır Şer'iyye Sicillerine göre kadınların metrukâtı (1739-1800)

Son zamanlarda ülkemizde sosyal tarih çalışmaları içerisinde tereke kayıtlarını esas alarak yapılan çalışmalara sıklıkla rastlanmaktadır. Söz konusu kayıtlar, Osmanlı Devleti'nde kadılar ya da askeri kassamlar tarafından tutulmaktaydı. Tereke kayıtları küçük yerleşim yerlerinde kendilerine şer'iyye sicilleri içinde yer bulmuşlardır. Büyük yerleşim yerlerinde ise müstakil "Tereke Defterleri" tutulmuştur. Müstakil Tereke Defterlerinin tutulduğu şehirlerden biri de çalışmamıza konu olan Diyarbakır Vilayetidir. Bu çalışmada, Amid Mahkemesi tarafından tutulmuş olan; 3725, 3744, 3753, 3756, 3757, 3773, 3785, 3796 numaralı şer'iyye sicilleri incelenmiştir. Özellikle çalışmada, Dicle Üniversitesi tarafından transkripsiyonu yapılmış olan, XVIII. yüzyıldaki Amid Mahkemesi Sicilleri içinden kadınlara ait olan iki yüz on yedi Müslüman, seksen Gayrimüslim olmak üzere toplam iki yüz doksan yedi kişiye ait tereke kayıtları incelenmiştir. Bunun yanı sıra çalışmada tereke kayıtlarından yola çıkarak; tereke sahiplerinin aile yapıları, terekelerinin muhteviyatı, yaşanılan mahaller, yaygın olarak kullanılan isimler, Müslüman ve gayrimüslimlerin çeşitli açılardan karşılıklı değerlendirilmesi esasına dayanmaktadır. Ayrıca bu çalışma ile XVIII. yüzyılda Diyarbakırlı kadınların sosyo-ekonomik hayatına ışık tutulmaya çalışılmıştır.

DiyarbakırKadınlarOsmanlı Devleti+4
Duysal Tunç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi Devlet Üretme Çiftlikleri ve faaliyetleri (1950-1985)

Tarihin başlangıcından beri birçok medeniyet ve imparatorluğa ev sahipliği yapan Anadolu topraklarında tarım her gelen medeniyet ve her kurulan imparatorluk için vaz geçilmez bir unsur olmuştur. Bu topraklarda kurulan her devlet kendi dönemlerine uygun tarımsal politikalar gütmüş ve toprak mülkiyetini kendine göre şekillendirmiştir. Selçuklulardan devir aldığı Anadolu topraklarını kendi sistematiğinde yoğuran Osmanlı Devleti tarımsal alanı ordu ihtiyaçlarına göre şekillendirerek Tımar sistemi denilen ve özünde hem toprak vergisini toplamak hem de ordu ihtiyacı olan askeri kuvvetin karşılanması amaçlanmıştır. Tımar sistemi üretici kesimde sermaye birikimini engellediği gibi pazar oluşumunu ortadan kaldırmış ve zamanla yerini iltizam usulüne bırakmıştır. Toprak gelirini satın alan mültezimler kendilerine çalışan şahıslar vasıtasıyla tamamıyla bir rant oluşumuna dönüşmüş ve üretici konumundaki çiftçi daha çok ezilmiştir. 1858 Arazi Kanunnamesiyle özel mülkiyet fikri ortaya çıkmış ise arkasından Birinci Dünya Savaşı ve hemen onun arkasından gelen 1929 Dünya Ekonomik Buhranı zaten mevcut sistemden kaynaklı olarak kötü durumda olan ziraat kesimini daha da kötü senaryolara sevk etmiştir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri ilk iş olarak devlet gelirlerinin %25'ine yakın bölümünü oluşturan Aşar vergisini kaldırması ziraat kesimini bir nebze rahatlatmıştır. Yetkililer özellikle devlet ekonomisinin ana lokomotifinin tarım olduğunu ve bu alana yapılacak doğru yatırımlar ile ülkenin ihya olacağını fark etmiş ve 12.02.1937 tarih ve 3130 sayılı kanunla ziraat aletleri ziraat makineleri ve vasıtaları ile zirai ilaç satın alınarak önderlik yapmak, çiftçinin zirai faaliyetlerine yardım yapmakla görev ifasına başlayan ve 1940 yılında boş hazine arazisi üzerine devlet çiftlikleri meydana getirerek zirai üretimi arttırmak ve memleketin ürün ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan Zirai Kombinalar İdaresi'ni kurmuşlardır. Zirai Kombinalar 1930-1940 yılına kadarki devrede tamamen çiftçilerin hizmetine yönelmiş ve dış ülkelerden getirilen çok sayıda ve modern makinalarla hububat üretiminin, tarımsal mekanizasyon ve teknik tarım metotlarının memleket geneline yayılmasına gayret etmiştir. 2. Dünya Savaşı nedeniyle ülkemizde yiyecek maddeleri temininde hissedilir derecede zorluklarla karşılanması sonucunda Zirai Kombinalar ikinci dönemine 1940 yılında başlamış ve hazineye ait işlenmemiş boş araziler üzerinde devlet çiftlikleri kurarak ülkenin yiyecek ihtiyacını karşılamak vazifesini üzerine almıştır. Kısa bir süre içerisinde kurulan bu çiftlikler asırlardan beri işlenmemiş ve boş kalmış çorak step manzaralı ve çöl karakterli verimsiz toprakları işleyerek verimli durma sokmuştur. Atatürk'ün çiftliklerini hazineye bağışlanmasından sonra bu yerlerin diğer çiftliklerle birlikte kuruluşuna uygun bir şekilde yönetilmesi ve sürekli bir gelişme yolunda örnek işletmeler halinde ilerlemelerinin sağlanması amacıyla tarımsal bir devlet teşekkülünün kurulması gerekli ve yararlı görülmüş 13.01.1938 tarihinde yürürlüğe giren 3308 sayılı Kanunla 'Devlet Ziraat İşletmeleri' faaliyete geçirilmiştir. Devlet Ziraat İşletmeleri ve Zirai Kombinalar aslında benzer amaçlar uğruna kurulmuş ve faaliyetlerini 1950' ye kadar yürütmüş iki kurumdur. Zirai kalkınma yolunda daha geniş ve çeşitli hamlelere girişmek için aynı gaye ve konularda çalışan bu iki kuruluşun bütün varlıklarını bir araya toplayıp daha güçlü ve daha dinamik bir kuruluşun oluşturulup çiftçilerin yanında yer almak, devlet çalışmalarını tek elde toplamak maksadıyla yukarıda adı geçen Zirai Kombinalar İdaresi ve başlangıcı Atatürk'ten gelen Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumunun 01.03. 1950 tarihinde yürürlüğe giren 5433 sayılı kanun ile birleştirilmesiyle Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü meydana getirilmiştir. Genel Müdürlük kısa sürede biri Merkez Atölyesi olmak üzere ülke genelinde 21 adet çiftlik meydana getirmiştir. Kurulan Devlet Üretme Çiftlikleri yurt çiftçisinin ihtiyacı olan tohumluk, damızlık hayvan, fidan, fide gibi ihtiyaçlarını karşılamak, çevre köylerde bulunan çiftçileri eğiticilik ve öğreticilik yapmak amacıyla faaliyetlerini 1983'lere kadar başarılı bir şekilde devam ettirmiştir. 1950 yılında kurulan Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü ile Cumhuriyet döneminden önce 1300'lü yıllarda Osmanlı Sarayı'nın binek at, et, süt, yapağı ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş olan Hara ve İnekhanelerin benzer hizmetleri görmelerinden dolayı ve ülkemiz tarımını bir çatı altında daha güçlü ve etkili hizmet vermeleri düşünülerek 20 Mayıs 1983 günü 60 sayılı kanun hükmünde kararname ile birleştirilmesi suretiyle Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Daha sonra 233 sayılı kanun hükmünde kararname ile yeniden düzenlenen Genel Müdürlük, tarım ve tarıma dayalı sanayinin ihtiyacı olan temel mal ve hizmetleri üretmek ile görevlendirilmiştir. Bu çalışma Devlet Üretme Çiftlikleri'nin kurulmasına zemin hazırlayan tarihi süreci ve çiftliklerin kurulması ve 1985 yıllına kadar olan faaliyetleri ile siyasi yansımalarını incelemek üzere hazırlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Tımar, Ziraat, Zirai Kombinalar, Devlet Ziraat İşletmeleri, Üretme, Devlet Üretme Çiftlikleri, Tarım İşletmeleri, 1950-1985 Sayfa Sayısı : 189 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Abdulaziz KARDAŞ Abdulaziz KARDAŞ Abdulaziz KARDAŞ

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiDevlet Üretme Çiftlikleri+7
İlhan Karahan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ravzatü's-Safâ ve Habîbü's-Siyer'de Moğollar kısmının tercümesi (1155-1259)

Moğollar, hem dünya tarihi hem de ortaçağ tarihi açısında önemli bir yere sahiptir. Cengiz Han dağınık halde yaşayan Moğol kabilelerini itaati altına alarak kısa sürede Moğol İmparatorluğu'nu kurmayı başardı. İmparatorluk, Oktay Kağan döneminde en parlak çağını yaşayarak sınırlarını Çin, Polonya, Macaristan, Türkistan, Rusya ve Deşt-i Kıpçak'a kadar genişletti. Oktay'ın 1241'de ölümünden sonra eşi Töregene Hatun (1242-1246), Küyük Han (1246-1248), Oğul Gaymış (1248-1251) ve Mengü Kağan devleti yönetmişlerdir. Ortaçağ tarihinde özellikle doğu dünyasında yaşanan hadiselerin ortaya çıkarılmasında Mîrhând'ın Ravzatü's-Safâ'sı ile Hândmîr'in Habîbü's-Siyer'i ana kaynak ve birinci el kaynaklar arasında ön sıralarda yer almaktadırlar. Bu tezde Timurlar devleti döneminde yaşamış olan dede-torun tarihçiler Mîrhând'ın Ravzatü's-Safâ ile Hândmîr'in Habîbü's-Siyer adlı eserlerinde yer alan Moğollara ait (Cengiz Han'ın doğumundan Mengü Kağan'ın vefatına kadar 1155-1259) kısımlar tercüme edildi. Mîrhând ve Hândmîr'in yaşadıkları dönemin siyasî, kültürel ve ekonomik şartlarını anlayabilmek için o döneme kadarki Moğol tarihi özetlendi. Ayrıca müelliflerin tarih yazım tarzları ortaya çıkarılmaya çalışıldı. Bu çalışmanın Moğol tarihinin daha iyi anlaşılması ve yapılacak araştırmalara katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Moğollar, Mîrhând, Hândmîr, Ravzatü's-Safâ, Habîbü's-Siyer Sayfa Adedi : 264 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Abdullah DUMAN

Habibü's SiyerMoğollarOrta Çağ+2
Mustafa Köksal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'taki siyasi faaliyetler (1954-1958)

Bu araştırma temel olarak Irak'ta 1954-1958 yılları arasında gerçekleşen rejim değişikliğine ve siyasî faaliyetlere odaklanacaktır. Bu dönemde gerçekleşen siyasî, toplumsal ve ekonomik gelişmelere zemin hazırlayan ulusal ve uluslararası 1954 öncesi koşullara odaklanılmıştır. Bunun yanında Irak'ın 1954 yılındaki seçim denemesinin ülke içinde ne tür siyasal gelişmelere sebebiyet verdiği de ele alınmıştır. Buna göre rejim değişikliğinin meşruluğunu gösteren seçimler hem siyasal hem de toplumsal yeni örgütlenmelerin önünü açmıştır. Bu bağlamda hem Arap Birliği Projesi hem de ulusal birlik meseleleri gibi tartışmalar bu gelişmeler ışığında ele alınmıştır. Gelişen Yurtseverler Birliği ve gibi yeni oluşan siyasal-toplumsal hareketlerin krallık rejimi için ne tür sonuçlara sebebiyet verdiğine değinilmiştir. Son olarak bu tür hareketlenmelerin protesto gösterileri, bunun akabinde darbe ve 1958 yılında krallık rejimin yıkılmasına yönelik etkileri ele alınmıştır.

IrakSiyasi faaliyetlerSiyasi tarih
Berıvan Mohamad
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

348 numaralı Tarsus Şerʻiyye Sicilinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi (H. 1315-1316 / M. 1897-1898. 1898-1899)

"348 Numaralı Tarsus Şerʻiyye Sicili'nin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi" başlığıyla şerʻiyye sicillerinin önemi ve mâhiyeti kronolojik sıralamaya tâbi' tutularak ele alınmış ve şer'iyye sicilleri açıklanmıştır. Şerʻiyye sicilleri, Osmanlı Devleti'nin hukukî yapısında önemli bir yere sahiptir. Şer'iyye sicilleri ayrıca, yazıldığı dönemde-ki toplumun dini, kültürü, ekonomik gibi pek çok alan hakkında bilgi sağlamaktadır. Çalışmada Tarsus hakkında bilgi verilmiştir. Osmanlı Devleti'nin hukukî yapısı ve konuya bağlı başlıklar bulunmaktadır. Şerʻiyye sicilleri ile ilgili açıklamalar verilmiştir. 348 Numaralı Tarsus Şer'iyye Sicili'nin özet tablosu belirtilmiştir. 348 Numaralı Tar-sus Şerʻiyye Sicili ele alınarak transkripsiyonu yapılmıştır. Transkripsiyonda; sicillerin sayfa numaraları, hüküm numaraları ve sicillerin yazıldığı tarihler verilmiştir. Transk-ripsiyonu yapılan sicillerin vermiş olduğu bilgiler dâhilinde değerlendirme bölümünde sicillerin değerlendirmesi tablolar ile belirtilerek ele alınmıştır. Ayrıca sicillere bağlı olarak sosyal hayat, ekonomik hayat ve yer isimleri gibi konulara değinilmiştir.

HükümMersin-TarsusOsmanlı Devleti+6
Ümran Namaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi sağlık politikaları ve frengi ile mücadele (1923-1950)

İnsanlık tarihini derinden etkileyen önemli toplumsal olayların başında savaşlar, bulaşıcı ve salgın hastalıklar gelmektedir. Anadolu toprakları konumu itibariyle üç kıtayı birbirine bağlamasından dolayı tarihsel süreç içerisinde birçok savaşa ev sahipliği yaptığı gibi aynı zamanda bulaşıcı ve salgın hastalıkların saldırısına da maruz kalmıştır. Veba, kolera, tifüs, çiçek, trahom, verem, sıtma, frengi gibi bulaşıcı ve salgın hastalıklar Anadolu halkını derinden etkileyen, ciddi sağlık sorunlarının yaşanmasına neden olan bulaşıcı hastalıklar olarak ön plana çıkmıştır. Üzerinde yaşadığımız topraklarda kurulan üç büyük Türk devleti halkın sağlık sorunlarına karşı kendilerine özgü çözüm yöntemleri ortaya koyarak sağlık sorunlarının giderilmesine çalışmışlardır. Tezimizin ana konusunu frengi hastalığı oluşturduğu için bu hastalığa ayrıca detaylı olarak değinilmiştir. Amerika kıtasının 1492 yılında keşfinden sonra Avrupa'ya yayılan frengi hastalığı bu tarihlerde Avrupa'yla olan ilişkilerin azlığı nedeniyle ülkemizi etkilememiş ancak daha sonraları bu hastalık Osmanlı topraklarında salgın haline gelerek yayılmaya başlamıştır. Frengi hastalığını ilk olarak ülkemize İspanyadan kovulan Yahudilerin getirdikleri düşünülmektedir. Osmanlı topraklarında ilk ciddi frengi salgınları XIX yüzyılda yaşanan Osmanlı-Rus savaşlarından sonra görülmeye başlanmış devlet salgınlara karşı tedbir almaya çalışarak sağlık komisyonları kurmuştur. Dispanserler ve hastaneler açılarak hastalığa yakalananlar tedavi edilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet öncesinde devam eden salgınlara karşı tedbirler alınmaya çalışılmış, bu amaçla 2 Mayıs 1920'de Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, sağlık meselesi milli bir dava olarak ele alınmış sağlık sorunlarının çözülmesi Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının ana gündem maddesini oluşturmuştur. Bu dönemde hükümetin sağlık politikası; milli bir sağlık örgütü kurmak, doktor ve sağlık personeli açığını kapatmak, salgın hastalıklara karşı mücadele etmek şeklindedir. Sağlık alanındaki çalışmaların hız kazanmasında Gazi Mustafa Kemal'in önderliğinin büyük etkisi olmuştur. Gazi, TBMM açılış konuşmalarında sağlık konularına değinerek sağlıklı bir nesil yaratmanın sağlık sorunlarının halledilmesine dayandığını dile getirmiştir. Dr. Refik Saydam'ı Sağlık Bakanlığı görevine atayan Gazi, sağlık politikalarında belirleyici olmuştur.

Bulaşıcı hastalıklarCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+2
Kürşad Karatorğut
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ziyârîler (928-1090)

Sâmânî kumandanlarından Esfâr b. Şireveyh'in hizmetinde görev yapmakta olan Deylem asıllı Merdâvîc b. Ziyâr, Esfâr'ın halka yaptığı zulümlerden dolayı ona isyan ederek Taberistan ve Deylem bölgelerinde 316/928 yılında bağımsızlığını ilan etti. O saltanatı süresince hanedanının sınırlarını genişletmeye çalıştı. Merdâvîc, Sâmânî ve Büveyhîlere karşı başarılı mücadeleler verdikten sonra 935'te emrinde bu-lunan Türk gulâmlar tarafından öldürüldü. Onun ölümüyle başa geçen kardeşi Veşmgîr b. Ziyâr, Sâmânî yanlısı bir siyaset uygulayıp Büveyhîlere karşı denge poli-tikası izledi. Veşmgîr b. Ziyâr'ın ölümünün ardından oğulları arasında başlayan taht mücadelesinde Bisûtûn b. Veşmgîr, Büveyhîlerin desteğini sağlayarak Ziyârî tahtını ele geçirdi. Onun kısa geçen hükümdarlığı ve ölümü ile birlikte kardeşi Kâbûs b. Veşmgîr, Ziyârî tahtına oturdu. Kâbûs döneminde Ziyârîler, genelikle Büveyhîler ile önemli mücadeleler verdi. Kabûs, Büveyhîler tehlikesine karşı Sâmânîlerin desteğini sağlayıp Ziyârîlerin varlığını sürdürmeye çalıştı. Fakat Kâbûs b. Veşmgîr'in hüküm-darlığından sonra Ziyârî tahtına geçen liyâkatsız hükümdarlar hanedanın güç yitirme-sine sebep oldu. Özellikle bölgede büyük bir güç olarak ortaya çıkan Gazneli ve Sel-çuklu gibi devletler Ziyârîlere üstünlüklerini kabul ettirdiler. Uzun bir müddet Sel-çuklulara bağlı olarak ayakta kalmaya çalışan hanedan 418/1090'da İsmailîler tara-fından son buldu.

GaznelilerOrta ÇağSamaniler Devleti+1
Erbay Öner
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Musâfirîlerin siyasî tarihi (916-1090)

Abbâsî halifeliğinin siyasî hâkimiyet alanın merkeze doğru daralmasıyla söz konusu bölgelerde yeni bağımsız hanedan ve emîrlikler ortaya çıktı. Bu durum hanedanların faliyetlerini rahat bir şekilde sürdürmelerini sağlamıştı. Azerbaycân, Ermîniyye ve Arrân bölgeleri birçok hanedana ev sahipliği yapmışlardır. Azerbaycan'da Sâcoğullarının çekilmesinden sonra doğan otorite boşluğuyla beraber bölge Musâfirîlerin eline geçti. Musâfirîlerin ilk tahta çıkan üyesi Muhammed b. Musâfir bölgede güçlenip itibar kazandı (316/928-929). Muhammed b. Musâfir'in kendi ailesi tarafından tutsak edilmesinden sonra başa geçen oğlu Merzubân b. Muhammed hanedanın sınırlarını genişletti (330/941). Merzubân hâkimiyeti boyunca sınırları genişletmek için birçok mesele ile uğraştı. Bunlar arasında, Sâcoğulların halefi olarak bağımsız bir yönetim oluşturmaya çalışan Deysem b. İbrahim el-Kurdî ile mücadeleleri (330/941-942-343/954-955) , Rusların saldırılarını püskürtmesi (332/943-944), Rey bölgesini Büveyhîlerden almak istemesi ise onun için hezimete dönüşmüştü (337/948-949). Bunlara rağmen bir iktidar kurduğunu söylemek yerinde olur. Merzubân b. Muhammed'in ölümünden sonra ise, kardeşi Vehsûdân ve oğulları Cestân, İbrahim ve Nâsır arasında taht mücadeleleri başladı. Hâkimiyetini genişletmeye çalışan Revvâdîlerin Azerbaycân'a hâkim olmaları ile beraber Musâfirîler etkinliklerini belli yerlerde gösterebildiler. Gazneliler Musâfirîlere ait yerleri 420/1029'de, Selçuklular ise 454/1062'de ele geçirdiler ve onlara vergi koydular. Musâfirîlerin varlıklarına Alamut İsmailileri son vermiştir (483/1090).

Anadolu SelçuklularıAzerbaycanGazneliler+3
Şirin Aybar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sebil Gazetesi'nde Yahudilik

Sebil, 1976-1982 ve 1988-1992 yılları arasında "Her Şey Hak İçin" şiarıyla yayımlanmıştır. 1980'e kadar haftalık yayımlanan gazete, sonrasında aylık olarak yayın hayatına devam etmiştir. "Haftalık Siyasi, Tarihî, İlmî Gazete" sloganıyla İslami basında büyük bir boşluğu doldurmayı amaçlamıştır. Toplam 269 sayı basılmıştır. Türkiye'de, ilk iki yüz elli sayısı, son on dokuzu Almanya'da yayımlanmıştır. 1980 Darbesi'nden sonra kapatılmıştır. Muhafazakâr içeriğe sahip olan Sebil'de sıklıkla ele alınan konuların başında Yahudilik gelmektedir. Zira dünyayı kontrol eden Yahudiler kimdir? Amaçları nedir? Neler yapmışlardır. Bilderberg toplantıları, Komünizm, Masonluk, Dönmelik gibi konular ele alınmıştır. Sebil, adeta her şeyin sebebi Yahudilerdir anlayışını yazılarına yansıtarak, neredeyse dünyadaki tüm felaket ve musibetlerin Yahudiler yüzünden olduğunu ima etmeye çalışmıştır. Dünyayı Yahudi ideallerine göre şekillendiren sömüren bu grup kendini üstün ırk olarak görmektedir. Sebil Dergisi yazarları Osmanlı Devleti'nin yıkılışında Yahudilerin etkili olduğuna inanmaktadır. Siyonistlerin bu işi planladıklarını bile iddia etmişlerdir. 19. yüzyılda ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkilediğine inanılan Siyonizm nedir? Siyonist hareket Filistin'de bağımsız bir Yahudi devleti kurabilmek amacıyla; dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudilerin Filistin'e getirilmesi, gelmiş olan Yahudiler için yeterli toprak elde edilmesi, Filistin'de modern anlamda bir Yahudi toplumunun oluşmasını hedeflemiştir.

Dinler tarihiGazetelerMüslüman-Yahudi ilişkileri+4
İbrahim Hakkı Eroğul
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1946-1954 Bitlis seçimleri

Türkiye Cumhuriyeti'nde muhalefet mekanizmasının henüz yerleşmemiş olmasından kaynaklı demokrasinin sancılı bir dönemden geçmesi ile gerekli olan çok partili yaşam deneyimleri Demokrat Parti ile nihai sonuca ulaşmıştır. Türkiye açısından önemli bir gelişme olan ve daimi muhalefetin sağlanmasının ardından Cumhuriyet Halk Partisi ile Demokrat Parti arasında geçen siyasi çekişmeler, ülkede olduğu gibi Bitlis siyasi hayatına yansımıştır. Bu araştırmadaki temel amaç, siyasi tarihimizde ve çok partili yaşama geçişte büyük bir öneme sahne olan seçimlerin 1946-1954 yılları arasında Bitlis'e yansıması ele alınmıştır. Bu amaç doğrultusunda yapılan çalışma, gerek Bitlis'te gerekse bölge açısından partilerin faaliyetlerini gün ışığına çıkarmaktadır. Bu çalışma 1946-1954 dönemlerini kapsayan Bitlis basınının önemli gazeteleri ve arşiv belgeleri taranarak gerçekleştirilmiştir. İlin önemli yazılı basın kaynaklarından Bitlis Gazetesinden elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma çerçevesi Bitlis ilinde yayınlanan yerel gazete, seçim süreçleri hakkında yayınlanmış haber ve basın bildirileri ve araştırmacının yorumundan oluşmaktadır. Çalışma kapsamında 1946-1954 yıllarında yayına devam eden gazeteler incelenmiş olup, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivinden yararlanılmıştır. Bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm "1946 Bitlis Seçimleri", ikinci bölüm "1950 Bitlis Seçimleri" ve üçüncü bölümde de "1954 Bitlis Seçimleri" başlığıyla incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bitlis, Seçim, 1946, 1954, Siyasi Hayat

BitlisCumhuriyet DönemiSeçimler+2
Uğur Aşit
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çok partili dönemde Malatya'da siyasi hayat (1946-1960)

Üç kıta arasındaki ticaret ve kültür alışverişlerinin yapıldığı yolların kavşak noktasında bulunması, Malatya'nın tarihi ve kültürel önemini artırmıştır. Bu özelliği Malatya'yı tarihin her döneminde önemli kılmış ve dikkatleri hep üzerine çekmiştir. Doğal, tarihi ve kültürel bereketi ile yıllar boyunca tarih sayfalarında önemli bir yer edinen Malatya siyasi kimliğiyle de önemli bir yere sahiptir. Cumhuriyetin ilanından sonra Malatya Türkiye'nin diğer şehirlerinden farklı olmayan modernleşme süreci geçirmiştir. Bu süreçte mühim sosyal, kültürel vs. değişmeler yaşanmıştır. Türkiye'nin yaşadığı modernleşme sürecinin şehirler esas alınarak mukayeseli ortaya konulması gerekmektedir. Malatya uzun yıllar boyunca CHP yönetiminde kalmıştır. 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde yurt geneli hâkimiyet DP geçmişse de bu durum Malatya'da tam tersidir. Malatya'nın CHP denetiminde bulunması hiç şüphesiz İsmet İnönü faktörünün açık bir sonucudur. 3 Haziran 1946'da yapılan Belediye seçimlerinde CHP'li bir adayın kazanması DP'nin Malatya için çok fazla emek sarf etmesi gerektiğini açıkça gösteriyordu. Nitekim 1950 genel seçim sonucuna baktığımızda DP'nin tek bir aday bile çıkaramamasına karşılık CHP'nin bütün adaylarının kazanması tezimizi destekler niteliktedir. 1954 ve 1957 genel seçimlerine bakıldığında Malatya'da ki CHP üstünlüğü 1960'a kadar kendini korumuştur. DP'nin yaptığı faaliyet yurt geneli kendini göstermiş ise de bu durum Malatya'da eksik kalmıştır. DP Malatya Gençlik Kolu çalışmaları da yetersiz kalmış muhtarlık seçimleri, Belediye seçimleri ve ardından gelen 1957 seçimleri de CHP üstünlüğüyle sonuçlanmıştır. Bu üstünlük 1957 seçiminin ardından giderek azalmaya başlamış, özelliklede 1960'lara doğru CHP'nin ciddi bir oy kaybına uğradığı belirlenmiştir. Peşi sıra gelen istifalar, CHP içindeki dalgalanmalar ve özellikle CHP'li kimi şahısların partiyi kendi menfaatleri uğruna kullanmaları halkın partiye olan güvenini sarsmıştır. 1946 ile başlayan çok partili dönem 27 Mayıs 1960 darbesiyle beraber çok farklı bir boyut kazanmış ve Türkiye demokrasi ve siyaset adına yeni bir yapıyla karşı karşıya kalmıştır. Anahtar Kelimeler: Malatya, Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, Çok Partili Dönem, Seçim. Sayfa Sayısı: 118 Tez Danışmanı: Doç. Dr. Mehmet PINAR

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrat PartiMalatya+4
Fatma Tuba Ariç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

1946-1960 yılları arasında Van Gölü Havzası'nda kamu yatırımları ve harcamaları

Kamu yatırım ve harcamaları doğrudan devlet eliyle verimli ekonomik faaliyetlerin gerçekleşmesini desteklemek amacıyla yapılan yollar, köprüler ve barajlar gibi yoğun sermaye gereksinimi duyulan fiziki altyapı yatırımlarıdır. Bu yatırımların temel amacı ülkedeki ekonomik büyümeyi arttırmak ve ülke genelindeki kaynak dağılımını yaygınlaştırmaktır. Bu sebeple Cumhuriyetin ilanıyla beraber kurulan hükümetler ülkeyi her alanda muasır medeniyetler seviyesine getirebilmek için gayret göstermiş ve bu bağlamda da kamusal yatırımlara önem vermişlerdir. Ancak ülkenin içinde bulunduğu iktisadi koşullar göz önüne alındığında bu yatırımların topyekûn yapılması mümkün olmamıştır. Bu nedenle eldeki imkânlar doğrultusunda ve önem sırasına göre peyderpey yapılmaya azami gayret gösterilmiştir. Özellikle 1939-1945 yılları arasında meydana gelen II. Dünya Savaşı'nda yatırımlar durma noktasına gelse de savaş sonrası yeniden hızlanmıştır. Demokrat Parti'nin iktidara gelişiyle beraber ülke genelindeki ekonomi önemli bir ivme kazanmış, bu durum da kamusal yatırımların daha da artmasında etkili olmuştur. Ülkedeki kaynak dağılımının yaygınlaştırılması bağlamında havza genelinde güvenlik, bayındırlık, eğitim, sağlık, tarım, hayvancılık, maden ve enerji alanlarında yatırımlar gerçekleştirilmiştir. Bu alanlar içerisinde güvenlik, karayolu, hava meydanı, sağlık, tarım, hayvancılık, madencilik ve enerji alanlarında belli oranda başarı elde edilmişse de özellikle demiryolu, Van Gölü İşletmesi ve eğitim (ilköğretim hariç) alanlarında başarı elde edilememiştir. Bu çalışmanın temel amacı Van Gölü Havzası'nda 1946-1960 yılları arasındaki çok partili dönemde yapılan kamusal harcamaların havza genelindeki yansımalarını ortaya çıkarmaktır. Bu minvalde bayındırlık, güvenlik, eğitim, sağlık, tarım, hayvancılık, madencilik ve enerji alanlarında çok partili dönemde gerçekleştirilen kamu yatırımları tespit edilmeye çalışılmıştır. Literatür çalışması sonrasında tespit edilen yazılı ve dijital kaynaklar incelenerek konu başlıklarına göre tasnif edilmiş ve elde edilen bulgular tarih sıralamasına uygun bir şekilde kaleme alınmıştır.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiKamu harcamaları+6
Volkan Tunç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diplomasi tarihi ışığında ilk Türk kadın diplomat: Adile Ayda

Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşme serüvenine şer'i hukukun toplumsal yaşam kuralları üzerindeki etkisinin azaltılmaya çalışılması temel olmuştur. Şer'i hukuk kadını ev içine hapseden, örtünmeyi emreden, kadının asli görevinin ev içi alan olduğunu tebliğ eden kuralları içerir. Dolayısıyla, modernleşme dinin toplumsal yaşam kurallarından uzaklaştırılması olarak tanımlandığından, bu süreçte kadınların toplumsal yaşamında çarpıcı değişikliklerin olması kaçınılmazdı. Cumhuriyet ile birlikte kadınların sosyal alanlarda görünürlülüğü, iş yaşamına katılım oranı artmıştı. Kadınların çoğu meslek alanına ilk adımları Cumhuriyet döneminde atılmıştı. Adile Ayda, 1932 yılında ilk Türk kadın diplomat olarak Hariciye teşkilatına girmişti. Fakat kadın olmasından kaynaklı sebeplerden ötürü Hariciye'den istifa etti ve öğretmenlik mesleğine başladı. 1957 yılında ise yeniden Hariciye teşkilatında döndü. Bu çalışma ilk olarak Adile Ayda biyografisi sunmayı amaçlamaktadır. Adile Ayda'nın biyografisinden yola çıkarak, Türk modernleşmesinin oluşturmaya çalıştığı kadın kimliği ile Adile Ayda'nın kimliğini karşılaştırmayı hedeflemektedir. Ayda'nın biyografisi oluştururken, Hisar, Çınaraltı, Belleten dergilerindeki ve Cumhuriyet gazetesindeki yazılarından, TBMM arşivinden, Ankara Üniversitesi Dil-Tarih Coğrafya Fakültesinde bulunan personel özlük dosyasından, kaleme almış olduğu kitaplarından ve kızları Gülnur Üçok ile Gönül Pultar'dan yararlanılmıştır. Adile Ayda'nın söylemleri, yazıları sonucunda ortaya çıkan kişilik yapısı aslında, Türk modernleşmesinin oluşturmaya çalıştığı kadın imgesinin Adile Ayda ile vücut bulmuş olduğu kanıtlanmıştır.

Ayda, AdileCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+5
Pelin Yoğun
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu-Gazneli ilişkileri (1025-1157)

Güneşin doğduğu yer anlamına gelen Horasan, bölge olarak asırlarca birbirinden farklı etnik yapı, inanç ve kültürü içinde barındırmış, kıymetli ve geniş bir medeniyet alanıdır. Tarihi eski olan Horasan, stratejik ve jeopolitik bir öneme de sahiptir. İran'ı doğudan Asya'ya, kuzeyden Rusya'ya, güneydoğudan ise Hindistan'a bağlar. Selçukluların (1038-1157) tarih sahnesine giriş yaptıkları ve devletleştikleri alan olan Horasan, Gaznelilerin (963-1186) hâkimiyet alanı idi. Selçukluların yurt arayışları onları Horasan'da Gazneliler ile karşı karşıya getirmiş, bunun neticesinde ise uzun uğraş ve mücadeleler sonucunda Selçuklu Devleti kurulmuştur (1038). Selçuklu-Gazneli savaşları, Horasan'ı uzun yıllar meşgul etmiştir. Selçuklular, devletleşme sürecinde Gaznelilere karşı büyük mücadeleler vermişlerdir. Ulyâ-Âbâd (430/1039) ve Talhâb (430/1039) savaşlarında Gazneliler Selçuklulara karşı zafer elde ettiler. Nesâ (426/1035), Serahs (429/1038) ve Dandanakan Savaşı'nda (431/1040) ise galip gelen Selçuklular oldu. Selçukluların yurt arayışları ve akabinde devletleşme istekleriyle, Gaznelilerin var olan güç ve etkinliklerini koruma çabaları, mücadelelere neden olmuş, süreç Selçukluların lehine sonuçlanmıştır. Selçuklular, Gazneliler karşısında önce muhtaç durumda iken, ardından denk sonra da üstün duruma geçmişlerdir. Hatta Gazneliler bir dönem Selçukluların vasalı durumuna dahi düşmüşlerdir. Bu çalışmada, Horasan bölgesinin coğrafî yapısı, konumu, stratejik ve jeopolitik önemi, tarihteki durumu ele alınarak irdelenmeye gayret edildi. Ayrıca başlangıcından itibaren Selçuklular ile Gaznelilerin münasebetleri, Selçukluların devletleşme öncesi ve sonrası dâhil olmak üzere son dönemlerine kadar ele alınarak, sonuçları ortaya konulmaya çalışıldı.

GaznelilerOrta ÇağSelçuklular+1
Abdullah Aydinç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti döneminde Diyarbakır'da asayiş politikaları

Diyarbakır, tarihin her döneminde kültürel kaynaşmaların geçiş noktası olmuş ve bu durum Diyarbakır'a önemli bir kimlik kazandırmıştır. İlkçağ medeniyetlerine ev sahipliği yapmış ve aynı zamanda kültür alış-verişinin sağladığı avantajla bölgede uzun süre varlığını devam ettirmiştir. Diyarbakır, bu özelliği günümüze kadar sürdürmüş ve günümüzde de önemli bir merkez olma özelliğini korumaya devam etmektedir. Bu bağlamda Diyarbakır, Demokrat Parti (DP) iktidarı için önemli bir şehir olarak görülmüş ve durum partinin Diyarbakır'daki yapılanma faaliyetlerine ayrıca önem vermiştir. DP, on yıllık iktidarı boyunca Diyarbakır'da önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Özellikle önceki dönemlerden farklı bir siyaset izleyen DP, bu bölgeleri kazanmanın daha uygun olacağı düşüncesiyle hareket etmiş ve genel olarak parti siyasetinin izlemiş olduğu politika olmuştur. Diyarbakır bağlamında on yıllık süre içinde DP'nin halkın huzur ve güvenliği açısından uygulamış olduğu politikalar partinin uzun bir süre daha varlığını korumasına katkısı olmuştur. Bu çalışmada DP'nin Diyarbakır'daki faaliyetleri ve çalışmaları neticesinde alınan sonuçlar incelenmiştir. Özellikle konunun esas kısmını oluşturan asayişin sağlanması noktasında DP'nin izlemiş olduğu politika sayesinde kendine taraftar toplaması oldukça önemli bir kazanım sağlamıştır. Diyarbakır özelinde DP dönemi güvenliğin sağlanmasına yönelik olarak devletin almış olduğu tedbirlerin halk üzerinde etkisi ve bu etkinin DP'nin bu bölgede aktif bir siyaset izlemesini sağlamıştır. Bu bağlamda cinayet, kaçakçılık, yaralama, uyuşturucu ile mücadele DP'nin en önemli çalışmaları arasında gösterilebilir. Asıl amaç halkın huzur ve güvenliğinin sağlanması olmuştur. Bu çalışmada 1950-1960 yıllarını kapsayan DP iktidarının Diyarbakır üzerindeki etkisi araştırılmış ve dönemin çalışmaları özellikle yerel basının konuya yaklaşımı ışığı altında bu konunun aydınlatılmasına çalışılmıştır.

Demokrat PartiDiyarbakırGüvenlik+4
Ömer Şahin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Muhafazakâr basında batılılaşma (1945-1960)

Bu çalışmada, 1945-1960 yılları arasında yayınlanan muhafazakâr mecmuaların "modernleşme" ve "Batılılaşma" ile ilgili görüş ve düşünceleri ele alınmıştır. Muhafazakâr yayınlar, Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanı ile hız kazanan modernleşme ve Batılılaşma eğilimlerine şüpheyle yaklaşmıştır. Türk kültürüne ve İslami değerlere olan gözle görülür hassasiyetle bu yayınlar, aşırı Batılılaşmaya eleştirel yaklaşarak buna karşı fikri bir mücadele yürütmüştür. Nitekim bu yayınlarda, Batılılaşma kapsamındaki hareketlere ve Batı'dan gelen değerlere karşı Türk ve İslam gelenekleri ön plana alınarak karşılık verilmiştir. Muhafazakâr yayınlarca kaleme alınan görüşler, tarihsel bütünlüğü dikkate alınarak aktarılmıştır. Demokrat Parti (DP)'nin iktidara gelişinin ardından Türk matbuat hayatında beliren hürriyet ortamı ile muhafazakâr yayınlar, bilhassa Batılılaşmaya olan eleştiriyi en üst seviyeye çıkarmıştır. Batılılaşmaya olan ilginin ahlaki ve dini değerlere zarar verdiği düşüncesi, muhafazakâr basının bu kavramlara olan bakışını belirleyen en önemli faktör olmuştur

BasınBasın sektörüBatılılaşma+3
Abidin Yakan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasi hayatında İbrahim Arvas

İbrahim Arvas çeşitli idari memurluklarda bulunduktan sonra Birinci Meclis'in kurulmasıyla milletvekilliğine seçilmiştir. 1923-1950 yılları arasında CHP'de sekiz dönem Van ve Hakkari milletvekilliği yapan Arvas, siyasi hayatının özellikle son on yılını doğunun kalkınması, komünizmle mücadele ve din eğitiminin yaygınlaştırılması konularına vermiştir. Arvas'ın hayatını incelerken onun İmam Hatip Okulları ve İlahiyat Fakültesi'nin açılmasındaki çabalarını ele alıp aynı zamanda bu kurumların gelişmesini, meclise sunduğu kanun tekliflerinin mecliste yaptığı etkileri de incelemiş olacağız. Bunun yanında laiklik tartışmalarının en ateşli dönemlerinde Arvas'ın kendine seçtiği pozisyon ve tartışmaların içindeki etkinliği de ele alınmış olacaktır. Anahtar Kelimeler: Arvas, Şeyh, Nakşibendi, Van, İmam Hatip Okulları.

Arvas, İbrahimNakşibendiyye tarikatıSiyasi hayat+2
Şeyma Arvas
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Döneminde Tatvan (1950-1970)

Köklü bir tarihe ve kültürel bir zenginliğe sahip Van Gölü Havzası coğrafyası, 20. yüzyıl başlarında isyanların, savaşların ve göçlerin yaşandığı hareketli bir döneme sahne olmuştur. Özellikle Ermenilerin başlatmış olduğu isyanlar ve Rusların birçok ili işgal etmesi bunun kanıtıdır. Bölgede baş gösteren isyanlar ve yaşanan savaşlar ise, asayişsizliğe neden olmuştur. Akabinde bu sorunlar, yerel halkın başka yerlere göç etmesini de zorunlu hale getirmiştir. Yaşanan tüm bu olumsuz havaya rağmen Osmanlı Hükümeti'nin buraya atadığı Mustafa Kemal Paşa ve yerel halkın çalışmaları ile bölge düşman işgalinden kurtulmuştur. Nitekim Cumhuriyet'in ilan edilmesi ile birlikte yeni bir süreç başlamıştır. Bu yıllarda, savaşların yarattığı izler silinmeye çalışılmış ve tüm yurtta çeşitli yatırım planları hazırlanmıştır. Van Gölü Havzası da bu planlar kapsamına dahil edilmiştir. Bu bölgeden verimli bir biçimde faydalanmak için çeşitli tetkikler yapılmıştır. Bölgeye gönderilen heyetin yaptığı incelemeler sonucunda Van Gölü üzerinde ulaşımın daha modern ve hızlı bir şekilde sağlanabilmesi için Bitlis'in en büyük ilçesi olan Tatvan uygun görülmüştür. Buradan hareketle 1934 yılında Van Gölü İşletme İdare Merkezi, Van Gölü'ne yakın Muradiye İlçesi'ne bağlı Ernis Köyü'nden (bugün Ünseli Köyü), Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Bitlis'e bağlı Tatvan'a alınmıştır. İlçede gerçekleşen diğer atılımlar, 1945 yılında da devam etmiş; tersane, liman ve iskelelerin yapımına başlanmıştır. Bunların yanı sıra uluslararası bir proje olan, Muş-Tatvan-Van-Kotur Demiryolu hattının önemli bir durağı olarak Tatvan bölgesi seçilmiştir. 1957 yılında yapımına başlanan Muş-Tatvan-Van-Kotur Demiryolu projesi, CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı-Central Treaty Organization) programı kapsamında gerçekleşmiştir. Tatvan limanına ulaşan vagonlar, feribotlar vasıtasıyla Van'a ulaştırılmış; böylelikle ülkemizin en doğusu ile demiryolu ağı kurulmuştur. Karayolu, denizyolu ve demiryolu ulaşımı yönüyle Tatvan, 1960'ın başlarından itibaren hızlı bir gelişme dönemine girmiştir. İran'a uzanacak demiryolu hattının 1964 yılında Tatvan'a varması ile ilçenin ekonomik ve sosyal faaliyetleri de artış göstermiştir. Okul bahçesinde başlayan ve Doğu Anadolu'nun en önemli fuarlarından biri haline gelen Tatvan Doğu Anadolu Fuarı, on binlerce ziyaretçiyi ağırlamıştır. Çevre il ve ilçelerden gelen binlerce insanın ziyaret ettiği bu fuar, Tatvan'ın ekonomik ve sosyal hayatını canlandırmıştır. Geçmişten günümüze tarih sahnesinde önemli bir bölge olan Tatvan ilçesi, 1930'lu yıllarda küçük bir kasaba iken; kısa süre içerisinde gelişerek askeri, idari ve ulaşım merkezi durumuna gelmiştir. İlçe, 1970'li yıllara gelindiğinde çeşitli atılımlarla daha da ivme kazanmıştır. Bu çalışmada konumu itibariyle Bitlis'in ilçesi Tatvan'ın, 1950 yılından başlayarak 1970 yılına kadar gerçekleşen tarihi seyri detaylı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir.

Bitlis-TatvanCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+3
Emre Tekin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hokand Hanlığı'nda bir Kırgız kadın general:Kurmancan Datka (1811-1907)

XIX. yüzyılda Alay Hanışası unvanıyla bilinen, ömrü ve yaptığı etki ile Türkistan coğrafyasına mal olmuş, Türk tarihinin bilinen ilk kadın generali Kurmancan Datka'nın (1811-1907), hayatı ve siyasî faaliyetleri tezin konusunu oluşturmaktadır. Kırgız bir ailede bugünkü Kırgızistan'ın ikinci büyük şehri olan Oş'ta 1811'de dünyaya gelen Kurmancan, Türk Tarihinde Datka (General) unvanı ile taltif edilmiş bilinen ilk kadındır. Zamanın şartlarına göre iyi bir şekilde yetişmiş ve eğitim görmüş olan Kurmancan, Hokand Hanlığı'nda üst düzey görevli olan Alimbek Datka ile evlendikten sonra, Hokand Hanlığı'nda ve Kırgız halkının siyasetinde etkin bir konuma yükselmiştir. Eşi Alimbek Datka'nın öldürülmesinden sonra Güney Kırgızistan'daki Kırgızların liderliğini yapan Kurmancan Datka, Hokand Hanlığı'nın 1876'da Rusya'ya ilhak edilmesinden sonra, oğullarıyla birlikte Rus işgaline karşı mücadele etmiş, ancak dönemin ağır şartlarını göz önünde bulundurarak onlarla bir anlaşma yapmak zorunda kalmıştır. Böylece 1876 yılının sonundan 1990'lı yıllara kadar Güney Kırgızistan Rus hâkimiyeti altına girmiştir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu tezin birinci kısmında Türkistan'daki Hanlıklar Dönemi olarak adlandırabileceğimiz Hive, Buhara, Hokand Hanlıkları ve ayrıca Doğu Türkistan'daki Kaşgar Hanlığı ile ilgili bilgilere yer verilirken, ikinci kısımda Kurmancan Datka'nın Hayatı ve siyasi faaliyetlerine, üçüncü kısımda ise Rusların Orta Asya'yı işgali ve Kurmancan Datka'nın Rus emperyalizmine karşı verdiği İstiklal mücadelesine yer verilmiştir. Kurmancan Datka ile ilgili ülkemizde yeterli çalışma bulunmadığından genellikle Rusça, Kırgızca ve Özbekçe kaynaklar tercüme edilerek yararlanılmıştır. Ayrıca imkânlar dâhilinde Kırgızistan ve Özbekistan arşivlerinden istifade edilerek ilk elden bilgilere ulaşılmaya çalışılmıştır.

19. yüzyılDatka, KurmancanGeneraller+4
Ramazan Keserci
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00