Dokuz Eylül University
Discipline

Aile Eğitimi ve Danışmanlığı Anabilim Dalı

Dokuz Eylül University

26

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

26 Theses
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin ilişki doyumunun öz yeterlik ve romantik kıskançlık bakımından incelenmesi

Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin ilişki doyumunun öz yeterlik ve romantik kıskançlık bakımından incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla "İlişki Doyumu Ölçeği", "Romantik İlişkilerde Öz Yeterlik Ölçeği", "Çok Boyutlu Kıskançlık Ölçeği" ve araştırmacının hazırladığı "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 26 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Post Hoc testi, Pearson korelasyon analizi, çoklu doğrusal regresyon analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına bakıldığında; üniversite öğrencilerinin duygusal kıskançlık düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. İlişki doyumu ve öz yeterliklerinin yaşa göre anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. İlişki doyumu ve bilişsel kıskançlık düzeylerinin ilişki süresine göre anlamlı biçimde farklılaştığı görülmektedir. İlişki doyumu ve öz yeterliklerinin ilişki durumuna göre anlamlı bir farklılık oluşturduğu bulunmuştur. İlişki doyumunun sınıf düzeyine göre anlamlı bir farklılık oluşturuduğu görülmektedir. Bilişsel kıskançlık düzeylerinin partnerleri ile görüşme sıklığına göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Partnerleri ile iletişim kurmada kullandıkları yollar ilişki doyumu ve duygusal kıskançlık düzeyleri üzerinde anlamlı bir farklılık oluşturduğu görülmektedir. Bilişsel kıskançlık düzeylerinin öğrencilerin yaşamlarının büyük çoğunluğunu geçirdikleri yere göre anlamlı bir farklılığa sebep olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin ilişki doyumlarının ve öz yeterliklerinin onların kendilerini ekonomik olarak nasıl algıladıklarına göre anlamlı bir farklılığa sebep olduğu görülmektedir. Yapılan Pearson korelasyon analizi sonucunda; üniversite öğrencilerinin ilişki doyumu ile öz yeterlikleri arasında orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. İlişki doyumu ile romantik kıskaçlık düzeyleri arasında ise yönü negatif olan zayıf düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin öz yeterlikleri ile kıskançlık düzeyleri arasında çok zayıf düzeyde negatif yönlü anlamlı bir ilişki sonucuna varılmıştır. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucuna bakıldığında; öğrencilerin öz yeterlikleri ve kıskançlık düzeyleri onların ilişki doyumlarının yordayıcısı olduğu saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar veriler ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İlişki doyumu, romantik ilişkilerde öz yeterlik, romantik kıskançlık.

Duygusal ilişkiKıskançlıkÖz yeterlilik+2
Gamze Ören
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erkek egemen toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılmasında annenin rolü: Neden ve nasıl?

Bu araştırmanın amacı, çocuk yetiştiren merkezi bir unsur olan annenin toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılmasında farkında olarak ya da olmayarak katkı sunup sunmadığı, katkısı varsa bunu neden ve nasıl yaptığını araştırılmasını ortaya koymaktır. Bu çalışma, yarı yapılandırılmış görüşme formunun kullanıldığı nitel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini 6-25 yaş kız ve erkek çocuklara sahip, farklı sosyo-ekonomik ve eğitim düzeyine sahip 13 anne oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme tekniği ile elde edilen araştırma bulguları göstermektedir ki anneler toplumsal cinsiyet rollerinin aktarılmasında rol model olarak farkında olmadan katkı sunmaktadır. Gündelik hayatta anneler tarafından içselleştirilen toplumsal cinsiyet rolleri özellikle ev içi iş bölümünde sosyal öğrenmenin etkisiyle anne ile özdeşim kuran kız çocuklarına aktarılmaktadır. Çocukluktan anneliğe geçiş sürecinde annelerin kendi annelerinden edindikleri yaşamsal pratikler özellikle ev içi sorumluluklarda sürdürülmektedir. Buna karşın anneler kendi çocukluk sürecinde yaşadıkları mal bölüşümü, kız çocuklarının okutulmaması gibi ayrımcılığa uğradıkları, mağdur oldukları konulara karşı duyarlı olup bu farklılıkları kız çocuklarına yaşatmak istememektedirler.

Toplumsal cinsiyet
Gülistan Demir
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

14-17 yaş ergenlerin bağlanma stilleri ile anksiyete duyarlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Yapılan araştırmada 14-17 yaş ergenlerin bağlanma stilleri ile anksiyete duyarlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Demografik değişkenlere göre bağlanma stilleri ile anksiyete duyarlılığının farklılaşma durumları da incelenmiştir. 14-17 yaş ergenlerin bağlanma stilleri ile anksiyete duyarlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilen bu çalışma ilişkisel tarama modeliyle tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Manisa ilinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi ortaöğretim okullarında öğrenim görmekte olan 14-17 yaş arasındaki ergenler oluşturmaktadır. Örneklemi ise ortaöğretim kurumlarında eğitim-öğretime devam eden 230 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada ergenlerin bağlanma stillerini ölçmek amacıyla ''İlişki Ölçekleri Anketi'', ergenlerin anksiyete duyarlılığını ölçmek amacıyla ''Çocuklar İçin Anksiyete Duyarlılığı Ölçeği'' kullanılmıştır. Ailelerin demografik bilgilerini almak için araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 21 programı kullanılmıştır. Oluşan verilerin normal dağılıp dağılmadığının tespit edilmesi için "Normallik Testi" gerçekleştirmiştir. Verilerin normal dağıldığı belirlenmiş olup "Parametrik Testlerden", "t-testi" ile "One Way Anova" testi kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerinin incelemek içinse korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kızların korkulu, saplantılı bağlanma düzeyleri ile anksiyete duyarlılık düzeyi erkeklere göre yüksek olduğu belirlenmiştir. Annesi üniversite mezunu olanların güvenli bağlanma düzeylerinin, annesi okuryazar olmayanlara göre yüksek olduğu tespit edilmiştir. Baba tutumunu otoriter olarak değerlendiren kişilerin kayıtsız bağlanma puanları, baba tutumunu demokratik ve tutucu olarak değerlendirenlere göre anlamlı biçimde yüksektir. Baba tutumunu otoriter ve demokratik olarak değerlendiren kişilerin güvenli bağlanma puanları, baba tutumunu tutucu olarak değerlendirenlere göre anlamlı biçimde yüksektir. Korkulu, kayıtsız ve saplantılı bağlanma ile anksiyete duyarlılığı arasında pozitif yönde korelasyon belirlenirken, güvenli bağlanma ile anksiyete duyarlılığı arasında negatif yönde korelasyon belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, anksiyete, anksiyete duyarlılığı.

Ana-baba tutumuAnksiyeteAnksiyete duyarlılığı+6
Simge Örenay
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

2-6 yaş çocuk sahibi ebeveynlerin psikolojik dayanıklılıkları ile evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada 2-6 yaş çocuk sahibi ebeveynlerin psikolojik dayanıklılıkları ile evlilik uyumu arasındaki ilişki ve demografik forma göre psikolojik dayanıklılık ve evlilik uyum düzeylerinin farklılaşma düzeyleri incelenmiş, elde edilen sonuçlar ve alanyazın doğrultusunda sonuçların tartışılması gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni Türkiye'de 2-6 yaş çocukların ebeveynleri, çalışma evreni ise Tekirdağ ilinde bulunan anaokullarına devam eden 2-6 yaş çocukları anne-babalarıdır. Araştırmanın ilişki gösterme amaçlı olması nedeni ile çalışma farklı kesimleri yansıtan üç anaokulunda yürütülmüş ve örneklem bu okullarda çocuğu bulunan ebeveynler arasından gönüllülük esas alınarak seçilmiştir. Bu çerçevede Süleymanpaşa Anaokulu, Özel Neşe Erberk Anaokulu ve Aka Koleji okullarında eğitim gören 2-6 yaş arası çocukların anne-babalarına ölçekler dağıtılmış, 208 kişi yanıt vermiştir. Veri Toplama Araçları Araştırmada, 2-6 yaş çocuk sahibi ebeveynlerin demografik özelliklerini belirlemek için, "Kişisel Bilgi Formu", "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" ve Evlilik Uyumu Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmaya katılan bireyler hakkında bilgi toplamak amacıyla araştırmacı tarafından kişisel bilgi formu hazırlanmıştır. Verilerin analizinde Sosyal Bilimler İstatistik Programı (SPSS, Statistical Package fort he Social Sciences) 20.0 programı kullanılmıştır. Örneklem grubundan elde edilen veriler normal dağıldığı için "Parametrik Testlerden", "t-testi" ile "One Way Anova" testi kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test etmek için korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda yaş, eğitim durumu ve gelir durumuna göre evlilik uyumunun farklılık gösterdiği, demografik değişkenlere göre psikolojik dayanıklılık düzeyinin farklılaşmadığı belirlenmiştir. Psikolojik dayanıklılık ile evlilik uyumu arasında pozitif yönde zayıf bir korelasyon tespit edilmiştir. Psikolojik dayanıklılığın alt boyutlarından olan yapısal stil, gelecek algısı, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlilik ve sosyal kaynakların evlilik uyumu ile pozitif yönde zayıf bir korelasyon gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Psikolojik dayanıklılık, evlilik, evlilik uyumu.

AnaokullarıEbeveynlerEvlilik+4
Esin Özer
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn kabul-reddi ve mükemmeliyetçilik düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi

Bireylerin çocukluk yıllarında ebeveynleri ile ilişkilerinde kabul veya red algılamalarının, bu kişilerin çocukluktan itibaren psikolojik gelişimlerine ve yetişkinlikteki psikolojik uyumlarına etkilerini açıklamaya ve yordamaya çalışan Ebeveyn Kabul -Red Kuramı Rohner (1966) tarafından geliştirilmiştir. Mükemmeliyetçilik kişilerin, kendilerine veya diğerlerine gerçekleştirilmesi zor amaçlar koyma eğiliminde olmalarıdır (Hill ve ark., 1997, s.81). Son yıllarda yapılan araştırmalar kişinin mükemmeliyetçi davranış özellikleri geliştirmesinde ailenin rolünün önemini gözler önüne sermektedir. Ebeveyn kabul red kuramının öngörülerinden biri de; ebeveynleri tarafından reddedilen veya reddedilmiş algılayan çocukların belirli bir noktaya kadar onların onay ve kabulünü kazanmak adına girişimlerde bulunacağıdır. Çocukların bu kabul ve onay görme ihtiyacı kişiliklerinin mükemmel olması gerektiği inancını da beraberinde getirebilir. Ancak mükemmel kişilik özellikleri gösterirlerse ebeveynleri onları kabul edecek ve olumlu ilişkiler kurabileceklerine inanırlar. Bu varsayımdan yola çıkarak bu araştırmada algılanan ebeveyn kabul reddi ve mükemmeliyetçilik düzeyleri yaş, cinsiyet, öğrenim görülen fakülte ve sahip olunan kardeş sayısına göre incelenmiştir. Araştırma Ege Üniversitesi'nde 2018-2019 eğitim öğretim yılında öğrenimine devam etmekte olan öğrenciler arasından tabakalı örnekleme yoluyla seçilmiş 363 öğrenci ile gerçekleşmiştir. Araştırmada Ebeveyn Kabul- Red / Kontrol Ölçeği (anne ve baba formu), Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için SPSS-22 (Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı) paket programı kullanılmıştır. Öncelikle verilerin normallik analizleri yapılmış, normal bir dağılım göstermediği bulunması üzerine nonparametrik testler olan Spierman Korelasyona analizi, Mann Whitney U-Testi ve Kruskal Wallis H Testi verilerin uygunluğuna göre kullanılmıştır. Yapılana analizler sonucu elde edilen sonuçlara göre mükemmeliyetçilik alt boyutlarından kendine yönelik mükemmeliyetçilik ile ebeveyn kabul-red alt boyutlarından baba ilgisizlik/ihmal alt boyutunda, diğerlerine yönelik mükemmeliyetçilik ile anne ve baba ilgisizlik/ ihmal alt boyutunda pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyal olarak algılanan mükemmeliyetçilik ile anne ve baba ilgisizlik/ ihmal, düşmanlık/saldırganlık, ayrışmamış red ve kontrol alt boyutlarında pozitif yönlü ilişki bulunurken anne ve baba sıcaklık/şefkat alt boyutunda negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Ebeveyn kabul-red/kontrol boyutları ile cinsiyet, yaş ve kardeş sayısı değişkenleri arasında anlamlı farklılıklar bulunurken, mükemmeliyetçilik düzeyleri ile sadece cinsiyet değişkeni arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.

Ebeveyn kabul veya reddiMükemmeliyetçilikÖlçekler+1
Ezgi Yoldaş Bıçkı
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi eğitime devam eden 60-72 aylık çocukların duygusal zeka düzeyleri ile anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada, okul öncesi eğitime devam eden 60-72 aylık çocukların duygusal zeka düzeyleri ile anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkiyi İzmir ili, Milli eğitime bakanlığına bağlı bağımsız anaokulu ve ilkokul örneklemi içinde incelenmesine karar verilmiştir. Bazı bireysel özelliklere ve ailelere ilişkin değişkenlere bağlı olarak okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 60-72 aylık öğrencilerin duygusal zeka düzeyleri ve anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkide anlamlı farklılıklar belirlenmeye çalışılacaktır. Bu araştırma, 60-72 aylık Okul Öncesi dönem çocuklarının çeşitli değişkenlerle ilişkili olarak duygusal zekâ düzeyleri ile anne-baba-çocuk iletişimi arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik ilişkisel tarama modeline uygun bir çalışma niteliğindedir. Araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim-öğretim yılında İzmir il merkezinde bulunan devlet ilköğretim okullarının ve bağımsız anaokullarının anasınıfına devam eden 60-72 aylık çocuklar ve onların anne-babaları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini uygulama günü okula gelen ve gönüllü olarak uygulamaya katılan en az 250 öğrenci ve anne-babası oluşturmaktadır. Araştırmada, anne-babaların ve çocukların bireysel ve ailesel özelliklerini belirlemek için; Kişisel Bilgi Formu, duygusal zeka düzeylerini belirlemek için; Sullivan (1999), tarafından geliştirilmiş ve Ulutaş (2005) tarafından Türkiye'de geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış olan Sullivan Çocuklar için Duygusal Zeka Ölçeği ve 48-72 aylık çocuğa sahip anne-babaların çocukları ile iletişimini değerlendirmek amacıyla Arabacı ve Ömeroğlu (2011) tarafından geliştirilmiş, geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış olan Anne-Baba-Çocuk İletişimini Değerlendirme Aracı (ABÇİDA) kullanılacaktır. Elde edilen veriler uygun istatistik teknikleri kullanılarak SPSS programı ile analiz edilecektir.

Aile içi iletişimAna-çocuk iletişimiBaba-çocuk iletişimi+4
Fadik Arslan
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Süreğen hastalığı olan aile üyesine bakım veren bireylere yönelik psikoeğitsel destek programlarının meta analizi

Araştırmanın amacı Türkiye'de 1990-2019 yılları arasında süreğen hastalığı olan aile bireylerine bakım verenlere yönelik yapılan psikoeğitim programlarının bakım yükü, depresyon, iyi oluş, sürekli ve durumluk kaygı, duygu dışavurumu ve aile işlevselliği değişkenlerindeki etkisini meta analiz yöntemiyle incelemektir. Bu amaçla alan yazın taraması yapılarak belirtilen değişkenlerden en az birine sahip ve belirlenen kriter ölçütlerini taşıyan 17 araştırma meta analize dahil edilmiştir. Araştırmanın veri analizinde JASP 0.12.2.0 programı kullanılmıştır. Çalışmanın güvenirliğini sağlamak için yapılan yayın yanlılığı testinde depresyon kriterinde yanlılık tespit edilmiştir. Süreğen hastalığı olan aile bireylerine bakım verenlere yönelik yapılan psikoeğitimlerin bakım verenlerin bakım yükü ve iyi oluş kriterlerinde çok geniş; duygu dışavurumu kriterinde geniş; aile işlevlerini gösteren davranış kontrolü, gereken ilgiyi gösterebilme, duygusal tepki verebilme, iletişim ve problem çözme kriterlerinde orta; durumluk kaygı düzeyinde önemsiz ve depresyon, sürekli kaygı, aile işlevlerini gösteren roller ve genel işlevler kriterlerinde negatif bir etkisi bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular, aile danışmanlığında önemli konulardan biri olan süreğen hastalıkla yaşama, hastalığın aileye olan etkileri, hastalık süreciyle baş edebilme konularında psikoeğitimin etkililiğini göstererek aile danışmanlığı alanına katkıda bulunmaktadır.

Aile danışmanlığıBakım verenlerBakım verme yükü+3
Ayça Ilgaz
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde anne baba tutumu ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı; üniversite öğrencilerinin anne baba tutumları ile psikolojik sağlamlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu çalışma, ilişkisel tarama modelinin kullanıldığı betimsel bir araştırma olarak yapılandırılmıştır. Araştırmacının çalışma koşulları ve olanakları nedeniyle örneklem grubu kolay ulaşılabilir örneklemle oluşturulmuştur. Araştırma örneklemi Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okuluna devam eden 385 lisans öğrencisinden (251 kadın, 134 erkek) oluşmuştur. Araştırmada Anne Baba Tutum Ölçeği, Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve demografik değişkenler hakkında bilgi toplanması amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanmış olan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Değişkenlerin analizinde veri türlerine bağlı olarak Bağımsız Örneklemler T-Testi, İlişkisiz Örneklemler İçin Tek Faktörlü Varyans Analizi (One-Way Anova), Post Hoc Sheffe Testi, LSD Testi ve Pearson Korelasyon Analizi, uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre; üniversite öğrencilerinin algıladıkları demokratik, koruyucu-istekçi ve otoriter anne baba tutumları cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Öğrencilerin demokratik anne baba tutum algıları anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyine göre anlamlı farklılaşmaktadır. Üniversite öğrencilerinin algıladıkları otoriter anne baba tutumu kardeş sayısı değişkenine göre anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Üniversite öğrencilerinin otoriter ve demokratik anne baba tutum algıları aile gelir düzeyine göre anlamlı olarak farklılaşmaktadır. Üniversite öğrencilerinde anne baba tutumu ile psikolojik sağlamlık arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve ileride yapılacak çalışmalara ve araştırmacılara yönelik bazı önerilere yer verilmiştir.

Ana-baba tutumuPsikolojik sağlamlıkÖlçekler+1
Ünzile Çalışkan
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde psikolojik iyi oluşun benliğin ayrımlaşması açısından incelenmesi

Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde psikolojik iyi oluşun benliğin ayrımlaşması açısından incelenmesidir. Bu çalışma, ilişkisel tarama modelinin kullanıldığı betimsel bir araştırma olarak yapılandırılmıştır. Araştırma örneklemi Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesine devam eden 395 öğrenciden (263 kadın, 132 erkek) oluşmuştur. Araştırmada Psikolojik İyi Olma Ölçekleri, Genel Sağlık Anketi-28, Benliğin Ayrımlaşması Ölçeği ve demografik değişkenler hakkında bilgi toplanması amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Değişkenlerin analizinde veri türlerine bağlı olarak Bağımsız Örneklemler T-Testi, Korelasyon Analizi ve Çoklu Regresyon Analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda psikolojik iyi oluş, genel sağlık düzeyi ve benliğin ayrımlaşması arasında anlamlı ilişkilerin olduğu; araştırma değişkenlerinin cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaştığı; psikolojik iyi oluş ve genel sağlık düzeyini yordamada benliğin ayrımlaşmasının önemli bir değişken olduğu saptanmıştır.

AyrışmaBenlikBenlik farklılıkları+5
Şirin Erdem Özyurt
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde algılanan duygusal istismar ile problemli internet kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada ergenlerde algılanan duygusal istismar ile problemli internet kullanımı arasında anlamlı ilişkinin var olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkeni algılanan duygusal istismar; bağımlı değişkeni ise problemli internet kullanım düzeyidir. Araştırmaya 2017-2018 eğitim öğretim yılında İzmir ili Aliağa ilçesinde bulunan anadolu liseleri, mesleki ve teknik liseler, imam hatip lisesi ve özel liseler gibi ortaöğretim kurumlarında 9. ,10. ,11. ve 12.sınıflarda (14-18 yaşları arasında) öğrenim gören örneklem dahilindeki 365öğrenci katılmıştır. Bu araştırmada ergenlerde problemli internet kullanımını değerlendirmek için; Ceyhan ve Ceyhan (2009) tarafından geliştirilen '' Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği''; algılanan duygusal istismarı belirlemek için Aslan ve Kabasakal (2014) tarafından geliştirilen "Ergenler İçin Algılanan Duygusal/Psikolojik İstismar Ölçeği Kısa Formu-II " kullanılmıştır. Ergenlerin demografik özelliklerine ve internet kullanımına ilişkin verilerin elde edilmesinde "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Çalışma kapsamında öğrencilerin algılanan duygusal istismar ve problemli internet kullanım düzeylerinin alt problemlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı ve aralarında ilişkinin var olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma sonucunda ergenlerin annelerinden ve babalarından algıladıkları duygusal istismar ile problemli internet kullanımı arasında anlamlı ilişkilerin olduğu saptanmıştır. Ayrıca anne - baba eğitim durumu ve okul türüne göre algılanan duygusal istismar ile problemli internet kullanımı arasında anlamlı ilişki olduğu ancak gelir düzeyine göre anlamlı ilişki bulunmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ergen, Problemli İnternet Kullanımı (PİK), Algılanan Duygusal İstismar (ADİ)

Duygusal istismarErgenlerProblem davranış+5
İrem Altunten
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynleri boşanmış ve boşanma sürecinde olan 9-12 yaş arasındaki çocukların, boşanmaya uyum ve depresyon düzeylerinin incelenmesi

Çalışmanın temel amacı, ebeveynleri, boşanmış ve boşanma sürecinde olan 9-12 yaş arasındaki çocukların, boşanmaya uyum ve depresyon düzeylerini incelemektir. Bu çalışma, nicel bir çalışmadır. Çalışma grubu, 9-12 yaş arasındaki ebeveynleri boşanma aşamasında olan 70, boşanmış, velayet değişikliği için mahkemelere başvuran ebeveynlerin 39 çocuğundan oluşmaktadır. Çalışmanın bağımsız değişkenleri, cinsiyet, yaş, anne babanın eğitim durumu, aylık geliri, çocukların kardeş sayısı, evde yaşadığı kişiler, anne babanın boşanma durumu, evden ayrılan ebeveyniyle görüşme sıklığı, anne babanın boşanmalarından sonraki evlilik durumları, çocukların hayatındaki değişiklikler iken, bağımlı değişkenleri, "Çocuklar için Boşanmaya Uyum Ölçeği" ile "Çocuklar için Depresyon Ölçeği"dir. Verilerin çözümlenmesinde, SPSS istatistik paket programından yararlanılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerine göre, Çocuklar için Depresyon Ölçeği ve Çocuklar için Boşanmaya Uyum Ölçeği ile ölçeğin alt ölçekleri olan Çatışma ve Kötü Uyum, Depresyon ve Kaygı ile Sosyal Destek puanlarına ilişkin karşılaştırmalarda t testi, tek yönlü varyans ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Boşanma oranlarındaki artışa paralel olarak bu konuda ülkemizde yapılan araştırmaların sınırlı sayıda olmasından yola çıkılarak, boşanmış ve boşanma sürecindeki çiftlerin 9-12 yaş arasındaki çocuklarıyla yapılan bu araştırmanın yararlı olacağı düşünülmektedir. Daha önce bu konuyla ilgili yapılan çalışmalarda, ebeveynleri boşanmış ya da boşanmamış çocukların boşanmaya uyum, kaygı ve depresyon düzeylerinin çalışıldığı görülmüş; ancak, ebeveynleri boşanma sürecinde olan çocuklarla, boşanmış çocukların boşanmaya uyum ve depresyon düzeylerini inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Ayrıca, daha önce yapılan çalışmaların, Milli Eğitim'e bağlı okullarda öğrenimine devam eden anne babası boşanmış ve boşanmamış çocuklarla yapıldığı görülmüştür. Yapılan bu çalışma, İzmir Adliyesi, Aile Mahkemeleri'nde, boşanma davaları sonuçlanmış, "Velayet Değişikliği" ya da boşanma sürecinde olup "Boşanma ve Velayet" davaları için başvuran anne babaların 9-12 yaş arasındaki çocuklarıyla çalışılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, 9-12 yaş arasında, ebeveynleri boşanan ve boşanma aşamasında olan çocuklar incelendiğinde, ebeveynleri boşanan çocukların boşanma aşamasındakilere göre, boşanmaya daha iyi uyum sağladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, yapılan çalışmayla cinsiyete göre depresyonun, kız ve erkek çocuklarda birbirine çok yakınken boşanmaya uyumun kızlarda erkeklere oranla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ancak, ebeveynleri boşanmış ve boşanma sürecinde olan çocuklar incelendiğinde, depresyon, kaygı düzeyleri, çatışma ve uyum problemleri yaşamalarında bir farklılık görülmemektedir. Ebeveynleri boşanmış ve boşanma sürecindeki çocukların, babalarının gelir durumu ile boşanmaya uyum ve depresyon düzeyleri arasında anlamlı farklılık olmadığı; ancak babaların gelir durumu ile boşanmaya uyum ölçeğinin alt ölçeği olan sosyal destek puanları arasında anlamlı bir farklılık olduğu, geliri yüksek olan babaların çocuklarının daha fazla sosyal destek algıladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan çalışmada, ebeveynleri boşanmış ve boşanma sürecindeki 9-12 yaşındaki çocukların, ebeveynleriyle görüşme sıklığı ile boşanmaya uyumları arasında pozitif bir ilişki olduğu, ebeveynleriyle sık görüşen çocukların boşanmaya daha kolay uyum sağladığı görülmüştür. Ebeveynleriyle hiç görüşmeyen çocukların haftada bir görüşenlere göre daha yüksek kaygı ve olumsuz uyum puanları olduğu anlaşılmıştır. Çalışma sonucunda, ebeveynleri boşanan ve boşanma sürecinde olan çocukların, kardeş sayıları fazla olanların depresyon ölçeği puanlarının, daha az kardeşi olan ya da hiç olmayanlara göre daha düşük, sosyal destek ölçeği ve boşanmaya uyum ölçeğine ait puanlarının ise, daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Boşanma, boşanmaya uyum, depresyon.

BoşanmaBoşanmış ailelerDepresyon+6
Gerçem Demir Tek
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aile eğitim programının, aile işlevleri üzerindeki etkisinin incelenmesi

Toplumun en küçük birimi olan aile de tarihsel, kültürel ve ekonomik değişimlerden etkilenmektedir. Değişen dünyada ebeveyn rolü de değişmek zorunda kalmıştır. Günümüzde ebeveyn olarak çocukların temel fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak (beslenme, barınma, güvenlik, sevgi gibi) yeterli olmayıp onları değişen dünyada "kendi ayakları üstünde kalabilecek" donanımlara göre yetiştirmek önem kazanmıştır. Sağlıklı ve işlevsel aile ilişkilerine sahip olmak, bireylerin de duygusal ve ruhsal olarak sağlıklı olmalarının temel koşuludur. İletişime açık, demokratik bir aile ortamında; ortak olarak belirlenen kurallar ve roller sonunda karşılıklı olarak görevlerin yerine getirilmesi üyelerin birbirlerine ve kendilerine güvenmeleri için de önemlidir. Karşılaşılan sorunların aile üyeleri tarafından bir kriz durumu olarak algılanmadan, aile birliğini güçlendirmek için fırsat olarak görülmesi, ailenin değişen ve gelişen dinamik bir sistem olmasının da sonucudur. Böyle bir aile, işlevsel ve sağlıklıdır. Böyle güven dolu bir aile ortamında yetişen çocuklar da ruhsal anlamda sağlıklı olacaktır. Bu ailelerdeki evlilikler de sağlıklı ve işlevsel olarak devam edecektir. Bu araştırmanın genel amacı, aile eğitim programının aile işlevleri üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Ebeveynlerin örnek/ model olma rollerinin güçlendirilerek, kendilerindeki davranış ve tutum değişikliklerinin çocuklarının davranış ve tutumlarındaki değişikliklere olan etkisini fark etmelerinin sağlanması ve böylelikle toplumun temel yapısı olan ailenin işlevselliğine olumlu yönde katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Ailenin işlevselliğini sürdürebilmesi için ebeveynlerin desteklenmesi zorunludur. Bu konuda, etkinliği test edilmiş, yapılandırılmış olan eğitim programlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada aile işlevleri dolaylı olarak da 7-19 Yaş Aile Eğitim Programının etkililiği test edilmeye çalışılmıştır. Günümüzde boşanmaların artmasıyla çocukların çoğunlukla tek ebeveynleri ile birlikte yaşamaları, diğer ebeveyn ile ilişkilerinin sınırlı olması sonucunda çocukların model alma rolleri kesintiye uğrayabilmektedir. Bu durum ailenin işlevselliğini olumsuz yönde etkileyen bir faktör olmaktadır. Bu çalışmada, aile eğitiminin aile işlevleri üzerindeki etkisi, deneysel desen kullanılarak incelenmiştir. Çalışma grubu gönüllülük esasına göre 60 (altmış) katılımcıdan oluşmuştur. Çalışmanın bağımsız değişkeni, 7-19 Yaş Aile Eğitim Programı olup Milli Eğitim Bakanlığı ve UNİCEF işbirliği ile yapılandırılmıştır. Deney grubu her oturumu yüz seksen dakika süren ve art arda sekiz hafta olan eğitim programına alınmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkeni ise Aile Değerlendirme Ölçeği'dir. Ölçek, eğitim öncesi ve sonrasında deney grubuna uygulanmıştır. Ayrıca deney grubundan eğitim sonrası kazanımlar da yazılı olarak alınmış olup bu veriler de araştırmanın nitel verileri olarak kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS 16,0 istatistik paket programından yararlanılmıştır. Katılımcıların demografik özeliklerine göre, Aile Değerlendirme Ölçeği ve alt ölçek puanlarına ilişkin karşılaştırmalar için t testi analizi tekniği kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson momentler çarpımı korelasyon tekniği ile çözümlenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, Deney ve kontrol grubunun aile işlevleri (problem çözme, iletişim becerileri, ebeveynlik rolleri, duygusal tepki verebilme, çocuklarına gereken ilgi gösterme becerileri, ebeveynlerin davranış kontrol becerileri ve ailenin genel işlevleri)' ne ilişkin ön-test puanları karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda sadece davranış kontrolü ve duygusal tepki verme işlevlerine ait deney ve kontrol gruplarının ön-test puanları arasında "p<.05" düzeyinde istatistiki olarak anlamlı fark saptanmıştır. Araştırmanın deney grubunda, Aile Değerlendirme Ölçeği' nin tüm alt boyutlarında ölçek son-test toplam puanları açısından istatistiksel düzeyde anlamlı farklılaşma olmadığı belirlenmiştir. Bu çalışmada deney ve kontrol grubu arasında fark bulunmamasının nedeni olarak; deneysel çalışmanın yapıldığı okuldaki velilerin, eğitim düzeylerinin ve sosyo ekonomik düzeylerinin yüksek olması yanında, hali hazırda, aile eğitimi kapsamındaki konular hakkında bilgi ve hazır bulunuşluk düzeylerinin yüksek olması gösterilebilir. Her ne kadar istatistiki olarak bu eğitimin katılımcılar açısından bir yarar sağlamadığı saptanmış olsa da nitel verilere de dayanarak, aile işlevlerinin arttırılması ve güçlendirilmesinde yapılandırılmış ve art arda uygulanacak olan eğitim programlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle erken evlenme oranı yüksek, hızlı göç alan, şiddet davranışlarının yoğun olduğu alt ve orta sosyo-ekonomik çevrelerde ebeveynlerin becerilerinin geliştirilmesi için aile eğitimlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaçlar sadece okullarda sınırlı kalmamalıdır. Belediyeler, farklı kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütleri işbirliği yapmalı, yapılandırılmış programlar uygulanmalıdır.

Aile eğitimiAile işlevleriEğitim+2
Sündüs Adem
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik uyumu ve facebook kıskançlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, evli bireylerde evlilik uyumu ile Facebook kıskançlığı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada betimsel türde tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2018 yılında İzmir ili merkez ilçelerinde yaşayan ve araştırmaya gönüllü olarak katılan 452 Facebook kullanıcısı evli birey oluşturmuştur. Araştırmada örneklemin evlilik uyumunu ölçmek amacıyla Çiftler Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Facebook kıskançlık düzeyini ölçmek amacıyla Facebook Kıskançlığı Ölçeği (FKÖ) ve örneklemin demografik bilgilerini elde etmek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu olmak üzere üç adet veri toplama aracı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda evli bireylerin evlilik uyumu ve Facebook kıskançlığı arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur. Evlilik uyumu ve bazı demografik değişkenler arasındaki ilişkiye yönelik bulgular; evli bireylerin evlilik uyumu cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermezken, evlenme biçimi ve evlilik sürelerine göre farklılaştığı yönündedir. Anlaşarak evlenenlerin evlilik uyumu, görücü usulüyle evlenenlerin evlilik uyumundan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Ayrıca evliliğin ilk 5 yılında, diğer evlilik süresi aralıklarına göre evlilik uyumunun daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Facebook kıskançlığı ve bazı demografik değişkenler arasındaki bulgular ise; evli bireylerin Facebook kıskançlık düzeylerinin cinsiyet ve evlilik süresine göre anlamlı bir farklılık göstermezken, evlenme biçimine göre farklılaştığı yönündedir. Görücü usulüyle evlenenlerin Facebook kıskançlık düzeyinin, anlaşarak evlenenlerin Facebook kıskançlık düzeyinden yüksek olduğu saptanmıştır.

EvlilikEvlilik uyumuFacebook+2
Senem Şengeldi Şimşek
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerin evlilik çatışması, kontrol odağı ve kişilik özellikleri

Bu araştırmada evli bireylerin evlilikte çatışma durumları ve kontrol odağı yönelimleri ile kişilik özellikleri bazı psiko-sosyal değişkenler (cinsiyet, yaş, eğitim durumu, çalışma durumu, evlenme yaşı, evlilik yılı, çocuk sayısı, aile aylık gelir düzeyi ve yaşam doyumu) bakımından incelenmektedir. Araştırma evreni, İzmir ilinde yaşamakta olan evli bireylerdir. Çalışma grubu 2017 yılı Kasım ayı itibarı ile İzmir ilinde yaşayan evli bireyler arasından uygun örnekleme yöntemi yoluyla ulaşılan 363 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın evlilik gibi toplumumuzda gizliliğin korunmasının beklendiği bir ilişki olması nedeniyle bireylerin gönüllülük usulü ile araştırmaya katılması sağlanmıştır. Araştırmada, "geçmişte ya da halen var olan bir durumu var olduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımı" (Karasar, 2005: 77) olması nedeniyle "betimsel- ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ve 'Evlilik Çatışması Ölçeği (EÇÖ)' ile yetişkinlere yönelik geliştirilen, içsellik ve dışsallık derecesi ölçümünde en çok kullanılan araç olan 'Rotter'in İç - Dış Denetim Odağı Ölçeği (RİDKOÖ)' ve "Eysenck Kişilik Anketi" -Gözden Geçirilmiş Kısaltılmış Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS 11.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada hiyerarşik regresyon analizi, korelasyon ve ki kare ilişki testi kullanılmıştır. Aynı zamanda demografik değişkenler için çapraz tablolar oluşturulmuştur. Ölçeklere ilişkin güvenirlik (cronbach) yapılmış olup faktör analizi ile ölçek değişkenleri oluşturulmuştur. Bulgular: Araştırmada incelenen sosyo demografik değişkenlerden cinsiyet, meslek, evlenme yaşı, evlilik yılı, eğitim durumu, çocuk sahibi olma, çocuk sayısı ve aile aylık gelir durumu ile çatışma sıklığı değişkenleri arasında ilişki olduğu bulunamazken; yaş ile çatışma sıklığı arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Evli bireylerin yaşam doyumu ile çatışma sıklığı ve kontrol odağı arasında bir ilişki bulunmaktadır. Çatışma sıklık değişkeninin bağımlı değişken olduğu çalışmada, nörotisizm, dışa dönüklük, psikotisizm, yalan ve kontrol odağı değişkenleri ile aralarında bir ilişki olduğu bulunmuştur. Yapılan dört aşamalı hiyerarşik regresyon analizi sonucuna göre demografik değişkenlerin ve yaşam doyumu değişkeninin çatışma sıklık değişkeni üzerinde bir etkisinin olmadığı gözlenmektedir. Bununla birlikte, ölçeklerden elde edilen Nörotisizm, Dışa Dönüklük, Psikotisizm ve Kontrol odağı değişkenlerinden sadece Dışa dönüklük değişkenin modelde anlamlı olduğu görülmektedir. Evlilik ile ilgili çalışmaların daha geniş katılımcı grubuyla gerçekleştirmesi ve uygulamanın bireylerin kendi yaşam alanlarında gerçekleştirilmesinin sağlanması bu alanda çalışma yapacak araştırmacılara tavsiye edilebilir.

Denetim odağıEvli çiftlerEvlilik+2
Özge Çetintaş
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Meslek lisesi öğrencilerinin duygusal zeka düzeyleri ve meslek tercihlerinin bazı sosyodemografik özelliklere göre incelenmesi

Bu çalışmada ergenlerin bazı psiko-sosyal ve demografik özellikleri ile seçtikleri meslekler ve onların duygusal zekâ düzeyleri bağlantıları incelenmiştir. Seçilen meslek, bireyin ömründe oldukça uzun bir zaman alacağından kişinin en önemli kararlarından biri olmak durumundadır. İlgi, yetenek vb. özellikler dikkate alınmadığında tercih ettikleri mesleğe değil daha çok rastlantıyla mesleklerini seçme durumunda kalmaktadır. Meslek seçimi bireylerin geleceklerine yön veren çok önemli bir unsurdur. Zekâ üzerine yapılan araştırmalarda, kişinin özel yaşamı ve çalışma yaşamındaki başarısının sadece IQ ile ilgili olmadığını diğer kişisel faktörlerle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Başarılı bir yaşamı etkileyen kişisel faktörler araştırıldığında en önemli kavramlardan birisi "duygusal zeka (DZ)" 'dır. Duygusal zeka ise, içinde bu iki kavramı da barındırır (D. John Mayer ve Peter Salovey 1997. Bu bağlamda duygusal zekanın duygusal niteliklerin içsel kişisel boyutu (kendini tanıma, içsel zeka), kişilerarası ilişkiler ve genel iyilik hali (genel duygusal durumu) alt boyutlarıyla meslek tercihleri arasında da bir ilişkinin olacağı düşünülmektedir. Çalışma 2016-2017 eğitim öğretim yılında İzmir Menemen'de bulunan ve amaçlı örneklem yoluyla seçilen meslek liselerinde öğrenim gören yaklaşık 1250 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veriler kağıt kalem testi şeklinde ölçeklerin ergenler için duygusal zeka ölçeği, mesleki ilgi ölçeği ve bireysel durum formunun uygulanması ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde tek yönlü varyans analizi, sıklık ve yüzdeler ile regresyon analizi yapılmıştır. Tek yönlü varyans ve regresyon analizleri sonucunda meslek lisesi öğrencilerinin duygusal zeka düzeyleri ortalaması ve meslek tercihleri ortalaması ile yaş faktörü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Zeka, Duygu, Duygusal zeka, Meslek tercihi.

Duygusal zekaLise öğrencileriMeslek seçimi+3
Tolga Nasuh Aran
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerin iletişimci biçimleri ile evlilik uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Evlilik, aile ilişkisinin oluştuğu ve yeni neslin yetiştirildiği bir kurumdur. Ayrıca insan ilişkilerinin temelinin atıldığı bir yapıdır (Lason ve Halman, 1994, aktaran Soylu ve Kağnıcı, 2015). Evlilik birliğinde en önemli etken olan evlilik uyumu, ilişkideki gereklilikler ve istekler konusunda dengenin sağlanması olarak tanımlanmıştır (Tutarel Kışlak, 1999). İnsanlar, çocuk yaştan itibaren ailesindeki bireylerden başlayarak çevresindeki her bir insanla farklı bir iletişim biçimiyle ilişki kurar. İnsanlar arası ilişkinin ilk aşaması olan iletişim, bireyler için hem bir ihtiyaç hem de iki farklı dünyayı birleştiren bir köprüdür. Psikoloji ve sosyal psikoloji alanındaki birçok araştırmacı iletişimin, sistemlerin dengeye ulaşmasında aktif ve önemli rol oynayan bir olgu olduğunu belirtmiştir (Güngör, 2016). Bir sistem olan evlilikte ve evlilik uyumunun sağlanmasında iletişimin önemi ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bunların ışığında, iletişimin eşleri ve evlilik uyumunu etkilediğinin farkına varmaktayız. Bu araştırmanın deseni, evli bireylerin iletişimci biçimleri ile evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla oluşturulmuştur. Aynı zamanda, iletişimci biçimleri ve evlilik uyumu diğer bazı değişkenler bakımından da incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini İzmir'de ikamet eden 246 evli birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak İletişimci Biçimleri Ölçeği ve Evlilikte Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara ilişkin kişisel ve sosyodemografik bilgiler araştırmacılar tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS) 20.0 ile çözümlenmiştir. Araştırmada verileri normallik testleri yapılarak Korelasyon Analizi, t-Testi ve Varyans Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularında evlilik uyumu ile sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında; erkeklerin kadınlardan, orta öğretim ve üstü eğitim seviyesinde bulunan bireylerin ilköğretim ve altı eğitim seviyesinde bulunan bireylerden, orta ve yüksek ekonomik düzeyde bulunan bireylerin düşük ekonomik düzeyde bulunan bireylerden evlilik uyumlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Görücü usulü ve kaçarak evlenenlerin anlaşarak evlenen bireylere göre, 6-20 yıldır evli olan bireylerin evliliğinin ilk yılları olan bireylere göre daha düşük evlilik uyumuna sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Çocuk sayısının artması ile bireylerin evlilik uyumlarının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Evli bireylerin iletişimci biçimleri sosyodemografik özelliklere göre incelendiğinde ise; kadınlar iletişimci biçimlerinden arkadaş canlısı, ilgili ve sözsüz iletişim biçimini kullanırken, erkeklerin kesin iletişimci biçimini kullandığı, yaş arttıkça evli bireylerin iletişimci biçimlerinden tartışmacı, sözsüz iletişim ve baskın iletişimbi biçimleri kullanımı azalmaktadır. Okur yazar eğitim durumunda olan bireyler diğer eğitim durumundaki kişilerden daha az arkadaş canlısı, daha çok iletişimci imajı iletişimci biçimlerini kullandığı, çalışan evli bireylerin çoğunlukla dramatik ve iletişimci imajı biçimlerini kullandıkları, çalışmayan bireylerin de baskın iletişimci biçimini daha fazla kullandığı sonucu oluşmaktadır. Ekonomik geliri yüksek olan evli bireyler rahat iletişimci biçimini daha fazla kullanmaktadır. Evlilik uyumu ile iletişimci biçimleri arasındaki ilişkiye ait bulgulara göre; evli bireylerde etki bırakan, ilgili ve rahat iletişimci biçiminin kullanıldıkça evlilik uyumu da artmaktadır. Ayrıca evli bireylerde baskın iletişimci biçimi kullanıldıkça evlilik uyumu azalmaktadır. Araştırma bulguları incelendiğinde; evli bireylerin kullandıkları iletişimci biçimlerinin evlilik uyumu ile ilişkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Evlilikte iletişimin yerinin ne denli önemli olduğu ortaya çıkmış olup bu sebeple bireylerin evlenmeden önce veya evlilik aşamasında iletişim kurma süreçlerinin desteklenmesi gerekmektedir.

Aile içi iletişimEvli çiftlerEvlilik uyumu+2
Merve Görgülü
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn kabul reddi ile aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Alanda çalışan birçok uzmanın kabul ettiği gibi çocukluk çağı kişilerin psikososyal gelişiminde önemli bir yer tutmaktadır. Birçok psikoloji kuramı gibi Ebeveyn Kabul Red Kuramı(EKAR) çocukluk çağına ilişkin açıklamalar getirmektedir. Kuramın ortaya çıkış noktası, insanoğlunun kendisi için önemli olan bireylerden sıcaklık görmeye ihtiyaç duyduğu hipotezidir. Ebeveyninden kabul gören ya da ebeveyni tarafından ret edilen çocukların duygusal, davranışsal, bilişsel ve sosyal gelişimlerine ek olarak yetişkinlik dönemi psikolojik uyumlarının da etkilendiği görüşü ortaya atılmıştır. İçsel yaşantılarında dengeli ve huzurlu, kendileriyle barışık olan, birbirlerine sevgi-saygı gösteren ebeveynler çocuklarına karşı daha sağlıklı tutumlar sergilemektedirler. Anne babanın kendi yaşadığı çocukluk sürecinde anne ve babası ile olan ilişkisi kendi çocuklarına olan yaklaşımlarını etkilemektedir. Anne babalar farkında olarak ya da olmayarak çocuklarına karşı farklı yaklaşımlarda bulunabilmektedirler. Bazı çocuklara çok değer verilirken, bazılarına çok baskı uygulanmakta, bazıları ise görmezden gelinmektedir. Çocukların sosyal ve ahlaki gelişimleri gördükleri farklı ebeveyn tutumlarının etkilenerek olumlu ya da olumsuz olarak şekil almaktadır (Yavuzer, 1993). Bu araştırma ebeveyn kabul reddi ile aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla oluşturulmuştur. Aynı zamanda ebeveyn kabul reddi ve çocuk yetiştirme tutumları bazı değişkenler açısından incelenecektir. Araştırmanın örneklemi İzmir İli Bayraklı Adliyesi'nde görev yapan, 0-18 yaş grubunda çocuğa sahip anne ve babalar arasından seçilen 140 bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Ebeveyn Kabul/ Ret Ölçeği, Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği ve bazı değişkenler hakkında bilgi toplanması amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS, Statistical Package for the Social Sciences) 22.0 ile analiz edilmiştir. Değişkenlere ait istatistiksel değerlendirmeler yapılırken normal dağılıma uygunluk, Shapiro Wilk testiyle kontrol edilerek normal dağılıma uygunluğun sağlandığı durumlarda parametrik testlerle, sağlanmadığı durumlarda ise nonparametrik testlerle analizler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda anne baba tutumlarının kişinin cinsiyeti, yaşı, meslek, sosyoekonomik düzey, sahip olunan çocuk sayısı, ebeveynlerin çocuk bakımında yardım alıp almadığı ve ebeveynlerin kaç kardeş olduğundan etkilendiği saptanmıştır. Ayrıca kişinin kendi anne ve babasından algıladığı kabul/ret durumları ile çocuk yetiştirme tutumlarının ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Aile hayatıAna-baba çocuk ilişkileriEbeveyn kabul veya reddi+1
Mervenur Tekin
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma sürecindeki kadınların psikolojik dayanıklılık düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi

Boşanmada yaşanan hem nitel hem nicel artış ile birlikte bu süreçten etkilenenlere yönelik yapılan çalışmalarda da artış ve çeşitlilik gözlenmeye başlamıştır. Bu araştırma, boşanma sürecinde olan kadınların psikolojik dayanıklılıklarının yaş, öğrenim durumu, çalışma durumu, gelir durumu, çocuk sahibi olma, aile ile birlikte yaşama durumlarına göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya İzmir ilinde yaşayan, boşanma davası çekişmeli olarak devam etmekte olan, çocuk sahibi ve araştırmaya gönüllü 85 kadın dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, psikolojik dayanıklılık düzeylerini ölçmek için "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği"; sosyo-demografik verileri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Ölçme araçlarından elde edilen veriler SPSS 22.0 programına aktarılmış, araştırmada öne sürülen hipotezleri test etmek için ilk olarak dağılımın normal dağılıp dağılmadığı değerlendirilmiş, normal dağıldığı kanaatine varılınca t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Boşanma sürecinde olan kadınların psikolojik dayanıklılık düzeylerinin bazı değişkenkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığının incelendiği bu araştırmada ulaşılan ilk bulgu, boşanma sürecinde olan kadınların psikolojik dayanıklılık ölçeğinden aldıkları toplam puanların, yaş, çalışma durumu, gelir durumu, çocuk sahibi olma, aile ile birlikte yaşama gibi değişkenler açısından farklılaşmadığı, eğitim durumu değişkeni açısından farklılaşmadığı sonucuna varılmıştır. Bunun yanında Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği alt boyutlarına bakıldığında ise; iş durumu, kiminle ikamet ettiği ve geçimini kimin sağladığı değişkenlerine göre tüm alt boyutlarda anlamlı bir farklılığın bulunmadığı; ancak katılımcıların yaşlarının yapısal stil ve sosyal yeterlik alt boyutlarında; eğitim durumunun yapısal stil, sosyal yeterlik ve sosyal kaynaklar alt boyutlarında; gelir durumunun sosyal yeterlik alt boyutunda; son olarak çocuk sayısının sosyal yeterlik alt boyutunda farklılaştığı bulgulanmıştır. Araştırmanın sonucunda boşanma süreci boyunca yeni düzen oluşturma çabasında olan kadınların, bu süreci daha sağlıklı atlatabilmeleri icin, baş etme becerilerini kuvvetlendirmelerinin ve algıladıkları bir sosyal desteğe sahip olmalarının önemli bir faktör olduğu, bu durumun psikolojik dayanıklılık düzeylerine olumlu yansıdığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Dayanıklılık, Boşanma, Kadın, Aile Mahkemesi,

Aile mahkemeleriAile mahkemeleriBoşanma+3
Yeliz Coşkun
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma sürecinde ve/veya boşanmış ailelerde çocuk-anne ilişkilerinin incelenmesi

Bu araştırmada, boşanmış ve boşanma sürecinde olan annelerin çocuklarıyla olan ilişkileri ve bu ilişkilerin demografik değişkenler açısından incelenmesi, aile durumları, çocukların boşanma ile birlikte anneleriyle olan ilişkilerinde meydana gelen değişikliklerin fark edilmesi ve anneyle kişisel ilişki tesisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca çocukların boşanma sürecinde ve sonrasında olası duygu ve davranış sorunlarına yönelik durumun ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, öncelikle İzmir Bayraklı Adliyesi Aile Mahkemeleri'nde boşanma, velayet, velayetin değiştirilmesi, kişisel ilişki tesisi/kişisel ilişkinin düzenlenmesi davaları devam eden 4-6 yaş aralığında çocukları olan anneler araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada "Çocuk-Anababa İlişki Ölçeği (ÇAİÖ)" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmış ve verilerin analizinde Bağımsız Örneklemler için t-testi, One-way Anova, Kruskal Wallis H-testi ve frekans analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, çocuk-anne ilişkisi çocuğun yaşına göre anlamlı farklılık gösterirken, annenin ve çocuğun yaşı, annenin eğitim seviyesi ve boşanma sebepleri gibi değişkenlerin ve ilişki tesisinin çocuk-anne ilişkisi için anlamlı sonuç vermediği bulunmuştur. Ayrıca boşanma süreci ve sonrasında çocuklarda daha çok hırçınlık, küskünlük, depresyon ve tırnak yeme gibi duygu ve davranış problemlerinin oluştuğu bulunmuştur.

Ana-çocuk ilişkisiBoşanmaBoşanmış aileler+3
Mahinur Doğan Ateş
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anaokuluna devam eden çocukların ebeveynleri ile ilişkilerinin çocukların oyun davranışlarına etkisinin incelenmesi

Bu araştırma anaokuluna devam eden çocukların ebeveynleri ile ilişkilerinin çocuğun oyun davranışlarına etkisinin incelenmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini İzmir İlinde okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 4-6 yaş grubu çocuklar ve aileleri oluşturmaktadır. Örneklem grubu İzmir ili, Balçova İlçesinde hizmet veren özel bir okul öncesi eğitim kurumunda 2018-2019 eğitim öğretim yılında eğitim gören 4-6 yaş grubu çocuklar ve ailelerinden oluşmaktadır. Araştırmada Ölçme aracı olarak Yeşilyaprak ve Akgün (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Çocuk Anababa İlişki Ölçeği", Aslan (2016) tarafından geliştirilen "36-71 Aylık Çocuklar İçin Oyun Davranışları Ölçeği" ve Kabakçı, Tuğrul, Öztan (1993) tarafından geçerlik ve güvenilirlik çalışması yapılan "Birtchnell Eş DeğerlendirmeÖlçeği" kullanılarak ebeveynler arası ilişkinin annelerin çocuklarıyla kurdukları ilişkiye ve çocukların oyun davranışlarına yansıması irdelenmiştir. Yapılan tüm uygulamalar sonucu elde edilen veriler analiz edilmek üzere bir araya getirilmiş ve SPSS (Statistical Package for Social Studies) istatistik paket programı kullanılarak değerlendirmiştir. Araştırma verilerinden elde edilen sonuçlara göre; annelerin çocukları ile kurdukları ilişki, annelerin yaşlarına, eğitim düzeylerine, çalışma durumlarına, ailenin sosyoekonomik durumuna ilişkin algılarına, çocukların yaşlarına, cinsiyetlerine, ailenin sahip olduğu çocuk sayısına, araştırmaya katılan çocuğun ailenin kaçıncı çocuğu olduğuna göre farklılaşmadığı görülmüştür. Ancak eşler arası ilişkilerde kadının eşiyle ilişkisinin güvenilir olmasının çocukla kurduğu olumsuz ilişki ile ters yönde korelasyon gösterdiği, yine kadının eşiyle kurduğu ilişkide kopuk, kontrolcü ve bağımlı olmasıyla çocukla olumsuz ilişki kurması arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu görülmüştür. Ayrıca bu araştırma verilerinden elde edilen sonuçlara göre, çocukların oyun davranışları ile ebeveynlerin çocuklarıyla ilişkileri arasında bağlantıya rastlanmamıştır.

AnaokullarıEbeveyn-çocuk ilişkisiEbeveynler+6
Sibel Vatansever
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suça sürüklenen çocukların aile işlevselliği açısından özellikleri: Karşıyaka örneği

Çocuk suçluluğu son yıllarda gerek Dünya gerekse Türkiye'de sıklıkla karşılaşılan bir olgu halini almıştır. Bu çalışmada ailenin sağlıksız bir işlev göstermesinin çocuğu suça sürükleyen bir etmen olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırmaya katılan 117 suça sürüklenen çocuğa kişisel bilgi formu ve Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmış, ölçme araçlarından elde edilen veriler SPSS 22.0 programına aktarılmış, araştırmada öne sürülen hipotezleri test etmek için t testi ve tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Çocukların sosyodemografik özelliklerinin karşılaştırılması için frekans değerleri saptanmış ve tabloya dökülmüştür. Araştırmada elde edilen bulgulara göre ailelerin aile işlevlerinin çocukların cinsiyeti, yaşı, eğitim durumu, kardeş sayısı, anne - babanın eğitim durumu üzerinde farklılaştığı sonucu elde edilmiştir. Suça sürüklenen çocukların cinsiyetlerine göre aile işlevleri açısından iletişim, duygusal tepki verebilme, davranış kontrolü alt ölçeklerinin farklılaştığı, çocukların yaşlarının büyüdüğünde aile işlevlerinin sağlıksız bir hal aldığı tespit edilmiştir. Ayrıca anne için okur yazar olmayan, baba için ise ilkokul mezunu olan ebeveynlerin en sağlıksız işlevlere ilişkin puanları aldığı bulunmuştur. Araştırma sonucunda çocukların suça sürüklenmelerinde ailenin işlevlerinde sağlıksız bir durumun olumsuz yansıdığı sonucuna varılmıştır.

AileAile eğitimiAile hayatı+6
Cem Çay
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Normal gelişim gösteren çocuğu olan ebeveynler ile özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin algıladıkları eş desteği ve evlilik doyumu düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırma ile normal gelişim gösteren ve özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin algıladığı eş desteği ve evlilik doyumu düzeylerinin karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubuna 209 özel gereksinimli çocuğu olan ebeveyn ile 181 normal gelişim gösteren çocuğu olan toplam 390 ebeveyn katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan 'Demografik Bilgi Formu' ve geçerlik-güvenirlik çalışmaları yapılmış olan 'Eş Destek Ölçeği' ve 'Evlilik Yaşamı Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için SPSS-22 (Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı) paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; normal gelişim gösteren çocuğu olan ebeveynlerin algıladığı eş desteği alt boyutları ile cinsiyet, yaş, meslek ve evlenme şekli arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Normal gelişim gösteren çocuğu olan ebeveynlerin evlilik doyumunu sadece eğitim düzeyi değişkeninin yordadığı görülmüştür. Özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin algıladıkları eş desteği alt boyutları ile cinsiyet, gelir düzeyi, flört süresi ve evlenme şekli arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerin evlilik doyumunun cinsiyet, yaş ve evlenme şekline göre farklılaştığı bulunmuştur. Çocuğun tanısının ebeveynin algıladığı eş desteği ve evlilik doyumunda önemli bir farklılık oluşturmadığı görülmüştür. Normal gelişim gösteren çocuğu olan ebeveynlerin algıladığı eş desteği ve evlilik doyumu düzeyi, özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlere göre daha yüksektir. Hem normal gelişim gösteren ve hem özel gereksinimli çocuğu olan ebeveynlerde algılanan eş desteği arttıkça evlilik doyumunun da arttığı belirlenmiştir.

EbeveynlerEvlilik doyumuEş desteği+4
Zeynep Karaman
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Açık ceza infaz kurumlarındaki erkek hükümlülerin algıladıkları ebeveyn tutumları ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada algılanan ebeveyn tutumu ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişki, yaş, medeni hal, meslek, eğitim düzeyi, anne baba birliktelik durumu, aile tipi, ekonomik durum, suç türü, ceza süresi, alkol-madde kullanma durumu, psikolojik ya da psikiyatrik yardım alma durumu, ailede sabıka olma durumu ve aile içi şiddete maruz kalma durumu değişkenlerine göre incelenmiştir. İzmir Foça Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda bulunan 308 erkek hükümlü araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Hükümlülerden Demografik Bilgi Formu, Ana Baba Tutumları Ölçeği, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılarak veri toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için SPSS-22 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın genel amacı doğrultusunda ana baba tutumları alt boyutları ile psikolojik dayanıklılık arasında anlamlı bir ilişkinin bulunup bulunmadığına Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar için T Testi ve ANOVA ile bakılmıştır. Yapılan analizler neticesinde algılanan anne baba tutumu ve psikolojik dayanıklılık ile medeni hal, meslek, eğitim düzeyi, aile tipi, alkol-madde kullanma ve aile içi şiddete maruz kalma değişkenleri arasında anlamlı farklar bulunmuştur. Ayrıca anne baba tutumunun kişinin hayatındaki etkisinin ne denli önemli olduğu ve psikolojik dayanıklılığa olan etkisi vurgulanmıştır.

AileAlgılanan ebeveynlik biçimleriAna-baba tutumu+6
Gamze Delioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uyku apne sendromunda depresyon ve anksiyete komorbiditesi ile bunların evlilik uyumu üzerine etkileri

Bu çalışmada, uyku apne sendromu tanısı almış bireylerde depresyon ve anksiyete komorbiditesinin evlilik uyumu üzerine etkilerinin olup olmadığını değerlendirmek ve bunlara etki eden faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Kesitsel araştırma deseninde tasarlanan çalışmamıza Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Uyku Laboratuvarına başvurarak Polisomnografi yapılan ve uyku apne sendromu tanısı alan, 148 birey dâhil edilmiştir. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan uyku apne sendromlu bireylerin ve eşlerinin, sosyo-demografik, evlilikle ilgili ve sağlık riski ile ilgili değişkenler Kişisel Bilgi Formu ile, depresyon ve anksiyete düzeyleri Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ile, evlilik uyumu Evlilikte Uyum Ölçeği ile, gündüz uykululuk hali ise Epworth Uykululuk Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Veriler 01.10.2017 ile 28.02.2018 tarihleri arasında toplanmıştır. Uyku apne sendromlu bireylerden %19,6'sında (n=29) anksiyete riski, %30,4'ün de (n=45) depresyon riski bulunmaktadır. Uyku apne sendromlu bireylerin, Evlilikte Uyum Ölçeğinin toplam puan ortalaması 45,0135 olup, %67,6'sının (n=100) evlilik uyumu yüksektir. Uyku apne sendromlu bireylerin, %36,5'inde (n=54) Epworth Uykululuk Ölçeğine göre gündüz aşırı uyku hali mevcuttur. Evlilik uyumu düşük olan uyku apne sendromlu bireyler arasında anksiyete riskine ve depresyon riskine sahip bireylerin oranı evlilik uyumu yüksek olan uyku apne sendromlu bireylere göre daha fazladır. Depresyon ve anksiyete riskinde, uyku apne sendromlu bireylerin evlilik uyumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0.05). Sonuç olarak, uyku apne sendromlu bireylerde, depresyon ve anksiyete varlığı ile evlilik uyumu arasında bir ilişki vardır. Bu ilişki büyük olasılıkla iki yönlü bir ilişkidir. Her iki durumda diğerinin hem nedeni hem de sonucudur. Uyku apne sendromlu bireyler depresyon ve anksiyete açısından değerlendirilmeli ve uygun şekilde tedavi edilmelidir. Evlilik uyumu sorunları yaşayan uyku apne sendromlu bireylere ise gerekli destek sağlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Uyku apne sendromu, anksiyete, depresyon, evlilik uyumu.

AnksiyeteDepresyonEvlilik+4
Dilek Aldemir
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Baba destek eğitim programının aile işlevleri üzerindeki etkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, Baba Destek Eğitim Programı'nın aile işlevleri üzerindeki etkisini araştırmaktır. Çalışma deney ve kontrol gruplu ön test son test uygulanmasına dayanan yarı deneysel desende düzenlenmiştir. Araştırmada, gönüllü babaların katılımı ile oluşturulan 14 kişilik deney grubu ile deney grubu ile benzer sosyoekonomik ve sosyokültürel düzeye sahip 14 kişilik kontrol grubu yer almıştır. Eğitimden önce her iki gruba da ön test uygulanmıştır. Ön-testin ardından deney grubuna 13 haftalık "Baba Destek Eğitim Programı" uygulanmıştır. Eğitimin ardından her iki gruba da son-test uygulanmıştır. Araştırmada, Bulut (1990) tarafından Türkçeye uyarlanan, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılan Aile Değerlendirme Ölçeği ile araştırmacı tarafından hazırlanan, Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, verilerin normal dağılım gösterip göstermediğine ilişkin Shapiro Wilk Testi, Eşleştirilmiş Gruplar İçin t Testi, Bağımsız Gruplar İçin t Testi, grupların demografik bilgiler açısından benzer olduklarını göstermek için Çapraz Karşılaştırma Testi ve Wilcoxon İşaret Sıralamaları Testi kullanılmıştır Verilerin analizi sonucunda deney grubu ile kontrol grubu arasında ön test puanları açısından anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. 13 haftalık Baba Destek Eğitim Programı'nın ardından uygulanan son test puanlarına bakıldığında deney grubunun kontrol grubundan olumlu olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı bulunmuştur. Bu farklılık problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü, genel işlevler ve testin genel puanı açısından geçerlidir. Ayrıca eğitim durumu açısından deney grubunda yer alan ilkokul ve lise mezunu katılımcıların hem ön test hem de son test puanları açısından düzeyde farklılaştıkları görülmüştür. Lise mezunu katılımcıların eğitim öncesi ve sonrasında aile işlevlerinin daha sağlıklı olduğu bulunmuştur. Ancak roller, davranış kontrolü, genel işlevler ve testin genel puanı açısından deney grubunda yer alan ilkokul mezunu bireylerin eğitimden anlamlı düzeyde daha fazla yararlandıkları saptanmıştır.

AileAile eğitimiAile işlevleri+4
Hüseyin Mutlu
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet bağımlılığının evlilik ilişkisi üzerine etkisi

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte internete erişim gittikçe daha kolay bir hale gelmiştir. Birçok insan interneti, günlük yaşamının neredeyse tüm alanlarında aktif olarak kullanmaya başlamış ve bir kısmı için ise bu durum bir bağımlılığa dönüşmüştür. Şüphesiz ki bilgiye erişim, araştırma, kişisel gelişime katkı sağlama gibi birçok yararı bulunan internetin, günümüzde kullanımının kontrol edilememesi sonucunda insan ilişkilerindeki zararları tartışılmaya başlanmıştır. Zamanlarının büyük bölümünü internette geçiren bireyler akademik, sosyal, mesleki ve özel yaşamlarındaki işlevselliklerinde sorunlar yaşamaya başlamışlardır. Bu sorunlar bireylerin evlilik ve aile ilişkilerinde de birtakım riskler oluşturmaktadır. Bu araştırmanın amacı; internet bağımlılığı ile aile ilişkilerinin belirlenmesinde önemli bir kavram olan evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek ve iletişim becerilerinin bu ilişkideki aracı rolünü belirlemektir. Ayrıca bireylerin internet bağımlılık düzeylerinin; cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu, algılanan sosyo-ekonomik düzey gibi çeşitli sosyo-demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek, araştırmanın alt amaçlarını oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu, İstanbul'da yaşayan, yaşları 20-45 aralığında değişen ve araştırmaya katılmak için gönüllü olan 377 evli bireyden oluşmaktadır. Katılımcıların sosyo demografik özelliklerini ve internet kullanımlarına ilişkin bilgileri belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu", internet bağımlılık düzeylerini belirlemek amacıyla "İnternet Bağımlılık Ölçeği"; iletişim becerilerini belirlemek amacıyla "İletişim Becerileri Ölçeği" ve evlilik uyum düzeylerini belirlemek amacıyla "Evlilikte Uyum Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda; "internet bağımlılığı ile evlilik uyumu" arasında anlamlı ve negatif yönde; "internet bağımlılığı ile iletişim becerileri" arasında anlamlı ve negatif yönde; "evlilik uyumu ile iletişim becerileri" arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır. Bunlara ilaveten, internet bağımlılığı ile evlilik uyumu ilişkisinde iletişim becerilerinin anlamlı bir aracı değişken olduğu saptanmıştır. Ayrıca internet bağımlılığı evlilik uyumu ilişkisinde dolaylı etkinin doğrudan etkiye göre daha güçlü olduğu saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: internet bağımlılığı, problemli internet kullanımı, evlilik uyumu, iletişim becerileri

BağımlılıkEvlilikEvlilik ilişkisi+7
Türkan Batur Başar
Dokuz Eylül University · Institute of Educational Sciences
2018
00