13
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Toprak zeminlerin jeoteknik değişkenliğinin karakterizasyonu:Kayseri ayrılmamış kuvaterner birimleri örneği
Jeoteknikte, zemin dayanımı, sıkışabilirlik ve geçirgenlik gibi parametrelerin belirsizliği, tasarım ve risk değerlendirmelerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, jeoteknik parametrelerin belirsizliğini azaltmak amacıyla varyasyon katsayısı (COV) ve Monte Carlo simülasyonu yöntemlerini kullanmayı hedeflemektedir. Araştırma kapsamında, (N1)60 değeri, drenajsız makaslama dayanımı, elastisite modülü ve limit basınç değerleri gibi jeoteknik özelliklerin olasılıksal dağılımları incelenmiştir. Bu amaçla, saha ve laboratuvar testlerinden elde edilen veriler analiz edilmiş ve anahtar parametrelerin değişkenliği istatistiksel yöntemlerle belirlenmiştir. Monte Carlo simülasyonu, zemin özelliklerindeki belirsizliğin yapılan deney sayısı ile ilişkisini değerlendirmek için uygulanmıştır. Sonuçlar, varyasyon katsayısı ve Monte Carlo simülasyonunun kullanılmasıyla, jeoteknik tasarımların güvenilirliğinin önemli ölçülerde artırılabileceğini göstermektedir. Varyasyon katsayısı ve Monte Carlo simülasyonu kullanılarak yapılan değerlendirmelerde, birçok jeoteknik parametre bu simülasyonlar sonucunda literatürde yer alan çeşitli araştırmacının referans değerlerinin içinde yer almaktadır. Bazı parametrelerde ise tamamen referanslar içinde yer almasa bile daha sağlıklı değerler bizlere vermektedir.
24 mayıs 2014 kuzey ege denizi depremi (MW=6.9) telesismik veri ile nokta kaynak analizi
Bu çalışmada 24 Mayıs 2014 tarihinde Kuzey Ege Denizi'nde meydana gelen Mw=6.9 büyüklüğündeki depremin kaynak mekanizmasını belirlemek için bir ters çözüm yöntemi kullanılarak nokta kaynak analizi yapılmıştır. Ters çözüm sürecinde telesismik uzaklıktaki istasyonlardan elde edilen P dalga şekilleri kullanılmıştır. Bu kapsamda farklı nokta kaynak modelleri test edilmiş ve üç kaynaklı modelin kırılma sürecini en iyi temsil ettiği görülmüştür. Elde edilen kaynak parametreleri KD yönünde (doğrultu: 80°, eğim: 82°, kayma açısı: -177°) düğüm düzlemi fay düzlemi olarak tanımlanmış olup Kuzey Anadolu Fayı'nın (KAF) batıdaki uzantı sisteminin bir parçası olan Kuzey Ege Çukuru (KEÇ) üzerinde konumlanmıştır. Deprem, Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun batı uzantısı boyunca gelişen küçük normal faylanma bileşeni içeren sağ yanal doğrultu atımlı faylanma göstermektedir. Bu model kapsamında sismik moment değeri 1.77 × 1019 Nm, moment büyüklüğü Mw = 6.8 olarak hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular, bölgedeki aktif tektonik yapıların davranışı ve sismik tehlike değerlendirmeleri açısından önemli katkılar sunmaktadır.
Yücekapı (Eleşkirt, Ağrı) beldesi'nin konut uygunluğunun çok disiplinli incelenmesi: Jeofizik, jeolojik ve geoteknik perspektifler
Çalışmanın amacı, Yücekapi (Ağrı) bölgesinde güvenli ve sürdürülebilir yerleşim alanlarının belirlenmesine yönelik olarak, bölgenin jeofizik, jeolojik ve jeoteknik açıdan uygunluk değerlendirmesini yapmaktır. Bu kapsamda, bölgenin jeolojik yapısı ile zeminlerin mühendislik özellikleri, detaylı saha çalışmaları, arazi deneyleri ve laboratuvar analizleri aracılığıyla incelenmiştir. Çalışmada, jeofizik (MASW, sismik kırılma) ve jeoteknik (SPT N60, sondaj) verileri IDW interpolasyonu ile değerlendirilmiş; topoğrafik eğim ve kot veri kümeleriyle birlikte 100×100 m²'lik mikrobölgelere dönüştürülmüştür. Müteakiben, veriler min–max normalizasyonu yöntemiyle eş ölçeklendirilmiştir. Elde edilen çok katmanlı veri matrisi, K-ortalamalar (K-means) algoritması ile kümeleme analizine tabi tutulmuştur. Optimum küme sayısı, Elbow, Silhouette ve hiyerarşik dendrogram analizleri sonucunda k = 3 olarak belirlenmiştir. Pratik açıdan, mevcut mevzuata göre tek bir "önlemli alan" sınıfı altında değerlendirilen bölgenin, jeolojik, jeoteknik ve jeofizik ham veriler kullanılarak K-ortalamalar kümeleme yöntemiyle anlamlı üç alt gruba ayrılabildiği görülmüştür. Bu yaklaşım, mevcut "tek önlemli alan" sınıfı içerisinde yer alan kentleşme bölgelerinin, yerleşime uygunluk açısından ham veriler temelinde alt gruplara ayrılmasını sağlayarak, plancıların mekânsal planlama süreçlerinde daha nesnel kararlar almasına katkı sunmaktadır.
Jeolojik ve jeoteknik çalışmalara bağlı olarak yerleşime uygunluk durumunun değerlendirilmesi: Kütahya (merkez) örneği
Bu çalışmada, Kütahya Merkez İlçesi'nin yerleşime uygunluk durumunun Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ile K-En Yakın Komşular (KNN) algoritmasının entegrasyonu aracılığıyla analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, bölgenin jeoteknik ve topoğrafik özellikleri birlikte değerlendirilmiş; mühendislik jeolojisi açısından güvenli ve sürdürülebilir yerleşim alanlarının belirlenmesine yönelik mekânsal analizler gerçekleştirilmiştir. Analiz sürecinde, sismik dalga hızları (Vp, Vs), standart penetrasyon testi (N₆₀) değerleri, topoğrafik eğim ve yükselti gibi parametreler kullanılmıştır. Bu verilerin mekânsal dağılımları CBS ortamında belirlenmiş, ardından oluşturulan mikrobölgeler içerisinde normalize edilerek KNN modeli aracılığıyla sınıflandırılmıştır. Ayrıca, KNN modelleme sürecinde değerlendirilen predict_proba yöntemi ile her bir örneğin ilgili sınıfa ait olma olasılıkları hesaplanmış; bu sayede, belirlenen öncelikli alanların kendi içerisinde alt gruplara ayrılması mümkün olmuştur. Elde edilen sonuçlar, düşük eğimli ve yüksek zemin dayanımına sahip alanların yerleşim açısından yüksek uygunluk gösterdiğini; alüvyon karakterli, düşük dalga hızına sahip gevşek zeminlerin ise düşük uygunluk sınıfında yer aldığını ortaya koymaktadır. CBS tabanlı KNN yaklaşımının predict_proba yöntemi ile entegrasyonunun, yerleşim planlaması, mühendislik jeolojisi ve afet risk azaltma uygulamalarında etkin bir karar destek aracı olarak kullanılabileceği belirlenmiştir.
Menard presiyometresi deneyinden elde edilen deformasyon modülü ile kayma dalga hızı tabanlı dinamik elastisite modülü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, Presiyometre deneyi (PMT) ile elde edilen Menard deformasyon modülü (Em) ile jeofizik yöntemlerden (sismik hızlar) türetilen dinamik elastiklik modülleri arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Bu doğrultuda, farklı zemin türlerinde bu iki parametre arasında bir korelasyonun varlığını belirlemek üzere deneysel çalışmalar yürütülmüştür. Çalışma kapsamında, beş adet sondaj kuyusuna yakın konumlarda sismik kırılma ve Çok Kanallı Yüzey Dalgaları Analizi (MASW) ölçümleri yapılmıştır. Bu ölçümler analiz edilerek, kayma dalgası (Vs) ve basınç dalga (Vp) hızları derinliğe bağlı olarak hesaplanmıştır. Söz konusu sondaj kuyularında farklı seviyede PMT gerçekleştirilmiştir. Yapılan arazi deneylerinin birbiriyle tutarlılığını kontrol etmek amacıyla, üç sondaj kuyusunda gerçekleştirilen Standart Penetrasyon Deneyi'nden (SPT) elde edilen N60 değerleri, Vs ve Em değerleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen zemin parametrelerinin karşılaştırmalı değerlendirmesi sonucunda, farklı yöntemlerle elde edilen veriler arasında güçlü pozitif ilişkiler bulunduğu tespit edilmiştir. PMT deneyinden elde edilen statik elastisite modülü değerlerinin 20 MPa ile 40 MPa aralığında olduğu, düşük plastisiteli killer için Alpan eğrisi üzerinde oldukça uyumlu sonuçlar verdiği belirlenmiştir. SPT deneyinden hesaplanan dinamik/statik modül oranı (Ed/Es) değerlerinin, çalışmanın tamamını kapsayan 20 MPa ile 100 MPa aralığındaki bölümde Alpan eğrisi ile yüksek düzeyde uyum gösterdiği gözlemlenmiştir. Ayrıca, yapılan F testi analizine göre, bu çalışmada elde edilen sonuçların güncel literatürde belirtilen değerler ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır.
Obruk tehlikesinin elektrik özdirenç ve sızma hızı deneyi ile değerlendirilmesi
Bu çalışma Eskişehir Sivrihisar Sığırcık Köyü civarında son yıllarda obruk oluşumunun artması nedeniyle oluşabilecek obruk tehlikesini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda obruk oluşumu alanında Elektrik Rezistivite Tomografi yöntemi ve Sızma Hızı Deneyi yapılmıştır. Elektrik Rezistivite Tomografi yönteminden elde edilen muhtemel obruk alanları ve genişleme alanları tespit edilmiş, tespit edilen bu alanlarda yapılan Sızma Hızı Deney çalışmalarında; jeolojik yapıya bağlı, içerisinde jips içeren yapıların yüzey su akışlarından kaynaklı erimeleri sonucu oluştuğu ve yeni obrukların da oluşabileceği sonucuna varılmıştır. Yapılan çalışmalar bağlamında bölgede daha detaylı incelemelerde bulunmak üzere jeofizik ve sızma hızı deneylerine ek olarak obruk oluşum sebebini belirlenebilmesinde iki boyutlu sismik kırılma ölçümlerinin yapılması doğru olacaktır. Aynı zamanda sondaj ve araştırma çukurlarının da açılarak zemin yapısının belirlenebilmesi için gerekli parametrelerin hesaplanarak değerlendirme yapılması gereği doğmuştur.
Obruk tehlikesinin elektrik özdirenç ve sızma hızı deneyi ile değerlendirilmesi
Bu çalışma Eskişehir Sivrihisar Sığırcık Köyü civarında son yıllarda obruk oluşumunun artması nedeniyle oluşabilecek obruk tehlikesini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda obruk oluşumu alanında Elektrik Rezistivite Tomografi yöntemi ve Sızma Hızı Deneyi yapılmıştır. Elektrik Rezistivite Tomografi yönteminden elde edilen muhtemel obruk alanları ve genişleme alanları tespit edilmiş, tespit edilen bu alanlarda yapılan Sızma Hızı Deney çalışmalarında; jeolojik yapıya bağlı, içerisinde jips içeren yapıların yüzey su akışlarından kaynaklı erimeleri sonucu oluştuğu ve yeni obrukların da oluşabileceği sonucuna varılmıştır. Yapılan çalışmalar bağlamında bölgede daha detaylı incelemelerde bulunmak üzere jeofizik ve sızma hızı deneylerine ek olarak obruk oluşum sebebini belirlenebilmesinde iki boyutlu sismik kırılma ölçümlerinin yapılması doğru olacaktır. Aynı zamanda sondaj ve araştırma çukurlarının da açılarak zemin yapısının belirlenebilmesi için gerekli parametrelerin hesaplanarak değerlendirme yapılması gereği doğmuştur.
Afete duyarlı planlama yaklaşımı ve yer bilimsel verilerin mekânsal plana entegrasyonu: Bursa il merkezi incelemesi
Türkiye bulunduğu coğrafyada sahip olduğu jeolojik, jeomorfolojik, topografik, meteorolojik ve sismolojik özelliklerinden dolayı, afetlere maruz kalma potansiyeli yüksek bir ülkedir. Afete duyarlı planlama yaklaşımı her türdeki tehlikeleri ve tüm zemin koşullarını göz önünde bulunduran ve afetlerde önlenme ve/veya zararın azaltılmasını amaçlayan bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma kapsamında, öncelikle afet ve afet yönetimi kavramsal olarak ele alınmış, mekânsal planlama ile afete duyarlı planlama yaklaşımı tanım ve kapsam yönünden incelenmiş, bu kapsamda yer bilimsel verilerin planlamada kullanımının yerleşime ve yapılaşmaya uygunluk değerlendirmelerindeki fonksiyonu incelenmiştir. Yer bilimsel verilerin mekânsal plana entegrasyonu noktasında taşıdığı afet riski, konumu ve jeolojik, jeomorfolojik ve sismolojik özellikleri nedeniyle örnek olarak Bursa il merkezi incelenmiş, afet risk değerlendirmesi, kentsel kullanım ve yerleşime uygunluk yönünden afete duyarlı planlama kapsamında değerlendirilmiştir.
Afete duyarlı planlama yaklaşımı ve yer bilimsel verilerin mekânsal plana entegrasyonu: Bursa il merkezi incelemesi
Türkiye bulunduğu coğrafyada sahip olduğu jeolojik, jeomorfolojik, topografik, meteorolojik ve sismolojik özelliklerinden dolayı, afetlere maruz kalma potansiyeli yüksek bir ülkedir. Afete duyarlı planlama yaklaşımı her türdeki tehlikeleri ve tüm zemin koşullarını göz önünde bulunduran ve afetlerde önlenme ve/veya zararın azaltılmasını amaçlayan bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma kapsamında, öncelikle afet ve afet yönetimi kavramsal olarak ele alınmış, mekânsal planlama ile afete duyarlı planlama yaklaşımı tanım ve kapsam yönünden incelenmiş, bu kapsamda yer bilimsel verilerin planlamada kullanımının yerleşime ve yapılaşmaya uygunluk değerlendirmelerindeki fonksiyonu incelenmiştir. Yer bilimsel verilerin mekânsal plana entegrasyonu noktasında taşıdığı afet riski, konumu ve jeolojik, jeomorfolojik ve sismolojik özellikleri nedeniyle örnek olarak Bursa il merkezi incelenmiş, afet risk değerlendirmesi, kentsel kullanım ve yerleşime uygunluk yönünden afete duyarlı planlama kapsamında değerlendirilmiştir.
Afet risk faktörlerinin mimari uygulama projesi ve detayları üzerinden belirlenmesi: Eskişehir ili Hayriye mahallesi örneği
Yaşanan olayların afet boyutuna ulaşmasının en büyük sebebi, toplumların savunmasız ve yaşanan olayın boyutunun üstlenilebilecek boyuttan büyük olmasından kaynaklanır. Yaşanabilecek tehlikeleri ve bu tehlikelerin boyutlarını önceden belirleyerek bunlara karşı önlemler almak afetlere karşı dirençli toplumların oluşmasını sağlar. Afetlere karşı hazırlıklı olmak adına yapılan çalışmalarda, bütünleşik afet risklerinin belirlenmesi ve ortak bir yaklaşımla disipliner arası çalışma ortamı sağlanarak, olası tehlikelerin saptanması gerekmektedir. Bu tehlike içeren durumların yaşanması halinde oluşacak zarara yönelik yine disipliner arası çalışmalar ile zarar azaltma konusunda neler yapılabileceğine dair tespitlere ve önceliklendirmelere ait kararlar oluşturulmalıdır. Afetlere hazırlık kapsamında mevcut yapı stok durumunun değerlendirilmesi için mimari projeler üzerinde yer alan yapıya ait kapsamlı bilgiler yapının bütünleşik afet risklerini tanımlama da yardımcı olabilecek niteliktedir. Bu çalışmada mimari proje üzerinden okunabilen statik, mekanik, elektrik projelerine ait detaylar ile mimari projeye ait yapı bilgileri kullanılarak kentsel anlamda etkisi büyük olan deprem, yangın ve su baskını/sel afetlerinin yaşanması halinde yapı üzerinde neden olduğu etkiler incelenmiştir. Elde edilen bilgiler ışığında mevcut yapı stok durumuna ait afet risklerinin hızlı bir şekilde saptanabileceği ve olası afet zararlarının en aza indirilmesi için yapılacak çalışmalara altlık oluşturacak verilerin çoklu afetlere yönelik elde edilebilir olabileceği çıkarımında bulunulmaktadır. Ayrıca, disipliner arası çalışmaların yapı inşa sürecinde ki gibi afet riski belirlenmesi ve risk azaltma çalışmaları içinde yaygınlaştırılması afet zararlarının hızlı ve etkin bir şekilde azaltılabilmesi için gereklidir.
Afet risk faktörlerinin mimari uygulama projesi ve detayları üzerinden belirlenmesi: Eskişehir ili Hayriye mahallesi örneği
Yaşanan olayların afet boyutuna ulaşmasının en büyük sebebi, toplumların savunmasız ve yaşanan olayın boyutunun üstlenilebilecek boyuttan büyük olmasından kaynaklanır. Yaşanabilecek tehlikeleri ve bu tehlikelerin boyutlarını önceden belirleyerek bunlara karşı önlemler almak afetlere karşı dirençli toplumların oluşmasını sağlar. Afetlere karşı hazırlıklı olmak adına yapılan çalışmalarda, bütünleşik afet risklerinin belirlenmesi ve ortak bir yaklaşımla disipliner arası çalışma ortamı sağlanarak, olası tehlikelerin saptanması gerekmektedir. Bu tehlike içeren durumların yaşanması halinde oluşacak zarara yönelik yine disipliner arası çalışmalar ile zarar azaltma konusunda neler yapılabileceğine dair tespitlere ve önceliklendirmelere ait kararlar oluşturulmalıdır. Afetlere hazırlık kapsamında mevcut yapı stok durumunun değerlendirilmesi için mimari projeler üzerinde yer alan yapıya ait kapsamlı bilgiler yapının bütünleşik afet risklerini tanımlama da yardımcı olabilecek niteliktedir. Bu çalışmada mimari proje üzerinden okunabilen statik, mekanik, elektrik projelerine ait detaylar ile mimari projeye ait yapı bilgileri kullanılarak kentsel anlamda etkisi büyük olan deprem, yangın ve su baskını/sel afetlerinin yaşanması halinde yapı üzerinde neden olduğu etkiler incelenmiştir. Elde edilen bilgiler ışığında mevcut yapı stok durumuna ait afet risklerinin hızlı bir şekilde saptanabileceği ve olası afet zararlarının en aza indirilmesi için yapılacak çalışmalara altlık oluşturacak verilerin çoklu afetlere yönelik elde edilebilir olabileceği çıkarımında bulunulmaktadır. Ayrıca, disipliner arası çalışmaların yapı inşa sürecinde ki gibi afet riski belirlenmesi ve risk azaltma çalışmaları içinde yaygınlaştırılması afet zararlarının hızlı ve etkin bir şekilde azaltılabilmesi için gereklidir.
Deprem afet risk yönetiminde model pratiklerinin rolü
Modeller, deprem ve etkilerinin yarattığı riskler karşısında kilit bir role sahiptir. Uzmanlar güçlü bir yazılım paketi dahilinde yüksek teknolojiye sahip araçları içeren modeller geliştirerek afet yönetimini etkin kılmaya çalışmaktadır. Bu tez araştırması ulusal ve uluslararası düzeyde uygulama alanı bulan başlıca modellerin afet risk yönetimindeki rolüne ve potansiyeline odaklanmaktadır. Ayrıca öncül nitelikteki tsunami modellerine de yer verilmiştir. Modellerin ayrıntılı değerlendirmesi yapıldıktan sonra Türkiye özelinde, ilgili yüz uzmanın katılımıyla gerçekleşen istatistiki bir anket çalışması yürütülmüştür. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu %83 yanıtlanma oranıyla dirençlilik ve kırılganlık analizlerinin göreli olarak öncelikli olduğu yönündeki hâkim görüştür. Sonuç olarak, modellerin rolüne ve istatistiki verilere dayalı olarak ilgili kurumlara öneriler sunulmuştur.
Deprem afet risk yönetiminde model pratiklerinin rolü
Modeller, deprem ve etkilerinin yarattığı riskler karşısında kilit bir role sahiptir. Uzmanlar güçlü bir yazılım paketi dahilinde yüksek teknolojiye sahip araçları içeren modeller geliştirerek afet yönetimini etkin kılmaya çalışmaktadır. Bu tez araştırması ulusal ve uluslararası düzeyde uygulama alanı bulan başlıca modellerin afet risk yönetimindeki rolüne ve potansiyeline odaklanmaktadır. Ayrıca öncül nitelikteki tsunami modellerine de yer verilmiştir. Modellerin ayrıntılı değerlendirmesi yapıldıktan sonra Türkiye özelinde, ilgili yüz uzmanın katılımıyla gerçekleşen istatistiki bir anket çalışması yürütülmüştür. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu %83 yanıtlanma oranıyla dirençlilik ve kırılganlık analizlerinin göreli olarak öncelikli olduğu yönündeki hâkim görüştür. Sonuç olarak, modellerin rolüne ve istatistiki verilere dayalı olarak ilgili kurumlara öneriler sunulmuştur.