5,960

Archived Theses

12

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

XVIII. yüzyılda (1735-1800) Uşak'ta dokumacılık

Dokuma sanatının Osmanlı Devleti döneminde en iyi icra edildiği merkezlerden birisi Uşak'tır. Osmanlı Devletinden günümüze kadar dokumacılık Uşak'ın ekonomisinde önemli bir yer işgal etmiştir. Özellikle halı, kilim ve çuval dokumacılığı Uşak'ın ekonomisi için önemli bir kaynak olmuş, aynı zamanda şehrin dışarıya açılmasını sağlamıştır. Uşak'ın coğrafi konumu, doğal koşulları ve beşeri yapısı burada dokumacılık faaliyetlerinin bir yandan alt yapısını oluştururken, diğer yandan da gelişimine katkı sağlayan etkenler olmuştur.İlk bakışta Uşak'taki dokumacılık bilinen bir ekonomik faaliyet olarak düşünülebilir. Ancak bu çalışma sırasında incelenen döneme ait belgelerden, Uşak'ta yapılan halı, kilim ve çuval dokumacılığının Osmanlı Devleti için vazgeçilmez olduğu anlaşılmaktadır. Uşak'ta dokunan halılar Osmanlı Devleti'nin kutsal mekânlarının tercih edilen döşeme ürünlerini oluştururken, kilim ve çuvallar da Osmanlı ordusunun sefer mühimmatının önemli bir bölümünü teşkil etmektedir.

18. yüzyılDokuma sanatıDokumacılık+7
Emek Yağcı Kılınç
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

The London Gazette'de İran (1665-1747)

Matbaanın icadı burjuvazinin habere ulaşma arzusuyla birleşince modern manada gazeteciliğin temelleri atılmıştır. Thomas Archer tarafından İngiltere'de 1621 yılında corantos olarak adlandırılan haber bültenleri yayınlanmaya başlamıştır. Halkın haber almaya duyduğu ihtiyacın farkında olan İngiliz Parlemontosu 1650 yılından itibaren Mercurius Politicus isimli bir haber bültenini yayınlatmaya başlamıştır. Kraliyet ailesinin Oxford'da bulunduğu 1665 yılında The Oxford Gazette adıyla resmi bir gazete yayınlanmaya başlamıştır. Gazete Kraliyet ailesinin 1666 yılında Londra'ya dönmesinden sonra The London Gazette olarak adlandırılmıştır. Birleşik Krallığın resmi yayın organı olan The London Gazette'de İran hakkında çok sayıda haber yayınlanmıştır. 1666-1736 yılları arasında Safevi Devleti'nin başta Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ve Avrupa devletleri ile ilişkilerine ışık tutan çok sayıda haber gazetede yer bulmuştur. Safevi Devleti'nin çöküşü ve Nadir Şah'ın İran'ın mutlak hakimi haline gelişi, Nadir Şah döneminde ülkenin genel durumu ve başlıca olaylar gazetede ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Bu tez çalışmasında, The London Gazette'de belirtilen tarihler arasında İran'a dair yayınlanan haberler ele alınacak ve verdiği bilgiler ana kaynaklar ve araştırma eserler ışığında değerlendirilecektir.

GazetelerHaberlerNadir Şah+5
Safiye Başer
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı döneminde eşme kazasının sosyo-ekonomik durumu

Günümüzde Uşak ilinin ilçelerinden biri olan Eşme, kadim bir geçmişe sahiptir. Bu tez çalışmasında ise, tarihi çok eskilere dayanan Eşme'nin XV. yüzyıl sonları ile XX. yüzyıl başlarındaki nüfus yapısı, sosyo-ekonomik ve kültürel durumunu bütüncül bir anlayışla ortaya koymak amaçlanmıştır. Bunun için Eşme kazasının Osmanlı Arşivi'nde kayıtlı nüfus ve temettuât defterleri temel alınmıştır. Adı geçen defterlere ek olarak kazanın tahrir, muhasebe, avârız defterleri ve Aydın vilayet salnamelerinden yararlanılmıştır. Tez, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde yerel tarihin tanımı yapılarak, kısaca gelişiminden ve tez çalışmasının konusu ve kaynaklarından bahsedilmiş, sonrasında bu kaynaklardan tezde kullanılanlar hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, tahrir, muhasebe ve avârız defterlerindeki verilere göre Eşme'nin XV. ve XVII. yüzyıllar arasındakindeki durumu ortaya konulmuştur. İkinci bölümde nüfus ve temettuât defterleri esas alınarak, XIX. yüzyıldaki Eşme kazasında nüfus yapısı ve nüfus hareketleri ana başlığı altında; Eşme kazası ve karyelerinde aileler, aşiretler, müşterek aile adları, hâne miktarları ve erkek nüfus sayıları, şahıs isimleri ve isim verme geleneği, insan tipolojisi, nüfus hareketleri ve meslekler konuları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, temettuât defterlerinden hareketle arazi varlığı, hayvan varlığı, yetiştirilen ürünler ve ödenen vergiler alt başlıkları altında Eşme kazasının iktisadi yapısı değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise Aydın vilayet salnamelerinde geçen Eşme kazası ile ilgili bilgilere yer verilmiştir.

Osmanlı DevletiOsmanlı DönemiOsmanlı tarihi+3
Hafize Kök
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal bilimlere postmodernizmin girişi ve oluşan literatür -Edebiyat, felsefe, sosyoloji, tarih-

Postmodernizm; modernizmin -vaatlerinin gerçekleşmemesi, ortaya koyduğu hayat deneyiminin başarısızlıklarla sonuçlanması neticesinde- etkisini yitirmeye başlamasıyla ortaya çıkmış olan bir düşünce akımıdır. Bu kavram ilk olarak sanat alanında ortaya çıkmış olsa da zamanla toplumun her alanına yayılmıştır. Bu bağlamda Türkiye'de de postmodernizm akademik literatürde kendine yer bulmuştur. Bu çalışmamızda postmodernizmin ülkemize girişi ve edebiyat, sosyoloji, felsefe ve tarih literatüründeki konumu incelenmiştir. Postmodernizm kavramı düşünce dünyalarında etkisini oldukça hissettirmiş bir kavramdır. Fakat bu kavram hakkında ülkemizdeki çalışmaların sayıca ve nitelik bakımından yeterli olmadığı görülmektedir. Bu çalışma ile adı geçen sosyal bilimlerde postmodernizm literatürünün ortaya çıkışı araştırılmış ve oluşan bu literatürün nitelik ve nicelik açısından yeterliliğinin sorgulanması amaçlanmıştır.

EdebiyatFelsefeLiteratür taraması+4
Kaan Ayar
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

19. yüzyılda İngilizce yazılmış seyahatnamelere göre Anadolu'da sosyal kültürel ve ekonomik hayat

Tez çalışmasında 19.yüzyılda çeşitli nedenlerle Anadolu coğrafyasını ziyaret eden seyyahların İngilizce yazılmış ya da farklı dillerden İngilizceye çevrilen seyahatnameleri incelenmiş ve onların gözünden Türkler ile gayrimüslim tebaanın sosyal, kültürel ve ekonomik özellikleri ile bu alanlarda gerçekleştirdikleri faaliyetler hakkında bilgi verilmiştir. Bilinmeyeni keşfetme arzusuyla yola çıkan kâşifler, inançlarını farklı kıtalarda yaymak isteyen misyonerler, mesleki çalışmalar yapmak için diyar diyar gezen bilim adamları ve savaş ortamında görevleri gereği yola koyulan askerler, 19.yüzyıl genelinde olmakla birlikte özellikle ikinci çeyreğinden itibaren Osmanlı coğrafyasına rağbet göstermişlerdir. İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan ve farklı milletlerden birçok seyyah, ülkelerinin Türkiye ile olan ilişkileri ve dini inançlarını da göz önünde bulundurarak bazen objektif olamasalar da, bu çalışmada 115 seyyahın verdiği bilgiler dâhilinde çoğu konu üzerinde genellemeler yapmak mümkün olmuştur. Seyyah ve seyahatnameler üzerine notlar ile seyyahların biyografileri tezin birinci bölümünü oluştururken, seyyahların Anadolu'ya gelme süreci, deneyimleri ve halkın kendilerine karşı sergiledikleri tutumlara ikinci bölümde yer verilmiştir. Toplamda beş bölümden oluşan tezin diğer bölümlerinde ise sosyal kültürel ve ekonomik hayat başlıkları altında Anadolu'daki durum, seyyahların gözünden yansıtılmaya çalışılmıştır.

19. yüzyılAnadoluEkonomik hayat+5
Buğra İnal
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaçağ İngiltere'sinde "Saracen" algısı (XI-XV. yüzyıllar)

Doğu ve Batı arasındaki etkileşim çok eskilere dayanmaktadır. Bu etkileşimin meydana gelmesinde rol oynayan en önemli etkenlerden birisi Haçlı Seferleridir. Seferler esnasında karşılaşan bu iki medeniyetin mensupları sosyal, kültürel, ekonomik alanlarda ilişkiler geliştirmişlerdir. 'Saracen' kavramı da Haçlı Seferleri sürecinde bu ilişkiler neticesinde ortaya çıkmış bir kavramdır. Kökenine ve tam olarak kimler için kullanıldığına dair farklı görüşler olsa da Ortaçağ'da genel olarak Araplar, Türkler ve İslam dinine inananlar için kullanıldığını söyleyebiliriz. Yunancada 'doğulular' anlamına gelen sarakenoi/sarakeonoi kelimesinden türetildiği düşünülmektedir. Başlangıçta Sina Yarımadasında yaşayan bir Arap kabilesi için kullanılsa da sonraları Hıristiyanlar tarafından tüm Arap kabilelerini ve Halifelik kurumunu kapsayacak şekilde kullanılmıştır. Yaygın bir şekilde kullanılmamakla birlikte, Saracen ismi modern zamanlara kadar varlığını devam ettirmiştir. Haçlı Seferleri kroniklerinde Saracen kavramı sıklıkla Müslümanları ifade etmek için kullanılmıştır. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi kavramın çıkış noktasının dini temellerden ziyade coğrafik temellere dayandığı yolunda görüşler mevcuttur. Bazı kaynaklarda Saracen kelimesinin anlamının "Son of Desert", yani "Çölün Oğlu" olduğu söylenmektedir. Ayrıca Ortaçağ'da Hıristiyanlar tarafından, neredeyse Arapça konuşan tüm kavimleri aşağılamak amacıyla kullanıldığına dair görüşler de söz konusudur. Edebi eserlerin birçoğunda Saracenler hain, açgözlü, korkak gibi sıfatlarla tasvir edilmiştir. Kaynakların bir kısmında ise 'Türk' ve 'Saracen' terimlerinin ayrı ayrı kullanıldığı görülmektedir. Özellikle Haçlı Seferlerine yönelik birinci el kaynaklarda Türklerden ve Saracenlerden birbirinden bağımsız iki grup şeklinde bahsedilmiştir. Görüldüğü üzere 'Saracen' terimi pek çok yönden problematik bir kavramdır. Kavramın çıkış noktası, kimler için kullanıldığı, tam olarak ne anlama geldiği yönünde pek çok farklı görüş bulunmaktadır. Bu çalışmada Saracen kavramının Ortaçağ'da Doğu-Batı ilişkilerini ve özellikle Haçlı Seferleri esnasında İngiltere-Doğu ilişkilerini anlamadaki önemi üzerinde durulacaktır. Gerek dönemin kroniklerinin gerek batılı tarihçilerin Müslümanlara ve doğuya bakışı çıkış noktamız olacaktır.

AlgıDoğu-Batı ilişkileriHaçlı seferleri+6
Pınar Savaş
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Börklüce karyesi (Dikey boyutta bir yerel tarih araştırması)

Börklüce karyesi Osmanlı döneminden kalma bir köy olup günümüzde hala varlığını devam ettirmektedir. Börklüce geçmişte Demirci kazasına bağlı iken günümüzde ise Manisa'nın Kula ilçesine bağlı bulunmaktadır. Bu yerel tarih çalışması; Osmanlı arşiv kaynaklarından Temettuat, Nüfus, Tahrir ve Avarız defterleri ile Berat ve Sicil kayıtları, Salnameler ve günümüze kadar gelebilen mezar taşları ve ayrıca köy halkından derlenen sözlü bilgiler kullanılarak hazırlanan mikro ölçekli bir yerel tarih araştırmasıdır. Köyün önemini artıran husus, Osmanlı devletinin kuruluş sürecinde patlak veren şeyh Bedreddin isyanında yer alan Börklüce Mustafa ile bağı olması ihtimalidir. Bu bağın temelinde iki unsur yer almaktadır. Bunlardan ilki, Börklüce köyü ahalisi ile Börklüce Mustafa'nın aynı aşirete mensup olmaları, diğeri ise belki de bu köyü kuranların, isyan sonucu dağıtılan aşiret mensupları olması ihtimalidir. Bu sebepten dolayı bu yerleşim biriminin sosyal, ekonomik ve nüfus yapısı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu şekilde Osmanlı devletinin en alt idari yapısı olan köy olgusu üzerinden Osmanlının belirli dönemlerde yaşadığı buhranları da görebilme imkânı ortaya çıkmış olacaktır. Anahtar Kelimeler: Börklüce, Temettuat, Nüfus, Avarız, Börklüce Mustafa

Avarız DefteriBörklüce MustafaManisa-Kula-Börklüce+4
Oğuz Şentürk
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyılda Osmanlı taşrasında kaza idaresi: Sandıklı (1867-1908)

Osmanlı Devleti yönetim anlayışını "merkeziyetçilik" üzerine inşa etmiştir. Uzun yıllar boyunca bu anlayışı devam ettirmiştir. XVII. yüzyıldan itibaren başlayan ve daha sonra hızlanarak devam eden devlet yönetimindeki zayıflama, taşra idaresinde kendisini göstermiştir. Bu durum çeşitli sorunları beraberinde getirmiştir. Yaşanan bu bozulma ve aksamalar, Osmanlı taşra teşkilatında yeniden yapılanmayı kaçınılmaz kılmıştır. II. Mahmud Dönemi'nde, zayıflayan devlet otoritesini tekrar sağlamak için devletin, çağın gereklerine uygun bir şekilde yapılandırılması yoluna gidilmiştir. Ancak tüm bu çabalar, bu alanda daha geniş bir düzenleme yapılması gerekliliğini ortaya koymuştur. Osmanlı Devleti, Tanzimat Dönemi'nden itibaren, merkeziyetçi bir taşra idaresini sağlamaya yönelik çalışmalar yapmıştır. Tanzimat ile başlayan çalışmalar, 1864, 1867 ve 1871 nizamnameleri ile daha kapsamlı ve sistemli bir hale gelmiştir.Bu çalışma, 1867 yılında teşkil edilen ve Hüdavendigar vilayetinin Karahisar-ı Sahib sancağına bağlanan Sandıklı kazasının 1867-1908 yılları arasında ne şekilde ve kimler tarafından, nasıl idare edildiğini ve Osmanlı Devleti'nin kaza idaresinde merkeziyetçi bir yönetim anlayışını nasıl ve hangi araçlarla kurduğunu ve bu süreçte hangi sorunlarla karşılaşıldığını ortaya koymaktadır.

19. yüzyılKamu yönetimiKarahisar-ı Sahib+4
Serpil Pir
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok'un hayatı ve kişiliği (1881-1941)

Selanik'li Cafer Bey'in oğludur. Annesi Hatice Hanım, eşi Nuriye Hanımdır. Selanik Askeri Rüştiyesini ve İdadisini bitirdikten sonra İstanbul Harp Okuluna geçmiştir. 1903'te Harp okulunda teğmen olarak diploma almıştır. Harbiyeyi bitirince önce Muratpaşa'da Bulgar sınırında bir karakola atanmıştı. Mustafa Kemal ile Selanik'te mahalle ve okul arkadaşı idi. Uzaktan akrabalıkları da vardı. İlk subaylık yıllarında beraber bulundular. 1908'de Hürriyetin ilanından sonra yolları yine Selanik'te buluşmuştu. Mustafa Kemal, onu bu yıllardan itibaren yoldaş olarak seçmişti. İlk gençlik yıllarında hep " Salih, senden hiç ayrılmayacağım, seni kendime yaver yapacağım." demişti. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi başlatmak için Anadolu'ya geçmeden önce ve Suriye Cephesinde bulunduğu sırada Salih Bey'i Başyaver olarak yanına getirtti ve sürekli beraberlik bu şekilde başladı. Salih Bey yarbaylıktan emekliye ayrıldıktan sonra bile hep Mustafa Kemal'in yakınında kaldı. 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM'nin toplanması ve Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığa seçilmesinden sonra'da Başkanlık Başyaverliğine atanmıştı. Kurtuluş savaşı boyunca Mustafa Kemal Paşa'nın yanında oldu. Kıdemi nedeni ile önce binbaşılığa daha sonrada yarbaylığa terfi etti. Büyük Zaferden sonra Mustafa Kemal Paşa'nın yanında İzmir'e geldi. Daha sonra onun Latife Hanımla evlenmesi sırasında O'nun şahidi olarak bulundu. Latife Hanım, Salih Bey için "ikinci babamdır." deyimini kullanırdı. TBMM'nin 2. Dönemi için yapılan seçimde Mustafa Kemal Paşa tarafından, tarihi ismi Bozok olan Yozgat'tan namzet gösterilerek Milletvekilliğine seçilmiş ve Başyaverlikten ayrılmıştır. Milletvekilliği sırasında da Atatürk'ün adeta sivil başyaverliğini yapmış. O'nun 10 Kasım 1938'de vefatı üzerine "Başkomutan Yaversiz gidemez." diye intihara teşebbüs etmişse de müdahale sonunda kurtarılmıştır. Milletvekilliği devam ederken, İstanbul'da bulunduğu sırada 25 Nisan 1941'de vefat etmiş ve cenazesi Ankara'ya nakledilerek büyük bir törenle Cebeci Şehitliğine defnedilmiştir. Anahtar Kelimler; Salih Bozok, Atatürk, Milli Mücadele, TBMM, Başyaverlik

Atatürk, Mustafa KemalBiyografiBozok, Salih+4
Feyyaz Koç
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Altıntaş nahiyesi (Dikey boyutta bir yerel tarih araştırması)

Günümüzde Kütahya'nın bir ilçesi konumunda bulunan Altıntaş'ın tarihi çok eskiye dayanmaktadır. İlk çağlardan beri burada yerleşim olduğu bilinmektedir. Altıntaş'ın 1520 tarihli tahrirden 1947 yılına kadar Kütahya'ya bağlı nahiye konumu devam etmiş görünmektedir. Altıntaş nahiye konumunda olduğu için nahiye bölgesindeki adli işlerin Kütahya kadılığınca, nahiye askeri bir birim olduğu için bölgedeki askeri işlerin tımarlı sipahilerce yürütüldüğü ifade edilebilir. 19. yüzyılın ikinci yarısı içinde düzenlenen nizamnameler döneminde nahiyelerin nahiye müdürlerince idare edildiği görülmekle birlikte 1871 tarihli Hüdavendigar Vilayeti salnamesinde Altıntaş nahiyesinin zabıta memurlarınca idare edildiği anlaşılmaktadır. Nahiyenin merkezi konumundaki Altıntaş köyünün bazen mahalle olarak gösterilse de genellikle köy statüsünde olduğu anlaşılmaktadır. Halkın genel itibariyle tarım ve hayvancılıkla uğraştığı ifade edilebilir. Altıntaş köyünde bulunan Alaeddin Cami ve Seyyid Süle Zaviyesi önemli yapılar olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmada; 1520 ve 1571 tarihli tahrir, 1530 tarihli muhasebe, 1622 ve 1676 tarihli avarız, 1831 ile 1842 tarihli nüfus, 1845 tarihli temettuat defterleri, tereke kaydı, şahsiyet kaydı, atik-i esas kaydı, evkaf defterleri ve hurufat defterlerinin yanı sıra Hüdavendigar Vilayeti salnameleri incelenerek Altıntaş'ın sosyal, ekonomik ve idari yapısı ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır.

Kent tarihiKütahya-AltıntaşOsmanlı Dönemi+4
İzzeddin Yıldırım
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl ortalarına doğru Kütahya'da konar-göçerler

Kütahya, Osmanlı Devleti döneminde hem Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi hem de şehzade sancağı konumunda idi. Ayrıca iklim ve coğrafi şartlarının sağladığı avantajları sayesinde yoğun bir Türkmen konar-göçer aşiret ve cemaat topluluklarına ev sahipliği yapmıştır. Bu yerel tarih çalışması; temel olarak Osmanlı arşiv belgelerinden Temettuat, Nüfus, Muhasebe ve Avarız defterlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Moğol tehlikesinin başlamasıyla birlikte Batı Anadolu bölgesine yoğun bir konar-göçer Türkmen göçü meydana gelmiştir. Bu konar-göçer Türkmen topluluklarının yerleştiği bölgelerden birisi de Kütahya Sancağıdır. Araştırmada esas olarak; aşiret ve cemaatlerin iskân ettirildikleri yerlerin tespitini yaparak hangi coğrafi bölgeleri kapsadığını ve meydana gelen nüfus hareketliliğini belirlemek, o dönemde asker ve vergi mükellefi olan şahısları ve genel olarak insan profilini ortaya koymak, XVI-XIX. Yüzyıllar arasında bölgedeki konar-göçer nüfusun sayısını belirlemeye çalışmak, XIX. Yüzyıl ortalarında bölgedeki konar-göçer nüfusun sosyal ve ekonomik yapısı hakkında temettuat defterleri ışığında çıkarımlarda bulunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütahya Sancağı, Nüfus, Temettuat, Muhasebe, Avarız, Aşiret, Cemaat, Yörük, İskân, 19.Yüzyıl.

19. yüzyılGöçebelerGöçebelik+5
Mine Er
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gireniz/Pamukören karyesi (Osmanlı Döneminde) dikey boyutta bir yerel tarih araştırması

Tarihi çok eski dönemlere dayanan Gireniz karyesinin günümüzdeki ismi Pamukören'dir. Osmanlı Devleti zamanında Gireniz karyesi ilk olarak Kestel'e (Nazilli), sonra Kuyucak kazasına bağlanmış bir köydür.1955 tarihinde belediye teşkilatı kurulunca kasaba olmuştur. Günümüzde Pamukören, Aydın ili Kuyucak ilçesine bağlı bir mahalledir. Osmanlı arşiv kaynakları olan tahrir, nüfus, temettüat defterleri ışığında ve salnameler, kitabeler ile köy halkından alınan bilgilerle hazırlanan bu araştırma bir yerel tarih çalışmasıdır. Bu bağlamda Gireniz'in geçmişi tarihsel belgelerle incelenip gün yüzüne çıkartılmaya çalışılmıştır. H.1251/M.1835-36, H.1256/M.1840-41 tarihli nüfus defterleri ve H.1260-61/M.1845 tarihli temettüat defterinin tahlili yapılarak köyün nüfus, sosyal ve ekonomik durumu hakkında kapsamlı bilgi verilmiştir. Bu araştırmada Gireniz karyesinde şahıs adları, nüfus yapısı, insan tipolojisi, nüfus hareketleri, meslekler, askerlik, sağlık, aileler, arazi ve hayvan varlığı, yetiştirilen ürünler ile ödenen vergiler değerlendirilerek, yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gireniz, Tahrir, Nüfus, Temettüat, Yerel Tarih.

Aydın-Kuyucak-PamukörenNüfusOsmanlı Dönemi+5
Kevser Timur
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin ilk kadın milletvekillerinden Benal Nevzat Arıman'ın siyasi, kültürel ve toplumsal faaliyetleri

Yaradılış, kadın ve erkekten oluşan iki türü kapsamaktadır. Bu iki tür sayesinde aileler, toplumlar, uluslar oluşmuştur. Gelişmeler ve toplumsal ilerlemeler hiçbir zaman sadece bir türün çabasıyla değil, bu iki türün ortak çabasıyla gerçekleşmiştir. Fakat ne yazık ki ortak ilerleme sonucu gelişen toplumlarda bir tür haklarını hemen ve doğrudan elde ederken, diğer tür haklarını kazanmak için kuvvetli mücadeleler vermek zorunda kalmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde kadınların, ilk Türk devletlerinden Cumhuriyete uzanan geniş dönemde ne tür haklara sahip oldukları, zamanla hangi hakları elde edip hangi hakları kaybettikleri, haklarını kazanmak için verdikleri mücadeleleri ve bu mücadelelerinin sonucunda hangi kazanımları elde ettiklerine değinmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci kısmı yani asıl çalışma konumuz olan, 5 Aralık 1934 anayasa düzenlemesiyle siyasi hayata katılma hakkı kazanan Türk kadının, ilk genel seçimlerle parlamentoya giren 18 kadından biri olan, İzmir Milletvekili Benal Nevzat Arıman'ın Türk Siyasal ve toplumsal alanda yerini ortaya çıkarmaktır.

Arıman, Benal NevzatKadın milletvekilleriKadın politikacılar+5
Rabia Merve Kağnıcı
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1950 sonrası Türkiye'de Eskiçağ tarihinin (Doğu) gelişimi: Kişiler, kurumlar, yayınlar ve tarihçilik

İktidar ve onun ideolojilerinden büyük ölçüde etkilenen eskiçağ tarihi araştırmaları Türkiye'de Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında başlamıştır. 1930'lu yıllarda Türkiye'de açılmış olan üniversiteler vasıtası ile Hititoloji ve Sümeroloji gibi disiplinlerin temelleri atılmış ve bu alanlarda çok değerli bilim insanları yetiştirilerek önemli çalışmalar yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı ve sonrasında değişen devlet yönetimleri itibarı ile bu durum değişmeye başlamıştır. Özellikle çalışmamızda ele aldığımız 1950 yılı itibarı ile eskiçağ tarihinin önemini kaybettiği ve devlet tarafından beklenen desteği görmediği gözlemlenmiştir. Bu çalışmada bu durumun sebepleri ve eskiçağ tarihi ile siyaset arasındaki nasıl bir ilişkinin olduğu üzerinde durulmuştur. Zira 1930'lu yıllarda eskiçağ tarihine yönelik ilgi çok daha fazla olsa da sonraki yıllar içindeki alanın gelişimi geri planda kalmıştır. Çalışmamızda eskiçağ tarihinin ülkemizde geçirmiş olduğu tarihsel süreç, bu alanda yetişmiş ve alana büyük katkılar sağlamış olan eskiçağ (doğu) tarihçileri ile onların çalışmaları ve ülkemizde eskiçağ tarihçiliği bakımından önemli olan bazı araştırma kurumları ele alınmaya çalışılacaktır.

Eski Çağ tarihiMezopotamyaTarih+4
Raziye Ünal
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bulgar idaresinde Türkler 1909-1989

Bulgarlar, yüzyıllarca Osmanlı Devleti'nin bünyesi altında kendilerini "Rum" olarak tanımlamışlardır. Ancak Fransız İhtilali'nin yaydığı milliyetçilik akımına Bulgarlar da kayıtsız kalmamış; kendi devletlerini kurmak için harekete geçmişlerdir. Bunun ilk adımı, bağlı oldukları Fener Rum Kilisesi'nden ayrı bir dini otorite kurma girişimi olmuştur. Bu doğrultuda 19. yüzyılın başlarında rahip Paissiy ile 'Yeniden Doğuş' olarak adlandırılan millî uyanış hareketi başlamış; bir dizi ekonomik iyileşme ve kültürel gelişme ile Bulgar ihtilalcileri yetiştirilmiştir. Başta Çarlık Rusya'sı olmak üzere uluslararası destek alan Bulgarlar, Fener Rum Kilisesi'nden ayrılarak kendi kiliselerini kurduktan sonra millî devletlerini kurma safhasına geçmişlerdir. Osmanlı Devleti'ne karşı girişilen askeri harekât ve isyanlarla Bulgaristan, 1908 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. Bulgaristan topraklarında büyük bir nüfusu teşkil eden ve hakları anlaşmalarla güvence altına alınan Türkler, bundan sonra göç ve ölümle sayıları azaltılarak önce azınlık haline getirilmiş; daha sonra da kalanları asimile etme politikaları başlatılmıştır. Kuruluşundan 1989 yılına kadar Bulgaristan, muhalif kişi ve grupları düşman olarak görmüştür. Bu durum, ülkede çok sayıda toplama kampının açılmasına neden olmuştur. Bunların içinde Bulgaristan'daki Türkler için, tarihi 1949 yılına dayanan Belene Toplama Kampı ayrı önem taşımaktadır. Bu çalışma Bulgar millî uyanışı ile Bulgaristan'da Türklere uygulanan politikaları, hükümetler esas alarak ele almıştır. Ayrıca çalışmada, Bulgaristan'da bulunan toplama kampları detaylı incelenmiş; Belene Toplama Kampı'nın tarihsel süreci aktarılmıştır.

AzınlıklarBulgaristanBulgaristan Türkleri+5
Rengin Yavuz
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sicill-i Ahval kayıtlarına göre İzmir doğumlu gayrimüslim memurlar

Osmanlı Devleti, sınırları üç kıtaya ulaşmış, dönemindeki emsallerinden çok farklı bir devletti. Gerek kurulduğu coğrafyanın büyüklüğü ve kıymeti, gerekse değişen zaman şartları nedeniyle her daim yeniliklere açık olması gerekmekteydi. Bu nedenledir ki Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren devletin teşkilatlanmasını kolaylaştırmak amacıyla birçok kurum ve kuruluş oluşturmuş, zaman içerisinde bu kuruluşlar değişen şartlara uygun olarak yenilenmiştir. Özellikle de Osmanlı Devleti III. Selim ve II. Mahmud döneminden itibaren köklü idari reformlar için çalışmalar yapılmış, Tanzimat Dönemi sonrasında ise, bürokraside Batı tarzında düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Memur sayısında yaşanan artış da düzenlemelerin arasında yer almıştır. Osmanlı Devleti'nin en uzun yüzyılı olarak nitelenen XIX. yüzyılda yapılan reformlardan biri de memurlarla ilgili düzenlemelerdir. Devlet idaresinde kurumsallaşmanın artışı, bürokrasinin uzmanlaştığı ve daha fazla merkeziyetçi bir görünüm kazandığı bu dönemde memur istihdamı konusunda birtakım köklü değişiklikler yapılmıştır. Yapılan değişiklikler Osmanlı Devleti'nde yer alan gayrimüslim unsurları da kapsamaktaydı. XIX. yüzyılla beraber gayrimüslimlere verilen yeni haklar ile devlet içerisinde daha etkin olmalarına imkân tanınmıştır. Osmanlı Devleti teşkilatında görev alan memurlara ait resmi belgelerin kaydedildiği defterlerin tescili işlemine Sicill-i Ahval, meydana gelen defterlere de Sicill-i Umumî adı verilmiştir. Sicill-i Ahval adını verdiğimiz defterlerde memurların, memurlukları süresince özel ve memuriyetleriyle ilgili durumları bulunmaktaydı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde 1873-1909 tarihleri arasında 201 defter tutulmuştur. Defterlerde memurların ismi, mahlası veya künyesi, babası memur ise rütbesi, bilinen bir kişi ise sülalesinin adı, göreve başlayış tarihi, tahsil durumu, liyakat ve ehliyet derecesi, azil, tayin ve muhakemeleri, gayrimüslim ise milliyeti kaydedilmiştir. Bu çalışmada Sicill-i Ahval kayıtlarından yararlanarak İzmir doğumlu gayrimüslim memurların; doğum tarihi, baba adı, milliyeti değerlendirilerek aileleri ve sülale adlarıyla ilgili bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Bunun yanı sıra okudukları okullar, bu okullarda aldıkları dersler, yabancı dil durumları, memuriyete başladıkları tarih, maaşları, unvanları ve memuriyet sırasında ceza alıp almadıklarına dair bilgiler de verilerek İzmir doğumlu 68 gayrimüslim memur tanıtılmaya çalışılmıştır.

DefterlerGayrimüslimlerMemurlar+5
Sedef Kumsar
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk basın tarihinde Tarsus gazetesi (23 Haziran 1925-22 Mart 1926)

Basının temel görevi, insanların çevresinde olup bitenleri gözlemleyerek, toplumu ilgilendiren gelişmeleri okuyucuya anlaşılır çerçevede sunmaktır. Bu durum aslında insanların kendisini etkileme potansiyeli olan olayları bilme arzu ve ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Temelde il ve ilçeler olmak üzere, bölgesel konuları ele alan yerel basın, bilgilendirme görevini öncelikli olarak yerine getiren kitle iletişim aracıdır. Yerel basın, aynı zamanda yayımlandığı bölge ve ülke gelişimine katkı sağlayan önemli bir iletişim aracıdır. Dolayısıyla yerel basın, demokratik toplumlarda vazgeçilmez konumda bulunmaktadır. Haber verme başta olmak üzere iktidarın denetimi ve kamuoyu oluşturma işlevlerine sahip olması nedeniyle basın, demokratik toplumlarda önemli bir yapı olarak görülmektedir. Yaygın basında olduğu gibi yerel basının da yerel yönetimlerin denetleyicisi olma özelliği vardır. Kentte meydana gelen gelişmeler, belediyelerin çalışmaları, etkinliklerin halka ulaştırılması gibi konularda halkı bilgilendiren yerel basın, diğer taraftan yapılan çalışmaların halk tabanındaki yansımalarını değerlendirir ve gündeme taşır. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra yayın hayatına başlayan Tarsus Gazetesi, Tarsus ve civarında meydana gelen haberleri ele alan ve kendisine göre bir bakış açısı ortaya koyan yerel bir gazete olarak göze çarpmaktadır. Dönemin basım ve yayım tekniklerindeki imkansızlıklardan olduğunu düşündüğümüz dizgi ve yazım hataları gazetenin okunmasını belirli oranda zorlaştırmıştır; fakat bu zorluklara rağmen gazetenin 23 Haziran 1925 ve 22 Mart 1926 tarihleri arasındaki 55 sayılık ve 110 sayfalık kesiti okunmuştur. Çalışma; siyasi, idari ve adli, sosyal, eğitim ve ekonomi alanında çıkan haberler olmak üzere 5 bölüme ayrılmış ve bu bölümlerden yola çıkılarak bir sonuç ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Tarsus Gazetesi, Cumhuriyet, Sosyal Hayat, Eğitim, Ekonomi, Siyaset

BasınBasın tarihiGazeteler+3
İbrahim Çetin
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hurûfât Defterlerine göre Afyonkarahisar şehri (XVIII. yüzyıl)

Şehir tarihi araştırmaları her geçen gün biraz daha artmakta, yeni tespitler ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada XIII. yüzyılda Afyonkarahisar şehrinin, mahalleleri ve sosyal yapıları inceleme konusu olmuştur. Çalışma önsöz ve beş bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmada Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde bulunan Karahisar-ı Sahip Kazasına ait Hurufat Defterleri kaynak olarak kullanılmıştır. Hurufat Defterleri baz alınarak yapılan bu çalışmada, XVIII. yüzyıl Afyonkarahisar'ının; vakıfları, vakıf görevlileri, mahalleleri, cami, mescit, medrese, mektep, tekke, zâviye, hamam, çeşme, çarşı ve pazarları tespit edilmiştir. Ayrıca tespit edilen bu yapıların görevlileri, nasıl, ne zaman ve ne kadar ücretle atandıkları tespit edilmiştir. Karahisar-ı Sahip Kazasını ihtiva eden 21 adet Hurufat Defteri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hurûfat Defteri, Afyonkarahisar, Vakıf, Cami, Mescit, Medrese, Zâviye.

18. yüzyılAfyonkarahisarDefterler+4
Halime Yiğit
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Harezmli emirler ve Türkiye Selçuklu Devleti'ndeki faaliyetleri

Türklerin kurmuş olduğu büyük devletlerden biri olan Harezmşahlar'da "Emir" kumandan ve subay karşılığında bir rütbe idi. Emirin sahip olduğu asker sayısı kadar rütbe ve derecesi vardı. Her bir muharip veya gayri muharip sınıfın başında mutlaka bir emir bulundurulurdu. Zorlu bir süreç sonunda ulaşılabilinen "Emirlik" makamı saygın bir konuma sahipti. Ancak zaman zaman bu makamın kaideleri terk edilerek akrabalardan da atamalar yapılmıştır. Celaleddin Harezmşah, doğudaki yıkıcı güç Moğollar'a karşı Türkiye Selçuklu Devleti ile bir ittifak kurmayı amaçlamış olsa da nihayetinde ilişkilerin gerilmesiyle Yassı-çimen Savaşı meydana gelmiştir. Ancak bu savaşı kaybeden Celaleddin Harezmşah'ın ülkesine dönerken bir aşiret reisi tarfından öldürülmesiyle Celaleddin ile Anadolu'ya gelen Harezmli emirler başsız kalmıştır. Harezmli emirlerin bulundukları bölgelerede yağmacılık faliyetlerinde bulunmalarından dolayı Türkiye Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad, Harezmli emirlerin gönüllerini alarak Türkiye Selçuklu Devletine taabi olmalarını sağladı. Sultan'ın verdiği iktalara yerleşen Harezmli emirler kısa sürede kendilerini toplayarak Alaeddin Keykubad'ın ölümüne kadar Türkiye Selçuklu Devleti'ne yararlı faaliyetlerde bulundular. Sultandan sonra ona verdikleri söz doğrultusunda İzzeddin Keykavus'un tahta çıkmasını isteselerde Gıyaseddin Keyhüsrev'in başa geçmesiyle akibetlerinden endişe ederek firar etmişlerdir. Ancak Harezmlilerin Anadolu'daki etkileri devam etmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye Selçuklu Devleti, Harezm, Emirler

Anadolu SelçuklularıAskeri faaliyetlerEmirler+2
Özlem Yaşar
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

CHP parti müfettişlik raporlarına göre İzmir (1935-1950)

9 Eylül 1923 tarihinde kurulan Cumhuriyet Halk Partisi 1923 yılından 1946 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin siyasi hayatında tek başına söz sahibi olarak yönetimi üstlenmiştir. Tek başına iktidarda olmanın doğuracağı parti içi ve parti dışı muhalefet sıkıntılarının olumsuz sonuçlarını engellemek, parti teşkilatı ve çalışmaları üzerinde denetim ve kontrol sağlamak, partinin merkezi otoritesini sağlamlaştırmak amacıyla 1923 yılında Parti Müfettişliği adıyla bir teftiş mekanizması kurulmuştur. Ülke birden fazla ilden oluşan mıntıka bölgelerine ayrılarak çeşitli alanlarda müfettişler ve milletvekilleri tarafından teftişlerinin yapılması sağlanmıştır. Her parti müfettişi bölgesini iki kez teftiş etmekle görevlendirilmiştir. Parti Müfettişliği kurumunun önemi kısa sürede artmış ve ülke içerisinde hem denetimin merkezi hem de halkın isteklerinin ve şikayetlerinin sesi olmuştur. 1932 yılında kurulan Halkevlerinin de denetimini sağlayan bölge müfettişlikleri ülkede her alanda yaşanan sorun ve sıkıntıları denetleyebilme gücüne sahip olmuşlardır. 1935 yılında yapılan düzenleme ile bu kurum daha etkin hale getirilmiştir. Bu çalışma, 1935-1950 yılları arasında parti müfettişleri ve İzmir milletvekilleri tarafından yapılan teftişler sonucunda oluşturulan raporlar ışığında İzmir ilinin parti örgütlenmesi, Halkevi çalışmaları, sosyal, kültürel, ekonomik, eğitim, spor ve sağlık gibi alanlardaki çalışmaları hakkında bilgi vermektedir.

Cumhuriyet Halk PartisiCumhuriyet tarihiDenetçiler+6
Zeynep Yılmaz
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

II.Abdülhamit Dönemi'nde öğretmen maaşları (1880-1910)

Osmanlı Devleti'nde maarif alanında yapılan köklü reformlar II. Mahmut Dönemi'ne kadar geri gitmektedir. Osmanlı Devleti'nde eğitim sisteminin temelini sıbyan mektepleri ve medreseler oluşturmaktaydı. II. Abdülhamit Dönemi'nde eğitimde reformların devam ettiği görülmektedir. Sultan II. Abdülhamit, eğitim alanında merkezi bir sistem ortaya çıkarmıştır. Eğitimin yaygınlaştırılması için ülke genelinde maarif teşkilatları kurmuştur. II. Abdülhamit, devletin kalkınmasının eğitimli gençlerle mümkün olduğunu fark etmiştir. Bu nedenle ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim alanlarında çok sayıda okullar açmıştır. Açılan yeni okullar öğretmene olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Bu ihtiyaç sonucunda, kız ve erkek öğretmen okulları açılarak eğitimin kalitesi yükseltilmeye çalışılmıştır. Öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla Dârülmuallimîn-i Rüşdi, Dâruülmuallimîn-i Sıbyan ve Dârülmuallimat gibi yeni öğretmen okulları açılmıştır. Okullarda yetiştirilen öğretmenler, memleketin çeşitli yerlerine tayin edilip, hizmet vermeye başlamışlardır. Öğretmenler, hizmetlerinin karşılığı olan maaşlarını farklı kaynaklardan almaktaydılar. Bu sebeple mekteplerde istihdam edilen öğretmenlerin maaşlarında farklılıklar olduğu görülmektedir. Bu farklılık, öğretmen maaşlarının devlet bütçesinden yada mahalli maarif komisyonlarından ödenmesinden kaynaklanmıştır. II. Abdülhamit Dönemi'nde mali imkânsızlıklardan dolayı öğretmen maaşlarının düşük olduğu, maaşların düzenli olarak verilemediği görülmektedir. Çalışmada, arşiv belgelerinden elde edilen verilere göre, öğretmenlerin ekonomik durumları ortaya koyulmaya ve maaş miktarlarındaki değişiklikler tespit edilmeye çalışılmıştır.

Abdülhamid IIEğitim tarihiMaarif Vekaleti+5
Başak Tutal
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

20 no.lu Uşak Şer'iyye sicilinin sosyal kültürel ve iktisadi açısından değerlendirilmesi

Şer'iyye Sicilleri Türk tarihinin en önemli kaynakları arasında yer alır. XV. asırdan itibaren tutulmaya başlayan şer'iyye sicilleri XX. asrın ilk çeyreğine kadar kayıt altına alınmaya devam etmiştir. Şer'iyye sicillerinin cumhuriyetin ilk yıllarında da tutulması özellikle Osmanlı'dan cumhuriyete geçiş sürecindeki dönemi aydınlatması bakımından son derece önemlidir. İşte bu amaçla tez konusu olarak seçilen 20 No.lu Uşak Şer'iyye Sicili'nin Uşak'a ait son sicil olması ve cumhuriyetin ilk yıllarındaki Uşak'ın sosyal, kültürel, idari ve iktisadi özelliklerini ortaya çıkarması yönüyle son derece mühimdir. Bu çalışmanın amacı 20 No.lu Uşak Şer'iyye Sicili'nin ışığında Cumhuriyet Dönemi'nin ilk yıllarndaki 1929 yılı Uşak'ını sosyal, kültürel, idari ve iktisadi açıdan incelemek ve yorumlamaktır. Çalışmanın ana kaynağını teşkil eden 20 No.lu Uşak Şer'iyye Sicili hukuk mahkemesi kayıtlarını ihtiva etmektedir. Başta tashih-i sene, veraset, alacak, boşanma konulu davalar olmak üzere dava türleri son derece zengindir. 20 No.lu Uşak Şer'iyye Sicili bu dava türleri zenginliği sayesinde 1929 yılı Uşak'ı hakkında bizlere çok yönlü bilgi edinebilme fırsatı sunmuştur. Sicildeki kararlar 131 numaralı karardan başlayarak numeretik sırayla 705 numaralı kararla sona ermiştir. 1928 yılında harf inkılabı olmasına rağmen kararlar Osmanlıca rika yazı çeşidiyle kaleme alınmıştır. Sicilin basit transkripsiyonu yapıldıktan sonra dikkatli bir plan dâhilinde tasnife tabi tutularak değerlendirilmesi yapılmıştır. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Uşak tarihi hakkında genel bilgi verilmiş, 20 No.lu Uşak Şer'iyye Sicili'nin ayrıntılı bir şekilde tasnif ve iv değerlendirilmesi yapılmıştır. Birinci bölümde Uşak'ın genel idari yapısı, mahalleleri, köyleri, şehitleri, idareci ve görevlileri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Uşak'ın sosyal ve kültürel yapısı çok yönlü açıdan incelenerek dönemin meslekleri, lâkapları, unvanları, evlilik hayatı, çocuk sayısı, çocuklara verilen isimleri ile boşanma, veraset, miras olayları ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Üçüncü bölümde iktisadi yapı anlatılırken son bölümde ise sicilde yer alan kararların özetleri verilmiştir. Bu çalışma Cumhuriyet Dönemi'nin ilk yıllarındaki Uşak'ı anlatması o dönemin anlaşılması açısından da son derece önemlidir. Anahtar Kelimeler: Şer'iyye Sicili, Uşak, idari yapı, sosyal ve kültürel yapı, aile, lâkap

Osmanlı DevletiOsmanlı DönemiOsmanlı tarihi+3
Bülent Küçük
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı Devleti ve Eflak-Boğdan ilişkileri (1574-1634)

Balkanlarda başlayan Osmanlı fütuhatı Tuna nehrine ulaştığında, bu nehrin kuzeyinde Eflak ve Boğdan adında iki Prenslik bulunmaktaydı. Avrupa'da Osmanlı fütuhatına karşı bir savunma mekanizması olan bu Prenslikler, Tuna'da Osmanlı gazilerine uzun bir müddet geçiş izni vermediler. Ancak ilk dönem Osmanlı sultanlarının kararlılığı sayesinde itaat altına alınan Eflak-Boğdan Prenslikleri, "Haraçgüzâr" statüsü adı altında Osmanlı sitemine dahil oldular. Çoğunlukla XVI. yüzyıla kadar Eflak-Boğdan'ı itaat altına alma mücadelesiyle geçen bu dönem, Kanuni'nin tahta gelmesiyle birlikte çok farklı bir noktaya geldi. Kanuni'nin Mohaç'ta Macar Krallığına son vermesi Eflak'ı doğrudan etkiledi. Aynı zamanda Kanuni'nin Boğdan'a karşı bizzat çıktığı 1538 Boğdan Seferi ve akabinde Bucak bölgesinin Osmanlı'ya ilhak edilmesi, Eflak-Boğdan Prensliklerini çok derinden etkiledi. Kanuni'den sonra başa geçen Osmanlı sultanları, Eflak-Boğdan'ı elde tutmak için voyvodalar ile daha etkin bir politika geliştirdiler. Romen Prensliklerinde görülen baskın Osmanlı politikası, XVI. yüzyılın sonlarına doğru görülen Eflak-Boğdan-Erdel isyanıyla birlikte büyük bir sarsıntıya uğradı. Avusturya tarafından destek gören bu isyanlar, uzun süre Osmanlı idarecilerinin başını ağrıttı. Nitekim bu isyanlara karşılık olarak Osmanlı erkânı, Eflak-Boğdan'ın doğrudan Osmanlıya bağlanması yönünde kararlar aldı. Osmanlı Divanınca alınan kararları uygulamaya koymak için Sinan Paşa bizzat Eflak seferine tayin edildi. Ancak Eflak'ta yapılan askeri mücadeleler pek parlak geçmedi ve en nihayetinde Mihail'in Yergöğü/Giurgiu başarıları dolaysıyla bu kararlar sadece kağıt üzerinde kaldı. Eflak voyvodası Yiğit Mihail'in ölümünden sonra Romen Prenslikleri, Osmanlı, Lehistan ve Avusturya arasında zaman zaman diplomasiden askeri mücadelelere dönüştüğü bir ortamda yer aldı. Kendisini çevreleyen Büyük Güçler arasında yaptıkları denge politikası sayesinde ayakta kalabilen Eflak-Boğdanlı yöneticiler, çoğunlukla Osmanlılardan yana tercih yaparak, bağımsızlıklarına değin öz teşkilatlarını, dinlerini ve dillerini mütemadiyen korudular. Anahtar Kelimeler: Balkan, Romanya, Eflak-Boğdan, Tuna Nehri, Voyvoda

EflakMoldavyaOsmanlı Devleti+3
Yusuf Heper
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Helenistik Dönemde Mısır

Mısır, tarihte ileri bir medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mısır'ın coğrafi şartları ve konumu, Mısır medeniyetinin gelişmesi ve şekillenmesinde oldukça önemli olmuştur. Eski Mısır krallığı Aşağı ve Yukarı Mısır nomlarının birbirleriyle mücadeleleri sonucu meydana gelmiştir. İskender'in M.Ö. 332 yılında Mısır'a gelmesi ile Mısır için Helenistik dönem başlamış, M.Ö. 323'teki ani ölümü ardından fethettiği topraklar ardılları arasında büyük mücadeleler sonucunda paylaşılmıştır. İskender'in yakın arkadaşı ve generali olan Ptolemaios, İskender'in ölümü ardından M.Ö. 305 yılına kadar satrap olarak hüküm sürdüğü Mısır'da krallığını ilan etmiştir. Mısır coğrafyasında yaşayan ve Helenistik krallıklar içinde en uzun ömürlüsü olan Ptolemaioslar'ın izlediği dış politika ve deniz gücüne verdiği önem onların bölgede söz sahibi olmasında etkili olmuştur. Bu çalışmada Mısır'ın jeopolitik konumu, İskender'in doğu seferi, İskender'in ardılları (diadokhlar) arasındaki mücadelelerin ardından saltanat sırası ile Ptolemaioslar devleti kralları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Mısır, Nil, İskender, Ptolemaios, Kraliçe, Kleopatra

Büyük İskenderHelenistik DönemKleopatra+2
Erdoğan Gürbüz
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Emel Esin biyografisi ve Türkistan Seyahatnamesi

Emel Esin, Türk kültür ve sanat tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla dikkat çeken bir bilim insanıdır. Ancak eserlerinin bilinmesine rağmen şahsının yeteri kadar tanınmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma ile öncelikle, Orta Asya Türk kültür ve sanat tarihi üzerine orijinal eserler vücuda getirmiş Esin'in biyografik portresinin çizilmesi amaçlanmıştır. Diğer taraftan, Emel Esin'in eserlerinde Türk kültürü ve sanatına bakış açısı Türkistan Seyahatnamesi isimli kitabı özelinde okuyucuya sunulmaya çalışılmıştır. "Emel Esin Biyografisi ve Türkistan Seyahatnamesi" konulu tez çalışması çeşitli kaynaklardan beslenmiş, uzun mesailer neticesinde okuyucuyla buluşmuştur. Ekseriyetle kendi yazmış olduğu ve hakkında kaleme alınmış yazılı kaynaklar kullanılmıştır. Emel Esin ile hayattayken bir şekilde tanışma imkanına erişen kimseler tespit edilmiş, kendileri ile yapılan görüşmeler çalışmaya dahil edilmiştir. Görsel malzeme kullanımının, tezin somutluk kazanmasında etkili olacağı umut edilerek Esin'e ait özel fotoğrafların yanında, bizzat çizmiş olduğu resimler de paylaşılmıştır. Emel Esin Türkçülük ve İslamiyet konusunda hassasiyetleri olan bir araştırmacıdır. Duyarlılığı özel hayatında ve eserlerinde dikkat çekmektedir. Buna rağmen duygusal bir neticeden ziyade bilimsel hipotezler elde etmiştir. Sahada çalışma imkanına erişen, pek çok kaynağın orijinal nüshasını inceleyebilen Esin, Orta Asya Türk kültür ve sanatının en özel takipçisi olmuş, arkasında binlerce mühim evrak ile eser bırakmıştır. Böylesine kıymetli bir bilim insanının konu edildiği tezin diğer araştırmacılara ilham vermesi ve kaynaklık etmesi temenni edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Emel Esin, Orta Asya, kültür, sanat, Türkçülük.

BiyografiEsin, EmelKültür+6
Neslihan Yılmaz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Belediye Başkanlığından Yassıada'ya bir yaşam öyküsü M. Rauf Onursal (1909-1974)

Rauf ONURSAL, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Kütahya'da dünyaya gelmiş ve yetişme döneminde devletin yıkılışını görmüştür. Cumhuriyetin kurulduğu tarihte henüz 14 yaşında olan Onursal, üniversite öncesi eğitimini doğduğu şehir olan Kütahya'da aldıktan sonra Ankara Hukuk Fakültesine başlamış ve 4 yıllık bir eğitimden sonra avukat olarak mezun olmuştur. Siyasi hayatına CHP içinde başlayan Onursal, çok partili hayatın başlamasıyla 47 yaşında Demokrat Parti'ye katılmıştır. Bu çalışmamızda Rauf Onursal'ın hem aile hayatı hem de siyaset hayatı yapılan araştırmalar sonucu ortaya konmuştur. Demokrat Parti'de ilçe yönetimi ile başlayan görevi daha sonra il yönetimi, il ikinci başkanı, il başkanı, belediye başkanı, milletvekili ve Genel İdare Kurulu Üyeliği ile devam etmiştir. Rauf Onursal, hem muhalefette hem de iktidarda iken CHP'ye karşı sert söylemleri ile ön plana çıksa da kendisi iyi bir idareci olarak tarihe geçmiştir. Belediye Başkanlığı esnasında ortaya koyduğu çalışmalar takdire şayandır. Bu çalışma, Rauf Onursal'ın özelinde Demokrat Parti'nin, Türkiye'nin çehresini nasıl değiştirdiğinin ortaya konması amacını taşımaktadır. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile Yassıada'da yargılanan Demokrat Partililer arasında yer alan Rauf Onursal, Anayasayı İhlal, Demokrat İzmir Gazetesinin Tahribi, Vatan Cephesi ve Gayrı Meşru Servet İktisabı Davaları ile yargılanmış ve sonucunda müebbet hapis cezası alarak Kayseri Cezaevi'ne gönderilmiştir. Hastalığı sebebi ile 4 yıl sonra serbest bırakılan Rauf Onursal, cezaevinden sonra siyaset ile ilgilenmemiştir. 23 Ağustos 1974 tarihinde kendi evinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir.

27 Mayıs 1960 ihtilaliAskeri müdahaleBelediye başkanları+6
Ferhat Kaya
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hellenistik ve Roma döneminde Nikomedia

Antik çağ dönemlerinde Nikomedia adı ile anılan kent Bithynia bölgesine dahil bir şehir statüsündedir. Nikomedia kenti ile ilgili M.Ö. VIII. yüzyıldan öncesine dair yazılı bir kaynak bulunmamaktadır. Bu yüzyıldan sonra ise Astakos halkının bölgede yaşadığına dair bilgilere ulaşılmaktadır. Günümüzde Kocaeli olarak bilinen bu bölge coğrafi konumu ve verimliliği ile geçmişte de değerli bir statüye sahiptir. Kentin deniz ticaretine uygunluğu, topraklarının zenginliği ve Konstantinopolis yani bugün ki adı ile İstanbul'a yakın olması antik çağda da önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Bahsettiğimiz özelliklerin yanı sıra birçok alanda da kendini kanıtlamış olan bu kentin değerini, yaşadığı birçok istila ve depremlerin ardından yeniden inşa edilme süreçlerini takip ettiğimizde görebilmekteyiz. Onca sıkıntılara rağmen kent her defasında yeniden yapılandırılmış ve kaybedilmesi göze alınamamıştır. İstanbul'un tedarikçisi konumundaki kentlerinde en önemlisi olmakla birlikte Roma İmparatorluğu'na kadar varlığını Bithynia bölgesi altında idare ettirirken bu dönemden sonra Roma'nın bir eyaleti statüsünde devam ettirmiştir. Bu çalışmada Nikomedia kenti ile ilgili en eski kaynaklar dahil olmak üzere ele geçirebildiğimiz kadar bilgiyi değerlendirerek kısa bir Antik çağ Nikomedia'sına ışık tutmak istenmektedir. Anahtar Kelimeler: Nikomedia, Olbia, Astakos, Bithynia.

Bithynia bölgesiHelenistik DönemKent tarihi+3
Yeşim Arife Deniz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

General Fahri Belen'in hayatı, siyasi faaliyetleri ve eserleri (1892-1975)

General Fahri BELEN (Mehmet Fahrettin Belen), Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında Bolu'da dünyaya gelmiş olup Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne geçişi bizzat yaşamış, tek partili dönemi görmüş çok partili hayatta ise aktif rol almış bir komutan ve siyasetçidir. Bir asker olarak Balkan ve Çanakkale savaşlarına katılmış, Kurtuluş Savaşı'nda önemli bir rol oynamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin IX. ve X. Döneminde Bolu Milletvekili olarak görev almış, IX. Dönemde kısa bir süre Bayındırlık Bakanlığı yapmıştır. Yaşadığı tüm siyasi ve askeri tecrübelerini yazıya dökerek ardında birçok eser bırakmıştır. Bu tezde Fahri Belen'in kişiliği, ailesi, eğitim hayatı, askeri, siyasi faaliyetleri ve eserleri derin bir araştırma içerisinde ele alınmıştır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Fahri Belen'in hayatı, ailesi, aldığı eğitim, askeri hayatı ve vefatına yer verilmiştir. Yine aynı bölümde askeri anılarından, çevresinden ve fikirlerinden söz edilmiştir. İkinci bölümde Fahri Belen'in siyasi faaliyetleri anlatılmıştır. Bu süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmalardan, kendi anılarını ve görüşlerini yazdığı eserlerinden faydalanılmıştır. Üçüncü bölümde Fahri Belen'in yayımlanmış kitapları ve makaleleri bulunmaktadır. Fahri Belen'in ölümünün ardından yazılanlara da yine bu bölümde yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Fahri Belen, Milli Mücadele, Demokrat Parti, Biyografi, Bayındırlık Bakanlığı

Askeri hayatBakanlarBelen, Fahri+6
Sacide Jale Keyvanoğlu
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Trabzon vilayeti'nde asayiş, suç, suçlu ve hapishaneler (1876-1915)

Osmanlı Devleti, XIX. yüzyılın başlarından itibaren modernleşme sürecine girerek suç, asayiş ve hapishaneler konularına eğilmiş, bu konulara bakış açısının değiştiğini gösteren bir takım değişiklikler yapmıştır. Bu konudaki en somut adımlardan biri olan Islahat Fermanı'nın ilan edilmesiyle birlikte modern hapishane binalarının inşa süreci başlamış bununla birlikte var olan mahpeslerin bir bölümü hapishaneye dönüştürülmüştür. 1858 tarihinde ceza kanunnamesinin yayınlanması başta olmak üzere yeni kanunların çıkarılması, iç güvenliği sağlamaya yönelik modern polis ve jandarma teşkilatının oluşturulması gibi adımlar, devletin asayiş meselelerine eğildiğini göstermektedir. II. Meşrutiyet'in ilânıyla birlikte yönetimde etkili olan İttihat ve Terakki kadroları ise yapılan düzenlemeleri devam ettirmiştir. Bu dönemde yaşanan nüfus hareketleri ve ekonomik sorunlar asayiş, suç ve hapishaneler konusunda yeni düzenlemler yapılmasını zorunlu kılmıştır. İttihat ve Terakki döneminde yapılan istatistik toplama çalışmaları kapsamında hapishanelerdeki mahkûmlarla ilgili bilgilerin derlenmesi bunlar arasındadır. Bütün bu çalışmaların ortak amacı kamu düzeninin sağlanması ve iç güvenlik meselelerinin en aza indirgenmesidir. Yapılan düzenlemelerle hukuki anlamda bir dönüşüm içine giren Osmanlı Devleti aynı zamanda sosyal, ekonomik ve siyasi pek çok sorunla da karşı karşıya kalmıştır. Bütün bu sorunların imparatorluk genelinde olduğu gibi Trabzon Vilayeti'nde de olumsuz yansımaları olmuştur. Devlet hem savaşlarla mücadele edip hem de ülke içinde asayişi temin etmeye, halkın huzur ve güvenliğini sağlamaya çalışmıştır. Çalışmamızda; asayiş, suç ve hapishaneler konularına eğilen araştırma eserleri ile birlikte konu ile ilgili arşiv belgelerinin değerlendirmesi yapıldı. 1876–1915 arası dönemde Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumun, Trabzon Vilayeti'ndeki; asayiş, suç, suçlu ve hapishaneler üzerindeki etkisi ifade edilmeye çalışıldı. Bu amaçla suç cetvellerinin, vilayetle İstanbul arasındaki yazışmaların imkân verdiği ölçüde suç ve suçlulara ait bilgiler neden ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirildi. Çalışmada ele alınan asayiş meseleleri resmi yazışmalar çerçevesinde ele alınarak bölgenin asayişini olumsuz yönde etkileyen kitlesel olaylar üzerinde duruldu. Son olarak da bütün bu konuların bir tamamlayıcısı niteliğinde olan hapishaneler konusu; mahkûmlar, tutuklu sayıları, memurlar, yaşanan problemler, binaların fiziki durumu gibi konular hakkında bilgi veren sual, izahat varakaları, yoklama cetvelleri ve resmi yazışmalardan hareketle ifade edilmeye çalışılmıştır.

19. yüzyılCeza infaz kurumlarıGüvenlik+3
Banu Yılmaz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Adnan Menderes'in konuşma ve demeçlerinde tarihin siyasal bir araç olarak kullanımı (1950-1960)

Egemenlik ve güç ilişkileri bağlamında devlet, iktidar ve tarih kavramları geçmiş sosyal deneyimlerden günümüze dek farklı formlar kazanmıştır. Efsaneler, puslu kalmış zamanların anlatısı olmanın ötesinde, uzun antik dönem boyunca tanrıların, kralların ve diğer egemen unsurların farklı toplumsal katmanlar üzerinde otorite kurmasını kolaylamıştır. Soykütük anlatı ve yüceltilmiş geçmiş hanedan devletlerinin en önemli meşruluk ve devinimsizleştirme araçlarındandır. XIX. ve XX. yüzyılda tarihsel analiz kapitalizmin eklemlendiği ulusal bütünlerin geçmişini inşa etmeyi amaç edinir. XIX. ve XX. yüzyıl devrimleri sürecinde ve parlamenter yönetimler bağlamında tarihsel bilme kurumlara dönük mücadelede aleniyet kazanmıştır. Tarihsel bilme her durumda ölümsüz olan mevkii işaret eder. Türkiye'de de parlamenter yönetim ve sonrasında çok partili bir yönelimin benimsenmesiyle iktidar bağlamında tarihsel bilme kamusal tartışmaları yönlendirme aracı olarak kullanılacaktır. Türkiye'de 14 Mayıs 1950 ve 27 Mayıs 1960 tarih aralığında Demokrat Parti iktidarı yaşanır. Demokrat Parti'nin yaklaşık on yıllık iktidarında Adnan Menderes başbakan ve parti başkanlığı görevinde bulunur. Adnan Menderes'in iktidarın başındaki isim olarak farklı mecralarda siyasal söylemini icra etmesi iktidarın kendi gerçeğini yaratması ve inşa etmesi bağlamında önem arz etmektedir. Tarihsel analiz, Adnan Menderes tarafından muhalefetle kurumlar üzerine mücadelede ve dış politikada Kıbrıs meselesinde biteviye kullanılacaktır. Adnan Menderes'in geçmişi telaffuzunda iktidar uygulamalarının meşrulaştırılması ve temellendirilmesi istenci gözlemlenir. Temellendirmede iktidarın istemine uygun olarak dönüşüm veyahut sürekliliği tasnifleme amaç edinilir. Tarihsel analiz iktidarın meşrulaştırma ve temellendirme istemine uygun olarak kanıt, delil, ispat, vb. gerekçelerle kullanılır. Adnan Menderes, geçmiş rejim veya iktidarı tarihsel analiz aracılığıyla yargılamayı kendi iktidarının kurucu eylemine dönüştürmek ister. Bu çalışmada iktidarın kamusal tartışmalarda değişimi ve sürekliliği temellendirmeyi tasniflerken tarihin bir araç olarak kullanımının üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Devlet, İktidar, Tarih, Tarihsel Bilme, Adnan Menderes

DemeçDevletMenderes, Adnan+5
Düzgün Aslan
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu beylikleri döneminde evliliklerin siyasete etkisi

Bu tez çalışmasının amacı Türkiye Selçuklu Devleti'nin son döneminde ortaya çıkmaya başlayan Batı Anadolu Beyliklerinin gerçekleştirdikleri evliliklerin sebepleri, bu evliliklerin beyliklerin kökenleri ile bağlantısının olup olmaması, evliliklerin beyliklerin siyaseti üzerine etkisini ve evliliklerin sonuçlarını ortaya koymaktır. Bu çalışmada beylikler döneminden bahseden İbn Battuta ve El-Ömeri gibi kaynaklardan, Osmanlı döneminde eser veren Aşıkpaşazâde, Neşrî, Enverî, Hasan el-Bayati gibi tarihçilerin eserlerinden, Bizans İmparatorluğu'nda eser veren Dukas, Pachymeres gibi tarihçilerin eserlerinden ve modern tarihçilerin yaptıkları çalışmalardan yararlanılmıştır. Bahsedilen bu kaynaklardan elde edilen bilgiler ile Batı Anadolu Beyliklerinin kökenleri ve siyasi tarihleri incelenmiş ve sonrasında beyliklerin yaptıkları evlilikler incelenerek bu evliliklerin sebepleri ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu Beylikleri, Köken, Siyasi Tarih, Evlilik, Siyaset.

Anadolu BeylikleriBatı AnadoluBeylikler+5
Yusuf Çenesiz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kula'da eğitim (19. yüzyıl sonu- 20. yüzyıl başı)

Çalışmada, II. Abdülhamid Dönemi'nde Kula'da geleneksel ve modern eğitim kurumları incelenmiştir. 1852 yılına kadar Kütahya Sancağı'na bağlı kalan Kula Kazası, aynı yıl Manisa'ya yakın olması nedeniyle Saruhan Sancağı'na bağlanmıştır. Kula Kazası'nın önemli üretim sektörleri tarım ve hayvancılığa dayanmaktaydı. Ayrıca halı ve seccade imalinde de önemli bir kazaydı. Kazada ayrıca sünger taşları ve mermer madenleri bulunmaktaydı. Kula'da geleneksel eğitim kurumlarından birini oluşturan sıbyan mektepleri, 19. yüzyılda faaliyetlerine devam etti. Kula Kasabası'nda 1880'li yıllarda usûl-ı cedîde göre ibtidai mektepleri açılmış, bu mekteplerin açılmasında Kaymakam Abdi Bey önemli bir rol oynamıştır. Kula'nın eğitim bakımından ilerlemesinde önemli hizmetleri olmuştur. Bu dönemde Kula Kasabası'nda dört erkek ve bir kız ibtidai mektebi açılmıştır. Diğer bir geleneksel eğitim kurumu olan medreseler de ele alınan dönemde faaliyetlerini sürdürmüştür. Ele alınan dönemde Kula Kazası'nda dört tane medrese bulunmaktaydı. Bu medreseler genelde ahalinin yardımlarıyla kurulmuştur. Kula'da modern eğitim kurumlarından olan erkek rüşdiye mektebi geç bir tarihte açılmıştır. 1870 yılında açılması gündeme gelmiş, ancak 1884 yılında açılabilmiştir. Bu gecikmede maddi imkânsızlıklar başlıca sebeplerinden birini oluşturmuştur. Mektepte uzun yıllar muallim-i evvel olarak Ahmed Nuri Efendi görev yapmıştır. Kendisi yirmi yıla yakın mektepte görev yapmış, ahalinin takdirini kazanmış, hatta başarılarından dolayı rütbesi yükseltilmişti. Kula Kasabası'nda diğer bir eğitim kurumu olan Çırak Mektebi 1900 yılında açılmıştır. Mektebe yaklaşık 70 esnaf çırağı devam etmiştir. Mektebe atanan ilk muallim Halil Efendi olmuştur. Kula Kasabası'nda Rumlar önemli bir nüfusa sahipti. Rumlar Kuzguncuk ile Hızırilyas mahallelerinde ikamet etmekteydi. Kula Kasabası'nda bir ibtidâî Rum mektebi, ibtidâî ve rüşdî derecede bir erkek Rum mektebi ile ibtidâî ve rüşdî derecede bir kız Rum mektebi bulunmaktaydı. Ayrıca Kula Kasabası'nda Fransız mektebi de vardı. Anahtar Kelimeler: II. Abdülhamid, Eğitim, Kula, İbtidai, Sıbyan, Medrese, Rüşdiye, Rum Mektebi, Çırak Mektebi

EğitimEğitim kurumlarıEğitim tarihi+2
Serap Alacücük
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet döneminde elektrik üretimi ve şehirlerin elektrik enerjisine kavuşma süreci (1923-1960)

Bu çalışma, 1923-1960 yılları arasında Türkiye'nin illerinin elektrikle tanışma sürecini ve bu sürecin tarihsel gelişimini incelemektedir. Araştırma, elektrik enerjisinin Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyet dönemine kadar olan yaygınlaşmasını ve bu süreçteki enerji politikalarını detaylandırmaktadır. CHP iktidarı, Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü Cumhurbaşkanlıkları dönemleri olarak iki ayrı bölüm olarak incelenmiştir. Demokrat Parti (1950-1960) iktidarı dönemi ise tek parça bir bölüm olarak incelenmiştir. Çalışmada 1923-1960 yılları arasında uygulanan enerji politikaları ve yasal düzenlemeler ele alınarak, Türkiye'deki elektrik üretim ve tüketim faaliyetleri, hidroelektrik santral çalışmaları ve ABD yardımları gibi konular incelenmiştir. Çalışma, elektrik enerjisinin üretim ve tüketimine yönelik örgütlenmeler ve yasal düzenlemeleri, ayrıca Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde ve şehirlerinde elektrik üretim kaynaklarını kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Her bölgenin ve ilin elektrikle buluşma süreci detaylandırılmış, bu süreçteki değişim ve dönüşümler değerlendirilmiştir. Elektrik eğitimi konusu da ele alınarak, enerji politikalarının gelişiminde eğitim ve insan kaynağı faktörleri vurgulanmıştır. Araştırma, geniş bir arşiv taraması ve literatür incelemesi yapılarak gerçekleştirilmiş olup, Türkiye'de elektrik enerjisinin tarihsel gelişimini ve bu süreçteki önemli olayları ve kararları ortaya koymayı amaçlamıştır.

Fatih Nacar
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamid döneminde Söke kazasında eğitim (1876-1908)

Osmanlı Devleti 19. yüzyılda modernleşme kapsamında askeri, idari, iktisadi ve toplumsal alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da önemli düzenlemeler yaptı. II. Mahmut Dönemi'nden itibaren başlayan modern eğitim süreci Tanzimat Döneminde hızlandı. İlki 1847 yılında İstanbul'da açılan erkek rüşdiye mektepleri 1850'li yıllardan itibaren taşrada da açılmaya başlandı. 1859 yılında ilk kız rüşdiye mektebi de İstanbul'da hizmete girdi. Tanzimat Dönemi'nde sıbyan mekteplerini ıslah etmeye yönelik teşebbüsler yapılmakla birlikte beklenen olumlu sonuç alınamadı. 1846 yılından itibaren maarif merkez teşkilatında da önemli kurumsal ve hukuki düzenlemeler yapıldı. Modern mekteplerin idare ve teftişi için 1857 yılında Maarif Nezareti kuruldu. Diğer taraftan geleneksel eğitim kurumlarını oluşturan sıbyan mektepleri ile medreseler varlığını korudu. 1 Eylül 1869 tarihinde Maarif Nizamnamesi yayınlanarak modern eğitim kurumları esaslı şekilde düzenlendi. 19. yüzyılda gayrimüslimler ile yabancılar da mektepler açtılar. Modern eğitim kurumları kaza merkezlerinde ağırlıklı olarak II. Abdülhamit Dönemi'nde açılmaya başlandı. II. Abdülhamid Döneminde Söke kazasında eğitimi ele alan müstakil araştırma bulunmaması gerçeğini dikkate alan çalışma söz konusu mevcut boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Arşiv belgeleri, salnameler ve gazeteler başta olmak üzere birincil kaynakların kullanıldığı çalışmada Söke kazasında açılan veya varlığını sürdüren modern ve geleneksel eğitim kurumları ele alınmıştır. Arşiv belgeleri, salnameler, gazeteler ve literatür temelinde II. Abdülhamit Dönemi'nde Söke kazasında açılan kız ve erkek ibtidai ve rüşdiye mektepleri ile varlığını koruyan medreseler ağırlıklı olarak kurumsal temelde ele alınmıştır. Ermeni ve Rumlara ait ibtidai mektepleri de çalışmaya dâhil edilmiştir. Neticede Söke kasabasında üç erkek, bir kız ibtidai mektebi, 1881 yılında bir erkek rüşdiye mektebi, altı Rum, bir Ermeni mektebi açıldığı, geleneksel eğitim kurumları kapsamında dört medrese ve bir kütüphanenin hizmet verdiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Söke, medrese, mektep, rüşdiye, ibtidaiye, Müslüman/Türk, Rum, Ermeni.

Osman Kara
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İngiliz belgelerinde Kıbrıs dış ticareti (1878-1960)

Osmanlı Devleti 1877-78 Rus Harbi sonucunda yenilgiye uğrayarak, 1878 tarihinde Berlin Antlaşması'nı imzaladı. Kıbrıs adasının idaresi, Osmanlı Devleti'ni Rusya'ya karşı desteklemek üzere, İngiltere'ye 4 Haziran 1878 tarihinde imzalanan Kıbrıs Konvansiyonu ile devredildi. 1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından, İngiltere Kıbrıs'ı tek taraflı ilhak etti. Savaşın sonucunda 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Kıbrıs'ın ilhakı kalıcı hale geldi. Kıbrıs 1925'te Britanya Kraliyet sömürgesi statüsüne getirildi. Kıbrıs 1878-1960 yılları arasında İngiliz yönetiminde siyasi, idari, sosyal, kültürel ve ekonomik değişimler yaşadı. Çalışmamız, 82 yıllık süreçte, Kıbrıs dış ticaretinde yaşanan değişimlerin ele alındığı uzun bir dönemi kapsamaktadır. İngiliz belgeleri doğrultusunda İngiliz idaresinde, Kıbrıs dış ticaretinin gelişimi, Akdeniz ve uluslararası deniz ticaretindeki yeri ve önemi, transit bir liman olarak stratejik önemi vurgulanmıştır. İngiliz sömürge politikaları, Kıbrıs politikaları, uluslararası ilişkiler, uluslararası ticaret, dünya savaşları ve ekonomik kriz dönemlerinin Kıbrıs dış ticaretine etkileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmamız 8 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kıbrıs'ın kısa tarihine ve Osmanlı dönemindeki dış ticarete değinilmektedir. İkinci bölümde, İngiliz idaresinin ilk yılları ile 1. Dünya Savaşı döneminde Kıbrıs dış ticaretinde yaşanan gelişmeler incelenmektedir. Üçüncü bölümde, iki dünya savaş arası dönem ve Büyük Buhran yıllarındaki ticari duruma dair veriler yer alırken, dördüncü bölümde 2. Dünya Savaşı ve sonrasında Kıbrıs'ın dış ticaretiyle ilgili veriler aktarılmaktadır. Altıncı bölümde, Kıbrıs limanları ve deniz nakliyatındaki gelişmeler ele alınmıştır. Yedinci bölümde ulaşım ve altyapı gelişmeleri; sekizinci bölümde ise bankacılık sistemi, gelir-gider dengesi ve mali durum hakkında bilgiler sunulmaktadır. Çalışma, Kıbrıs'ta dış ticaret ve ticari ürünlerinin yanı sıra, savaş ve ekonomik kriz dönemlerinde yaşanan değişimlere ışık tutmaktadır. Çalışmanın sonucunda, İngiliz idaresinde Kıbrıs dış ticareti yükselişini sürdürmüştür. Kıbrıs tarihinin en yüksek dış ticaret hacmi, planlı kalkınma dönemi olan 1946-1959 döneminde görülmüştür. Kıbrıs Adası'nda uygulanan 82 yıllık ticari politikalar ve sonuçlarına dair bilgileri içeren çalışmamız, günümüzde ve gelecekte tarihi kaynak olarak Kıbrıs'a katkıda bulunmak amacıyla hazırlanmıştır. Anahtar kelimeler: Kıbrıs, Dış ticaret, İthalat, İhracat, Yeniden İhraç, Britanya.

Deniz ticaretiDış ticaretDış ticaret hacmi+1
Sevgi Korkmaz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı İstanbul'unda ekmekçiler, fırıncılar ve değirmenciler (19. yüzyılın ilk yarısı)

19. yüzyılın ilk yarında Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'daki fırın ve değirmenlerin konu alındığı bu tez çalışmasında, öncelikle fırın ve değirmenler türlerine, mekânsal konumlarına ve iş hacimlerine göre sınıflandırılarak detaylı bir analiz yapılmıştır. Bunun yanı sıra, bu işletmelerde çalışanların meslek dağılımları, etnik kökenleri ve memleketlerine ilişkin veriler de değerlendirilmiş ve dönemin Osmanlı başkentindeki fırıncı ve değirmenci esnafının iş gücü yapısını ortaya koyan bir tablo çıkarılmıştır. Tez çalışmasında, Osmanlı Arşivi'nde yer alan Nüfus Defterleri (Nfs.d.) fonuna ait 31 nüfus defteri serisi (NFS.d 96, 95, 205, 328, 269, 330, 203, 204, 267, 327, 202, 270, 200, 266, 325, 265, 268, 326, 201, 329, 419, 455, 456, 508, 542, 509, 540, 506, 541, 461, 507, 539) temel kaynak olarak kullanılmış ve bu defterlerin transkripsiyonu yapılarak fırıncı ve değirmenci esnafına dair veriler ortaya konulmuştur. Bu veriler kullanılarak, dönemin Osmanlı başkentindeki fırın ve değirmen ağı, burâlârda çalışanların meslek gruplarına göre dağılımları, etnik çeşitliliği ve memleketleri incelenerek yapı analiz edilmiştir. Tez çalışması, 19. yüzyıl Osmanlı İstanbul'undaki fırın ve değirmenler ile burâlârda çalışanların sosyo-ekonomik profillerini ortaya koyarak, dönemin toplumsal ve ekonomik dinamiklerine dair panoramik bir manzarasını sunmaktadır.

Faruk Karakuş
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Berlin Büyükelçisi Kemalettin Sami Paşa'nın raporlarından Weimar Cumhuriyeti'ne Bakmak (1925-1933)

Türkiye Cumhuriyeti, 1918'de Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu topraklarında savaşın galip devletlerine karşı verilen yaklaşık dört yıllık bir bağımsızlık mücadelesinin sonucudur. Türkiye 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması'yla kendisini dünyaya tam bağımsız bir devlet olarak tanıtmıştır. Cumhuriyet pek çok iç ve dış soruna rağmen ortaya çıkmıştı. Sancılı bir doğum süreci geçiriyordu. İçeride ve dışarıda Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalma düzeltilmesi gereken bir imajın yanı sıra isyanlar ve ekonomik sıkıntılarla baş edilmesi gerekiyordu. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi bir misyonu vardı: Anadolu topraklarından tam bağımsız Batı'ya entegre olmuş bir demokrasi toplumu yaratmak. Hiç kuşkusuz Cumhuriyet, Mustafa Kemal ve arkadaşları için Batılı değerleri temsil ediyordu; her ne kadar bağımsızlık mücadelesi Batı'ya karşı verilse de Mustafa Kemal Avrupa modeline uygun tam bağımsız bir ulus devlet için çalışmıştı. Bu sebeplerden dolayı Batı dünyasıyla diplomatik temaslar hayati önem arz ediyordu. 1914'ten 1918 yılına geçen sürede Osmanlı İmparatorluğu'nun ilişkileri İtilaf devletleriyle askıya alınmıştı. Savaşın kaybedilmesiyle müttefikleriyle olan ilişkileri de kesintiye uğramıştı. 1924 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Avrupa'nın Londra, Paris, Berlin, Viyana ve Roma gibi kritik başkentlerine büyükelçiler atamaya başlamıştı. Bu doğrultuda Berlin'e Sinop Milletvekili ve Emekli Orgeneral Kemalettin Sami Paşa atanmıştı. Alman İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşından sonra dağılmasına müteakiben ilan edilen Weimar Cumhuriyeti de kuşkusuz Türkiye'nin büyük önem verdiği devletler arasındaydı. Berlin'e elçi olarak görevlendirilen Kemalettin Sami Paşa'nın görevi yeni cumhuriyeti takip etmek ve hakkında raporlar hazırlamaktı. Weimar Cumhuriyeti ileride Avrupa'nın kaderini belirleyecek seçimlere ev sahipliği yapan Almanya için yeni bir demokrasi deneyiydi. Bu sebeplerden ötürü Kemalettin Sami Paşa'nın Berlin Büyükelçiliği görevi oldukça kritikti. Kemalettin Sami Paşa görev yıllarında Avrupa'nın kaderini çizen pek çok siyasetçiyle görüşmüş ve görüşlerini Türk Dışişleri Bakanlığı'na raporlamıştı. Berlin Büyükelçisi sayesinde Türkiye Cumhuriyeti, Almanya'da kurulan istikrarsız yönetimleri, ekonomik krizleri ve yaklaşan Nazi tehlikesini birinci ağızdan öğrenmiştir. Anahtar Kelimeler: Weimar Cumhuriyeti, Kemalettin Sami Paşa, Diplomatik Rapor.

Almanya-BerlinCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+6
Yunus Koçak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hatıratlar ışığında Suriye-Filistin cephesi

Suriye-Filistin Cephesi, neticesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiye edildiği ve modern Ortadoğu'nun temellerinin atıldığı bir mücadele alanı olmuştur. Yine Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'ndaki en büyük ve yıkıcı yenilgiyi burada almış, nihayetinde mütareke imzalayarak savaştan çekilmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu ehemmiyetine binaen, cephede görev yapan komutanlar çeşitli vesile ve amaçlarla bu cepheye dair hatıralarını neşretmişlerdir. Bu çalışmada Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) ve mafevki olan rütbelerdeki komutanlara ait 18 hatırat; dış tenkit, mukayese, konjonktür analizi metotları kullanılarak değerlendirilmiştir. Fernand Braudel'in zaman tasnifi kullanılarak, hatırat yazımı "kısa zaman" tasnifi içerisinde bir olay olarak kabul edilmiş ve anlaşılabilmesi için "konjonktür" adı verilen daha geniş ve anlamlı bir zaman dilimi içerisinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı incelenen hatıratlar üzerinden cephedeki lojistik problemine ve sevk-idare tartışmalarına ışık tutabilmektir. Bu değerlendirmeler sonucunda, askeri elitin gözünden lojistik problemi tasvir edilmiş ve sebepleri ortaya konulmuştur. Ayrıca, sevk-idare noktasındaki farklı fikirler ve anlatılar mukayese edilmiştir. Askeri elitin anlatısının sadece askeri terminoloji kullanılarak izah edilemeyeceği, her bir kumandanın aynı zamanda bir şahıs olarak; kültürel çevresinin, travmaların ve popüler fikir cereyanlarının etkisinde kaldığı ve bu etkinin eserlerine ve sevk-idare tarzına sirayet ettiği gösterilmeye gayret edilmiştir.

Dünya Savaşı IFilistinHatırat+7
Muhammed Uçar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı İmparatorluğu'nda turizm (1850-1923)

Dünyada teknoloji, sanayi, askerî ve idarî alanlarda birçok değişim ve gelişmenin yaşandığı XIX. yüzyıl, bugünkü anlamıyla modern turizm faaliyetlerinin de başlangıç noktası olmuştur. Osmanlı Devleti, bu değişim ve gelişmelerin yanı sıra turizm faaliyetlerinde de Avrupa'yı geriden takip etmiştir. Osmanlı Devleti, Avrupa'da 1851'de açılan ilk sergiden 12 yıl sonra 1863'te İstanbul'da "Sergi-i Umumi-i Osmani" adında bir sergi açmıştır. Bu sergiye Avrupa yoğun bir ilgi göstermiş ve sergiyi ziyaret etmek için gruplar halinde İstanbul'a gelmişlerdir. Bu gruplar Osmanlı Devleti'ne toplu olarak gelen ilk turist kafilesidir. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı toprakları turistlerin ilgisini çekmeye başlamıştır. Özellikle ulaşım olanaklarının artması ile Osmanlı'ya daha fazla turist gelmeye başlamıştır. 1883'te ilk seferini yapan Orient Express, Avrupa ile İstanbul'u birbirine bağlamıştır. Osmanlı Devleti'nin dört bir yanında hizmet veren demiryolları seyahat etmeyi kolaylaştırmış ve turizmi oldukça hareketlendirmiştir. Gelen turistlerin konaklamaları için başta Beyoğlu olmak üzere İstanbul'un çeşitli tarihî bölgelerinde ve Osmanlı'nın diğer turistik bölgelerinde oteller ve misafirhaneler inşa edilmeye başlanmıştır. Yaşanan gelişmeler neticesinde başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun liman kentleri ve Kudüs gibi kutsal şehirler dünyanın her tarafından turistleri kendisine çekmiştir. Bu tezde XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile 1923 yılları arasında Osmanlı Devleti'ndeki turizm faaliyetleri, ulaşım olanakları, bu süreçte açılan otel ve misafirhaneler ve Osmanlı hükümetinin yapmış olduğu düzenlemeler incelenmektedir.

Osmanlı DönemiOsmanlı tarihiTanzimat Dönemi+3
Özgün Forlar Yazıcı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tercüman Gazetesinde Japon algısı

İsmail Bey Gaspıralı'nın uzun süre yayınladığı Tercüman gazetesinde uzak doğudaki Asya kıtasının yeni gücü olan Japonya'nın geçirdiği hemen hemen bütün süreçlerinden bahsedilmiştir. Bu sayede Tercüman gazetesi Meiji öncesi, Meiji döneminin kültürel, sosyal, siyasi birçok yönleri inceleme olanağı sağladı. Gaspıralı bilhassa Rus Japon Muharebesindeki ahvali hem Rusya topraklarındaki hem de Japonya topraklarındaki yankılarını olayın sıcaklığı ile okuyucularına aktarmıştır. Artık bu muharebeden sonra Tercüman gazetesinde Japonya ile ilgi haberlerde artış görülüyor. Japonya hakkında bize zengin bir bilgi kaynağı sunmuştur. Anahtar Sözcükler Japonya, İsmail Gaspıralı, Tercüman, Rusya

BasınGaspıralı İsmailGazeteler+3
Fatmana Ceran
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi kaynaklarda Rüstem Paşa imgesi

Bu yüksek lisans tez çalışması Osmanlı Devleti'nde XVI. Yüzyılda yaşamış olan, Kanûnî Sultan Süleyman'ın en önemli vezirlerinden biri olarak döneme damga vurmuş Rüstem Paşa'nın yaşamı ile ilgilidir. XVI.- XVII. Yüzyılı kapsayan çalışmada, Rüstem Paşa'nın çocukluğundan geçliğine ve ölümüne kadar tüm yaşamından bahsedilmiş olup, Padişah'ın kızı ile evliliğiyle haremi yöneten kadınlarla olan iletişimi ile Osmanlı Devletinde nasıl bir iz bıraktığı incelenmiştir. Rüstem Paşa'nın bir devlet yöneticisi olarak nasıl bir otorite olduğu, fiziki özelliklerinin yanı sıra karakter özellikleri Osmanlı Tarihi Kaynaklarından incelemeler yapılarak, Kronikler, Tasnif eserler ve Edebi eserlerden faydalanarak Rüstem Paşa algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma, Rüstem Paşa ile ilgili hem yabancı kaynaklardan hem de Osmanlı Devleti'ndeki kaynaklardan yararlanarak alınan bilgilerin Paşa hakkında hem ortak özelliklerini hem de farklı noktalarını örneklendirerek belirlemeyi amaçlar. Bununla birlikte çalışmanın esas konusunu oluşturan Rüstem Paşa imgesini, Osmanlı İmparatorluğu bekasına yön veren meselelerde başrol oynayan Paşa'yı bizzat görmüş, Osmanlı Devletini ziyaret eden dönemin yerli ve yabancı seyyahları, elçileri, ve şairlerinin de Paşa ile ilgili kişisel düşünceleri ve değerlendirmeleri karşılaştırılmış, bu şekilde Osmanlı tarihçilerinin algısı netleştirilmeye ve diğer kaynaklarla algı hususundaki farklılıklar benzerlikler tespit edilmeye çalışılmıştır. Kaynakların karşılaştırmalı olarak olumlu, olumsuz algı ve ortak meselelere bakış açıları değerlendirmeye çalışılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda hem Osmanlı Kaynaklarında hem de yabancı kaynaklarda Rüstem Paşa'nın devlet işlerinde ve söz konusu Padişah olduğunda olumlu bir algı oluşturulurken, Paşa'nın şahsi işleri söz konusu olduğunda özellikle rüşvet alması nedeniyle olumsuz algı olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar Sözcükler Osmanlı, Vezir, Rüstem Paşa, İmge.

16. yüzyılKanuni Sultan SüleymanOsmanlı Devleti+4
Özlem Konuk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Milli Mücadele Döneminde Anadolu'da eğitim faaliyetleri

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu toprakları, galip devletler tarafından işgal edilmeye başlanılmıştır. İşgalin getirdiği sosyal, kültürel ve ekonomik buhran ortamı Anadolu insanını, hayatın her anında derinden etkilemiştir. Eğitim sistemi de bu buhrandan etkilenenler arasında yer almıştır. Sistemin içerisindeki öğretmen, öğrenci, okul ve idareci unsurlarının her biri farklı yönlerden etkilense de genelde eğitim sisteminin kısmen ortadan kalkması söz konusu olmuştur. Bu süreçte öğretmenler maaşlarını düzenli olarak alamamışlar ve bu nedenle öğretmenlik mesleğini terk etmeye başlamışlardır. Meslekte kalan öğretmenler ise ek işler yaparak geçimlerini sağlamaya çalışırken öğretmenlik mesleğine olan rağbet azalmıştır. Okullar, söz konusu dönemde, öğrenci sayısına oranla yetersizdir. Sınıflar, fiziki olarak eğitim-öğretim faaliyetleri için uygun değildir ve yeterli eğitim-öğretim materyali yoktur. Ders araç gereçlerinin yetersizliği ve fiziki şartların elverişsizliği, eğitimin kalitesinin düşmesine neden olmuştur. Tüm bunlara ek olarak okulların, işgal güçlerinin doğal hedefi haline gelmesiyle bu mekanlar; basılmış, içerisindeki öğrenciler dışarı atılmış ve askerlerin konaklama alanı ve hastane olarak kullanılmaya başlanılmıştır. İlgili dönemde ilkokul zorunlu olmasına rağmen işgal şartlarının getirdiği yokluk, yoksunluk ve diğer sebeplerle öğrencilerin sayısı zamanla azalmıştır. Okul çağındaki çocukların çok büyük bir kısmı eğitim sistemi dışında kalmıştır. Bu çocukların sistem içerisine çekilmesi, işgal süresince mümkün olmamıştır. Türk/Müslüman eğitim sistemine en büyük zararı Batı Anadolu bölgesini işgal eden Yunan kuvvetleri vermiştir. Bu zarar hem İzmir yerelinde kurulan Yunan Yerel İdaresi eliyle hem de işgal güçleri komutanları aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Türk/Müslüman eğitim sistemine zarar verilmesinin yanı sıra Rum eğitim sistemi desteklenmeye ve geliştirilmeye çalışılmıştır.

AnadoluEğitimEğitim faaliyetleri+4
Ahmet Sezgin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Fransız kaynaklarına göre Kırım Hanlığı (1700-1768)

Kırım Hanlığı'nın, Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine girmesi, yaklaşık üç yüzyıllık zaman diliminde, onun aynı zamanda Avrupalıların gözünde Osmanlı'nın "sağ kolu" olarak görülmesine vesile olmuştur. Kırım Hanlığı'nın hüküm sürdüğü coğrafi konum, onu adeta İmparatorluğun serhat boyu olarak görmemizi sağlarken, diğer yandan nevi şahsına münhasır karakteristik özelliklerini korumasına ve zaman içinde geliştirmesine de vesile olmuştur. XVI. asırdan itibaren Fransa'nın Karadeniz ve Levant hinterlandına yönelik ticari ilişkileri nedeniyle gelişen siyasi kaygıların yoğunlaşmasıyla bölgeye gönderilen diplomat, seyyah, tüccar ve misyonerlerin geride bıraktıkları arşiv belgeleri, XVIII. yüzyılda giderek yoğunlaşmıştır. Bu tez çalışması, başta Fransa'nın Karadeniz ve Doğu'daki siyasi ve ticari kaygıları nedeniyle bölgeye gönderilen misyoner ve konsolosların belgeleri olmak üzere çeşitli çağdaş Fransız kaynaklarına dayanarak Kırım Hanlığı'nın tarihsel bir tanımını vermeyi amaçlamaktadır. Kırım Hanlığı tarihçiliğinde yeterince araştırılmayan Fransız kaynaklarına dayanarak Kırım Hanlığı'nın tarihsel bir tanımını vermeyi amaçlamaktadır. Kırım Hanlığı tarihçiliğinde yeterince araştırılmayan Fransız konsolosluk raporları ve arşiv kayıtları, XVIII. yüzyılda Kırım Hanlığı'nın siyasi ve sosyal tarihi hakkında bize bilgi vermektedir. Bu tez çalışması ayrıca gelecekteki incelemeler için Fransız birincil kaynaklarına Kırım tarihçiliğine karşılaştırmalı bir bakış açısıyla sunmayı amaçlamaktadır.

Arşiv belgeleriArşivlerFransa+7
Dilek Tığlıoğlu Kapıcı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tek partiden çok partili hayata geçiş sürecinde CHP ve Halkevlerinin gayrimenkulleri (1925-1953)

Bu çalışmada esas olarak 1925-1953 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin kullandığı gayrimenkuller ele alınmıştır. Bu gayrimenkullerin illerdeki sayıları, türleri, nasıl kullanıldıkları, nasıl edinildikleri ve nasıl yitirildikleri incelenmiştir. Bu şekilde CHP'nin elindeki gayrimenkulleri nasıl değerlendirdiği ve elindeki bu serveti nasıl yönettiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin gayrimenkullerinin önemli bir kısmını emval-i metruke oluşturmaktadır. Emval-i metrukenin CHP'ye nasıl transfer olduğu ve bu emval-i metrukenin nasıl kullanıldığı incelenecektir. 1950 sonrası Demokrat Parti iktidarında başlayan 1951 ve 1953 yıllarındaki aşama aşama gerçekleşen CHP'nin mülksüzleşme süreci TBMM görüşmelerinden ve ulusal basından hareketle anlatılmıştır.

Cumhuriyet Halk PartisiCumhuriyet tarihiEmval-i metruke+5
Etem Yunus Akbayır
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

The Taktika of Leo VI adlı eserin tercümesi ve değerlendirilmesi

Makedon Hanedanı'nın ikinci hükümdarı olan Bilge lakaplı VI. Leo'nun 10. yüzyılın başına tarihlenen Taktika adlı eseri, Roma'nın asırları aşan askerî tecrübesini döneminin bilgileri ile harmanlayarak sunan el kitabı niteliğinde bir kılavuzdur. Eserde askerî konularda eğitim vermek, tavsiyelerde bulunmak, yol göstermek ve tecrübelerden faydalanılması amaçlanmaktadır. Müellif herhangi bir muharebede yer almamasına rağmen sunduğu pratik çözümler ve çizdiği canlı tasvirler ile bir yandan Roma ordusunun yapısal niteliklerini kurumsal olarak ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuş bir yandan da pratik olarak muharebe usullerine dair dikkat çekici bilgiler sunmuştur. Bu yönleriyle Taktika, Roma askerî geleneğinin yazınsal alandaki önemli halkalardan birini oluşturmuştur. Bir komutanın taşıması gereken nitelikler, silahlar, teçhizat, cezalar, eğitim, disiplin, ordugâh, muharebe ve muhasara ile taarruz ve müdafaa usulleri, deniz savaşları, diğer milletlere dair bilgiler ve son olarak askerî konularla ilgili özet niteliğindeki özlü sözler bölümü olmak üzere 20 bölümden oluşan eserde VI. Leo, askerliği başarılı bir biçimde idealize ederek eserinin askerî tarih yazımı alanında öne çıkmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: VI. Leo, Doğu Roma, Taktika

Gülsüm Şahin
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyılda Türkistan'da kervanlar

"19. Yüzyılda Türkistan'da Kervanlar" başlıklı çalışma, 19. yüzyılda Çarlık Rusya ve İngiltere arasındaki çıkar çatışmalarını, bölgeye giden kervanlar üzerinden ele almaktadır. Rusya'nın Hindistan'a ulaşma hedefi, İngiltere'nin Hindistan'daki sömürgeleri için bir tehdit oluşturmuş ve bu durum İngiltere ile Rusya'nın Türkistan'a odaklanmasına yol açmıştır. Ancak, Türkistan Hanlıkları'nın askerî güç bakımından zayıf olmalarına rağmen, bölgenin doğal engelleri Rusya ve İngiltere'nin ilerlemesini engellemiştir. Bu nedenle, doğal engellere dayanan savuma sistemini keşfetmek amacıyla bölgeye kervanlar vasıtasıyla birçok seyyah ve casus gönderilmiştir. Bu casuslar, kervan yolculuğu sırasında Türkistan'ın güzergâhlarını belirlemiş, su kaynaklarını, mesafeleri ve erzak temin imkânlarını araştırmıştır. Toplanan bilgiler, Rusya'nın Türkistan'ı işgalini kolaylaştırmıştır. Bu çalışmada, kervanların İngiltere ve Rusya'nın Türkistan'ı keşif sürecindeki rolü ele alınmıştır. Seyyahlar, Türkistan'da ciddi zorluklarla karşılaşmışlardır. Bölgenin zorlu coğrafyası, iklimin aşırı değişkenliği, yağma faaliyetleri seyyahların ilerlemesini engellemiştir. Bu bağlamda çalışmada, seyyahların yolculuk boyunca yaşadığı fiziksel ve psikolojik zorluklar ele alınmıştır. Seyyahların kervanlar hakkında sunduğu bilgiler, kervanların oluşumunu, yönetimini, düzenini, güvenliğini ve ticaretteki rolünü açıklığa kavuşturmuştur.

Ece İrem Özsayın
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Rus tümgeneral Petr Karloviç Uslar'ın anlatılarında Kazak bozkırları (1844)

Çarlık Rusya I. Petro'dan itibaren yeni bir kimlik kazanarak sürekli ilerleme ve atılımlar da bulunmuştur. XIX. yüzyılda Türkistan'dan, Çin ve Hindistan'a kadar uzanan sahada etkili olmak isteyen Rusların önündeki ilk engel Kazak Hanlığıydı. Kademeli olarak uzun yıllar sonucu Kazaklar esaret altına alındı. Çıkarılan tüzük ve işgal hareketlerine Kazaklar, XIX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren sert tepkiler vermeye başladı. Sistemli olarak ve tam anlamıyla isyan hareketi Kenesarı Han zamanında oldu. Kenesarı'nın faaliyetleri Rusları zorlamaya başladı. Bir müddet küçük çarpışmalarda seyredilen durum ciddi hal alınca Ruslar önemli bir kuvveti Kazakların üzerine 1844 yılında sevk etti. Baron Petr Karloviç Uslar, Rus Çarlığının önemli simalarından biri oldu. İlerleyen süreçte Tümgeneralliğe kadar yükseldi. Ancak hayatının buhranlı döneminde, ailesinden kayıplar verince Kazak Hanlığında çıkan büyük bozkır isyanını bastırmak için kurulan müfrezenin içinde yer aldı. Hayatının devamında onu geliştirecek mühim tecrübeler kazandı. Seferin amacı Ruslara göre asi lider Kenesarı'yı yakalayıp isyana son vermekti. Uslar yaşanılan bir olay sonucu Kazaklara esir düştü. Kazakların arasında edindiği tecrübeler, aktarımları, yaşayış şekilleri ve kültürleri Usları derinden etkilemiştir. 1848 yılında kaleme aldığı denemesi Kazakistan tarihi ve bölgesini çalışanlar için önemli anekdot ve bilgiler içerir. Hazırlayacağımız eserin içeriğinde Uslar bizlere, Kazakların tarihi, hanlığın kuruluşu, bölgenin önemi, isyanın seyri ve Kazak kültür tarihi hakkında kayda değer atıflarda bulunmuştur. Kendi ilgi alanı gereğince; dil, edebiyat, destan ve mitolojik birçok hikâyeyi aktarmaktadır. Kenesarı ile olan görüşmesi ve izlenimleri Kazak Han'ı hakkında elzem bilgiler sunar. Bilhassa demonoloji ve sağlık alanında anlattıkları Kazaklar ve Türk tarihi açısından kanımızca önem arz etmektedir.

Bora Emren
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bozok Sancağı'nda aşiretlerin iskânı: Pehlivanlı Aşireti örneği (18-19. yüzyıllar)

Kalabalık bir konar-göçer nüfus barındıran Osmanlı Devleti, 17. yüzyılın ortasına kadar bu kalabalık nüfusu sıkı şekilde kontrol altında tutmayı başarmıştır. Fakat 17. yüzyılın başından itibaren devlet sisteminde görülen değişim ve bozulma emareleri konar-göçerleri de etkilemiştir. Onlar artık devletin kontrolü dışına çıkarak yerli halk için büyük bir sorun haline gelmiştir. Ayrıca kontrol edilemedikleri için vergilerinin toplanması ve askeri alanda istifade edilmeleri de oldukça güç bir hal almıştır. Öte yandan Anadolu'da ortaya çıkan karışıklıklar nedeniyle yerleşik halk da köylerini terk etmek zorunda kalmıştı. İşte böylesi-ne bir durumla karşı karşıya gelen Osmanlı bürokratları konar-göçerleri yerleşik hayata geçirerek hem onlardan yeteri kadar istifade etmeyi hem de boş kalan toprakları şenlen-dirmeyi amaçlamışlardır. Bu süreçten en çok etkilenen bölgelerin başında Bozok sancağı gelmektedir. Bölge nüfusu 16. Yüzyılın son çeyreğine göre %80 nispetinde azalmıştır. Bu yüzden zorunlu iskân çerçevesinde seçilen yerlerden biri de Bozok sancağı olmuştur. Dev-letin aldığı tedbirler neticesinde de bölge eski kalabalık günlere tekrar dönmüştür. Bozok sancağına iskân edilen aşiretlerden biri de Pehlivanlı aşiretidir. Onlar Halep, Dulkadir ve Yeni-il Türkmenleri arasında küçük gruplar halinde yaşamaktaydılar. Buna karşılık hem Halep hem de Dulkadirli Türkmenlerinin boy beyleri de zaman zaman bu aşiretten çık-maktaydı. Zamanla nüfusu arttıran Pehlivanlılara farklı cemaatlerin de tabi olmaya başla-masıyla onlar Türkmenlerin Serdarı haline geldiler. Özellikle Orta Anadolu'ya gelmeleriyle Yeni-il Türkmenlerinin voyvodalığını da ele geçirdiler. Kendilerine karışan aşiretlerle bir-likte 15.000 çadır ki yaklaşık 50.000 kişilik bir nüfusa ulaştılar. Orta Anadolu'da Bozok, Kırşehir, Kırıkkale, Aksaray ve Keskin gibi geniş bir bölgeye dağılarak köyler kurmuşlar-dır. Bu denli kalabalık bir nüfusu yöneten aşiret beylerinden bazıları onlardan aldığı des-tekle devlete karşı isyan ederken bazıları ise yerleşiklerin mallarını yağmalamıştır. Yine onlar sadece yerleşik hayata geçerek bölgenin iskânını sağlamamışlar, ayrıca maden-i hü-mayundan çıkan madenlerin taşınması ve Osmanlı ordusunun asker ihtiyacının karşılan-ması gibi görevlerde de bulunmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Aşiret, İskân, Sancak, Pehlivanlı, Osmanlı.

Havva Yazıcı
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

2075 numaralı emlak nüfus defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı Devleti'nin tarih boyunca etkisi ve önemi göz ardı edilemeyecek konumdadır. Bu büyük devletin tarihini anlamak ve sosyal, kültürel, ekonomik yapısını analiz etmek için nüfus defterleri tarihçiler için vazgeçilmez bir kaynak oluşturur. Osmanlı Devleti'nde, devletin kuruluşundan itibaren, modern olarak nitelendirilen ilk nüfus sayımı 1830-1831 yıllarında gerçekleştirilmiştir. Bu nüfus sayımının doğal bir ürünü olarak ortaya çıkan nüfus defterleri, tarih araştırmalarında oldukça büyük bir öneme sahiptir. Bahsi geçen bu defterler ilgili olduğu dönemin demografik, ekonomik ve sosyolojik yapısı hakkında zengin bilgiler sunarlar. Bölgenin idari yapısı, yerleşim yerlerinin isimleri, kayda konu olan şahısların sakal ve bıyık şekilleri, renkleri ve benzeri ayırt edici fiziksel özellikleri, isim ve lakap bilgileri, yaşları, kabaca boyları, hane reisleri ile akrabalık dereceleri, erkek nüfusun sayısı ve askerlik durumu, vergi mükellefleri, doğum ve ölüm tarihleri, nüfus hareketleri gibi birçok hususiyet söz konusu defterler sayesinde öğrenilebilmektedir. Bu bilgilerin yer aldığı 2075 numaralı Emlak kazasının nüfus defteri, 1834 yılı kayıtlarındaki istatistikleri içerir. Bu defterde yer alan Müslim nüfusla ilgili kayıtların transkripsiyonu yapılmış, anlaşılmasına katkı sunması amacıyla, içerik tablo ve grafikler üzerinde düzenlenerek, bölge tarihine ışık tutması istenirken, nüfus defterleri üzerinde yapılacak çalışmalara kaynak özelliği taşıması amaçlanmıştır.

Nurten Kelebekli
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sextus Julius Frontinus'un "The Aqueducts of Rome" adlı eserinin İngilizceden Türkçeye çevirisi

Bu çalışmada, Roma İmparatorluğu döneminde su mühendisliği ve Roma mimarisinin önemli miraslarından olan su kemerleri hakkında büyük bir öneme sahip olan Sextus Julius Frontinus'un "De Aquaeductu Urbis Romae" adlı eseri İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir. Bir dönem Britanya eyaletinde valilik yapan Frontinus, Roma'da su kemerlerinin yönetimiyle ilgilenirken bu eseri yazmıştır. İmparator Tacitus'un kendisinden "praetor urbanus" olarak bahsettiği Frontinus, ününü bu eseriyle kazanmıştır. Frontinus'un eseri, su kemerleri hakkında hem teknik hem de mimari açıdan değerli bilgiler sunmakta ve aynı zamanda su kemerlerinin yönetim sistemi ile ilgili önemli detaylar içermektedir. Bu çeviri çalışmasında, Frontinus'un sunduğu değerli bilgilerin birebir olarak okuyucuya aktarılması amaçlanmıştır. Eser, Roma su kemerlerinin yapım teknikleri, mühendislik becerileri, temel ihtiyaç olan suyun kullanımı ve yönetimi ile ilgili detaylı bilgiler içermektedir. Ayrıca, su kemerlerinin hangi dönemde kim tarafından yapıldığı, su ile ilgili senato kanunları ve imparator fermanları, su kemerlerinin taşıdığı su miktarı ve gerçekleşen yolsuzluklar ile bunların önlenme çabaları, su kemerlerinin bulunduğu bölgeler hakkında coğrafi bilgiler de eserde yer almaktadır. Bu bilgiler, bizzat Frontinus tarafından kaleme alınmıştır. Çalışmanın amacı, Frontinus'un eserini Türk okuyucular, akademisyenler ve öğrenciler için daha erişilebilir hale getirmek ve Roma mühendisliğinin tarihsel önemini vurgulamaktır. Roma mühendislik tarihi meraklıları ve çeviri çalışmaları ile ilgilenen akademisyenler için de değerli bir kaynak sunmaktadır.

İbrahim Atlı
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00