Dokuz Eylül University
Institute

Institute of Health Sciences

Dokuz Eylül University

1,118

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Geriatrik bireylerde fleksibilitenin farklı yaş grupları, cinsiyet ve fiziksel aktivite düzeylerinde incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı geriatrik bireylerde esnekliği farklı yaş grupları, cinsiyet ve fiziksel aktivite düzeylerinde incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 120 (59 kadın) gönüllü dahil edildi. Olgular yaşlarına (65-74;75-84;84 ve üstü) göre üç gruba ayrıldı. Esneklik kalça fleksiyonu, ayak bileği dorsifleksiyonu, servikal rotasyon, skapular düzlem kol elevasyonu ve normal eklem hareket açıklıkları, sırt kaşıma testi ve sandalyede otur-uzan testi kullanılarak değerlendirildi. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile mevcut fiziksel aktivite düzeyi, Yaşam Boyu Toplam Fiziksel Aktivite Anketi ile toplam fiziksel aktivite düzeyi ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Yaşlı Modülü ile yaşam kalitesi değerlendirildi. Bulgular: Esneklik artan yaş ile azalma eğilimi içerisinde olmasına rağmen yaş grupları arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Cinsiyetin esneklik üzerine etkisi, ayak bileği dorsifleksiyonunda erkekler lehine, sandalyede otur uzan testinde ise kadınlar lehine anlamlı bulundu (p<0.05). Yaşam boyu egzersiz ve spor aktiviteleri sadece alt ekstremite esnekliği üzerine anlamlı bulunurken, yaşam boyu toplam fiziksel aktivite seviyesinin diğer esneklik parametrelerine bir etkisi bulunmadı. Lineer regresyon modelinde, mevcut fiziksel aktivite düzeyi değerlendirilen parametrelerden ayak bileği dorsifleksiyonu, üst ve alt ekstremite esnekliğini öngördüğü gözlendi (sırasıyla p=0.011, p= 0.036, p=0.001). Yaşam kalitesinin esneklikteki değişikliklerden ve fiziksel aktivite düzeylerinden etkilenmediği bulundu (p>0.05). Sonuç: Geriatrik bireylerde yaşın esneklik üzerine negatif bir etkisi olduğu kabul edilmektedir. Çalışmamızda bu etkinin cinsiyetten bağımsız olduğu gösterilmiştir. Mevcut fiziksel aktivite düzeyi esnekliğin belirteçlerinden biri olarak kabul edilebilir. Bu nedenle yaşlı bireyler fiziksel uygunluk parametreleri hakkında bilgilendirilmeli ve fiziksel olarak aktif olmaya teşvik edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Esneklik, Geriatri, Fiziksel aktivite, Yaşam boyu toplam fiziksel aktivite, Yaşam kalitesi

Cinsel kimlikEsneklikFiziksel aktivite+4
Elvan Keleş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İlkokul öğrencilerinde bireysel korkuların yaşam kalitesi, akademik başarı ve öz-etkililik düzeyi ile ilişkisi

Amaç: Denizli ili Tavas ilçe merkezindeki ilkokul öğrencilerinde bireysel korkuların yaşam kalitesi, akademik başarı ve öz-etkililik düzeyi ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Yöntem: Denizli ili Tavas ilçe merkezi Mehmet Özen İlkokulunda eğitim gören, araştırmaya katılmayı kabul eden 3. ve 4. sınıf öğrencileri araştırmaya dâhil edilmiştir (n=96). Veriler frekans dağılımları, ortalama, standart sapma, t testi, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri, oluşturulan öğrenci korku anketi için uzman görüşü değerlendirmesi (Lawshe tekniği ile kapsam geçerlilik indeksi), öğrencilerin bireysel korkuları ile öz- etkililik yeterlilik puan ortalamaları, yaşam kalitesi puan ortalamaları ve akademik başarı durumları arasındaki ilişkiyi belirlemek için ise pearson korelasyon analizi SPSS programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: İlkokul 3. ve 4.sınıf öğrencilerinde sınıf, korkulara etki eden bir faktördür (p<0.05). Sınıf, öz- etkililikle ters orantılıdır. Cinsiyet, yaşam kalitesini etkilememektedir. Erkek öğrencilerin yaşam kalitesi aile alt boyut ortalaması kız öğrencilerin ortalamalarından daha yüksektir (p<0.05). Okul başarı durumu okula ilişkin bireysel korkuları etkileyen bir faktördür (p<0.05). Okul başarı durumu, Kid- KINDL ölçek ve alt boyutlarına etki eden bir faktör değildir (p>0.05). Aile yapısı bireysel korkulara etki eden bir faktördür (p<0.05). Geniş aileye sahip çocukların bireysel korkuları çekirdek aileye sahip çocukların korkularına göre daha fazladır (p<0.05). Korku anketi; duygusal iyilik alt boyutu ile pozitif yönde çok zayıf bir ilişki (r= 0.21; p< 0.05) içerisinde iken, toplam öz- etkililik yeterlilik ölçeği ile negatif yönde çok zayıf bir ilişkisi bulunmaktadır (r= 0.20; p<0.05). Sonuç: İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin 3. sınıf öğrencilerine göre okula ilişkin bireysel korkularının daha fazla olduğu saptanmıştır. Okul başarı durumu okula ilişkin bireysel korkuları etkilemektedir. Başarı düzeyinin artmasıyla okula ilişkin bireysel korkular azalmaktadır. Aile yapısı korkuyu etkilemektedir. Elde edilen bu sonuçlar okul hemşiresinin öğrencilerin korkularını değerlendirme ve aileler ile işbirlikçi girişimlerinde rehber olmalıdır. Anahtar Sözcükler: Okul Hemşireliği, Korku, Öz-etkililik Yeterlilik, Yaşam Kalitesi, Akademik Başarı

Akademik başarıAnksiyeteKorku+4
Meral Babaoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı inme sayrılarında (hastalarında) düşme sıklığı ile işlevsel yeti, denge ve yaşam niteliği arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yaşlı inme sayrılarında düşme sıklığı ile işlevsel yeti, denge ve yaşam niteliği arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Çalışmaya Ocak 2015-Eylül 2015 tarihleri arasında 68 inme sayrısı alındı. Sayrılar 65 üstü (Grup 1) ve altı (Grup 2) olmak üzere iki gruba ayrıldı ve gruplar arasında değerlendirme sonuçları karşılaştırıldı. Sayrıların kişisel özellikleri, düşme sıklığı ve korkusu sorgulandı. İşlevsel yeti; Fugl Meyer Duyu Değerlendirmesi, 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), İnme Esenlendirmesinde Hareket Değerlendirmesi Ölçeği (STREAM), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) ile, denge; Süreli Kalk Ve Yürü Testi (SKYT) ve Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ile, yaşam niteliği (kalitesi) İnme Etki Ölçeği ile değerlendirildi. Bulgular: Grup 1'in yaş ortalaması 74,21±7,43 yıl, Grup 2'nin 54,25±9,40 yıldı. Grup 1'in işlevsel yeti ve denge değerleri Grup 2 'ye göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük, düşme korkusu ise anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Tüm sayrılarda yaş ile işlevsel yeti arasında negatif yönde düşük düzeyde ve anlamlı korelasyon saptanırken, yaş ile SKYT arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı korelasyon saptandı. Sonuç: Yaşlı inme sayrılarında işlevsel yeti ve denge değerleri daha düşük buna bağlı olarak düşme korkuları daha yüksek bulunmuş ve günlük yaşam etkinliklerinde (aktivitelerinde) bağımsızlıklarının azaldığı görülmüştür. İnme esenlendirmesinde (rehabilitasyonunda) motor işlev ve dengeyi arttıracak, düşmeyi önleyecek egzersizlerin günlük yaşamdaki bağımsızlıklarını ve yaşam niteliklerini arttırılabileceği görüşündeyiz. Anahtar Sözcükler: İnme, Düşme, Yaş.

BilişDengeDüşme kazaları+3
Evrim Göz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik myeloid lösemi kök hücre hattı üretimi

BCR/ABL füzyon proteiniyle karakterize Kronik myeloid lösemi (KML), pluripotent hematopoetik kök hücrelerin malign transformasyonu sonucu gelişen klonal bir lösemi kök hücre (LKH) hastalığıdır. Bu projenin amacı, KML LKH'lerinin kültür ortamında birçok tümör serilerine farklılaşma mekanizmalarına karşı kuvvetli bir protokol geliştirerek gelecekteki çalışmalar için uygun kalite ve standartlarda in-vitro KML LKH hattı üretimidir.Bu çalışmada, K562 ve K562/IMA-3 (imatinibe dirençli) insan KML hücrelerinde, FACS ve MACS yöntemleriyle CD34+/CD38-/CD123+ and CD34+/CD38- LKH altpopülasyonlarının izolasyonu sonrasında LKH'lerin davranışları, farklı kültür şartlarına maruz bırakılarak gözlemlendi. LKH'leri, akış sitometriyle hücre siklusu; tümörojeniteyle tümör oluşturma potansiyeli; kantitatif gerçek-zamanlı PCR'la telomeraz aktivitesinin ve BCR/ABL'ın ekspresyon düzeyleri; alkalen fosfataz (AF) boyamayla farklılaşma; ve mikoplazma testiyle kontaminasyon varlığı incelenmiştir. Ayrıca, CD paneli (CD34+, CD38+, CD34+/CD38-, CD34+/CD38/CD123+ altpopülasyonları), KML hücrelerinde, LKH'lerinde ve farklılaşmış LKH'lerinde akış sitometriyle incelenmiştir.K562 ve K562/IMA-3 lösemi hücrelerinin, sırasıyla % 0,4 ve % 5,3 oranlarında LKH'leri içerdiklerini bulduk. Diferansiye etmeyen ortamda LKH'lerin çoğalmaksızın fenotipini koruduğu ve LKH ekspanse edici ortamda LKH'lerin çoğunluğunun LKH olarak çoğaldığı gözlemlendi. Bununla beraber, diferansiye edici ve RPMI-1640 ortamlarında LKH'lerinin, lösemi hücrelerine dönüşerek çoğaldığı gözlemlendi. K562/IMA-3 LKH'lerinin daha hızlı tümör oluşumuna neden olmasının yanı sıra, her iki hücre hattının LKH'leri, atimik nude farelerde tümör oluşturdu. Her iki hücre hattının LKH'lerinde AF pozitif bulundu. Telomeraz aktivitesi ekspresyon düzeyi, K562/IMA-3 LKH'lerinde artmış bulunurken, K562 LKH'lerinde azalmış bulundu. BCR-ABL ekspresyon düzeyi her iki hücre hattının LKH'lerinde azalmış olmakla birlikte korunmuştur. LKH'lerde mikoplazma kontaminasyonu görülmedi. CD panelinde tüm popülasyonların en yüksek seviyeleri, LKH'lerinde görüldü.Bu çalışma sonucunda KML LKH hattı üretiminin zor, ama olası olduğu saptandı.

Hücre dizisiKök hücrelerLösemi-miyeloid-kronik-BCR-ABL pozitif+2
Sibel Azizenur Öztürk
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik boyun ağrılı hastalarda pilates eğitiminin fonksiyonellik ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç:Kronik boyun ağrısının fonksiyonel yetersizliğe sebep olduğu belirtilmesine rağmen, Pilates eğitiminin fonksiyonellik ve yaşam kalitesine olan etkisi bilinmemektedir. Araştırmanın amacı kronik boyun ağrılı hastalarda Pilates egzersizlerinin fonksiyonellik ve yaşam kalitesine etkisini incelemektir. Yöntem: Otuz altı kronik boyun ağrılı hastada ağrı, özürlülük, kavrama kuvveti, el becerisi, postüral kontrol, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi değerlendirilmiştir. Hastalar Pilates ve ev egzersiz grubu olmak üzere randomize olarak 2 gruba ayrılmıştır. Hastalara 8 haftalık egzersiz eğitimi uygulanmış ve değerlendirmeler egzersiz öncesi, sonrası(8. hafta) ve 12. haftada tekrarlanmıştır. Bulgular: Her 2 tedavi yöntemi de kısa dönemde ağrı ve özürlülüğü azaltmada ve el becerisi ile kavrama kuvvetini artırmada benzer etkiye sahipken, Pilates egzersizleri uzun dönemde ağrı ve özürlülüğün azalmasında, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesinin artmasında ev egzersizlerinden daha etkili bulunmuştur (p<0.05).Pilates egzersizleri ve ev egzersizlerinin, postüral kontrolün gelişiminde uzun dönemde katkı sağlaması açıdan birbirine üstünlüğü bulunmamaktadır (p>0.05). Sonuç: Pilates egzersizleri hem kısa hem uzun dönemde ağrı ve özürlülüğün azalmasında,fiziksel aktivite ve yaşam kalitesinin artmasında ev egzersizlerinden daha etkilidir. Postüral kontrolü geliştirmede her 2 egzersiz yöntemi de benzer etkiye sahiptir. Bu konuda Pilates egzersizleri ile farklı egzersiz yaklaşımlarını karşılaştıran daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: pilates egzersizleri, postüral kontrol, fiziksel aktivite, kronik boyun ağrısı

AğrıBoyunBoyun ağrısı+7
Melda Soysal Tomruk
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer hastalığında yeni biyomarkır geliştirilmesi: Serumdan mikroRNAanalizi

Alzheimer Hastalığı (AH), ileri yaşta görülen demansların en sık formudur. Kognitif fonksiyonlarda ilerleyici bozulma ile karekterizedir. Klinikte, AH'nın kesin kriterlerine rağmen tanısı sekonder nedenlerin ve diğer demansif hastalıkların dışlanması ile konur. Tanıda altın standart klinik AH tanısı almış kişide beyinde tipik nöropatolojik değişikliklerin gözlenmesidir. Bu patolojik değişiklikler ilerleyici sinaptik bozulma ve nöron kaybının yanı sıra hücre dışı amiloid-beta plaklarının birikimi, hücre içinde ise hiperfosforillenmiş tau proteinini içeren nörofibriler yumakların oluşumudur. Çalışmalar klinik tanının kesinliğinin %65 ile %96 arasında değiştiğini ortaya koymuştur. Bu açıdan bakılınca AH için spesifik bir biyomarkır çok önemlidir. Beyin omurilik sıvısının (BOS) elde edilme zorluğu ve AH'de beyinde gözlenen değişiklerin periferik kana yansıdığının gösterilmesi nedeniyle günümüzde AH'nın tanısına katkı sağlayacak biyomarkır arayışları daha çok periferik kan örneklerinde devam etmektedir.Post-transkripsiyonel gen regülasyonunda önemli rolü olan mikroRNA'lar (miRNA), kodlanmayan küçük ribonükleik asitlerdir (RNA). Gen ekspresyonunu mesajcı RNA (mRNA) parçalanması ya da translasyonel baskılanma yoluyla düzenlemektedirler. miRNA'ların sinir sisteminde; gelişimde, plastisitede, nörodejenerasyonda rol oynadıkları düşünülmektedir. miRNA ekspresyon bozuklukları daha çok kanserde çalışılmış olmakla birlikte son dönemde pek çok hastalıkta da çalışılmaktadır. miRNA'ların immun hücre gelişiminde, inflamatuar yanıtın oluşmasında anahtar bir rol üstlenebileceği ve nörodejeneratif hastalıkların patogenezinde rol oynayabileceği öne sürülmüştür. Son bir kaç yılda ise, gerek dolaşımdaki stabiliteleri gerekse dokudaki profilleri ile gösterdikleri korrelasyon nedeni ile dolaşımdaki miRNA'ların çeşitli hastalıkların diagnozu ve prognozonda biyomarkır kullanılması önerilmiştir.Çalışmamızda AH'lerin (n=10) ve kontrollerin (n=10) serum örneklerinde miRNA ekspresyon farklılıkları incelenmiştir. Bugüne kadar beyin dokularında yapılan çalışmaların farklı miRNA'ların AH patogenezinde rol aldığının göstermesi ve bu miRNA'ların AH için diagnostik bir biyomarkır olabileceklerinin öne sürülmesinden yola çıkılarak, dolaşımdaki miRNA'ların bu hastalık için yeni biyomarkır olarak kullanılması araştırılmıştır. Yapılan mikroarray analizi ile en fazla ekspresyon değişimi gösteren 20 adet miRNA belirlenmiştir.Anahtar sözcükler: Alzheimer hastalığı, mikroRNA, biyomarkır

Alzheimer hastalığıBiyobelirteçlerDemans+1
Meryem Gülfem Öner
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Array CGH ile tüm genomu tarayarak saptanan submikroskobik kromozomal değişikliklerin konfirmasyonu

Sitogenetik çalışmalar, kromozomal delesyon ve duplikasyonlarının ya da mikroskobik olarak görülebilen kromozomal anomalilerin doğuştan gelen spesifik hastalıklarla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bunu takiben mikroarray-tabanlı uygulamaların geliştirilmesi ile çok sayıda mikroskopla gözlenemeyen kopya sayısı değişikliği ?Copy Number Variations? (CNVs) saptanmıştır ve bunların insan genomunda genetik çeşitliliğe yol açan önemli bir kaynak olduğu anlaşılmıştır. Diğer taraftan bu kopya sayısı değişikliklerinden bazılarının doğumsal defektler, kanser, yenidoğanlardaki nörogelişimsel bozukluklar ve yetişkinlerdeki nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili patojenik CNV'ler olduğu gösterilmiştir. Bu veriler lokus spesifik ve tüm genomu kapsayan array tekniklerinin geliştirilmesiyle elde edilmiştir. Bu çalışmada birden fazla konjenital anomalisi olan hastalarda array CGH ile daha önce saptanmış olan submikroskobik genomik değişikliklerin, qPCR ve MLPA ile lokus düzeyinde doğruluğu araştırılmıştır. Varolan tekniklerin güçlü ve zayıf yönleri ele alınmış, gelecekte uygulanacak alternatif yöntemler tartışılmıştır.

DNAGenomKromozom düzensizlikleri+3
Seçil Kaya
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Resveratrol'ün hipoksi-reoksijenasyon ile indüklenen ın vıtro endotel hücresi hasarına etkisinin ve nrf2'nin olası rolünün araştırılması

Giriş ve amaç: Merkezi sinir sisteminin iskemik hastalıklarında parankimde olduğu gibi endotel hücresinde de çok sayıda biyokimyasal ve fonksiyonel değişiklikler ortaya çıkar. Bu araştırmanın temel amacı, resveratrolün insan serebral mikrovasküler endotel (HCMVE) hücrelerini in vitro ortamda oksidatif hasara karşı koruyup korumadığını incelemek ve resveratrol endotel hücrelerini koruyorsa, bu etkinin Nrf2 (Nuclear transcription factor erythroid 2p45-related factor 2) yolu ile mi olduğunu araştırmaktır. Araştırmada denenen ve kullanılan iskemi reperfüzyonun in vitro modeli, oksijen glukoz deprivasyonu ve reoksijenasyon + ortama glukoz eklenmesi (OGD + RGE) uygulamasıdır.Gereç ve yöntem: HCMVE hücrelerine OGD (6 saat) + RGE (15, 60 dakika ve 24 saat) uygulaması yapıldı ve bu süreler sonunda reaktif oksijen türleri APF (3'- (p-aminofenil) floresin) ve HPF (3'- (p-hidroksifenil) floresin) floresan probları ile değerlendirildi. Resveratrolün reaktif oksijen türleri oluşumu üzerine etkilerini araştırmak üzere hücrelere farklı dozlarda resveratrol (0.1, 1, 10, 50 ve 100 ? M) ile 1 saat pre-inkubasyon uygulandı. Resveratrolün Nrf2 aktivasyonu üzerine olan etkisini değerlendirmek için hücreler 10 ? M resveratrol ile 1, 3, 6, 9 ve 24 saat sürelerle inkube edildi.Bulgular: HCMVE hücrelerinde 6 saat OGD uygulamasını izleyen RGE'nin 60. dakikasında APF ve HPF problarıyla ayrı ayrı ölçümlenen reaktif oksijen türlerinin anlamlı olarak arttığı gözlendi (sırasıyla p değerleri: 0.004 ve 0.016). Resverarolün kullanılan tüm dozlarının 6 saat OGD uygulamasını izleyen RGE'nin 60. dakikasında reaktif oksijen türleri üretimini anlamlı olarak azalttığı saptandı (p: 0.004). Ayrıca, resveratrolün HCMVE hücrelerinde birinci saatte sitoplazmada Nrf2 ekspresyonunu artırdığı, 3. saatten itibaren bandın azalarak 9. saatten itibaren kaybolduğu saptandı.Sonuçlar: Bu çalışmada OGD + RGE uygulanan HCMVE hücrelerinde resveratrolün, incelenen koşullarda, reaktif oksijen türleri oluşumunu azalttığı saptanmıştır. Ayrıca, resveratrolün HCMVE hücrelerinde Nrf2 protein ekspresyonunu da, incelenen koşullarda artırdığı, literatürde ilk kez gösterilmiştir.

EndotelyumHipoksiHücreler+4
Nur Arslan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin ameliyat öncesi ve sonrası hasta bakım yönetimini öğrenmesinde bilgisayar destekli simülasyon tekniğinin etkisi

Araştırmanın birinci aşamasında; deneysel aşamada kullanmak amacıyla Hemşirelikte Klinik Karar Verme Ölceği Türkçe'ye uyarlanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında, hemşirelik fakültesi 2. sınıf öğrencilerinin ameliyat öncesi ve sonrası bakım yönetimini öğrenmesinde bilgisayar destekli simülasyonun bilgi, beceri ve klinik karar verme üzerine etkisi randomize kontrollü tasarımla incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 82 öğrenci oluşturmuştur. Öğrenciler bilgisayar destekli simülasyon (n:41) ve beceri laboratuarında (n:41) eğitim almıştır. Öğrenciler gruplara randomize olarak atanmıştır. Öğrencilere `ameliyat öncesi ve sonrası hasta bakım yönetimi bilişsel düzey değerlendirme testi'; `uygulamalı derin solunum ve öksürme egzersiz eğitimi' ve `ameliyattan gelen hastanın kliniğe kabul edilmesi' beceri kontrol listeleri ve `hemşirelikte klinik karar verme ölçeği' uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi kullanılmıştır. Öğrencilerin eğitim sonrası bilgi (p:0.421), `uygulamalı derin solunum ve öksürme egzersiz eğitimi' beceri (p:0.867), klinik karar verme ölçek toplam ve alt boyut puan ortalamaları farksızdır (p:0.065). Ancak ``ameliyattan gelen hastanın kliniğe kabul edilmesi'' beceri puan ortalamaları arasındaki fark anlamlıdır(p:0.04).Araştırmanın üçüncü aşamasında; simülasyonda eğitim alan öğrencilerin eğitim yaklaşımı ile ilgili görüşleri, öğrenme süreçleri, bireysel gelişimlerine yönelik algıları ve önerileri kalitatif araştırmayla değerlendirilmiştir. İki odak grup görüşmesinde 24 öğrenci ile görüşülmüştür. Öğrencilerin görüşleri içerik analiziyle incelenmiştir. Öğrencilerle yapılan görüşmelerde beş ana tema belirlenmiştir. Bu temalar, öğrenme-bilgi, uygulama, engeller, ilgi çekicilik ve önerilerdir.Araştırmanın kantitatif ve kalitatif sonuçlarına göre bilgisayar destekli simülasyonda verilen eğitim, beceri laboratuarında verilen eğitime eşdeğer kabul edilmiştir. Ülkemizde ameliyat öncesi ve sonrası bakım simulasyonla öğretilerek hemşirelikte karmaşık durumların eğitiminde bir örnek oluşturulmuştur. Eğitici sayısının az, öğrenme ortamının yetersizliğinin çözümünde ve karmaşık konuların öğretilmesinde teknolojinin sağladığı olanakların kullanılması yöneticilerin ve eğiticilerin sorumluluğu olmalıdır.Anahtar kelimeler: Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencisi, Ameliyat Öncesi ve Sonrası Bakım, Bilgisayar Destekli Simülasyon, Randomize Kontrollü Çalışma, Kalitatif Araştırma

Bilgisayar destekli benzetimHemşirelikHemşirelik eğitimi+3
Aylin Durmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Anestezide bilinç düzeyi değişikliklerinin beyin biyofiziği yöntemleri ile irdelenmesi

Amaç: Bu tez çalışmasının amacı genel anestezi uygulamasında oluşan bilinç değişikliği düzeylerinin beyin dalgası dinamikleri üzerine etkilerini, kognitif beyin biyofiziği yöntemleriyle tanımlamaktır.Yöntem: Etik kurul izni ve aydınlatılmış onamları alınan 14 kişinin verisi değerlendirmeye alındı. Hastalara, rutin anestezi ve Bispektral İndeks (BIS) monitörizasyonu yapıldı. Elektroensefalografi (EEG) bonesi giydirildi ve işitsel uyarılma potansiyel (İUP) kayıtları için 40 kanallı dijital EEG cihazı ve uyaran ünitesi (EMISU) kullanıldı. İşitsel uyaranlar (1500-1600Hz, 85dB SPL) gürültü azaltıcı özelliği olan kulaklıkla uygulandı. Operasyon odasında hastanın başlangıç durumunda ilaçsız olarak (0µg/mL), bazal EEG aktivitesi ve İUP kayıtları alındı. Propofol Marsh ve arkadaşları tarafından geliştirilen farmakokinetik model temel alınarak, hedef kontrollü infüzyon cihazı ile propofol beyin konsantrasyonu (0,4, 0,8, 1,2, 1,6 ?g/mL) olacak şekilde infüze edildi. Bu infüzyon sırasında EEG aktivitesi ve İUP kayıtları alındı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde tek yönlü ANOVA kullanıldı.Bulgular: İUP (N1P2) genliği ilaç uygulanmayan oturumda 13,9 µV olarak bulundu. 0,4 ?g/mL doz seviyesinde 11,33 µV, 0.8 ?g/mL doz seviyesinde 6,00 µV, 1.2 ?g/mL dozunda 3,58 µV ve 1,6 ?g/mL dozunda 2,77 µV olarak bulundu. İlaçsız durumdaki N1P2 genliği 0,8 ?g/mL doz seviyesine göre (p<0.01) ve ayrıca 1,2-1,6 ?g/mL dozlarına göre (p<0,001) anlamlı olarak yüksekti. Benzer yönelim BIS değerlerinde de mevcuttu. İlaçsız doz ortalama BIS değeri 94 iken, 0,4 ?g/mL dozunda 92,68, 0,8 ?g/mL dozunda 87,71, 1,2 ?g/mL'de 79,32 ve 1,6 ?g/mL doz seviyesinde 75,61 olarak bulundu. İlaçsız doz BIS değeri diğer doz seviyelerinden anlamlı olarak yüksektir (p<0,001). Çalışmada uygulanan 1,2 ?g/mL propofol dozunda tüm katılımcıların bilincini kaybettikleri gözlendi.Tartışma ve Sonuç: İUP kullanılan birçok çalışmada erken ve orta latanslı yanıtlar incelenmiştir. Çalışmamızda, BIS monitorizasyonuna paralel olarak propofolün geç latanslı İUP yanıtları üzerindeki suprese edici etkisi gösterilmiştir. Bu yöntem ile İUP yanıtları ve BIS skorlarında birbirleriyle korele olarak doğrusal azalma saptanmıştır. Çalışmamızda gösterilen BIS ve İUP korelasyonunun, bilinç ve bilinç dışı durumlarının fonksiyonel özellikleriyle beraber değerlendirilmesi için uygun bir analiz platformu sağlayacağı kanısına varılmıştır.

AnesteziBeyinElektroensefalografi+2
Ali Necati Gökmen
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00