Dokuz Eylül University
Institute

Institute of Health Sciences

Dokuz Eylül University

383

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
DoctorateOpen AccessTR

Hepatoselüler kanser nedeniyle karaciğer nakli yapılan hastaların tümör dokularında kanser kök hücre yüzey belirteçlerinin araştırılması ve bu belirteçlerin prognoza etkisinin değerlendirilmesi

Hepatoselüler kanser (HSK) dünya çapında ölüme neden olan en sık kanserlerdendir. Günümüzde en etkin tedavi seçenekleri, tümörsüz cerrahi sınır elde edecek şekilde karaciğer rezeksiyonu ya da seçilmiş olgularda karaciğer naklidir. Ancak bu tedavilere rağmen HSK rekürrensi sıktır. Güncel çalışmalar HSK rekürrensinde kanser kök hücrelerinin (KKH) sorumlu olabileceğini göstermektedir. Rekürrensten sorumlu olduğu düşünülen HSK kök hücre yüzey belirteçlerinin hedef alınması temelli tedavilerin, rekürrensi önleyebileceği öngörülmektedir. Bu çalışmada kliniğimizde HSK nedeniyle karaciğer nakli uygulanan hastalar incelendi. Çalışmaya uygun olan olguların patolojik preparatlarında, immünohistokimyasal yöntem ile HSK kök hücre yüzey belirteçlerinden CD44, CD47, CD90, CD13 ve EpCAM varlığı değerlendirildi. Bu belirteçlerin varlığı ile hastalık nüksü ve mortalite arasındaki ilişki araştırıldı. Anahtar sözcükler: Hepatoselüler kanser, kanser kök hücre, immünohistokimya, hedef tedavi

Biyobelirteçler-tümörKaraciğer hastalıklarıKaraciğer nakli+6
Tufan Egeli
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mesane kanseri tanılı ürostomili bireylerde beden imgesi değişimlerinin açıklanması

Bu çalışmanın amacı; mesane kanseri tanılı ürostomili bireylerin beden imgesi değişimlerinin açıklaştırılmasıdır. Araştırma tanımlayıcı kalitatif tiptedir. Çalışma Türkiye'nin İzmir ilinde bir araştırma hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini amaçlı örnekleme ile seçilen üroloji servisinden takipli mesane kanseri tanılı ürostomili 15 birey oluşturmuştur. Derinlemesine görüşmeler tematik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Mesane kanseri nedeniyle yapılan ürostomiler beden imgesi değişimlerine neden olmaktadır. Araştırma sonucunda ürostomili bireylerin beden imgesinde değişimleri sonucu dört tema ortaya çıkmıştır. Bu temalar; değişen bedenin anlamı, beden imgesi sorunlarının tetikleyicileri, beden imgesinde bozulmanın etkileri ve baş etme temalarıdır. Sonuç olarak ürostomi sonrası değişen bedene yönelik hemşireler duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için bireyleri cesaretlendirmeli, beden imgesi sorunlarını nelerin tetiklediğini fark etmeli ve beden imgesi sorunlarıyla baş etmede bütüncül bakımı esas alan psikososyal destek sağlamaları gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: beden imgesi, hemşirelik, mesane kanseri, ürostomi

Benlik imajıMesane neoplazmlarıÜreterostomi+1
Feray Solak
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

SMAC mimetiklerinin nöroblastom hücreleri üzerinde apoptotik ve nekropitotik ölüm mekanizmalarına etkisi

SMAC proteinleri, hücre içerisindeki inhibitör apoptoz proteinlerine bağlanır ve onları ubikutinleyerek parçalanmasını sağlar veya direkt onları bloklarlar. Bu sayede hücre ölüm yanıtının başlatılmasına katkıda bulunurlar. SMAC mimetikleri, SMAC proteinlerinin 3 boyutlu yapısını taklit ederek geliştirilen kimyasal ajanlardır. Birçok farklı hematolojik veya solid kanser hücre hatlarında SMAC mimetiklerinin hücre ölümünü ve kemoterapi etkinliğini arttırdığı gösterilmiştir. Nöroblastom çocukluk çağının en sık görülen solid tümörüdür. Hastaların sağ kalım oranları farklılık göstermekle birlikte özellikle yüksek risk grubu hastaların sağ kalımları halen yüzde ellinin altındadır. Yüksek riskli hastalar için daha iyi tedavilerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılan çalışmada SMAC mimetik çeşitlerinden biri olan LCL-161'in nöroblastom tedavisinde aday ajan olup olamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada farklı prognostik fenotipleri yansıtan iki insan nöroblastom hücre hattı kullanılmıştır: MYCN- pozitif KELLY ve MYCN-negatif SH-SY5Y. LCL-161'in mono veya kombine ajan olarak Etoposid ve Cisplatin ilaçları ile hücre canlılığı ve apoptotik hücre ölümü üzerindeki etkisi incelenmiştir. KELLY hücrelerinin LCL-161'e ve uygulanan kemoterapi ajanlarına SH-SY5Y hücrelerine göre daha duyarlı olduğu saptanmıştır. Kombine kullanımda LCL-161, bu hücre hatlarında Cisplatin etkinliğini arttırırken Etoposid etkinliğini arttıramamıştır. Çalışmanın devamında, mono olarak LCL-161 uygulamasının total gen ekspresyonu değişimleri üzerindeki etkisi RNA sekanslama yöntemiyle, apoptotik, anti-apoptotik ve nekroptotik gen ekspresyonları üzerindeki etkisi eş-zamanlı kantitatif PCR yöntemleriyle incelenmiştir. RNA sekanslama sonuçlarında, LCL-161 uygulamasının hücrelerde endoplazmik retikulum stresi (ER) ile ilişkili genlerin ekspresyonunda önemli bir artışa yol açtığı gösterilmiştir. ER-stres ilişkili genlerin ekspresyonundaki artış PCR çalışmaları ile de doğrulanmıştır. Bunun haricinde LCL-161 uygulamasına bağlı olarak bazı apoptotik genlerde artış, bazı anti-apoptotik genler de azalış saptanırken, nekroptotik genler de ise herhangi bir değişim izlenmemiştir. Sonuç olarak, yapılan tez çalışmamızda ilk defa hücrelerde LCL-161 yanıtında ER-stres aracılıklı yolakların da yer aldığını ve bunun LCL-161 tarafından indüklenen apoptotik yanıtın regülasyonunda önemli bir rol üstlenebileceğini ortaya koyduk.

ApoptozisEndoplazmik retikulum stresiHücre ölümü+3
Burçin Baran
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

NBA takımlarının performanslarında sirkadiyen ritmin etkisinin incelenmesi

NBA'de mücadele eden profesyonel sporcular sıklıkla zaman dilimi değiştirilen seyahatlere maruz kalırlar. Bu zaman dilimi değişimleri sirkadiyen ritim (SR) faz kaymasına neden olmakta ve bu faz kaymalarıysa sportif performansı etkilemektdir. Bu çalışmanın amacı SR faz kaymalarının NBA takımlarının performansına etkilerini incelemektir. Ardışık 21 sezon boyunca oynanan 25.016 normal sezon maçı SR faz kayma hesaplamasına dahil edildi. Takım performansı üzerindeki SR faz kayması etkisini incelemek için takımlar yerel saate göre üç gruba ayrıldı: içsel saati yerel saatle aynı olan (YA); içsel saati yerel saatten ileride olan (Yİ) ve içsel saati yerel saatten geride olan (YG). Ayrıca rakiplerin içsel saati dikkate alınarak başka bir gruplama yaklaşımı daha uygulandı: içsel saati rakibin içsel saatiyle aynı olan (RA); içsel saati rakibin içsel saatinden ileride olan (Rİ) ve içsel saati rakibin içsel saatinden geride olan (RG). Analizler bütün maçlar için ve sadece 19:00-19:30 maçları için ayrı ayrı uygulandı. Bu grupları 25 basketbol oyun içi performans metriği açısından karşılaştırmak için 24.985 maç verisi kullanıldı. İstatistiksel analizler ev sahibi ve deplasman takımları için ayrı ayrı uygulandı. Ev sahibi takımlar için Yİ ve Rİ'nın bütün koşullar için en başarılı grup olduğu bulundu. Deplasman maçları için YA'nın en avantajlı grup olduğu belirlendi. Ancak RA, Rİ ve RG gruplarının hiç birisi diğerlerine göre bariz bir avantaj göstermedi. Bu sonuçlar normal sezon maçlarında daha batıdaki takımların ev sahibi oldukları maçlarda SR avantajına sahip olabileceklerini ortaya koymuştur. Ancak deplasman takımlarının performansının SR faz kaymasından daha çok seyahat yorgunluğundan etkilendiği düşünülmektedir. Son olarak, bu çalışmanın en önemli özelliği özgün metodolojik yaklaşımlarıdır. Dolayısıyla bu yöntemlerin ileride yapılacak çalışmalara kaynak olacağı ve egzersiz fizyolojisi alanında sıklıkla kullanılacağı düşünülmektedir.

Fırat Özdalyan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Transkateter aort kapak implantasyonu yapılan hastalarda eğitim ve izlem programının hasta sonuçlarına etkisi

Araştırma transkateter aort kapak implantasyonu uygulanan hastalarda eğitim ve izlem programının öz bakım, yaşam kalitesi, tedaviye uyum ve hastaneye tekrar yatma durumları üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Aralık 2022- Eylül 2023 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji servisinde randomize kontrollü deneysel araştırma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini girişim ve kontrol gruplarında 30 hasta olmak üzere toplam 60 katılımcı oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Soru Formu, Avrupa KY Öz Bakım Davranışları Ölçeği, EQ-5D Yaşam Kalitesi Ölçeği, İlaç Uyumunu Bildirim Ölçeği ve Yapılandırılmış Telefonla Görüşme Formu kullanılmıştır. Araştırmanın verileri girişim ve kontrol grubundan müdahale öncesi, 1. ay ve 3. ayda toplanmıştır. Veriler, SPSS 24 paket programında sayı, yüzde, ortalama, ki-kare testi, student t testi, tek faktörlü ve iki faktörlü tekrarlayan ölçümlerde varyans analizleri, Friedman, Mann-Whitney U, McNemar ve Wilcoxon testleriyle değerlendirilmiştir. Girişim ve kontrol grubunun öz bakım davranışları ölçek puan ortalamaları karşılaştırıldığında grup, zaman ve grup*zaman analizlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu, girişim grubunun kontrol grubuna göre ölçek puan ortalamasının daha düşük (düşük puan yüksek öz bakımı gösterir) olduğu saptanmıştır. Ayrıca girişim grubundaki hastaların, yaşam kalitesi, tedaviye uyum puan ortalamaları ve hastaneye tekrarlı yatış sayıları arasında zamanla grup içinde ve son izlemde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur (p<0.05). Eğitim ve izlem programlarının hastaların öz bakım, yaşam kalitesi, tedaviye uyum ve hastaneye tekrar yatma durumları üzerinde etkili olduğu söylenebilir. Transkateter aort kapak implantasyonu yapılan hastaların ileri yaş ve komorbiditeleri düşünüldüğünde bu özel kırılgan hasta grubu için işlem sonrası takip programlarının, daha fazla kanıta dayalı araştırma sonuçlarıyla birlikte uygulamaya konması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: aort darlığı, hemşire, transkateter aort kapak implantasyonu

Arzu Akbaba
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Eksternal tespit yöntemlerinin dirsek eklem propriyosepsiyonu üzerine etkisi

Giriş: Bu çalışma, asemptomatik bireylerde eksternal destek yaklaşımlarının (counterforce, sleeve ve sham ortez) dirsek propriyosepsiyonu üzerindeki akut etkilerini karşılaştırmayı amaçladı. Yöntem: Çalışmaya counterforce ortez grubuna (yaş: 23.00/6.50 yıl) 20, sleeve ortez grubuna (22.50/2.70 yıl) 20 ve sham ortez grubuna (22.5/5.75 yıl) 20 kişi dahil edildi. Propriyosepsiyon değerlendirmesi aktif eklem pozisyon hissi hatası (EPH) ile, universal gonyometre (Miyang, Çin) kullanılarak yapıldı. Hedef açılar 70° ve 110° dirsek fleksiyonu olarak belirlendi. Değerlendirmeler ortezler (Delta, Türkiye) giyilmeden önce (BS), ortezlerin giyilmesinin hemen ardından (IA) ve giyilmesinin 30. Dakikasında (30MA), ortezler giyili iken yapıldı. Analizler için R yazılımında Anova-tipi istatistikler, Post hoc karşılaştırmalarda Bonferroni düzeltmesi uygulandı. Gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskal Wallis, grupların kendi içlerindeki karşılaştırılmalarda Friedman Analizi kullanıldı. Bulgular: 70° de EPH skorları zaman noktası ve gruplar açısından benzerdi (sırasıyla p=0,055; p=0,095) Grup zaman noktası etkileşimi bakımından da istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi (p=0,476). 110° de EPH skorlarında zaman noktası ve gruplar açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edildi (sırasıyla p=0,020; p=0,005). Grup zaman noktası etkileşimi bakımından EPH skoru 110° olduğunda istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi (p=0,346). 70°'de, sleeve grubunda, BS-30MA (p=0.001) ile IA-30MA (p=0.009) arasında anlamlı farklar tespit edildi. 110°'de, sleeve grubunda, BS-30MA (p=0.007) ile IA-30MA (p=0.007) arasında ve counterforce grubunda, BS-30MA (p=0.001) arasında anlamlı farklar bulundu. Counterforce grubunda 70°'de tüm zaman noktaları arasında fark bulunmazken (p>0.05), 110°'de anlamlı düzeyde fark bulundu (p<0.05). Sleeve ve sham ortez 70° ve 110°'de tüm zaman noktaları arasında fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç Sleeve 70° dirsek fleksiyonunda, counterforce ve sleeve 110°'de dirsek propriyosepsiyonunu geliştirdi. 30 dakikalık ortez kullanım süresi yeterli istatistiksel güce ulaşmak için yetersiz olabilmektedir. Farklı kullanım süreleri içeren çalışmalar, ortezlerin propriyosepsiyon üzerindeki etkilerini daha iyi ortaya koyabilir. Bu ortezler asemptomatik bireylerde dirsek propriyosepsiyonunu baskılamadan kullanılabilir.

Kevser Kaçmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi hasta bakım protokolünün geliştirilmesi ve sternotomi sonrası gelişen ağrıya etkisi

Açık kalp cerrahisi sonrası sternotomiye bağlı ağrı nedeniyle hastalar birçok sorunla karşılaşmaktadır. Bakım protokolleri bütüncül bakım sağlayarak, ağrı ve ağrıya bağlı gelişen sorunları ortadan kaldırabilir. Çalışmamızın amacı, açık kalp cerrahisi hasta bakım protokolünün geliştirilmesi ve sternotomi sonrası gelişen ağrıya etkisinin incelenmesidir. Çalışmamızda ikincil olarak, protokolün ağrı ile ilişkili anksiyete, bakım kalitesi, yaşamsal ve biyokimyasal parametrelere etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tek-kör randomize kontrollü olarak 64 hasta ile tamamlanmıştır. Veriler "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeği", "Sternotomi Sonrası Takip Formu", "Durumluk Anksiyete Ölçeği" ve "Ameliyat Sonrasi Ağrının Giderilmesinde Hastaya Verilen Bakım Kalitesinin Değerlendirilmesi Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Deney grubundaki hastalara ameliyat sonrası 0., 1. ve 2. günlerde geliştirilen protokol doğrultusunda bakım verilmiştir. Kontrol grubundaki hastalara ise yoğun bakım ünitesinin rutin hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Verilerin analizinde ANOVA, tanımlayıcı ve Student's t testi kullanılmıştır. Yapılan istatiksel değerlendirmede deney grubu ağrı değerlendirme ölçeği puan ortalamaları (1,26±0.80) ile kontrol grubu (4.32±1.50) arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Deney grubunun analjezik kullanım sayısının (1.41±.80), kontrol grubuna göre (3.22±1.79) istatistiksel açıdan anlamlı derecede (p<0.001) düşük olduğu saptanmıştır. Deney grubunun ön test (39.28±9.77) ve son test (28.28±5.25) durumluk anksiyete ölçeği puan ortalamaları ile kontrol grubu ön test (58.03±7.07) ve son test (44.12±14.61) ortalamaları arasında fark bulunmuş olup (p<0.001), iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunmamıştır (p=0.386). Deney grubunun ameliyat sonrası ağrının giderilmesinde hastaya verilen bakım kalitesinin değerlendirilmesi ölçeği puan ortalamaları (66.5±4.6), kontrol grubuna göre (44.03±8.63) daha yüksek bulunmuştur. Deney ve kontrol grunbunun nabız ve oksijen satürasyonu değerleri arasında da anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.001). Geliştirilen protokol ağrı, NSAİİ ve opioid kullanımı ve anksiyete düzeyini azaltıp, bakım kalitesinin düzeyini artırmada etkili bulunmuştur. Ayrıca oksijen satürasyonunu artırarak, nabız hızını azalttığı belirlenmiştir. Protokolün, farklı kardiyak cerrahi geçiren hasta gruplarında da kullanılması, etkisinin devamlılığını saptamak için uzunlamasına çalışmaların planlanması, protokolde yer alan hemşirelerin ve protokolün uygulandığı hastaların deneyimlerinin değerlendirilmesi için çalışmaların yapılması önerilebilir.

Akut ağrı
Necibe Dağcan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kardiyak cihaz implante edilen düşük sağlık okuryazarlığı olan hastalarda eğitim ve danışmanlık programının etkisi

Araştırmamızın amacı implante edilebilir kardiyak cihaz yerleştirilecek, düşük sağlık okuryazarlığı olan hastalara uygulanan eğitim ve danışmanlık programının hastaların günlük yaşam aktiviteleri, kardiyak cihaza ilişkin bilgi ve sağlık okuryazarlığı düzeyine etkisini incelemektir. Araştırma iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşama kardiyak cihazı olan hastaların sağlık okuryazarlığının iyileşmesini engelleyen faktörleri ortaya çıkarmak amacıyla 18 hasta ile tanımlayıcı kalitatif desende yürütülmüştür. Çalışmada "sağlık profesyonelleri ile iletişim", "bireysel özellikler", "öz bakım sorumluluğunun farkında olmama" ve "sağlık sistemi özellikleri" olmak üzere dört ana tema ortaya çıkmıştır. Birinci aşamada ortaya çıkan engellere yönelik hazırlanan eğitim ve danışmanlık programı, ikinci aşamada uygulanmıştır. İkinci aşama 61 hasta ile pre-post ve kontrol gruplu, randomize kontrollü çalışma olarak yürütülmüştür. Veriler Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği Q16, İmplante Edilebilir Kardiyak Cihaz Bilgi ölçeği ve Duke Aktivite Durum İndeksi ile toplanmıştır. Veriler girişim öncesi, 1., 3. ve 6. aylarda telefon ve yüz yüze görüşme ile toplanmıştır. Hastalara yüz yüze eğitim verilmiş, yazılı materyal olarak çizgi roman verilmiş ve altı ay boyunca danışmanlık programı yürütülmüştür. Veriler, SPSS 29 paket programında sayı, yüzde, ortalama, student t testi, ki-kare testi, tekrarlayan ölçümlerde tek yönlü ve çok yönlü varyans analizleri, Mann-Whitney U, Friedman, Wilcoxon testleriyle değerlendirilmiştir. Girişim ve kontrol grubu sosyodemografik ve tıbbi özellikleri açısından fark bulunmamıştır (p>0.05). Girişim grubundaki hastaların aktivite düzeyi, bilgi düzeyi ve sağlık okuryazarlığı düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artış olduğu bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca girişim sonrası ölçümlerde girişim grubunun aktivite düzeyi, bilgi düzeyi ve sağlık okuryazarlığı düzeyinin kontrol grubundan anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Bu nedenle uygulanan eğitim ve danışmanlık programının aktivite düzeyi, bilgi düzeyi ve sağlık okuryazarlığı düzeyini olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: İmplante edilebilir kardiyak cihaz, günlük yaşam aktiviteleri, bilgi düzeyi, sağlık okuryazarlığı

Merve Erünal
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sisplatin ototoksisitesinde gen değişimi düzeyinde yeni biyobelirteç geliştirme

Giriş: Sisplatin (CDDP), çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde kullanılan ve DNA platinizasyonu yoluyla etkili olan kemoterapötik bir ajandır. Bu alkilleyici ajanın en önemli yan etkileri nefrotoksisite, ototoksisite ve nörotoksisitedir. CDDP ototoksisitesi genellikle sensörinöraldir. Bilateral, geri dönüşü olmayan ve ilerleyici işitme kaybına neden olur. CDDP'ye bağlı işitme kaybı, özellikle küçük dil ediniminde, öğrenmede ve psikolojik gelişimde zorluklara neden olur ve çocukların hayatlarının geri kalanını da etkileyeceği düşünülür. Sosyal işlevsellikte azalmaya yol açması nedeniyle özellikle önemlidir. Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı kanserlerinde sisplatin ototoksisitesini önceden öngörmemizi sağlayabilecek olan biyobelirteçlerin araştırılmasıdır. Gereç-Yöntem: Öncelikle; ileri derecede işitme kaybı olan hastalar, aday mutasyon araştırması için karşılaştırmalı genomik hibridizasyon ile analiz edildi. İleri derecede işitme kaybı olan 5 hastada ADAM6, SIX3, GNAS, NDUFV1, H19, DEFA4, ZIM2 genlerinin mutant olduğunu tespit ettik. Bu veriler doğrultusunda sisplatin tedavisi alan daha geniş bir çocukluk çağı kanseri hasta popülasyonunda bu 7 genin mutasyon durumunu tespit etmeyi amaçladık. Rutin kontroller için gelen sisplatin tedavisi alan ya da almakta olan 82 hastanın periferik kanından ayrılan mononükleer hücrelerden DNA izole edildi. Daha sonra 7 gen için RT-PCR analizi yapıldı. Hastalar tanıları, kümülatif sisplatin dozlarıyla birlikte Brock ve Muenster skorlamaları ile ototoksisite açısından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 82 hastanın; 44'ü erkek, 38'i kız idi. Hastaların tanısal dağılımı: Nöroblastom %42,7, Santral Sinir Sistemi Tümörü %14,6, Germ Hücreli Tümör %11, Hepatoblastom %11, Nazofaringeal Karsinom %6,1, Osteosarkom %4,9, diğer tümörler %9,7 şeklinde idi. Ortanca kümülatif sisplatin dozu 400 mg/m2 (75-800 mg/m2) olarak hesaplandı. Tüm hastaların %28'inde işitme kaybı vardı. Bu hastaların işitme kaybı oranları ise %76,8'inde hafif işitme kaybı, %23,2'sinde ise ileri derecede işitme kaybı olarak görüldü. Ototoksisite varlığı ile ZIM2 geninin amplifikasyonu arasında korelasyon bulundu (korelasyon katsayısı 0,461, p=0,003). ZIM2 gen amplifikasyonu özellikle ileri derecede işitme kaybı olan hastalarda körele idi (korelasyon katsayısı 0,38, p=0,017). Sonuç: Sisplatin ototoksisitesini öngörmek için yeni biyobelirteçlere ihtiyaç vardır. Çalışmamız ZIM2 genini aday biyobelirteç olarak tanımladı. Anahtar Kelimeler: Nöroblastom, Sisplatin, Ototoksisite, Biyobelirteç

Deniz Kızmazoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Primigravida gebelere motivasyonel görüşme yöntemi ile verilen pelvik taban kas eğitiminin gebelikte ve postpartum dönemde üriner inkontinansa etkisi

Bu çalışmada amaç, primigravida gebelere motivasyonel görüşme yöntemi (MG) ile verilen pelvik taban kas eğitiminin gebelikte ve postpartum dönemde üriner inkontinansa (Üİ) etkisini incelemektir. Randomize kontrollü tipteki çalışmaya örnekleme dahil etme kriterlerini sağlayan deney (n=22) ve kontrol (n=19) grubu olmak üzere toplam 41 primigravida gebe dahil edilmiştir. Çalışmada tanımlayıcı veri formu, Bristol Kadın Alt Üriner Yol Semptomları Ölçeği (Bristol Female Lower Urinary Tract Symptoms) (BFLUTS), BROOME Pelvik Taban Kas Egzersizi (PTKE) Öz-etkililik Ölçeği, üriner günlük, ped testi, yüzeyel elektromyografi (EMG) ve transperineal ultrasonografi (USG) kullanılmıştır. Deney grubuna MG yöntemi ile pelvik taban kas eğitimi verilerek 20., 28. 36. gebelik haftaları ile postpartum 6.haftada tekrarlı ölçümler yapılmıştır. MG yöntemi ile verilen pelvik taban kas eğitiminin deney grubundaki kadınların 28. ve 36. gebelik haftasında BFLUTS depolama, idrar yapma ve idrar kaçırma alt boyut puanları ile tüm ölçümlerde BFLUTS toplam puanlarının, kontrol grubundakilere göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Deney gurubundaki kadınların BROOME Özetkililik ölçeği toplam puanlarının zaman içinde arttığı ve istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Ayrıca deney grubundaki kadınların kontrol grubuna göre ped test ağırlıklarının düşük, alınan sıvı miktarlarının fazla, idrar yapma zorunluluğu ve idrar kaçırma sayılarının azaldığı belirlenmiştir. Ölçüm zamanlarına göre grupların pelvik taban ve diğer kaslarının EMG ve USG ölçüm değerlerinde anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. MG yöntemi ile verilen pelvik taban kas eğitiminin primigravida gebelerde gebelik ve postpartum dönemlerinde idrar depolama, idrar yapma ve idrar kaçırmada etkili olduğu ve PTKE özetkililiği arttırdığı saptanmıştır. PTKE sonucunda deney grubunun pelvik taban ve kor kaslarında bir değişim olmadığı belirlenmiştir. Hemşire ve ebelerin antenatal dönemden itibaren MG yöntemini kullanarak Üİ'yi önleme ve yönetmede pelvik taban kas eğitimlerini vermesi, eğitimlere postpartum dönemde de devam edilmesi ve izlenmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Gebelik, Üriner İnkontinans, Pelvik Taban Kas Eğitimi, Motivasyonel Görüşme, Hemşirelik.

Manolya Parlas
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2023
00