
19
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Payava lahti kabartmaları
HI ÖZET Klasik Dönemin sonuna dek Likya'nın başkenti olan Xanthos'tan 1884 yılında British Museum' a götürülen Pay ava Lahti, iki mezar odalı, ahşap mimari öykünmeli ve kabartmalarla bezeli bir lahittir. Bu çalışma ile; Likya sanatının İÖ. 4. yy. içindeki görkemli yapıtlarından biri olan anıtın bilimsel, monografık değerlendirmesi yapılacaktır. Anıtın kabartmaları aşağıdan yukarıya doğru değerlendirilecektir. Orta blok, güney dar yüzde; ayakta duran iki figür taçlandırma eylemi içindedir. Savaş giysili figürlerden solda duran, taçlanan Pay ava' dır. Kazandığı zaferlerden ötürü onur tacı takılmaktadır. Sağ yanda yer alan yazıt bu savı doğrulamaktadır. Doğu uzun yüzde anlatılan savaş sahnesinde Payava atın üstündedir ve sahnenin merkezine yerleştirilmiştir. Karşısındaki satrap isyanına katılan askerlere galip geleceği anlaşılmakta, arkasından gelen atlı askerleri ikinci planda kalmaktadır. Kuzey dar yüzde, üç figürden oluşan bir taçlandırma anlatılmıştır. Çıplak figür sportif başarısından dolayı taçlanmaktadır. Likya sanatına yabancı olan bu motifin tek benzeri Merehi Lahti kirişindedir. Hellen Panathenaik amphoralarında sıkça görülen motif mezar stellerinde de izlenebilmektedir. Batı yüzde ise audiens sahnesi betimlenmiştir. Pers sanatım Likya da temsil eden ender sahnelerdendir. Satrap Autophradates, arkasında duran erkanı ile Likyalı bir grubu huzuruna kabul etmektedir. Bu grubun önünde duran, giyimi ve yüz fızyonomisiyle diğerlerinden ayrılır. Bu figür Payava olmalıdır. Satrabın huzurunda betimlenerek hem kendisi onurlanmış hemde Satrap Pers egemenliğinin sembolü olarak anıtta yer alır. Kapağın her iki yüzünde birer quadriga sahnesi yer almaktadır. Küçük ayrıntılar dışında çok benzeyen bu quadrigala işlev olarak farklılıklar gösterir. Anıtın doğu yüzü incelendiğinde orta blok ve kiriş üzerinde birer savaş sahnesi anlatılmıştır. Likya kabartma programı çerçevesinde bu yüzün kapağı üzerinde de savaş konusu işlenmiş olmalıdır. Batı yüze bakıldığında ise, orta blok üzerinde audiens, kiriş üzerinde de av sahnesi gibi iki güncel olay anlatılmıştır. Bu bağlamda kapak üzerindeki quadriga da güncel yaşamla ilgili bir sahne içinde kullanılmış olmalıdır. Av ve/veya apobat yarışlarını temsil edebilir. Kapak dar yüzlerde ise, üstte karşılıklı birer sfenks, altta ise karşılıklı oturan erkek ve kadın figürleri yer alır. Sfenksler mezar koruyucu olarak düşünülmeli ve öncüleri İon sanatının vazo resimciliğine koşut giden Klazomenai lahitlerinde aranmalıdır. Karşılıklı oturan kadın-erkekIV figürleri de mezar sahiplerini yani Payava ve karısını temsil etmelidir. Bu betimlemelerin de öncüleri Klazomenai lahitlerinde görülmektedir. Kiriş üzerinde ise doğu yüzde savaş, batı yüzde av sahnesi işlenerek Likya aristokrasisinin ideal reprezentasyonu tamamlanmış olur. Çünkü, Likyalı soylu iyi savaşmalı, av yapabilmeli ve sporcu kimliğinin yanında ideal bir baba olmalıdır. Payava lahti IÖ. 4. yy. içinde yaptırılan en görkemli lahittir. Bu yüzyılda Pers egemenliği ayakta durmaya çalışmaktadır. Lidya satrabı Autophradates asilere karşı koyabilmek ve satraplığını kurtarabilmek için Likyaya gelip kendine yandaş aramış ve kendisi bir Likyalı olan Payava ile işbirliği yapmıştır. Payava asileri püskürterek zafer kazanmış, bunun ödülü olarak satrap bu görkemli lahti ona armağan etmiştir. Sonuçta bu anıtta yüceltilen Payava ile birlikte Pers egemenliği olmuştur. Yapılan biçem kritiği ile bu anıt İÖ. 360-50 yılları arasına tarihlenebilmektete, tarihsel olaylar da bu bulguyu desteklemektedir.
Hellenistik ve Erken Roma Dönemleri'nde Patara Terrakottaları
VIII ÖZET Bu çalışmanın konusu, Patara'nın Hellenistik ve Erken Roma Dönemleri'ne tarihlenen terrakottaları oluşturmaktadır. Nekropol buluntusu olan çalışma malzemesinin büyük çoğunluğu 1993-1997 yıllan arasında yürütülmüş olan yeraltı odamezarlarının kazılarından ele geçirilmiştir. Bunlar dışında iki eser lahit içerisinden, bir eser 1954 yılı tepecik kazısından ve bir eser de Tepecik yüzey arattırmalarında ortaya çıkarılmışlardır. Bu alanlardan toplam olarak 57 adet heykelcik ele geçirilmiştir. Bu sayı oldukça sınırlı görünmekle beraber, malzemedeki tipolojik zenginlik çalışmanın gerekliliğim ortaya koyan en önemli gösterge olmuştur. Mevcut buluntu kümesi içinde 34 adet farklı tipte üretilmiş terrakotta heykelcik tespit edilmiş olup, bunların 7 tanesi bugüne kadar Hellenistik Dönem'in söz sahibi terrakotta atölyelerinin hiçbirinde görülmeyen, özgün tipolojiler göstermektedir. Bu durum Patara malzemesinin yeni bir üretim merkezi ile bağlantılı olabileceği olasılığım kuvvetlendirmektedir. Bu olasılık, eserler arasında bulunmuş olan ve olası bir atölyenin yakın çevre içinde aranması gerekliliğinin önemli kanıtları sayılabilecek K 52 nolu patritze ve K 51 nolu matritze örnekleriyle, kabul edilebilir bir gerçek olarak değerlendirmeye alınmıştır. Öte yandan eserler arasında farklı tipolojisi ile dikkati çeken ve yapılan araştırmalar sonunda, bütünüyle Patara'ya özgü yerel bir konu olduğu anlaşılan, "Patara Apollonu'nun K 22 nolu figür ile ortaya çıkışı yeni ve yerel bir atölyenin varlığına işaret eden bir diğer önemli ve destekleyici veri olarak dikkate alınmıştır. Malzeme üzerinde yapılan stilistik incelemelerle eserlerin yoğunluğunun Geç Hellenistik ve Erken Roma Dönemleri içinde üretildiği ortaya çıkartılırken, Erken ve Orta Hellenistik Döneme tarihlenebilen az sayıdaki örnekle Patara terrakottalarının Hellenistik Dönem süresince kesintisiz olarak üretilmiş oldukları da tespit edilmiştir. Çalışma içinde herbiri stil, tipoloji ve ikonografîsiyle tek tek incelenen Patara terrakottaları Batı ve Güney Anadolu, İtalya, Ege Adaları ve Mısır gibi diğer merkezlerdeki koroplast atölyeleriyle kurulmuş olan bağlantıların açığa çıkarılmasında önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu ticari bağlantılarla, Patara terrakottaları arasına kazanılmış yeni tipler kentin kültürel hayatındaki gelişim ve değişimlerin yansımaları olmuşlardır. Terrakottalar, kültürel hayattaki bu gelişimi bir yandan, kentin dini tarihiyle ilgili olarak izleyebilme fırsatı yaratırlarken, diğer yandan günlük hayat ve yaşayışla bağlantılı, ölü gömme gelenekleri hakkında çeşitli ipuçlarının yakalanmasına yardımcı olmuşlardır. Patara terrakottalarının kentin dini hayatına katkılan kentte bugüne kadar tanınan ya da tanınmayan kültlerle ilgili tasvirlerin ele geçmesi sonucunda olmuştur. Buna göre Patara'da varlığı Herodot döneminden itibaren bilinen ve Lykia kültünde önemli bir yer tutan tanrı Apollon'un kült tasvirinin ilk defa plastik olarak ele geçirilmiş olması, Hellenistik Dönem heykeltraşlık sanatındaIX yeni bir Apollon tipinin varlığının ortaya çıkarılmasını sağlamıştır. Öte yandan Isis ve Harpokrat gibi Mısır kûltleriyle ilişkili figürlerin Patara terrakottaları arasından ele geçirilmesi tarihsel olarak bölge genelinde bilinen Mısır egemenliğinin, salt askeri değil aynı zaman da kültürel varlığının da kanıtlarım ortaya koymuşlardır. Dinsel anlamda bir başka kazanım da "At Üzerinde Süvari" figürleri ile ilgili olup, bunlar Patara ve çevresinde bugüne kadar bilinmeyen bir "kahramanlık kültün"ün varlığına dair ipuçları olarak değerlendirilmişlerdir. Son olarak diğer önemli bir katkı da K 39 nolu "Kaplumbağa Üzerindeki Çocuk" figürü ile sağlanmıştır. Bu figür de, yine daha önce izlerine Patara' da rastlanılmamış Dionysos kültünün habercisi konumundadır. Bugüne kadar soyulmadan açığa çıkartılmış odamezarlarının ışığında terrakottaların, Patara' daki ölü gömme geleneği içinde yoğun bir kullanıma sahip oldukları gözlemlenmektedir. Bu yoğunluk 45 mezar içinde soyulmadan ele geçirilmiş 8 mezarın 5'ini kapsamakta olup, % 62,5 oram ile yoğun sayılabilecek bir terrakotta kullanım geleneğini ortaya koymaktadır. Ancak bu sonucun değişebileceği, Patara nekropol kazılarının bitmemişliği göz önüne alındığında, açık bir şekilde kendini göstermektedir.
Geç Hellenistik - Roma Dönemi Patara takıları
ÖZET Yüksek maddi değerlerinin yanı sıra zevkli ve özenli işçilikleri ile takı türü altın malzemeler, geçmişte olduğu gibi günümüzde de definecilerin ilk hedefi olmuşlardır. Bu durum takıların bilimsel kazılarla ele geçme olasılıklarını en aza indirmiştir. 1993,1995 ve 1997 kazı sezonlarında Patara'da açığa çıkartılmış takıların bilimsel olarak değerlendirilmesi amacıyla bu çalışmaya başlanmıştır. Çalışmada incelenen örnekler yer altı oda mezarlarının malzemesidir. Toplam 45 mezardan 8'i soyulmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Mezarlardan üç kazı sezonunda toplam 68 adet takı türü malzeme ele geçmiştir. Bu çalışmada takılar genel olarak ana gruplara ayrılmış daha sonra form özelliklerine göre kendi içinde kümelere bölünerek bir tipoloji oluşturulmuştur. Takıların büyük çoğunluğu genel tipolojiye uymaktadır. Ancak buna rağmen belirli bir kümeye sokulamayan, aynı zamanda literatürde de örnekleri bulunmayan tekil malzemeler de çalışma içerisinde yer almaktadır. Bunun sonucunda takı formlarında yalnızca katı dizaynların uygulanmadığı, ustaya ve kullanıcıya bağlı olan değişikliklerin de yapılabildiği anlaşılmaktadır. Çalışmada bu tür uygulamalar K9 ve K10 gibi örneklerle gösterilebilir. Stilistik incelemeler sonucunda Patara takılan İ.Ö. l.yy ağırlıkta olmak üzere Geç Hellenistik'ten Roma Dönemi'nin içlerine kadar yayılmaktadır. En erken örnekler İ.Ö. 2.yy sonundandır. Standart Roma takı formunda yapılan ve yer altı oda mezarlarından ele geçen yüzük ve küpeler İ.S. l-2.yy arasına tarihlenmektedir. Tarihleme sonucunda aynı mezar içerisinde ele geçen takılar arasında 40-50 yıl zaman farkı olduğu görülmektedir. Bu durumun yalnızca takılar ile sınırlanmaması, terrakotta ve unguentarium tarihlemeleri içinde söz konusu olması mezarların sürekli kullanımı ile açıklanmaktadır. Değerli madenlerin zor elde edilmesi ve ustalık gerektiren gösterişli takı formlarının rağbet görmesi atölyelerin sayısının Roma Dönemi'ne kadar sınırlı kalmasına neden olmuştur. Roma Dönem'inde ise gösterişten uzak sade formların üretilmesi ve ekonomik zenginliğin artması yerel atölyelerin oluşmasını sağlamıştır. Buna bağlı olarak Geç Hellenistik Dönem' e tarihlenen Patara takılarının merkez atölyelerde üretilmiş olduğu düşünülmektedir. Stil, tipoloji ve ikonografi incelemeleri sonucunda Patara malzemelerinin Alexandria, Kıbrıs, Fenike ve Antiocheia örnekleri ile benzerlik gösterdiği anlaşılmaktadır. Akdeniz üretimi olan takı örneklerinin varlığı, kentin özellikle Hellenistik Dönem'de doğal limanı sayesinde ticaret merkezi olması ile açıklanmaktadır. Patara takılan çok çeşitli ikonografiye sahiptirler. Gemme örneklerinde Y4, Y5 ve Y7'de görüldüğü gibi Yunan ve Roma mitolojisinden bilinen komposizyonlar izlenmiştir. Bunun yam sıra Mısır tanrıçası İsis'in betimlendiği Y10 ve Attis tipli Eros figürlü K8 ise,VI Mısır kültü ile ilişkili örneklerdir. Böylece Patara terakottalannda görülen Mısır kültürü etkisi, takılar için de geçerlidir. İncelemeler sonucunda tek olarak ele geçen küpe örneklerinin günlük kullanımdan daha çok mezar armağanı olarak bırakıldıkları anlaşılmıştır. P«t»tı**.'?.».>!<.''" Ml'H.liKJ
Arkaik dönem Kilikya pişmiş toprak figürinleri Kilikya-Kıbrıs ve İonya ilişkileri
Çalışmamın konusunu, çoğunluğu satın alma yoluyla Alanya, Anamur, Silifke ve Mersin Müzelerine kazandırılan, kısmen de Alanya'da özel bir koleksiyonda bulunan pişmiş toprak figürinler oluşturmuştur. Bu eserlerle, Kilikya'nın Arkaik Dönem terrakotta sanatı ilk kez bilim dünyasına tanıtılmaktadır. Figürinlerde, yapıldıkları dönemin terrakotta sanatında uygulanan bütün yapım tekniklerinin kullanıldığı saptanmıştır. Elle şekillendirilmiş figürinleri, tek ve çift kalıpla yapılmışlar izler. Büyük boyda eser üretebilmek için de baş ve ayaklar gövdeden bağımsız kalıplanarak sonradan birleştirilmiştir. Yükseklikleri 50 cm' yi geçen figürlerde ise baş ve ayakların yanısıra gövde de iki parça olarak yapılmış ve birleştirilmiştir. Tamamı giysili olan figürinlerde kırmızının tonları ağırlıklı olmakla birlikte siyah, san, beyaz ve kahverengi boyalar kullanılmıştır. Siyah boya; saç, sakal, bıyık, kaş, gözbebeği, şal kenarları ve ayakkabılarda, diğer renkler ise yalnızca giysilerde uygulanmıştır. Çoğunlukta olan erkek figürinlerinde ya her iki kol ya da sadece sol kol yandadır, sağ kol dirsekten bükülü olarak göğüs üzerinde durmaktadır. Khiton, khitoniskos, ependytes, önlük, şal ve manto olmak üzere altı farklı giysi tespit edilmiştir. Bir çok figürinde, içe giyilen uzun khiton üzerine kenarı bezeli bir şal dolandırılmıştır. Bütün bu giysi türlerinin erken dönemlerden itibaren Mezopotamya, Anadolu ve Suriye'de giyildiği bilinmektedir, da, Eserlerin Samos ve Batı Anadolu'da bulunmuş figürinlerle karşılaştırması, bu giysi türlerinin kısmen Kilikya'dan Akdeniz ticaretiyle 'batı'ya aktarıldığım ortaya koymuştur. Batı Kilikya figürinleri başlık olarak tiara, sivri başlık ve pusu taşır. Bu başlıklar da, diğer giysiler gibi bölgeye hastır. Kadın figürinleri de Kilikya sanatı için oldukça önemli veriler sunar. Erken örneklerin Yeni Hitit sanatında görülen, giysinin karın üzerinde yay çizerek bitmesi örgesi, Batı Kilikya örneklerinde de vardır. Eserler, giysi ve saç düzenlemesiyle Yeni Hitit sanatının devamını oluştururken, Kıbrıs ve Samos gibi önemli merkezlere de aracılık yapmışlardır.VI Yerleşimlerin Samos kolonizasyonu ile oluştuğu düşünülen Batı Kilikya sahillerinde Samos etkisinin olmadığını, Figürinlerin tamamen Yeni Hitit sanatı etkisinde şekillendikleri gerçeği göstermiştir. Bu bağlamda Kilikya'mn Akdeniz ticaretinde önemli bir paya sahip olduğu anlaşılır. Samos Heraion'unda çıkan ve Kıbrıs eserleri olarak yorumlanan figürinlerin büyük bir kısmının Kilikya' dan götürüldüğünü de kullanılan kalıp birlikteliği tanıtlar. Figürinler, İÖ. 8. yüzyılın ikinci yansı ile İÖ. 6. yüzyılın ortalarına tarihlenmiştir. Bunlar arasında K 11, İÖ. 560 yılı dolaylarında etki yönünün artık terse çevrildiğini ve İon sanatının bir çok bölgeye yayıldığım göstermesi açısından önemlidir. Batı Kilikya' da yerel üretimin olduğunu Gözsüzce, Gülnar, Aphrodisias ve Nagidos'tan olan çok sayıda eser gösterir. Gözsüzce eserlerinin buluntu yeri, yerel üretim yapıldığını özellikle belgelemiştir. Toplu olarak ele geçen figürinler, bölgede tapınım gören, isimleri şimdilik saptanamayan bazı tanrı ya da tanrıçaların kutsal alanlarına sunulmuş olmalıdırlar.
Anadolu'daki Dor Düzenli Tapınaklar
Bu çalısma, Arkaik Dönemden baslayarak Roma mparatorluk Çagının sonuna degin Anadolu cografyasında insa edilmis Dor Düzenine sahip tapınakların tespit edilmesi ve bu yapıların incelenerek degerlendirilmesi sonucunda olusturulmustur. Çalısmada ele alınan konu iki ana baslık altında toplanmıstır. Birinci bölümde, her tapınak kendi içinde, konum, plan-altyapı, oranlar, tarihleyici kriterler ve kültler bazında ele alınıp, önceden yapılmıs çalısmalardan da yararlanılarak ve baska yapılarla benzesen özellikler ön plana çıkarılmak suretiyle bu tapınaklar tanıtılmaya ve tanımlanmaya çalısılmıstır. Çalısmanın ikinci kısmını olusturan ?Karsılastırmalı-Degerlendirme? baslıklı bölümde, konu kapsamındaki bütün tapınakların ortak özellik sergileyen yönleri ve birbirlerinden ayrılan özellikleri, Anadolu dısındaki örnekler de dikkate alınarak incelenmistir. Önceki bölümde tespit edilen veriler, ikinci kısımda yayılım alanları, konum, plan-altyapı, oranlar, kronolojik dizim ve kültler gibi çesitli alt baslıklar altında yorumlanıp, bir takım sonuçlara ulasılmıstır. Elde edilen bu sonuçlar, konunun daha net anlasılması açısından, tablolar ve grafikler yardımı ile istatistiki veriler halinde sunulmustur.
Magnesia ad sipylum: Arkeoloji, topografya ve kent incelemesi
Batı Anadolu kentlerinden biri olan Manisa tarihi miras açısından oldukça zengindir. Gediz Ovası'nın bir bölümü üzerinde kurulu olan Manisa tespit edilmiş birçok höyükle Neolitik Çağa dek inen bir yerleşim sürecine sahiptir.Bugünkü Manisa adını Antik Çağ'da Spil Dağı'nın (Antik Sipylos) kuzey yüzündeki yamaçlardan biri üzerinde kurulmuş olan Magnesia kentinden alır. Antik kaynaklarda Sipylos'daki Magnesia olarak geçen kent bugünkü Manisa'nın hemen güneyinde yer alan Topkale Yamacı ve bu yamacın en yüksek yeri olan Sandıkkale Tepesi üzerinde yer almaktadır.Günümüze kadar herhangi bir kazı yapılmamış olan bu yerleşim yerinde çok fazla görülebilen arkeolojik kalıntı yoktur. Kalıntılar arasında en çok dikkati çeken Geç Bizans Dönemi'ne ait surlar, teras duvarları ve tonozlu oda kalıntılarıdır. Geç Bizans surları iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Antik Çağ'da akropol olan Sandıkkale'yi çeviren kısımdır. İkinci bölüm ise aşağı kenti üç yönden çevreleyen dış kale duvarlarıdır. Kentin en önemli yapı elemanları arasında yer alan tiyatro ve stadiona dair çok önemli veriler elde edilmiştir. Yerleşim yüzeyinde tespit edilen birkaç parça keramik bu alandaki yerleşimin sanıldığı gibi Hellenistik Dönem'de değil Demir Çağı başlarında oluştuğunu göstermektedir. Hem topografik özelikler, hem yüzeyde yer alan arkeolojik kalıntılar hem de müzelere dağılmış az sayıdaki eser, Magnesia Kenti'nin bölgeye hakim önemli bir metropol kenti olduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler:
Hıdırlık kulesi Antalya'da bir anıt mezar arkeolojisi, rölöve-restitüsyon-restorasyon projeler
Hadrianus Takı'ıyla birlikte, Roma Dönemi Attaleiası'ndan büyük oranda sağlamve özgün olarak günümüze ulaşmış iki yapıdan birisi olan Hıdırlık Kulesi, Antalya merkezKaleiçi, Kılınçarslan Mahallesi'nde konumlanır. ?Hıdırlık Kulesi? adlandırılmasını,Hıdrellez kutlamalarının günümüzde de sürdüğü bir yeşil alan olan anıt civarının ?yeşil,sulak alan? tanımına uyan yapısı, olasılıkla Hıdrellez kutlamaları ile ilintili olarak Türkdevrinde almıştır. Yapı, küçük onarım ve kullanıma bağlı bazı değişikliklere karşın özgünformunu oldukça iyi korumuş, bu güne kadar ciddi bir bilimsel çalışma ve yapısal anlamdaciddi bir onarım görmemiş, kaderine terk edilmiştir.Yapı, kuzeydoğu-güneybatı ve güneydoğu-kuzeybatı aksında yerleştirilmiş; altta17,20x17,30 m. ölçülerinde kareye yakın bir plana sahip kaide bölümü ve kare planlıkaidenin merkezine yerleştirilmiştir, 7,95 m. çapında silindir formundaki üst kattanoluşmaktadır.Kuzeydoğu cephesi ana giriş cephesi olup, hem altta hem de üstte cephe merkezineyerleştirilmiş kapılar vardır. Mezar odasına giriş kapısı on tarzında bir kapı olup, özellikleyapının bu cephesinde görülen yoğun dolgudan dolayı, kapının orijinal yüksekliğigünümüzde tespit edilememektedir. Kapının her iki yanında, 6'şar tane, `'faskes'' olarakadlandırılan kabartmalar yer almaktadır. Güneydoğu cephesinde üç, güneybatı cephesindetespit edilebilen iki ve kuzeybatı cephesinde de bir tane olmak üzere, cephelere yansıyanmazgal açıklıkları göze çarpmaktadır. Ayrıca, kuzeybatı cephesinde, ana kapıdan dahaküçük olup orijinalde üst kata çıkışı sağlayan bir kapı daha yer almaktadır. Cephemerkezine yerleştirilmiş bu kapının da orijinal yüksekliği zemin dolgusundan dolayı tespitedilememektedir.Kaleiçi'ne dönük ana cepheden, ana mezar odasına ulaşımı sağlayan dromosşeklindeki giriş koridoruna girilir. Bu koridorun sonundaki -bu gün mevcut olmayan- birkapıyla ana mezar odasına ulaşılır. Bu mekana açılan üç adet büyük niş bulunmaktadır. Bunişlerden güneybatı cephesindekinin dışa bakan duvarında, yaklaşık 1,90x2,15 m.boyutlarında, modern onarımlarla sonradan kapatılmış büyük bir açıklık gözeçarpmaktadır. Ayrıca, güneybatı ve güneydoğu nişlerde bulunan yükseltilmiş platform,güneybatı niş içinde dağılmış durumdadır. Giriş koridoru ve mezar odası içindeki bütünmekanların üstü, yarım daireye yakın formda tonozla örtülmüştür.Kuzeybatı cephesindeki kapı moloz taşlarla doldurulduğu için, üst kata çıkışgünümüzde ana mekanın güneydoğusundaki niş içinde sonradan açılan açıklık aracılığı ilesağlanmaktadır. Bu açıklık kaide üstüne ulaşılan taş bir merdivene açılmaktadır.Kuzeydoğuya dönük, üstü yarım daire formunda kemerli bir girişin açıldığı dairesel birmerdivenle üst kata ulaşılmaktadır. Üst katın merkezinde zeminden yükseltilmiş veorijinalde mezar sahibinin bir heykelini taşıyan kare formunda bir kaide yer almaktadır.Seyirdim yolu ile kaide arasındaki döşeme oldukça deforme olmuş, yer yer tuğla ilekaplanmış, orijinal döşeme kotu tespit edilememiştir. Seyirdim yolu kenarındaki den-danbloklarının bir kısmı in situ konumundadır: Bu blokların arasındaki korkuluk bloklarınınise büyük bir kısmı -kuzeydeki üç blok dışında- yok olmuştur. Yapının sur sistemine dahiledildiği dönemde, den-dan blokları arası, güneybatı, güney ve güneydoğu yönlerindemoloz taşlarla doldurularak yükseltilmiştir.Hıdırlık Kulesi hakkındaki ilk bilgilerimizi aldığımız ünlü gezgin Evliya Çelebi'nin?Kız Kulesi? olarak adlandırdığı ve savunma sisteminin bir parçası olarak gördüğü yapınınbir mezar yapısı olduğunu 1874 yılında ilk kez W. Hirschfeld ileri sürmüştür.K. G. von Lanckoronski'nin ardından pek çok araştırmacı ve bilim adamıtarafından incelenen yapının, Romalılar'a ait bir mezar yapısı olduğu; benzerlerini Romamezarlarında yada mausoleumlarında bulunduğu, konsüllük makamını simgeleyenfasceslerden dolayı kentin yerlisi bir Roma konsülünün mezarı olabileceği ve yapının .S.1. yada 2. yy. içlerine tarihlenmesi gerektiği kanısına varılmıştır.Hıdırlık Kulesi, gerek formu, gerekse anıtsallığı ile Roma Dönemi'nin gelenekselmausoleum tipini en iyi şekilde yansıtan ve Kent Roma'ya özgü tipi ile Anadolu için tekörnek olan bir anıt mezardır. Çok katlı mezar anıtı tipinin en erken ve en anıtsal örnekleriErken Klasik Dönem'den itibaren Anadolu'da görülmeye başlanmış, en anıtsal örneğiniHalikarnas Mausoleumu ile bulmuştur. Hıdırlık Kulesi, gerek formu gerekse plan şemasıile, Anadolu'da gelenekselleşen mausoleum tipinden uzak olup, benzerlerine büyük ölçüdetalya'daki anıtsal mezar yapılarında rastlanmaktadır.Özgün işlevi mezar olan ve bu işlevini Geç Antik Dönemin sonuna kadar sürdürenyapı, Hıristiyanlığın tüm antik dünyaya egemen olması ve çok tanrılı dinin yasaklanmasıile en geç .S. 4. yy. sonlarında ve en azından pagan mezarı işlevini yitirmiş olmalıdır.Yapı, zamanı günümüz verileri ile kesin olarak saptanamasa da, olasılıkla 7. yy.'dasavunma sisteminin bir parçası haline getirilmesi ile farklı bir amaca hizmet etmeyebaşlamıştır. Erken Bizans Dönemi ile birlikte işlevi değiştirilerek, önce dinsel bir yapısonra da kentin savunma sisteminin parçası haline getirilmiş ve bu işlevini 19. yy.'a kadarsürdürmüştür. Son olarak da 1950'li yıllarda Antalya Belediyesi'nin malzeme deposuolarak kullanılan, günümüzde de genel kullanıma kapalı olan yapı, BüyükşehirBelediyesi'nin sınırlı sürelerde düzenlediği kültürel ve sanatsal etkinliklerde ziyareteaçılmaktadır.Yeni işlevlerine yönelik eklentiler, bazı kalıcı tahribatları ve mekansal değişiklikleride beraberinde getirmiştir. Bunlar yanında gerek üst katın eklentilerle daha da arttırılanağırlığı, gerekse tektonik hareketler yapı bütünlüğünde gözle görülen kayma, çatlama,ayrılma gibi statik dengeyi rahatsız eden sonuçlar doğurmuştur. Eksik yerlerintamamlanması yönündeki gelişigüzel girişimler ise yapının orijinal dokusunutamamlamaktan ve yapı statiğini desteklemekten uzak kalmıştır.Yapı ilk bakışta tüm özgün özelliklerini koruyor gibi algılansa da, özellikle ikincikullanım evresinin beraberinde getirdiği eklemeler ve değişiklikler ile orijinalde var olanbazı özellikler ortadan kalkmıştır. Söz konusu eklemeler, doğal aşınma ve kayıplaryanında, özellikle 1930'lu yıllardaki sur duvarlarının yıkımına yönelik uygulamalarsırasında büyük ölçüde yapıdan uzaklaştırılmıştır. Bu süreçlerdeki uygulamaların, her ikikattaki özgün donanımların yitirilmesinde etken olmasına karşın; günümüzde izlenemeyenbazı orijinal ayrıntıların rekonstrüksiyonu yapılabilmektedir. Kalan izler de yapının mezarişlevi yanında, değişik dönemlerde savunma kulesi ve kutsal mekan olarak kullanıldığınaişaret etmektedirler.Kulenin 1955 yılındaki tescilinden sonra, ayrıntılı bilimsel araştırmaları ve onarımçalışması yapılmayan ve kaderine terk edilen yapı, bu çalışma kapsamında ayrıntılı olarakele alınmış, bunun yanında rölöve çizimleri, restitüsyon ve restorasyon projeleri bilgisayarortamında hazırlanarak gelecekteki kaçınılmaz düzenlenme ve onarımlara zeminhazırlanmıştır.Rölöve çalışmaları, rölöve çizimleri, malzeme analizleri yanısıra malzeme vestrüktürde oluşan sorunlar analizleri olarak alt başlıklar altında irdelenmiştir. Restitüsyonprojesi, yapıda varolan izlere, yapı ile ilgili yazılı kaynaklar ve görsel belgelere, benzerkütle, fonksiyon ve plan şemasına sahip diğer yapılarla olan tipoloji araştırmalarınadayanarak hazırlanmıştır. Restorasyon (Koruma-Onarım) Projesi hazırlanırken, yapınınkoruma ve kullanım sorunlarını çözmeye yönelik müdahale ilkeleri belirlenmiştir. Yapınınsadece orijinal halini değil, zaman içinde geçirmiş olduğu bütün evreleri korumak vesergilemek amaçlanmıştır. Arkeolojik verilerle doğrulanmayan, herhangi bir belge vebilgiye dayanmayan bölümlerde tamamlamadan kaçınılmış, yapının tamamlanmasıamaçlanmamıştır. Mevcut izlerin sağlamlaştırılması ve yapının yaşamını sağlıklı olaraksürdürmesini sağlayıcı önlemlerin alınması restorasyon projesinde önerilmiştir.
Büyük İskender'in Gandhara ve Pencap seferi ve hellenizasyon
MÖ 356 yılında doğmuş olan İskender'in, 13 yaşından 16 yaşına kadar ünlü filozof Aristoteles'ten eğitim aldığı bilinmektedir. Gençliğinde kralın Doğu'nun zenginliğinden özellikle Hindistan'ın zenginliğinden etkilendiği söylenebilir. Tarih boyunca Hindistan'ın sahip olduğu varlığın (doğal/yer altı ve yer üstü zenginliği) bolluğun her zaman başka ulusların saldırısını teşvik etmiş olduğu görünmektedir. Bunlara Aryanlar, Persler, Gazneli Sultan Mahmut'un saldırıları ve İngiliz sömürgeciliği örnek gösterilebilir. Büyük İskender, Pers hâkimiyetinden özellikle de Batı Anadolu'daki egemenlikleri ve yönetimleri hakkında bilgi sahibidir. İskender, babası bir suikasta uğradığında henüz 20 yaşındayken tahta geçmiştir. Makedonya tahtına geçer geçmez hemen babasından kendisine miras düşünceyle Doğu seferi için hazırlıklara başlamıştır. Amacı, Perslerden intikam almak, Doğu'nun mal varlığını ele geçirerek kendi memleketini zenginleştirmekti. Büyük İskender, MÖ 334 yılında Doğu seferine başlamış ve 11-12 yıl içinde imparatorluğunun sınırlarını Makedonya'dan Hindistan'a kadar genişletmeyi başarmıştır. Bütün Dünya'yı ele geçirmeyi planlarken, ordudaki huzursuzluk nedeniyle Hindistan'ın Hyphasis (Beas) Nehri kıyısından geri dönmek zorunda kalmıştır. Hindistan'dan dönüşü, Babil'deyken MÖ 323 yılının 10 Haziranı'nda muhtemelen zehirlenmenin neden olduğu yüksek ateşten Babil'de (bugünkü Irak) ölmüştür. Başka bir görüşe göre de suikasta uğramış olduğu ileri sürülmektedir. Ölümünün ardından generalleri İmparatorluğu bir bütün olarak yaşatmak yerine parçalara bölerek, kendi hâkimiyetlerindeki satraplıklara ayırarak, yönetmeyi yeğlemişler ve böylelikle Diadokhos'lar dönemi başlamıştır. Diadokhos'larla başlayıp ardıllarıyla Hellenistik Krallıklara evrilen bu süreç Hellenistik krallıklar, birbiri ardına Romalılar tarafından ele geçirilene (MÖ 30 yılına) kadar, hüküm sürmüştür. Ancak, Hindistan Roma egemenliğine hiç girmemiştir. İskender'in ölümünden kısa bir süre sonra, bölgedeki Hellenistik Satraplığın yıkılmasıyla Hindistan'ın ilk bağımsız ve egemen İmparatorluğu olan, Chandragupta Maurya tarafından, Maurya İmparatorluğu kurulmuştur. Büyük İskender'in Doğu Seferi'nin sonucunda Doğu ve Batı kültürlerinin karşılıklı olarak birbirini etkilemesi neticesinde yeni bir kültür olan "Helenizm" ortaya çıkmıştır. Bu tez çalışmasında antik kaynaklar, arkeolojik, nümizmatik ve epigrafik veriler göz önünde bulundurularak Büyük İskender'in Gandhara ve Pencap Seferi ve Helenizasyon süreci mercek altına alınmıştır. Bunu yaparken bu zamana değin İskender'in Gandhara ve Pencap seferi konusunda yayımlanmış modern kaynaklar ışığında bu dönem içerisinde yaşanan siyasal, sosyal ve kültürel gelişmeler birlikte değerlendirilmiştir.
Side Antik Kenti'nde ele geçen bronz kantar ve aksamları
Side Antik Kenti, Doğu Akdeniz'deki konumu ile önemli bir durak noktası olmuş ve uzun yıllar ticaretin merkezinde yer almıştır. Liman kenti olmasıyla ticaret, kentin ana geçim kaynağı olmuştur. Kentte, köle ve av hayvanlarının ticaretinin yanında bölgede üretilen zeytinyağı, buğday, susam gibi ürünlerin de ticareti yapılmıştır. Bölgede üretimi yapılan ürünlerin tartılması/ölçülmesi için kantarlar, önemli bir yer tutmaktadır. Side Antik Kenti'nde yapılan çalışmalarda tespit edilen bronz kantar ve aksamlarının tanımları yapılmış, eserler tipolojik olarak benzer örnekleri ile karşılaştırılarak tarihlendirilmesine çalışılmıştır. Farklı boyutlarda olan eserlerin üzerinde yer alan ölçü sistemleri tespit edilmiş ve Side'de ne gibi ölçü sistemlerinin kullanıldığı anlaşılmaya çalışılmıştır.
Side kentsel ve III. derece arkeolojik sit alanı 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 parsel kazılarının seramikler ışığında değerlendirilmesi
12. yüzyılın önemli coğrafyacılarından birisi olan el-İdrisî'den başlayarak 1882 yılında bölgeye gelen Lanckoronski'ye kadar birçok coğrafyacı ve seyyahın dikkatini çeken Side, kuşkusuz ki Pamphylia'nın en önemli limanlarından birisidir. Özellikle köle ticareti ile ön plana çıkan kent, territoriumunda üretilen tarım ürünlerinin ve diğer ihraç ürünlerinin Doğu Akdeniz pazarına sunulduğu büyük bir liman kentiydi. Bu noktada kentin planı ve görkemli kamu yapıları, kentin önemini ve büyüklüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra 2014 yılından bu yana, kentte, yarımada üzerinde yer alan parsellerde, Side Koruma Amaçlı Revize İmar Planı doğrultusunda gerçekleştirilen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan yeni bulgular, Side'de antik dönem boyunca sürdürülen imar faaliyetlerinin kapsamını ve yoğunluğunu açığa çıkarmaktadır. Bu kapsamda gerçekleştirilen 779-14, 798-1, 785-19 ve 785-18 Parsel kazılarında elde edilen sonuçlar, Side'nin farklı yüzyıllarda sahip olduğu konut geleneğinin anlaşılabilmesi açısından önemlidir. Birbirlerinden farklı gelenekleri yansıtmalarının yanı sıra söz konusu yapılar, uzun kullanım süreçleri içerisinde aynı anda kullanıldıkları dönemleri de yaşamışlardır. Bu kazılarda elde edilen seramikler ve oluşturdukları kap repertuarı, Doğu Akdeniz ticaretinde önemli bir liman kenti olan Side'nin Kuzey Afrika, Suriye, Filistin, Lübnan, Kıbrıs, Anadolu'nun güney kıyıları (özellikle Lykia ve Kilikia) ve Ege Adaları ile ticari ve kültürel ilişkilerini de yansıtmaktadır. Anahtar Sözcükler: Side, Mimari, Seramik, Stratigrafi, Konut.
Hellenistik Dönem'de Smyrna çevresindeki kaleler
Tez kapsamında, Hellenistik Dönem'de Smyrna çevresindeki kaleler konumları ve görüş alanlarına göre ele alınmıştır. Görüş alanları yerinde yapılan gözlemler ve bilgisayar ortamındaki analizlerle tespit edilmiştir. Kalelerin çevreleriyle ilişkisini anlayabilmek için incelemeye gözetleme yerleri de dahil edilmiştir. Kale, gözetleme yeri, yol ağları ve sınır ilişkileri tartışılmıştır.
Antik Çağ'da Anadolu'da karyatidler
Bu yüksek lisans tezinin konusunu Antik Çağ'da Anadolu coğrafyasında, çeşitli mimari yapılarda sütun yerine kullanılan Karyatidler oluşturur. Bu tezde, Karyatidler bulundukları kentin yapısı ve tarihi ile birlikte ele alınmış, karyatidlerin yapılış amaçları ve buluntu yerleri ile ilişkileri incelenmiştir. Karyatidlerin stil özellikleri gerek çağdaşları gerekse diğer dönemlerdeki karyatidler ile birlikte tanrıçalar ve diğer heykeller ile de karşılaştırılmıştır. Eserlerin tespiti için, yayınlanmış kaynaklar üzerinden kaynak araştırması yapılmış ve bu sayede Anadolu'da bulunan belli başlı Karyatidler sıralanmıştır. Kaynak araştırmasının yanı sıra, stil kritiği yöntemiyle Karyatidlerin diğer örneklerle olan benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koyularak Anadolu'ya özgü özellikler saptanmıştır.
Burdur Müzesi'nde bulunan Demir Çağ ok uçları
Bu çalışma kapsamında Burdur Müzesi'nde bulunan Demir Çağı'na ait 294 adet ok ucu incelenmiştir. Çalışma kapsamında incelenen ok uçlarının, 32 alt tipten oluşan tipolojisi oluşturulmuştur. Hazırlanan yeni tipoloji sayesinde, ok uçlarının tiplere ayrımı oldukça basitleştirilmiştir. Söz konusu yeni tipoloji, sadece bu tezde çalışılan ok uçlarını değil, yerine göre eklemeler ile tüm Demir Çağ ok uçlarını kapsayacak şekilde oluşturulmuştur. Tiplere ayrılan ok uçlarının, literatürdeki benzerleri ile karşılaştırılması ile ok uçlarının tarihlendirmeleri ve kökenleri hakkında önemli veriler elde edilmiş, böylece Anadolu'nun Demirçağ ok ucu dağılımı hem sayısal hem tipolojik hem de tarihsel açıdan biraz daha aydınlanmıştır. Ayrıca, ok uçlarının daha iyi anlaşılması açısından kısaca yay ve ok uçlarının tarihçesinden bahsedilmiş, tarih öncesi dönemlere ait en eski yay, ok ve ok ucu buluntuları hakkında bilgi verilmiş, Demir Çağı'na kadarki süreçte ve Demir Çağı'nda kullanılan yaylardan ve ok ucu çeşitlerinden bahsedilmiştir.
Side M yapısı
Pamphylia Bölgesindeki Side antik kenti içerisinde yer alan ve literatüre M Yapısı olarak geçen yapı üzerinde yürütülen çalışmalar tezin ana temasını oluşturmaktadır. Söz konusu bu çalışma yapının mimarisi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu bakımdan yapının mimarlık tarihi içerisindeki yeri; plan özellikleri, restitüsyonu, kazılar ve mimari bezemenin sınıflandırılması ile oluşturulan tarihlendirmeye bağlı olarak irdelenmiştir. Çalışmada yapı evreleri ve bu evrelerin mimarideki yansımaları farklı başlıklar altında ele alınmıştır. Çalışmanın ulaştığı önemli sonuçlardan biri yapının bir gymnasium olduğunun tespit edilmiş olmasıdır. Ayrıca söz konusu gymnasiumun güneyinde yer alan başka bir yapı ile de bağlantısı ortaya çıkarılmış, böylece literatürde M Yapısı olarak incelenen yapının aslında bir hamam-gymnasium yapı kompleksi olduğu kesin olarak ortaya konmuştur. Yaklaşık 70 x 90 m ölçülerindeki bir Geç Hadrianus – Erken Antonin yapısı olan gymnasiumun doğu kısa kenarında tercih edilen özel mekânlar yapının ayrıcalıklı alanları olarak öne çıkmaktadır. Bahsi edilen mekânlardan merkezde yer alan ve imparator onurlandırma salonu olarak isimlendirilen kısım iki katlı aediculalı cephe mimarisi ile dikkat çekmektedir. Çalışmada mekânın cephe düzenlemesinin Side'deki Vespasianus Anıtı olarak isimlendirilen yapıdan etkilendiği, kendinden sonra Aspendos'taki tiyatronun sahne binasına ait cephe düzenlemesini etkilediği önerilmektedir. Bu bakımdan aediculalı cephe düzenlemesinin Hadrianus Döneminden Antoninler Dönemine geçişin mimari unsurlarını yansıttığı üzerinde durulmuştur. Plan bakımından incelendiğinde ise tipik bir hamam-gymnasium yapısı olarak ortaya çıkan düzenlemenin Pamphylia Bölgesi ve diğer Roma coğrafyası içerisindeki dağılımı araştırılmıştır. Yapının MS 130 – 150 yılları arasında inşa edildiği ve kullanımının 7. yüzyıl başında son bulduğu çalışma sonucunda elde edilen bir diğer önemli sonuçtur. Yürütülen çalışmalarda yaklaşık 450 yıllık kullanım periyodunu açıklığa kavuşturan 6 evre belgelenmiştir. Yapının ayakta kaldığı süre boyunca geçirdiği onarım ve yeni eklemeler çalışma içerisinde detaylı olarak ele alınmış, bununla birlikte yapının kentin şehirciliği içerisindeki yeri ve önemi ayrıca irdelenmiştir.
Tripolis amphoraları
Tripolis Antik Kenti'nde 2012-2019 yılları arasında sürekli ve sistemli bir şekilde gerçekleştirilen kazı ve yüzey araştırmalarında kent mimarisinin yanı sıra antik dönem insanının günlük yaşamı da şekillenmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışmalarda, depolama ve özellikle de ticarette yoğun olarak kullanım görmüş olan amphora buluntuları tez çalışmamızın ana konusunu oluşturmuştur. Bu kapsamda 2012-2019 yılları arasındaki çalışmalarda ele geçen amphora buluntularından toplam 331 eserin çizim, katalog ve analoji çalışmaları yapılarak tez kapsamına dahil edilmiştir. Yapılan analoji araştırmaları sonucunda değerlendirilen parçalar ithal, yerel ve sınıflandırılamayan olmak üzere üç ana başlık altında incelenerek tipoloji oluşturulmuştur. Yapılan bu tipoloji ayrımı kentin diğer üretim bölgeleriyle olan ticari ilişkilerine yönelik önemli bilgiler vermiştir. Ayrıca kent içinde gerçekleştirilen üretim faaliyetleri hakkında da görüş sahibi olmamıza olanak sağlamıştır. Özellikle yerel üretim faaliyetlerinin ön planda olduğu görülen Tripolis, Hierapolis ve Laodikeia kentlerinin yakın ticari ilişki içinde olduğu anlaşılmıştır. Kıyı kentlerine göre İç Batı Anadolu'da Menderes (Meandros) Nehri'nin kenarında bir yamaç kenti olarak konumlanan Tripolis, Lykos Vadisi'nde önemli bir ticari konuma sahiptir. Yerel üretim ürünleri ve amphoralarının yanısıra, bulunan farklı bölge ve yerleşim amphoraları sayesinde deniz aşırı kentlerle de hatırı sayılır derecede önemli bir ticari ilişki içerisinde olduğu anlaşılmıştır. Amphora buluntuları kentte kamusal ve sivil mimari özellikler gösteren yapılardan ele geçmiştir. Özellikle kamu yapılarından olan Kemerli Yapı ve Kutsal Alan, sivil yapılardan olan Mozaikli Konut'ta ele geçen bol miktarda amphora buluntuları dikkat çekicidir. Kentin tarihi süreci ve mimari yapıları göz önüne alındığında genel olarak Tripolis'in MS 4. ve MS 7. yüzyıllar arasında yoğun şekilde üretim ve ticari faaliyetler içerisinde olduğu anlaşılmıştır.
Aigai bouleuterionu
Aigai agorasının kuzeyinde yer alan Aigai bouleuterionu İ.Ö. 150 dolaylarında, Antiphanes tarafından yaptırılmış ve Zeus Bollaios, Hestia Bollaia ve Aigai Halkına adanmıştır. Yapının kuzey duvarının iç yüzünde yer alan nişler içerisine Antiphanes ve aile bireylerinin heykelleri dikilerek onurlandırılmışlardır. 23x14,5 m. ölçülerindeki bina yaklaşık 200 kişi kapasitelidir. Doğu-batı doğrultu bouleuterion, dikdörtgen plan içerisine bir theatronun yerleştirilerek tasarlanmıştır. Bouleuterionun 9 m. yüksekliğindeki ön cephesi iki katlı bir görüntüye sahiptir. İki evreden oluşan bina ilk evrede, arşiv odası olarak kullanılan bir ön oda, yapının ana mekanı olan theatronlu toplantı salonu ve en arkada portikolu bölüm olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Theatronun kuzey ve güney uzun kenarlarındaki karşılıklı birer kapı ile theatrona giriş sağlanmakta, buna ek olarak güney duvarı batı ucundaki bir diğer kapı ile portikoya geçilmektedir. İ.S. 17 depremi sonucunda büyük tahribata uğrayan binada geniş çaplı onarımlara gidilmiştir. Bouleuterionun ikinci evresi olarak tanımlanan bu dönemde büyük oranda tahrip olan kuzey duvarın dışına destek amaçlı payanda inşa edilmiş ve niş içerisindeki heykeller onarılarak yeni yerlerine konmuştur. Bouleuterionun arşiv odası olan ön bölüm sekiz odaya bölünmüştür. İ.S. 2. yy.daki depremlerde bir kez daha hasar gören binanın portikosundaki tahrip olan iki sütun yenileri ile değiştirilmiştir. İ.S. 268-272'deki Herulii istilasının yarattığı korku ortamı sonucunda kentin terk edilmesi ile birlikte Aigai bouleuterionu da kullanımdan kalkmıştır
Haleplibahçe mozaikleri
Şanlıurfa (Edessa) ilinin merkezindeki Haleplibahçe mevkiinde yapılan kurtarma kazıları sonucunda Amazonlar Villası olarak adlandırılmış bir villa ortaya çıkartılmıştır. Çalışmada, bu villanın odalarının tabanlarını süsleyen mozaikler stilistik ve ikonografik açılardan ele alınarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Amazonlar Villası on iki mekan ve iki iç avludan oluşmaktadır. Tüm mekanlarının tabanları mozaik döşemeli bir yapıdır. Mozaiklerin çoğunda tahribat vardır. Korunmuş olan döşemeler çok renkli ve figüratif bezemelere sahiptir. Geometrik desenler sadece merkezinde panel düzenlemesine bulunan mozaiklerin bordürlerinde görülür. Ana sahnelerin zeminini oluşturan tesseralar iç içe geçmiş balık pulu deseninde düzenlenmiştir. Panelli örneklerde zemin düzenlemesine gül goncaları eklenmiştir. Panolardan beşi merkeze yerleştirilmiş panel içerisindeki figür veya figürlerden oluşan tasarıma sahiptir. Panellerden birinde Ktisis kişileştirmesi yer alırken diğerlerinde kaplan, aslan ile bir çoban ve zebra bulunur. Diğer üç panoda Avlanan Amazon kraliçeleri, Akhilleus'un hayatı ve bir av sahnesi tasvir edilmiştir. Amazon mozaiğinin bordüründe akanthus sarmalları arasında avlanan Eroslar ile çeşitli hayvanlar bulunur. Av sahneli salon mozaiğinin bordürünün Nil nehri ikonografisine ait unsurlardan oluştuğu görülür. Mozaikler konu ve üslup olarak 5. – 6. yüzyıla ait, Doğu'da Sarrin, Antiokhia, Apamea örnekleri; Batı'da Ravenna San Vitale mozaikleri ile İstanbul Büyük Saray mozaikleriyle karşılaştırılmaktadır. Amazonlar Villası mozaiklerinde ele alınan konularda Edessa'da Hıristiyanlığın güçlenmiş olduğu bir dönemde paganizme ait unsurların görülmesi büyük önem taşır. Bunun yanında mozaikler I. Iustianus döneminin özelliklerini de yansıtmaktadır.
Hacıbayramlar Arkaik Dönem Mimari Terrakottaları
Bu çalışmada, Muğla İli, Yatağan İlçesi, Hacıbayramlar Köyü?nden bulunmuş Arkaik Dönem pişmiş toprak çatı elemanları incelenmiştir. Hacıbayramlar mimari terrakottaları, 1960?lı yılların başında yapılan kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış ve bilinmeyen yöntemlerle yurtdışına çıkarılmış, çoğunluğu halen Kopenhag Ny Carlsberg Glyptotek Müzesi ve bir plakası Los Angeles Paul Getty Müzesi?nde korunan, küçük bir kısmı ise; Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Lagina kazı evi deposunda (Şuan Muğla Müzesi'nde) korunan parçalardan oluşur. Hacıbayramlar mimari terrakottaları mimari işlevleri, üzerlerindeki sahneler ve bezemeler yönüyle detaylıca değerlendirilmiştir. Çalışmanın başlangıç bölümünde Anadolu ve Anadolu dışı Arkaik Dönem mimari terrakottaları, buluntu bölgeleri ve merkezler dikkate alınarak, işlevlerine göre alt başlıklar altında kısaca değerlendirilmiş ve genel bilgiler verilmiştir. Çalışmanın ana konusunu oluşturan Hacıbayramlar mimari terrakottalar ise, kullanıldıkları yapılara ve mimari işlevlerine göre gruplandırılmıştır. Üzerlerindeki hayvan betimleri ve bezeklerin stili, işçiliği, yapım tekniği ve ikonografisi, Güney Ionia ve Karia buluntuları başta olmak üzere, Arkaik Dönemin diğer eserlerindeki benzer sahneler ve bezeklerle karşılaştırılmıştır. Daha sonra, üretim süreci ve atölye tespiti, mimari işlevleri ve nasıl bir yapıda kullanıldıklarına dair değerlendirmeler yapılıp, üzerlerindeki sahnelerden hareketle kült bazında incelenmiştir. Çalışmamız, eserlerin detaylı ölçülerini içeren katalog bölümü, benzer örneklerin fotoğraflarıyla zenginleştirilen levhalar, konunun daha rahat anlaşılması için hazırlanan haritalar, tablolar ve çizimlerle desteklenmiştir.
Hacıbayramlar Arkaik Dönem Mimari Terrakottaları
Bu çalışmada, Muğla İli, Yatağan İlçesi, Hacıbayramlar Köyü?nden bulunmuş Arkaik Dönem pişmiş toprak çatı elemanları incelenmiştir. Hacıbayramlar mimari terrakottaları, 1960?lı yılların başında yapılan kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış ve bilinmeyen yöntemlerle yurtdışına çıkarılmış, çoğunluğu halen Kopenhag Ny Carlsberg Glyptotek Müzesi ve bir plakası Los Angeles Paul Getty Müzesi?nde korunan, küçük bir kısmı ise; Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Lagina kazı evi deposunda (Şuan Muğla Müzesi'nde) korunan parçalardan oluşur. Hacıbayramlar mimari terrakottaları mimari işlevleri, üzerlerindeki sahneler ve bezemeler yönüyle detaylıca değerlendirilmiştir. Çalışmanın başlangıç bölümünde Anadolu ve Anadolu dışı Arkaik Dönem mimari terrakottaları, buluntu bölgeleri ve merkezler dikkate alınarak, işlevlerine göre alt başlıklar altında kısaca değerlendirilmiş ve genel bilgiler verilmiştir. Çalışmanın ana konusunu oluşturan Hacıbayramlar mimari terrakottalar ise, kullanıldıkları yapılara ve mimari işlevlerine göre gruplandırılmıştır. Üzerlerindeki hayvan betimleri ve bezeklerin stili, işçiliği, yapım tekniği ve ikonografisi, Güney Ionia ve Karia buluntuları başta olmak üzere, Arkaik Dönemin diğer eserlerindeki benzer sahneler ve bezeklerle karşılaştırılmıştır. Daha sonra, üretim süreci ve atölye tespiti, mimari işlevleri ve nasıl bir yapıda kullanıldıklarına dair değerlendirmeler yapılıp, üzerlerindeki sahnelerden hareketle kült bazında incelenmiştir. Çalışmamız, eserlerin detaylı ölçülerini içeren katalog bölümü, benzer örneklerin fotoğraflarıyla zenginleştirilen levhalar, konunun daha rahat anlaşılması için hazırlanan haritalar, tablolar ve çizimlerle desteklenmiştir.