
64
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Antalya pil fabrikası yerleşkesinin yapım teknolojileri ve mimari özelliklerinin değerlendirilmesi
1960'lı yıllarda Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde Makine Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) tarafından üretim tesisleri kurulmaya başlanmıştır. Bunlardan biri olan MKE Antalya Pil Fabrikası Yerleşkesi, 1974 yılında Antalya'da kurulmuştur. Cumhuriyet Dönemi'ne ait birçok yapının yıkıldığı ve diğerlerinin de özgün niteliklerini kaybettiği bir dönemde, Antalya Pil Fabrikası Yerleşkesi dikkate değer bir yenilik örneği olarak öne çıkmaktadır. Modern mimarinin kent düzeyinde somutlaştığı bir alan, işçilerin tüm ihtiyaçlarının karşılandığı bir merkezdir. Aynı zamanda yeniden yapılanan üretim ve tüketim ilişkilerine uyum sağlayan bir yerleşim yeri olarak tasarlanan kampüs çağdaş sosyal alanlara da sahiptir. Bu nedenle bu çalışmanın amacı Antalya Pil Fabrikası Yerleşkesi' nin mimari özelliklerini incelemek, döneminin yapım teknolojilerini değerlendirmektir. Araştırma yöntemi olarak vaka çalışması yöntemi kullanılmış olup Devlet Arşivlerinde ve Makine Kimya Endüstrisi Kurumu Arşivinde araştırmalar yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarının günümüzde işlevini sürdürmeyen Antalya Pil Fabrikası Yerleşkesi' nin mimari ve yapısal özelliklerinin literatürde yer almasına katkı sunacağı beklenmektedir.
Wireless optical systems for aircraft
Aircraft is one of the most preferred transportation and military mission vehicles that contain many subsystems and can perform tasks with the coordinated operation of these systems. Since the emergence of the fly-by-wire concept, many systems such as flight control, navigation, communication, identification, propulsion and landing system have been coordinated with electronic communication infrastructures and many electro-mechanical parts are controlled with digital data. Current communication techniques in aircraft are provided either with wired infrastructures or with wireless radio frequencies. These technologies have reached a saturation level that cannot meet the increasing data demand and it has become increasingly difficult to provide new capabilities to aircraft. In this study, optical wireless communication infrastructures that have gained momentum in recent years have been examined, radio frequency infrastructures used by aircraft and infrastructures in the communication of avionics equipment with each other have been scanned, and accordingly, the gains that can be obtained with optical wireless communication systems that can replace current systems in avionic communication in aircraft have been evaluated.
Sağlık çalışanlarının şiddet ile baş etme yöntemleri: Bir üniversite hastanesi örneği
Her gün binlerce sağlık çalışanı şiddete maruz kalmakta; bu durum hem çalışanlara hem de hastalara zarar vermektedir. Sağlık sektöründeki şiddet, sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel, psikolojik, sözel veya cinsel saldırılardır. Bu şiddet olayları, çalışanlar, toplum ve örgütler açısından birçok olumsuzluğa yol açmaktadır. Bu olumsuzlukları önlemek için şiddetle baş etme yöntemlerini etkili bir şekilde kullanmak, bu yöntemleri örgüt kültürü haline getirmek ve toplumda şiddete karşı farkındalık oluşturmak önemlidir. Kurumsal anlamda sağlık sektöründe şiddetle baş etme için ilk adım, şiddeti önlemektir. İkinci adım ise şiddet olayları sırasında ve sonrasında çalışanlara destek sağlamaktır. Bu çalışma, Ankara'daki bir Üniversite hastanesinde çalışan sağlık personelinin şiddete maruz kalma durumlarını ve baş etme yöntemlerini incelemektedir. 282 anket verisi doğrultusunda, kadın sağlık çalışanlarının erkeklere göre daha fazla şiddete maruz kaldığı, hekimlerin diğer meslek gruplarına göre sözlü ve fiziksel şiddete, hemşirelerin ise sözlü ve cinsel şiddete daha fazla uğradığı belirlenmiştir. Ayrıca, şiddet olayları sırasında katılımcıların bireysel baş etme yöntemleri kullandıkları ve kurumsal desteğin yetersiz olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcılar kurumsal bilinç durumuna sahip olsalar bile, şiddet olaylarını bildirdiklerinde sonuç alacaklarını düşünmemektedirler. Şiddet sonrası hekimlerin daha pasif baş etme yöntemlerini seçtiği, hemşireler ve diğer sağlık personelinin (hasta bakıcı, tıbbi sekreter, anestezi teknikeri, radyoloji teknikeri, eczacı, laborant, sağlık memuru) ise sosyal destek arayışında olduğu sonucuna varılmıştır.
Çalışma koşullarında esaslı değişiklik ve hukuki sonuçları
İş sözleşmesiyle ani edimli borç ilişkilerinden farklı olarak tarafların karşılıklı edimlerini devamlı olarak ifa ettikleri sürekli bir borç ilişkisi kurulmuş olur. İş ilişkisinin sürekliliği nedeniyle sözleşme kurulduğu sırada mevcut olmayan ekonomik, toplumsal, teknolojik, işletmesel ya da işçiden kaynaklı yeni durumlar ortaya çıkması kaçınılmazdır. Ortaya çıkan bu yeni durumlar ise tarafların iş sözleşmesini akdederken üzerinde anlaştıkları çalışma koşullarında bir takım değişiklikler yapılması ihtiyacını doğurabilir. İşçinin korunmasını temel amaç edinen iş hukuku ise ortaya çıkan değişiklik ihtiyacına işletmelerin devamlılığını sağlamak amacıyla bir cevap vermeli ve bu kapsamda ahde vefa ilkesi ile değişiklik ihtiyacı arasında bir denge kurmak zorundadır. Bu dengeyi kurmak amacıyla 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Çalışma koşullarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi" başlıklı 22. maddesinde mevzuatımıza yeni bir düzenleme getirilmiş ve iş ilişkisi devam ederken işveren tarafından çalışma koşullarında yapılmak istenen esaslı değişiklikler bir usule bağlanmış, değişikliğin işçi tarafından kabul edilmemesi halinde ise işverene belirli şartlar çerçevesinde iş sözleşmesini feshetme hakkı tanınmıştır. Çalışmamızın amacı, çalışma koşulu kavramı ve kanunda yer verilen esaslı değişiklik teriminden ne anlaşılması gerektiği hususlarını açıklamak, uygulamada çalışma koşullarında esaslı değişiklik oluşturan haller ile değişiklik yapma usul ve yöntemlerini inceleyerek yapılan esaslı değişikliğin iş ilişkisinde ortaya çıkardığı hukuki sonuçları doktrin görüşleri ve yargı içtihatlarıyla birlikte değerlendirmektir.
Milletlerarası usul hukukunda yetki anlaşmaları
Milletlerarası usul hukuku kapsamında taraflara, yabancılık unsur ihtiva eden özel hukuk uyuşmazlıklarının çözüm mercii olarak mahkeme belirleme serbestisi tanınmıştır. Bu serbesti doğrultusunda taraflar, aralarındaki hukuki ilişkiden doğmuş ya da doğabilecek uyuşmazlıklar bakımından yetkili mahkemeyi aralarında akdedecekleri yetki anlaşmaları ile belirlerler. Yabancılık unsuru ihtiva eden uyuşmazlıklar bakımında taraflar yabancı bir devlet mahkemesini yetkili mahkeme olarak belirleyebilecekleri gibi bir Türk mahkemesini de yetkili mahkeme olarak belirleyebilirler. Türk hukukunda yer alan kanuni düzenlemeler doğrultusunda taraflarca Türk mahkemelerinin yetkilendirilmesi halinde akdedilen yetki anlaşması Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 17 ve 18. madde hükümlerine tabi olacaktır. Taraflarca yabancı bir devlet mahkemesinin yetkilendirilmesi yönünde irade gösterilmesi durumunda ise Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 47. madde hükmü işlerlik kazanacaktır. Çalışmamızın birinci bölümünde milletlerarası yetki kavramı ve milletlerarası yetki kurallarına genel olarak değinilecek olup devamında yetki anlaşmalarının çeşitli yönlerden özellikleri hakkında bilgiler aktarılacaktır. İkinci bölümde yabancı mahkemelerin yetki anlaşması ile yetkilendirilmesi halinde yetki anlaşmasının sahip olması gereken hususlara yer verilecektir. Çalışmamızın son bölümü olan üçüncü bölümünde ise yabancı unsur içeren uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerinin yetkilendirilmesini içeren geçerli bir yetki anlaşmasının yapılabilmesi için gerekli olan kanuni şartlardan bahsedilecektir.
Milletlerarası özel hukukta Türk vatandaşlığını çıkma izni ile kaybeden kişilerin (Mavi kartlıların) hukuki statüsü
Türk vatandaşlığı, yetkili makam kararıyla ya da seçme hakkının kullanılması yoluyla kaybedilmektedir. Yetkili makam kararıyla vatandaşlığın kaybı yollarından biri olan Türk vatandaşlığından çıkma, 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 25-28. maddeleri arasında detaylı bir şekilde düzenlenmektedir. Konunun içeriğini doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izni alarak vatandaşlığını kaybeden kişiler (mavi kart sahipleri) ve üçüncü dereceye kadar olan alt soyları oluşturmaktadır. Mavi kart statüsü, yaşam standartlarını yükseltme isteği, çalışma, evlilik gibi çeşitli sebeplerle yurt dışında kendine yeni bir hayat kurarak yaşayan Türk vatandaşlarını korumak ve yabancı statüsüne tabi tutmamak için getirilmiş bir sistemdir. Mavi kart sahip kişiler, Kanunda sayılan istisnalar haricinde Türkiye'de ikamet etme, eğitim, çalışma, sosyal güvenlik, miras gibi haklara sahip olmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Türk vatandaşlığından çıkma, Mavi kart, Özel statülü yabancılar, Türk Vatandaşlığı Kanunu m. 28
Devletin egemenlik alametlerini aşağılama suçu (TCK m.300)
Devletin egemenlik alametleri, bir devletin iç ve dış sahalarda olan bağımsızlığı ve kimliğini simgeleyen unsurlardır. Bu alametler; kültür, coğrafya, din ve tarih gibi etmenler nedeniyle ülkeler arası farklılıklar gösterse de genel manada kabul görenler milli bayrak, milli marş ve devlet armalarıdır. Egemenlik alametleri; devletin ulusal kimliği ve bağımsızlığını temsil eden unsurlar olarak büyük bir öneme sahiptir ve bunlara yönelik hakaret ve tahkirler, yalnızca hukuki manada bir suç değil, aynı zamanda kamu düzeni ve milli birliği tehdit eden eylemler olarak da değerlendirilmektedir. Bu tez çalışmasında, Türk Ceza Kanunu'nun "devletin egemenlik alametlerini aşağılama" suçunu düzenleyen 300. maddesi; suçun maddi ve manevi unsurları üzerinden analiz edilerek, eski ve yeni Türk Ceza Kanunları arasındaki farklılıkları kapsamlı bir şeklide değerlendirilmiştir. Egemenlik kavramının tarihsel süreçteki değişimini de ele alarak bu alametlerin; devletin kurumsal yapısının gelişiminde oynadığı rolü, bu suçun hukuki çerçevesini, cezai yaptırımlarını, yargı içtihatlarını, mukayeseli hukukta nasıl ele alındığı ve tespit edilen ülkelerin iç yasal düzenlemeleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir Çalışma, devletin egemenlik alametlerine karşı işlenen suçların; demokratik bir hukuk devletinde, sadece sembolleri korumakla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumun devlete olan güvenini ve devletin uluslararası alandaki konumunu da güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, Türk Ceza Kanunu'nun 300. maddesinin, devletin egemenlik alametlerini koruma amacına hizmet eden önemli bir hukuki düzenleme olduğu ve bu düzenlemenin evrensel hukuk ilkeleri ve modern kanun yapma tekniği açısından neden geliştirilmesi gerektiği ifade edilmeye çalışılmıştır. Son olarak karşılaştırmalı hukuk bölümünde yapılan analizler, farklı ülkelerde benzer suçların düzenlendiğini ancak uygulama ve cezai yaptırımlar bakımından belirgin farklılıkların bulunduğunu tespit ederek, günümüzde bu tür suçları ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiren ve dekriminalizasyon yoluna gitmeye çalışan ülkeler belirtilmiştir.
Toplumsal cinsiyet bağlamında Ortadoğu: Afganistan yönetimindeki Taliban örneği
Bu çalışma, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir ülkenin gelişimine ve kalkınmasına etkisini açıklamak amacıyla ortaya konmuştur. Çalışmanın konusunu ise, kadınlara yönelik eğitim imkânlarının kısıtlanması ve istihdamın sağlanamaması sonucunda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin artması ve bu durumun Afganistan'ın ekonomisine etkisi oluşturmaktadır. Ekonomik etki, büyümenin bir göstergesi olan Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla oranı üzerinden açıklanmıştır. Ek olarak, çalışma kişi başına düşen Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla ve enflasyon oranlarıyla desteklenmiştir. Özellikle 2021 yılında yönetimi ele geçiren Taliban, kadınlara yönelik sosyal, ekonomik ve siyasi yönden birçok karar almış ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği artmıştır. Günümüzde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin fazla olduğu ülkelerden biri olan Afganistan'da, yıllar boyunca süren savaşlar, mücadeleler kalkınmayı etkilemiş, iş gücü bakımından önemli potansiyeli ola kadınlar geri planda kalmıştır. Bu durum kendisini ekonomik anlamda göstermiş ve istenilen büyüme gerçekleşememiştir.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında elektronik ihale
Küresel çapta sürekli gelişen teknolojik gelişmeler neticesinde hukuk alanında çok çeşitli değişimler yaşanmıştır. İlgili değişimler arasında kamu harcamalarını ilgilendiren kamu ihaleleri de yer almaktadır. Kamu İhale Hukuku kendi içerisinde köklü bir değişime giderek çok sayıda değişim ve yeniliğe uğramıştır. Dijitalleşen toplum düzeninin ihtiyaçlarının kamu nezdinde karşılanması ve kamu hizmetlerinin sürekliliği açısından daha modern bir sistem olan Elektronik Kamu Alımları Platformu (EKAP) kurulmuştur. İlgili bu çalışmada ülke çapında gerçekleştirilen tüm kamu harcamalarını ilgilendiren ihalelere etkisi bulunan bu köklü değişim neticesinde klasik ihale dönemine oranla nelerin yaşandığı 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili yönetmelikler doğrultusunda negatif ve pozitif yönleri ile ele alınarak değerlendirilecektir. Söz konusu değişimin, pozitif yönlerinin tespiti sağlanarak bu etkinin süreklilik arz etmesi amaç edinilecek olup; negatif yönlerin tespiti ile beraber ilgili sorunlara karşı çözüm arayışına gidilmiş olacaktır. Kamu İhale Hukuku bir bütün halinde ele alınarak klasik ihale dönemi ile elektronik ihale döneminin kıyası mahkeme kararları ve Kamu İhale Kurumunun yayınlamış olduğu karar ve raporlar doğrultusunda ilgili değişimin yeterliği eksileri ve artılarıyla değerlendirilecektir. Çalışmamızın son kısmında ise günümüz popülerliği ile ön plana çıkan yapay zekânın tavsiye niteliğinde sunacak olduğumuz şekilde kamu ihale hukukuna uygulanması ele alınacaktır.
Pistonlu kompresörde enerji, ekserji, ekonomik ve çevresel analizi
In this thesis, two types of compressors were experimentally used: a single-stage 5.016 kW and a double-stage 11.096 kW reciprocating compressor. The experiments were conducted at Tamsan Compressor Inc. in Ankara. Energy, exergy, economic, and environmental analyses were performed for both compressor types, considering five different ambient temperatures. The energy analysis included P-v diagrams, isentropic, polytropic, isothermal, and actual work calculations, and efficiency calculations. The energy analysis showed that actual work decreased as temperature increased for both single-stage and double-stage compressors, while polytropic, isentropic, and isothermal work increased. Furthermore, efficiency increased with increasing temperature for all phase changes. Exergy analysis revealed that single-stage compressors have a more advantageous exergy efficiency at low inlet temperatures, while exergy efficiency in double-stage compressors increases at higher temperatures, narrowing the performance gap. Exergy loss due to exergy destruction is higher for double-stage compressors than for single-stage compressors across all temperature ranges. According to economic analyses, double-stage compressors are thermodynamically more efficient at high pressure ratios and with a proper intercooler design; however, under the assumptions used in this study (engine power, CRF, φ, annual duration, etc.), a single-stage compressor is more cost-effective at all temperatures. For environmental analysis (prioritizing total environmental impact), a single-stage compressor is more environmentally advantageous at all temperatures. For sustainability analysis, both compressors show an increase in efficiency as temperature increases, but the single-stage compressor is observed to be more advantageous. This thesis first describes the definition and types of compressors. Theoretical analysis calculations were conducted in the calculation section. The data in these calculations were based on different ambient temperatures. The results obtained are presented in graphs and tables. When all energy, exergy, economic, environmental, and sustainability analysis results were evaluated together, it was determined that, under the operating conditions and assumptions used, the single-stage compressor is generally more advantageous across all temperature ranges, while the double-stage compressor provides certain thermodynamic efficiency increases only at high temperatures and high pressure ratios.