
41
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Yeni dini akımlar bağlamında Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı örneği
Ülkemizde son zamanlarda adı sıklıkla duyulan yeni oluşumlardan birisi de Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'dır. New Age akımları arasında dinsel kökenli bir yapılanma olarak değerlendirilen Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı her ne kadar Türkiye kaynaklı bir oluşum olsa da kendisi hakkında yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Biz bu alanda gördüğümüz eksikliği tamamlamaya katkı sağlayabilmek düşüncesiyle Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı üzerinde araştırma yapmaya karar verdik.Bu düşünce ile yaptığımız çalışmamızın giriş bölümünde öncelikle hipotezlerimizi ifade ettik. Müteakiben araştırmanın konusu, amacı, yöntemi, kapsamı, sınırlılıkları üzerinde durduk. Sonra çalışma süresince kullandığımız temel kaynaklar hakkında bilgi verdik. Daha sonra ?New Age? ya da Yeni Çağ? akımlarının ne olduğu, bu akımların ortak özellikleri, dayandıkları temel felsefi konuları ele aldık. Arkasından yeni dini akımların tanımlanması, sınıflandırılması, oluşumları, gelişimleri, genel özellikleri ve temel kavramlarından bahsettik. Bu bölümde son olarak dünyadaki yeni dini oluşumlardan bazı örnekler verdik ve Mevlanacılığın bunlarla ilişkisini araştırdık.Birinci bölümde Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'nın ortaya çıkışı, tarihi gelişimi, teşkilat yapısı, misyon anlayışı, toplantıları, yayınları ve diğer faaliyetlerini gözden geçirdik.İkinci bölümde Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı'nın inanç esaslarına, ibadet anlayışlarına değindik. Ayrıca bu oluşumu bazı din ve inançlarla karşılaştırdık.Araştırmamızı değerlendirmemizin yer aldığı sonuç bölümü ile tamamladık.Anahtar Kelimeler: Yeni Çağ, Mevlanacılık, Vedia Bülent Çorak, Bilgi Kitabı, Sembolizm, Onsekiz Bütünlük
Ekonomik kalkınmada dinsel tutum ve davranışların çift yönlü rolü
Bu araştırmanın esas amacı dinî tutum ve davranışlarla demografik değişkenler ve ekonomik kalkınma kriterleri arasındaki ilişkileri incelemektir.Bu çalışmanın örneklem grubunu, üç ekonomik bölgede, farklı meslek gruplarında çalışanlar arasından tesadüfî yöntemle seçilmiş 1128 kişi (Bay: 953, Bayan: 171) oluşturmaktadır. Deneklerin yaş ranjı (18-80) olup yaş ortalamaları 38'dir.Veri toplama araçları olarak DEÜ İlâhiyat Fakültesi din psikolojisi ana bilim dalı öğretim elemanları tarafından geliştirilmiş olan dinî hayat ölçeği ve ekonomik kalkınma kriterleri ile kişisel bilgi sorularını içeren bir anket kullanılmıştır.Elde edilen bulgulara göre dinî tutum ve davranışlarla eğitim, yaş grupları, medeni durum, cinsiyet, meslek grupları ve sosyo-ekonomik durum arasında p< 0.01 düzeyinde bir korelasyon bulunmuştur.Dini tutum ve davranışlarla tasarruf ve tutumluluk, çalışmaya verilen önem, zaman planlaması, eğitim bilim ve teknolojik gelişmelere verilen önem, insanların güvenilir olmaları, müteşebbislik zihniyeti (negatif), sahip olduklarıyla yetinme (negatif), kutsal gün, gece ve mekanlara verilen önem, doğruluk ve dürüstlüğe verilen önemle, ekonomik imkânlarının gelişmesi, tüm yaşam ve çalışma hayatında sevgi unsuruna verilen önemle p< 0.01; ekonomik bölgelere göre ekonomik imkanların gelişmesinde dinin rolü olup olmadığını düşünenler ve Ekonomik bölgelere göre dinî davranışlar arasında p< 0.01 düzeyinde bir korelasyon bulunmuştur. İşe verilen önemle dini tutum ve davranışlar ve ekonomik bölgelere göre sahip olduklarıyla yetinme anlayışı arasında p< 0.05 düzeyinde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur.Dinî tutum ve davranışlarla, beraber iş yapma anlayışı, tüketim harcamaları, tembelliğe yer vermeyen bir kader ve tevekkül anlayışı, modern bir hayatın gerektirdiği düzeyde enerji kullanımı, ekonomik bölgelere göre kutsal gün, gece ve bayramlara verilen önem arasında bir korelasyon bulunmamıştır.Anahtar kelimeler: 1) Dinî tutum ve davranışlar, 2) Ekonomik kalkınma,3) Dinî hayat, 4) Dindarlık.
Muhammed İkbal'de mistik tecrübe
Bu tezin konusu asrımızın büyük düşünürlerinden biri olan Muhammed İkbal'in Mistik Tecrübe hakkındaki görüşleridir. Amacımız Muhammed İkbal'in düşünce dünyamızdaki yerini ve onun konuyla alakalı orijinal görüşlerini ortaya koymaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için mümkün olduğunca bizzat Muhammed İkbal'in kendi eselerine müracaat edilmiştir.Dikkate alınması gereken ilk nokta, mistik tecrübenin tarafımızdan yakinen bilinmesidir. Bu tecrübe, diğer insanî tecrübelerden farksız olarak bilgimiz için gereken veri ve bulguları veriyor. Bütün tecrübeler doğrudan vuku bulurlar. Nasıl ki, normal tecrübenin sahaları, dış dünya hakkındaki bilgimizle ilgili seziş ve verilerin yorumlanmasına bağlıdır, mistik tecrübenin kapsamı da Allah hakkındaki bilgimizi açıklanması ve yorumlanmasına bağlıdır. Mistik tecrübenin doğrudan ve araçsız olmasında ki anlam sadece diğer şeyler gibi Allah'ı da bilmemizdir.Allah, matematiksel bir olgu değildir. Allah, tecrübeye dayanmayan yalnız karşılıklı ilişkilerde bulunan bir takım kavramlardan oluşan bir sistem de değildir. Mistik hal bizi Mutlak Hakikat'in küllî kısmıyla temasa getirir. Bu kısımda bir birine zıt olan muharrikler birleşerek tahlil edilmeyecek bir birlik oluştururlar. Bu öyle bir birliktir ki ihtiva ettiği şeyler arasında özne nesne farkı tamamıyla ortadan kalkar. Mistik hal, her şeyden üstün her şeye egemen ve bir an için tecrübeyi yaşayanın ferdi şahsiyetini aşan yegâne ve olağanüstü diğer zat ile yakın ve içten temas kurmasıdır. Muhtevasına bakılırsa mistik hal, hayli âfakidir ve yalnız subjektifliğin sesli dünyasına çekilme hareketi olarak görülmemelidir.Anahtar Kelimeler: Mistik, Tecrübe, Muhammed İkbal, Âlem, Tanrı
Schleiermacher'ın din felsefesi
Modern teolojinin babası olarak bilinen, Friedrich Schleiermacher, on dokuzuncu yüzyılın seçkin düşünürlerinden biridir. Bu çalışmada öncelikle bir teolog olan Schleiermacher'in din felsefesi incelenmiştir. Bu bağlamda ilk olarak teoloji-felsefe ilişkisi ve Schleiermacher'in teolojisi hakkında bilgi verilmiştir. Sonraki bölümlerde hayatı ve eserleri ile ilgili ayrıntılı bilgi verilmiş, onun din felsefesini şekillendiren temel dinamiklerin ne olduğu sorusuna cevap aranmıştır. Araştırmamızın üçüncü ve son bölümünde ise Schleiermacher'in Tanrı anlayışına yer verilmiştir. Mutlak bağımlılık duygusu bağlamında onun Tanrı algısı ele alınarak incelenmiştir.Büyük ölçüde Aydınlanma felsefesinden ve romantizmden etkilenen Schleiermacher'in, dönemindeki yaklaşımlara ve kendinden önceki felsefeye karşı eleştirel, toparlayıcı bir tutum geliştirerek eklektik bir sistem kurduğu anlaşılmıştır.Schleiermacher'in din felsefesine özgün katkısı, kendi eserlerinden ve kullandığı terimlerden hareketle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda ?mutlak bağımlılık duygusuna? dayanan din anlayışına sağlam bir giriş hedeflenmiştir.
Hacı adaylarına verilen eğitim seminerlerinin yeterliliği
Bu araştırmada, hac ibadetini yerine getirecek hacı adaylarının katıldığı ve müftülüklerin düzenlediği hac seminerleri araştırılmaya çalışılmıştır. Araştırma, Kocaeli, Sakarya ve Tekirdağ il müftülüklerinin düzenlediği 2009 yılı hac seminerlerine katılan toplam 455 hacı adayı üzerinde anket tekniği kullanılarak uygulanmıştır. Bu şekilde toplanan verilerin istatistiksel işlemleri SPSS (Statistical Package for Social Sciences) bilgisayar istatistiksel paket programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada cinsiyet, yaş, sosyal çevre, eğitim durumu ve meslek gibi demografik özelliklerin hac ibadeti ve eğitimine etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Örneklem grubundan elde edilen veriler Ki Kare tekniğiyle çözümlenmeye çalışılmış ve anlamlı olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir.Araştırma sonucunda, önceki yılların aksine kadınlarında hacca gitme eğiliminin arttığı, hacı adaylarının orta ve ileri yaş gruplarında yoğunlaştığı ve emeklilerle ev hanımlarının meslek grupları içinde çok fazla yer kapladığı ve hacı adaylarının eğitim düzeyi yükseldikçe seminerlere katılımının arttığı ve hac eğitimine daha fazla önem verdiği görülmektedir.Hac seminerlerinin hacı adaylarının seminerlerden önceki beklentilerine büyük oranda cevap verdiği; ancak bazı önemli konularda eksikliklerin de olduğu tespit edilmiştir. Özellikle seminerlere katılımı sağlamaya yönelik motive edici herhangi bir çalışmasının olmaması ve eğitime yardımcı unsurlara gereken önemin gösterilmemesi bu eksiklikler içinde zikredilebilir.Hac seminerlerin belli bir plan, program ve bütünlük içinde yapılmasını sağlayacak, uygulanabilir bir programın elde bulunmaması seminerlerin en önemli handikabı olarak görülmüştür.Seminerler sonunda, hacı adaylarının haccın ibadet boyutuyla ilgili bilgilerinin, haccın pratik yönleriyle ilgili bilgilerinden daha iyi durumda olduğu görülmüştür. Hacı adaylarına davranış eğitimi ve hac ortamı hakkında daha fazla ve etkin bir eğitim verilmesi gerektiği kanaati oluşmuştur.
Ebu'l-Berekat el-Bağdadi'nin Tanrı anlayışı
Bu çalışma, Ebu'l-Berekat el-Bağdadi'nin Tanrı anlayışını varlık ve zaman düşüncesiyle birlikte konu edinir. Ebu'l-Berekat'ın söz konusu düşüncesini çözümleyerek İslam felsefesi ile ilgili araştırmalara mütevazı bir katkı sunabilmek bu araştırmanın amacı olarak ifade edilebilir. Ebu'l-Berekat'ın felsefesiyle ilgili özellikle Türkçe'de nitelik ve nicelik olarak yeterli ölçüde çalışmanın olmadığı dikkate alınırsa bu araştırma önemli olarak görülebilir. Ebu'l-Berekat'ın felsefesi yeterli düzeyde bilinmediği için İslam felsefesi ile ilgili yapılan değerlendirmelerde büyük ölçüde Ebu'l-Berekat göz önüne alınmaz.Bu araştırma iki bölüm olarak düzenlenmiştir. Birinci bölümde Tanrı, varlık ve zaman konuları ile ilgili Ebu'l-Berekat öncesi felsefe geleneğindeki düşünceler genel olarak ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Ebu'l-Berekat'ın söz konusu düşüncesi kavramsal bir çözümlemeyle incelenmiştir.Bu bağlamda şu sonuçlar elde edilmiştir: Ebu'l-Berekat varolanı (mevcud), dış dünyada ve zihinde olmak üzere ikiye ayırır. Dış dünyada varolanı ise akılsal olarak Zorunlu ve zorunsuz şeklinde ikiye ayırarak Farabi ve İbn Sina'yı izler. Ayrıca varlık ve mahiyet ayrımında da Farabi ve İbn Sina'yı izler. Ebu'l-Berekat Farabi ve İbn Sina'dan farklı olarak ise varlık (vücud) ve varolan (mevcud) ayrımından söz eder. Bu bağlamda varolma fiilini irdeler. Varlık kavramına vurgu yapar. Varlık ve kavrayış arasındaki özel ilişkiyi belirtir. Varlık ve zaman arasındaki ilişkiyi çözümler. Ona göre zaman varlığın ölçüsüdür. Ebu'l-Berekat'a göre varlık, zaman ve ben (nefis) önsel olarak bilinir. Ebu'l-Berekat Tanrı için özsel olumlu nitelikleri kabul eder. Tanrı'nın niteliklerinin ve eylemlerinin kendi özünden özsel sonralıkla meydana geldiğini belirtir. Ona göre eylemler Tanrı'nın nitelikleri ve halleri aracılığıyla özünden meydana gelir. Ebu'l-Berekat Tanrı'nın birliğinde O'nun her bakımdan bir ve yalın olduğunu belirtir. Bu konudaki temel vurgusu saltık yalınlık üzerinedir. O bu konuda büyük ölçüde İbn Sina'yı izler. Tanrı'nın bilgisine gelince Ebu'l-Berekat bu konuda Aristoteles ve İbn Sina'nın düşüncelerini eleştirir. Ona göre Tanrı'nın bilmesi yetkinliğinden dolayıdır. Dolayısıyla Tanrı hem tikelleri hem tümelleri bilir. O'nun tikelleri bilmesi özünde başkalık ve çokluk gerektirmez. Diğer yandan Tanrı'nın bilgisi varolan üzerindedir.
İlerlemeci tarih anlayışı ve bu anlayışta Fukuyama'nın yeri
Aydınlanmayla birlikte tarih, doğrusal ilerleyen bir süreç olarak ele alınmış ve bu ilerleme fikri yaşamın tüm alanlarına optimist bir bakış açısıyla dağıtılmıştır. İnsan aklına duyulan güven ile tarihteki her anın, bir öncekine göre daha iyi olduğu ve bu ilerlemenin geri döndürülemezliği ifade edilmiştir. Hegel, Marx ve Fukuyama'da da -bazı farklarla olsa bile- ilerlemeci tarih anlayışının miras alınışını görmekteyiz. Hegel de, Marx da, Fukuyama da, fikirlerini ?tarihte belli yasalar olduğu ve tarihi bu yasaların yönlendirdiği? temeli üzerine kurmuşlardır.Bu çalışmanın temel problemi, tarihin Aydınlanmacıların ortaya koyduğu gibi, doğrusal olarak ilerleyen bir süreç mi, yoksa zigzaglar çizen iniş ve çıkışlarla dolu bir süreç mi olduğunu irdelemektir. Bu çerçevede, tarihte tüm uluslar için geçerli olabilecek doğa bilimleri tarzında yasalar olup olmadığı, fiziki alan ile insani alanın birbirlerinden farkları, tarihi belirleyen asıl değerlerin genellikler mi bireysellikler mi olduğu tartışılmaktadır. Öncelikle ilerlemeci tarih anlayışının ortaya çıkış nedenlerini kavramak bakımından, nedenlerin öncülleri değerlendirilecektir. Daha sonra ilerlemeci tarih anlayışı içerisinde Francis Fukuyama'nın nerede durduğu, kendisi ile aynı çizgide olan düşünürlerle benzerlikler ve farklılıklarının neler olduğu üzerinde durulacaktır. Tarihe verilen anlamın, ilerleme dışında alternatiflerinin neler olduğunun ele alınmasının da bu çalışma için gerekli olduğu düşünülmektedir.Bu çerçevede yapılan araştırma sonucunda; ilerlemecilerin belirli somutluklardan hareketle, tarihe evrensellik çerçevesinde baktıkları, toplumlararası farklılıkları gözetmedikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca tarihsel alana doğa alanı gibi yaklaşarak bazı yasalar yükledikleri; oysa tarihsel alanın bir kültür bilimi alanı olarak doğa yasaları tarzında yasalar barındırmadığı, toplumlar arasındaki farklılıklar nedeniyle evrensel bir tarih fikrinin tutarlı olmadığı, tarihsel sürecin sonunun öngörülemeyeceği tespit edilmiştir.
Platon'un ruh anlayışının siyaset anlayışına etkisi
Bu çalışmada Platon'un siyaset anlayışının oluşmasındaki etkenler üzerinde durulmuş, bu bağlamda İlkçağ Polis teşkilatı ve yönetim şekilleri incelenmiş, Platon'un bu yönetim şekillerine dair düşünceleri de göz önünde bulundurularak, tüm öncüller doğrultusunda, filozofun siyaset anlayışı açıklanmaya çalışılmıştır.İlkçağ Polis'inin dini, siyasi ve ekonomik bütünlüğü ve bu bütünlük fikrinin Platon felsefesindeki yeri göz önünde bulundurulduğunda, Platoncu siyaset fikrinin yoğun ahlaki vurgusuyla karşılaşılır. Bu bakış açısı tüm Platon felsefesinin temellendirildiği ?ruh? anlayışının siyaset söz konusu olduğunda da dayanak noktası olduğunu gösterir. Bu tezin amacı da ?ruh?un siyasetteki bu belirleyiciliğini gösterebilmektir.Platon'un yönetim biçimleri ve yönetenlerin ruhları arasında kurmuş olduğu koşutluk ve devleti insanın büyütülmüş hali olarak tasavvur etmesi, varılmaya çalışılan amacın haklılığını, yani siyasetin ruh ile temellendirilmesini meşrulaştırır.Anahtar kelimeler: Platon, Sokrates, Polis, Siyaset, Ruh, Filozof, Antik Felsefe
Bilim felsefesinde nesnellik tartışmaları: Sokal örneği
Çağdaş dönemde moda olan göreci tutumlar, çeşitli etkinlik alanlarında boy göstermektedir. Söz konusu göreci düşünceler özellikle bilim felsefesinde kendisini hissettirmektedir. Bu Nedenle çalışmamızın temel konusunu bu göreci tutumlar ve bu tutumların realist bakış açısıyla eleştirilmesi oluşturmaktadır.Çalışmamızın birinci bölümünde çağdaş bilim felsefesinde önemli bir yere sahip olan ve ortaya koydukları bilim anlayışıyla isimlerinden çokça söz ettiren Thomas Khun ve Paul Feyerabend'in düşüncelerindeki göreci tutumlara değindik. Bahsi geçen düşünürler, çağdaş dönemde postmodern düşüncelere zemin hazırlaması bakımından önemli etkilere sahiptir. Bu nedenle bu düşünürler çağdaş dönemdeki relativist öğeler olarak değerlendirilmiş ve kimi realist bakışaçılarınca eleştirilmişlerdir.İkinci bölümde ise bahsi geçen göreci bilim anlayışlarını Jhon Searle ve Alan Sokal'ın realist pencereden yaptıkları eleştirilerine yer verdik. Bu eleştiriler relativizmin kusurlu yanlarını veyarattığı olumsuz sonuçları üzerinedir. Alan Sokal bir fizikçi olarak, çalışma arkadaşı Bricmont ile ele aldığı çalışmalarda postmodern anlayışa özgün eleştiriler getirmiştir. Biz çalışmamızda yapılan bu eleştirilerin sadece bilgi ve bilim felsefesi ile ilgili noktalarına değindik. John Searle ise çalışmamızda bilim felsefesinin dışında, realist noktada duran bir düşünür olarak yer almıştır. Sokla'ın düşüncelerine benzer realist kaygılarla, gerçeklik nesnellik kavramları ile ilgili düşünceleriyle nesnelci tavrın bir ayağını oluşturmuştur.
Farabi'de yaratma
Bu çalışmada Farabi'nin yaratmaya ilişkin görüşleri incelenmiştir. Mesele ele alınırken öncelikle düşünürün içinde bulunduğu fikir atmosferinin yaratmayı nasıl anladığı üzerinde durulmuştur.Çalışmada Farabi'nin yaratma meselesine dair görüşlerinin analizi amaçlanmaktadır. İki bölüm halinde sunulan bu çalışmada, önce İslam dininin temel referansları ve yaratma meselesi çerçevesinde kullanılan kavramlara yer verilmiştir. Bu bağlamda kavramlar analiz edilmiştir. İkinci bölümde ise Farabi'nin düşünce sisteminde yaratmanın nasıl anlaşıldığı üzerinde durulmuştur.Filozofun yaratma konusu ile ilgili mustakil eseri olmamakla birlikte, temel eserlerinde yaratma konusu işlenmiştir. Bizde bu çalışmamızda Farabi'nin yaratma konusunu işlediği önemli eserlerini referans alarak onun konu hakkındaki görüşlerini belirtmeye çalıştık.Farabi var etme ile bilme arasında bir gereklilik düşünmüş ve yaratmayı bu ilişkiye bağlı olarak ortaya koymuştur. Tanrı'nın özel varlığı ve bu varlığı bilmeye bağlı olarak sûdur (emanation) ortaya çıkmış tüm var olanlar varlığa gelmiştir. Bu anlamda alemin var olması ve devamlılığı sûdur nazariyesi ile açıklanmıştır. Çalışmamız sonucunda düşünürün yaratma problemini çözümlemek için diğer bir ifadeyle Tanrı ile alem arasındaki boşluğu kapatmak adına böyle bir yaratma modeli sunduğunu söyleyebiliriz.